Beste Serim Erbak: POLONYA Seyahati Bölüm 2

POLONYA Seyahati Bölüm 2- Gdansk- Sopot- Malbork (Temmuz-2014)

Gdańsk Danzig (Almanca) Gdansk ( Eski adı Danzig- Almanca) GDYNIA Tam adını yazmak istersek lehçede “n”harfinin üzerinde sağa doğru bir aksan var.Uzun yıllar Almanya şehri mi olsun yoksa Polonya’nın mı diye tartışılan şehir.

Sabah erkenden eski şehirdeki evimizden yola çıktık. Acil bir taksi bularak Merkez Tren Garına gitmeliyiz. Daha önce de söz ettiğim gibi eğer biletlerimizi internetten almış olsaydık çok daha uygun bir saate yer bulabilirdik.( 3 kişi 201 zt )Bunu bile zar zor bulduk.Fiyatlar da ucuz değil.Tren kalkış saati 07.55.(PKP Intercity) Varış 14.01.Neyse yetiştik.Tren çok dar ve eski.Koridorda bir kişi geçerse karşı taraftan gelen beklemek zorunda.Büyük bir gürültü ile yol alıyor. Karşımıza aksi bir Polonyalı hanım oturdu. Epeyce huzursuz olduk. Polonya’da genelde turiste güleryüzlü davranılıyor ama arada da olsa bu tür insanlar var. İngilizce konuşursanız anlıyorlar ama dil bilen de pek yok.Ara istasyonlar öyle pek bakımlı değil.Ama sürekli çalışma var. Komünizm zamanında epeyce apartman yapılmış.Kutu kutu evler. Sosyal konut diye geçiyor.Alabildiğine yeşil.Ağaçların arasında tipik evler.Genelde inşaat halinde. Torun’dan geçiyoruz. Burayı da gezmek istedik ama vakit yetmedi. Genç ressama verdiğimiz sözü tutamadık. İki şehir arasındaki mesafe bir hayli fazla. Karayollarında da sürekli tamirat olduğu için araba kiralamak pek akılcı değil. Ayrıca otomatik araba bulmak bir hayli zor. Ve kesinlikle bunu da önceden internetten kiralamak gerekiyor. Yoksa çok pahalı. Gdansk’a varır varmaz bir taksiye atladık ve şehir merkezinden pek fazla uzak olmayan evimize gittik.

Villa Zosienka. Bir villanın 2.katı.Ağaçların arasında bir orman evi. İşletenlerde 1.katta kalıyorlar. Neyse burada anahtarı başka bir yerden almaya gerek kalmadı.Güleryüzlü insanlar.Anne baba ve genç kızları.Baba birkaç kez İstanbul’a gelmiş ama evinde kalan ilk Türk olduğumuzu söyledi.Ev tahta malzame kullanılarak yapılmış. En aşağıda sauna var. Pek hoş.Herşeyden önce tertemiz.Biraz dinlendikten sonra şehire indik. Buradan tranvayla beş dakika. Eski şehiri görmek üzere gidiyoruz. Şehrin kapısından girerken heyecanlanıyorum. Her taraf o kadar güzel ki… Girer girmez kılınç ve benzeri oyuncaklar satan satıcılara rastlıyorsunuz.Gdansk Baltık Denizi kıyısında. Plajlar tam bu merkezde değil ama çok da uzak sayılmaz. Wyzynna Kapısı 1612-1614 yılları arasında yapılmış. Dluga Sokağı’nın başlangıcı.Buraya Kraliyet Yolu da deniliyormuş. Daha girer girmez birkaç adım sonra Türk Kebapçısı görünce hemen gittik. Tabi Türk misafirperverliği çaylar ikram edildi. Hikayesini dinledik.(Turkish Kebap Cafe) Yasin Bektaş, buralara gelmiş. Eşi Polonyalıymış.Antalya’ya tatile geldiğinde tanışmışlar ve evlenip buraya yerleşmiş.Bu arada dikkatimi çeken Polonyalıların çoğu Türkiye’ye seyahat etmiş. Hatta bunu konuştuğumuz bir Polonyalı bize “siz buraya biz oraya taşınıp duruyoruz” dedi.

Ana caddede ilerliyoruz.Tam o sırada bir bayan “Aa ne güzel Türkçe mi duyuyorum?” diyerek yanımıza yaklaştı. Biz ona “merhaba” derken arkasındaki genç “Onlar benim arkadaşlarım”demez mi! Bir de baktık genç ressamımız Burak. Bu kadar tesadüf olur. Torun Resim bienali için Polonya’ya gelen resim öğretmeni konuklarını Gdansk’a gezmeye getirmişler. Aynı anda aynı yerde yürümek olur şey değil. Ne hoş tesadüf… Gdansk Amberin (Kehribar) çıkarıldığı şehir. Aslında bu taştan yapılmış çeşitli süs eşyaları her yerde satılıyor ama en iyisi ve ucuzu buradaymış.Bir çam türünün fosilleşmiş reçinesiymiş.Baltık denizinden çıkarılıyormuş. Bazen taşın içinde çeşitli hayvanlarda oluyormuş. Genellikle gümüş kullanarak süs eşyası yapılıyor. Yavaş yavaş ilerliyoruz.Hedef kıyıya varmak .Moltawa Nehri.En çok ta tarihi tahta vinçi görmek hedefimiz.Arnavut kaldırımlı caddede neler neler var. Binaların ince işlemeleri renkleri kafelerin zarifliği… Hayran olmamak elde değil.Ortaçağdan kalma evler,saraylar… Gdansk’ın sembolü Neptün Çeşmesi.1633’ten beri Artus Sarayı’nın önünde.St Marie Kilisesi.Tuğladan yapılmış Avrupanın en büyük kilisesi.( 1343-1502)400 basamak çıkarsanız şehrin panoramik görünüşünü seyredebilirsiniz.Minareye benzer yapıların da olması ayrıca ilginç geliyor. Burası eskiden silah deposu olarak kullanılırmış.

Şimdi güzel bir Polonya yemeği zamanı. Nihayet kıyıya geldik. Hemen dikkatimi tarihi vinç çekti.Gdansk denilince akla gelen vinç.Tamamen restore edilmiş.27 metre yüksekliğinde. İki ton kaldırabiliyor.Tahta ve tuğlalardan yapılmış.Çok değişik bir yapı. Bu arada kıyıda bir korsan gemisi turist gezdiriyor. Tabi hemen binmek için koştuk.Çok keyifli.”Czarna Perla” ve “Galeon Lew” adlı iki korsan gemileri. Hem dolaşıyoruz hem de anlatılanları dinliyoruz.Bu sırada korsan şarkıları söyleyen biri de var. İlerde büyük bir tersane var. Bizim yakınımızdan geçen bir başka korsan gemisi top atıyor.Eski çağları yaşatıyorlar. Bu sırada yeni bitmiş bir gemi harekete geçeceğinden ne yazık ki turumuz yarım kaldı.Dönmek zorunda kaldık.Tersane oldukça büyük.Yavaş yavaş akşam oluyor.Eve dönme zamanı.Yarın Sopot’a gideceğiz.

Sabah evin birinci katında nefis bir kahvaltı yaptıktan sonra tranway durağına gittik.( 1 kişi 3.60 zt )Şehrin merkezine indik.Sopot için tren bileti aldık.”Sopot” İsimli şehir bir de Bulgaristan’da var. Sopot Gdansk arası 12 km.Polonya’nın meşhur tatil şehri.Deniz kıyısında.Amacımız yamuk mimarisiyle meşhur yapıyı görmek. Yanımıza oturan Polonyalı ile sohbet ettik.Bize bu yöre ve Polonya hakkında bilgiler verdi.İstasyondan çıkınca bir parkın içinde pazar vardı.Yöresel ürünler ve çeşitli yiyecekler.Bizdeki organik pazarlardan. Yiyecek içeceklerini alanlar çimenlerin üzerinde piknik yapıyorlar. Cadde boyunca ağaçlıklı yolda yürüdük.Sonra da şehrin popüler caddesine geçtik.Güzel evler binalar.”Sopot Film Festivali” Afişlerini gördük.Ve nihayet yamuk binayı. Ne kadar orijinal.Yamuk ev.Burası bir alışveriş merkezi.Bina 2004’te yapılmış.Mimarlarının adları:Szotynscy ve Zaleski. Masallarda geçen evlerden esinlenmişler. Sokak ressamları,manavları,hediyelik eşya satıcıları kafeler,mağazalar…Çok zarif bir şehir. Canlı cıvıl cıvıl. Denizin kokusu her yere sinmiş.Burada daha fazla zaman geçirmek isterdik ama otobüse yetişip Malbork’a gideceğiz.Acele etmek gerekiyor. Oğlumla birlikte trene bindik.Eşim arkada kaldı.Tam bir yer bulup oturmuştuk ki eşimin bağırışıyla tekrar geri döndük. Aynı olay Çek Cumhuriyeti’nde de başımıza gelmişti. Eşim trene binerken yukarıda iki adam yolunu kesiyor .Biri önüne geçerken diğeri cüzdanını alıyor.Eşim farkedip adamı tutup ” Polis,polis!” diye bağırınca öbürü “Cüzdanınız buraya düşmüş!” deyip uzağa fırlattığı cüzdanı eşime vermiş. Nasılsa korkmuş. Hiç kimse ne müdahale ediyor ne de bir polis var.Başınızın çaresine bakıyorsunuz.Canımız sıkıldı.Neyse geri alabildik.Yoksa başımıza epeyce iş açılacaktı.Trene ya da metroya iniş binişlerde çok dikkat etmek gerekiyor.Yankesiciler bu esnada çalışıyorlar.

Malbork’a otobüsle gideceğiz. Malbork Ortaçağ şövalyelerinden kalma ,tamamı II.Dünya savaşında yıkılmış,daha sonra aslına uygun olarak restore edilmiş,tuğladan yapılmış,Unesco Dünya Mirası olarak kabul edilen bir şato barındırıyor.Önce tren istasyonuna gidip dönüş bileti alıyoruz.Gdansk Malbork arası 50 km ama otobüs ile bir saat gidiyorsunuz. Bu arada istasyon binası çok güzel.Buradan şehir merkezi çok yakın olduğu için yürüyoruz. Ana caddede eski,antik pazarı kurulmuş.Pek güzel. Malbork Şatosu ve Kalesi Ortaçağ Töton Şövalyelerinin Nogat nehri kıyısına inşa ettikleri 1200’lü yıllardan kalma bir yapı.Malbork uzun yıllar Töton Şövalyelerinin yönetiminde kalmış.Kırmızı küçük tuğlalardan yapılmış Dünyanın en büyük kalesi.Burası filmlerde gördüğümüz tam bir Ortaçağ kalesi. Girişte suyun üzerinde açılıp kapanan bir asma köprü var. Biz buralarda su görmedik ama belki de kışın doluyordur. İçeride Ortaçağdan kalma Şövalyeler gibi giyinmiş iki kişi isteyenlerle fotoğraf çektiriyor.Kalenin içini gezebilmek için ayrı ücret ödüyorsunuz. Bu arada çok şanslıyız.Hava günlük güneşlik.Bir Ortaçağ havası yaşamak istiyorsanız mutlaka burayı gezmelisiniz. II.Dünya Savaşında Alman toplarıyla yerle bir olan kale daha sonra Unesco Dünya Mirasları Listesine girince restore edilmiş.Ortaçağı simgeleyen birçok eşya satılıyor. Oğlum da çok istediği kılıcına burada kavuştu. Ama bu kılıcı gümrükten geçirme macerası bizi bir hayli meşkul etti.Daha sonra anlatacağım.Hem içeride hem dışarıda yeri olan bir restorana oturuyoruz. Aslında içerinin ambiyansı çok hoş ama hava çok güzel. İçerisi daha serin.Ortaçağdan esinlenerek getirilen et tabağı(Şövalye Tabağı) enfes. Yemekler oldukça ucuz.Polonya seramikleri ile de ünlü. Dolaşırken tren şekline bir gezi arabası görüp hemen bilet alıyoruz. Treni beklerken şatonun yağlıboya resimlerini satan dükkandan bir Malbork tablosunu alıyoruz. Satıcı bayan bu tabloları eşinin yaptığını söyleyip arkasına adını yazıyor ve ilk defa bir Türk’e tablo sattığını söylüyor.O sırada tezgahın üzerinde uyuyan bir kedi dikkatimi çekince bayan kedinin çok yaşlı olduğunu böyle uyukladığını söylüyor.Ne hoş. Trene biniyoruz .Çok fazla sarstığı için biraz pişman oluyoruz ama tüm kalenin etrafını dolaştıktan sonra bizi şehir merkezine kadar götürüyor. Tren aynı zamanda ormanın içinde çocuklar için düzenlenmiş bir parka gidiyor. Malbork çok güzel bir şehir.Temiz sakin ve ucuz.Gezginlerin burada bir gün geçirmelerini öneririm.

Akşam oluyor tren ile Gdansk’a dönüyoruz. Aslında gezi planı yaparken bir gün Gdansk için, bir gün Sopot için ve bir gün de Malbork için zaman ayırmalı. Zira bize vakit yetmedi.Gdansk’a yakın ters evi göremedik.Artık rotamız Wroclaw’a doğru…

Beste Serim Erbak

İlginizi çekebilecek diğer haberler