<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Eco Gündem &#8211; Belgot&uuml;rk Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://belgoturk.tv/category/eco-gundem/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://belgoturk.tv</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 25 Sep 2026 06:01:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.1</generator>
	<item>
		<title>Erhan Yurdayüksel: “Cılız Ses” Paradoksu&#8230;</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/erhan-yurdayuksel-ciliz-ses-paradoksu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bthaber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 25 Sep 2026 01:01:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Erhan Yurdayüksel]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236711</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa’nın Kaçan Milyarları, Rekabet Çıkmazı ve Türkiye’nin Brüksel’deki “Cılız Ses” Paradoksu&#8230; Avrupa’nın önündeki mesele artık yalnızca büyümek değil, dünyayla rekabet edebilmek. Türkiye açısından ise soru daha da kritik: Bu dönüşümün neresinde olacağız? Avrupa ekonomisi, küresel rekabet gücünü koruyabilmek için tarihi bir eşikte duruyor. Bir tarafta ABD ve Çin’in teknoloji, enerji, sermaye ve üretim alanlarında giderek [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Avrupa’nın Kaçan Milyarları, Rekabet Çıkmazı ve Türkiye’nin Brüksel’deki “Cılız Ses” Paradoksu&#8230;</strong></p>
<p><strong><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel.jpg"><img decoding="async" class="alignleft size-thumbnail wp-image-193933" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-150x150.jpg 150w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-30x30.jpg 30w" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a>Avrupa’nın önündeki mesele artık yalnızca büyümek değil, dünyayla rekabet edebilmek.</strong></p>
<p><strong> Türkiye açısından ise soru daha da kritik: Bu dönüşümün neresinde olacağız?</strong></p>
<p>Avrupa ekonomisi, küresel rekabet gücünü koruyabilmek için tarihi bir eşikte duruyor.</p>
<p>Bir tarafta ABD ve Çin’in teknoloji, enerji, sermaye ve üretim alanlarında giderek sertleşen rekabeti, diğer tarafta Avrupa Birliği’nin kendi sınırları içinde dahi tam anlamıyla bütünleşememiş pazar yapısı…</p>
<p>Ortaya çıkan tablo, Avrupa’nın yalnızca dışarıdan gelen rekabetle değil, <strong>kendi içindeki parçalanmışlıkla da mücadele ettiğini</strong> gösteriyor.</p>
<p>İtalyan düşünce kuruluşu <strong>The European House–Ambrosetti (TEHA)</strong> ile Amazon iş birliğinde hazırlanan çalışma, bu sorunun ekonomik boyutunu çarpıcı bir rakamla ortaya koyuyor:</p>
<p>Avrupa, ulaştırma, enerji, teknoloji ve beceriler başta olmak üzere farklı alanlardaki ulusal düzenleme ve uygulama farklılıkları nedeniyle <strong>her yıl en az 120 milyar avroluk yatırımı kaçırıyor.</strong></p>
<p>Buradaki “en az” ifadesi özellikle önemli.</p>
<p>Çünkü söz konusu rakam, yalnızca doğrudan ilave yatırımları ifade ediyor.</p>
<p>Verimlilik artışı, istihdam, teknoloji transferi, tedarik zinciri etkisi ve uzun vadeli büyüme gibi dolaylı kazanımlar hesaba katıldığında Avrupa ekonomisinin ödediği faturanın çok daha büyük olması muhtemel.</p>
<p>Tam da bu nedenle Avrupa’nın sorunu yalnızca para bulmak değil; <strong>paranın Avrupa içinde doğru yere, doğru zamanda ve doğru ölçekte hareket edebilmesini sağlamak.</strong></p>
<p><strong>Avrupa’nın asıl rakibi bazen Avrupa’nın kendisi</strong></p>
<p>Eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Mario Draghi’nin Avrupa’nın rekabet gücüne ilişkin raporu da aynı probleme işaret ediyor.</p>
<p>Draghi’nin değerlendirmesine göre Avrupa’nın küresel rekabet gücünü koruyabilmesi için her yıl yaklaşık <strong>750-800 milyar avroluk ilave yatırıma</strong> ihtiyacı bulunuyor.</p>
<p>Bir tarafta yüz milyarlarca avroluk yatırım ihtiyacı…</p>
<p>Diğer tarafta, Avrupa’nın kendi içindeki düzenleyici ve yapısal parçalanmalar nedeniyle her yıl kaybedilen milyarlarca avro.</p>
<p>Bu çelişki, Avrupa’nın ekonomik denklemindeki temel paradokslardan birini ortaya çıkarıyor:</p>
<p><strong>Sermaye var, teknoloji var, insan kaynağı var, fakat bunları aynı ekonomik makinenin dişlilerine dönüştürmekte sorun yaşanıyor.</strong></p>
<p>TEHA kıdemli danışmanı Diego Begnozzi’nin çalışmada ortaya koyduğu yaklaşım da bu noktada dikkat çekici, Avrupa içerisinde yatırım açısından cazip modeller zaten mevcut, ancak bunlar sınırlar arasında yeterince birbirine bağlanamıyor ve ölçeklendirilemiyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle Avrupa, başarı hikâyeleri üretmekten çok, <strong>başarı hikâyelerini Avrupa ölçeğine taşımakta zorlanıyor.</strong></p>
<p><strong>Enerjide faturayı sanayi ödüyor</strong></p>
<p>Avrupa’nın rekabetçilik sorunundaki en kritik başlıklardan biri enerji.</p>
<p>Enerji maliyetleri yalnızca hane halkının bütçesini değil, Avrupa sanayisinin küresel rekabet gücünü de doğrudan etkiliyor.</p>
<p>Çalışmaya göre Avrupalı şirketlerin ödediği elektrik maliyeti ABD’deki şirketlerin ödediğinin yaklaşık <strong>2,8 katına</strong> çıkıyor.</p>
<p>Bu fark, özellikle enerji yoğun sektörlerde Avrupa’nın rekabet gücü açısından ciddi bir baskı oluşturuyor.</p>
<p>Üstelik Avrupa’nın kendi içinde dahi enerji piyasaları ve altyapısı tam anlamıyla bütünleşmiş değil.</p>
<p>Oysa enerji sistemlerinin Tek Pazar içerisinde daha fazla entegre edilmesinin 2030’a kadar yılda <strong>43 milyar avroya kadar tasarruf</strong> sağlayabileceği hesaplanıyor.</p>
<p>Burada mesele yalnızca enerji fiyatının yüksekliği değil.</p>
<p><strong>Mesele, Avrupa’nın elindeki mevcut altyapıyı ve kapasiteyi ortak bir ekonomik avantaja dönüştürememesi.</strong></p>
<p><strong>Demiryollarında sınırlar hâlâ ekonomik engel</strong></p>
<p>Aynı tablo ulaşım alanında da karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Avrupa’da demiryolu piyasalarının serbestleşmesinin üzerinden yaklaşık 40 yıl geçmesine rağmen sınır ötesi tren seferlerinin, karşılaştırılabilir yurt içi hatlara göre <strong>yüzde 23,4 daha yavaş</strong> olduğu belirtiliyor.</p>
<p>Bu rakam ilk bakışta teknik bir ulaşım problemi gibi görünebilir.</p>
<p>Aslında çok daha fazlası.</p>
<p>Çünkü modern ekonomide zaman, doğrudan maliyettir.</p>
<p>Bir ürünün, çalışanın, hammaddenin veya sermayenin sınırdan geçişi yavaşladığında Avrupa ekonomisinin toplam verimliliği de düşüyor.</p>
<p>Dolayısıyla Avrupa’nın gerçek anlamda rekabetçi bir kıta olabilmesi için yalnızca gümrüklerin kaldırılması yetmiyor.</p>
<p><strong>Sınırların ekonomik anlamının da ortadan kaldırılması gerekiyor.</strong></p>
<p><strong>Avrupa’nın başka bir açmazı: Para var, ortak bütçe yok</strong></p>
<p>Bir diğer yapısal problem ise finansman.</p>
<p>AB üyesi ülkelerin toplam bütçeleri yaklaşık <strong>8,8 trilyon avro</strong> seviyesindeyken Avrupa Birliği bütçesinin gayrisafi milli gelire oranı yaklaşık yüzde 1 düzeyinde.</p>
<p>Bu durum, birden fazla ülkeye aynı anda fayda sağlayacak büyük ölçekli sınır ötesi projelerin finansmanında önemli bir kısıtlama yaratıyor.</p>
<p>Bugünün dünyasında ise rekabet, yalnızca şirketler arasında değil, giderek daha fazla <strong>ekosistemler arasında</strong> yaşanıyor.</p>
<p>ABD devasa sermaye piyasalarıyla, Çin merkezi ölçekte yatırım kapasitesiyle, diğer yükselen ekonomiler ise daha düşük maliyet ve hızlı üretim kabiliyetiyle avantaj ararken Avrupa’nın kendi sınırları içinde proje finansmanını parçalı tutması ciddi bir dezavantaj oluşturuyor.</p>
<p>Brüksel sermaye piyasası kurallarını yeniden düzenlemek, şirket kuruluşlarını kolaylaştırmak ve <strong>EU Inc.</strong> gibi girişimlerle Avrupa ölçeğinde şirketleşmeyi teşvik etmek istiyor.</p>
<p>Fakat reformların hızı, ihtiyaç duyulan dönüşümün gerisinde kalıyor.</p>
<p><strong>Sorun artık reform yapılıp yapılmayacağı değil, reformların küresel rekabetin hızına yetişip yetişemeyeceği.</strong></p>
<p><strong>Tam da bu noktada Türkiye denkleme giriyor</strong></p>
<p>İşte Avrupa’nın bu yapısal arayışı Türkiye açısından önemli bir fırsat penceresi açıyor.</p>
<p>Türkiye, genç ve geniş iş gücü, güçlü üretim kapasitesi, sanayi altyapısı, Avrupa ile yoğun ticari ilişkileri ve kıtalararası lojistik konumu nedeniyle Avrupa’nın tedarik zincirleri açısından stratejik bir tamamlayıcı olabilir.</p>
<p>Ancak burada kritik bir ayrım yapmak gerekiyor.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa için yalnızca <strong>“yakın ve büyük bir pazar”</strong> olması yeterli değil.</p>
<p>Türkiye’nin aynı zamanda <strong>öngörülebilir, yatırım yapılabilir ve Avrupa değer zincirleriyle daha derin bütünleşmiş bir üretim merkezi</strong> olarak konumlanması gerekiyor.</p>
<p>Bu ise yalnızca diplomatik söylemle değil, hukuk, yatırım ortamı, düzenleyici uyum, finansmana erişim, fikrî mülkiyet, rekabet hukuku, gümrük süreçleri ve kurumsal öngörülebilirlik gibi alanlarda somut adımlarla mümkün.</p>
<p><strong>“Friend-shoring” Türkiye için neden önemli?</strong></p>
<p>Küresel tedarik zincirlerinin pandemi, jeopolitik gerilimler ve ticaret savaşları nedeniyle yeniden şekillendiği bir dönemde şirketler yalnızca maliyete değil, <strong>güvenilirliğe ve dayanıklılığa</strong> da bakıyor.</p>
<p>“Friend-shoring” bir ülkenin kritik ürün ve tedarik zincirlerini <strong class="x7amdea">politik olarak yakın veya güvenilir gördüğü ülkelerde yoğunlaştırması </strong>olarak ifade edilen eğilim de bu dönüşümün bir parçası.</p>
<p>Türkiye açısından burada önemli bir fırsat bulunuyor.</p>
<p>AB standartlarıyla daha fazla uyumlu, yatırımcı haklarını güçlendiren, şeffaf ve öngörülebilir bir yatırım ortamı, Türkiye’yi yalnızca Avrupa’ya ihracat yapan bir ülke olmaktan çıkarıp Avrupa merkezli üretim ve tedarik zincirlerinin stratejik halkalarından biri haline getirebilir.</p>
<p>Ancak bunun için Türkiye’nin Avrupa’ya yalnızca <strong>“Bizi tercih edin”</strong> demesi yetmez.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa’ya daha güçlü bir mesaj vermesi gerekir:</p>
<p><strong>“Sizin rekabet gücü sorununuzun çözüm ortaklarından biri olabiliriz.”</strong></p>
<p>Bu, söylem açısından küçük, strateji açısından devasa bir farktır.</p>
<p><strong>Gümrük Birliği artık geçmişin değil, geleceğin konusu olmalı</strong></p>
<p>Türkiye-AB ekonomik ilişkilerinin merkezinde Gümrük Birliği bulunuyor.</p>
<p>Ancak küresel ekonomi artık Gümrük Birliği’nin oluşturulduğu dönemden çok farklı.</p>
<p>Dijital ticaret, e-ticaret, yeşil dönüşüm, karbon düzenlemeleri, hizmetler sektörü, kamu alımları ve yeni nesil tedarik zincirleri ekonomik ilişkilerin çerçevesini değiştirmiş durumda.</p>
<p>Dolayısıyla mesele yalnızca Gümrük Birliği’nin güncellenmesi değildir.</p>
<p>Asıl mesele, <strong>Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik ilişkinin 21. yüzyılın üretim modeline göre yeniden tasarlanmasıdır.</strong></p>
<p>Yeşil enerji koridorları, lojistik merkezler, demiryolu bağlantıları, dijital altyapı, batarya ve otomotiv ekosistemleri, yenilenebilir enerji, savunma dışı yüksek teknoloji üretimi ve kritik tedarik zincirleri bu yeni ortaklığın somut alanları olabilir.</p>
<p><strong>Ve şimdi Türkiye’nin Brüksel paradoksuna gelelim</strong></p>
<p>Bütün bu büyük ekonomik dönüşümün ortasında Türkiye’nin Brüksel’deki görünürlüğü ayrıca sorgulanmayı hak ediyor.</p>
<p>Türkiye’nin Avrupa başkentinde ekonomik diplomasi açısından zaman zaman çok sayıda toplantı, konferans ve etkinlik düzenlediği görülüyor.</p>
<p>Ancak burada önemli olan etkinlik sayısı değil, <strong>etkinliğin oluşturduğu stratejik etki</strong>.</p>
<p>Brüksel, dünyanın en yoğun karar alma merkezlerinden biri.</p>
<p>Avrupa Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, Konsey, uluslararası şirketler, yatırım fonları, düşünce kuruluşları, medya kuruluşları ve lobi yapıları aynı ekosistemin içinde bulunuyor.</p>
<p>Böyle bir ortamda birkaç saatlik, dar katılımlı ve birbirine benzeyen toplantılar düzenlemek Türkiye’nin mesajını duyurabilir.</p>
<p>Fakat asıl soru şudur:</p>
<p><strong>Mesajımızı duyuruyor muyuz, yoksa gündem oluşturabiliyor muyuz?</strong></p>
<p>İkisi aynı şey değil.</p>
<p><strong>Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla toplantı değil, daha büyük bir hikâye</strong></p>
<p>Türkiye’nin Brüksel’de ekonomik diplomasi anlayışını yeniden düşünmesi gereken yer tam olarak burasıdır.</p>
<p>Davos benzeri, ancak Türkiye-AB ekonomik ilişkilerine odaklanan yüksek profilli bir zirve modeli düşünülebilir.</p>
<p>Bu tür bir organizasyonun amacı yalnızca Türkiye’yi tanıtmak olmamalıdır.</p>
<p>Asıl amaç, <strong>Türkiye ile Avrupa’nın ortak ekonomik geleceğini tartışabilecek bir platform oluşturmak</strong> olmalıdır.</p>
<p>Böyle bir zirvede Avrupa Komisyonu’nun ilgili üyeleri, Avrupa Parlamentosu temsilcileri, Avrupa’nın büyük sanayi kuruluşları, küresel yatırım fonları, bankalar, teknoloji şirketleri, lojistik firmaları, enerji şirketleri, akademisyenler ve uluslararası medya aynı masaya getirilebilir.</p>
<p>Böylece Türkiye’nin konumu da değişir.</p>
<p>“Türkiye Avrupa’dan ne istiyor?” sorusunun yerine:</p>
<p><strong>“Türkiye ve Avrupa birlikte ne üretebilir?”</strong></p>
<p>sorusu konulabilir.</p>
<p>İşte ekonomik diplomasinin gerçek dönüşümü burada başlar.</p>
<p><strong>Çünkü yatırımcı rakama değil, hikâyeye de yatırım yapar</strong></p>
<p>Küresel yatırım kararları yalnızca büyüme oranlarına veya iş gücü maliyetlerine bakılarak alınmıyor.</p>
<p>Yatırımcı aynı zamanda bir ülkenin geleceğine ilişkin hikâyeye bakıyor.</p>
<p>Hukuki güvence var mı?</p>
<p>Regülasyon öngörülebilir mi?</p>
<p>Tedarik zinciri güvenli mi?</p>
<p>Enerjiye erişim nasıl?</p>
<p>İşgücü nitelikli mi?</p>
<p>Finansmana ulaşmak kolay mı?</p>
<p>Avrupa pazarına erişim ne kadar güçlü?</p>
<p>Ve en önemlisi:</p>
<p><strong>Bu ülke önümüzdeki 10 yılda dünya ekonomisinin neresinde olacak?</strong></p>
<p>Türkiye’nin Brüksel’de vermesi gereken mesaj, işte bu soruların tamamına cevap verebilmelidir.</p>
<p><strong>Avrupa’nın kaybettiği milyarlar, Türkiye’nin kazanabileceği fırsat olabilir mi?</strong></p>
<p>Avrupa’nın yıllık 120 milyar avroluk yatırım kaybı, Draghi’nin işaret ettiği 750-800 milyar avroluk ilave yatırım ihtiyacı ve Avrupa’nın enerji, ulaşım, finansman ve düzenleme alanlarındaki parçalı yapısı aynı tabloyu gösteriyor:</p>
<p><strong>Avrupa’nın yeni bir ekonomik ölçek yaratmaya ihtiyacı var.</strong></p>
<p>Türkiye ise bu yeni ölçeğin dışında kalmak yerine, onun parçası olabilir.</p>
<p>Ama bunun otomatik olarak gerçekleşeceğini düşünmek büyük hata olur.</p>
<p>Fırsatlar kendiliğinden yatırıma dönüşmez.</p>
<p>Yatırım, <strong>hukuk, güven, ölçek, altyapı, finansman, diplomasi ve doğru anlatının aynı anda çalışmasıyla</strong> gelir.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye’nin önündeki mesele sadece ekonomik reform yapmak değildir.</p>
<p>Bir başka mesele de yapılan reformu doğru platformda, doğru yatırımcıya, doğru hikâyeyle anlatabilmektir.</p>
<p><strong>Brüksel’de “cılız ses”ten stratejik aktöre</strong></p>
<p>Belki de Türkiye’nin ekonomik diplomasisinde artık şu zihniyet değişikliğine ihtiyaç var:</p>
<p>Brüksel’e gidip Türkiye’yi dar çevrelerde ve yanlış adreslerde anlatmak yerine, Avrupa’nın geleceğinin şekillendiği o büyük masayı Brüksel’in tam ortasında kurmak zorundayız.</p>
<p>Aradaki fark küçümsenmemeli.</p>
<p>İlkinde Türkiye gündemin takipçisidir.</p>
<p>İkincisinde ise gündemin ortaklarından biri olma iddiası vardır.</p>
<p>Büyük zirvelerin amacı da tam olarak bu olmalıdır.</p>
<p>Sadece fotoğraf vermek değil, yatırım anlaşmaları, ortak projeler, finansman modelleri, teknoloji ortaklıkları ve yeni tedarik zincirleri için somut zemin oluşturmak.</p>
<p>Sadece konuşmak değil, <strong>sonuç üretmek.</strong></p>
<p>Sadece Türkiye’nin potansiyelini anlatmak değil, Avrupa’nın çözmekte zorlandığı sorunlara Türkiye’nin hangi somut katkıyı sağlayabileceğini göstermek.</p>
<p><strong>Sözün özü</strong></p>
<p>Avrupa bugün kendi içinde bir rekabetçilik muhasebesi yapıyor.</p>
<p>Enerji pahalı.</p>
<p>Sınırlar ekonomik olarak hâlâ yeterince geçirgen değil.</p>
<p>Sermaye piyasaları parçalı.</p>
<p>Ortak yatırımların finansmanı zor.</p>
<p>Düzenlemeler farklı.</p>
<p>Reformların hızı ise küresel rekabetin hızına yetişmekte zorlanıyor.</p>
<p>Türkiye açısından bütün bunlar yalnızca Avrupa’nın problemi değildir.</p>
<p><strong>Aynı zamanda Türkiye’nin önündeki fırsat haritasıdır.</strong></p>
<p>Ancak fırsatın büyüklüğü kadar, onu değerlendirme kapasitesi de önemlidir.</p>
<p>Türkiye, Avrupa’nın dönüşümünü seyreden bir ülke olmak yerine, bu dönüşümün ekonomik ortaklarından biri olmayı hedefleyebilir.</p>
<p>Bunun yolu ise yalnızca daha fazla toplantı yapmaktan geçmiyor.</p>
<p>Brüksel’de daha güçlü bir ekonomik diplomasi, daha yüksek profilli zirveler, daha somut yatırım projeleri, daha öngörülebilir bir yatırım ortamı ve Avrupa’nın ihtiyaçlarına doğrudan cevap veren bir Türkiye vizyonu gerekiyor.</p>
<p>Çünkü artık mesele Türkiye’nin Brüksel’de <strong>sesinin duyulup duyulmaması</strong> değil.</p>
<p>Asıl mesele şu:</p>
<p><strong>Türkiye, Avrupa’nın geleceğinin konuşulduğu masada yalnızca konuşanlardan biri mi olacak, yoksa o masanın kurulmasına katkı sağlayanlardan biri mi?</strong></p>
<p>Avrupa’nın kaçırdığı milyarlar, Türkiye için kendiliğinden bir fırsat değildir.</p>
<p>Ama doğru reformlar, doğru ekonomik diplomasi ve doğru vizyonla yönetildiğinde, <strong>kaçırılan Avrupa yatırımları Türkiye’nin yakalayabileceği yeni bir ekonomik koridorun başlangıcı olabilir.</strong></p>
<p><strong>Söz sizde&#8230;</strong></p>
<p class="x1yc453h xma8rkl xgoqxah xutxfr x1fie51u xgyxj25 x1xobyvs x1elgs31 x1fv8qjw xcy5tzr x1ht4adc xnvauns x1c2l018 x14l7nz5 xuw7688 x1pjt2rx x160d6zm xrxpjvj" dir="ltr">Ve belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:</p>
<p class="x1yc453h xma8rkl xgoqxah xutxfr x1fie51u xgyxj25 x1xobyvs x1elgs31 x1fv8qjw xcy5tzr x1ht4adc xnvauns x1c2l018 x14l7nz5 xuw7688 x1pjt2rx x160d6zm xrxpjvj" dir="ltr"><strong class="x7amdea">Türkiye’nin Brüksel’deki “cılız ses” paradoksunu kırmasının önündeki asıl engel nedir?</strong></p>
<p class="x1yc453h xma8rkl xgoqxah xutxfr x1fie51u xgyxj25 x1xobyvs x1elgs31 x1fv8qjw xcy5tzr x1ht4adc xnvauns x1c2l018 x14l7nz5 xuw7688 x1pjt2rx x160d6zm xrxpjvj" dir="ltr">Diplomatik vizyon eksikliği mi?</p>
<p class="x1yc453h xma8rkl xgoqxah xutxfr x1fie51u xgyxj25 x1xobyvs x1elgs31 x1fv8qjw xcy5tzr x1ht4adc xnvauns x1c2l018 x14l7nz5 xuw7688 x1pjt2rx x160d6zm xrxpjvj" dir="ltr">Yoksa Türkiye’nin sesini Brüksel’de duyurmayı ve görünür kılmayı üstlenen kurum ve kuruluşların yetersizliği mi?</p>
<p>Ekonomik ve hukuki reformların yeterince derinleşmemesi mi?</p>
<p>Yoksa yapılanların küresel yatırımcıya yeterince güçlü ve profesyonel biçimde anlatılamaması mı?</p>
<p>Bu soruların cevabı yalnızca Brüksel’deki Türkiye algısını değil, <strong>Türkiye’nin önümüzdeki on yıllık dış ekonomik stratejisinin yönünü de belirleyebilir.</strong></p>
<p><strong>Erhan Yurdayüksel</strong></p>
<p><strong>25 Eylül 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erhan Yurdayüksel: Finansın Yeni Ekseni</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/erhan-yurdayuksel-finansin-yeni-ekseni/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bthaber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Sep 2026 01:01:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[Erhan Yurdayüksel]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[fon]]></category>
		<category><![CDATA[GGBI]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşil Tahvil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236700</guid>

					<description><![CDATA[Küresel Finansın Yeni Ekseni: 3 Milyar Euroluk GGBI Hamlesi ve Yeşil Dönüşümün Ekonomi Politiği Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nun 81. oturumu, yalnızca küresel diplomasinin geleceğine ilişkin mesajların verildiği bir platform değil, aynı zamanda dünya ekonomisinin önümüzdeki dönemde hangi finansal araçlarla şekilleneceğinin tartışıldığı kritik bir zemin haline geliyor. Bu çerçevede öne çıkan başlıklardan biri, Avrupa Birliği&#8217;nin Global [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Küresel Finansın Yeni Ekseni: 3 Milyar Euroluk GGBI Hamlesi ve Yeşil Dönüşümün Ekonomi Politiği</h1>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel.jpg"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-193933 size-thumbnail" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-150x150.jpg 150w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2020/11/erhan-yurdayuksel-30x30.jpg 30w" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a>Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&#8217;nun 81. oturumu, yalnızca küresel diplomasinin geleceğine ilişkin mesajların verildiği bir platform değil, aynı zamanda dünya ekonomisinin önümüzdeki dönemde hangi finansal araçlarla şekilleneceğinin tartışıldığı kritik bir zemin haline geliyor. Bu çerçevede öne çıkan başlıklardan biri, Avrupa Birliği&#8217;nin Global Gateway stratejisinin amiral gemisi girişimlerinden biri olan <strong>Küresel Yeşil Tahvil Girişimi (GGBI)</strong> oldu.</p>
<p>Uluslararası Ortaklıklardan Sorumlu Komisyon Üyesi Jozef Síkela, Avrupa Yatırım Bankası Başkanı Nadia Calviño, GGBI fonundaki kamu yatırımcılarının temsilcileri ve ortak ülkelerin liderleri, yeşil finansmanın ölçeğini büyütmek ve gelişmekte olan ekonomilere yönelik özel sermaye akışını hızlandırmak amacıyla girişimin potansiyelini ele aldı.</p>
<p>GGBI&#8217;nin ortaya koyduğu model, klasik kalkınma finansmanından önemli bir farklılaşmaya işaret ediyor: Amaç yalnızca kamu kaynaklarını gelişmekte olan ülkelere aktarmak değil, <strong>kamu sermayesini bir kaldıraç olarak kullanarak çok daha büyük miktarda özel sermayeyi sürdürülebilir altyapı yatırımlarına yönlendirmek.</strong></p>
<p>Bu nedenle GGBI&#8217;yi yalnızca bir &#8220;yeşil finansman programı&#8221; olarak değerlendirmek yetersiz kalıyor. Girişim, aynı zamanda küresel sermayenin yönünü, riskin nasıl paylaşılacağını ve gelişmekte olan ülkelerin uluslararası finans piyasalarından hangi maliyetlerle kaynak sağlayacağını etkileyebilecek yeni bir finansal mimarinin parçası olarak öne çıkıyor.</p>
<h2>3 Milyar Euroluk Fon, 20 Milyar Euroluk Sermaye Hedefi</h2>
<p>GGBI&#8217;nin ekonomik açıdan en dikkat çekici tarafı, kamu kaynaklarının özel sermaye üzerindeki <strong>kaldıraç etkisini</strong> artırmaya odaklanması.</p>
<p>GGBI Fonu&#8217;nun yaklaşık 1 milyar euro kamu öz sermayesi ile Avrupalı ve uluslararası yatırımcılardan sağlanması hedeflenen 2 milyar euroya kadar özel sermayeyi bir araya getirerek yaklaşık 3 milyar euroluk bir büyüklüğe ulaşması bekleniyor.</p>
<p>Ancak girişimin nihai hedefi bu 3 milyar euroluk fon büyüklüğüyle sınırlı değil. Avrupa Komisyonu&#8217;nun Sürdürülebilir Kalkınma İçin Avrupa Fonu Plus (EFSD+) kapsamında sağlayacağı kredi koruması ve diğer risk azaltıcı mekanizmalar sayesinde, <strong>20 milyar euroya kadar özel sermayenin sürdürülebilir altyapı yatırımlarına yönlendirilmesi</strong> amaçlanıyor.</p>
<p>Buradaki temel ekonomi politikası oldukça net:</p>
<p><strong>Kamu parası, özel sermayenin girmekten çekindiği piyasalarda riski azaltacak; risk azaldıkça sermayenin maliyeti düşecek; sermaye maliyeti düştükçe yeşil altyapı yatırımlarının ekonomik olarak uygulanabilirliği artacak.</strong></p>
<p>Bu mekanizma özellikle gelişmekte olan piyasalar açısından kritik önem taşıyor. Çünkü bu ülkelerde temiz enerji, elektrik şebekeleri, ulaşım altyapısı, su yönetimi ve iklim dayanıklılığı yatırımlarının ekonomik getirileri uzun vadeye yayılırken, yatırımcıların karşı karşıya kaldığı kur, ülke, faiz, likidite ve siyasi riskler kısa vadede fiyatlanıyor.</p>
<p>GGBI&#8217;nin hedeflediği finansal mimari, işte bu risk-getiri dengesini yeniden kurmaya çalışıyor.</p>
<h2>Yeşil Tahvil Artık Yalnızca Çevre Politikası Değil</h2>
<p>Yeşil tahviller uzun süre ağırlıklı olarak çevresel hedeflerin finansmanında kullanılan özel bir borçlanma aracı olarak görüldü. Ancak küresel finans piyasalarının dönüşümüyle birlikte yeşil tahvillerin anlamı genişliyor.</p>
<p>Bugün mesele yalnızca &#8220;hangi proje çevreci?&#8221; sorusundan ibaret değil.</p>
<p>Asıl soru, <strong>hangi ülkenin sürdürülebilir yatırımlar için uluslararası sermayeye daha düşük maliyetle erişebileceği</strong> haline geliyor.</p>
<p>Bu noktada güçlü bir yeşil tahvil piyasası, gelişmekte olan ülkeler açısından üç önemli ekonomik avantaj sağlayabilir:</p>
<p>Uzun vadeli altyapı yatırımları için alternatif finansman kanalları yaratabilir.</p>
<p>Uluslararası kurumsal yatırımcıların yerel piyasalara erişimini kolaylaştırabilir.</p>
<p>Doğru risk paylaşımı mekanizmalarıyla borçlanma maliyetlerinin aşağı çekilmesine katkıda bulunabilir.</p>
<p>Ancak bunun gerçekleşmesi otomatik değil. Bir ülkenin yeşil tahvil ihraç etmesi, tek başına daha ucuz finansman anlamına gelmiyor. Yatırımcı açısından ülke riski, para birimi riski, enflasyon, merkez bankası politikası, hukuki çerçeve, şeffaflık, proje kalitesi ve tahvil piyasasının likiditesi hâlâ belirleyici faktörler.</p>
<p>Dolayısıyla GGBI&#8217;nin başarısı, yalnızca ne kadar para topladığıyla değil, <strong>bu sermayeyi hangi koşullarda ve hangi ülkelerde daha düşük risk primiyle kullanılabilir hale getirdiğiyle</strong> ölçülecek.</p>
<h2>Üç Sütunlu Finansal Mimari</h2>
<p>GGBI&#8217;nin ekonomik modelini üç temel sütun oluşturuyor.</p>
<h3>1. GGBI Fonu</h3>
<p>Fon, gelişmekte olan ülkelerdeki sürdürülebilir yatırımlara yeşil tahviller üzerinden özel sermaye yönlendirmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Burada Avrupa Yatırım Bankası liderliğindeki kalkınma finansmanı kuruluşları, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası, çeşitli Avrupa kalkınma bankaları ve Yeşil İklim Fonu gibi kamu aktörleri kritik bir rol üstleniyor.</p>
<p>Kamu yatırımcılarının varlığı, özel yatırımcı açısından bir tür güven ve risk paylaşımı mekanizması oluşturuyor.</p>
<p>Fonun Avrupa&#8217;nın en büyük varlık yöneticilerinden Amundi tarafından yönetilmesi de modelin yalnızca kamu finansmanına değil, büyük ölçekli kurumsal yatırımcıların sermaye piyasalarına erişimine dayandığını gösteriyor.</p>
<h3>2. Kapsamlı Teknik Yardım Programı</h3>
<p>Finansman kadar önemli ikinci unsur ise <strong>yatırım yapılabilir proje arzının oluşturulması.</strong></p>
<p>Gelişmekte olan ülkelerde sermaye eksikliği kadar önemli sorunlardan biri de uluslararası standartlarda hazırlanmış, finansal açıdan uygulanabilir ve yatırımcıların değerlendirebileceği yeterli sayıda projenin bulunmaması.</p>
<p>GGBI&#8217;nin teknik yardım programı tam olarak bu boşluğu hedefliyor.</p>
<p>Girişim kapsamında dünyanın farklı bölgelerinde 15 ortak ülkede yüksek kaliteli yeşil tahvil ihraçlarından oluşan bir proje ve ihraç havuzu oluşturulmasına destek veriliyor. Latin Amerika ve Karayipler, Sahra Altı Afrika, Asya-Pasifik ve AB komşuluk ülkelerinde yeni ihraçların gündeme gelmesi bekleniyor.</p>
<p>Bu mekanizma uzun vadede yalnızca tek tek tahvil ihraçlarını değil, <strong>yerel yeşil tahvil piyasalarının kurumsal altyapısını</strong> geliştirme potansiyeline sahip.</p>
<h3>3. Yeşil Kupon Sübvansiyon Tesisi</h3>
<p>Girişimin belki de gelişmekte olan piyasalar açısından en doğrudan ekonomik araçlarından biri yeşil kupon sübvansiyonu.</p>
<p>Çünkü bir yatırımın çevresel açıdan cazip olması, yüksek faiz ortamında onu otomatik olarak finansal açıdan cazip hale getirmiyor.</p>
<p>Özellikle yüksek enflasyon, sıkı para politikası ve yüksek ülke risk primiyle karşı karşıya kalan ekonomilerde tahvil ihraç maliyetleri yatırımın fizibilitesini bozabiliyor.</p>
<p>Kupon sübvansiyonu, belirli koşullar altında bu maliyetin aşağı çekilmesine yardımcı olarak yeşil projelerin finansmanını mümkün kılmayı amaçlıyor.</p>
<p>Bu açıdan bakıldığında GGBI, çevresel hedeflerle makrofinansal gerçeklik arasında bir köprü kurmaya çalışıyor.</p>
<h2>Asıl Mesele: Risk Primi</h2>
<p>Gelişmekte olan ülkelerin yeşil dönüşüm önündeki temel sorunlarından biri yalnızca yatırım miktarının yetersizliği değil, <strong>sermayenin maliyeti.</strong></p>
<p>Örneğin gelişmiş bir ekonomide devlet tahvili getirileri ile yatırım yapılabilir bir altyapı projesinin finansman maliyeti arasındaki fark nispeten sınırlı olabilirken, gelişmekte olan piyasalarda aynı proje çok daha yüksek bir risk primiyle karşılaşabilir.</p>
<p>Bunun sonucunda aynı güneş enerjisi santrali, elektrik şebekesi veya temiz ulaşım projesi farklı ülkelerde tamamen farklı finansal maliyetlerle karşı karşıya kalabilir.</p>
<p>GGBI&#8217;nin temel iddiası tam da burada önem kazanıyor:</p>
<p><strong>Riskin bir bölümünü kamu ve kalkınma finansmanı kuruluşları üstlenirse, özel yatırımcının talep ettiği risk primi aşağı çekilebilir.</strong></p>
<p>Eğer bu mekanizma çalışırsa, 1 euroluk kamu sermayesinin çok daha büyük miktarda özel sermayeyi harekete geçirmesi mümkün olabilir.</p>
<p>Ancak bunun başarısı, kaldıraç oranından çok daha fazlasına bağlı. Özel yatırımcının gerçekten ek sermaye getirip getirmediği, finansman maliyetinin ne ölçüde düştüğü, projelerin ticari sürdürülebilirliği ve yaratılan altyapının ekonomik büyümeye katkısı belirleyici olacak.</p>
<h2>Bölgesel Bazda Hangi Piyasalar Avantajlı?</h2>
<p>GGBI&#8217;nin etkisinin bütün gelişmekte olan piyasalarda aynı olması beklenmemeli. Bölgesel farklılıkların temelinde sermaye piyasalarının derinliği, ülke risk primi, enerji ihtiyacı, altyapı açığı, kurumsal kapasite ve yeşil yatırım potansiyeli bulunuyor.</p>
<h3>Latin Amerika ve Karayipler</h3>
<p>Latin Amerika, yenilenebilir enerji kaynaklarının güçlü olması, enerji dönüşümü için yüksek yatırım ihtiyacı ve bazı ülkelerde gelişmiş sermaye piyasalarının bulunması nedeniyle önemli bir alan oluşturuyor.</p>
<p>Özellikle yenilenebilir enerji, elektrik şebekeleri, temiz ulaşım ve sürdürülebilir şehircilik alanları yeşil tahvil finansmanı açısından geniş bir yatırım tabanı sağlayabilir.</p>
<p>Bununla birlikte bölge ülkeleri arasında makroekonomik istikrar ve ülke riskleri bakımından ciddi farklılıklar bulunuyor. Bu nedenle GGBI&#8217;nin finansman maliyetini düşürme kapasitesi ülkeden ülkeye değişebilir.</p>
<h3>Asya-Pasifik</h3>
<p>Asya-Pasifik bölgesinde ölçek çok daha büyük.</p>
<p>Hızlı kentleşme, enerji talebindeki artış, sanayileşme ve altyapı ihtiyacı, yeşil yatırımlar açısından son derece geniş bir pazar yaratıyor.</p>
<p>Bu bölgenin avantajı yatırım ihtiyacının büyüklüğü iken, temel mesele sermayenin doğru projelere yönlendirilmesi ve farklı ülkelerdeki finansal ve kurumsal yapıların birbirinden oldukça farklı olması.</p>
<h3>Sahra Altı Afrika</h3>
<p>Sahra Altı Afrika&#8217;da ise yatırım ihtiyacı ile finansmana erişim arasındaki fark daha belirgin.</p>
<p>Elektrik erişimi, yenilenebilir enerji, su altyapısı, ulaştırma ve iklim dayanıklılığı alanlarında çok büyük yatırım gereksinimi bulunuyor.</p>
<p>Ancak yüksek ülke riskleri, düşük yerel sermaye piyasası derinliği ve döviz cinsinden borçlanmanın yaratabileceği kur riski, özel yatırımcı açısından önemli engeller oluşturuyor.</p>
<p>Bu nedenle GGBI&#8217;nin kredi koruması, teknik yardım ve faiz maliyetini azaltmaya yönelik araçları açısından bu bölge özellikle dikkat çekici bir uygulama alanı olabilir.</p>
<h3>AB Komşuluk Ülkeleri</h3>
<p>AB&#8217;nin komşuluk bölgesi ise farklı bir profile sahip.</p>
<p>Avrupa finans sistemiyle daha yakın ekonomik ve ticari bağlantılar, yeşil dönüşüm hedefleri ve altyapı yatırımları bu ülkeler için avantaj yaratabilir.</p>
<p>Buna karşılık bazı ekonomilerde yüksek jeopolitik ve makroekonomik riskler, sermaye maliyetini artırmaya devam edebilir.</p>
<p>Dolayısıyla burada GGBI&#8217;nin sağlayabileceği risk paylaşımı, yatırımcıların kararlarında önemli bir tamamlayıcı unsur haline gelebilir.</p>
<h2>Yeşil Dönüşüm Aynı Zamanda Bir Rekabet Politikası</h2>
<p>GGBI&#8217;nin daha geniş anlamı yalnızca iklim finansmanında aranmalı değil.</p>
<p>Yeşil dönüşüm giderek uluslararası ticaret, sanayi politikası ve rekabet gücüyle doğrudan bağlantılı hale geliyor.</p>
<p>Enerji maliyetlerinin düşürülmesi, enerji arz güvenliğinin güçlendirilmesi, elektrik şebekelerinin modernleştirilmesi ve düşük karbonlu üretim kapasitesinin artırılması; ülkelerin yalnızca çevresel performansını değil, uzun vadeli üretim maliyetlerini ve ihracat kapasitesini de etkiliyor.</p>
<p>Bu nedenle yeşil finansmanın gelişmesi, sermaye piyasalarının derinleşmesiyle birlikte düşünüldüğünde, gelişmekte olan ülkeler için bir <strong>rekabetçilik stratejisine</strong> dönüşebilir.</p>
<p>Burada Avrupa açısından da daha geniş bir ekonomik hedef bulunuyor. Global Gateway üzerinden finansman, teknik uzmanlık ve standartların birlikte sunulması, Avrupa&#8217;nın küresel altyapı finansmanındaki ekonomik ve kurumsal ağırlığını güçlendiren bir araç niteliği taşıyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle GGBI, yalnızca &#8220;yeşil&#8221; bir finansman programı değil, aynı zamanda <strong>sermaye, standartlar, teknoloji ve altyapı yatırımları üzerinden küresel ekonomik ilişkileri şekillendiren bir araç</strong> olarak okunabilir.</p>
<h2>20 Milyar Euroluk Hedef Gerçekleşebilir mi?</h2>
<p>Burada kritik soru, 3 milyar euroluk fonun gerçekten 20 milyar euroya kadar özel sermayeyi harekete geçirip geçiremeyeceği.</p>
<p>Bunun cevabı birkaç temel değişkene bağlı olacak:</p>
<p>Kamu garantilerinin özel yatırımcı açısından ne ölçüde risk azaltacağı,</p>
<p>Yeşil tahvillerin yatırımcıya sunduğu getiri ile üstlenilen risk arasındaki dengenin nasıl oluşacağı,</p>
<p>Gelişmekte olan ülkelerde kur ve faiz risklerinin nasıl yönetileceği,</p>
<p>Yeterli sayıda yatırım yapılabilir projenin hazırlanıp hazırlanamayacağı,</p>
<p>Yerel sermaye piyasalarının ne ölçüde derinleşeceği,</p>
<p>Yeşil tahvil standartlarına duyulan güvenin korunup korunamayacağı.</p>
<p>Dolayısıyla 20 milyar euro hedefi yalnızca finansal bir büyüklük değil; aynı zamanda GGBI modelinin <strong>kamu sermayesini ne kadar etkili bir kaldıraç mekanizmasına dönüştürebildiğinin testi</strong> olacak.</p>
<h2>Sermayenin Yönü Değişirken</h2>
<p>GGBI&#8217;nin ortaya koyduğu model, küresel ekonomide yaşanan daha büyük bir dönüşümün parçası.</p>
<p>İklim yatırımları artık yalnızca çevre politikalarının konusu değil; enerji güvenliği, sanayi politikası, altyapı yatırımları, kamu maliyesi, sermaye piyasaları ve uluslararası rekabet gücüyle doğrudan bağlantılı.</p>
<p>Bu nedenle yeşil tahvillerin önemi de yalnızca sağladıkları finansman miktarıyla ölçülmemeli. Asıl mesele, <strong>sermayenin hangi projelere, hangi ülkelerde ve hangi maliyetle yönlendirileceği.</strong></p>
<p>GGBI&#8217;nin yaklaşık 3 milyar euroluk başlangıç finansmanını 20 milyar euroya kadar özel sermayeyi harekete geçirecek bir kaldıraç mekanizmasına dönüştürme hedefi bu açıdan dikkat çekici.</p>
<p>Ancak nihai başarı, toplanan sermayenin büyüklüğünden ziyade, gelişmekte olan ülkelerin gerçekten daha uzun vadeli ve daha düşük maliyetli finansmana erişip erişemeyeceğiyle ölçülecek.</p>
<p>Eğer kamu garantileri ve kalkınma finansmanı kuruluşlarının üstlendiği risk, özel sermayenin talep ettiği risk primini anlamlı biçimde azaltabilirse GGBI, yeşil tahvil piyasalarının gelişimini hızlandırmanın ötesinde bir etki yaratabilir: <strong>Gelişmekte olan ekonomilerin sermaye maliyetini düşüren, yerel finans piyasalarını derinleştiren ve sürdürülebilir altyapı yatırımlarını daha bankable hale getiren yeni bir finansman kanalı oluşturabilir.</strong></p>
<p>Bu nedenle GGBI&#8217;nin önümüzdeki dönemde izlenmesi gereken temel göstergeleri yalnızca fon büyüklüğü olmayacak. <strong>İhraç edilen yeşil tahvillerin faiz maliyeti, yatırımcı çeşitliliği, ülke bazında risk primlerindeki değişim, özel sermayenin kaldıraç oranı, finanse edilen proje hacmi ve yaratılan ekonomik kapasite</strong> girişimin gerçek etkisini ortaya koyacak.</p>
<p>Kısacası küresel yeşil dönüşümün geleceği yalnızca ne kadar para bulunacağına değil, <strong>riskin kim tarafından taşınacağına ve sermayenin ne kadar verimli fiyatlanacağına</strong> bağlı.</p>
<p>GGBI tam da bu noktada, iklim finansmanı ile küresel sermaye piyasalarının kesiştiği yeni bir ekonomi politikası deneyimi olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>GGBI ve Türkiye: Yeşil Sermayenin Yeni Finansman Kapısı</strong></p>
<p>Küresel Yeşil Tahvil Girişimi&#8217;nin Türkiye açısından anlamı, yalnızca yeni bir dış finansman kaynağı ihtimali üzerinden okunmamalı. Asıl mesele, Türkiye&#8217;nin Avrupa merkezli yeşil finansman mimarisinin neresinde konumlanacağı ve bu mimarinin Türkiye&#8217;nin <strong>sermaye maliyetini, dış finansmana erişimini ve yatırım kapasitesini</strong> ne ölçüde etkileyebileceğidir.</p>
<p>Avrupa Birliği&#8217;nin Global Gateway stratejisi kapsamında yürütülen GGBI, gelişmekte olan ülkelerde güçlü yeşil tahvil piyasalarının oluşmasını ve sürdürülebilir altyapı projelerine özel sermaye çekilmesini hedefliyor. Girişimin uzun vadeli hedefi, 20 milyar euroya kadar özel sermayeyi harekete geçirmek.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin burada dikkat çekici bir avantajı bulunuyor: Ülkede yeşil ve sürdürülebilir finansman için gerekli sermaye piyasası altyapısı artık yalnızca başlangıç aşamasında değil.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de Yeşil Finansman İçin Piyasa Altyapısı Oluşuyor</strong></p>
<p>Sermaye Piyasası Kurulu&#8217;nun 2022 yılında yeşil ve sürdürülebilir borçlanma araçlarına ilişkin rehber oluşturmasıyla Türkiye&#8217;de yeşil tahvil piyasasının düzenleyici zemini oluşturuldu. Rehber; ihraç gelirlerinin kullanımından proje seçimine, fonların yönetiminden raporlamaya ve dış değerlendirmeye kadar yatırımcı güveni açısından kritik unsurları düzenliyor.</p>
<p>Bu çerçeve 2026&#8217;da daha da genişletildi.</p>
<p>SPK, 13 Ağustos 2026 tarihinde <strong>Yeşil, Sürdürülebilir ve Sosyal Sermaye Piyasası Araçları Rehberi</strong> ile <strong>Sürdürülebilirlik Bağlantılı Sermaye Piyasası Araçları Rehberi</strong>ni kabul etti. Yeni düzenlemeler sosyal temalı araçları ve sürdürülebilirlik bağlantılı sermaye piyasası araçlarını da kapsama alırken, çerçeve belgeleri, raporlama, dış değerlendirme ve performans göstergeleri konusunda daha ayrıntılı bir yapı oluşturdu.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye&#8217;nin GGBI açısından temel meselesi artık &#8220;yeşil tahvil ihraç edebilir miyiz?&#8221; sorusundan ziyade <strong>&#8220;bu piyasayı Avrupa ve küresel yatırımcıların ilgisini çekecek ölçekte derinleştirebilir miyiz?&#8221;</strong> sorusuna dönüşüyor.</p>
<p>Bu ayrım son derece önemli.</p>
<p>Çünkü sermaye piyasasında düzenlemenin bulunması gerekli olmakla birlikte tek başına yeterli değil. Büyük ölçekli uluslararası sermayenin gelmesi için yatırım yapılabilir proje havuzu, şeffaf raporlama, karşılaştırılabilir sürdürülebilirlik verileri, güvenilir dış değerlendirme mekanizmaları ve öngörülebilir makroekonomik koşulların birlikte çalışması gerekiyor.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;nin Asıl Avantajı: Yatırım İhtiyacının Büyüklüğü</strong></p>
<p>Türkiye açısından GGBI&#8217;nin potansiyelini artıran en önemli unsur, yeşil dönüşüm için ihtiyaç duyulan yatırımın ölçeği.</p>
<p>Enerji üretiminden elektrik şebekelerine, enerji verimliliğinden temiz ulaşıma, sanayinin dönüşümünden su altyapısına kadar çok geniş bir yatırım alanı bulunuyor.</p>
<p>Bu yatırımların önemli bir bölümü uzun vadeli sermaye gerektiriyor.</p>
<p>Tam da burada yeşil tahviller devreye girebilir.</p>
<p>Bankacılık sisteminin kısa ve orta vadeli finansman kapasitesinin yanında sermaye piyasalarının daha uzun vadeli kaynak sağlayabilmesi, Türkiye&#8217;nin yatırım finansmanını çeşitlendirebilir. Özellikle emeklilik fonları, sigorta şirketleri, varlık yöneticileri ve uluslararası kurumsal yatırımcıların uzun vadeli yatırım stratejileri açısından yeşil tahviller önemli bir araç haline gelebilir.</p>
<p>SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül&#8217;ün 2025&#8217;te açıkladığı verilere göre Türkiye&#8217;de yeşil ve sürdürülebilir temalı borçlanma araçlarının toplam ihraç tutarı 560 milyar liranın üzerine çıkmıştı. Aynı açıklamada yeşil tahvil ve sukuk ihraçlarının arttığı ve sermaye piyasalarının düşük karbonlu yatırımların finansmanında daha aktif hale geldiği belirtildi.</p>
<p>Bu rakam, Türkiye&#8217;de sürdürülebilir finansın artık marjinal bir finansman yöntemi olmaktan çıkmaya başladığını gösteren önemli bir gösterge.</p>
<p><strong>Ancak Türkiye İçin Kritik Konu: Faiz Değil, Risk Primi</strong></p>
<p>GGBI&#8217;nin Türkiye açısından yaratabileceği ekonomik etkiyi değerlendirirken en kritik değişkenlerden biri <strong>risk primi</strong>.</p>
<p>Bir yatırımcı açısından Türkiye&#8217;deki bir yeşil tahvilin &#8220;yeşil&#8221; olması, ülke riskini ortadan kaldırmıyor.</p>
<p>Tahvilin yatırımcı açısından toplam maliyetini belirleyen unsurlar arasında:</p>
<p>ülke risk primi,</p>
<p>enflasyon beklentileri,</p>
<p>para politikası,</p>
<p>döviz kuru riski,</p>
<p>ihraççının kredi kalitesi,</p>
<p>tahvilin vadesi,</p>
<p>piyasa likiditesi,</p>
<p>hukuki ve düzenleyici öngörülebilirlik</p>
<p>gibi faktörler bulunuyor.</p>
<p>Bu nedenle GGBI&#8217;nin Türkiye açısından gerçek değer önerisi, yalnızca &#8220;yeşil tahvil piyasasına para getirmek&#8221; değil; <strong>uluslararası kalkınma finansmanı kuruluşlarının ve garanti mekanizmalarının risk paylaşımı yoluyla yatırımcıların talep ettiği risk primini azaltabilmesi</strong> olacaktır.</p>
<p>Eğer Avrupa merkezli bir finansman mekanizması, belirli projelerde yatırımcı açısından aşağı yönlü riski sınırlandırabiliyorsa, bunun teorik sonucu daha düşük finansman maliyeti olabilir.</p>
<p>Fakat bu etkinin Türkiye&#8217;nin bütün tahvil piyasasına otomatik olarak yayılacağı sonucuna varılamaz. Etki büyük ölçüde proje, ihraççı, vade, para birimi ve kullanılan garanti mekanizmasına göre değişecektir.</p>
<p><strong>Türkiye İçin En Büyük Fırsat: Avrupa Sermayesiyle Yerel Projeyi Buluşturmak</strong></p>
<p>GGBI&#8217;nin Türkiye bakımından stratejik tarafı burada ortaya çıkıyor.</p>
<p>Türkiye, Avrupa ekonomisiyle yoğun ticaret ve yatırım ilişkilerine sahip bir ekonomi. Bu nedenle Avrupa&#8217;nın yeşil dönüşüm politikaları Türkiye&#8217;deki şirketlerin ve altyapı yatırımlarının finansman koşullarını doğrudan etkileyebiliyor.</p>
<p>Avrupa Birliği&#8217;nin Global Gateway kapsamında Türkiye&#8217;yi de içeren Batı Balkanlar ve Türkiye bölgesine yönelik amiral projeleri bulunuyor.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye açısından ideal senaryo, Avrupa&#8217;dan gelen sermayenin yalnızca kamu borçlanmasına yönelmesi değil; <strong>enerji, ulaştırma, sanayi, belediye altyapısı ve dijital dönüşüm gibi üretken yatırımlara aktarılması</strong> olacaktır.</p>
<p>Bu noktada yeşil tahvil, Avrupa sermayesi ile Türkiye&#8217;deki yatırım ihtiyacı arasında bir finansal köprü görevi görebilir.</p>
<p><strong>Enerji Dönüşümü Özellikle Önemli</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;nin GGBI benzeri mekanizmalardan yararlanabileceği en önemli alanlardan biri enerji dönüşümü.</p>
<p>Yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması kadar elektrik iletim ve dağıtım altyapısının modernizasyonu da önemli.</p>
<p>Çünkü enerji dönüşümü yalnızca yeni güneş ve rüzgâr santralleri kurmak anlamına gelmiyor. Daha fazla yenilenebilir enerjinin sisteme entegre edilebilmesi için şebekenin güçlendirilmesi, depolama kapasitesinin geliştirilmesi ve enerji verimliliği yatırımlarının artırılması gerekiyor.</p>
<p>Bunların tamamı yüksek başlangıç sermayesi ve uzun vadeli finansman gerektiren yatırımlar.</p>
<p>Yeşil tahvil piyasasının gelişmesi, bu yatırımların yalnızca banka kredilerine veya kamu kaynaklarına bağımlı kalmadan finanse edilmesine yardımcı olabilir.</p>
<p><strong>Sanayi İçin Daha Büyük Bir Dosya Açılıyor</strong></p>
<p>Türkiye açısından belki de enerji yatırımlarından daha geniş ekonomik sonuç doğurabilecek alan ise sanayinin yeşil dönüşümü.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin ihracat yapısında Avrupa pazarının ağırlığı düşünüldüğünde, üretim süreçlerinde karbon yoğunluğunun azaltılması yalnızca çevre politikası değil, <strong>dış ticaret rekabetçiliği</strong> meselesi haline geliyor.</p>
<p>Bu nedenle yeşil finansman; fabrikaların enerji verimliliği yatırımlarından yenilenebilir enerji kullanımına, düşük karbonlu üretim teknolojilerinden temiz ulaşım altyapısına kadar çok geniş bir yatırım alanını finanse edebilir.</p>
<p>Burada yeşil tahvil ile sürdürülebilirlik bağlantılı tahvil arasında da önemli bir ayrım ortaya çıkıyor.</p>
<p>Yeşil tahvil belirli yeşil projelerin finansmanına odaklanırken, sürdürülebilirlik bağlantılı araçlar şirketlerin belirli ve ölçülebilir sürdürülebilirlik performans hedeflerine bağlanabiliyor. Türkiye&#8217;nin 2026&#8217;da bu araçlara ilişkin yeni düzenlemeleri kabul etmesi, finansman seçeneklerinin çeşitlenmesi açısından önem taşıyor.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;nin Önündeki Asıl Sınav: Proje Havuzu</strong></p>
<p>Burada GGBI&#8217;nin teknik yardım ayağı Türkiye için en az fon mekanizması kadar önemli olabilir.</p>
<p>Çünkü uluslararası sermayenin Türkiye&#8217;ye gelmesi için yalnızca yatırımcı bulunması yeterli değil; yatırımcının önüne <strong>standartları belli, finansal modeli hazırlanmış, sürdürülebilirlik hedefleri ölçülebilir ve gelir modeli öngörülebilir projeler</strong> koymak gerekiyor.</p>
<p>Başka bir ifadeyle Türkiye&#8217;nin ihtiyacı sadece &#8220;daha fazla yeşil tahvil&#8221; değil.</p>
<p>İhtiyaç duyulan şey:</p>
<p><strong>daha fazla yatırım yapılabilir yeşil proje, daha fazla şeffaflık, daha uzun vadeli sermaye, daha düşük risk primi.</strong></p>
<p>Bu dört unsur aynı anda gerçekleştiğinde yeşil finansman, çevresel bir finansman aracından çıkıp ekonomik büyümenin finansman mekanizmasına dönüşebilir.</p>
<p><strong>Türkiye GGBI İçin Nasıl Bir Konum Alabilir?</strong></p>
<p>Burada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da GGBI&#8217;nin mevcut resmi tanımında girişimin &#8220;AB ortak ülkeleri&#8221; odağında olmasıdır. Dolayısıyla Türkiye açısından herhangi bir GGBI finansmanından söz ederken bunun otomatik veya garantili bir kaynak olduğunu varsaymamak gerekir. Girişimin mevcut ülke ve proje kapsamı ile Türkiye&#8217;nin hangi araçlardan ve hangi koşullarda yararlanabileceği ayrıca değerlendirilmelidir.</p>
<p>Buna rağmen Türkiye&#8217;nin mevcut yeşil finans altyapısı, Avrupa ile ekonomik bağlantıları ve yüksek yatırım ihtiyacı, ülkeyi bu finansal dönüşümün yakından izlenmesi gereken ekonomilerinden biri haline getiriyor.</p>
<p>Türkiye açısından stratejik hedef, Avrupa&#8217;nın yeşil finansman standartlarıyla kendi sermaye piyasası altyapısını mümkün olduğunca uyumlu hale getirmek ve uluslararası yatırımcıların aradığı şeffaflık ve karşılaştırılabilirlik düzeyini yükseltmek olabilir.</p>
<p><strong>Türkiye İçin Mesele &#8220;Yeşil&#8221; Olmaktan Çok Daha Büyük</strong></p>
<p>GGBI&#8217;nin Türkiye açısından asıl önemi, birkaç milyar euroluk potansiyel finansmandan çok daha büyük bir yerde yatıyor.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin önündeki mesele, <strong>sermayenin maliyetini düşürerek yatırım kapasitesini artırmak.</strong></p>
<p>Yeşil dönüşüm bu açıdan bir amaç olduğu kadar bir finansman kanalı da olabilir.</p>
<p>Eğer Türkiye, güçlü bir proje havuzu oluşturabilir, sürdürülebilirlik verilerini uluslararası yatırımcıların karşılaştırabileceği standartlara taşıyabilir, yeşil tahvil piyasasını derinleştirebilir ve uluslararası garanti/risk paylaşımı mekanizmalarından etkin biçimde yararlanabilirse, yeşil finansman Türkiye&#8217;nin uzun vadeli yatırım kapasitesini destekleyen önemli bir araç haline gelebilir.</p>
<p>Bunun ekonomik sonucu yalnızca daha fazla güneş santrali veya daha düşük karbonlu üretim olmayacaktır.</p>
<p>Daha derin bir yeşil tahvil piyasası,</p>
<p><strong>daha uzun vadeli sermaye, daha çeşitli yatırımcı tabanı, daha fazla altyapı yatırımı ve uygun koşullar oluştuğunda daha düşük finansman maliyeti</strong> anlamına gelebilir.</p>
<p>Dolayısıyla Türkiye&#8217;nin GGBI ve benzeri küresel yeşil finansman mekanizmalarındaki pozisyonu, önümüzdeki dönemde yalnızca iklim politikası açısından değil, <strong>sermaye piyasaları, dış finansman, sanayi politikası ve ekonomik rekabet gücü açısından da</strong> önem taşıyacak.</p>
<p>Asıl yarış, yeşil tahvil ihraç etmekte değil, <strong>uluslararası sermayeyi Türkiye&#8217;nin üretken yatırımlarına hangi maliyetle ve hangi ölçekte çekebileceğinde</strong> yaşanacak.</p>
<p><strong>Erhan Yurdayüksel</strong></p>
<p><strong>23 Eylül 2026</strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En çok kâr eden sektör belli oldu..</title>
		<link>https://belgoturk.tv/ekonomi/en-cok-kar-eden-sektor-belli-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236625</guid>

					<description><![CDATA[TÜİK, 2025 yılına ilişkin Sektör Bilançoları İstatistikleri’ni açıkladı. Milyonlarca verinin değerlendirildiği araştırmada şirketlerin toplam net satışları ve kârlılıkları dikkat çekti. İmalat sektörü net kârda öne çıkarken, ulaştırma ve depolama sektörü net zararla karşı karşıya kaldı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ilişkin Sektör Bilançoları İstatistiklerini yayımladı. Türkiye genelinde 1 milyon 150 bin 191 firmanın verilerinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TÜİK, 2025 yılına ilişkin Sektör Bilançoları İstatistikleri’ni açıkladı. Milyonlarca verinin değerlendirildiği araştırmada şirketlerin toplam net satışları ve kârlılıkları dikkat çekti. İmalat sektörü net kârda öne çıkarken, ulaştırma ve depolama sektörü net zararla karşı karşıya kaldı.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik.webp"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik.webp" alt="" width="1280" height="720" class="alignnone size-full wp-image-236626" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik.webp 1280w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik-300x169.webp 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik-1024x576.webp 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik-768x432.webp 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik-123x70.webp 123w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik-570x320.webp 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik-701x394.webp 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/tuik-1067x600.webp 1067w" sizes="(max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p>
<p>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılına ilişkin Sektör Bilançoları İstatistiklerini yayımladı.</p>
<p>Türkiye genelinde 1 milyon 150 bin 191 firmanın verilerinin değerlendirildiği çalışmaya göre, şirketlerin toplam net satışları 107,7 trilyon TL’ye ulaştı. Firmaların dönem net kârı ise 2,2 trilyon TL olarak hesaplandı. Sektörler bazında en yüksek net kâr imalat sanayisinde görülürken, ulaştırma ve depolama sektörü en yüksek net zararı kaydetti.</p>
<p>Sektör Bilançoları İstatistikleri, Kurumlar Vergisi mükelleflerinin bilanço ve gelir tabloları kullanılarak, Avrupa Topluluğunda Ekonomik Faaliyetlerin İstatistiki Sınıflaması Revizyon 2.1’e (NACE Rev. 2.1) göre hazırlandı.</p>
<p>FİRMA SAYISINDA TİCARET SEKTÖRÜ İLK SIRADA<br />
2025 yılı verilerinde toplam 1 milyon 150 bin 191 firma yer aldı.</p>
<p>Sektörler içinde en fazla firma, 356 bin 973 şirketle toptan ve perakende ticaret alanında faaliyet gösterdi. İmalat sektöründeki firma sayısı ise 185 bin 933 olarak kayıtlara geçti.</p>
<p>Buna göre bilanço istatistikleri kapsamındaki firmaların yaklaşık üçte biri toptan ve perakende ticaret sektöründe yer aldı.</p>
<p>TOPLAM AKTİFLER 124 TRİLYON TL’YE YAKLAŞTI<br />
Şirketlerin konsolide bilanço verilerine göre, 2025 yılında toplam aktif büyüklüğü 123 trilyon 970 milyar 539 milyon TL’ye ulaştı.</p>
<p>Kısa ve uzun vadeli yabancı kaynakların toplamı 67 trilyon 229 milyar 429 milyon TL olurken, firmaların toplam öz kaynakları 56 trilyon 741 milyar 110 milyon TL olarak hesaplandı.</p>
<p>Toplam aktif büyüklüğünde 33 trilyon 54 milyar 231 milyon TL ile imalat sektörü ilk sırada yer aldı. Bu sektörü 25 trilyon 89 milyar 616 milyon TL ile toptan ve perakende ticaret takip etti.</p>
<p>ÖZ KAYNAKLARDA DA İMALAT ÖNDE<br />
İmalat sektöründeki firmaların toplam öz kaynakları 15 trilyon 425 milyar 939 milyon TL olarak gerçekleşti.</p>
<p>Toptan ve perakende ticaret sektörünün öz kaynakları 8 trilyon 793 milyar 885 milyon TL olurken, mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetlerde bu tutar 8 trilyon 446 milyon TL olarak kaydedildi.</p>
<p>EN YÜKSEK NET KÂR İMALAT SEKTÖRÜNDE<br />
Sektörlerin toplam dönem net kârı 2025 yılında 2 trilyon 237 milyar 612 milyon TL oldu.</p>
<p>İmalat sektörü 873 milyar 989 milyon TL net kârla ilk sırada yer aldı. Toptan ve perakende ticaret sektörünün net kârı 676 milyar 724 milyon TL, inşaat sektörünün net kârı ise 229 milyar 69 milyon TL olarak gerçekleşti.</p>
<p>Öte yandan ulaştırma ve depolama sektörü 107 milyar 223 milyon TL net zarar açıkladı. Gayrimenkul faaliyetlerinde ise 43 milyar 693 milyon TL net zarar kaydedildi.</p>
<p>ŞİRKETLERİN NET SATIŞLARI 107,7 TRİLYON TL<br />
Sektör Bilançoları İstatistikleri kapsamındaki firmaların toplam net satışları 2025 yılında 107 trilyon 724 milyar 696 milyon TL’ye yükseldi.</p>
<p>Şirketlerin aynı dönemdeki toplam faaliyet kârı ise 5 trilyon 571 milyar 364 milyon TL olarak hesaplandı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Motorin fiyatında tarihi zam litre fiyatı 100 TL&#8217;yi aşacak!..</title>
		<link>https://belgoturk.tv/ekonomi/motorin-fiyatinda-tarihi-zam-litre-fiyati-100-tlyi-asacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:06:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[Piyasam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236622</guid>

					<description><![CDATA[Motorine yeni bir zam daha bekleniyor. Sektör kaynaklarının aktardığı artışın gerçekleşmesi halinde motorinin litre fiyatı İstanbul’da 100 Türk Lirası’nın üzerine çıkacak. Böylece akaryakıt fiyatlarında tüm zamanların rekoru kırılacak. Motorinin litre fiyatına 17 Eylül’den itibaren 4 lira 62 kuruş zam yapılması bekleniyor. Zam yapılması hâlinde motorin fiyatı İstanbul’da 100 liranın üzerine çıkacak. Petrol fiyatlarındaki yükseliş, akaryakıt [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Motorine yeni bir zam daha bekleniyor. Sektör kaynaklarının aktardığı artışın gerçekleşmesi halinde motorinin litre fiyatı İstanbul’da 100 Türk Lirası’nın üzerine çıkacak. Böylece akaryakıt fiyatlarında tüm zamanların rekoru kırılacak.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/motorin.webp"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/motorin.webp" alt="" width="600" height="338" class="alignnone size-full wp-image-236623" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/motorin.webp 600w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/motorin-300x169.webp 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/motorin-123x70.webp 123w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/motorin-570x320.webp 570w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></a></p>
<p>Motorinin litre fiyatına 17 Eylül’den itibaren 4 lira 62 kuruş zam yapılması bekleniyor. Zam yapılması hâlinde motorin fiyatı İstanbul’da 100 liranın üzerine çıkacak.<br />
Petrol fiyatlarındaki yükseliş, akaryakıt fiyatlarına zam olarak yansımaya devam ediyor. Motorine son olarak 6 lira 59 kuruş zam yapılmıştı. Sektör kaynakları, litre fiyatına 17 Eylül’den itibaren 4 lira 62 kuruşluk yeni bir artış beklendiğini bildirdi.</p>
<p>&#8216;TÜM ZAMANLARIN REKORU KIRILACAK&#8217;<br />
Gazeteci Olcay Aydilek de sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda yeni zammı duyurdu. Aydilek, şu ifadeleri kullandı:</p>
<p>17 Eylül 2026, akaryakıt yeni bir aşamaya geçiyor. İki haneli fiyatlar yerini üç haneliye bırakacak. Motorine bu gece yarısı 4,62 TL zam bekleniyor. Bir litre motorinin fiyatı 100 TL’yi aşacak. Tüm zamanların rekoru kırılacak.</p>
<p>GÜNCEL AKARYAKIT FİYATLARI</p>
<p>İstanbul Avrupa Yakası</p>
<p>Benzin: 80,26 TL</p>
<p>Motorin: 95,60 TL</p>
<p>LPG: 34,99 TL</p>
<p>İstanbul Anadolu Yakası<br />
Benzin: 80,12 TL</p>
<p>Motorin: 95,46 TL</p>
<p>LPG: 34,39 TL</p>
<p>Ankara<br />
Benzin: 81,25 TL</p>
<p>Motorin: 96,75 TL</p>
<p>LPG: 35,09 TL</p>
<p>İzmir<br />
Benzin: 81,52 TL</p>
<p>Motorin: 97,02 TL</p>
<p>LPG: 34,99 TL</p>
<p>Motorin fiyatında tarihi zam geliyor: Litre fiyatı 100 TL&#8217;yi aşacak<br />
İĞNEDEN İPLİĞE HER ŞEYİN MASRAFINI ARTIRIYOR<br />
Motorin fiyatlarındaki artış, üretim ve lojistiğin temel girdilerinden biri olması nedeniyle ekonomide çarpan etkisi yaratıyor. Tarladaki traktörden ürünleri taşıyan tırlara kadar üretim ve taşımacılığın her aşamasında artan maliyetler, gıda fiyatlarını doğrudan yükselterek yurttaşın mutfak masrafını artırıyor.</p>
<p>Toplu taşıma, kargo ve inşaat gibi yoğun yakıt tüketen sektörlerdeki fiyat artışları da maliyetleri yukarı çekiyor. Artan lojistik giderleri, raflardaki tüketim mallarının fiyatlarına da yansıyor. Motorine gelen zam, bu nedenle yalnızca akaryakıt maliyetlerini değil, genel fiyatlar düzeyini de etkileyen önemli unsurlardan biri olarak öne çıkıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Princess Elisabeth Adası’na 1 Milyar Avroluk Yeşil Finansman</title>
		<link>https://belgoturk.tv/manset/princess-elisabeth-adasina-1-milyar-avroluk-yesil-finansman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bthaber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Sep 2026 09:18:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<category><![CDATA[MANŞET]]></category>
		<category><![CDATA[AYB]]></category>
		<category><![CDATA[Erhan Yurdayüksel]]></category>
		<category><![CDATA[Princess Elisabeth]]></category>
		<category><![CDATA[Robert de Groot]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236544</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa’nın Enerji Geleceğinde Dönüm Noktası: Princess Elisabeth Adası’na 1 Milyar Avroluk Yeşil Finansman&#8230; Kuzey Denizi’nin suları üzerinde yükselen ve dünyanın ilk yapay enerji adalarından biri olan Princess Elisabeth, Avrupa’nın enerji mimarisinde çığır açmaya hazırlanıyor. Projenin yürütücüsü Elia Transmission Belgium, adanın ikinci aşaması için Avrupa Yatırım Bankası (AYB) ile 1 milyar avroluk devasa bir yeşil kredi [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Avrupa’nın Enerji Geleceğinde Dönüm Noktası: Princess Elisabeth Adası’na 1 Milyar Avroluk Yeşil Finansman&#8230;</strong></p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Princess-Elisabeth-Island-project-4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-236548" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Princess-Elisabeth-Island-project-4.jpg" alt="" width="1280" height="720" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Princess-Elisabeth-Island-project-4.jpg 1280w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Princess-Elisabeth-Island-project-4-300x169.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Princess-Elisabeth-Island-project-4-1024x576.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Princess-Elisabeth-Island-project-4-768x432.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Princess-Elisabeth-Island-project-4-123x70.jpg 123w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Princess-Elisabeth-Island-project-4-570x320.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Princess-Elisabeth-Island-project-4-701x394.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Princess-Elisabeth-Island-project-4-1067x600.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p>
<p>Kuzey Denizi’nin suları üzerinde yükselen ve dünyanın ilk yapay enerji adalarından biri olan <strong>Princess Elisabeth</strong>, Avrupa’nın enerji mimarisinde çığır açmaya hazırlanıyor.</p>
<p>Projenin yürütücüsü <strong>Elia Transmission Belgium</strong>, adanın ikinci aşaması için <strong>Avrupa Yatırım Bankası (AYB)</strong> ile <strong>1 milyar avroluk</strong> devasa bir yeşil kredi limiti sözleşmesine imza attı.</p>
<p>Benelüks bölgesinde bir enerji altyapı projesine bugüne kadar sağlanan en büyük finansman olma özelliğini taşıyan bu hamle, Avrupa’nın yeşil mutabakat hedefleri ve enerji güvenliği açısından stratejik bir eşik olarak değerlendiriliyor.</p>
<p><strong>Kuzey Denizi’nin Ortasında Bir Enerji Üssü</strong></p>
<p>Belçika açıklarının yaklaşık 45 kilometre açığında konumlanan Princess Elisabeth Adası, yalnızca bir mühendislik harikası değil; aynı zamanda ülkenin yenilenebilir enerji stratejisinin merkez üssü konumunda.</p>
<p>Tamamlandığında, adanın üstleneceği kritik görevler şunlar:</p>
<p><strong>Yeni Rüzgar Kapasitesi:</strong> Belçika’nın ikinci büyük açık deniz rüzgar bölgesi olan Princess Elisabeth Bölgesi’nin şebekeye entegrasyonunu sağlamak.</p>
<p><strong>Uluslararası Bağlantı:</strong> Üretilen fazla elektriğin Birleşik Krallık ve diğer Avrupa ülkelerine transferi için gelecekteki elektrik ara bağlantılarına altyapı oluşturmak.</p>
<p><strong>Pazar Entegrasyonu:</strong> Avrupa elektrik piyasalarının birbirine entegrasyonunu güçlendirerek ithal fosil yakıtlara olan bağımlılığı azaltmak.</p>
<p><strong>Altyapıda Sona Yaklaşılırken Finansman Güvence Altında</strong></p>
<p>Duyuru, adanın tasarımının optimize edilmesinin ve inşaatta hayati bir aşama olan 23. ve son temel elemanının başarıyla deniz tabanına yerleştirilmesinden hemen sonra geldi.</p>
<p>Projenin ilk aşaması için 2024 yılında sağlanan 650 milyon avroluk yeşil kredinin devamı niteliğindeki bu yeni 1 milyar avroluk finansman, adadaki yüksek gerilim (220 kV) trafo merkezini, 66 kV şalt sahalarını, transformatörleri ve ana karaya uzanan alternatif akım (AC) bağlantılarını kapsayacak.</p>
<p>Adadan kıyıya enerji transferi, kara üzerindeki 220 kV trafo merkezi ile ada arasında döşenecek 6 adet üç fazlı alternatif akım 220 kV kablo aracılığıyla gerçekleştirilecek. Söz konusu yeşil tesis kapsamındaki ilk dilim çekimi ise temmuz ayı sonuna doğru yapıldı.</p>
<p><strong>Uzmanlardan ve Liderlerden Stratejik Değerlendirmeler</strong></p>
<p>Avrupa Komisyonu Kıdemli Finans Eksperi ve EPA Avrupa Proje Ajansı Eksper Grubu Başkanı <strong>Erhan Yurdayüksel</strong>, projenin büyüklüğüne ve finansal mimarisine dikkat çekerek şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<p><em>&#8220;Avrupa yalnızca türbin dikmiyor; enerji altyapısının omurgasını yeniden kuruyor. 1 milyar avroluk kredi neden önemli? Gözlemci olarak takip ettiğimiz bu projede de karşımıza çıkan asıl sorun çoğu zaman finansman sorunudur. Çünkü yeşil enerji yatırımlarının önemli bir bölümü yüksek başlangıç sermayesi gerektiriyor. Rüzgâr türbinleri, denizaltı kabloları, trafo merkezleri, elektrik şebekeleri ve depolama sistemleri milyarlarca avroluk yatırımlar anlamına geliyor. Üstelik bu yatırımların geri dönüşü çoğu zaman uzun yıllara yayılıyor. İşte burada kamu destekli finansman kurumlarının rolü ortaya çıkıyor. Avrupa Yatırım Bankası’nın sağladığı uzun vadeli finansman, yatırımcının riskini azaltırken projenin finansman maliyetini de aşağı çekebiliyor.&#8221;</em></p>
<p>Projenin bölgesel ve kıtasal etkilerine değinen <strong>AYB Başkan Yardımcısı Robert de Groot</strong> ise, <em>&#8220;Enerji fiyatları vatandaşlar için büyük bir endişe kaynağıdır ve AYB&#8217;nin daha iyi entegre edilmiş ve daha dirençli bir Avrupa enerji sistemine yatırım yapmasının temel nedenidir. Daha fazla açık deniz rüzgar enerjisi bağlamak ve şebekenin kapasitesini genişletmek, daha istikrarlı bir pazar yaratılmasına yardımcı olacaktır&#8221;</em> diyerek Elia’nın üstlendiği liderlik rolünü övdü.</p>
<p><strong>Elia Transmission Belgium CEO&#8217;su Frédéric Dunon</strong>, sağlanan desteğin uzun vadeli vizyon açısından taşıdığı anlamı şu sözlerle vurguladı: <em>&#8220;Düşük karbonlu ekonomiye geçiş, yarının temiz elektriğini evlere, işletmelere ve sanayiye bağlayabilecek altyapıya cesur yatırımlar yapılmasını gerektiriyor. Princess Elisabeth Adası, gelecek nesil açık deniz rüzgar kapasitesinin kilidini açmaya, enerji güvenliğini güçlendirmeye ve Avrupa&#8217;nın rekabet gücünü desteklemeye yardımcı olacak stratejik bir projedir.&#8221;</em></p>
<p>Belçika İklim, Ekolojik Geçiş ve Hareketlilik Bakanı <strong>Jean-Luc Crucke</strong> ise ülkenin enerji egemenliğine dikkat çekerek, <em>&#8220;İklim nötr bir ekonomiye geçişi hızlandırmak ve fosil yakıta olan bağımlılığımızı kademeli olarak ortadan kaldırmak için, düşük karbonlu elektrik üretiminde önemli bir artışa ve elektrik altyapısına büyük yatırımlara ihtiyacımız var. Yaygın elektrifikasyon, Belçika&#8217;nın uluslararası alanda kabul görmüş uzmanlığından yararlanırken enerji egemenliğimizi güçlendirecektir&#8221;</em> dedi.</p>
<p><strong>Takvim Ne Gösteriyor?</strong></p>
<p>Önümüzdeki yıllarda adanın üst yapısı, denizaltı kablo bağlantıları ve elektrik donanım montajları aralıksız sürdürülecek. Planlamalara göre ada, <strong>2031 yılından itibaren</strong> Princess Elisabeth Bölgesi’nde kurulacak ilk açık deniz rüzgar çiftliklerinden alacağı elektriği ana şebekeye taşımaya hazır hale gelecek. Benelüks bölgesinin enerji geleceğini dönüştürmeyi hedefleyen bu yenilikçi proje, aynı zamanda Avrupa’nın TechEU hedefleriyle de tam bir uyum sergiliyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa Birliği&#8217;nde aşırı sıcaklar ve kuraklık nedeniyle finansal kriz kapıda!..</title>
		<link>https://belgoturk.tv/ekonomi/avrupa-birliginde-asiri-sicaklar-ve-kuraklik-nedeniyle-finansal-kriz-kapida/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 09:55:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236300</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa&#8217;da etkili olan aşırı sıcaklar ve kuraklık, iklim krizinin yanı sıra ciddi bir ekonomik faturayı da beraberinde getiriyor. Yapılan son araştırmalar işgücü verimliliğindeki düşüş, tarımsal üretimdeki kayıplar ve altyapı aksamaları nedeniyle ortaya çıkan zararın, Avrupa Birliği&#8217;nin yıllık beklenen tüm ekonomik büyümesini tek başına silip süpürebileceğini ortaya koydu. Hollanda merkezli Triodos Bank tarafından yapılan çalışmada, Avrupa&#8217;da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa&#8217;da etkili olan aşırı sıcaklar ve kuraklık, iklim krizinin yanı sıra ciddi bir ekonomik faturayı da beraberinde getiriyor. Yapılan son araştırmalar işgücü verimliliğindeki düşüş, tarımsal üretimdeki kayıplar ve altyapı aksamaları nedeniyle ortaya çıkan zararın, Avrupa Birliği&#8217;nin yıllık beklenen tüm ekonomik büyümesini tek başına silip süpürebileceğini ortaya koydu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ab.webp"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ab.webp" alt="" width="1280" height="720" class="alignnone size-full wp-image-236301" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ab.webp 1280w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ab-300x169.webp 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ab-1024x576.webp 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ab-768x432.webp 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ab-123x70.webp 123w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ab-570x320.webp 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ab-701x394.webp 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ab-1067x600.webp 1067w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p>
<p>Hollanda merkezli Triodos Bank tarafından yapılan çalışmada, Avrupa&#8217;da bu yaz etkili olan aşırı sıcaklar ve uzun süreli kuraklığın Avrupa Birliği (AB) ekonomisine yaklaşık 180 milyar Euro zarar verebileceği bildirildi.</p>
<p>&#8220;Sıcak Yaz Ekonomisi&#8221; başlıklı çalışmada, aşırı hava koşullarının 2026 yılında AB ekonomisinin öngörülen büyümesini tamamen ortadan kaldırabileceği belirtildi.</p>
<p>AŞIRI SICAKLAR AB&#8217;NİN BÜYÜMESİNİ SİLEBİLİR<br />
Çalışmada, Avrupa&#8217;da rekor sıcaklıklar ve uzun süreli kuraklığın insan sağlığı ve ekosistemlerin yanı sıra tarım, enerji, ulaştırma ve işgücü verimliliğini de olumsuz etkilediği ifade edildi.</p>
<p>Triodos Bank&#8217;ın analizine göre aşırı hava koşullarının 2026 yılında AB Gayri Safi Yurt İçi Hasılası&#8217;nı (GSYH) yaklaşık yüzde 1 azaltabileceği tahmin ediliyor. Bu kaybın yaklaşık 180 milyar Euro&#8217;ya denk geldiği ve söz konusu zararın AB için daha önce öngörülen yıllık ekonomik büyümeyi fiilen ortadan kaldıracağı belirtildi.</p>
<p>AB Komisyonu, AB ekonomisinin bu yıl yüzde 1,1 büyümesini öngörüyordu.</p>
<p>EN BÜYÜK KAYIP İŞGÜCÜ VERİMLİLİĞİNDE<br />
Aşırı sıcakların ekonomiye verdiği en büyük zararın işgücü verimliliğindeki düşüşten kaynaklandığı belirtildi.</p>
<p>Çalışmada, sıcaklıkların yaklaşık 25-30 derecenin üzerine çıkmasıyla çalışanların üretkenliğinin ölçülebilir şekilde azaldığına dikkat çekildi. Bu etkinin özellikle fiziksel güç gerektiren işlerde, açık havada çalışanlarda ve iklimlendirme bulunmayan iş yerlerinde daha belirgin olduğu kaydedildi.</p>
<p>SICAK HAVA ÇALIŞANLARIN PERFORMANSINI DÜŞÜRÜYOR<br />
Aşırı sıcakların ofis çalışanlarının performansını ve uyku kalitesini de olumsuz etkileyebildiği belirtildi. Sıcak günlerde işe devamsızlığın da arttığı ifade edilirken, 2026 yazındaki sıcaklıkların işgücü verimliliği üzerinden AB GSYH&#8217;sinde ortalama yüzde 0,6&#8217;lık kayba neden olabileceği tahmin edildi.</p>
<p>TARIMSAL ÜRETİMDE YÜZDE 7&#8217;YE VARAN DÜŞÜŞ BEKLENİYOR<br />
Aşırı sıcak ve kuraklık nedeniyle AB&#8217;de tarımsal üretimin yüzde 3 ile yüzde 7 arasında azalabileceği öngörüldü.</p>
<p>Gıda fiyatlarındaki artış, enerji üretimindeki kısıtlamalar ve elektrik fiyatlarındaki yükselişin yanı sıra kara yolları, demir yolları ve iç su yollarında yaşanabilecek aksamaların ekonomik kaybı daha da artırabileceği belirtildi.</p>
<p>EN FAZLA FRANSA ETKİLENECEK<br />
Çalışmada aşırı sıcaklardan en fazla etkilenmesi beklenen ülkenin Fransa olduğu ifade edildi.</p>
<p>Tekrarlayan sıcak hava dalgalarının Fransa&#8217;nın GSYH&#8217;sini yaklaşık yüzde 1,4 azaltabileceği ve ülke ekonomisinin yıllık bazda yüzde 0,6 daralmasına yol açabileceği tahmin edildi.</p>
<p>İtalya, İspanya ve Belçika&#8217;da da aşırı sıcaklar ve kuraklık nedeniyle önemli ekonomik kayıplar yaşanmasının beklendiği bildirildi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Maaş politikasında eşit zam dönemi resmen sona eriyor..</title>
		<link>https://belgoturk.tv/ekonomi/maas-politikasinda-esit-zam-donemi-resmen-sona-eriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Aug 2026 09:47:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236295</guid>

					<description><![CDATA[İş dünyasında herkese eşit oranda yapılan genel zam uygulaması yerini liyakat ve performans odaklı yeni bir ücret modeline bırakıyor. Şirketlerin sınırlı maaş bütçelerini kritik pozisyonlara ve yüksek katkı sağlayan yeteneklere yönlendirmesiyle birlikte, çalışanların bireysel başarıları ile kendilerini geliştirdikleri yetkinlikler gelir artışında belirleyici hale geliyor. İş dünyasında uzun süredir uygulanan herkese aynı oranda zam politikası yerini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İş dünyasında herkese eşit oranda yapılan genel zam uygulaması yerini liyakat ve performans odaklı yeni bir ücret modeline bırakıyor. Şirketlerin sınırlı maaş bütçelerini kritik pozisyonlara ve yüksek katkı sağlayan yeteneklere yönlendirmesiyle birlikte, çalışanların bireysel başarıları ile kendilerini geliştirdikleri yetkinlikler gelir artışında belirleyici hale geliyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2021/05/Olen-babanin-maasi-kizina-kalir-mi.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2021/05/Olen-babanin-maasi-kizina-kalir-mi.jpg" alt="" width="682" height="350" class="alignnone size-full wp-image-197434" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2021/05/Olen-babanin-maasi-kizina-kalir-mi.jpg 682w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2021/05/Olen-babanin-maasi-kizina-kalir-mi-300x154.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2021/05/Olen-babanin-maasi-kizina-kalir-mi-570x293.jpg 570w" sizes="auto, (max-width: 682px) 100vw, 682px" /></a></p>
<p>İş dünyasında uzun süredir uygulanan herkese aynı oranda zam politikası yerini performans ve liyakat odaklı ücret sistemine bırakmaya hazırlanıyor. Şirketler, çalışanların bireysel başarısını ve şirkete sağladığı katkıyı daha fazla dikkate alırken, 2027&#8217;den itibaren maaş bütçelerinin stratejik yeteneklere yönlendirilmesi bekleniyor.</p>
<p>ŞİRKETLERİN YÜZDE 32&#8217;Sİ EŞİT ZAM UYGULAYACAK<br />
Ücret araştırmaları kuruluşu Payscale tarafından açıklanan veriler, şirketlerin ücret politikalarında değişime gittiğini ortaya koydu.</p>
<p>Verilere göre 2026 yılında kuruluşların yüzde 36&#8217;sı çalışanlarına genel zam uygularken, 2027&#8217;de bu yöntemi sürdüreceğini belirten şirketlerin oranı yüzde 32&#8217;ye geriledi.</p>
<p>Payscale Ücret Eşitliği Stratejisti Ruth Thomas, söz konusu değişimin şirketlerin sınırlı maaş bütçelerini daha stratejik kullanmaya yöneldiğini gösterdiğini belirtti.</p>
<p>2027 MAAŞ ZAMMI BEKLENTİSİ YÜZDE 3,5<br />
Şirketlerin 2027 yılı için planladığı ortalama maaş artışı yüzde 3,5 seviyesinde bulunuyor. Bu oran, 2026&#8217;da gerçekleşen yüzde 3,4&#8217;lük artışın sınırlı ölçüde üzerinde yer alıyor.</p>
<p>Buna karşın 2023 yılında çalışanların aldığı ortalama yüzde 4,8&#8217;lik zam oranının altında kalıyor.</p>
<p>Thomas, ABD&#8217;deki şirketlerin yüzde 30&#8217;unun 2027 yılında daha yüksek maaş artışı beklediğini ifade etti.</p>
<p>MAAŞ BÜTÇELERİ KRİTİK YETENEKLERE AYRILIYOR<br />
Şirketler, tüm çalışanlara aynı oranda zam yapılmasının yetenekli personeli elde tutmak açısından yeterli olmadığını değerlendiriyor.</p>
<p>Araştırmalar, her dört şirketten birinin yetenek kaybını &#8220;ücret adaletsizliği algısına&#8221; bağladığını ortaya koyuyor. Kamu, yükseköğretim ve saatlik çalışanların yoğun olduğu sektörlerde eşit zam uygulaması devam etse de özel sektörde maaş bütçelerinin öne çıkan çalışanlara ve kritik pozisyonlara aktarılması bekleniyor.</p>
<p>WTW Kıdemli Direktörü Brittany Innes, şirketlerin maaş bütçelerini azaltmak yerine kaynakları şirketin geleceği açısından kritik öneme sahip pozisyonlara ve yüksek performans gösteren çalışanlara yönlendirdiğini belirtti.</p>
<p>İŞ DEĞİŞTİREN ÇALIŞANLAR DAHA YÜKSEK ZAM ALIYOR<br />
Sektör verileri, en yüksek maaş artışlarının iş değiştiren çalışanlarda görüldüğüne işaret ediyor.</p>
<p>ADP Başekonomisti Nela Richardson&#8217;a göre iş değiştiren çalışanların maaş artış oranı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 7 seviyesinde gerçekleşti. Mevcut işinde kalmaya devam eden çalışanlarda ise zam oranları yüzde 4 ile yüzde 4,5 arasında bulunuyor.</p>
<p>Bank of America Institute verileri ise vergi sonrası maaş artışlarının yüksek gelir grubunda yıllık yüzde 4,2, düşük gelir grubunda yüzde 5,2 olduğunu gösteriyor.</p>
<p>PERFORMANS ZAMMI ALMAK İSTEYENLERE ÖNERİLER<br />
Yeni ücret politikasında daha yüksek zam almak isteyen çalışanların performans değerlendirme döneminde şirketin zam kriterlerini ve bütçenin nasıl dağıtıldığını yöneticileriyle görüşmesi öneriliyor.</p>
<p>Çalışanların şirkete sağladıkları katkıyı, karşılaştıkları sorunları ve elde ettikleri somut başarıları verilerle ortaya koymaları önem taşıyor.</p>
<p>Ayrıca yapay zeka araçları ve yeni teknolojiler başta olmak üzere dönüşüm odaklı becerilerin geliştirilmesinin çalışanların şirket içindeki değerini artırabileceği belirtiliyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batı Asya&#8217;da kriz ve yıkım, devlerde rekor kâr: Savaş yine sermayeye yaradı..</title>
		<link>https://belgoturk.tv/ekonomi/bati-asyada-kriz-ve-yikim-devlerde-rekor-kar-savas-yine-sermayeye-yaradi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2026 10:22:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236253</guid>

					<description><![CDATA[Batı Asya&#8217;daki askeri gerilimler ve enerji piyasalarındaki dalgalanmaların ortasında, dünyanın en büyük sekiz petrol üreticisi ikinci çeyrekte toplam kârını 93 milyar dolara çıkararak rekor kırdı. Suudi Aramco ve ExxonMobil önderliğinde yaşanan bu kazanç patlaması, iklim krizi ve yükselen yaşam maliyetleri karşısında çevre örgütleri ile siyasetçilerin tepkisini topladı. Batı Asya merkezli askeri gerilimlerin küresel enerji piyasalarında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batı Asya&#8217;daki askeri gerilimler ve enerji piyasalarındaki dalgalanmaların ortasında, dünyanın en büyük sekiz petrol üreticisi ikinci çeyrekte toplam kârını 93 milyar dolara çıkararak rekor kırdı. Suudi Aramco ve ExxonMobil önderliğinde yaşanan bu kazanç patlaması, iklim krizi ve yükselen yaşam maliyetleri karşısında çevre örgütleri ile siyasetçilerin tepkisini topladı.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ekonomi.webp"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ekonomi.webp" alt="" width="1280" height="720" class="alignnone size-full wp-image-236254" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ekonomi.webp 1280w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ekonomi-300x169.webp 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ekonomi-1024x576.webp 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ekonomi-768x432.webp 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ekonomi-123x70.webp 123w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ekonomi-570x320.webp 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ekonomi-701x394.webp 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/08/ekonomi-1067x600.webp 1067w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p>
<p>Batı Asya merkezli askeri gerilimlerin küresel enerji piyasalarında yarattığı dalgalanma ve iklim krizinin etkilerine rağmen, borsada işlem gören dünyanın en büyük sekiz petrol üreticisi, haziran ayı sonu itibarıyla tamamlanan üç aylık dönemde tarihi kâr rakamlarına ulaştı.</p>
<p>Guardian&#8217;ın analizine göre, sekiz büyük enerji şirketinin toplam kârı geçen yılın aynı dönemindeki 50 milyar dolardan 93 milyar dolara yükseldi.</p>
<p>ŞİRKETLERİN İKİNCİ ÇEYREK KÂR RAKAMLARI<br />
İkinci çeyrekte en yüksek kârı, bölgedeki İHA ve füze saldırılarının altyapıda oluşturduğu hasara rağmen net gelirini yüzde 34 artırarak 33 milyar doların üzerine çıkaran Suudi Arabistan&#8217;ın devlet şirketi Suudi Aramco elde etti.</p>
<p>Diğer büyük enerji şirketlerinin açıkladığı ikinci çeyrek kârları ise şöyle:</p>
<p>ExxonMobil, Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından bu yana en yüksek çeyreklik kazancını elde ederek 14,5 milyar dolar kâr açıkladı.<br />
Chevron, net kârını beş katın üzerinde artırarak 12,2 milyar dolara çıkardı.<br />
Shell, Katar&#8217;daki tesislerinde savaş kaynaklı hasara rağmen 9,84 milyar dolarla tarihinin en yüksek ikinci çeyrek kârını kaydetti.<br />
BP ise nisan-haziran dönemindeki net kârını iki katına çıkararak 5,73 milyar dolara yükseltti.</p>
<p>ÇEVRE ÖRGÜTLERİ VE SİYASETÇİLERDEN TEPKİ<br />
Enerji fiyatlarındaki yükseliş ve iklim krizinin etkilerinin sürdüğü dönemde açıklanan rekor kârlar, çevre örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve siyasetçilerin tepkisini çekti.</p>
<p>Çevre örgütleri, enerji şirketlerinin çevresel zararların maliyetini üstlenmesi ve yenilenebilir enerji yatırımlarına daha fazla kaynak ayırması gerektiğini savundu.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump ise Chevron ve ExxonMobil&#8217;i İran ile yaşanan savaştan ekonomik kazanç sağlamakla suçlayarak, elde edilen kârın halka geri verilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>BP&#8217;DEN ENERJİ DÖNÜŞÜMÜNDE YENİ ADIMLAR<br />
Eleştirilere yanıt veren BP CEO&#8217;su Meg O&#8217;Neill, şirketin önceliğinin arz sıkıntısı yaşanan ürünlerin piyasaya güvenilir şekilde ulaştırılması olduğunu ifade etti.</p>
<p>Şirket ayrıca yıllık enerji dönüşümü bütçesini 5 milyar dolardan 1,5-2 milyar dolar aralığına düşürdüğünü, ABD&#8217;deki biyogaz faaliyetlerini satacağını ve yaklaşık 60 yıldır işlettiği Kuzey Denizi&#8217;ndeki petrol ve doğalgaz sahalarını satışa çıkaracağını duyurdu.</p>
<p>BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR DİKKAT ÇEKTİ<br />
Haberin yayımlandığı dönemde İngiltere&#8217;nin yarısından fazlasında şiddetli kuraklık ilan edilirken, yayımlanan bilimsel araştırmalar dünyanın en büyük 14 fosil yakıt şirketinin neden olduğu karbon emisyonlarının 50&#8217;den fazla ölümcül sıcak hava dalgasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koydu.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yapay zekâ yatırımları endişe yaratıyor..</title>
		<link>https://belgoturk.tv/ekonomi/yapay-zeka-yatirimlari-endise-yaratiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 09:57:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236158</guid>

					<description><![CDATA[Teknoloji devlerinin yapay zekâ altyapısı ve veri merkezi yatırımlarını borçlanmayla finanse etmesi kredi piyasalarında endişe yaratırken, dev şirketlerin borçlarına bağlı risk primleri tarihi zirvelere ulaştı. Yapay zekâ yatırımlarını hızlandıran teknoloji devlerinin veri merkezleri ve yüksek kapasiteli bilgi işlem altyapısı için gerçekleştirdiği milyarlarca ABD Doları tutarındaki harcamalar, kredi piyasalarında endişeleri artırdı. Şirketlerin bu yatırımları büyük ölçüde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Teknoloji devlerinin yapay zekâ altyapısı ve veri merkezi yatırımlarını borçlanmayla finanse etmesi kredi piyasalarında endişe yaratırken, dev şirketlerin borçlarına bağlı risk primleri tarihi zirvelere ulaştı.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/yapayzeka.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-236159" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/yapayzeka.jpg" alt="" width="1280" height="800" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/yapayzeka.jpg 1280w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/yapayzeka-300x188.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/yapayzeka-1024x640.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/yapayzeka-768x480.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/yapayzeka-86x54.jpg 86w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/yapayzeka-570x356.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/yapayzeka-120x74.jpg 120w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/yapayzeka-701x438.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/yapayzeka-1067x667.jpg 1067w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/yapayzeka-378x237.jpg 378w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p>
<p>Yapay zekâ yatırımlarını hızlandıran teknoloji devlerinin veri merkezleri ve yüksek kapasiteli bilgi işlem altyapısı için gerçekleştirdiği milyarlarca ABD Doları tutarındaki harcamalar, kredi piyasalarında endişeleri artırdı. Şirketlerin bu yatırımları büyük ölçüde borçlanmayla finanse etmesi, yatırımcıların teknoloji sektöründeki kredi risklerini daha yakından takip etmesine neden oldu.</p>
<p>Financial Times&#8217;ın LSEG verilerine dayandırdığı haberine göre Oracle, SpaceX, Alphabet, Amazon, Meta, Broadcom ve Nvidia&#8217;nın borçlarına bağlı kredi temerrüt takası (CDS) primleri son günlerde tarihi seviyelere yükseldi.</p>
<p>YAPAY ZEKÂ YATIRIMLARI BORÇ RİSKİNİ ARTIRIYOR<br />
Veri merkezleri, çip üretimi, bilgisayar belleği ve yapay zekâ modellerine yönelik yüz milyarlarca ABD Doları tutarındaki yatırımların borçlanmayla finanse edilmesi, kredi piyasalarında temkinli görünümü güçlendirdi.</p>
<p>Sona Asset Management Yatırım Direktörü John Aylward, kredi piyasalarının belirsizliklere karşı son derece hassas olduğunu belirterek, yapay zekâ yatırımlarının finansmanındaki hız ve maliyet belirsizliğinin yatırımcı güvenini zedelediğini ifade etti.</p>
<p>META&#8217;NIN BORÇLANMA MALİYETİ YÜKSELDİ<br />
Yapay zekâ yatırımlarına yönelik finansman maliyetindeki yükselişin en dikkat çekici örneklerinden biri Meta&#8217;da görüldü.</p>
<p>Şirketin Teksas&#8217;ta kuracağı veri merkezi için sağladığı 12 milyar ABD Doları tutarındaki finansmanın maliyeti, yatırım yapılabilir seviyenin altındaki şirket tahvillerine yakın düzeye çıktı.</p>
<p>John Aylward, söz konusu finansmanın &#8220;B-&#8221; kredi notuna sahip işlemlere yakın seviyelerde fiyatlanmasını dikkat çekici olarak değerlendirdi.</p>
<p>ORACLE&#8217;IN CDS PRİMİ REKOR SEVİYEYE ÇIKTI<br />
Kredi riskindeki artışın en belirgin hissedildiği şirketlerden biri Oracle oldu.</p>
<p>Şirketin 5 yıllık CDS primi pazartesi günü 215 baz puana yükseldi. Bu oran yıl başında 144 baz puan seviyesinde bulunuyordu.</p>
<p>Buna göre yatırımcılar, Oracle&#8217;ın 10 milyon ABD Doları tutarındaki borcunu temerrüt riskine karşı sigortalayabilmek için yıllık 215 bin ABD Doları ödemek zorunda kalıyor.</p>
<p>Oracle, geçen ay veri merkezi yatırımlarını finanse etmek amacıyla gelecek bir yıl içinde 70 milyar ABD Doları yatırım yapacağını açıklamıştı.</p>
<p>Bu açıklamanın ardından S&amp;P Global Ratings, yapay zekâ yatırımlarının kârlılığa dönüş sürecindeki belirsizlikleri gerekçe göstererek şirketin kredi notunu yatırım yapılabilir seviyenin yalnızca bir kademe üzerindeki &#8220;BBB-&#8221; seviyesine indirmişti.</p>
<p>Neuberger Berman Küresel Yatırım Yapılabilir Kredi Eş Başkanı David Brown ise piyasanın en önemli sorusunun sermaye harcamalarının ne kadar süre artmaya devam edeceği ve şirketlerin yeniden ne zaman pozitif nakit akışı üretmeye başlayacağı olduğunu belirtti.</p>
<p>NVIDIA&#8217;NIN KREDİ RİSKİ DE REKOR KIRDI<br />
Kredi riskindeki yükseliş Oracle ile sınırlı kalmadı.</p>
<p>Nvidia&#8217;nın 5 yıllık CDS primi de 79 baz puanla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.</p>
<p>Şirketin, OpenAI&#8217;ın Ohio&#8217;da planladığı 10 gigavat kapasiteli veri merkezi projesinin finansmanına destek vermek amacıyla yaklaşık 250 milyar ABD Doları tutarında bir garanti üzerinde görüşmeler yürüttüğü öne sürüldü.</p>
<p>Konuya ilişkin Nvidia ve OpenAI tarafından henüz resmi bir açıklama yapılmadı.</p>
<p>ALPHABET&#8217;İN NAKİT AKIŞI İLK KEZ NEGATİFE DÖNDÜ<br />
Geçen yıl kasım ayında işlem görmeye başlayan Alphabet CDS&#8217;leri de pazartesi günü 67 baz puanla rekor seviyeye yükseldi.</p>
<p>Şirketin serbest nakit akışı ikinci çeyrekte halka arzından bu yana ilk kez negatif bölgeye geçti.</p>
<p>DWS Group Amerika Sabit Getirili Menkul Kıymetler Başkanı George Catrambone, yatırımcıların yatırım yapılabilir kredi notuna sahip şirketlerin temerrüde düşme ihtimalini düşük gördüğünü ancak CDS işlemlerini olası kredi notu indirimleri ve piyasa dalgalanmalarına karşı korunma amacıyla kullandığını söyledi.</p>
<p>Catrambone, bilanço döneminde açıklanan yüksek sermaye harcamalarının yatırımcıların riskten korunma ihtiyacını artırdığını vurguladı.</p>
<p>UZMANLAR CDS AÇIKLAMASI<br />
Uzmanlara göre teknoloji şirketlerinin yüksek borçlanmasına rağmen bu yatırımların gelir üretme kapasitesi henüz netleşmediği için kredi piyasalarındaki baskı sürüyor.</p>
<p>Société Générale ABD Hisse Senedi Stratejisi Başkanı Manish Kabra, büyük bulut bilişim ve veri merkezi şirketlerinin değerlendirilmesinde hisse başına kârdan ziyade CDS göstergelerinin takip edilmesi gerektiğini söyledi.</p>
<p>Kabra, yapay zekâ yatırımlarına yönelik sermaye harcamalarının şirketlerin nakit üretiminden daha hızlı arttığını ve bunun serbest nakit akışlarını ekonomik döngünün en düşük seviyelerine yaklaştırdığını ifade etti.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ünlü fast food markası iflas etti..</title>
		<link>https://belgoturk.tv/ekonomi/unlu-fast-food-markasi-iflas-etti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Jul 2026 09:51:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eco Gündem]]></category>
		<category><![CDATA[EKONOMİ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236155</guid>

					<description><![CDATA[ABD&#8217;nin en büyük Popeyes franchise işletmecilerinden Sailormen Inc., artan borç yükü ve mali kriz nedeniyle başlattığı iflas sürecinde elindeki son restoranları da devrederek faaliyetlerini tamamen sonlandırdı. ABD&#8217;nin en büyük Popeyes franchise işletmecilerinden Sailormen Inc., yaşadığı mali krizin ardından başlattığı iflas sürecinde elindeki son restoranları da satarak faaliyetlerini sonlandırdı. The Street&#8217;te yer alan habere göre, Florida [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD&#8217;nin en büyük Popeyes franchise işletmecilerinden Sailormen Inc., artan borç yükü ve mali kriz nedeniyle başlattığı iflas sürecinde elindeki son restoranları da devrederek faaliyetlerini tamamen sonlandırdı.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/fastfoof.webp"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/fastfoof.webp" alt="" width="1280" height="720" class="alignnone size-full wp-image-236156" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/fastfoof.webp 1280w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/fastfoof-300x169.webp 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/fastfoof-1024x576.webp 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/fastfoof-768x432.webp 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/fastfoof-123x70.webp 123w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/fastfoof-570x320.webp 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/fastfoof-701x394.webp 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/fastfoof-1067x600.webp 1067w" sizes="auto, (max-width: 1280px) 100vw, 1280px" /></a></p>
<p>ABD&#8217;nin en büyük Popeyes franchise işletmecilerinden Sailormen Inc., yaşadığı mali krizin ardından başlattığı iflas sürecinde elindeki son restoranları da satarak faaliyetlerini sonlandırdı.</p>
<p>The Street&#8217;te yer alan habere göre, Florida Güney Bölgesi İflas Mahkemesi, şirketin Orlando bölgesinde bulunan son 23 Popeyes şubesinin SBH Foods PLK LLC&#8217;ye 2,67 milyon ABD Doları karşılığında devredilmesini onayladı. Söz konusu şubelerin daha önce RFI Ventures LLC&#8217;ye satılması planlanmış ancak alıcının finansal yükümlülüklerini zamanında yerine getirememesi nedeniyle satış gerçekleşmemişti.</p>
<p>97 RESTORAN DAHA SATILDI, 39 ŞUBE KAPATILDI<br />
Sailormen Inc., iflas yapılanması kapsamında haziran ayında portföyündeki 97 restoranı da elden çıkardı.</p>
<p>Bu kapsamda 50 restoran Pulse Restaurant Group LLC&#8217;ye, 16 restoran Popeyes&#8217;ın ana şirketi Popeyes Louisiana Kitchen Inc.&#8217;e, 5 restoran SBH Foods PLK LLC&#8217;ye ve 3 restoran ise 61 Biscuits LLC&#8217;ye devredildi.</p>
<p>Alıcı bulunamayan veya yüksek zarar açıklayan 39 şube ise tamamen kapatıldı. Mahkeme kayıtlarına göre, zarar eden restoranların kapatılmasıyla yıllık 1 milyon ABD Doları&#8217;nın üzerinde maliyet tasarrufu sağlanması hedeflendi.</p>
<p>ANA MARKA FAALİYETLERİNE DEVAM EDİYOR<br />
Yürütülen iflas sürecinin yalnızca franchise işletmecisi Sailormen Inc.&#8217;i kapsadığı, Popeyes Louisiana Kitchen&#8217;ın ise faaliyetlerini normal şekilde sürdürdüğü belirtildi.</p>
<p>1987 yılında 10 restoranla kurulan Sailormen Inc., en güçlü döneminde Florida ve Georgia eyaletlerinde toplam 136 Popeyes restoranı işletiyor ve yaklaşık 2 bin 900 kişiye istihdam sağlıyordu.</p>
<p>Ancak artan borç yükü, temerrüde düşen yükümlülükler ve operasyonel zararlar nedeniyle şirket, 2026 yılının ocak ayında ABD İflas Kanunu&#8217;nun Chapter 11 maddesi kapsamında iflas koruma başvurusunda bulunmuştu.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
