Atatürk: ‘Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir…’

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü aramızdan ayrılışının 80. yılında saygıyla ANIYORUZ…

Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkemize ve geleceğimize bıraktıklarını aktarmadan Atatürk’ü anmak elbette olmaz…

O halde, Ulu Önder’in ilelebet yaşatmamız için bizlere armağan ettiği şanlı Cumhuriyetimizi kurarken aldığı karar ve gerçekleştirdiği devrimleri hepbirlikte anımsayalım:

İNKILAPLAR:

Siyasal Alanda Yapılan Değişiklikler

Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde 1919 yılında başlayan Ulusal Kurtuluş Savaşımız 1922’de tamamlandı. Osmanlı Devleti yöneticileri bu savaşın önderleri hakkında ölüm fermanları imzalamaktan çekinmediler. Kurtuluş Savaşı bittiği zaman bir yanda Büyük Millet Meclisi Hükümeti, öte yanda Osmanlı Saltanatı vardı. Büyük Millet Meclisi’nin 1 Kasım 1922 günü kabul ettiği bir yasa ile tarihimizde saltanat dönemi kapandı. Yeni bir dönem başladı. Osmanlı Saltanatının kaldırılmasından sonra 1921 Anayasası’nda değişiklikler yapıldı. 29 Ekim 1923 günü Türkiye Devleti’nin hükümet şeklinin Cumhuriyet olduğu kabul edildi.Cumhuriyetin ilanı ile tarihimizde Cumhuriyet Dönemi başladı.

“Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz.” Mustafa Kemal Atatürk

Eğitim Alanında Yapılan Değişiklikler

Osmanlı Devletinde eğitim sistemi dine dayalıydı. Mahalle okulunu bitirenler isterlerse öğrenimlerini medreselerde sürdürürlerdi. Medreselerde genel olarak dini bilgiler öğretilirdi. Bu öğrenim kurumlarında tekniğe, bilime önem verilmezdi. Medreselerin yanı sıra İmparatorluğun devlet işleri için kurulmuş Enderun adlı Saray Okulu vardı. Çok sonraları Tanzimat Döneminde Ortaokul dengi Rüştiye, Lise dengi İdadi ve Sultani okulları açıldı. Daha sonra Tıp, Harp Okulu, Mülkiye Okulları kuruldu. Cumhuriyet döneminde dini eğitimin yanısıra, eğitim kurumlarında bilimsel yöntem ve ilkelere dayalı eğitim çalışmaları da başladı. Tüm okullar bu ilkelere göre yeniden örgütlendi. Atatürk eğitime, öğretime çok önem verdi. Bilgisizliği kısa yoldan çözmek, okuma yazmayı kolaylaştırmak amacı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Kasım 1928 tarihinde Türk Alfabe Yasası’nı kabul etti.

Mustafa Kemal Atatürk eğitim alanında da Türk milletine örnek oldu.

Bu alfabe ile okuma yazma öğrenilmesi için Ulus Okulları açıldı. Bütün yurtta okuma yazma öğrenme çalışmaları başladı. Atatürk, Ulus Okullarında Başöğretmen olarak dersler verdi. Harf değişikliğini, dilde özleşme izledi. Arapça ve Farsça sözcüklerden oluşan Osmanlıca yerine Türkçe konuşulup yazılmaya başlandı. Atatürk Türk Dili’nin benliğine kavuşma çalışmalarını yürütmek amacı ile 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni kurdu. Dilimiz yabancı sözcüklerden arındı.
depophotos_14843193

“Milli Eğitim programımızın, Milli Eğitim siyasetimizin temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir. Cahillik yok edilmedikçe, yerimizdeyiz…Milli Eğitim’in gayesi yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programları ve sistemleri ona göre düzenlenmelidir.” Mustafa Kemal Atatürk

Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk çocuklara ve gençlere verdiği değeri birçok hareketiyle göstermiştir.
Ekonomik Alanda Yapılan Değişiklikler

Lozan Barış Antlaşması ile yabancı uyruklulara tanınan kapitülasyon ayrıcalıkları kaldırıldı. Ülkemiz kendi zenginlik kaynaklarına sahip çıktı. Her alanda devlet öncülük etmeye başladı. Bankalar, fabrikalar kuruldu. Modern tarım çalışmalarına başlandı.

Yollar, özellikle demiryolları yapımında büyük çaba gösterildi. Böylece yurdun en uzak yerlerine ulaşma olanağı hazırlandı. Ekonomik bağımsızlığımız kazanıldı. Ekonomik alanda sağlanan bu başarılar sonucu yurdumuz bayındırlaştı. Ulusumuz zenginleşti. Halk için ağır bir yük olan aşar vergisi kaldırıldı. Çağdaş vergilendirme yöntemleri uygulanmaya başlandı.

“İstiklalin tamamiyeti ancak istiklal-i mali (ekonomik bağımsızlık) ile mümkündür.”
“Kılıçla ülke alanlar, sabanla ülke alanlara yenilmeye mahkumdur.” Mustafa Kemal Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk yaşamı ve davranışlarıyla medeni hayatın sembolü olmuştur.
Ölçü Birimlerinde Yapılan Değişiklikler

Atatürk dünya ile ilişkilerimizi düzenli yürütmek için ölçü birimlerinde değişiklikler yaptı.Uzunluk ölçüsü birimi olarak arşın, endaze; ağırlık ölçüsü birimi olarak okka, dirhem gibi ölçüleri kaldırarak bugün kullanmakta olduğumuz ölçü birimlerini kabul etti.Yurdumuzda daha önce takvim Hicri takvime göre düzenlenmişti. Buna göre dünyanın kullandığı takvimle aramızda 580 yıl kadar bir farklılık vardı. 1 Ocak 1926 tarihinden sonra bizde de Miladi takvim kullanılmaya başlandı. Eskiden ülkemizde ezani saat kullanılıyordu. Bu saat uygar ülkelerin kullandığı saate uymuyordu. Takvimde olduğu gibi saatler arasındaki bu uymazlık büyük karışıklıklara neden oluyordu. Bunları önlemek için takvimle birlikte bugünkü kullandığımız saat kabul edildi. Hafta tatili Cuma’dan Pazar gününe alındı.

“Uygarlığın coşkun seli karşısında direnme boşunadır ve o, dalgınlar ve söz dinlemeyenler hakkında çok amansızdır. Dağları delen, göklerde uçan, göze görünmeyen zerrelerden yıldızlara kadar her şeyi gören, aydınlatan, inceleyen uygarlığın kudret ve yüksekliği karşısında, Ortaçağ’a ait düşünüş biçimleriyle, ilkel hurafelerle yürümeye çalışan milletler, yok olmaya veya hiç olmazsa tutsak ve aşağı olmaya mahkûmdurlar. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti halkı, yenileşen ve olgun bir kitle olarak sonsuza dek yaşamaya karar vermiş, tutsaklık zincirlerini ise tarihte görülmemiş kahramanlıklarla parça parça etmiştir. 1925”

Atatürk’ün sofrasıyla ilgili manevi kızı Sabiha Gökçen’in şu sözleri önemlidir: “Şu bilinmelidir ki, Gazi Paşanın sofrası asla bir işret âlemi yeri, bir vakit geçirme, bir zaman öldürme yeri değildi. Dünya ve yurt sorunlarının, ilmin, felsefenin, sanatın, insanlık idealinin ve uygar Türk ulusunun geleceğinin sabahlara kadar tartışıldığı bir okuldu bu sofra.”
(Mustafa Selim İmece,Atatürk’ün Ş.D.K. ve İS., s. 47)

İLKELERİ:
– Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, İnkılapçılık

Hemen ve kesinlikle söyleyebiliriz ki; Atatürk ilkelerinin temel niteliği; sevgi, insanlık sevgisi, insanların birbirlerini sevmesidir.

Kurtuluş Savaşı’nın askeri yönü sona ermiş ve ülke düşmandan temizlenmişti. Buna rağmen yeni değer yargıları olan bir toplum meydana getirmeye engel bazı unsurlar vardı. Bu unsurların en önde gelenleri bilgisiz ve dar görüşlü kimselerdi. Türk toplumunu kalkındırmak, hayat seviyesini gelişmiş toplumların düzeyine getirebilmek için bazı çalışmalar yapılmalıydı. İşte Atatürk İlkeleri bahsi geçen hayat seviyesini yakalayabilmek ve kalkınma hamlesini ortaya koyabilmek için ön görülen çalışma prensiplerini belirtmektedir. Bu açıdan Atatürk ilkeleri Türk milletinin çağdaş medeniyetler dairesi içerisine girebilmiş müreffeh bir toplum olabilmesi adına istikbalde izleyeceği yol haritasını oluşturması bakımından oldukça önemli bir yere sahip olup bu prensipler 5 Şubat 1937 yılında anayasaya altı ilke olarak girmiştir.

Tabii ki yukarıda bahsi geçen çağdaş medeniyetler dairesi içerisine girebilmek için de öncelikle toplumda Milli Mücadeleyle uyanmaya başlamış bulunan millet olma bilincini geliştirmeye ihtiyaç vardır. Eğer bu bilinç pekiştirilemezse, millet kendine güven duyamazdı. Bu yüzden daha önce egemen olan ümmet anlayışı, yerini millet anlayışına bırakmalıydı. İşte Atatürk İlkeleri adını verdiğimiz bu prensipler Ümmet devlet olma anlayışından ulus devlet olma anlayışına ulaşmamızda da büyük katkılar sağlamıştır.

İLKELERİNİN TEMEL NİTELİĞİ
Amacı, içinde bulunduğu topluluğun yani Türk Milleti’nin çağdaş uygarlık düzeyine çıkması olan Atatürk; bu amaca varabilmenin tek temeli olarak (sevgi)’yi kabul etmişti. İçinde bulundukları toplumları çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak ve böylece mutlulaştırmak isteyenler ancak ve ancak bu yoldan giderek yani insanları birbirlerine sevdirerek amaçlarına ulaşabilirlerdi. Atatürk bu düşünce ve kanısını, kendini örnek vererek, hayatı boyunca sık sık tekrarlamış ve her seferinde “Ben şimdiye kadar millet ve memleket iyiliğine ne gibi devrimler ve aşamalar yapmışsam hep halkımızla ilişki kurarak onun ilgi ve sevgisinden, gösterdiği samimiyetten kuvvet ve ilham alarak yaptım.” demiştir. (M. Goloğlu, Devrimler ve Tepkileri: 140)

Hattâ, bir ara kendisinden, her istediğini yapabilecek kadar güçlü diktatör diye söz edilince aynen şu karşılığı vermiştir: “Ben diktatör değilim. Benim kuvvetim olduğunu söylüyorlar. Evet, bu doğrudur. Benim isteyip de yapamayacağım hiç bir şey yoktur. Çünkü ben zorbalık ve insafsızca davranış bilmem. Bence diktatör, başkalarını kendi iradesine zorla bağlayandır. Ben kalpleri kırarak değil, kalpleri kazanarak hükmetmek isterim.” (T.Î.T. Enstitüsü, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri: 3/98)

Ve Atatürk, bir toplumun çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırılması yani mutluluğa kavuşturulması için olduğu kadar, tüm insanların mutluluğu yani dünya barışı için de (sevgi )’yi temel ilke kabul ediyordu. Nitekim; ikinci toplantısını Türkiye’de yapan Balkan Devletleri Delegeleri Konferansının 25.10. 1931 günü Ankara’daki son birleşiminde Fransızca olarak yaptığı konuşmada; “İnsanları mutlu edeceğim diye onları birbirlerine boğazlatmak, insanlık dışı ve son derece acınacak bir sistemdir. İnsanları mutlu edecek tek araç; onları birbirlerine yaklaştırarak, birbirlerine sevdirerek karşılıklı maddî ihtiyaçlarını sağlamaya yarayan davranış ve enerjidir. Dünya barışı içinde insanların gerçek mutluluğu ancak bu yüksek ideal yolcularının çoğalmaları ve başarıya ulaşmaları ile mümkün olacaktır.” demiştir (T.Î.T. Enstitüsü, Enstitüsü, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri: 2/208)

Ve Atatürk; yüreğindeki katıksız insan sevgisini, en kesin bir şekilde çocuklara karşı duyduğu büyük sevgi ile ispatlamıştır. (Ülki N.A. Banoğlu Nükte ve Fıkralarla Atatürk: 1/42)

Fakat Atatürk, sevgi konusunda çok önemli bir uyarıda bulunarak, sevginin temelinin toplum sevgisi olması ve bu sevginin başında da insanın kendi milletini sevmesi gerektiğini belirtmiş ve şöyle demiştir: “Fakat bu sevgi, ulusal varlığınızı herhangi bir kişiye vermenize sebep olmamalıdır.” “Gerçek yolda yürüyebilmek için tek temel, milletin ortak isteğine ve eğilimine değinmek ve varlığımızı onun gereğine bağlamayı davranışlarımıza ilke yapmaktır. Bir insan memleketine ve milletine yararlı bir iş yaparken, gözünden bir an uzak tutmamak zorunda olduğu ilke, milletin gerçek eğilimidir. O halde, ilham ve kuvvet kaynağı milletin kendisidir.”, “Türkiye Cumhuriyetinin yeni kuşaklara vereceği terbiyenin, Millî Terbiye olduğunu kesinlikle açıklarım.” (T. 1. T. Enstitüsü, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri: 2/201)

Ve çünkü diyor, Atatürk: “Bilerek yada bilmeyerek, isteyerek yada istemeyerek kendisine zarar verenlere karşı kırgınlığı derin olan milletimizin, kendi uğrunda esaslı ve hayırlı çaba harcayanlara karşı da sonsuz sevgi bağlılığı ve değer bilirliği söz götürmez bir gerçektir. Millet; istek ve istidadının yöneldiği doğrultulan görmeye çalışan ve görebilen evlâtlarını daima takdir etmiş ve korumuştur.” (Meclis Tutanağı: 10.11.1926)

Atatürk’ün önce milletimize sonra tüm insanlığa bıraktıklarını kısaca özetlemek elbette imkansız…

Ancak son olarak;

Her vatandaşa düşen kutsal görev; fikirlerinin halen bizlerle yaşadığı ve bugünlerimizi borçlu olduğumuz Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti ilelebet korumak, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Huzur içinde uyu ATAM…Ruhun şad olsun