Emin Çölaşan: Kullandı, şimdi posasını atıyor

Emin Çölaşan-2Sevgili okuyucularım, Türkiye’de utanç verici, yüz kızartıcı olaylar yaşıyoruz. Devleti -yargı dahil- tümüyle ele geçirenler için artık dur durak yok. Ortaya çıkan rüşvet ve yolsuzluk olayları onları mahvetti, şimdi büyük bir şımarıklık ve sorumsuzluk içerisinde sağa sola posta koyuyorlar.
Hesap gününün geleceğini akıllarına getirmiyorlar, ya da ipin ucunu artık kaçırdıkları için kendilerini kadere teslim etmiş durumdalar.
17 Aralık operasyonlarında gözaltına alınanların tamamı tahliye edildi. Ama işin içinde “İncelik (!)” var! Nöbetçi mahkemenin hakimi tam da en kritik karar öncesinde izne ayrılmak zorunda kaldı, yerine bakan hakim tahliye kararı verip işi bitirdi.
Oysa evlerinde ayakkabı kutularına istiflenmiş 4.5 milyon dolar, para sayma makineleri, çelik kasalar ve daha nice trilyonlar çıkmıştı.
Savcılık emriyle dinlenen telefon konuşmaları akıl alacak gibi değildi.
Şimdi artık her şey bitti, yapanların ve çalanların yanına kâr kaldı.
* * * * *
İşin buraya geleceği belliydi. 17 Aralık operasyonunu yapıp bunları içeri tıktıran savcıların tamamı görevden alındı.
Sonra sıra geldi polisleri görevden almaya. İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın dahil 7 bin dolaylarında polis aynı sonuçla karşılaştı.
Sonra HSYK yasası çıkarıldı ve Çankaya’daki AKP’linin onay vermesiyle yargı tümüyle iktidarın emrine sokuldu.
Ses kayıtları şakır şakır ortaya dökülüyordu.
“Babacım” muhabbetlerini dinledikçe sevinmiyor, tam tersine “Ulan bu ülke bunların eline mi kaldı” diyerek utanıyorduk.
Hırsızların evlerinde ve iş yerlerinde yüz milyonlarca dolar uçuşuyor, ihale pazarlıkları yapılıyor, belgeleri yok etmek için öğütme makineleri satın alınıyordu.
* * * * *
Bu ülkenin aydınları, askerleri, gazetecileri, siyasetçileri, yurtsever insanları yıllardan beri hapis yatırılıyor.
Bu ülkenin Genelkurmay Başkanı, Kuvvet ve Ordu Komutanları ve daha niceleri hapishane hücrelerinde çile çekerken, bunlar bir kalemde topluca tahliye ediliyor!
Bu nasıl adalettir, bu nasıl yargıdır?
Adaletin ve yargının böylesine kim nasıl güvenir?
Adalet Bakanı’na soruluyor, alay eder gibi “Valla bildiğiniz gibi bizde yargı bağımsızdır. Biz yargının kararlarına karışamayız ki” diyor!
Tayyip diyor ki “Hak yerini buldu. Zaten benim beklentim de buydu!”
* * * * *
Mahkemenin kararına bakınız:
Tahliye edilenlerin delilleri karartma durumu olmadığı vurgulandı.
Sabit ikametgahları olduğu, bu nedenle kaçma şüphesi olmadığı belirtildi.
Her cuma günü karakola gidip imza verecekler. Yani kaçmadıklarını kanıtlayacaklar. Yazık yani, bu masum insanların haftada bir gün bile olsa karakola gidecek olması çok büyük bir haksızlıktır!
* * * * *
Şimdi sadece Tayyip’e değil, bunlara bilerek veya bilmeyerek oy veren herkese sormak gerekiyor:
Madem bunlar suçsuzdu, 17 Aralık operasyonlarının hemen ardından bakanlarını niçin görevden aldın?
Onları niçin harcadın?
Çocuk o sabah babasını arayıp diyor ki “Babacım evi arıyorlar, üç beş kuruş param var evde…”
Babası soruyor: “Kaç para var oğlum?”
Oğlan yanıt veriyor: “Bir trilyon var babacım!”
Dikkatinizi çekerim, bu para evdeki para.
Hani o para sayma makinelerinin, çelik kasaların bulunduğu evdeki!..
* * * * *
Mahkeme istediği kadar tahliye kararı versin, bu ülkeyi yönetenler kamu vicdanında çoktaaan mahkum edildiler.
Eğer bir ülkede kitleler slogan atıyorsa:
“Hırsız vaar…”
“Her yer rüşvet her yer yolsuzluk…”
Futbol maçlarında ve spor salonlarında bile bu sloganlar atılıyorsa, caddeler ve meydanlar inim inim inliyorsa…
Toplum başbakandan “Başçalan” diye söz ediyorsa…
Durum çok ciddidir.
* * * * *
Bu işlerin öyle “Konuşmalar montajdır” diyerek geçiştirilmesi mümkün değildir.
Dikkat ediniz, her gün yeni kasetler piyasaya sürülüyor, ama her gün.
Bunları yayına veren sitelerin adları bile ilginç:
Başçalan ve Haramzadeler.
Türkçemizde eskiden kalma güzel bir söz vardır:
“Bir işin şuyuu, vukuundan beterdir.”
Yani bir sözün yayılması, gerçek olmasından daha kötüdür. Bizde katmerlisi var.
Hem “Şuyuu”, hem de “Vukuu” gerçekleşti!
* * * * *
Bu saatten sonra aklı başında, beyni satılmamış, yüreğinde biraz olsun vatan sevgisi olan hiç kimse bu olayların palavra, montaj vesaire olduğunu iddia edemez…
Çünkü elde kapı gibi kayıtlar var.
O kayıtların yüzde biri bile doğru olsa hadise zaten bitmiştir.
İşte o yüzden, vurgunu örtbas edebilmek için yargıyı ele geçirdiler, polisi hallaç pamuğu gibi attılar, savcıları görevden aldılar.
“Efendim bunlar cemaatçi idi, bizim tekerimize çomak sokan bunlardır” palavrasına da bu saatten sonra hiç kimse inanmaz…
Çünkü o kadroları göreve getiren, Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda tepe tepe kullanan, takdirnameler verip sırtını sıvazlayan sendin, senin iktidarın idi.
Olanlardan sen sorumlusun.
Suyunu emdin, şimdi posasını çöpe atıyorsun.
İşine geldiği sürece kullanacaksın, iş senin aleyhine dönmeye başlayınca yaygarayı koparacaksın! Var mı böyle bir şey, bunu yerler mi?
* * * * *
Haaa, geriye kalıyor bunları takım tutar gibi tutup körü körüne oy veren vatandaşlarımız…
Onlar diyor ki “Ama abicim bunlar Müslüman!..”
Bir bölümü de diyor ki “Sana ne kardeşim, soyuyorlarsa beni soyuyorlar!..”
Ve bunları söyleyenlerin önemli bölümü işsiz, aç, ayın sonunu getiremeyen, her türlü çileyi çeken, ezilen, horlanan, ama eğitimsiz insanlarımız.
Bunları “Müslüman (!)” olarak gören, bunların her türlü yalanına inanmaya hazır insanlarımız.
Onlar çalacak çırpacak, milyonlarla oynayacak güce sahip değiller. Belki hırsızlara alkış tuttuklarının bile farkına varmıyorlar.
O gibiler tahliye edilince, nutuk atınca, ekranlarda boy gösterince, işte bu yüzden sevinip alkış tutuyorlar!
Başka bir ülkede olsa böyle bir iktidarın bir gün bile orada kalmasının mümkün olmayacağını bilmiyorlar.
Bir acayip ülke olduk, sormayın gitsin.
* * * * *
Emin Çölaşan’ın Notu: Sevgili okuyucularım, yarın pazartesi ve benim yazı günüm değil. Ancak 3 Mart önemli bir olayın yıldönümü. Bu nedenle, yarın gazetede yazımın çıkacağını size duyurmak istedim.

SÖZCÜ

Leave a Reply

Your email address will not be published.