<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>anıt &#8211; Belgot&uuml;rk Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://belgoturk.tv/tag/anit/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://belgoturk.tv</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Jun 2026 12:50:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.1</generator>
	<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Arnavutluk &#8211; Himare &#8211; Zdravo Albanija (Shqipëria) &#8211; III. Bölüm</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-arnavutluk-himare-zdravo-albanija-shqiperia-iii-bolum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 12:50:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[anıt]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutluk]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[Himare]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[tuizm]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=234840</guid>

					<description><![CDATA[Arnavutluk III. Bölüm Himare’ye doğru&#8230; Zdravo Albanija (Shqipëria) Eylül’ün 17’si, Tiran’dan Arnavutluk Rivierası’nda Himarë’ye doğru yola çıkmak için hazırlanıyoruz. Sabah otelimizde yaptığımız güzel bir kahvaltının ardından Tiran–Dıraç yoluna koyuluyoruz. Şehirden biraz uzaklaştığımızda, yolun sol tarafında modernleşen ülkenin yeni yüzünü ve yükselen ihtişam anlayışını yansıtan, adeta bir sarayı andıran devasa yapı dikkatimizi çekiyor. Altın rengi kubbesi, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arnavutluk III. Bölüm<br />
Himare’ye doğru&#8230;<br />
Zdravo Albanija (Shqipëria)</p>
<p>Eylül’ün 17’si, Tiran’dan Arnavutluk Rivierası’nda Himarë’ye doğru yola çıkmak için hazırlanıyoruz. Sabah otelimizde yaptığımız güzel bir kahvaltının ardından Tiran–Dıraç yoluna koyuluyoruz. Şehirden biraz uzaklaştığımızda, yolun sol tarafında modernleşen ülkenin yeni yüzünü ve yükselen ihtişam anlayışını yansıtan, adeta bir sarayı andıran devasa yapı dikkatimizi çekiyor. Altın rengi kubbesi, mermer sütunları ve keskin mimari hatlarıyla göz kamaştıran bu görkemli bina, Amadeus Palace Hotel &amp; Casino. Otel ve eğlence kompleksi olarak tasarlanan yapı, Arnavutluk’un son yıllarda geçirdiği hızlı değişimin ve artan ekonomik canlılığın sembollerinden biri gibi duruyor. Yolculuğun daha en başında karşımıza çıkan bu gösterişli manzara, ülkenin geçmiş ile modernlik arasında kurmaya çalıştığı yeni dengeyi de hissettiriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01.jpeg"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01.jpeg" alt="" width="1536" height="1091" class="alignnone size-full wp-image-234841" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-300x213.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1024x727.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-768x546.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-570x405.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-701x498.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1067x758.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Saat 11’e doğru Durrës’e (Osmanlı dönemindeki adıyla Dıraç) varıyoruz. Adriyatik kıyısında yer alan bu şehir, Arnavutluk’un en eski ve en önemli liman kentlerinden biri. Şehre girer girmez, sahil boyunca uzanan palmiye ağaçlarıyla çevrili caddede arabayı park edecek bir yer arıyoruz ama ne mümkün! Bunun üzerine, asıl geliş nedenlerimizden biri olan Durrës Amfitiyatrosu’nu görmek üzere dar sokaklara dalıyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09.jpeg"><img decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09.jpeg" alt="" width="1536" height="1513" class="alignnone size-full wp-image-234842" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-300x296.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1024x1009.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-768x757.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-570x561.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-701x691.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1067x1051.jpeg 1067w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-30x30.jpeg 30w" sizes="(max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>MS 2. yüzyılın başlarında, büyük olasılıkla Roma İmparatoru Trajan döneminde inşa edilen bu etkileyici yapı, yaklaşık 15.000–20.000 kişilik kapasitesiyle Balkanlar’ın en büyük Roma amfitiyatrolarından biri kabul ediliyor. Eliptik formda tasarlanan bu dev arena, bir zamanlar gladyatör dövüşlerine ve çeşitli gösterilere ev sahipliği yapmış. Günümüzde ise tamamen modern şehir dokusunun içinde kalmış durumda. Çevresini saran evlerin ve dar sokakların arasından birdenbire karşımıza çıkan bu antik yapı, sanki geçmişten bugüne açılan gizli bir kapı gibi. Günlük hayatın akışıyla Roma döneminin görkemi burada iç içe geçmiş; taşların arasında dolaşırken tarihin sessiz ama güçlü varlığını derinden hissediyorsunuz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1.jpeg"><img decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1197" class="alignnone size-full wp-image-234843" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-300x234.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-1024x798.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-768x599.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-570x444.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-701x546.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-1067x832.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan bu etkileyici yapı, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşıyarak günümüze ulaşmış. Roma İmparatorluğu döneminde görkemli bir gösteri alanı olarak inşa edilen amfitiyatro, bir zamanlar binlerce insanın gladyatör dövüşlerini ve çeşitli gösterileri izlemek için toplandığı canlı bir mekânmış. Zamanla işlevi değişmiş; Roma sonrası dönemlerde yerleşime açılmış, özellikle Osmanlı döneminde çevresine ve içine yapılan evlerle gündelik yaşamın bir parçası hâline gelmiş.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1.jpeg" alt="" width="1592" height="1267" class="alignnone size-full wp-image-234844" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1.jpeg 1592w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-300x239.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-1024x815.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-768x611.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-1536x1222.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-570x454.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-701x558.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-1067x849.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1592px) 100vw, 1592px" /></a></p>
<p>Yapının içinde yer alan, 5. ve 6. yüzyıllara tarihlenen mozaik zeminli küçük şapel ise buranın bir dönem ibadet yeri olarak da kullanıldığını gösteriyor. Tonozlu koridorlar, sıralı oturma basamakları, karmaşık yeraltı geçitleri ve hâlâ seçilebilen fresk izleri, bu yapının farklı çağlardan taşıdığı katmanları gözler önüne seriyor. Her taşında başka bir dönemin hikâyesini saklayan bu amfitiyatro, yalnızca Roma döneminin ihtişamını değil, yüzyıllar boyunca değişen yaşam biçimlerini de sessizce anlatıyor. Geçmişle bugün arasında kurulmuş bu güçlü bağ, ziyaretçilerini tarihin derinliklerinde kısa ama unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1.jpeg" alt="" width="1604" height="1314" class="alignnone size-full wp-image-234845" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1.jpeg 1604w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-300x246.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-1024x839.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-768x629.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-1536x1258.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-570x467.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-701x574.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-1067x874.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1604px) 100vw, 1604px" /></a></p>
<p>Yaklaşık bir saatlik yolculuğun ardından Fier’e ulaşıyoruz. Pojan Köyü yakınlarında, Vjosa Nehri’ne uzanan verimli ovaya hâkim antik İlirya topraklarında kurulmuş, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Apollonia Antik Kenti’ne gitmek için taşlı ve topraklı yollardan geçiyor, zeytin ağaçlarıyla kaplı hafif tepelik bir araziye doğru ilerliyoruz. Yol boyunca doğanın dinginliği ve çevrenin yalın güzelliği, yaklaşmakta olduğumuz tarihî atmosferin ilk işaretlerini veriyor. Aracı park ettikten sonra kısa bir yürüyüşle giriş kapısına ulaşıyoruz. Sessizlik içinde yükselen antik taşlar, daha ilk anda insanı yüzyıllar öncesine götürüyor.<br />
Burası öylesine sakin, öylesine huzurlu bir yer ki insan adeta zamanın durduğunu hissediyor. Çevredeki sessizlik, zeytin ağaçlarının dinginliği ve antik taşların taşıdığı tarih, buraya bambaşka bir atmosfer katıyor. İnsan bu huzurlu ortamdan ayrılmak istemiyor. Girişte yer alan ve bugün müze olarak kullanılan tarihi Aziz Meryem Manastırı’nı gezmeyi sona bırakıyoruz. Önce, bu kadim kentin taş döşeli yollarında dolaşıp geçmişin izlerini adım adım keşfetmek istiyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1.jpeg" alt="" width="2560" height="2131" class="alignnone size-full wp-image-234846" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1.jpeg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-300x250.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-1024x852.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-768x639.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-1536x1279.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-2048x1705.jpeg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-570x474.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-701x584.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-1067x888.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Kentin bulunduğu alana varmadan önce, hafif yokuşu tırmanan yol üzerinde, zeytin ağaçlarının gölgesine kurulmuş, tahtadan yapılmış küçük ve şirin bir kafeterya-restoranda mola veriyoruz. Karnımızı doyurmak için oturduğumuz bu keyifli mekânda, Arnavutluk’ta yediğimiz en lezzetli yemeklerden birini tadıyoruz. Aile işletmesi olan bu restoranda yemeklerin anne tarafından hazırlanıyor olması, ortama ayrı bir sıcaklık ve samimiyet katıyor; sanki bir yol molasından çok, evde ağırlandığımız bir sofra hissi veriyor.<br />
Yemeğin ardından bu muhteşem antik kenti keşfetmek üzere yeniden hafif bir tırmanışa geçiyoruz. Bu sırada aşağıda uzanan engin ovanın manzarası, kelimelerle tarif edilemeyecek kadar büyüleyici bir güzellik sunuyor. Sessiz ve yalnız kent, adeta ziyaretçisini içine çeken bir atmosfere sahip. Bir zamanlar burada hüküm süren canlı ve görkemli yaşam, taşların arasında dolaşırken gözümüzde yeniden canlanıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1.jpeg" alt="" width="1580" height="1340" class="alignnone size-full wp-image-234847" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1.jpeg 1580w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-300x254.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-1024x868.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-768x651.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-1536x1303.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-570x483.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-701x595.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-1067x905.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1580px) 100vw, 1580px" /></a></p>
<p>MÖ 6. yüzyılın sonlarına doğru Korfu ve Korint’ten gelen Yunan kolonistler tarafından kurulan şehir, güneş ve sanat tanrısı Apollon’a ithafen Apollonia adını almış. Yaklaşık 2500 yıllık geçmişe sahip Apollonia Antik Kenti, Adriyatik Denizi’ne ve Mallakastra tepelerine uzanan verimli Musacchia (Myzeqe) Ovası’na hâkim, iki tepe arasında yer alan hafif yüksek bir plato üzerinde konumlanmış.<br />
Adriyatik’e doğru geniş bir manzaraya açılan bu stratejik konumu sayesinde şehir, antik dönemde hem ticari hem de askeri açıdan büyük bir önem kazanmış. Verimli ovanın kenarında yer alması da Apollonia’ya güçlü bir ekonomik avantaj sağlamış.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10.jpeg" alt="" width="1797" height="1451" class="alignnone size-full wp-image-234848" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10.jpeg 1797w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-300x242.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1024x827.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-768x620.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1536x1240.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-570x460.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-701x566.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1067x862.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1797px) 100vw, 1797px" /></a></p>
<p>Apollonia’nın ünü, antik dünyanın en önemli merkezlerinden biri haline gelmesiyle birlikte Roma dünyasının önde gelen isimlerini de kendine çekmiş; seçkin Romalı hatip ve filozof Cicero da bu kenti ziyaret edenler arasında yer almış.<br />
Kentte Bouleuterion (halk meclisi binası), en görkemli yapılarından biri olarak öne çıkarken; iki stoa (revaklı yürüyüş yolları), bir Yunan tiyatrosu, perilere adanmış anıtsal bir Nymphaeum, ayrıca odeon, kütüphane, zafer takı, Diana Tapınağı ve Prytaneion (idari merkez) gibi birçok kamusal ve dini yapı da yer almakta.<br />
Yerleşim alanında yürütülen arkeolojik kazılarda ise Helenistik ve Roma dönemlerine ait, iyi korunmuş mozaiklerle süslenmiş çok sayıda yapı ortaya çıkarılmış.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15.jpeg" alt="" width="1672" height="1434" class="alignnone size-full wp-image-234849" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15.jpeg 1672w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-300x257.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-1024x878.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-768x659.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-1536x1317.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-570x489.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-701x601.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-1067x915.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1672px) 100vw, 1672px" /></a></p>
<p>Kenti dolaşmak üzere biraz ilerlediğimizde, toprak üzerinde karşılaştığımız garip dairesel beton yapılar dikkatimi çekiyor. Bunların, 1960’lı yıllardan itibaren Enver Hoca dönemindeki komünist rejim sırasında inşa edilen askeri sığınaklar olduğunu öğreniyorum. Ülkenin olası dış tehditlere karşı tamamen savunma odaklı bir anlayışla yapılandırıldığı bu dönemde, askerî ve stratejik önemi olan pek çok noktada bu küçük beton koruganlar inşa edilmiş. Her biri birkaç kişinin sığınabileceği şekilde tasarlanan bu yapılar, yalnızca Apollonia çevresinde değil, Arnavutluk’un dört bir yanında yoğun biçimde görülüyor; ülke genelinde sayılarının yüz binleri bulduğu ifade ediliyor.<br />
Daha ilerledikçe bu sıra dışı yapılardan pek çoğuyla karşılaşıyorum. Betonarme siperleri andıran bağlantı izleri ve küçük giriş açıklıklarıyla bu sığınaklar, dönemin korku ve savunma refleksini bugün bile açıkça hissettiriyor. Büyük olanlardan biri ise günümüzde yerel bir çiftçi tarafından hayvan barınağı olarak kullanılıyor. Antik kent kalıntılarıyla yan yana duran bu yapılar, Apollonia’nın tarihine yalnızca antik değil, yakın dönemden de farklı ve çarpıcı bir katman ekliyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11.jpeg" alt="" width="1536" height="1423" class="alignnone size-full wp-image-234850" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-300x278.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1024x949.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-768x712.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-186x173.jpeg 186w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-570x528.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-701x649.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1067x989.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Çıkışta XIV. yüzyıldan kalma manastır kompleksine giriyoruz. Azize Meryem (Shën Meri) Manastırı, kökeni Bizans dönemine uzanan ve XI–XIV. yüzyıllar arasında şekillenen önemli bir dini merkez. Zaman içinde farklı dönemlerde yapılan eklemeler ve onarımlarla bugünkü hâlini almış. Apollonia Antik Kenti’nin yalnızca antik çağda değil, Bizans ve Orta Çağ boyunca da yaşamaya devam ettiğini gösteren en önemli yapılardan biri olarak öne çıkıyor.<br />
Kompleks; ana kilise, şapel, çan kulesi ve keşişlerin günlük yaşamlarını sürdürdükleri iki katlı yaşam alanlarından oluşuyor. Manastır, bir dönem bölgenin ruhani merkezi olarak hizmet vermiş.<br />
Günümüzde ise kompleksin bir bölümü Apollonia Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmakta. Antik kentten çıkarılan heykeller, yazıtlar, mimari parçalar ve mozaikler burada sergilenerek ziyaretçilere bölgenin binlerce yıllık tarihini bir arada görme imkânı sunuyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12.jpeg" alt="" width="1639" height="1314" class="alignnone size-full wp-image-234851" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12.jpeg 1639w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-300x241.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-1024x821.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-768x616.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-1536x1231.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-570x457.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-701x562.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-1067x855.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1639px) 100vw, 1639px" /></a></p>
<p>Oldukça etkileniyoruz. Gerçekten görülmeye değer, katman katman tarih barındıran bir yer.<br />
Akşam karanlığı çöktüğünde lacivert deniz, kızıl gökyüzü ve Himarë’nin parlayan ışıkları adeta bir tabloyu andırıyor. Gün yavaş yavaş şehrin üzerinden çekilirken derin bir sessizlik hâkim oluyor; deniz koyu lacivert bir örtüye dönüşürken, ufukta kalan son kızıllık gökyüzünü yumuşak tonlarla boyuyor. Kıyı boyunca tek tek yanan ışıklar, kasabayı karanlığın içinde sıcak bir parıltıyla görünür kılıyor. Dalgaların kıyıya ritmik vuruşu ise bu dinginliğe eşlik ediyor.<br />
Otelimizi buluyoruz ancak girişini bir türlü çözemediğimiz için yan taraftaki Plazhi i Sirenës Restoran’a park edip deniz kenarında keyifli bir akşam yemeği yiyoruz. “Arabayı yarın alırız” diyerek yandaki Castle Hotel’e giriyoruz. Elektrikler kesik olduğu için odayı pek fark edemeden, günün yorgunluğuyla adeta bayılır gibi uykuya dalıyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13.jpeg" alt="" width="1536" height="1360" class="alignnone size-full wp-image-234853" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-300x266.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1024x907.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-768x680.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-570x505.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-701x621.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1067x945.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Ertesi sabah balkona çıktığımda karşıma çıkan manzara nefes kesiciydi. Göz alabildiğine uzanan deniz, sabah ışığının etkisiyle mavi ve turkuaz tonlarına bürünmüş, neredeyse cam gibi durgun bir yüzey oluşturuyordu. Ufuk çizgisi denizle gökyüzünü silik bir çizgide birleştirirken, ortalığı saran derin sessizlik insanın içine işliyordu.<br />
Potami Plajı, bu erken saatlerde tüm sakinliğiyle adeta uyanmamış bir dünya gibiydi. Koyun kıvrımlı yapısı, suyun dinginliğini daha da belirgin kılıyor; kıyıya vuran hafif dalga sesleri ise bu huzurun tek eşlikçisi oluyordu. Sabah ışığı kayaların ve sahilin üzerinde yumuşak gölgeler oluştururken, tüm manzara sessiz ama güçlü bir güzelliğe bürünüyordu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19.jpeg" alt="" width="1630" height="1330" class="alignnone size-full wp-image-234854" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19.jpeg 1630w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-300x245.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-1024x836.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-768x627.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-1536x1253.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-570x465.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-701x572.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-1067x871.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1630px) 100vw, 1630px" /></a></p>
<p>Otelin ana binadan ayrı verandasına geçip denizi seyrederek keyifli bir kahvaltı yapıyoruz. Kahvaltının en hoşumuza giden lezzeti ise minik pişiler oluyor. Ardından Himarë’yi keşfetmek ve denize girmek için sahile iniyoruz. Sahil boyunca uzanan plajlarda şemsiye ve şezlong kullanımı için küçük bir ücret ödeniyor. Bu sabahı tamamen dinlenmeye ayırıyor; sıcak havada, masmavi denizin tadını çıkarıyoruz.<br />
Öğle yemeğimizi otele yakın Grill Rondo adlı Yunan restoranında yiyoruz. Arnavutluk gezilerimiz sırasında fark ettiğimiz üzere, özellikle kıyı bölgelerinde Yunan mutfağına ait restoranlara sıkça rastlamak mümkün.<br />
Yemeğin ardından, Arnavutluk Rivierası’nın başlangıcında yer alan etkileyici Llogara Millî Parkı ve Geçidi’ne doğru yola çıkıyoruz. Avlonya (Vlorë) il sınırları içinde bulunan bu doğal alan, 1966 yılında millî park ilan edilmiş. Dağların denizle buluştuğu noktada yer alan Llogara Geçidi ve çevresindeki ormanlık alanları kapsayan park, geniş bir dağ ve doğa ekosistemine ev sahipliği yapıyor. Yoğun çam ormanları, sarp yamaçlar ve zaman zaman açılan deniz manzaralarıyla Llogara, Rivieranın girişinde adeta doğal bir sınır kapısı gibi karşımıza çıkıyor.<br />
Deniz seviyesinden yaklaşık 2000 metreye kadar yükselen bu bölge, siyah çam, Boşnak çamı, Bulgar köknarı ve dişbudak ağaçlarıyla kaplı zengin ormanlara ev sahipliği yapıyor. Zikzaklı dağ yolunu tırmanırken artan oksijen ve temiz hava, insana adeta baş döndürücü bir ferahlık hissi veriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18.jpeg" alt="" width="1805" height="1444" class="alignnone size-full wp-image-234855" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18.jpeg 1805w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-300x240.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-1024x819.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-768x614.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-1536x1229.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-570x456.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-701x561.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-1067x854.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1805px) 100vw, 1805px" /></a></p>
<p>Yüksek noktalardan Adriyatik Denizi’ne uzanan panoramik manzaralar, etkileyici doğa dokusu ve serin havasıyla Llogara, gerçekten eşsiz bir deneyim sunuyor. Özellikle güneşin batışını izlemek, bu manzaranın en büyüleyici anlarından biri olarak insana derin bir huzur veriyor.<br />
Akşam yemeğimizi Himarë’nin başka bir koyunda, sahil kıyısında yer alan Jester’s Taverna ’da yiyoruz. Artık gün tamamen çekilmiş, akşam karanlığı kıyıyı yavaş yavaş içine almış durumda.<br />
Koyun üzerine çöken geceyle birlikte deniz koyu bir laciverte dönüşüyor; sadece kıyıya vuran dalgaların sesi duyuluyor. Sahil boyunca uzanan yeni binaların ve otellerin ışıkları teker teker yanarken, bölge modern ama sakin bir gece atmosferine bürünüyor. Loş sokak aydınlatmaları ve restoranlardan süzülen sıcak ışıklar, karanlığın içinde yumuşak bir kontrast oluşturuyor.<br />
Deniz kenarında otururken, günün kalabalığı yerini dingin bir akşam sessizliğine bırakıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17.jpeg" alt="" width="1790" height="1432" class="alignnone size-full wp-image-234856" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17.jpeg 1790w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-300x240.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-1024x819.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-768x614.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-1536x1229.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-570x456.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-701x561.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-1067x854.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1790px) 100vw, 1790px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Arnavutluk &#8211; ZdravoAlbanija (Shqipëria) &#8211; Bölüm II</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-arnavutluk-zdravoalbanija-shqiperia-bolum-ii/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 12:23:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[anıt]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutluk]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gezinti]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[katadral]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kütüphane]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[Tiran]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=234830</guid>

					<description><![CDATA[Arnavutluk ZdravoAlbanija (Shqipëria) Bölüm II Arnavutluk Ekonomik Kalkınma, Ticaret ve İşletme Bakanlığı’nın önünden geçerken binanın cephesindeki tek bir kelime dikkatimi çekiyor: “Shqipëria.” İlk bakışta tanıdık gelmeyen bu sözcük, ister istemez merak uyandırıyor. Bir süre sonra bunun Arnavutça olduğunu öğreniyoruz. Shqipëria, Arnavutların kendi dillerinde ülkelerine verdikleri ad; yani bizim Arnavutluk dediğimiz yerin gerçek adı. Sözcüğün kökeniyle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arnavutluk<br />
ZdravoAlbanija (Shqipëria)<br />
Bölüm II</p>
<p>Arnavutluk Ekonomik Kalkınma, Ticaret ve İşletme Bakanlığı’nın önünden geçerken binanın cephesindeki tek bir kelime dikkatimi çekiyor: “Shqipëria.” İlk bakışta tanıdık gelmeyen bu sözcük, ister istemez merak uyandırıyor. Bir süre sonra bunun Arnavutça olduğunu öğreniyoruz. Shqipëria, Arnavutların kendi dillerinde ülkelerine verdikleri ad; yani bizim Arnavutluk dediğimiz yerin gerçek adı. Sözcüğün kökeniyle ilgili farklı yorumlar olsa da en yaygın kabul gören anlamı “Kartallar Ülkesi”. Bu nedenle Arnavutluk, çoğu zaman “kartalların ülkesi” olarak da anılıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07.jpeg" alt="" width="1299" height="1068" class="alignnone size-full wp-image-234831" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07.jpeg 1299w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-300x247.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1024x842.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-768x631.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-570x469.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-701x576.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1067x877.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1299px) 100vw, 1299px" /></a></p>
<p>Bir ülkenin kendine verdiği adın, dışarıdan bildiğimiz isminden farklı olması her zaman ilgimi çekmiştir. Burada da öyle oluyor; bir binanın cephesindeki tek bir kelime, bizi o ülkenin diline, tarihine ve kimliğine dair küçük ama anlamlı bir keşfe çıkarıyor.<br />
SouFujimoto adlı Japon mimarın imzasını taşıyan, bulutu anımsatan özgün tasarımıyla dikkat çeken Reja’nın önünden geçiyoruz. Tiran’ın modern simgelerinden biri haline gelen bu ilginç yapı, yalnızca mimarisiyle değil, şehrin kültürel yaşamına kattığı dinamizmle de öne çıkıyor. İnce metal örgülerden oluşan hafif yapısı, gerçekten de gökyüzünde süzülen bir bulutu andırıyor. Konserlerden sergilere, açık hava sinemalarından çeşitli sanat etkinliklerine kadar pek çok organizasyona ev sahipliği yapan Reja, şehrin geçmiş ile çağdaş yüzü arasında zarif bir köprü kuruyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03.jpeg" alt="" width="1712" height="1246" class="alignnone size-full wp-image-234832" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03.jpeg 1712w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-300x218.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1024x745.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-768x559.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1536x1118.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-570x415.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-701x510.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1067x777.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1712px) 100vw, 1712px" /></a></p>
<p>İtalyan mimar MarioCucinella’nın tasarladığı MET Tirana konut kulesi, uzaktan bakıldığında sanki yarım bırakılmış izlenimi uyandırıyor. Katmanlı ve oyulmuş cephesiyle dikkat çeken bu sıra dışı yapı, Tiran’ın hızla değişen modern yüzünü simgeliyor. Hemen yakınında yükselen TID Kulesi de şehrin dönüşen siluetinin dikkat çekici parçalarından biri.<br />
Bu modern yapıların arasından geçerek, uzun yıllar Arnavutluk’un köklü ailelerinden Toptani ailesiyle özdeşleşmiş olan Tiran Kalesi’ne doğru ilerliyoruz. Çevrede neredeyse her şey bu ailenin adını taşıyor: kalenin tam karşısında Toptani Alışveriş Merkezi yükselirken, yürüdüğümüz cadde de Murat Toptani Caddesi adını taşıyor. Tiran’da geçmiş ile bugün burada, yalnızca birkaç adımlık mesafede iç içe geçiyor; bir yanda şehrin tarihine tanıklık eden eski kale duvarları, diğer yanda modern yaşamın ritmini yansıtan yeni yapılar.<br />
Kökeni çok eski dönemlere uzanan Tiran Kalesi, bugün bildiğimiz anlamda bir kale görünümünden oldukça uzak. Alanın tarihsel temelleri eski yerleşimlere dayansa da, bugünkü yapısal izlerin büyük bölümü Osmanlı döneminde şekillenmiş, zaman içinde dönüşerek günümüze ulaşmıştır.</p>
<p>Günümüzde ise burası, sur kalıntılarının çevrelediği bir tarih alanından çok, kafeleri, restoranları ve küçük dükkânlarıyla yaşayan bir şehir dokusu haline gelmiş durumda. Giriş bölümünde ziyaretçileri karşılayan ahşap figürler ve dekoratif unsurlar, bu modern kullanımın bir parçası olarak dikkat çekiyor. Duvar önüne yerleştirilmiş süslemeli, tekerlekli oturma düzeni ise büyük olasılıkla ziyaretçilerin fotoğraf çekimi için tasarlanmış.<br />
Geçmişin izleriyle bugünün şehir yaşamı burada iç içe geçmiş durumda.<br />
İçeri adım attığımız anda barlar, restoranlar, hediyelik eşya ve el sanatları dükkânlarıyla çevrili hareketli bir atmosfer karşılıyor bizi. Sıcağın etkisiyle kısa bir mola verme ihtiyacı hissediyor, serinlemek ve bir şeyler atıştırmak için Filari Restoran’a oturuyoruz. Ne yazık ki burada çok sıcak ve konuksever bir tavırla karşılaştığımız söylenemez. Yine de Tepelene suyunu denemek, bu kısa molayı bizim için ilginç kılan küçük ama akılda kalıcı bir ayrıntı oluyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02.jpeg" alt="" width="2560" height="2242" class="alignnone size-full wp-image-234833" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02.jpeg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-300x263.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1024x897.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-768x673.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1536x1345.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2048x1794.jpeg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-570x499.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-701x614.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1067x934.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Tepelenë bölgesinden gelen bu su, masadaki sıradan bir detayı bile yolculuğun hatırasına dönüşen küçük ama keyifli bir deneyime çeviriyor.<br />
Molamızın ardından Saint Paul Katedrali’ne doğru yürümeye başlıyoruz. Tiran’da 2000’li yılların başında tamamlanarak ibadete açılan bu modern katedral, çağdaş mimarisiyle dikkat çekiyor. Şehrin en önemli Katolik yapılarından biri olan katedral, hem mimarisi hem de sembolik detaylarıyla öne çıkıyor. İç mekânda yer alan vitray ve sanatsal süslemelerde Papa John Paul ile RahibeTeresa gibi önemli figürlere göndermeler bulunuyor.<br />
Katedralin bahçesinde yer alan Rahibe Teresa heykeli ise ziyaretçileri sessiz bir saygı ve huzur atmosferine davet ediyor.<br />
Doğum adı AgnesGonxhaBojaxhiu olan RahibeTeresa (1910–1997), Arnavut kökenli bir Katolik azizesi olmanın ötesinde, insanlığın vicdanında derin izler bırakmış bir figür. Hayatını yoksullara, hastalara ve kimsesizlere adayan Rahibe Teresa, kurucusu olduğu Hayırseverlik Misyonerleri aracılığıyla dünyanın dört bir yanında sosyal hizmet faaliyetleri yürütmüş.</p>
<p>1979 yılında Nobel Barış Ödülü almış, 2016 yılında ise Papa Francis tarafından azize ilan edilmiş.<br />
Arnavutluk için taşıdığı anlam yalnızca tarihsel değil, aynı zamanda güçlü bir duygusal ve simgesel değere de sahip. Bu nedenle adı ülkede pek çok caddeye, meydana ve kuruma verilmiş durumda. Tiran Uluslararası NënëTereza da bu kolektif hafızanın en görünür örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.<br />
Caddenin karşısına geçip Lana Nehri üzerindeki yaya köprüsünden yürümeye başlıyoruz. Lana kıyısındaki ağaçların arasından ilerlerken uzakta, renkli ve geometrik formuyla dikkat çeken bir yapı beliriyor: Tiran Piramidi.<br />
Bir zamanlar Enver Hoca’ya adanmış bir müze olarak 1988 yılında inşa edilen bu yapı, sonraki yıllarda farklı işlevler üstlenmiş ve uzun süre atıl kaldıktan sonra bugün yeniden dönüşüm sürecine girmiş durumda. MVRDV tarafından yürütülen proje kapsamında, kapalı ve ideolojik bir anıttan çıkarılıp halka açık, canlı bir kültür ve eğitim alanına dönüştürülmesi hedeflenmiş.<br />
Tirana Piramit’i, bu dönüşümle birlikte Tiran’ın en dikkat çekici yeniden kullanım projelerinden biri olarak şehrin değişen yüzünü simgeliyor.<br />
Komünist rejimin çöküşünden sonra yapı; radyo ve televizyon stüdyosu, konferans ve etkinlik alanı gibi farklı işlevlerde kullanılmış, zaman içinde işlevi değişerek dönüşüm sürecine girmiştir.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05.jpeg" alt="" width="1749" height="1323" class="alignnone size-full wp-image-234834" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05.jpeg 1749w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-300x227.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1024x775.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-768x581.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1536x1162.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-570x431.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-701x530.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1067x807.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1749px) 100vw, 1749px" /></a></p>
<p>Bugün ise basamaklarla çıkılan piramidin çevresi, parlak renkli modüller ve ters çevrilmiş geometrik kurgularla yeniden düzenlenmiş durumda. Bu çağdaş müdahalelerle birlikte yapı; kafeler, atölyeler, stüdyolar ve genç girişimler için çalışma alanlarını barındıran canlı bir merkez haline gelmiştir.<br />
Geçmişin ağır izlerini taşıyan bu yapı, artık Tiran’ın en dinamik buluşma noktalarından biri olarak öne çıkıyor. Biz de burada, MonCheriCoffeeShop’ta kısa bir mola verip bu hareketli atmosferi biraz daha yakından hissediyoruz.<br />
Tirana Piramidi, yalnızca bir bina değil; Arnavutluk’un dönüşümünü, geçmişle kurduğu yeni ilişkiyi ve geleceğe bakma cesaretini simgeleyen bir mekân olarak karşımıza çıkıyor.<br />
Yol üzerinde bir başka gökdelen daha beliriyor: DowntownOne. BajramCurri Bulvarı boyunca yükselen yaklaşık 140 metrelik modern bir kule olarak şehrin yeni siluetine damga vuruyor.<br />
“DowntownOne” adı, doğrudan bir yer adı olmanın ötesinde, “şehir merkezindeki bir numaralı yapı” ya da “merkezdeki ikonik kule” fikrini çağrıştıran bir proje adı olarak kullanılıyor.<br />
İlk bakışta sıradan bir yüksek yapı gibi görünse de yaklaştıkça tasarım fikri kendini daha net hissettiriyor. Cephede yer alan konsol biçimli çıkmalar, yalnızca mimari bir tercih değil; Arnavutluk’taki farklı yerleşimlere ve ülkenin coğrafi çeşitliliğine yapılan sembolik göndermeler olarak kurgulanmış.<br />
Uzaktan bakıldığında bu çıkıntılar, ülkenin yerleşim dokusunu çağrıştıran soyut bir bütünlük oluşturuyor. MVRDV imzasını taşıyan bu yapı, çağdaş mimari ile ulusal hafıza arasında kurduğu ilişkiyle dikkat çeken örneklerden biri olarak öne çıkıyor.<br />
Gezintimize kısa bir ara verip yeniden kale içine yöneliyoruz. Dar sokaklarda ağır ağır ilerlerken küçük dükkânların vitrinleri bizi kendine çekiyor; el emeği objeler, magnetler, yerel dokumalar… Her biri bu yolculuktan geriye kalacak küçük ama kalıcı hatıralar gibi.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06.jpeg" alt="" width="1399" height="1146" class="alignnone size-full wp-image-234835" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06.jpeg 1399w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-300x246.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1024x839.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-768x629.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-570x467.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-701x574.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1067x874.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1399px) 100vw, 1399px" /></a></p>
<p>Otele dönüş yolunda, resepsiyondaki güler yüzlü görevlinin tavsiyesiyle ShijeFshati Restoran’a (“Köy Lezzeti Restoran”) uğruyoruz.<br />
Otele dönüş yolunda, resepsiyondaki güler yüzlü görevlinin tavsiyesiyle ShijeFshati Restoran’a (“Köy Lezzeti Restoran”) uğruyoruz.<br />
Sokaktan aşağıya inen dar bir merdivenle ulaşılan bu mekân, daha kapıdan içeri adım atar atmaz samimi bir atmosferle karşılıyor bizi. Rustik dekor, sade ama özenle düşünülmüş detaylar ve yerel lezzetlerle birleşince, günün yorgunluğu yavaş yavaş yerini keyifli bir sofraya bırakıyor.<br />
Arnavut mutfağının karakteri burada kendini net biçimde hissettiriyor: tavëkosi gibi yoğurtla pişen kuzu yemekleri, byrek”Börek” gibi çıtır hamur işleri ve ızgara etler sofranın temelini oluşturuyor. Yanında yoğurt, taze salatalar ve zeytinyağlı mezelerle birlikte sade ama doyurucu bir düzen var. Yemekler gösterişten uzak, tamamen lezzet ve doğallık üzerine kurulu.<br />
Sanki bu sabah gelmemişiz de şehirle aramızda daha uzun bir tanışıklık varmış gibi bir his kalıyor geriye.<br />
Yemekten sonra otele dönüp biraz dinlenme vakti. Akşamüstüne doğru, Tiran’ı bu kez farklı bir ışık altında yeniden keşfetmek üzere tekrar dışarı çıkacağız.<br />
Işıklar altında Tiran bambaşka bir güzelliğe bürünüyor. Gündüz aşina olduğumuz meydanlar ve yapılar, geceyle birlikte daha sakin, daha gizemli ve daha şiirsel bir hâl alıyor. Kentin ritmi yavaşlıyor; ışıklar, gölgeler ve sessizlik birbirine karışarak şehre bambaşka bir atmosfer kazandırıyor.<br />
Bu gece yürüyüşünde dikkatimizi çeken yapılardan biri Dostluk Anıtı. Rengârenk ışıklarla aydınlatılan anıt, gecenin içinde adeta bir sanat enstalasyonu gibi parlıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1.jpeg" alt="" width="1299" height="1068" class="alignnone size-full wp-image-234836" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1.jpeg 1299w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-300x247.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-1024x842.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-768x631.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-570x469.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-701x576.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-1067x877.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1299px) 100vw, 1299px" /></a></p>
<p>Tiran’da Ulusal Kütüphane’nin önünde yer alan bu yapı, Kuveyt tarafından Arnavut halkına dostluk ve dayanışma simgesi olarak armağan edilmiştir.<br />
Gece ışıklarıyla birlikte daha da belirginleşen anıt, kentin önemli kamusal buluşma noktalarından biri olarak hem gündüz hem de gece şehir yaşamının parçası olmayı sürdürür.<br />
Biraz ileride, şehir merkezine yakın bir noktada Süleyman Paşa Bargjini’nin heykeliyle karşılaşıyoruz.<br />
1614 yılında, bugün koskoca bir başkente dönüşmüş olan bu yerleşimi küçük bir Osmanlı kasabası olarak kuran Süleyman Paşa, cami, hamam ve çarşı etrafında şekillenen ilk yerleşim çekirdeğini oluşturmuş. Bu küçük başlangıç, zaman içinde büyüyerek bugünkü Tiran’ın temelini atmış.<br />
Gece ışıkları altında heykel, şehrin dört yüzyılı aşan hikâyesini sessizce hatırlatıyor; modern kent dokusunun ortasında geçmişe açılan sakin bir durak gibi duruyor.<br />
Kaleye yaklaşırken, kentin belleğinde iz bırakan Kaplan Paşa Türbesi karşımıza çıkıyor. Türbe Tiran’da Osmanlı dönemine ait erken yapı örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.<br />
Kaplan Paşa olarak bilinen Kaplan Paşa Toptani’ye atfedilen bu türbe, şehrin erken dönem Osmanlı tarihine açılan sessiz bir iz niteliğinde. Yapının kesin inşa tarihi net olmamakla birlikte genellikle 18. yüzyıla tarihlendiriliyor.<br />
Ancak türbeyi asıl çarpıcı kılan, çevresiyle kurduğu ilişkidir. Modern kent dokusunun içinde, yüksek yapıların hemen yanı başında varlığını sürdüren bu küçük yapı, geçmiş ile bugünün güçlü karşılaşmasını görünür kılıyor. Yüzyıllardır ayakta kalan türbe, şehrin hızla değişen siluetinde sessiz ama dirençli bir iz gibi duruyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04.jpeg" alt="" width="1792" height="1357" class="alignnone size-full wp-image-234837" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04.jpeg 1792w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-300x227.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1024x775.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-768x582.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1536x1163.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-570x432.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-701x531.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1067x808.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1792px) 100vw, 1792px" /></a></p>
<p>GzonaRestaurant’ta yediğimiz keyifli akşam yemeği, ertesi gün ayrılacağımız Tiran’dan geriye kalacak güzel anılardan biri oluyor.<br />
Otele doğru yürürken, Arnavutluk’un yakın siyasi tarihinde önemli bir yere sahip AzemHajdari ile yakın arkadaşı Besim Çerja’nın anısına yapılmış anıtın önünden geçiyoruz. Gece aydınlatmasıyla belirginleşen bu anıt, ülkenin yakın tarihine ve demokrasi mücadelesine dair güçlü bir hatırlatma niteliği taşıyor.<br />
Biraz ileride yer alan Meçhul Asker Anıtı ise bir kaide üzerinde yükseliyor. Bir kolunu ileri doğru uzatmış, silahını kararlılıkla doğrultan asker figürü, II. Dünya Savaşı sırasında işgale karşı direnen ve hayatını kaybeden Arnavutluk vatandaşlarının anısına yapılmış. Bu anıt, Tiran’ın kamusal alanlarında tarihin nasıl görünür kılındığının etkileyici örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.<br />
Otele döndüğümüzde, ertesi gün Tiran’dan ayrılıp Arnavutluk’un başka şehirlerini keşfedecek olmanın heyecanı içimizi kaplıyor. Bu ilk gün, ülkenin hem geçmişine hem de bugünkü yaşamına dair güçlü ve kalıcı bir izlenim bırakmış durumda.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08.jpeg" alt="" width="1536" height="1319" class="alignnone size-full wp-image-234838" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-300x258.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1024x879.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-768x660.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-570x489.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-701x602.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1067x916.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Farklı Dünya Küba Santa Clara</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-farkli-dunya-kuba-santa-clara/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jul 2024 16:05:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[anıt]]></category>
		<category><![CDATA[Che]]></category>
		<category><![CDATA[Fidel Castro]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[küba]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=221481</guid>

					<description><![CDATA[Farklı Dünya Küba Santa Clara 2020 Mundo Diferente Cuba Yorgun argın vardığımız Santa Clara’da diğer turistlerle birlikte bir dolmuş tutarak Carmita’nın hosteline doğru yol alıyoruz. Arabaya üst üste bindik diyebilirim. Carmita bizi kapıda karşılıyor. Yerleşir yerleşmez yürüyerek akşam yemeği için çıkıyoruz. Ara sokaklardan birinde Kübalıların yediği bir yerel restorana oturuyor ve gezimizin en ucuz yemeğini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Farklı Dünya Küba<br />
Santa Clara 2020<br />
Mundo Diferente Cuba</p>
<p>Yorgun argın vardığımız Santa Clara’da diğer turistlerle birlikte bir dolmuş tutarak Carmita’nın hosteline doğru yol alıyoruz. Arabaya üst üste bindik diyebilirim. Carmita bizi kapıda karşılıyor. Yerleşir yerleşmez yürüyerek akşam yemeği için çıkıyoruz. Ara sokaklardan birinde Kübalıların yediği bir yerel restorana oturuyor ve gezimizin en ucuz yemeğini yiyoruz. Yanımızda getirdiğimiz nazar boncuklarını garsona ve yemek yiyen şeker bir çocuğa hediye ediyoruz.<br />
1689’da kurulan Santa Clara, Küba Villa Clara eyaletinin başkenti. Havana’dan 260 km uzaklıkta bulunuyor. Santa Clara&#8217;ya en yakın havaalanı şehirden on kilometre mesafede olan Abel Santamarina Uluslararası Havalimanı. Şehirde en eskisi, 1851 yılında kurulan üç büyük üniversite var. Dolasıyla kent hatırı sayılır bir öğrenci nüfusunu barındırıyor. Ayrıca Santa Clara’nın Küba Devrimi açısından değeri büyük. Devrimi zafere götüren en önemli mücadelelerden birinin gerçekleştiği yer olması nedeniyle daima adı geçen bir şehir. Ayrıca Che Guevara’nın anıt mezarının burada bulunması kente ayrı bir önem veriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/05.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/05.jpg" alt="" width="2468" height="1933" class="alignnone size-full wp-image-221482" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/05.jpg 2468w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/05-300x235.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/05-1024x802.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/05-768x602.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/05-1536x1203.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/05-2048x1604.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/05-220x173.jpg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/05-570x446.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/05-701x549.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/05-1067x836.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2468px) 100vw, 2468px" /></a></p>
<p>1928 yılında Arjantin’de doğan Ernosta Guevara’nın devrimci kişiliği Tıp eğitimi alırken iyice ortaya çıkmış. Hayatını, o yıllarda ABD’in arka bahçesine dönüşen, cunta yönetimleri ile baskı zulüm, kölelik altında yaşamaya çalışan ve gittikçe fakirleşen Güney Amerika halklarını kurtarmaya adamış. Üniversite eğitimi sırasında motosikleti ile tüm Güney Amerika’yı gezerek bu zulme bizzat şahitlik etmiş. Ülkelerde yapılan yanlışlıklar hakkında notlar alarak zengin ve fakir arasındaki uçurumu görmüş. Üniversiteyi bitirdikten sonra sürgünde bulunan Kübalı Fidel Castro ile Meksika’da yolları kesişmiş. Küba Devrimini gerçekleştirmek üzere birlikte mücadeleye başlamışlar. Küba halkı başarıyla sonuçlanan devrim sayesinde uzun yıllardır özlemini duyduğu özgürlüğüne kavuşmuş. Guevara, tüm dünyada “Che” lakabıyla anılıyor. Aslında Che tüm Güney Amerika halklarını kurtarmak istemiş ama bu idealini ne yazık ki sadece Küba’da gerçekleştirebilmiş. Şubat 1959’da zafer kazanan hükümet tarafından Guevara “Doğuştan Küba vatandaşı” ilan edilmiş. Bu ayrıcalık tarihte sadece Che Guevara’ ya verilmiş. Bugün bile Küba vatandaşlığına kimseyi almıyor.</p>
<p>Che devrim tamamlandıktan sonra kendisine verilen tüm görevlerden ayrılarak yoluna devam etmek istemiş. Önce Kongo’da bir devrimci mücadeleye katılmış daha sonra 1966’da Bolivya’ya gitmiş. 8 Ekim 1967&#8217;de kampının yerini öğrenen CIA ajanları onu 39 yaşında Bolivya ordusu askerleri aracılığıyla yakalatmış. Ve bu kahraman vurularak öldürülmüş. Mezarının yeri, 1995 yılına kadar gizli tutulmuş. 1997&#8217;de, cenazesi mezardan alınarak kendisi için yapılan mozolenin bulunduğu Santa Clara şehrine getirilmiş.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/09.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/09.jpg" alt="" width="2448" height="2025" class="alignnone size-full wp-image-221483" /></a></p>
<p>Santa Clara devrimin zaferle sonuçlandığı en son nokta. Devrim o zamanlar Küba’nın başında bulunan General Batista kuvvetlerine karşı gerçekleştirilmiş. General Batista tarihte iki kez Küba başkanlığı yapıyor. İlki 1940-1944 arası, ikincisi de 1952’den 1959’a kadar. Eğitiminin büyük bir kısmını Amerika’da tamamlıyor. İlk dönemde halkın desteğini alarak kendisini başkan seçtirtiyor. İkinci seferde ise ABD’nin desteklediği bir diktatör olarak başa geliyor. Batista ülkesindeki bütün siyasi özgürlükleri kaldırarak kendisi bir anayasa hazırlar. Zenginle fakir arasındaki uçurumu iyice açarak orta sınıfı yok eder. Zenginler servetlerine servet katarlar. Özellikle şeker plantasyonu sahipleri. Bu duruma karşı çıkan herkes öldürülür ve işkence görür. Kısacası Batista artık tüm gücü elinde bulundurmaktadır. Medya sansürü başlatarak halkın haber alma özgürlüğünü de bitirir. Bu sırada sürgünde Meksika’da bulunan Fidel Castro, Che ile Devrim hazırlıklarını tamamlar ve 1956’da Küba’ya gelerek mücadeleye başlarlar. En son olarak Che’nin komuta ettiği 18 devrimci genç kendi yaptıkları Molotof kokteyller ve bir buldozer ile Aralık 1958’de Santa Clara’dan kaçmaya çalışan ve Batista’nın ordusunu cepheye taşıyan “Tren Blindado”’yu raydan çıkartarak,  içindeki 350 subay ve askeri esir alır. Ele geçirilen silahlar mücadele eden gerillalara dağıtılır. Böylece 1 Ocak 1959’da Küba Amerikan egemenliğinden ve diktatörlükten kurtulur. Fidel Castro ülke yönetimini ele geçirir. Artık Batista ülkeden kaçış planları yapmaya başlar. Askeri müttefiki Dominik Cumhuriyeti diktatörü Rafael Trujillo’ya sığınır. Buradan Portekiz’e taşınır. Batista şahsi servetiyle ölene dek rahat rahat yaşar. 1973’te 72 yaşında ölür.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/08-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/08-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1858" class="alignnone size-full wp-image-221484" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/08-scaled.jpg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/08-300x218.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/08-1024x743.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/08-768x557.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/08-1536x1115.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/08-2048x1486.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/08-124x90.jpg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/08-570x414.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/08-701x509.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/08-1067x774.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Bugün 31 Ocak, benim yaş günüm. Akşama kadar bu güzel şehri etraflıca görmek istiyoruz. Sabah kahvaltıdan sonra sokaklar arasında kaybolmanın güzelliğini yaşamak amacımız. Önce Etecsa internet kartı almalıyız. Şehrin güzel yapıları evleri arasından ilerliyoruz. Santa Clara çok büyük bir şehir değil. Her yere yayan gitmek mümkün. İletişim bürosunun önünde kuyruk var. Öne geçmek isteyenlere izin vermiyorlar. Kapı kapalı. İçerden bir görevli ikişer ikişer çağırıyor. Bir saate yakın bekliyoruz. Bu arada bekleyenlerle sohbet pek hoş oluyor. Buradan çıkınca yol boyunca Santa Claralı ressamların tuval olarak kullandığı duvarlar oldukça ilgimizi çekiyor. Sokaklar sanat galerisi gibi.1923 yılında yapılan daha sonra büyük bir yangın geçiren Santa Clara Katedrali heybetli bir yapı. Giriş kapısının üst kısmında üç İsa heykeli fark ediliyor. Ankesörlü sokak telefonları, resmi binalar, duvar resimleri, oldukça yıpranmış eski evler, iki sokağın kesiştiği yerde bir kol saati heykeli, sokaklar fotoğraf karelerini bekliyor. Santa Clara’daki savaşın 30.yıldönümünde Aralık 1988’de açılan Che’nin mozolesinin bulunduğu tepeye doğru hafifçe tırmanıyoruz. Çevre ağaçlar, bitkiler çiçekler ile rengârenk. Küçük bir tabela mozoleyi işaret ediyor. Yerler pembe büyük karolarla döşenmiş. Che’nin heykelinin baktığı alan Resmi törenlerin yapıldığı Devrim Meydanı “Plaza de la Revolución” ,oldukça büyük.</p>
<p>Mozolenin planlaması Jorge Cao Campos, Blanca Ernades ve Jose Ramon Linares adlı mimarlar tarafından yapılmış. Heykeltıraşlar Jose de Lazaro Bencomo ve Jose Delarra. Birçok Kübalı usta ise gönüllü olarak yapının tamamlanmasında yardımcı olmuş. Che’nin yaşamını anlatan sembolik tasarımlar kabartmalar ve yazılarla dolu farklı yüksekliklerde 4 stel Devrim Meydanına bakıyor. Ortada Che’nin heykeli büyük bir granit kaidenin üzerine oturtulmuş. .Kaide ve Che’nin heykelinin toplam yüksekliği 22 m. Che’nin bir elinde makinalı tüfek var diğer eli ise alçıda. Son mücadelede kırılan kolu simgelenirken boynunda askının olmaması onun kendine bile isyan eden ruhunu göstermek istenilmesindenmiş. Ayrıca heykel Güney Amerika yönüne bakıyor. Böylece Che’nin bağımsız birleşik tek Güney Amerika hayali işaret edilmiş. Heykelin kaidesinde ise ünlü &#8220;Hasta la Victoria Siempre&#8221;”Zafere kadar daima” yazıyor.</p>
<p>Ön tarafta ise Che’nin Fidel’e yazdığı ünlü veda mektubu bulunan stel yer alıyor. Che’nin emekçiler ile birlikte tarlada şekerkamışı keserken betimlenen kabartmaları göze çarpıyor. Anıt kompleksi, Comandante Che Guevara Müzesi ve Mozolesini içeriyor. Stellerin bulunduğu platformun altında Che ve Bolivya’da onunla birlikte öldürülen 30 yoldaşının mezarları bulunuyor. Bir de Che’nin özel eşyalarının ve yaşamından bazı detaylara ilişkin belge ve fotoğrafların sergilendiği bir müze.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/04.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/04.jpg" alt="" width="2148" height="1553" class="alignnone size-full wp-image-221485" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/04.jpg 2148w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/04-300x217.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/04-1024x740.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/04-768x555.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/04-1536x1111.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/04-2048x1481.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/04-124x90.jpg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/04-570x412.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/04-701x507.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/04-1067x771.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2148px) 100vw, 2148px" /></a></p>
<p>İçeride fotoğraf çekmek yasak. Hatta çantanızla birlikte giremiyorsunuz. Çantamızı emanete bıraktıktan sonra yürüyoruz. Burada daha önce Havana’da rastladığımız Türk grupla karşılaştık. Che’nin ve arkadaşlarının gömülü olduğu yer son derece duygusal. Fidel Castro tarafından yakılan ve hiç sönmeyen minik bir Devrim ateşi içeriyi az da olsa aydınlatıyor. Fısıltı ile bile konuşulmuyor. Duvarlarda onunla birlikte savaşan ve öldürülen arkadaşlarının isimleri çekmecelerin üzerinde yazıyor. Alman Tanja (Tamara Bunke). Bolivya’da Che ile birlikte savaşıp öldürülen tek kadın gerilla. Che’nin mezarına yıldız şeklinde bir ışık huzmesi düşüyor. Çıkışta görevliye rica ettim. Che’nin fotoğrafı ile resmimi çekti. Hemen yan taraftaki müzede tarihi belgeler ve Che’nin yaşamını anlatan devrimcinin kişisel eşyaları bulunuyor. Che’nin Castro’ya yazdığı veda mektubu, Fidel ve kardeşi Raúl Castro ile çekilmiş fotoğrafları, beresi, tabancası, puro takımları, kitapları, kol saati, Che’nin astım hastası olması nedeniyle kullandığı aparat, diploması ve daha birçok belge. Müze öyle şaşalı değil. Onun felsefesine uygun basit ve sade.<br />
Che’nin cenazesi halkın katıldığı bir törenle buraya nakledilmiş. Fidel Castro’nun konuşma yaptığı törene vatandaşı Kasım 2020’de ölen ünlü futbolcu Arjantinli Diego Maradona da katılmış.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/06-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/06-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1997" class="alignnone size-full wp-image-221489" /></a></p>
<p>Çantalarımızı bıraktığımız yerde camekân içinde savaşı gösteren bir maket var. Çok etkileyici bir yer. Uzun uzun Devrim Meydanında kalıyoruz. Sonra ağaçların arasından yavaş yavaş aşağıya doğru inmeye başlıyoruz. Bir bahçenin içinde 1898 yılı Aralık ayında ölen General José de Jesús Monteagudo’nun heykeli göze çarpıyor. Mini etekleriyle motosiklete binen bayanlar, okula giden çocuklar, eski arabaların geçtiği sokaklar, taxi olarak hizmet veren kamyonlar, renkli cepheleriyle eski evler. Ve Şehrin içinden geçen Bélico nehri. Oldukça kirli gözüküyor. Temizlenmesi için çalışmalar yapılıyormuş. Küçük bir köprüden karşı tarafa geçiyoruz. Mavi beyaz bir binanın duvarında 1850 yılında Santa Clara’da doğan ve ölen Doktor Rafael Trista’nın plaketi gözüküyor. Kendisi bir zamanlar Santa Clara belediye başkanlığı da yapmış. Merkeze doğru ilerleyince Leoncio Vidal parkına varıyoruz. Dün gece buranın biraz keyfini çıkarmıştık ama bugün detaylı bir şekilde gezeceğiz. Casa de la cultura, Teatro de la Caridad, Palacio Provincial, Museo de Artes Decorativas, Hotel Central (1929)’ın çevrelediği parkın ortasında oldukça büyük bir gazebo dikkati çekiyor. Hatta parkta verilen konserlerde orkestra buraya yerleşiyormuş. Çevresinde neoklasik, kolonyal, eklektik mimaride yapılmış binaların ve farklı dönemlere ait anıtların bulunduğu park 1998 yılında Ulusal Anıt olarak kabul edilmiş. Herkes burada toplanıyor. Demir banklarda oturanlar, müzik dinleyenler, turistler, uzaktan gelen müzik sesleri, ulu palmiyeler, yemyeşil çimenler. Parque Vidal’ın bir diğer özelliği de burada internetin çekmesi. Herkes elinde cep telefonu ile bundan faydalanıyor. Meydana bakan Santa Clara Libre adında büyük, modern ve çok katlı, yeşile boyalı otel eski Santa Clara Hilton oteliymiş. Bence buradaki binaların tüm büyüsünü bozmuş. Otelin dış cephesinde Devrim mücadelesi sırasında aldığı kurşun delikleri hala duruyor. Genelde turist grupları burada kalıyor. Şehrin cömert bir hayırseveri olan ve zenginliğinin büyük bir bölümünü bakımevleri, okullar, dispanserler ve diğer kamu binalarının inşasına adayan Bayan Marta Abreu&#8217;yu (1924) temsil eden bronz bir heykel var. Bu heykelin garip öyküsünden bahsediliyor. İçine yerleştirilmiş bir zaman kapsülünde önemli tarihi, önemli evraklar bulunuyormuş. Küçük bir havuzun ortasında bronzdan yapılmış “El niño de la bota” “Çizmeli çocuk” heykelinde bir kolunu havaya kaldıran çocuğun tuttuğu botundan sular akıyor. Beni çok etkiledi. Juan Martín de Conyedo (1687-1761)ve Francisco Antonia Hurtado de Mendoza Veitia’nın adına dikilmiş etrafı süslü dökme demir ve bronz korkulukla çevrili bir dikilitaş oldu. Parkın en yüksek eseri. 18.yüzyılda yaşamış olan Rahip Conyedo ve Francisco çok hayırsever iki din adamlarıymış. Kölelere özgürlük vermeleri, eğitime yaptıkları katkılarla tanınırlarmış. 1886’da Philadelphia’da yapılan ve buraya getirilen monolitin Santa Clara’nın en eski eserlerinden olduğu söyleniyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/07-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/07-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1933" class="alignnone size-full wp-image-221486" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/07-scaled.jpg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/07-300x227.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/07-1024x773.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/07-768x580.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/07-1536x1160.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/07-2048x1546.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/07-119x89.jpg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/07-570x430.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/07-701x529.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/07-1067x806.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Şehrin 330. Kuruluş yıldönümünü kutlamak adına parkın çeşitli yerlerine demir tabelalar üzerine yerleştirilmiş, fotoğraf sanatçısı Gabriel Davalos tarafından çekilmiş &#8216;Vivir y Bailar&#8217; Yaşa, dans et&#8221; adlı sergide dans aracılığıyla siyah beyaz karelerle şehri tanıtan fotoğraflara bayıldım. Diğer bir tarafta Rahip Alberto Chao’nun bir kaide üzerinde yükselen mermer büstü dikkat çekiyor. 1928&#8217;de, şehrin kuruluşunun 239. yıldönümünde büst açılmış. Chao tüm varlığını ihtiyaç sahipleriyle bölüşmüş hümanist ileri görüşlü, kısaca vizyon sahibi, şehir halkının çok sevdiği bir rahipmiş. Anlaşılan Santa Clara değerli din adamlarının yaşadığı bir yer olmuş. Halk da onlara atıfta bulunmak adına bu güzel eserleri ortaya çıkarmış. Bir köşede Kültür bakanlığı tarafından dikilen modern bir heykel klasik çalışmalara eşlik ediyor.<br />
Parka adını veren Küba Kurtuluş savaşında önemli rolü olan Devrimci Albay Leoncio Vidal Caro&#8217;nun mermer büstü bir başka kaidenin üzerinde. Parkın çevresinde bir inşaat, yenileme çalışmaları var. Lise binasının hemen yanında üzerine asılmış bezden anlaşılanlara göre burası Hotel Florida’nın inşaatı. Marta Abreu’nün heykelinin hemen arkasından geçen yolun karşı tarafında mavi beyaz boyalı kolonyal döneme ait bina &#8216;Osvaldo Herrera&#8217; Lisesi.<br />
Eyalet Sarayı ve José Marti İl Kütüphanesi yine çok güzel bir binada yer alıyor. Biz önce görkemli Kolonyal mimarinin değerli eseri,100 yılı aşkın bir süredir hizmet veren Caridad(Sadaka)Tiyatrosundan gezmeye başlayalım istedik. Tiyatro benim en sevdiğim ilgi alanım ve burası gördüğüm en güzel sahnelerden biri. Küba’daki sanatsal çalışmaların önemli bir merkezi. 1885 yılında açılmış. Buradaki birçok eser gibi bu tiyatro da hayırsever Bayan Marta Abreu de Estévez tarafından yaptırılmış. Buradan elde edilen gelirler hayır kurumlarına verilmiş. Tiyatro birçok ünlü sanatçıyı ve toplulukları ağırlamış. İtalyan Tenor Enrico Caruso, Küba Devlet Balesi, İspanyol dansçı Lola Flores gibi. Bizi bilet kesen bayan görevli gezdiriyor. Bizim gezimiz bitmeden diğer ziyaretçileri içeri almıyorlar Salonun tavan freskleri, melek resimleri ünlü sanatçı Camilio Zalaya tarafından yapılmış. Tek kelime ile muhteşem. Buranın özelliği halen 1800’lerde yapılan haliyle kalmış olması. İzmir’deki tarihi Elhamra sinemasının sahnesine benziyor. Balkonlar, localar, ikinci kat ve üçüncü kat, pencereler, kapı kolları, orijinal koltuklar ve tabii akustik. Büyük ve yüksek sahnesinden etkilenmemek elde değil.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/02.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/02.jpg" alt="" width="2448" height="2181" class="alignnone size-full wp-image-221487" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/02.jpg 2448w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/02-300x267.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/02-1024x912.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/02-768x684.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/02-1536x1368.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/02-2048x1825.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/02-570x508.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/02-701x625.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/02-1067x951.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2448px) 100vw, 2448px" /></a></p>
<p>Çıkışta ilk geldiğimiz gün gözümüze kestirdiğimiz meydanın hemen yanında  “Casa Del Chocolate” adlı kafeye oturduk. Daha çok yerel halk tarafından tercih edilen bir yer. Fiyatlar çok ucuz ve yediğimiz her şey enfes. Kendileri tarafından organik malzemeden yapılmış aynı şekilde dondurma ve diğer tatlar. Burada masamıza kuaför bir anne oğul oturuyor. Sohbet ediyoruz.<br />
Onlara Türkiye’den getirdiğimiz nazar boncuklarından hediye ediyoruz. Çok memnun oluyorlar. Hatta ısmarladıkları yiyeceklerden bize ikram ediyorlar. İçten insanlar. Vedalaştıktan sonra yine Vidal parkta biraz dinlendikten sonra gene parkın çevresinde yer alan ve 1867 yılında inşa edilen binada yer alan eskiden Marta Abreu de Estévez ‘in evi olan Hükümet Binası ve Martí İl Halk Kütüphanesi’ne doğru yöneldik. Ama hüsran. Kütüphane kapalı. Yine de devasa kapıyı açık bulunca içeri girdik. Görevliye Türkiye’den geldiğimizi ve burayı çok gezmek istediğimizi söyleyince şu an kapalı ama mademki o kadar uzak yollardan geldiniz mutlaka görmelisiniz diyerek bize tüm binayı gezdirdi. Bu benim yaş günü hediyem olsa gerek.Küba’da birçok binada olduğu gibi burada da yer karoları harika. Görevli önce Caturla Salonunu gezdiriyor. Tüm performanslar burada sergileniyormuş. Ama esas önemli olan Ernesto Che Guevara&#8217;nın cenazesinin mozoleden önce ilk olarak buraya getirilip iki gün boyunca halkın ona saygılarını sunması için bekletilmesiymiş. Böylece yapı değerine değer katmış. Görevli heyecanla bu olayı anlatıyor. Plastik ressam Zaida del Río’nun okuma salonunda bir duvara, memleketine minnettarlık göstergesi olarak yaptığı yağlı boya duvar resmi çok ilginç. Fazla sayıda raflar eski antika kitapları barındırıyor. Koridorlardan geçiyoruz. Eğitime gelenlerin çalışmalarını görüyoruz. Görevli girdiğimiz alanın ışığını açıyor ve çıkarken kapatıyor. Burada eğitim verilen sınıflardaki sıralar eskiden kalma. Binanın güzel bir avlusu var. Yüksek merdivenlerden ikinci kata çıkıyoruz. Buradan park çok güzel gözüküyor. Koridorda 1965 yılında yapılmış Che’nin yağlıboya bir tablosu dikkatimi çekiyor. Bu resmi daha önce görmemiştim. Teşekkür edip ayrılıyoruz. Sanırım az turiste nasip olan bu güzel yeri biz de görmüş olduk.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/03-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/03-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1889" class="alignnone size-full wp-image-221488" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/03-scaled.jpg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/03-300x221.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/03-1024x755.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/03-768x567.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/03-1536x1133.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/03-2048x1511.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/03-119x89.jpg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/03-124x90.jpg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/03-570x421.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/03-701x517.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/07/03-1067x787.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Artık yavaş yavaş akşam karanlığı çöküyor. Yine meydana yakın eski bir kolonyal evde açılmış olan modern bir sergi geziyoruz. Çok hoş.<br />
Artık akşam yemeği vakti.1884&#8217;te yapılmış binada Santa Rosalía restoran yerel tatlar sunuyor. Çok yüksek tavanları olan yapı eski mobilyalarıyla harika gözüküyor. İçerde Fransız turistler var. Güzel bir yemek yiyerek yeni yaşımı kutluyoruz. Çıktıktan sonra Central Otelin barında Park Vidal’i seyrederek bir şeyler içiyoruz. Artık dönmeliyiz. Yarın sabah erkenden otobüs ile Havana’ya doğru yola çıkacağız. Akşam da Türkiye’ye uçuşumuz var. Santa Clara’yı çok sevdim. Burası büyülü bir yer. Halkı, binaları, doğası burada başka bir şeyler var.<br />
Artık Şubat ayındayız. Ve ne yazık ki bu güzel ülkeden ayrılmak zorundayız. Havana’ya gidecek olan otobüsümüz 08.45’te kalkıyor. Hesaplarımıza göre otobüs 12.50’de Havana’da olacak.19.30’da da Türkiye uçağımız var. Yani bugün zor bir etap. Evinde kaldığımız Bayan Carmita bize güzel bir kahvaltı hazırlamış. Burası şimdiye kadar kalmış olduğumuz evler içinde en dağınık olanı. Üst katta Carmita’nın kızı ve ailesi kalıyor. Doğrusu oda da pek temiz değil. Ama Carmita çok neşeli. Bize sağlığımız için bir vitamin almak istiyor fakat mümkün olmuyor. Daha önceden ayarladığımız taksi ile otobüs garına gidiyoruz.<br />
Burada bizi başka bir sürpriz bekliyor. Bavulları tartarken iki genç bayanın Türkçe konuştuğunu duyunca hemen laf atıyorum. Onlar da çok seviniyorlar. Genelde Türklerin Küba’yı ziyareti gruplar halinde. Sohbet başlıyor. Bu iki genç kız doktor ve ihtisaslarını yapıyorlarmış. Böyle güzel vizyonu olan gençler beni heyecanlandırıyor. Onlar da bize benzer bir rota çizmişler. Ne kadar güzel. Yol boyunca ahbaplığımız sürüyor.<br />
Yolda Matanzas civarında otobüs yeşillikler içinde “Para Ti” adlı bir restoran kafede mola veriyor. Hediyelik eşyaların satıldığı, su kaplumbağalarının bulunduğu yer oldukça kalabalık.<br />
Havana’ya girerken tanıdık bir yere gelmenin huzurunu yaşıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
