<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Eco Gündem &#8211; Belgot&uuml;rk Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://belgoturk.tv/category/eco-gundem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://belgoturk.tv</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 Oct 2026 10:15:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.1</generator>
	<item>
		<title>Sanayi alarm veriyor: 2 bini aşkın satılık fabrika!..</title>
		<link>https://belgoturk.tv/ekonomi/sanayi-alarm-veriyor-2-bini-askin-satilik-fabrika/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 10:15:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236895</guid>

					<description><![CDATA[Yüksek üretim maliyetleri ve finansmana erişim zorluğuna bir de derinleşen fon krizi eklenince, ülke genelinde üretim tesisleri birer birer satışa çıkarılmaya başlandı. Yüksek üretim maliyetleri ve finansmana erişim zorluğuna bir de derinleşen fon krizi eklenince, ülke genelinde üretim tesisleri birer birer satışa çıkarılmaya başlandı. Türkiye imalat sektöründe tırmanan maliyetler, kredi musluklarının kapanması ve kârsızlık kıskacına [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yüksek üretim maliyetleri ve finansmana erişim zorluğuna bir de derinleşen fon krizi eklenince, ülke genelinde üretim tesisleri birer birer satışa çıkarılmaya başlandı.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/sanayi.webp"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/sanayi.webp" alt="" width="1280" height="720" class="alignnone size-full wp-image-236896" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/sanayi.webp 1280w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/sanayi-300x169.webp 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/sanayi-1024x576.webp 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/sanayi-768x432.webp 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/sanayi-123x70.webp 123w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/sanayi-570x320.webp 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/sanayi-701x394.webp 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/sanayi-1067x600.webp 1067w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p>
<p>Yüksek üretim maliyetleri ve finansmana erişim zorluğuna bir de derinleşen fon krizi eklenince, ülke genelinde üretim tesisleri birer birer satışa çıkarılmaya başlandı.</p>
<p>Türkiye imalat sektöründe tırmanan maliyetler, kredi musluklarının kapanması ve kârsızlık kıskacına giren sanayici, üretimi durdurma noktasına geldi. Sektördeki nakit sıkışıklığı derinleşirken, piyasada patlak veren ve binlerce kişiyi etkileyen fon mağduriyeti yangını daha da büyüttü. İlan platformları, kapısına kilit vurmak ya da ayakta kalabilmek için küçülmeye gitmek zorunda kalan üretim tesisleriyle dolup taştı.</p>
<p>SANAYİ HAVZALARINDA SATILIK İLANI PATLAMASI<br />
Sözcü&#8217;de yer alan habere göre; ülke genelinde satışa çıkarılan fabrika sayısı 2 bin 368&#8217;e ulaşırken, özellikle son bir ayda üretim merkezlerindeki ilan artışı dikkat çekici boyutlara ulaştı. Yalnızca son 30 günde Kocaeli&#8217;de 45&#8217;i Gebze&#8217;de olmak üzere 99 fabrika satışa koyuldu. İstanbul 253 ilanla başı çekerken; Bursa&#8217;da 149, Sakarya&#8217;da 57, Denizli&#8217;de 49 ve Balıkesir&#8217;de 25 tesis satılığa çıkarıldı. Yılın ilk 10 ayında satılık fabrika sayısı, 2025&#8217;in aynı dönemine kıyasla %60 artış gösterdi.</p>
<p>Sıkılaşma politikaları nedeniyle nakit akışı bozulan KOBİ&#8217;lerin çareyi fonlarda aradığını ve mağdur olduğunu belirten İstanbul Tüccarlar Kulübü Derneği Başkanı İlker Önel, işletmelerin ciddi bir çıkmazda olduğunu vurguladı. Çalışan maaşlarını dahi fonlarda tutan bazı firmaların ödeme yapamaz hale geldiğini ve yıl sonu itibarıyla kepenk indirmeye hazırlandığını ifade eden Önel, krizin reel sektördeki asıl tahribatının kasım ve aralık aylarında gün yüzüne çıkacağını kaydetti. İkitelli OSB&#8217;de boşalan tesis sayısının hızla arttığını belirten Önel, uzun yıllardır böyle bir tabloya tanık olmadıklarını dile getirdi.</p>
<p>Piyasa uzmanları, özellikle 1-2 bin metrekarelik orta ölçekli tesislerde kiralama ve satış talebinin patladığını, ancak piyasada alıcı bulunmadığını aktarıyor. Sene başında yatırım planı yapan firmaların projelerini tamamen dondurduğunu belirten gayrimenkul uzmanları; nakit akışını döndüremeyen sanayicilerin makinelerini zararına elden çıkardığını, hatta ev ve yazlık gibi kişisel mülklerini dahi satışa sunduğunu ifade ediyor. Önümüzdeki döneme ilişkin &#8220;Çok kötü bir rüzgar geliyor&#8221; uyarısında bulunan uzmanlar, hem Anadolu&#8217;da hem de İstanbul&#8217;da çok sayıda iş insanının fabrikasını devredip sanayiden tamamen çekilme arayışında olduğunu vurguluyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk gıda devi resmen iflas etti..</title>
		<link>https://belgoturk.tv/guncel/turk-gida-devi-resmen-iflas-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2026 10:11:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236892</guid>

					<description><![CDATA[Tarım emtiası ticaretinde faaliyet gösteren ve Türkiye’nin büyük şirketleri arasına giren Taban Gıda’nın konkordato süreci iflasla sonuçlandı. Gıda sektöründe uzun süredir faaliyet gösteren Taban Gıda Dış Ticaret AŞ ve Aras Demir hakkında yürütülen konkordato sürecinde karar çıktı. İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, şirketin kesin mühlet verilmesi yönündeki talebini reddederken geçici mühlet ve tedbirlerin kaldırılmasına karar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarım emtiası ticaretinde faaliyet gösteren ve Türkiye’nin büyük şirketleri arasına giren Taban Gıda’nın konkordato süreci iflasla sonuçlandı.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/gida.jpg"><img decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/gida.jpg" alt="" width="1200" height="800" class="alignnone size-full wp-image-236893" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/gida.jpg 1200w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/gida-300x200.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/gida-1024x683.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/gida-768x512.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/gida-570x380.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/gida-701x467.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/gida-1067x711.jpg 1067w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></a></p>
<p>Gıda sektöründe uzun süredir faaliyet gösteren Taban Gıda Dış Ticaret AŞ ve Aras Demir hakkında yürütülen konkordato sürecinde karar çıktı.</p>
<p>İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, şirketin kesin mühlet verilmesi yönündeki talebini reddederken geçici mühlet ve tedbirlerin kaldırılmasına karar verdi.</p>
<p>Konkordato komiser heyetinin görevi de sona erdirildi.</p>
<p>Mahkeme, Taban Gıda Dış Ticaret AŞ’nin iflasına hükmetti. İflasın 1 Ekim 2026 saat 13.27 itibarıyla açıldığı belirtildi.</p>
<p>Karar, İstanbul 2. İflas Müdürlüğü tarafından 7 Ekim 2026’da ilan edildi. Tasfiye işlemleri 2026/17 sayılı dosya üzerinden yürütülecek.</p>
<p>KONKORDATODAN 3 AY SONRA İFLAS<br />
Taban Gıda’nın mali sıkıntıları 2026 yılının yaz aylarında gündeme geldi.</p>
<p>İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, şirket ve Aras Demir hakkında 9 Temmuz 2026’dan itibaren üç aylık geçici mühlet kararı verdi.</p>
<p>Üç aylık sürenin ardından 1 Ekim’de görülen duruşmada kesin mühlet ve konkordato talebi reddedildi.</p>
<p>Mahkeme, Taban Gıda Dış Ticaret AŞ’nin iflasına karar verdi.</p>
<p>FORTUNE 500&#8217;DE 130&#8217;UNCU SIRAYA KADAR ÇIKTI<br />
2016 yılında kurulan Taban Gıda, kısa sürede Türkiye’nin büyük şirketleri arasına girdi.</p>
<p>Şirket, Fortune 500 Türkiye listesine 2019’da 183’üncü sıradan giriş yaptı.</p>
<p>2020’de 142’nci sıraya yükselen Taban Gıda, 2021’de ise 130’uncu sıraya çıktı. Şirket 2021 yılını 4,5 milyar TL’nin üzerinde ciroyla tamamladı.</p>
<p>Taban Gıda, 2024 Fortune 500 Türkiye sıralamasında 170’inci, Capital 500 listesinde ise 248’inci sırada yer aldı.</p>
<p>Capital 500 verilerine göre şirketin 2023 yılı cirosu 12,5 milyar TL’yi aşarken, vergi öncesi kârı 13,3 milyon TL olarak kaydedildi.</p>
<p>GEMİ YATIRIMLARI YAPTI<br />
Taban Gıda, pandemi döneminde yükselen navlun maliyetleri ve küresel lojistik sorunlarının ardından deniz taşımacılığına yönelik yatırımlar da yaptı.</p>
<p>Şirketin çatı kuruluşu Vivalon AG, 2021’de 9 milyon dolarlık yatırımla Japon yapımı 42 bin 648 DWT kapasiteli kuru yük gemisi satın aldı.</p>
<p>Filoya daha sonra 5 milyon dolar karşılığında İtalya yapımı 7 bin 550 DWT kapasiteli ikinci kuru yük gemisi dahil edildi.</p>
<p>Şirket ilerleyen dönemde üçüncü gemisini de filosuna kattığını duyurdu.</p>
<p>TARIM EMTİASI TİCARETİNDE FAALİYET GÖSTERİYORDU<br />
Taban Gıda; buğday, mısır, arpa, soya, yağlı tohumlar ve yem hammaddelerinin tedariki ile transit ticaretinde faaliyet gösteriyordu.</p>
<p>Şirket daha önce yaptığı açıklamalarda Türkiye’nin buğday ithalatının yaklaşık yüzde 20’sini gerçekleştirdiğini ve dünya buğday ticaretinin yüzde 1’inden fazlasını yönettiğini belirtmişti.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ünlü pizza zinciri şubelerini kapatıyor..</title>
		<link>https://belgoturk.tv/ekonomi/unlu-pizza-zinciri-subelerini-kapatiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2026 10:37:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236844</guid>

					<description><![CDATA[ABD’de pizza restoranı zincirlerinin küçülme dalgası sürerken, köklü markalardan Bertucci’s de şube sayısını azaltmaya devam ediyor. Art arda gelen iflas başvuruları, değişen tüketici tercihleri ve artan işletme baskıları, yalnızca Bertucci’s’i değil sektörün önde gelen zincirlerini de yeni kapanma kararlarına yöneltiyor. ABD’de pizza restoranları sektöründe 2026 boyunca süren şube kapatma dalgasına Bertucci’s de eklendi. Boston merkezli [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD’de pizza restoranı zincirlerinin küçülme dalgası sürerken, köklü markalardan Bertucci’s de şube sayısını azaltmaya devam ediyor. Art arda gelen iflas başvuruları, değişen tüketici tercihleri ve artan işletme baskıları, yalnızca Bertucci’s’i değil sektörün önde gelen zincirlerini de yeni kapanma kararlarına yöneltiyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/pizza.webp"><img decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/pizza.webp" alt="" width="1280" height="720" class="alignnone size-full wp-image-236845" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/pizza.webp 1280w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/pizza-300x169.webp 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/pizza-1024x576.webp 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/pizza-768x432.webp 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/pizza-123x70.webp 123w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/pizza-570x320.webp 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/pizza-701x394.webp 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/pizza-1067x600.webp 1067w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p>
<p>ABD’de pizza restoranları sektöründe 2026 boyunca süren şube kapatma dalgasına Bertucci’s de eklendi.</p>
<p>Boston merkezli zincir, Virginia eyaletinin Springfield kentindeki restoranını eylül sonunda kapattı. Böylece şirketin Massachusetts, Delaware ve Pennsylvania’daki toplam restoran sayısı 11’e düştü.</p>
<p>Bertucci’s’in resmi internet sitesinde de faaliyet gösteren restoran sayısı 11 olarak yer alıyor.</p>
<p>100&#8217;DEN FAZLA ŞUBEYE ULAŞMIŞTI<br />
1981’de kurulan Bertucci’s, özellikle 1980’lerde Massachusetts’te hızlı bir büyüme dönemine girdi.</p>
<p>Şirket 1985’te ikinci ve üçüncü restoranlarını açarken, 1989’a gelindiğinde şube sayısı 14’e yükseldi.</p>
<p>Sonraki yıllarda New Hampshire’dan Florida’ya, batıda ise Illinois’e kadar genişleyen Bertucci’s, bir dönem 100’den fazla restorana ulaştı.</p>
<p>İLK İFLASTAN ÖNCE 40&#8217;TAN FAZLA ŞUBE KAPANDI<br />
Şirketin büyüme süreci daha sonra tersine döndü.</p>
<p>Bertucci’s, Nisan 2018’de ilk kez Chapter 11 kapsamında iflas başvurusunda bulunmadan önce 40’tan fazla restoranını kapattı.</p>
<p>İlk iflas başvurusu sırasında zincirin 59 restoranı faaliyetlerini sürdürüyordu.</p>
<p>TheStreet’in aktardığına göre Bertucci’s, Aralık 2022’de ikinci kez iflas korumasına başvurduğunda restoran sayısı 31’e kadar gerilemişti. Şirket bu dönemde 15 restoranını daha kapattı.</p>
<p>ÜÇÜNCÜ KEZ İFLAS BAŞVURUSUNDA BULUNDU<br />
Bertucci’s, 24 Nisan 2025’te üçüncü kez Chapter 11 kapsamında iflas başvurusunda bulundu.</p>
<p>Şirket, tüketici talebinin geleneksel restoran modelinden uzaklaşmasını mali sıkıntıların nedenleri arasında gösterdi.</p>
<p>Bertucci’s, iflas başvurusundan yalnızca bir gün önce Boston’daki Tremont Street’te yeni “Pronto” konseptini devreye aldı.</p>
<p>YENİ KONSEPT DE KÜÇÜLMEYİ DURDURAMADI<br />
Fast-casual formatında tasarlanan Pronto konseptiyle şirket, yoğun şehir yaşamına uygun daha hızlı bir servis modeli oluşturmayı hedefledi.</p>
<p>Müşterilerin siparişlerini tezgahtan veya internet üzerinden vererek yemeklerini yanlarında götürebildiği modelde şirketin geleneksel tuğla fırınlarının kullanılmasına devam edildi.</p>
<p>Bertucci’s’in menüsünde pizzaların yanı sıra Toskana usulü tavuk kanatları, çorbalar ve taze hazırlanan focaccia sandviçleri yer alıyor.</p>
<p>Ancak yeni konsept, şirketin genel küçülme eğilimini durdurmaya yetmedi.</p>
<p>PIZZA HUT VE PAPA JOHN&#8217;S DA ŞUBE KAPATIYOR<br />
Bertucci’s’in küçülmesi, ABD pizza sektöründeki daha geniş çaplı kapanma dalgasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.</p>
<p>Pizza Hut’ın sahibi Yum Brands, “Hut Forward” planı kapsamında 2026’nın ilk yarısında düşük performans gösteren 250 restoranın kapatılacağını açıklamıştı.</p>
<p>Papa John’s da 2026 sonuna kadar 200 restoranını kapatma kararı aldı.</p>
<p>Chuck E. Cheese’in sahibi CEC Entertainment Concepts LP ise 2026’da şu ana kadar 6 restoranını kapattı.</p>
<p>Şirket, bazı restoranların kira sözleşmelerini yenilemezken kapanışların “mülk portföyü yönetimi” kapsamında gerçekleştirildiğini belirtti.</p>
<p>CEC Entertainment Sözcüsü Allison Chouinard, kira sözleşmelerinin sona ermesi, değişen piyasa koşulları ve tüketici tercihlerindeki dönüşüm doğrultusunda gayrimenkul stratejisinin yeniden şekillendirildiğini ifade etti.</p>
<p>Şirket yöneticilerinden Alejandra Brady ise kapanışların finansal veya operasyonel sıkıntının göstergesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savundu.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erhan Yurdayüksel: Zeybek&#8230;</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/zeybek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bthaber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2026 01:01:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Erhan Yurdayüksel]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236806</guid>

					<description><![CDATA[TARLANIN SESSİZ ÇIĞLIĞI: TOPRAĞIN EFENDİSİ NEREDE? Zeybeğin toprağa vuran adımlarından Avrupa’nın tarım bütçesine, Türkiye’nin üretim çıkmazından çiftçinin borç yüküne uzanan bir ekonomi hikâyesi… Pazar sabahının kahve keyfide, zeybek müziğinin sesini biraz daha açarak yine birlikteyiz. Sade kahvemiz hazır. Gelin, kahvemizi yudumlarken yalnızca güne değil, ülkemizin ekonomisine, toprağımıza, üreticimize ve geleceğimize de biraz daha dikkatle bakalım. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>TARLANIN SESSİZ ÇIĞLIĞI: TOPRAĞIN EFENDİSİ NEREDE?</strong></p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" class="alignleft size-thumbnail wp-image-193933" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-150x150.jpg 150w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-30x30.jpg 30w" sizes="auto, (max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a>Zeybeğin toprağa vuran adımlarından Avrupa’nın tarım bütçesine, Türkiye’nin üretim çıkmazından çiftçinin borç yüküne uzanan bir ekonomi hikâyesi…</p>
<p>Pazar sabahının kahve keyfide, zeybek müziğinin sesini biraz daha açarak yine birlikteyiz. Sade kahvemiz hazır.</p>
<p>Gelin, kahvemizi yudumlarken yalnızca güne değil, ülkemizin ekonomisine, toprağımıza, üreticimize ve geleceğimize de biraz daha dikkatle bakalım. Zeybeğin ağır, vakur ve gururlu ezgileri eşliğinde düşünelim.</p>
<p>Bir lider zeybek oynuyor…</p>
<p>Toprağa doğru eğiliyor.</p>
<p>Bir eliyle dizine vuruyor, diğer eliyle toprağa dokunuyor.</p>
<p>O hareketin içinde yalnızca bir halk oyununun figürü yok. Orada toprağa saygı var. Emeğe bağlılık var.</p>
<p>Üretime verilen değer var. Ve belki de gelecek kuşaklara bırakılmış sessiz bir mesaj var: “Bu toprakları işleyenin, üretenin, alın terini berekete dönüştürenin kıymetini bilin.”</p>
<p>Çünkü toprağın ne anlama geldiğini bilen insan, o toprağı işleyenin kim olduğunu da bilir.</p>
<p>Zeybeği bilmeyen lider, tarımın dilini anlayabilir mi?</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk’ün hafızalara kazınan “Köylü milletin efendisidir” sözü, işte bu anlayışın tarihsel ifadelerinden biridir.</p>
<p>Bu söz yalnızca geçmişin sayfalarında kalmış bir vecize değil, ekonomik bağımsızlığın, toplumsal adaletin ve üretime dayalı kalkınmanın temelinde duran bir anlayıştır.</p>
<p>Peki bugün?</p>
<p>Zeybeğin ruhunu, toprağın dilini ve üreticinin alın terini anlamadan tarımın geleceğini anlayabilir miyiz?</p>
<p>Mesele zeybek oynamak değil, zeybeğin temsil ettiği kültürü anlamak, toprağa eğilmenin anlamını kavramak ve üreten insanın önünde saygıyla durabilmektir.</p>
<p>Çünkü bugün masamızda yalnızca bir fincan kahve yok!..</p>
<p>Avrupa’dan Türkiye’ye uzanan milyarlarca avroluk bütçelerin, trilyonlarca liralık borçların, daralan tarım alanlarının, yükselen girdi maliyetlerinin ve ağırlaşan geçim mücadelesinin hikâyesi var.</p>
<p>Ve bu hikâyenin merkezinde, çoğu zaman sesi yeterince duyulmayan bir insan var:</p>
<p>Çiftçi.</p>
<p>AVRUPA’DA TARIM ALARMI: GELECEĞİN SOFRASI BÜTÇEDE KURULUR</p>
<p>Önce gözümüzü Avrupa’ya çevirelim. Avrupa Birliği’nde 2028-2034 dönemini kapsayacak Çok Yıllı Mali Çerçeve görüşmeleri sürerken, 17 üye ülkenin devlet ve hükümet başkanı tarım ve uyum politikalarına ayrılan kaynakların korunması çağrısında bulundu.</p>
<p>Bulgaristan’dan İtalya’ya, İspanya’dan Polonya’ya uzanan bu çağrının arkasında yalnızca bütçe hesapları değil, güvenlik, savunma, enerji, rekabet gücü ve gıda güvenliği yatıyor.</p>
<p>Avrupa’nın önündeki soru oldukça açık:</p>
<p>Yeni ihtiyaçlar için kaynak yaratılırken, insanın temel ihtiyacını karşılayan üretim düzeni nasıl korunacak?</p>
<p>Çünkü Avrupa’da tarım yalnızca bir geçim kapısı değil, gıda güvenliği, kırsal kalkınma, ekonomik istikrar ve stratejik dayanıklılık olarak görülüyor.</p>
<p>Enflasyon hesaba katıldığında kaynakların reel olarak azalması ihtimali tartışılıyor.</p>
<p>Yani mesele yalnızca rakamın büyütülmesi değil, o rakamla gerçekte ne kadar üretim yapılabildiği.</p>
<p>Avrupa’nın 17 ülkesinden yükselen ortak çağrı bize önemli bir ekonomik gerçeği hatırlatıyor:</p>
<p>Tarım, kriz zamanında hatırlanacak bir sektör değil, kriz gelmeden korunması gereken stratejik bir alandır.</p>
<p>Peki ya biz? Avrupa çiftçisinin geleceği için ortak mücadele verirken, kendi toprağımızın ve üreticimizin geleceğini ne kadar konuşuyoruz?</p>
<p>TÜRKİYE’NİN TARIM ÇIKMAZI: RAKAMLAR BÜYÜYOR, ÜRETİCİNİN YÜKÜ AĞIRLAŞIYOR</p>
<p>Şimdi kendi topraklarımıza dönelim.</p>
<p>Türkiye’nin tarımsal hasılasının 83,2 milyar dolar düzeyine ulaştığı ve dünyada ilk yedi ülke arasında gösterildiği belirtiliyor. Büyük bir rakam.</p>
<p>Ancak ekonominin gerçek hikâyesi yalnızca toplam üretim değerine bakılarak okunamaz.</p>
<p>Çünkü büyük rakamların arkasında küçük üreticinin daralan yaşam alanı, artan maliyetleri, borç sarmalı ve gelir belirsizliği var.</p>
<p>Bir tarafta milyarlarca dolarlık tarımsal üretim, diğer tarafta mazotun, gübrenin ve tohumun hesabını yapan çiftçi…</p>
<p>Bir tarafta market raflarında yükselen fiyatlar, diğer tarafta ürününü maliyetine bile satamayan üretici…</p>
<p>İşte Türkiye’nin tarım çıkmazı tam da bu zıtlıkta saklıdır.</p>
<p>Üretim büyüklüğü ile üreticinin refahı aynı şey değildir. Tarımsal hasılanın artması, çiftçinin mutlaka daha fazla kazandığı anlamına gelmez.</p>
<p>Toprak Kaybı: Türkiye’de son 22 yılda yaklaşık 2,5 milyon hektar tarım arazisinin üretim dışı kaldığı belirtiliyor.</p>
<p>Kişi başına düşen tarım arazisi 4,9 dekardan 2,79 dekara geriledi. Toprağı kaybetmek, geleceğin ekmeğini küçültmektir.</p>
<p>Borç Yükü: Tarım kesiminin toplam banka kredi borcunun 1,4 trilyon Türk lirasını aşması, borcun üretimi finanse eden bir araç olmaktan çıkıp üreticiyi tarlaya bağlayan ağır bir zincire dönüştüğünü gösteriyor.</p>
<p>ZEYBEĞİN TOPRAĞA VURAN ELİ VE SON YUDUM</p>
<p>Şimdi yeniden pazar kahvemize dönelim.</p>
<p>Zeybek hâlâ çalıyor.</p>
<p>Bir lider ağır ağır eğiliyor, dizine vuruyor ve elini toprağa uzatıyor.</p>
<p>O hareketin en güçlü tarafı emeğin önünde eğilmektir.</p>
<p>Çünkü o toprakta yalnızca buğday değil; bir ailenin umudu, bir çocuğun geleceği, bir köyün yaşamı ve bir ülkenin ekonomik bağımsızlığı yetişir.</p>
<p>Gıda fiyatları yükseldiğinde aile bütçesi sarsılır, üretim maliyetleri arttığında sanayi etkilenir, ithalat ihtiyacı büyüdüğünde döviz baskısı oluşur.</p>
<p>Tarım, ekonominin kenarında duran küçük bir sektör değil, merkezindeki en kritik zincirdir.</p>
<p>Sabah gün doğmadan tarlasında mazot hesabı yapan, aylarca yağmuru ve hasadı bekleyen çiftçinin karşısındaki en büyük dram, ürününü değerinde satamamasıdır.</p>
<p>Tarlada ürün var ama para yok; markette ürün var ama tüketicinin cebindeki para yetmiyor. Bu çelişkiyi çözmeden ne üreticiyi ne de tüketiciyi koruyabiliriz.</p>
<p>Kahve bitti.</p>
<p>Pazar bitecek.</p>
<p>Ama tarla yarın yine bizi bekleyecek.</p>
<p>Çünkü toprak bekler, tohum bekler, mevsim bekler, fakat çiftçinin borcu, maliyetler ve hayat beklemez.</p>
<p><strong>SÖZ SİZDE!</strong></p>
<p>“Köylü milletin efendisidir” sözünü geçmişin güzel bir hatırası olmaktan çıkarıp bugünün ekonomik hayatında yeniden anlamlandırmak için çiftçinin emeğinin karşılığını alması, tarım arazilerinin ve su kaynaklarının korunması adına ilk olarak hangi yapısal adım atılmalı ve sizce bu sorun tarlada mı, finansmanda mı, yoksa aracı zincirinde mi başlıyor?</p>
<p>Zeybeği oynayan liderin toprağa dokunuşundaki o derin anlamı ve sorumluluğu düşündüğünüzde, tarlanın sessiz çığlığını dindirmek ve üreticiyi yeniden güçlü kılmak için birey ve devlet olarak üzerimize düşen en acil görev nedir?</p>
<p>Toprağın efendisi olması gereken çiftçiyi, kendi toprağında yeniden güçlü ve üretken hâle getirebilmek için ne yapmalıyız?</p>
<p>Çünkü tarla yalnızca çiftçinin değildir.</p>
<p>Sofra yalnızca tüketicinin değildir.</p>
<p>Toprak hepimizindir.</p>
<p>Ve toprağın geleceği, aslında hepimizin geleceğidir.</p>
<p>Zeybek dizini yere vuruyor…</p>
<p>El toprağa uzanıyor…</p>
<p>Ama söz bitmiyor.</p>
<p><strong>Erhan Yurdayüksel</strong></p>
<p><strong>04 Ekim 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erhan Yurdayüksel: Küresel Satranç Tahtası</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/erhan-yurdayuksel-kuresel-satranc-tahtasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bthaber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2026 06:17:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Erhan Yurdayüksel]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236792</guid>

					<description><![CDATA[Küresel Satranç Tahtasında Ekonomik Çember Daralırken: &#8220;Neler Oluyor Hayatta?&#8221; &#8220;Neler oluyor hayatta?&#8221; şarkısını dinlerken, sesini her geçen gün biraz daha yükseltmek zorunda kalıyoruz. Çünkü bu da olmaz dediğimiz modern dünyanın jeopolitik ve ekonomik tablosu, her sabah yeni bir kriz eşiğinde &#8220;Hayırdır inşallah&#8221; dedirtiyor. İngiltere’nin AB ile ilişkilerini yeniden masaya yatırması, Bulgaristan’ın enerji ve nükleer riskler [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Küresel Satranç Tahtasında Ekonomik Çember Daralırken: &#8220;Neler Oluyor Hayatta?&#8221;</strong></p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-thumbnail wp-image-193933" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-150x150.jpg 150w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-30x30.jpg 30w" sizes="auto, (max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a>&#8220;Neler oluyor hayatta?&#8221; şarkısını dinlerken, sesini her geçen gün biraz daha yükseltmek zorunda kalıyoruz.</p>
<p>Çünkü bu da olmaz dediğimiz modern dünyanın jeopolitik ve ekonomik tablosu, her sabah yeni bir kriz eşiğinde &#8220;Hayırdır inşallah&#8221; dedirtiyor.</p>
<p>İngiltere’nin AB ile ilişkilerini yeniden masaya yatırması, Bulgaristan’ın enerji ve nükleer riskler karşısındaki arayışları ve Avrupa Birliği’nin Akdeniz’deki güvenlik ve altyapı konseptini genişletme hamleleri, sıradan diplomatik manevralar değildir.</p>
<p>Bu gelişmelerin temelinde, küresel ekonominin kurallarını yeniden yazmayı amaçlayan tedarik zinciri ve pazar payı savaşları yatmaktadır.</p>
<p>Peki, tüm bu kartların yeniden karıldığı ve ekonomik dengelerin altüst olduğu süreçte, Türkiye’nin bu gelişmeleri okuma biçimi hangi stratejik hazırlık seviyesine dayanıyor?</p>
<p><strong>İngiltere&#8217;nin Brexit Pişmanlığı ve Yeni Ticaret Rotaları: Muhasebe Defteri Konuşuyor</strong></p>
<p>İngiltere’nin AB ile ilişkilerini yeniden güçlendirme çabaları, Brexit tartışmasının bittiğini değil, ekonomik maliyetlerinin hâlâ masada olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Londra yönetimi tek pazara veya gümrük birliğine tam dönüş hedeflemese de ticaretin önündeki engelleri azaltmak, enerji iş birliğini geliştirmek ve ekonomik güvenliği artırmak için Brüksel ile yakınlaşıyor.</p>
<p><strong>Maliyet Analizi:</strong></p>
<p>Ticaret maliyeti yükseldiğinde ideolojik sloganların yerini muhasebe defteri alır.</p>
<p>Gümrük işlemlerinden lojistiğe, standart farklılıklarından pazar kaybetmeye kadar her unsur ülkeleri rasyonel kararlar almaya itiyor.</p>
<p><strong>Türkiye İçin Ders:</strong></p>
<p>Ticarette mesele yalnızca malı üretmek değildir, malı doğru pazara, doğru standartla, doğru maliyetle ve doğru zamanda ulaştırabilmektir.</p>
<p><strong>Enerji Güvenliği: Ekonominin Görünmeyen Vergisi</strong></p>
<p>Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev’in uyarıları, Avrupa ekonomisinin sırtındaki en büyük kamburun enerji ve güvenlik maliyetleri olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Türkiye açısından enerji kaynakları bakımından zengin olmamak bir dezavantaj olsa da, asıl kırılganlık coğrafi konuma güvenip arz güvenliğini ve fiyat istikrarını garanti altına alamamaktır.</p>
<p><strong>Zincirleme Etki:</strong></p>
<p>Enerji ithalatı yalnızca bir fatura değildir, enflasyondur, cari açiktır, sanayi maliyetidir ve nihayetinde ihracatçının rekabet gücüdür.</p>
<p>Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki bir şok, fabrikanın kapısından girip market rafına kadar ulaşır.</p>
<p><strong>Karadeniz ve Akdeniz Dengesi:</strong></p>
<p>Karadeniz’deki olası riskler ve AB’nin Akdeniz’deki varlığını (IRINI misyonu ve gölge filo denetimleri kisvesi altında) genişletmesi, Türkiye’nin enerji koridorları ve deniz ticaret yollarından izole edilmesi riskini tetiklemektedir.</p>
<p>Enerji koridorunda olmak başka şeydir; enerjiyi finanse eden, depolayan ve fiyatlandıran bir enerji merkezi olmak başka şeydir.</p>
<p><strong>Dış Ticaret ve Tedarik Zincirleri: Karbon Kapıları ve Korumacılık</strong></p>
<p>Dünya ekonomisi &#8220;küreselleşme&#8221; rüzgârından uzaklaşarak korumacı bloklara bölünmektedir. Artık şirketler yalnızca &#8220;en ucuz nerede üretebilirim?&#8221; sorusunu sormuyor, &#8220;kriz çıktığında tedarik edebilir miyim?&#8221; diyerek stratejik sektörleri koruma altına alıyor.</p>
<p><strong>Yeşil Dönüşüm ve Standartlar:</strong></p>
<p>AB&#8217;nin Sınırda Karbon Düzenlemeleri, önümüzdeki dönemin en büyük ticaret engellerindendir. 21. yüzyılın ticaret savaşında gümrük kapılarından önce standart kapıları kapanabilir.</p>
<p>Türkiye’nin rekabeti yalnızca Çin&#8217;le değil; Polonya, Çekya, Romanya gibi Avrupalı üreticilerle olacaktır.</p>
<p><strong>İthal Ara Malı Bağımlılığı:</strong></p>
<p>Üretim modelimiz yüksek oranda ithal girdiye bağımlı olduğu için dış ticaretteki en küçük şok doğrudan sanayi üretimine, enflasyona ve istihdama yansımaktadır.</p>
<p><strong>Savunma Sanayii İstisnası ve Güçlü Makroekonomik Zemin</strong></p>
<p>Türkiye son yıllarda savunma sanayiinde yerlilik oranlarını artırarak sahada stratejik bir caydırıcılık kazanmıştır.</p>
<p>Ancak güçlü bir savunma sanayi, arkasında yüksek teknolojiye uyum sağlayan ve finansal istikrarını koruyan bir makroekonomi ister.</p>
<p>Çip, elektronik aksam, yazılım ve kritik hammaddeler dışa bağımlı kaldığı sürece, makroekonomik şoklar savunma sanayiinin de kritik bileşenlerini tehdit edebilir.</p>
<p>Ekonomik bağımsızlık ile teknolojik bağımsızlık birbirinden ayrı düşünülemez.</p>
<p><strong>&#8220;Dünya Yeniden Kurulurken Türkiye Nerede Duruyor?&#8221;</strong></p>
<p>Dünya yeni bir ekonomik düzene evrilirken; ticaret savaşları, enerji güvenliği, tedarik zincirleri ve jeopolitik bloklaşma aynı satranç tahtasında birleşiyor.</p>
<p>Türkiye için mesele yalnızca coğrafi konuma, savunma sanayiine veya geleneksel pazar paylarına güvenmek olamaz.</p>
<p>Kriz anında üretebilen, ithal girdi bağımlılığını azaltan, enerji arzını çeşitlendiren ve yüksek katma değerli ihracata odaklanan bütüncül bir ekonomik güvenlik stratejisine ihtiyaç vardır.</p>
<p><strong>Küresel ekonomide artık seyirci koltuğu yok.</strong></p>
<p>Cevabını fabrikalarda, limanlarda, enerji terminallerinde ve teknoloji laboratuvarlarında arayacağımız en kritik soru hâlâ önümüzde duruyor:</p>
<p>Dünya yeniden kurulurken Türkiye nerede duruyor?</p>
<p><strong>Söz Sizde…</strong></p>
<p>Dünya ekonomik satranç tahtasını yeniden kurarken Türkiye, tedarik zincirlerinin dışında kalmamak için hangi yapısal hamleleri acilen hayata geçirmelidir?</p>
<p>Yüksek dışa bağımlılık ve enerji maliyetleri cenderesinde, sadece coğrafi konuma güvenmek yerine gerçek bir &#8220;enerji merkezi&#8221; olma vizyonu nasıl somutlaştırılacaktır?</p>
<p><strong>Erhan Yurdayüksel</strong></p>
<p><strong>01 Ekim 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erhan Yurdayüksel: Yeni Ekonomik Bloklaşma</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/erhan-yurdayuksel-yeni-ekonomik-bloklasma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bthaber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Sep 2026 01:01:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Erhan Yurdayüksel]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236783</guid>

					<description><![CDATA[Yeni Nesil Ekonomik Bloklaşma, Savunma Masası ve Türkiye İçin Stratejik Yol Haritası Küresel Bloklaşma ve Avrupa’nın Yeni Stratejisi Ekonomik Güvenlik Çağı: Dünya ekonomisinde artık yalnızca serbest ticaret ve gümrük vergilerinin düşürülmesi konuşulmuyor; enerji, kritik hammaddeler, teknoloji, yapay zekâ, veri güvenliği ve tedarik zinciri dayanıklılığı merkeze yerleşmiş durumda. Kanada-AB Yakınlaşması &#8220;Gelecek İçin İttifak&#8221;: AB Komisyonu Başkanı [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yeni Nesil Ekonomik Bloklaşma, Savunma Masası ve Türkiye İçin Stratejik Yol Haritası</strong></p>
<p><strong>Küresel Bloklaşma ve Avrupa’nın Yeni Stratejisi</strong></p>
<p><strong><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-thumbnail wp-image-193933" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-150x150.jpg 150w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-30x30.jpg 30w" sizes="auto, (max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a>Ekonomik Güvenlik Çağı:</strong></p>
<p>Dünya ekonomisinde artık yalnızca serbest ticaret ve gümrük vergilerinin düşürülmesi konuşulmuyor; enerji, kritik hammaddeler, teknoloji, yapay zekâ, veri güvenliği ve tedarik zinciri dayanıklılığı merkeze yerleşmiş durumda.</p>
<p><strong>Kanada-AB Yakınlaşması &#8220;Gelecek İçin İttifak&#8221;:</strong></p>
<p>AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Kanada&#8217;yı AB&#8217;nin ilk &#8220;ortak üyesi&#8221; olmaya davet etti.</p>
<p>Mevcut CETA (Kapsamlı Ekonomik ve Ticaret Anlaşması) çerçevesinin ötesine geçilerek; kritik mineraller, batarya değer zincirleri, yapay zekâ, kuantum teknolojileri, siber güvenlik ve savunma sanayisini kapsayan yeni bir ekonomik güvenlik ortaklığı hedefleniyor.</p>
<p><strong>ABD&#8217;nin Ticaret Şokları ve Ottawa&#8217;nın Hamlesi:</strong></p>
<p>ABD&#8217;nin Kanada ürünlerine yüzde 50&#8217;ye varan tarifeler uygulaması ve Kanada&#8217;nın karşı tarifelerle (15, 25 ve 50 oranlarında) yanıt vermesi, Kuzey Amerika ticaretindeki entegrasyonun bir güvenlik riskine dönüştüğünü gösterdi.</p>
<p>Bu durum Kanada&#8217;yı alternatif ortaklıklar aramaya itti.</p>
<p><strong>Türkiye’nin Önündeki Ekonomik ve Stratejik Denklem</strong></p>
<p><strong>Gümrük Birliği ve Modernizasyon İhtiyacı:</strong></p>
<p>Türkiye, 1995’ten bu yana Gümrük Birliği içinde yer alıyor ve 2025&#8217;te AB ile mal ticareti 217,6 milyar avroyu aşarak tarihi seviyeye ulaştı.</p>
<p>Ancak 1990&#8217;ların ürünü olan Gümrük Birliği; dijital ticaret, hizmetler, yeşil dönüşüm, karbon düzenlemeleri ve ekonomik güvenlik gibi 21. yüzyıl gerçeklerini kapsamaktan uzak.</p>
<p><strong>Yeni Nesil Entegrasyon Şartı:</strong></p>
<p>Türkiye’nin öncelikli meselesi Kanada gibi sıfırdan bir ortaklık kurmak değil, mevcut Gümrük Birliği&#8217;ni hizmetler, kamu alımları, yatırımlar ve sürdürülebilirlik standartlarını kapsayacak şekilde güncellemek ve derinleştirmektir.</p>
<p><strong>Avrupa&#8217;nın Üretim Tamamlayıcılığı:</strong></p>
<p>Türkiye, otomotivden savunma sanayisine kadar Avrupa sanayi ekosisteminin zaten içerisindedir.</p>
<p>Yeni dönemde rekabet sadece düşük maliyetle değil; güvenilirlik, hız, teknoloji, enerji arzı ve mevzuat uyumuyla kazanılacaktır.</p>
<p><strong>20 Milyar Avroluk Savunma Penceresi ve Türkiye&#8217;nin Rolü</strong></p>
<p><strong>SAFE Programı ve Kullanılmayan Kaynaklar:</strong></p>
<p>AB&#8217;nin 150 milyar avroluk SAFE programı çerçevesinde, üye ülkelerin (örneğin İtalya ve Macaristan) kullanmadığı bütçeler nedeniyle <strong>10 ila 20 milyar avro</strong> arasında kullanılmamış kredi kapasitesi yıl sonuna kadar yeniden dağıtıma açılıyor.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;nin Yetkinlik Kesişimi:</strong></p>
<p>Mühimmat, füze sistemleri, hava ve füze savunması, insansız sistemler, siber güvenlik ve askerî hareketlilik alanlarında dünya çapında kabiliyet geliştiren Türk savunma sanayii, Avrupa’nın acilen ihtiyaç duyduğu üretim ve mühendislik gücüne sahiptir.</p>
<p><strong>Hukuki ve Kurumsal yapı kritik önem taşıyor:</strong></p>
<p>Aday ülkeler ortak savunma tedariklerine katılabilse de, Türk şirketlerinin SAFE kapsamından tam anlamıyla yararlanabilmesi için AB ile Türkiye arasında ikili anlaşmaların ve kurumsal mekanizmaların işletilmesi kritik önem taşıyor.</p>
<p><strong>Tanıtım ve İş Geliştirme İçin Atılması Gereken Adımlar</strong></p>
<p>Türkiye’nin bu yeni ekonomik mimaride ve savunma masasında hak ettiği konumu alabilmesi için atması gereken somut adımlar:</p>
<p><strong>Gümrük Birliği Modernizasyonunu Siyasi Değil Stratejik Bir Zorunluluk Olarak Konumlandırmak:</strong></p>
<p>Ankara-Brüksel hattında yeşil mutabakat, dijital ticaret ve ekonomik güvenlik başlıklarını içeren yeni nesil bir entegrasyon çerçevesi için müzakereleri hızlandırmak.</p>
<p><strong>EU Drone Summit 2026 ve EPA (Avrupa Proje Ajansı) Fırsatını Değerlendirmek:</strong></p>
<p>9-10 Kasım 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek zirvede ve EPA tarafından kurulan özel toplantı masalarında Türk savunma sanayi kurumlarının projelerini, ürünlerini ve konsorsiyum modellerini doğrudan uluslararası paydaşlara tanıtmasını sağlamak.</p>
<p><strong>Proje Odaklı Konsorsiyumlar Kurmak:</strong></p>
<p>Avrupa&#8217;daki fon ve kredi mekanizmalarına (SAFE vb.) yalnızca &#8220;ürünümüz var&#8221; iddiasıyla değil; Avrupalı ortaklarla ortak proje, finansman modeli ve hukuki uyumluluk altyapısı kurarak hazırlıklı girmek.</p>
<p><strong>Teknoloji, Lojistik ve Yeşil Dönüşüm Yatırımlarını Artırmak:</strong></p>
<p>Karbon ayak izini ölçebilen, veri tabanlı gümrük süreçlerine uyum sağlayan ve tedarik zincirinde kesintisiz izlenebilirlik sunabilen bir altyapıyı ülke genelinde yaygınlaştırmak.</p>
<p><strong>Söz Sizde…</strong></p>
<p>Sizce Türkiye, AB ile Gümrük Birliği&#8217;ni güncelleyerek ve savunma sanayisindeki kabiliyetlerini Avrupa&#8217;nın yeni fon mekanizmalarıyla (SAFE gibi) entegre ederek, küresel bloklaşma sürecinde masada kurucu bir ortak konumuna gelebilir mi?</p>
<p><strong>Erhan Yurdayüksel</strong></p>
<p><strong>30 Eylül 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erhan Yurdayüksel: “Cılız Ses” Paradoksu&#8230;</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/erhan-yurdayuksel-ciliz-ses-paradoksu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bthaber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 01:01:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Erhan Yurdayüksel]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236711</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa’nın Kaçan Milyarları, Rekabet Çıkmazı ve Türkiye’nin Brüksel’deki “Cılız Ses” Paradoksu&#8230; Avrupa’nın önündeki mesele artık yalnızca büyümek değil, dünyayla rekabet edebilmek. Türkiye açısından ise soru daha da kritik: Bu dönüşümün neresinde olacağız? Avrupa ekonomisi, küresel rekabet gücünü koruyabilmek için tarihi bir eşikte duruyor. Bir tarafta ABD ve Çin’in teknoloji, enerji, sermaye ve üretim alanlarında giderek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Avrupa’nın Kaçan Milyarları, Rekabet Çıkmazı ve Türkiye’nin Brüksel’deki “Cılız Ses” Paradoksu&#8230;</strong></p>
<p><strong><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-thumbnail wp-image-193933" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-150x150.jpg 150w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-30x30.jpg 30w" sizes="auto, (max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a>Avrupa’nın önündeki mesele artık yalnızca büyümek değil, dünyayla rekabet edebilmek.</strong></p>
<p><strong> Türkiye açısından ise soru daha da kritik: Bu dönüşümün neresinde olacağız?</strong></p>
<p>Avrupa ekonomisi, küresel rekabet gücünü koruyabilmek için tarihi bir eşikte duruyor.</p>
<p>Bir tarafta ABD ve Çin’in teknoloji, enerji, sermaye ve üretim alanlarında giderek sertleşen rekabeti, diğer tarafta Avrupa Birliği’nin kendi sınırları içinde dahi tam anlamıyla bütünleşememiş pazar yapısı…</p>
<p>Ortaya çıkan tablo, Avrupa’nın yalnızca dışarıdan gelen rekabetle değil, <strong>kendi içindeki parçalanmışlıkla da mücadele ettiğini</strong> gösteriyor.</p>
<p>İtalyan düşünce kuruluşu <strong>The European House–Ambrosetti (TEHA)</strong> ile Amazon iş birliğinde hazırlanan çalışma, bu sorunun ekonomik boyutunu çarpıcı bir rakamla ortaya koyuyor:</p>
<p>Avrupa, ulaştırma, enerji, teknoloji ve beceriler başta olmak üzere farklı alanlardaki ulusal düzenleme ve uygulama farklılıkları nedeniyle <strong>her yıl en az 120 milyar avroluk yatırımı kaçırıyor.</strong></p>
<p>Buradaki “en az” ifadesi özellikle önemli.</p>
<p>Çünkü söz konusu rakam, yalnızca doğrudan ilave yatırımları ifade ediyor.</p>
<p>Verimlilik artışı, istihdam, teknoloji transferi, tedarik zinciri etkisi ve uzun vadeli büyüme gibi dolaylı kazanımlar hesaba katıldığında Avrupa ekonomisinin ödediği faturanın çok daha büyük olması muhtemel.</p>
<p>Tam da bu nedenle Avrupa’nın sorunu yalnızca para bulmak değil; <strong>paranın Avrupa içinde doğru yere, doğru zamanda ve doğru ölçekte hareket edebilmesini sağlamak.</strong></p>
<p><strong>Avrupa’nın asıl rakibi bazen Avrupa’nın kendisi</strong></p>
<p>Eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’nin Avrupa’nın rekabet gücüne ilişkin raporu da aynı probleme işaret ediyor.</p>
<p>Draghi’nin değerlendirmesine göre Avrupa’nın küresel rekabet gücünü koruyabilmesi için her yıl yaklaşık <strong>750-800 milyar avroluk ilave yatırıma</strong> ihtiyacı bulunuyor.</p>
<p>Bir tarafta yüz milyarlarca avroluk yatırım ihtiyacı…</p>
<p>Diğer tarafta, Avrupa’nın kendi içindeki düzenleyici ve yapısal parçalanmalar nedeniyle her yıl kaybedilen milyarlarca avro.</p>
<p>Bu çelişki, Avrupa’nın ekonomik denklemindeki temel paradokslardan birini ortaya çıkarıyor:</p>
<p><strong>Sermaye var, teknoloji var, insan kaynağı var, fakat bunları aynı ekonomik makinenin dişlilerine dönüştürmekte sorun yaşanıyor.</strong></p>
<p>TEHA kıdemli danışmanı Diego Begnozzi’nin çalışmada ortaya koyduğu yaklaşım da bu noktada dikkat çekici, Avrupa içerisinde yatırım açısından cazip modeller zaten mevcut, ancak bunlar sınırlar arasında yeterince birbirine bağlanamıyor ve ölçeklendirilemiyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle Avrupa, başarı hikâyeleri üretmekten çok, <strong>başarı hikâyelerini Avrupa ölçeğine taşımakta zorlanıyor.</strong></p>
<p><strong>Enerjide faturayı sanayi ödüyor</strong></p>
<p>Avrupa’nın rekabetçilik sorunundaki en kritik başlıklardan biri enerji.</p>
<p>Enerji maliyetleri yalnızca hane halkının bütçesini değil, Avrupa sanayisinin küresel rekabet gücünü de doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Çalışmaya göre Avrupalı şirketlerin ödediği elektrik maliyeti ABD’deki şirketlerin ödediğinin yaklaşık <strong>2,8 katına</strong> çıkıyor.</p>
<p>Bu fark, özellikle enerji yoğun sektörlerde Avrupa’nın rekabet gücü açısından ciddi bir baskı oluşturuyor.</p>
<p>Üstelik Avrupa’nın kendi içinde dahi enerji piyasaları ve altyapısı tam anlamıyla bütünleşmiş değil.</p>
<p>Oysa enerji sistemlerinin Tek Pazar içerisinde daha fazla entegre edilmesinin 2030’a kadar yılda <strong>43 milyar avroya kadar tasarruf</strong> sağlayabileceği hesaplanıyor.</p>
<p>Burada mesele yalnızca enerji fiyatının yüksekliği değil.</p>
<p><strong>Mesele, Avrupa’nın elindeki mevcut altyapıyı ve kapasiteyi ortak bir ekonomik avantaja dönüştürememesi.</strong></p>
<p><strong>Demiryollarında sınırlar hâlâ ekonomik engel</strong></p>
<p>Aynı tablo ulaşım alanında da karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Avrupa’da demiryolu piyasalarının serbestleşmesinin üzerinden yaklaşık 40 yıl geçmesine rağmen sınır ötesi tren seferlerinin, karşılaştırılabilir yurt içi hatlara göre <strong>yüzde 23,4 daha yavaş</strong> olduğu belirtiliyor.</p>
<p>Bu rakam ilk bakışta teknik bir ulaşım problemi gibi görünebilir.</p>
<p>Aslında çok daha fazlası.</p>
<p>Çünkü modern ekonomide zaman, doğrudan maliyettir.</p>
<p>Bir ürünün, çalışanın, hammaddenin veya sermayenin sınırdan geçişi yavaşladığında Avrupa ekonomisinin toplam verimliliği de düşüyor.</p>
<p>Dolayısıyla Avrupa’nın gerçek anlamda rekabetçi bir kıta olabilmesi için yalnızca gümrüklerin kaldırılması yetmiyor.</p>
<p><strong>Sınırların ekonomik anlamının da ortadan kaldırılması gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Avrupa’nın başka bir açmazı: Para var, ortak bütçe yok</strong></p>
<p>Bir diğer yapısal problem ise finansman.</p>
<p>AB üyesi ülkelerin toplam bütçeleri yaklaşık <strong>8,8 trilyon avro</strong> seviyesindeyken Avrupa Birliği bütçesinin gayrisafi milli gelire oranı yaklaşık yüzde 1 düzeyinde.</p>
<p>Bu durum, birden fazla ülkeye aynı anda fayda sağlayacak büyük ölçekli sınır ötesi projelerin finansmanında önemli bir kısıtlama yaratıyor.</p>
<p>Bugünün dünyasında ise rekabet, yalnızca şirketler arasında değil, giderek daha fazla <strong>ekosistemler arasında</strong> yaşanıyor.</p>
<p>ABD devasa sermaye piyasalarıyla, Çin merkezi ölçekte yatırım kapasitesiyle, diğer yükselen ekonomiler ise daha düşük maliyet ve hızlı üretim kabiliyetiyle avantaj ararken Avrupa’nın kendi sınırları içinde proje finansmanını parçalı tutması ciddi bir dezavantaj oluşturuyor.</p>
<p>Brüksel sermaye piyasası kurallarını yeniden düzenlemek, şirket kuruluşlarını kolaylaştırmak ve <strong>EU Inc.</strong> gibi girişimlerle Avrupa ölçeğinde şirketleşmeyi teşvik etmek istiyor.</p>
<p>Fakat reformların hızı, ihtiyaç duyulan dönüşümün gerisinde kalıyor.</p>
<p><strong>Sorun artık reform yapılıp yapılmayacağı değil, reformların küresel rekabetin hızına yetişip yetişemeyeceği.</strong></p>
<p><strong>Tam da bu noktada Türkiye denkleme giriyor</strong></p>
<p>İşte Avrupa’nın bu yapısal arayışı Türkiye açısından önemli bir fırsat penceresi açıyor.</p>
<p>Türkiye, genç ve geniş iş gücü, güçlü üretim kapasitesi, sanayi altyapısı, Avrupa ile yoğun ticari ilişkileri ve kıtalararası lojistik konumu nedeniyle Avrupa’nın tedarik zincirleri açısından stratejik bir tamamlayıcı olabilir.</p>
<p>Ancak burada kritik bir ayrım yapmak gerekiyor.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa için yalnızca <strong>“yakın ve büyük bir pazar”</strong> olması yeterli değil.</p>
<p>Türkiye’nin aynı zamanda <strong>öngörülebilir, yatırım yapılabilir ve Avrupa değer zincirleriyle daha derin bütünleşmiş bir üretim merkezi</strong> olarak konumlanması gerekiyor.</p>
<p>Bu ise yalnızca diplomatik söylemle değil, hukuk, yatırım ortamı, düzenleyici uyum, finansmana erişim, fikrî mülkiyet, rekabet hukuku, gümrük süreçleri ve kurumsal öngörülebilirlik gibi alanlarda somut adımlarla mümkün.</p>
<p><strong>“Friend-shoring” Türkiye için neden önemli?</strong></p>
<p>Küresel tedarik zincirlerinin pandemi, jeopolitik gerilimler ve ticaret savaşları nedeniyle yeniden şekillendiği bir dönemde şirketler yalnızca maliyete değil, <strong>güvenilirliğe ve dayanıklılığa</strong> da bakıyor.</p>
<p>“Friend-shoring” bir ülkenin kritik ürün ve tedarik zincirlerini <strong class="x7amdea">politik olarak yakın veya güvenilir gördüğü ülkelerde yoğunlaştırması </strong>olarak ifade edilen eğilim de bu dönüşümün bir parçası.</p>
<p>Türkiye açısından burada önemli bir fırsat bulunuyor.</p>
<p>AB standartlarıyla daha fazla uyumlu, yatırımcı haklarını güçlendiren, şeffaf ve öngörülebilir bir yatırım ortamı, Türkiye’yi yalnızca Avrupa’ya ihracat yapan bir ülke olmaktan çıkarıp Avrupa merkezli üretim ve tedarik zincirlerinin stratejik halkalarından biri haline getirebilir.</p>
<p>Ancak bunun için Türkiye’nin Avrupa’ya yalnızca <strong>“Bizi tercih edin”</strong> demesi yetmez.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa’ya daha güçlü bir mesaj vermesi gerekir:</p>
<p><strong>“Sizin rekabet gücü sorununuzun çözüm ortaklarından biri olabiliriz.”</strong></p>
<p>Bu, söylem açısından küçük, strateji açısından devasa bir farktır.</p>
<p><strong>Gümrük Birliği artık geçmişin değil, geleceğin konusu olmalı</strong></p>
<p>Türkiye-AB ekonomik ilişkilerinin merkezinde Gümrük Birliği bulunuyor.</p>
<p>Ancak küresel ekonomi artık Gümrük Birliği’nin oluşturulduğu dönemden çok farklı.</p>
<p>Dijital ticaret, e-ticaret, yeşil dönüşüm, karbon düzenlemeleri, hizmetler sektörü, kamu alımları ve yeni nesil tedarik zincirleri ekonomik ilişkilerin çerçevesini değiştirmiş durumda.</p>
<p>Dolayısıyla mesele yalnızca Gümrük Birliği’nin güncellenmesi değildir.</p>
<p>Asıl mesele, <strong>Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik ilişkinin 21. yüzyılın üretim modeline göre yeniden tasarlanmasıdır.</strong></p>
<p>Yeşil enerji koridorları, lojistik merkezler, demiryolu bağlantıları, dijital altyapı, batarya ve otomotiv ekosistemleri, yenilenebilir enerji, savunma dışı yüksek teknoloji üretimi ve kritik tedarik zincirleri bu yeni ortaklığın somut alanları olabilir.</p>
<p><strong>Ve şimdi Türkiye’nin Brüksel paradoksuna gelelim</strong></p>
<p>Bütün bu büyük ekonomik dönüşümün ortasında Türkiye’nin Brüksel’deki görünürlüğü ayrıca sorgulanmayı hak ediyor.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa başkentinde ekonomik diplomasi açısından zaman zaman çok sayıda toplantı, konferans ve etkinlik düzenlediği görülüyor.</p>
<p>Ancak burada önemli olan etkinlik sayısı değil, <strong>etkinliğin oluşturduğu stratejik etki</strong>.</p>
<p>Brüksel, dünyanın en yoğun karar alma merkezlerinden biri.</p>
<p>Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, Konsey, uluslararası şirketler, yatırım fonları, düşünce kuruluşları, medya kuruluşları ve lobi yapıları aynı ekosistemin içinde bulunuyor.</p>
<p>Böyle bir ortamda birkaç saatlik, dar katılımlı ve birbirine benzeyen toplantılar düzenlemek Türkiye’nin mesajını duyurabilir.</p>
<p>Fakat asıl soru şudur:</p>
<p><strong>Mesajımızı duyuruyor muyuz, yoksa gündem oluşturabiliyor muyuz?</strong></p>
<p>İkisi aynı şey değil.</p>
<p><strong>Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla toplantı değil, daha büyük bir hikâye</strong></p>
<p>Türkiye’nin Brüksel’de ekonomik diplomasi anlayışını yeniden düşünmesi gereken yer tam olarak burasıdır.</p>
<p>Davos benzeri, ancak Türkiye-AB ekonomik ilişkilerine odaklanan yüksek profilli bir zirve modeli düşünülebilir.</p>
<p>Bu tür bir organizasyonun amacı yalnızca Türkiye’yi tanıtmak olmamalıdır.</p>
<p>Asıl amaç, <strong>Türkiye ile Avrupa’nın ortak ekonomik geleceğini tartışabilecek bir platform oluşturmak</strong> olmalıdır.</p>
<p>Böyle bir zirvede Avrupa Komisyonu’nun ilgili üyeleri, Avrupa Parlamentosu temsilcileri, Avrupa’nın büyük sanayi kuruluşları, küresel yatırım fonları, bankalar, teknoloji şirketleri, lojistik firmaları, enerji şirketleri, akademisyenler ve uluslararası medya aynı masaya getirilebilir.</p>
<p>Böylece Türkiye’nin konumu da değişir.</p>
<p>“Türkiye Avrupa’dan ne istiyor?” sorusunun yerine:</p>
<p><strong>“Türkiye ve Avrupa birlikte ne üretebilir?”</strong></p>
<p>sorusu konulabilir.</p>
<p>İşte ekonomik diplomasinin gerçek dönüşümü burada başlar.</p>
<p><strong>Çünkü yatırımcı rakama değil, hikâyeye de yatırım yapar</strong></p>
<p>Küresel yatırım kararları yalnızca büyüme oranlarına veya iş gücü maliyetlerine bakılarak alınmıyor.</p>
<p>Yatırımcı aynı zamanda bir ülkenin geleceğine ilişkin hikâyeye bakıyor.</p>
<p>Hukuki güvence var mı?</p>
<p>Regülasyon öngörülebilir mi?</p>
<p>Tedarik zinciri güvenli mi?</p>
<p>Enerjiye erişim nasıl?</p>
<p>İşgücü nitelikli mi?</p>
<p>Finansmana ulaşmak kolay mı?</p>
<p>Avrupa pazarına erişim ne kadar güçlü?</p>
<p>Ve en önemlisi:</p>
<p><strong>Bu ülke önümüzdeki 10 yılda dünya ekonomisinin neresinde olacak?</strong></p>
<p>Türkiye’nin Brüksel’de vermesi gereken mesaj, işte bu soruların tamamına cevap verebilmelidir.</p>
<p><strong>Avrupa’nın kaybettiği milyarlar, Türkiye’nin kazanabileceği fırsat olabilir mi?</strong></p>
<p>Avrupa’nın yıllık 120 milyar avroluk yatırım kaybı, Draghi’nin işaret ettiği 750-800 milyar avroluk ilave yatırım ihtiyacı ve Avrupa’nın enerji, ulaşım, finansman ve düzenleme alanlarındaki parçalı yapısı aynı tabloyu gösteriyor:</p>
<p><strong>Avrupa’nın yeni bir ekonomik ölçek yaratmaya ihtiyacı var.</strong></p>
<p>Türkiye ise bu yeni ölçeğin dışında kalmak yerine, onun parçası olabilir.</p>
<p>Ama bunun otomatik olarak gerçekleşeceğini düşünmek büyük hata olur.</p>
<p>Fırsatlar kendiliğinden yatırıma dönüşmez.</p>
<p>Yatırım, <strong>hukuk, güven, ölçek, altyapı, finansman, diplomasi ve doğru anlatının aynı anda çalışmasıyla</strong> gelir.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye’nin önündeki mesele sadece ekonomik reform yapmak değildir.</p>
<p>Bir başka mesele de yapılan reformu doğru platformda, doğru yatırımcıya, doğru hikâyeyle anlatabilmektir.</p>
<p><strong>Brüksel’de “cılız ses”ten stratejik aktöre</strong></p>
<p>Belki de Türkiye’nin ekonomik diplomasisinde artık şu zihniyet değişikliğine ihtiyaç var:</p>
<p>Brüksel’e gidip Türkiye’yi dar çevrelerde ve yanlış adreslerde anlatmak yerine, Avrupa’nın geleceğinin şekillendiği o büyük masayı Brüksel’in tam ortasında kurmak zorundayız.</p>
<p>Aradaki fark küçümsenmemeli.</p>
<p>İlkinde Türkiye gündemin takipçisidir.</p>
<p>İkincisinde ise gündemin ortaklarından biri olma iddiası vardır.</p>
<p>Büyük zirvelerin amacı da tam olarak bu olmalıdır.</p>
<p>Sadece fotoğraf vermek değil, yatırım anlaşmaları, ortak projeler, finansman modelleri, teknoloji ortaklıkları ve yeni tedarik zincirleri için somut zemin oluşturmak.</p>
<p>Sadece konuşmak değil, <strong>sonuç üretmek.</strong></p>
<p>Sadece Türkiye’nin potansiyelini anlatmak değil, Avrupa’nın çözmekte zorlandığı sorunlara Türkiye’nin hangi somut katkıyı sağlayabileceğini göstermek.</p>
<p><strong>Sözün özü</strong></p>
<p>Avrupa bugün kendi içinde bir rekabetçilik muhasebesi yapıyor.</p>
<p>Enerji pahalı.</p>
<p>Sınırlar ekonomik olarak hâlâ yeterince geçirgen değil.</p>
<p>Sermaye piyasaları parçalı.</p>
<p>Ortak yatırımların finansmanı zor.</p>
<p>Düzenlemeler farklı.</p>
<p>Reformların hızı ise küresel rekabetin hızına yetişmekte zorlanıyor.</p>
<p>Türkiye açısından bütün bunlar yalnızca Avrupa’nın problemi değildir.</p>
<p><strong>Aynı zamanda Türkiye’nin önündeki fırsat haritasıdır.</strong></p>
<p>Ancak fırsatın büyüklüğü kadar, onu değerlendirme kapasitesi de önemlidir.</p>
<p>Türkiye, Avrupa’nın dönüşümünü seyreden bir ülke olmak yerine, bu dönüşümün ekonomik ortaklarından biri olmayı hedefleyebilir.</p>
<p>Bunun yolu ise yalnızca daha fazla toplantı yapmaktan geçmiyor.</p>
<p>Brüksel’de daha güçlü bir ekonomik diplomasi, daha yüksek profilli zirveler, daha somut yatırım projeleri, daha öngörülebilir bir yatırım ortamı ve Avrupa’nın ihtiyaçlarına doğrudan cevap veren bir Türkiye vizyonu gerekiyor.</p>
<p>Çünkü artık mesele Türkiye’nin Brüksel’de <strong>sesinin duyulup duyulmaması</strong> değil.</p>
<p>Asıl mesele şu:</p>
<p><strong>Türkiye, Avrupa’nın geleceğinin konuşulduğu masada yalnızca konuşanlardan biri mi olacak, yoksa o masanın kurulmasına katkı sağlayanlardan biri mi?</strong></p>
<p>Avrupa’nın kaçırdığı milyarlar, Türkiye için kendiliğinden bir fırsat değildir.</p>
<p>Ama doğru reformlar, doğru ekonomik diplomasi ve doğru vizyonla yönetildiğinde, <strong>kaçırılan Avrupa yatırımları Türkiye’nin yakalayabileceği yeni bir ekonomik koridorun başlangıcı olabilir.</strong></p>
<p><strong>Söz sizde&#8230;</strong></p>
<p class="x1yc453h xma8rkl xgoqxah xutxfr x1fie51u xgyxj25 x1xobyvs x1elgs31 x1fv8qjw xcy5tzr x1ht4adc xnvauns x1c2l018 x14l7nz5 xuw7688 x1pjt2rx x160d6zm xrxpjvj" dir="ltr">Ve belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:</p>
<p class="x1yc453h xma8rkl xgoqxah xutxfr x1fie51u xgyxj25 x1xobyvs x1elgs31 x1fv8qjw xcy5tzr x1ht4adc xnvauns x1c2l018 x14l7nz5 xuw7688 x1pjt2rx x160d6zm xrxpjvj" dir="ltr"><strong class="x7amdea">Türkiye’nin Brüksel’deki “cılız ses” paradoksunu kırmasının önündeki asıl engel nedir?</strong></p>
<p class="x1yc453h xma8rkl xgoqxah xutxfr x1fie51u xgyxj25 x1xobyvs x1elgs31 x1fv8qjw xcy5tzr x1ht4adc xnvauns x1c2l018 x14l7nz5 xuw7688 x1pjt2rx x160d6zm xrxpjvj" dir="ltr">Diplomatik vizyon eksikliği mi?</p>
<p class="x1yc453h xma8rkl xgoqxah xutxfr x1fie51u xgyxj25 x1xobyvs x1elgs31 x1fv8qjw xcy5tzr x1ht4adc xnvauns x1c2l018 x14l7nz5 xuw7688 x1pjt2rx x160d6zm xrxpjvj" dir="ltr">Yoksa Türkiye’nin sesini Brüksel’de duyurmayı ve görünür kılmayı üstlenen kurum ve kuruluşların yetersizliği mi?</p>
<p>Ekonomik ve hukuki reformların yeterince derinleşmemesi mi?</p>
<p>Yoksa yapılanların küresel yatırımcıya yeterince güçlü ve profesyonel biçimde anlatılamaması mı?</p>
<p>Bu soruların cevabı yalnızca Brüksel’deki Türkiye algısını değil, <strong>Türkiye’nin önümüzdeki on yıllık dış ekonomik stratejisinin yönünü de belirleyebilir.</strong></p>
<p><strong>Erhan Yurdayüksel</strong></p>
<p><strong>25 Eylül 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erhan Yurdayüksel: Finansın Yeni Ekseni</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/erhan-yurdayuksel-finansin-yeni-ekseni/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bthaber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 01:01:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Erhan Yurdayüksel]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[fon]]></category>
		<category><![CDATA[GGBI]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil Tahvil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236700</guid>

					<description><![CDATA[Küresel Finansın Yeni Ekseni: 3 Milyar Euroluk GGBI Hamlesi ve Yeşil Dönüşümün Ekonomi Politiği Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nun 81. oturumu, yalnızca küresel diplomasinin geleceğine ilişkin mesajların verildiği bir platform değil, aynı zamanda dünya ekonomisinin önümüzdeki dönemde hangi finansal araçlarla şekilleneceğinin tartışıldığı kritik bir zemin haline geliyor. Bu çerçevede öne çıkan başlıklardan biri, Avrupa Birliği&#8217;nin Global [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Küresel Finansın Yeni Ekseni: 3 Milyar Euroluk GGBI Hamlesi ve Yeşil Dönüşümün Ekonomi Politiği</h1>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-193933 size-thumbnail" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-150x150.jpg 150w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-30x30.jpg 30w" sizes="auto, (max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nun 81. oturumu, yalnızca küresel diplomasinin geleceğine ilişkin mesajların verildiği bir platform değil, aynı zamanda dünya ekonomisinin önümüzdeki dönemde hangi finansal araçlarla şekilleneceğinin tartışıldığı kritik bir zemin haline geliyor. Bu çerçevede öne çıkan başlıklardan biri, Avrupa Birliği&#8217;nin Global Gateway stratejisinin amiral gemisi girişimlerinden biri olan <strong>Küresel Yeşil Tahvil Girişimi (GGBI)</strong> oldu.</p>
<p>Uluslararası Ortaklıklardan Sorumlu Komisyon Üyesi Jozef Síkela, Avrupa Yatırım Bankası Başkanı Nadia Calviño, GGBI fonundaki kamu yatırımcılarının temsilcileri ve ortak ülkelerin liderleri, yeşil finansmanın ölçeğini büyütmek ve gelişmekte olan ekonomilere yönelik özel sermaye akışını hızlandırmak amacıyla girişimin potansiyelini ele aldı.</p>
<p>GGBI&#8217;nin ortaya koyduğu model, klasik kalkınma finansmanından önemli bir farklılaşmaya işaret ediyor: Amaç yalnızca kamu kaynaklarını gelişmekte olan ülkelere aktarmak değil, <strong>kamu sermayesini bir kaldıraç olarak kullanarak çok daha büyük miktarda özel sermayeyi sürdürülebilir altyapı yatırımlarına yönlendirmek.</strong></p>
<p>Bu nedenle GGBI&#8217;yi yalnızca bir &#8220;yeşil finansman programı&#8221; olarak değerlendirmek yetersiz kalıyor. Girişim, aynı zamanda küresel sermayenin yönünü, riskin nasıl paylaşılacağını ve gelişmekte olan ülkelerin uluslararası finans piyasalarından hangi maliyetlerle kaynak sağlayacağını etkileyebilecek yeni bir finansal mimarinin parçası olarak öne çıkıyor.</p>
<h2>3 Milyar Euroluk Fon, 20 Milyar Euroluk Sermaye Hedefi</h2>
<p>GGBI&#8217;nin ekonomik açıdan en dikkat çekici tarafı, kamu kaynaklarının özel sermaye üzerindeki <strong>kaldıraç etkisini</strong> artırmaya odaklanması.</p>
<p>GGBI Fonu&#8217;nun yaklaşık 1 milyar euro kamu öz sermayesi ile Avrupalı ve uluslararası yatırımcılardan sağlanması hedeflenen 2 milyar euroya kadar özel sermayeyi bir araya getirerek yaklaşık 3 milyar euroluk bir büyüklüğe ulaşması bekleniyor.</p>
<p>Ancak girişimin nihai hedefi bu 3 milyar euroluk fon büyüklüğüyle sınırlı değil. Avrupa Komisyonu&#8217;nun Sürdürülebilir Kalkınma İçin Avrupa Fonu Plus (EFSD+) kapsamında sağlayacağı kredi koruması ve diğer risk azaltıcı mekanizmalar sayesinde, <strong>20 milyar euroya kadar özel sermayenin sürdürülebilir altyapı yatırımlarına yönlendirilmesi</strong> amaçlanıyor.</p>
<p>Buradaki temel ekonomi politikası oldukça net:</p>
<p><strong>Kamu parası, özel sermayenin girmekten çekindiği piyasalarda riski azaltacak; risk azaldıkça sermayenin maliyeti düşecek; sermaye maliyeti düştükçe yeşil altyapı yatırımlarının ekonomik olarak uygulanabilirliği artacak.</strong></p>
<p>Bu mekanizma özellikle gelişmekte olan piyasalar açısından kritik önem taşıyor. Çünkü bu ülkelerde temiz enerji, elektrik şebekeleri, ulaşım altyapısı, su yönetimi ve iklim dayanıklılığı yatırımlarının ekonomik getirileri uzun vadeye yayılırken, yatırımcıların karşı karşıya kaldığı kur, ülke, faiz, likidite ve siyasi riskler kısa vadede fiyatlanıyor.</p>
<p>GGBI&#8217;nin hedeflediği finansal mimari, işte bu risk-getiri dengesini yeniden kurmaya çalışıyor.</p>
<h2>Yeşil Tahvil Artık Yalnızca Çevre Politikası Değil</h2>
<p>Yeşil tahviller uzun süre ağırlıklı olarak çevresel hedeflerin finansmanında kullanılan özel bir borçlanma aracı olarak görüldü. Ancak küresel finans piyasalarının dönüşümüyle birlikte yeşil tahvillerin anlamı genişliyor.</p>
<p>Bugün mesele yalnızca &#8220;hangi proje çevreci?&#8221; sorusundan ibaret değil.</p>
<p>Asıl soru, <strong>hangi ülkenin sürdürülebilir yatırımlar için uluslararası sermayeye daha düşük maliyetle erişebileceği</strong> haline geliyor.</p>
<p>Bu noktada güçlü bir yeşil tahvil piyasası, gelişmekte olan ülkeler açısından üç önemli ekonomik avantaj sağlayabilir:</p>
<p>Uzun vadeli altyapı yatırımları için alternatif finansman kanalları yaratabilir.</p>
<p>Uluslararası kurumsal yatırımcıların yerel piyasalara erişimini kolaylaştırabilir.</p>
<p>Doğru risk paylaşımı mekanizmalarıyla borçlanma maliyetlerinin aşağı çekilmesine katkıda bulunabilir.</p>
<p>Ancak bunun gerçekleşmesi otomatik değil. Bir ülkenin yeşil tahvil ihraç etmesi, tek başına daha ucuz finansman anlamına gelmiyor. Yatırımcı açısından ülke riski, para birimi riski, enflasyon, merkez bankası politikası, hukuki çerçeve, şeffaflık, proje kalitesi ve tahvil piyasasının likiditesi hâlâ belirleyici faktörler.</p>
<p>Dolayısıyla GGBI&#8217;nin başarısı, yalnızca ne kadar para topladığıyla değil, <strong>bu sermayeyi hangi koşullarda ve hangi ülkelerde daha düşük risk primiyle kullanılabilir hale getirdiğiyle</strong> ölçülecek.</p>
<h2>Üç Sütunlu Finansal Mimari</h2>
<p>GGBI&#8217;nin ekonomik modelini üç temel sütun oluşturuyor.</p>
<h3>1. GGBI Fonu</h3>
<p>Fon, gelişmekte olan ülkelerdeki sürdürülebilir yatırımlara yeşil tahviller üzerinden özel sermaye yönlendirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Burada Avrupa Yatırım Bankası liderliğindeki kalkınma finansmanı kuruluşları, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası, çeşitli Avrupa kalkınma bankaları ve Yeşil İklim Fonu gibi kamu aktörleri kritik bir rol üstleniyor.</p>
<p>Kamu yatırımcılarının varlığı, özel yatırımcı açısından bir tür güven ve risk paylaşımı mekanizması oluşturuyor.</p>
<p>Fonun Avrupa&#8217;nın en büyük varlık yöneticilerinden Amundi tarafından yönetilmesi de modelin yalnızca kamu finansmanına değil, büyük ölçekli kurumsal yatırımcıların sermaye piyasalarına erişimine dayandığını gösteriyor.</p>
<h3>2. Kapsamlı Teknik Yardım Programı</h3>
<p>Finansman kadar önemli ikinci unsur ise <strong>yatırım yapılabilir proje arzının oluşturulması.</strong></p>
<p>Gelişmekte olan ülkelerde sermaye eksikliği kadar önemli sorunlardan biri de uluslararası standartlarda hazırlanmış, finansal açıdan uygulanabilir ve yatırımcıların değerlendirebileceği yeterli sayıda projenin bulunmaması.</p>
<p>GGBI&#8217;nin teknik yardım programı tam olarak bu boşluğu hedefliyor.</p>
<p>Girişim kapsamında dünyanın farklı bölgelerinde 15 ortak ülkede yüksek kaliteli yeşil tahvil ihraçlarından oluşan bir proje ve ihraç havuzu oluşturulmasına destek veriliyor. Latin Amerika ve Karayipler, Sahra Altı Afrika, Asya-Pasifik ve AB komşuluk ülkelerinde yeni ihraçların gündeme gelmesi bekleniyor.</p>
<p>Bu mekanizma uzun vadede yalnızca tek tek tahvil ihraçlarını değil, <strong>yerel yeşil tahvil piyasalarının kurumsal altyapısını</strong> geliştirme potansiyeline sahip.</p>
<h3>3. Yeşil Kupon Sübvansiyon Tesisi</h3>
<p>Girişimin belki de gelişmekte olan piyasalar açısından en doğrudan ekonomik araçlarından biri yeşil kupon sübvansiyonu.</p>
<p>Çünkü bir yatırımın çevresel açıdan cazip olması, yüksek faiz ortamında onu otomatik olarak finansal açıdan cazip hale getirmiyor.</p>
<p>Özellikle yüksek enflasyon, sıkı para politikası ve yüksek ülke risk primiyle karşı karşıya kalan ekonomilerde tahvil ihraç maliyetleri yatırımın fizibilitesini bozabiliyor.</p>
<p>Kupon sübvansiyonu, belirli koşullar altında bu maliyetin aşağı çekilmesine yardımcı olarak yeşil projelerin finansmanını mümkün kılmayı amaçlıyor.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında GGBI, çevresel hedeflerle makrofinansal gerçeklik arasında bir köprü kurmaya çalışıyor.</p>
<h2>Asıl Mesele: Risk Primi</h2>
<p>Gelişmekte olan ülkelerin yeşil dönüşüm önündeki temel sorunlarından biri yalnızca yatırım miktarının yetersizliği değil, <strong>sermayenin maliyeti.</strong></p>
<p>Örneğin gelişmiş bir ekonomide devlet tahvili getirileri ile yatırım yapılabilir bir altyapı projesinin finansman maliyeti arasındaki fark nispeten sınırlı olabilirken, gelişmekte olan piyasalarda aynı proje çok daha yüksek bir risk primiyle karşılaşabilir.</p>
<p>Bunun sonucunda aynı güneş enerjisi santrali, elektrik şebekesi veya temiz ulaşım projesi farklı ülkelerde tamamen farklı finansal maliyetlerle karşı karşıya kalabilir.</p>
<p>GGBI&#8217;nin temel iddiası tam da burada önem kazanıyor:</p>
<p><strong>Riskin bir bölümünü kamu ve kalkınma finansmanı kuruluşları üstlenirse, özel yatırımcının talep ettiği risk primi aşağı çekilebilir.</strong></p>
<p>Eğer bu mekanizma çalışırsa, 1 euroluk kamu sermayesinin çok daha büyük miktarda özel sermayeyi harekete geçirmesi mümkün olabilir.</p>
<p>Ancak bunun başarısı, kaldıraç oranından çok daha fazlasına bağlı. Özel yatırımcının gerçekten ek sermaye getirip getirmediği, finansman maliyetinin ne ölçüde düştüğü, projelerin ticari sürdürülebilirliği ve yaratılan altyapının ekonomik büyümeye katkısı belirleyici olacak.</p>
<h2>Bölgesel Bazda Hangi Piyasalar Avantajlı?</h2>
<p>GGBI&#8217;nin etkisinin bütün gelişmekte olan piyasalarda aynı olması beklenmemeli. Bölgesel farklılıkların temelinde sermaye piyasalarının derinliği, ülke risk primi, enerji ihtiyacı, altyapı açığı, kurumsal kapasite ve yeşil yatırım potansiyeli bulunuyor.</p>
<h3>Latin Amerika ve Karayipler</h3>
<p>Latin Amerika, yenilenebilir enerji kaynaklarının güçlü olması, enerji dönüşümü için yüksek yatırım ihtiyacı ve bazı ülkelerde gelişmiş sermaye piyasalarının bulunması nedeniyle önemli bir alan oluşturuyor.</p>
<p>Özellikle yenilenebilir enerji, elektrik şebekeleri, temiz ulaşım ve sürdürülebilir şehircilik alanları yeşil tahvil finansmanı açısından geniş bir yatırım tabanı sağlayabilir.</p>
<p>Bununla birlikte bölge ülkeleri arasında makroekonomik istikrar ve ülke riskleri bakımından ciddi farklılıklar bulunuyor. Bu nedenle GGBI&#8217;nin finansman maliyetini düşürme kapasitesi ülkeden ülkeye değişebilir.</p>
<h3>Asya-Pasifik</h3>
<p>Asya-Pasifik bölgesinde ölçek çok daha büyük.</p>
<p>Hızlı kentleşme, enerji talebindeki artış, sanayileşme ve altyapı ihtiyacı, yeşil yatırımlar açısından son derece geniş bir pazar yaratıyor.</p>
<p>Bu bölgenin avantajı yatırım ihtiyacının büyüklüğü iken, temel mesele sermayenin doğru projelere yönlendirilmesi ve farklı ülkelerdeki finansal ve kurumsal yapıların birbirinden oldukça farklı olması.</p>
<h3>Sahra Altı Afrika</h3>
<p>Sahra Altı Afrika&#8217;da ise yatırım ihtiyacı ile finansmana erişim arasındaki fark daha belirgin.</p>
<p>Elektrik erişimi, yenilenebilir enerji, su altyapısı, ulaştırma ve iklim dayanıklılığı alanlarında çok büyük yatırım gereksinimi bulunuyor.</p>
<p>Ancak yüksek ülke riskleri, düşük yerel sermaye piyasası derinliği ve döviz cinsinden borçlanmanın yaratabileceği kur riski, özel yatırımcı açısından önemli engeller oluşturuyor.</p>
<p>Bu nedenle GGBI&#8217;nin kredi koruması, teknik yardım ve faiz maliyetini azaltmaya yönelik araçları açısından bu bölge özellikle dikkat çekici bir uygulama alanı olabilir.</p>
<h3>AB Komşuluk Ülkeleri</h3>
<p>AB&#8217;nin komşuluk bölgesi ise farklı bir profile sahip.</p>
<p>Avrupa finans sistemiyle daha yakın ekonomik ve ticari bağlantılar, yeşil dönüşüm hedefleri ve altyapı yatırımları bu ülkeler için avantaj yaratabilir.</p>
<p>Buna karşılık bazı ekonomilerde yüksek jeopolitik ve makroekonomik riskler, sermaye maliyetini artırmaya devam edebilir.</p>
<p>Dolayısıyla burada GGBI&#8217;nin sağlayabileceği risk paylaşımı, yatırımcıların kararlarında önemli bir tamamlayıcı unsur haline gelebilir.</p>
<h2>Yeşil Dönüşüm Aynı Zamanda Bir Rekabet Politikası</h2>
<p>GGBI&#8217;nin daha geniş anlamı yalnızca iklim finansmanında aranmalı değil.</p>
<p>Yeşil dönüşüm giderek uluslararası ticaret, sanayi politikası ve rekabet gücüyle doğrudan bağlantılı hale geliyor.</p>
<p>Enerji maliyetlerinin düşürülmesi, enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesi, elektrik şebekelerinin modernleştirilmesi ve düşük karbonlu üretim kapasitesinin artırılması; ülkelerin yalnızca çevresel performansını değil, uzun vadeli üretim maliyetlerini ve ihracat kapasitesini de etkiliyor.</p>
<p>Bu nedenle yeşil finansmanın gelişmesi, sermaye piyasalarının derinleşmesiyle birlikte düşünüldüğünde, gelişmekte olan ülkeler için bir <strong>rekabetçilik stratejisine</strong> dönüşebilir.</p>
<p>Burada Avrupa açısından da daha geniş bir ekonomik hedef bulunuyor. Global Gateway üzerinden finansman, teknik uzmanlık ve standartların birlikte sunulması, Avrupa&#8217;nın küresel altyapı finansmanındaki ekonomik ve kurumsal ağırlığını güçlendiren bir araç niteliği taşıyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle GGBI, yalnızca &#8220;yeşil&#8221; bir finansman programı değil, aynı zamanda <strong>sermaye, standartlar, teknoloji ve altyapı yatırımları üzerinden küresel ekonomik ilişkileri şekillendiren bir araç</strong> olarak okunabilir.</p>
<h2>20 Milyar Euroluk Hedef Gerçekleşebilir mi?</h2>
<p>Burada kritik soru, 3 milyar euroluk fonun gerçekten 20 milyar euroya kadar özel sermayeyi harekete geçirip geçiremeyeceği.</p>
<p>Bunun cevabı birkaç temel değişkene bağlı olacak:</p>
<p>Kamu garantilerinin özel yatırımcı açısından ne ölçüde risk azaltacağı,</p>
<p>Yeşil tahvillerin yatırımcıya sunduğu getiri ile üstlenilen risk arasındaki dengenin nasıl oluşacağı,</p>
<p>Gelişmekte olan ülkelerde kur ve faiz risklerinin nasıl yönetileceği,</p>
<p>Yeterli sayıda yatırım yapılabilir projenin hazırlanıp hazırlanamayacağı,</p>
<p>Yerel sermaye piyasalarının ne ölçüde derinleşeceği,</p>
<p>Yeşil tahvil standartlarına duyulan güvenin korunup korunamayacağı.</p>
<p>Dolayısıyla 20 milyar euro hedefi yalnızca finansal bir büyüklük değil; aynı zamanda GGBI modelinin <strong>kamu sermayesini ne kadar etkili bir kaldıraç mekanizmasına dönüştürebildiğinin testi</strong> olacak.</p>
<h2>Sermayenin Yönü Değişirken</h2>
<p>GGBI&#8217;nin ortaya koyduğu model, küresel ekonomide yaşanan daha büyük bir dönüşümün parçası.</p>
<p>İklim yatırımları artık yalnızca çevre politikalarının konusu değil; enerji güvenliği, sanayi politikası, altyapı yatırımları, kamu maliyesi, sermaye piyasaları ve uluslararası rekabet gücüyle doğrudan bağlantılı.</p>
<p>Bu nedenle yeşil tahvillerin önemi de yalnızca sağladıkları finansman miktarıyla ölçülmemeli. Asıl mesele, <strong>sermayenin hangi projelere, hangi ülkelerde ve hangi maliyetle yönlendirileceği.</strong></p>
<p>GGBI&#8217;nin yaklaşık 3 milyar euroluk başlangıç finansmanını 20 milyar euroya kadar özel sermayeyi harekete geçirecek bir kaldıraç mekanizmasına dönüştürme hedefi bu açıdan dikkat çekici.</p>
<p>Ancak nihai başarı, toplanan sermayenin büyüklüğünden ziyade, gelişmekte olan ülkelerin gerçekten daha uzun vadeli ve daha düşük maliyetli finansmana erişip erişemeyeceğiyle ölçülecek.</p>
<p>Eğer kamu garantileri ve kalkınma finansmanı kuruluşlarının üstlendiği risk, özel sermayenin talep ettiği risk primini anlamlı biçimde azaltabilirse GGBI, yeşil tahvil piyasalarının gelişimini hızlandırmanın ötesinde bir etki yaratabilir: <strong>Gelişmekte olan ekonomilerin sermaye maliyetini düşüren, yerel finans piyasalarını derinleştiren ve sürdürülebilir altyapı yatırımlarını daha bankable hale getiren yeni bir finansman kanalı oluşturabilir.</strong></p>
<p>Bu nedenle GGBI&#8217;nin önümüzdeki dönemde izlenmesi gereken temel göstergeleri yalnızca fon büyüklüğü olmayacak. <strong>İhraç edilen yeşil tahvillerin faiz maliyeti, yatırımcı çeşitliliği, ülke bazında risk primlerindeki değişim, özel sermayenin kaldıraç oranı, finanse edilen proje hacmi ve yaratılan ekonomik kapasite</strong> girişimin gerçek etkisini ortaya koyacak.</p>
<p>Kısacası küresel yeşil dönüşümün geleceği yalnızca ne kadar para bulunacağına değil, <strong>riskin kim tarafından taşınacağına ve sermayenin ne kadar verimli fiyatlanacağına</strong> bağlı.</p>
<p>GGBI tam da bu noktada, iklim finansmanı ile küresel sermaye piyasalarının kesiştiği yeni bir ekonomi politikası deneyimi olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>GGBI ve Türkiye: Yeşil Sermayenin Yeni Finansman Kapısı</strong></p>
<p>Küresel Yeşil Tahvil Girişimi&#8217;nin Türkiye açısından anlamı, yalnızca yeni bir dış finansman kaynağı ihtimali üzerinden okunmamalı. Asıl mesele, Türkiye&#8217;nin Avrupa merkezli yeşil finansman mimarisinin neresinde konumlanacağı ve bu mimarinin Türkiye&#8217;nin <strong>sermaye maliyetini, dış finansmana erişimini ve yatırım kapasitesini</strong> ne ölçüde etkileyebileceğidir.</p>
<p>Avrupa Birliği&#8217;nin Global Gateway stratejisi kapsamında yürütülen GGBI, gelişmekte olan ülkelerde güçlü yeşil tahvil piyasalarının oluşmasını ve sürdürülebilir altyapı projelerine özel sermaye çekilmesini hedefliyor. Girişimin uzun vadeli hedefi, 20 milyar euroya kadar özel sermayeyi harekete geçirmek.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin burada dikkat çekici bir avantajı bulunuyor: Ülkede yeşil ve sürdürülebilir finansman için gerekli sermaye piyasası altyapısı artık yalnızca başlangıç aşamasında değil.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de Yeşil Finansman İçin Piyasa Altyapısı Oluşuyor</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu&#8217;nun 2022 yılında yeşil ve sürdürülebilir borçlanma araçlarına ilişkin rehber oluşturmasıyla Türkiye&#8217;de yeşil tahvil piyasasının düzenleyici zemini oluşturuldu. Rehber; ihraç gelirlerinin kullanımından proje seçimine, fonların yönetiminden raporlamaya ve dış değerlendirmeye kadar yatırımcı güveni açısından kritik unsurları düzenliyor.</p>
<p>Bu çerçeve 2026&#8217;da daha da genişletildi.</p>
<p>SPK, 13 Ağustos 2026 tarihinde <strong>Yeşil, Sürdürülebilir ve Sosyal Sermaye Piyasası Araçları Rehberi</strong> ile <strong>Sürdürülebilirlik Bağlantılı Sermaye Piyasası Araçları Rehberi</strong>ni kabul etti. Yeni düzenlemeler sosyal temalı araçları ve sürdürülebilirlik bağlantılı sermaye piyasası araçlarını da kapsama alırken, çerçeve belgeleri, raporlama, dış değerlendirme ve performans göstergeleri konusunda daha ayrıntılı bir yapı oluşturdu.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye&#8217;nin GGBI açısından temel meselesi artık &#8220;yeşil tahvil ihraç edebilir miyiz?&#8221; sorusundan ziyade <strong>&#8220;bu piyasayı Avrupa ve küresel yatırımcıların ilgisini çekecek ölçekte derinleştirebilir miyiz?&#8221;</strong> sorusuna dönüşüyor.</p>
<p>Bu ayrım son derece önemli.</p>
<p>Çünkü sermaye piyasasında düzenlemenin bulunması gerekli olmakla birlikte tek başına yeterli değil. Büyük ölçekli uluslararası sermayenin gelmesi için yatırım yapılabilir proje havuzu, şeffaf raporlama, karşılaştırılabilir sürdürülebilirlik verileri, güvenilir dış değerlendirme mekanizmaları ve öngörülebilir makroekonomik koşulların birlikte çalışması gerekiyor.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;nin Asıl Avantajı: Yatırım İhtiyacının Büyüklüğü</strong></p>
<p>Türkiye açısından GGBI&#8217;nin potansiyelini artıran en önemli unsur, yeşil dönüşüm için ihtiyaç duyulan yatırımın ölçeği.</p>
<p>Enerji üretiminden elektrik şebekelerine, enerji verimliliğinden temiz ulaşıma, sanayinin dönüşümünden su altyapısına kadar çok geniş bir yatırım alanı bulunuyor.</p>
<p>Bu yatırımların önemli bir bölümü uzun vadeli sermaye gerektiriyor.</p>
<p>Tam da burada yeşil tahviller devreye girebilir.</p>
<p>Bankacılık sisteminin kısa ve orta vadeli finansman kapasitesinin yanında sermaye piyasalarının daha uzun vadeli kaynak sağlayabilmesi, Türkiye&#8217;nin yatırım finansmanını çeşitlendirebilir. Özellikle emeklilik fonları, sigorta şirketleri, varlık yöneticileri ve uluslararası kurumsal yatırımcıların uzun vadeli yatırım stratejileri açısından yeşil tahviller önemli bir araç haline gelebilir.</p>
<p>SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül&#8217;ün 2025&#8217;te açıkladığı verilere göre Türkiye&#8217;de yeşil ve sürdürülebilir temalı borçlanma araçlarının toplam ihraç tutarı 560 milyar liranın üzerine çıkmıştı. Aynı açıklamada yeşil tahvil ve sukuk ihraçlarının arttığı ve sermaye piyasalarının düşük karbonlu yatırımların finansmanında daha aktif hale geldiği belirtildi.</p>
<p>Bu rakam, Türkiye&#8217;de sürdürülebilir finansın artık marjinal bir finansman yöntemi olmaktan çıkmaya başladığını gösteren önemli bir gösterge.</p>
<p><strong>Ancak Türkiye İçin Kritik Konu: Faiz Değil, Risk Primi</strong></p>
<p>GGBI&#8217;nin Türkiye açısından yaratabileceği ekonomik etkiyi değerlendirirken en kritik değişkenlerden biri <strong>risk primi</strong>.</p>
<p>Bir yatırımcı açısından Türkiye&#8217;deki bir yeşil tahvilin &#8220;yeşil&#8221; olması, ülke riskini ortadan kaldırmıyor.</p>
<p>Tahvilin yatırımcı açısından toplam maliyetini belirleyen unsurlar arasında:</p>
<p>ülke risk primi,</p>
<p>enflasyon beklentileri,</p>
<p>para politikası,</p>
<p>döviz kuru riski,</p>
<p>ihraççının kredi kalitesi,</p>
<p>tahvilin vadesi,</p>
<p>piyasa likiditesi,</p>
<p>hukuki ve düzenleyici öngörülebilirlik</p>
<p>gibi faktörler bulunuyor.</p>
<p>Bu nedenle GGBI&#8217;nin Türkiye açısından gerçek değer önerisi, yalnızca &#8220;yeşil tahvil piyasasına para getirmek&#8221; değil; <strong>uluslararası kalkınma finansmanı kuruluşlarının ve garanti mekanizmalarının risk paylaşımı yoluyla yatırımcıların talep ettiği risk primini azaltabilmesi</strong> olacaktır.</p>
<p>Eğer Avrupa merkezli bir finansman mekanizması, belirli projelerde yatırımcı açısından aşağı yönlü riski sınırlandırabiliyorsa, bunun teorik sonucu daha düşük finansman maliyeti olabilir.</p>
<p>Fakat bu etkinin Türkiye&#8217;nin bütün tahvil piyasasına otomatik olarak yayılacağı sonucuna varılamaz. Etki büyük ölçüde proje, ihraççı, vade, para birimi ve kullanılan garanti mekanizmasına göre değişecektir.</p>
<p><strong>Türkiye İçin En Büyük Fırsat: Avrupa Sermayesiyle Yerel Projeyi Buluşturmak</strong></p>
<p>GGBI&#8217;nin Türkiye bakımından stratejik tarafı burada ortaya çıkıyor.</p>
<p>Türkiye, Avrupa ekonomisiyle yoğun ticaret ve yatırım ilişkilerine sahip bir ekonomi. Bu nedenle Avrupa&#8217;nın yeşil dönüşüm politikaları Türkiye&#8217;deki şirketlerin ve altyapı yatırımlarının finansman koşullarını doğrudan etkileyebiliyor.</p>
<p>Avrupa Birliği&#8217;nin Global Gateway kapsamında Türkiye&#8217;yi de içeren Batı Balkanlar ve Türkiye bölgesine yönelik amiral projeleri bulunuyor.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye açısından ideal senaryo, Avrupa&#8217;dan gelen sermayenin yalnızca kamu borçlanmasına yönelmesi değil; <strong>enerji, ulaştırma, sanayi, belediye altyapısı ve dijital dönüşüm gibi üretken yatırımlara aktarılması</strong> olacaktır.</p>
<p>Bu noktada yeşil tahvil, Avrupa sermayesi ile Türkiye&#8217;deki yatırım ihtiyacı arasında bir finansal köprü görevi görebilir.</p>
<p><strong>Enerji Dönüşümü Özellikle Önemli</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin GGBI benzeri mekanizmalardan yararlanabileceği en önemli alanlardan biri enerji dönüşümü.</p>
<p>Yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması kadar elektrik iletim ve dağıtım altyapısının modernizasyonu da önemli.</p>
<p>Çünkü enerji dönüşümü yalnızca yeni güneş ve rüzgâr santralleri kurmak anlamına gelmiyor. Daha fazla yenilenebilir enerjinin sisteme entegre edilebilmesi için şebekenin güçlendirilmesi, depolama kapasitesinin geliştirilmesi ve enerji verimliliği yatırımlarının artırılması gerekiyor.</p>
<p>Bunların tamamı yüksek başlangıç sermayesi ve uzun vadeli finansman gerektiren yatırımlar.</p>
<p>Yeşil tahvil piyasasının gelişmesi, bu yatırımların yalnızca banka kredilerine veya kamu kaynaklarına bağımlı kalmadan finanse edilmesine yardımcı olabilir.</p>
<p><strong>Sanayi İçin Daha Büyük Bir Dosya Açılıyor</strong></p>
<p>Türkiye açısından belki de enerji yatırımlarından daha geniş ekonomik sonuç doğurabilecek alan ise sanayinin yeşil dönüşümü.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin ihracat yapısında Avrupa pazarının ağırlığı düşünüldüğünde, üretim süreçlerinde karbon yoğunluğunun azaltılması yalnızca çevre politikası değil, <strong>dış ticaret rekabetçiliği</strong> meselesi haline geliyor.</p>
<p>Bu nedenle yeşil finansman; fabrikaların enerji verimliliği yatırımlarından yenilenebilir enerji kullanımına, düşük karbonlu üretim teknolojilerinden temiz ulaşım altyapısına kadar çok geniş bir yatırım alanını finanse edebilir.</p>
<p>Burada yeşil tahvil ile sürdürülebilirlik bağlantılı tahvil arasında da önemli bir ayrım ortaya çıkıyor.</p>
<p>Yeşil tahvil belirli yeşil projelerin finansmanına odaklanırken, sürdürülebilirlik bağlantılı araçlar şirketlerin belirli ve ölçülebilir sürdürülebilirlik performans hedeflerine bağlanabiliyor. Türkiye&#8217;nin 2026&#8217;da bu araçlara ilişkin yeni düzenlemeleri kabul etmesi, finansman seçeneklerinin çeşitlenmesi açısından önem taşıyor.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;nin Önündeki Asıl Sınav: Proje Havuzu</strong></p>
<p>Burada GGBI&#8217;nin teknik yardım ayağı Türkiye için en az fon mekanizması kadar önemli olabilir.</p>
<p>Çünkü uluslararası sermayenin Türkiye&#8217;ye gelmesi için yalnızca yatırımcı bulunması yeterli değil; yatırımcının önüne <strong>standartları belli, finansal modeli hazırlanmış, sürdürülebilirlik hedefleri ölçülebilir ve gelir modeli öngörülebilir projeler</strong> koymak gerekiyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle Türkiye&#8217;nin ihtiyacı sadece &#8220;daha fazla yeşil tahvil&#8221; değil.</p>
<p>İhtiyaç duyulan şey:</p>
<p><strong>daha fazla yatırım yapılabilir yeşil proje, daha fazla şeffaflık, daha uzun vadeli sermaye, daha düşük risk primi.</strong></p>
<p>Bu dört unsur aynı anda gerçekleştiğinde yeşil finansman, çevresel bir finansman aracından çıkıp ekonomik büyümenin finansman mekanizmasına dönüşebilir.</p>
<p><strong>Türkiye GGBI İçin Nasıl Bir Konum Alabilir?</strong></p>
<p>Burada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da GGBI&#8217;nin mevcut resmi tanımında girişimin &#8220;AB ortak ülkeleri&#8221; odağında olmasıdır. Dolayısıyla Türkiye açısından herhangi bir GGBI finansmanından söz ederken bunun otomatik veya garantili bir kaynak olduğunu varsaymamak gerekir. Girişimin mevcut ülke ve proje kapsamı ile Türkiye&#8217;nin hangi araçlardan ve hangi koşullarda yararlanabileceği ayrıca değerlendirilmelidir.</p>
<p>Buna rağmen Türkiye&#8217;nin mevcut yeşil finans altyapısı, Avrupa ile ekonomik bağlantıları ve yüksek yatırım ihtiyacı, ülkeyi bu finansal dönüşümün yakından izlenmesi gereken ekonomilerinden biri haline getiriyor.</p>
<p>Türkiye açısından stratejik hedef, Avrupa&#8217;nın yeşil finansman standartlarıyla kendi sermaye piyasası altyapısını mümkün olduğunca uyumlu hale getirmek ve uluslararası yatırımcıların aradığı şeffaflık ve karşılaştırılabilirlik düzeyini yükseltmek olabilir.</p>
<p><strong>Türkiye İçin Mesele &#8220;Yeşil&#8221; Olmaktan Çok Daha Büyük</strong></p>
<p>GGBI&#8217;nin Türkiye açısından asıl önemi, birkaç milyar euroluk potansiyel finansmandan çok daha büyük bir yerde yatıyor.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin önündeki mesele, <strong>sermayenin maliyetini düşürerek yatırım kapasitesini artırmak.</strong></p>
<p>Yeşil dönüşüm bu açıdan bir amaç olduğu kadar bir finansman kanalı da olabilir.</p>
<p>Eğer Türkiye, güçlü bir proje havuzu oluşturabilir, sürdürülebilirlik verilerini uluslararası yatırımcıların karşılaştırabileceği standartlara taşıyabilir, yeşil tahvil piyasasını derinleştirebilir ve uluslararası garanti/risk paylaşımı mekanizmalarından etkin biçimde yararlanabilirse, yeşil finansman Türkiye&#8217;nin uzun vadeli yatırım kapasitesini destekleyen önemli bir araç haline gelebilir.</p>
<p>Bunun ekonomik sonucu yalnızca daha fazla güneş santrali veya daha düşük karbonlu üretim olmayacaktır.</p>
<p>Daha derin bir yeşil tahvil piyasası,</p>
<p><strong>daha uzun vadeli sermaye, daha çeşitli yatırımcı tabanı, daha fazla altyapı yatırımı ve uygun koşullar oluştuğunda daha düşük finansman maliyeti</strong> anlamına gelebilir.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye&#8217;nin GGBI ve benzeri küresel yeşil finansman mekanizmalarındaki pozisyonu, önümüzdeki dönemde yalnızca iklim politikası açısından değil, <strong>sermaye piyasaları, dış finansman, sanayi politikası ve ekonomik rekabet gücü açısından da</strong> önem taşıyacak.</p>
<p>Asıl yarış, yeşil tahvil ihraç etmekte değil, <strong>uluslararası sermayeyi Türkiye&#8217;nin üretken yatırımlarına hangi maliyetle ve hangi ölçekte çekebileceğinde</strong> yaşanacak.</p>
<p><strong>Erhan Yurdayüksel</strong></p>
<p><strong>23 Eylül 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En çok kâr eden sektör belli oldu..</title>
		<link>https://belgoturk.tv/ekonomi/en-cok-kar-eden-sektor-belli-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236625</guid>

					<description><![CDATA[TÜİK, 2025 yılına ilişkin Sektör Bilançoları İstatistikleri’ni açıkladı. Milyonlarca verinin değerlendirildiği araştırmada şirketlerin toplam net satışları ve kârlılıkları dikkat çekti. İmalat sektörü net kârda öne çıkarken, ulaştırma ve depolama sektörü net zararla karşı karşıya kaldı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ilişkin Sektör Bilançoları İstatistiklerini yayımladı. Türkiye genelinde 1 milyon 150 bin 191 firmanın verilerinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TÜİK, 2025 yılına ilişkin Sektör Bilançoları İstatistikleri’ni açıkladı. Milyonlarca verinin değerlendirildiği araştırmada şirketlerin toplam net satışları ve kârlılıkları dikkat çekti. İmalat sektörü net kârda öne çıkarken, ulaştırma ve depolama sektörü net zararla karşı karşıya kaldı.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik.webp"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik.webp" alt="" width="1280" height="720" class="alignnone size-full wp-image-236626" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik.webp 1280w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik-300x169.webp 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik-1024x576.webp 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik-768x432.webp 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik-123x70.webp 123w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik-570x320.webp 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik-701x394.webp 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik-1067x600.webp 1067w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ilişkin Sektör Bilançoları İstatistiklerini yayımladı.</p>
<p>Türkiye genelinde 1 milyon 150 bin 191 firmanın verilerinin değerlendirildiği çalışmaya göre, şirketlerin toplam net satışları 107,7 trilyon TL’ye ulaştı. Firmaların dönem net kârı ise 2,2 trilyon TL olarak hesaplandı. Sektörler bazında en yüksek net kâr imalat sanayisinde görülürken, ulaştırma ve depolama sektörü en yüksek net zararı kaydetti.</p>
<p>Sektör Bilançoları İstatistikleri, Kurumlar Vergisi mükelleflerinin bilanço ve gelir tabloları kullanılarak, Avrupa Topluluğunda Ekonomik Faaliyetlerin İstatistiki Sınıflaması Revizyon 2.1’e (NACE Rev. 2.1) göre hazırlandı.</p>
<p>FİRMA SAYISINDA TİCARET SEKTÖRÜ İLK SIRADA<br />
2025 yılı verilerinde toplam 1 milyon 150 bin 191 firma yer aldı.</p>
<p>Sektörler içinde en fazla firma, 356 bin 973 şirketle toptan ve perakende ticaret alanında faaliyet gösterdi. İmalat sektöründeki firma sayısı ise 185 bin 933 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Buna göre bilanço istatistikleri kapsamındaki firmaların yaklaşık üçte biri toptan ve perakende ticaret sektöründe yer aldı.</p>
<p>TOPLAM AKTİFLER 124 TRİLYON TL’YE YAKLAŞTI<br />
Şirketlerin konsolide bilanço verilerine göre, 2025 yılında toplam aktif büyüklüğü 123 trilyon 970 milyar 539 milyon TL’ye ulaştı.</p>
<p>Kısa ve uzun vadeli yabancı kaynakların toplamı 67 trilyon 229 milyar 429 milyon TL olurken, firmaların toplam öz kaynakları 56 trilyon 741 milyar 110 milyon TL olarak hesaplandı.</p>
<p>Toplam aktif büyüklüğünde 33 trilyon 54 milyar 231 milyon TL ile imalat sektörü ilk sırada yer aldı. Bu sektörü 25 trilyon 89 milyar 616 milyon TL ile toptan ve perakende ticaret takip etti.</p>
<p>ÖZ KAYNAKLARDA DA İMALAT ÖNDE<br />
İmalat sektöründeki firmaların toplam öz kaynakları 15 trilyon 425 milyar 939 milyon TL olarak gerçekleşti.</p>
<p>Toptan ve perakende ticaret sektörünün öz kaynakları 8 trilyon 793 milyar 885 milyon TL olurken, mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetlerde bu tutar 8 trilyon 446 milyon TL olarak kaydedildi.</p>
<p>EN YÜKSEK NET KÂR İMALAT SEKTÖRÜNDE<br />
Sektörlerin toplam dönem net kârı 2025 yılında 2 trilyon 237 milyar 612 milyon TL oldu.</p>
<p>İmalat sektörü 873 milyar 989 milyon TL net kârla ilk sırada yer aldı. Toptan ve perakende ticaret sektörünün net kârı 676 milyar 724 milyon TL, inşaat sektörünün net kârı ise 229 milyar 69 milyon TL olarak gerçekleşti.</p>
<p>Öte yandan ulaştırma ve depolama sektörü 107 milyar 223 milyon TL net zarar açıkladı. Gayrimenkul faaliyetlerinde ise 43 milyar 693 milyon TL net zarar kaydedildi.</p>
<p>ŞİRKETLERİN NET SATIŞLARI 107,7 TRİLYON TL<br />
Sektör Bilançoları İstatistikleri kapsamındaki firmaların toplam net satışları 2025 yılında 107 trilyon 724 milyar 696 milyon TL’ye yükseldi.</p>
<p>Şirketlerin aynı dönemdeki toplam faaliyet kârı ise 5 trilyon 571 milyar 364 milyon TL olarak hesaplandı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Motorin fiyatında tarihi zam litre fiyatı 100 TL&#8217;yi aşacak!..</title>
		<link>https://belgoturk.tv/ekonomi/motorin-fiyatinda-tarihi-zam-litre-fiyati-100-tlyi-asacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:06:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[Piyasam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236622</guid>

					<description><![CDATA[Motorine yeni bir zam daha bekleniyor. Sektör kaynaklarının aktardığı artışın gerçekleşmesi halinde motorinin litre fiyatı İstanbul’da 100 Türk Lirası’nın üzerine çıkacak. Böylece akaryakıt fiyatlarında tüm zamanların rekoru kırılacak. Motorinin litre fiyatına 17 Eylül’den itibaren 4 lira 62 kuruş zam yapılması bekleniyor. Zam yapılması hâlinde motorin fiyatı İstanbul’da 100 liranın üzerine çıkacak. Petrol fiyatlarındaki yükseliş, akaryakıt [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Motorine yeni bir zam daha bekleniyor. Sektör kaynaklarının aktardığı artışın gerçekleşmesi halinde motorinin litre fiyatı İstanbul’da 100 Türk Lirası’nın üzerine çıkacak. Böylece akaryakıt fiyatlarında tüm zamanların rekoru kırılacak.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/motorin.webp"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/motorin.webp" alt="" width="600" height="338" class="alignnone size-full wp-image-236623" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/motorin.webp 600w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/motorin-300x169.webp 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/motorin-123x70.webp 123w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/motorin-570x320.webp 570w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></a></p>
<p>Motorinin litre fiyatına 17 Eylül’den itibaren 4 lira 62 kuruş zam yapılması bekleniyor. Zam yapılması hâlinde motorin fiyatı İstanbul’da 100 liranın üzerine çıkacak.<br />
Petrol fiyatlarındaki yükseliş, akaryakıt fiyatlarına zam olarak yansımaya devam ediyor. Motorine son olarak 6 lira 59 kuruş zam yapılmıştı. Sektör kaynakları, litre fiyatına 17 Eylül’den itibaren 4 lira 62 kuruşluk yeni bir artış beklendiğini bildirdi.</p>
<p>&#8216;TÜM ZAMANLARIN REKORU KIRILACAK&#8217;<br />
Gazeteci Olcay Aydilek de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda yeni zammı duyurdu. Aydilek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>17 Eylül 2026, akaryakıt yeni bir aşamaya geçiyor. İki haneli fiyatlar yerini üç haneliye bırakacak. Motorine bu gece yarısı 4,62 TL zam bekleniyor. Bir litre motorinin fiyatı 100 TL’yi aşacak. Tüm zamanların rekoru kırılacak.</p>
<p>GÜNCEL AKARYAKIT FİYATLARI</p>
<p>İstanbul Avrupa Yakası</p>
<p>Benzin: 80,26 TL</p>
<p>Motorin: 95,60 TL</p>
<p>LPG: 34,99 TL</p>
<p>İstanbul Anadolu Yakası<br />
Benzin: 80,12 TL</p>
<p>Motorin: 95,46 TL</p>
<p>LPG: 34,39 TL</p>
<p>Ankara<br />
Benzin: 81,25 TL</p>
<p>Motorin: 96,75 TL</p>
<p>LPG: 35,09 TL</p>
<p>İzmir<br />
Benzin: 81,52 TL</p>
<p>Motorin: 97,02 TL</p>
<p>LPG: 34,99 TL</p>
<p>Motorin fiyatında tarihi zam geliyor: Litre fiyatı 100 TL&#8217;yi aşacak<br />
İĞNEDEN İPLİĞE HER ŞEYİN MASRAFINI ARTIRIYOR<br />
Motorin fiyatlarındaki artış, üretim ve lojistiğin temel girdilerinden biri olması nedeniyle ekonomide çarpan etkisi yaratıyor. Tarladaki traktörden ürünleri taşıyan tırlara kadar üretim ve taşımacılığın her aşamasında artan maliyetler, gıda fiyatlarını doğrudan yükselterek yurttaşın mutfak masrafını artırıyor.</p>
<p>Toplu taşıma, kargo ve inşaat gibi yoğun yakıt tüketen sektörlerdeki fiyat artışları da maliyetleri yukarı çekiyor. Artan lojistik giderleri, raflardaki tüketim mallarının fiyatlarına da yansıyor. Motorine gelen zam, bu nedenle yalnızca akaryakıt maliyetlerini değil, genel fiyatlar düzeyini de etkileyen önemli unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
