<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>cami &#8211; Belgot&uuml;rk Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://belgoturk.tv/tag/cami/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://belgoturk.tv</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Jul 2026 14:18:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>
	<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Taş Şehirden Bin Pencereli Şehre</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-tas-sehirden-bin-pencereli-sehre/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 14:18:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=235804</guid>

					<description><![CDATA[Taş Şehirden Bin Pencereli Şehre Yavaş yavaş bu güzel ülkedeki yolculuğumuzun son duraklarına yaklaşıyoruz. Saranda Harbour Otel’in güler yüzlü, içten ve her konuda bize yardımcı olan genç çalışanıyla vedalaştıktan sonra, Arnavutluk’un iç kesimlerine doğru ilerleyerek Tiran’a yöneliyoruz. İlk durağımız, tarihi dokusu ve benzersiz mimarisiyle ünlü Gjirokastër oluyor. Türkçede Ergiri olarak bilinen bu eski Osmanlı kenti, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Taş Şehirden Bin Pencereli Şehre</p>
<p>Yavaş yavaş bu güzel ülkedeki yolculuğumuzun son duraklarına yaklaşıyoruz. Saranda Harbour Otel’in güler yüzlü, içten ve her konuda bize yardımcı olan genç çalışanıyla vedalaştıktan sonra, Arnavutluk’un iç kesimlerine doğru ilerleyerek Tiran’a yöneliyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09.jpeg"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09.jpeg" alt="" width="1377" height="1051" class="alignnone size-full wp-image-235805" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09.jpeg 1377w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-300x229.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-1024x782.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-768x586.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-570x435.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-701x535.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-1067x814.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1377px) 100vw, 1377px" /></a></p>
<p>İlk durağımız, tarihi dokusu ve benzersiz mimarisiyle ünlü Gjirokastër oluyor. Türkçede Ergiri olarak bilinen bu eski Osmanlı kenti, 2005 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Dağın yamacına kurulan şehir; taş çatılı geleneksel evleri, taş döşeli dar sokakları ve yüzyıllardır koruduğu mimari dokusuyla bugün “Taş Şehir” olarak anılıyor.<br />
Gjirokastër, geçmişle günümüzün iç içe geçtiği, her köşesinde tarihin izlerini taşıyan büyüleyici bir şehir. Arnavutluk’un güneyindeki bu özel kent, daha ilk bakışta bizi taş duvarların arasında saklı uzun bir geçmişin izlerini sürmeye davet ediyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1.jpeg"><img decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1.jpeg" alt="" width="1613" height="1184" class="alignnone size-full wp-image-235807" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1.jpeg 1613w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-300x220.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-1024x752.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-768x564.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-1536x1127.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-570x418.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-701x515.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-1067x783.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1613px) 100vw, 1613px" /></a></p>
<p>Eski şehri gezmek için tepeye doğru tırmanıyoruz. Arnavutluk’taki ikinci park cezamızı da burada alıyoruz; üstelik gözümüzün içine baka baka yazılıyor. Taksiyle gelmediğimize kısa bir süre hayıflansak da, karşılaştığımız manzara bu küçük can sıkıntısını hemen unutturuyor.<br />
Dik yokuşlara yayılan Arnavut kaldırımlı sokaklarda ilerlerken, geniş kayrak taşlarıyla örtülü çatılara sahip beyaz evler arasında kendimizi bambaşka bir dünyanın içinde buluyoruz. Bu görüntü, bana Mostar’da gördüğüm eski taş evleri hatırlatıyor. Tarihin izlerini taşıyan bu sokaklarda yürürken, sanki bir masal diyarında ilerliyormuşuz gibi hissediyoruz.<br />
1417 yılında Osmanlı hâkimiyetine giren, 1431’de kurulan Arvanid (Arnavid) Sancağının merkezi olan eski şehir; yamaçlara, yeşillikler arasına serpiştirilmiş Osmanlı mimarisinin zarif örnekleri olan ahşap kepenkli geleneksel taş evleriyle Gjirokastër’e kendine özgü, dingin ama görkemli bir siluet kazandırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1.jpeg"><img decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1.jpeg" alt="" width="1507" height="1112" class="alignnone size-full wp-image-235806" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1.jpeg 1507w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-300x221.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-1024x756.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-768x567.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-570x421.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-701x517.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-1067x787.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1507px) 100vw, 1507px" /></a></p>
<p>Taş duvarların, dar sokakların ve yüzyıllardır korunan bu mimari dokunun içinde dolaşırken, zamanın ağır adımlarla ilerlediği, geçmişle günümüzün iç içe geçtiği bir dünyaya girmiş gibi oluyoruz.<br />
Şehrin kaleye doğru yükselen taş döşeli yokuşunun başında, 1757 yılında Memi Bey tarafından inşa ettirilen Osmanlı Çarşı Camii, diğer adıyla Memi Bey Camii, bizi karşılıyor. Taş duvarlarla çevrili sessiz ve dingin avlusundan tarihi kente baktığımızda, ışığın taş yapılar üzerinde dans ettiği, geçmişle bugünün iç içe geçtiği büyüleyici bir manzara uzanıyor önümüzde. Buradan Gjirokastër’i seyretmek, şehrin ruhunu hissetmek ve onu anlamaya başlamak için eşsiz bir başlangıç oluyor.<br />
Caminin hemen altındaki kemerli yapıda yer alan Te Kubé’ye girerek kısa bir mola veriyoruz. Bir şeyler içip dinlenirken, taş duvarlara sinmiş yüzyılların hikâyesi ve dar sokaklardan yükselen hafif uğultu, bu benzersiz kentin zamansız atmosferini daha da belirginleştiriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1167" class="alignnone size-full wp-image-235808" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-300x228.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-1024x778.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-768x584.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-570x433.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-701x533.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-1067x811.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Çarşıyı boydan boya yürüyerek ulaştığımız Çerçiz Topulli Meydanı’nda, Gjirokastër’in tarihine ve belleğine iz bırakmış önemli kişiliklere adanmış anıt hemen dikkatimizi çekiyor. Burada, Arnavut kültürünün ve tarihinin farklı dönemlerine damga vurmuş isimlerin büstleri yer alıyor.<br />
Şehrin yetiştirdiği en önemli kişilerden biri, eserleriyle Arnavut edebiyatını dünyaya tanıtan ünlü yazar İsmail Kadare. Bunun yanında, seçkin tarihçi ve dilbilimci Eqrem Çabej ile ülkenin uzun yıllar liderliğini yapan Enver Hoxha da bu şehirle özdeşleşen isimler arasında yer alıyor. Anıt, Gjirokastër’in yalnızca taş evleri ve tarihi sokaklarıyla değil, yetiştirdiği önemli insanlarla da Arnavutluk’un hafızasında özel bir yere sahip olduğunu hatırlatıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1163" class="alignnone size-full wp-image-235809" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-300x227.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-1024x775.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-768x582.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-570x432.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-701x531.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-1067x808.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Farklı dönemlerden ve farklı düşünce dünyalarından gelen bu isimler, Gjirokastër’in yalnızca taş evleri ve tarihi sokaklarıyla değil, yetiştirdiği önemli kişiliklerle de Arnavutluk tarihinde özel bir yere sahip olduğunu gösteriyor.<br />
Meydana adını veren Çerçiz Topulli’nin heykeli, yüksek kaidesi üzerinde kente hâkim bir duruşla yükseliyor. Meydanda dolaşıp çevreyi seyrederken, taş evlerin oluşturduğu etkileyici siluet, hareketli çarşı yaşamı ve tarihi dokunun canlı atmosferi bizi adeta içine çekiyor. Gjirokastër’in kendine özgü mimarisi, her köşede farklı bir ayrıntı sunuyor. Çerçiz Topulli Meydanı ise bu eşsiz şehrin ruhunu en iyi yansıtan duraklardan biri olarak hafızamızda yer ediyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1120" class="alignnone size-full wp-image-235810" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-300x219.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-1024x747.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-768x560.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-570x416.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-701x511.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-1067x778.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Berat’a doğru yola çıkıyoruz. Yol üzerinde Tepelenë’ye uğramaya karar veriyoruz. 15. yüzyılın sonlarında Osmanlı hâkimiyetine giren ve yüzyıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli yerleşimlerinden biri olan bu küçük şehir, Arnavutluk’un en uzun nehri olan Vjosë Vadisi’ne hâkim bir plato üzerinde kurulmuş. Kıvrıla kıvrıla yükselen dağ yolunda ilerlerken, çevremizi saran yemyeşil doğa ve vadinin etkileyici manzarası yolculuğumuza ayrı bir güzellik katıyor.<br />
Şehrin adı, 1740 yılında burada doğan ve Osmanlı Devleti&#8217;nin en güçlü eyalet yöneticilerinden biri olarak tanınan Tepeleneli Ali Paşa ile özdeşleşmiş. Daha kente girer girmez, heybetiyle dikkat çeken Ali Paşa Kalesi bizi karşılıyor. Taş duvarlarıyla Vjosë Vadisi’ne hâkim bir noktada yükselen bu görkemli yapı, geçmişin izlerini günümüze taşıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1.jpeg" alt="" width="1596" height="1101" class="alignnone size-full wp-image-235811" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1.jpeg 1596w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-300x207.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-1024x706.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-768x530.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-1536x1060.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-570x393.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-80x55.jpeg 80w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-701x484.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-1067x736.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1596px) 100vw, 1596px" /></a></p>
<p>1809 yılında İngiliz romantik şair Lord Byron, Akdeniz yolculuğu sırasında Tepelenë’ye gelerek Ali Paşa’yı ziyaret etmiş. Gücü ve sıra dışı kişiliğiyle Avrupa&#8217;da da ün kazanan Ali Paşa’yı yakından tanımak isteyen Byron, bu ziyaretinden derin izlenimlerle ayrılmış. Henüz 36 yaşındayken yaşamını yitiren ünlü şairin anısına, bugün kale duvarında bir plaket bulunuyor.<br />
Tepelenë, şaşırtıcı derecede sakin ve huzurlu bir şehir. Kalabalık ve hareketli kentlerin ardından bu dingin atmosfer bize çok iyi geliyor. Ana meydandaki bir kafeye oturup kısa bir mola veriyor, ardından son derece lezzetli bir öğle yemeğiyle kendimizi ödüllendiriyoruz. Meydanda yer alan büstler, kentin tarihine ve kültürel belleğine iz bırakmış önemli isimleri yaşatıyor. Yakınındaki Aziz Thoma ve Aziz Yuhanna Teolog Kilisesi ise sade mimarisi ve huzurlu atmosferiyle dikkatimizi çekiyor. Bu mütevazı yapı, Ortodoks mimarisinin zarif örneklerinden biri olarak meydanın tarihî dokusunu tamamlıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11.jpeg" alt="" width="1386" height="1124" class="alignnone size-full wp-image-235812" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11.jpeg 1386w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-300x243.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-1024x830.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-768x623.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-570x462.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-701x568.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-1067x865.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1386px) 100vw, 1386px" /></a></p>
<p>Milli giysileri içinde halk oyunu oynayan Arnavut çocuklarını betimleyen heykel, şehrin sıcak ve samimi ruhunu en güzel yansıtan ayrıntılardan biri olarak hafızamızda yer ediyor. Çocukların neşesini ve geleneklerini simgeleyen bu eser, meydana ayrı bir canlılık katıyor. Yeşillikler içindeki bu huzurlu kasabadan ayrılırken, burada biraz daha fazla vakit geçirebilmeyi içten içe arzuluyoruz.<br />
Berat’a daha girer girmez büyüleniyoruz. Mangalem, Gorica ve Kale mahalleleriyle birlikte 2008 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan tarihî merkezi, yaklaşık 2400 yıllık geçmişiyle tüm görkemiyle karşımızda duruyor. Daha ilk anda, insanı zamanın içinde yolculuğa çıkaran büyülü bir atmosfere sahip olduğunu hissettiriyor.<br />
Osmanlı döneminden günümüze ulaşan, çok sayıda penceresi bulunan cumbalı, iki katlı beyaz evler; dağın yamacına, yemyeşil doğanın içine, sanki birbirine yaslanmış gibi sıralanıyor. Bu pencerelerin bolluğu, kente &#8220;Bin Pencereli Şehir&#8221; unvanını kazandırmış. Adının Eski Slavca &#8220;beyaz şehir&#8221; anlamına gelen Beligrad sözcüğünden geldiği kabul edilen Berat, bu beyaz evleriyle adını adeta yaşatıyor. Her köşe başı, her dar sokak ve her taş yapı, insanı açık hava müzesinde dolaşıyormuş hissine sürüklüyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10.jpeg" alt="" width="1536" height="1205" class="alignnone size-full wp-image-235813" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-300x235.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-1024x803.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-768x603.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-570x447.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-701x550.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-1067x837.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Osum Nehri’nin iki yakasına yayılan şehir, M.Ö. 3. yüzyılda İlliryalılar tarafından inşa edilen ve 187 metre yükseklikteki bir tepeye kurulmuş olan kalesiyle bütünlüğünü tamamlıyor. Surlar, en son Osmanlı döneminde onarılarak 24 kuleli hâle getirilmiş. Yukarıdan bakıldığında, nehirle bölünen kentin iki yakası bir tablo gibi uzanıyor.<br />
18.yüzyılın sonlarında Ahmet Kurt Paşa tarafından yaptırılan Gorica Köprüsü’nden karşı yakaya geçiyoruz. Nehrin üzerinde ağır adımlarla yürürken, Osum Nehri’nin dingin akışı ve iki yakaya yayılan tarihî doku insana tarifsiz bir huzur veriyor. Köprünün kemerlerinden geriye dönüp baktığımızda, yamaçlara sıralanmış beyaz evlerin oluşturduğu manzara adeta bir tabloyu andırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14.jpeg" alt="" width="1562" height="1139" class="alignnone size-full wp-image-235814" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14.jpeg 1562w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-300x219.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-1024x747.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-768x560.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-1536x1120.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-570x416.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-701x511.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-1067x778.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1562px) 100vw, 1562px" /></a></p>
<p>Karşı kıyıya ulaştıktan sonra diğer köprüden yeniden tarihi merkeze dönüyor, Arnavut kaldırımlı daracık sokaklara dalıyoruz. Şirin kafeler, pansiyon ya da otele dönüştürülmüş tarihî evler; taş bahçe duvarları, ahşap kapıları ve kiremit çatılarıyla geçmişin zarafetini günümüze taşıyor. Her adımda, Berat&#8217;ın yüzyıllardır koruduğu özgün atmosferini biraz daha derinden hissediyoruz.<br />
Bekârlar Camii, köprüden geçer geçmez karşımıza çıkıyor. Avlonyalı İbrahim Paşa’nın oğlu Süleyman Paşa tarafından 1827–1828 yıllarında yaptırılan bu küçük cami, iç ve dış cephelerini süsleyen zarif kalem işleriyle dikkat çekiyor. Gösterişten uzak mimarisi ve ince işçiliği, yapıya kendine özgü bir zarafet kazandırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13.jpeg" alt="" width="1434" height="1292" class="alignnone size-full wp-image-235815" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13.jpeg 1434w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-300x270.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-1024x923.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-768x692.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-570x514.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-701x632.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-1067x961.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1434px) 100vw, 1434px" /></a></p>
<p>Berat, insana acele etmeyi unutturuyor. Sanki zaman burada biraz daha yavaş akıyor. Her köşesi ayrı bir güzellik sunan bu şehrin sokaklarını doyasıya gezmeye vaktimiz yetmiyor. “Bir başka sefere…” diyerek ayrılırken, ardımızda bıraktığımız taş evler ve dar sokaklar kadar, içimizde taşıdığımız tatlı bir burukluk da bize eşlik ediyor.<br />
Güneş batarken, Tiran Havalimanı’na yakın Reign Otel’e ulaşıyoruz. Akşam yemeğimizi, otele yürüme mesafesindeki Feniks Restoran’da yiyoruz. İçtiğimiz nefis çorba, yalnızca içimizi değil, uzun yolculuğun yorgunluğunu da ısıtıyor. Arnavutluk’taki son akşamımız, sade ama unutulmayacak bir huzur içinde sona eriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12.jpeg" alt="" width="1536" height="1011" class="alignnone size-full wp-image-235816" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-300x197.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-1024x674.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-768x506.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-570x375.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-701x461.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-1067x702.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Sabah henüz gün doğmadan havalimanına doğru yola çıkıyoruz. Şehir uykudayken yollar sessiz, gökyüzü ise yeni bir günün ilk ışıklarını bekliyor. Her yolculuğun sonunda olduğu gibi, geride bıraktıklarımız bir kez daha gözlerimizin önünden geçiyor. Saranda&#8217;nın masmavi kıyıları, Gjirokastër&#8217;in taş sokakları, Berat&#8217;ın bin pencereli evleri, dağların arasından kıvrılarak uzanan yollar ve yol boyunca bize gülümseyen insanlar&#8230; Her biri, bu ülkeyi bizim için sıradan bir gezi rotasının çok ötesine taşıyan güzel anılar olarak hafızamızda yerini alıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15.jpeg" alt="" width="1536" height="1172" class="alignnone size-full wp-image-235817" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-300x229.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-1024x781.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-768x586.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-570x435.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-701x535.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-1067x814.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Uçağımız pistten yükselirken Arnavutluk yavaş yavaş ufkun içinde kayboluyor. Fakat biliyoruz ki bazı yolculuklar, vardığınız yerde değil, ayrıldığınız anda tamamlanır. Arnavutluk da bizim için böyle bir ülke oluyor. İçten insanları, el değmemiş doğası, köklü tarihi ve zamana direnen şehirleriyle gönlümüzde silinmeyecek izler bırakıyor. Geride yalnızca fotoğraflar değil; dostça gülümsemeler, taş sokaklarda yankılanan adımlar ve yeniden dönme isteği kalıyor. Belki bir gün, yine aynı yollar bizi bu güzel ülkeye getirir. O zamana kadar Arnavutluk, anılarımızın en sıcak köşelerinden birinde yaşamaya devam edecek.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Renkli Korfu – Polýchromi Kérkyra</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-renkli-korfu-polychromi-kerkyra/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:30:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kale]]></category>
		<category><![CDATA[Korfu]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[liman]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=235794</guid>

					<description><![CDATA[Renkli Korfu – Polýchromi Kérkyra Sabah saat dokuz olmadan limana vardık. Binanın içindeki kafeteryaya oturup, koy boyunca uzanan Saranda&#8217;yı seyrederek kahvelerimizi yudumladık. Bir yandan da Korfu Adası&#8217;na geçecek olmanın tatlı heyecanını yaşıyoruz. Saat ilerledikçe liman giderek hareketleniyor; kalabalık artıyor, bilet kuyrukları uzuyor. Rıhtıma yanaşmış, çok büyük olmayan üç feribot yolcularını bekliyor. Biz ise Saranda ile [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Renkli Korfu – Polýchromi Kérkyra</p>
<p>Sabah saat dokuz olmadan limana vardık. Binanın içindeki kafeteryaya oturup, koy boyunca uzanan Saranda&#8217;yı seyrederek kahvelerimizi yudumladık. Bir yandan da Korfu Adası&#8217;na geçecek olmanın tatlı heyecanını yaşıyoruz. Saat ilerledikçe liman giderek hareketleniyor; kalabalık artıyor, bilet kuyrukları uzuyor. Rıhtıma yanaşmış, çok büyük olmayan üç feribot yolcularını bekliyor. Biz ise Saranda ile Korfu arasında sefer yapan Corfu Express ile yolculuk yapacağız.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07.jpeg" alt="" width="1536" height="1172" class="alignnone size-full wp-image-235795" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-300x229.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1024x781.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-768x586.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-570x435.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-701x535.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1067x814.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Korfu ile Arnavutluk arasında feribot seferleri düzenleyen başlıca iki şirket bulunuyor: Ionian Seaways ve Finikas Lines. Pasaport kontrolü ve gümrük işlemlerinin ardından gemiye bindik. Günübirlik bir gezi planladığımız için yanımıza bavul almadık. Buna karşılık birçok yolcunun valizleriyle yolculuğa çıktığını görmek, Korfu&#8217;nun ne kadar ilgi gören bir destinasyon olduğunu bir kez daha gösteriyordu.<br />
Saat tam 10.00&#8217;da hareket ettik. Feribot limandan ağır ağır ayrılırken geride kalan Arnavutluk kıyıları giderek küçülüyor, Saranda&#8217;nın beyaz evleri mavi denizin üzerinde silik bir tabloya dönüşüyordu. Güneşin ışıkları suyun yüzeyinde binlerce gümüş parıltı oluşturuyor, hafif esen rüzgâr ise denizin tuzlu kokusunu güverteye taşıyordu.<br />
Ufukta beliren Korfu, önce yeşil bir siluet gibi görünürken yaklaştıkça kıyı boyunca uzanan evleri, limanı ve yemyeşil tepeleri seçilmeye başladı.<br />
Korfu ile Saranda arasında bir saatlik zaman farkı var; Yunanistan, Arnavutluk&#8217;tan bir saat ileride. Yaklaşık kırk beş dakika süren keyifli deniz yolculuğunun ardından İyon Denizi&#8217;nin en renkli adalarından birine ulaştık. Limana yanaşmış dev kruvaziyer daha ilk anda dikkatimizi çekiyor.<br />
Pasaport ve gümrük işlemleri sırasında ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Korfu&#8217;ya gelen Türk ziyaretçilerin büyük bölümü adaya Atina aktarmalı uçakla ulaştığı için, Arnavutluk&#8217;un Saranda Limanı&#8217;ndan giriş yapan Türk turistlere görevliler pek alışık görünmüyor. Bu nedenle pasaportlarımızı uzun uzun inceliyorlar. Gecikmeyi fark eden amirleri ise yanımıza gelerek nazikçe özür diliyor, ardından bizi şehir merkezine giden otobüse kadar eşlik ederek uğurluyor. Bu ince davranış, daha adaya adım attığımız ilk anda Korfu hakkında olumlu bir izlenim edinmemizi sağlıyor.<br />
İyonya Denizi&#8217;nin en gösterişli adalarından biri olan Korfu, Yunanistan&#8217;ın İyon Adaları arasında, masmavi suların ortasında bir mücevher gibi parlıyor. Tarih boyunca pek çok uygarlığın izlerini taşıyan bu büyüleyici ada, yalnızca doğal güzellikleriyle değil, kültürel zenginliği ve mimari mirasıyla da ziyaretçilerini kendine hayran bırakıyor.<br />
Korfu&#8217;nun tarihi Antik Çağ&#8217;a kadar uzanıyor. Stratejik konumu sayesinde yüzyıllar boyunca önemli bir ticaret ve denizcilik merkezi olan ada; Roma, Bizans, Venedik, Fransız ve İngiliz egemenliklerinin ardından 1864 yılında Yunanistan&#8217;a katılmış. Özellikle Venedik döneminin izlerini taşıyan kaleleri, dar sokakları ve zarif mimarisi, Korfu&#8217;yu diğer Yunan adalarından ayıran en belirgin özellikler. UNESCO Dünya Mirası Listesi&#8217;nde yer alan Korfu Eski Kenti de bu zengin tarihî mirasın en değerli simgesi.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04.jpeg" alt="" width="1411" height="1253" class="alignnone size-full wp-image-235796" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04.jpeg 1411w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-300x266.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1024x909.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-768x682.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-570x506.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-701x623.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1067x948.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1411px) 100vw, 1411px" /></a></p>
<p>Korfu&#8217;nun öyküsü yalnızca tarihle değil, mitolojiyle de iç içe. Yunan mitolojisine göre denizler tanrısı Poseidon, güzelliğiyle ün salan su perisi Korkyra&#8217;ya âşık olur ve onu İyon Denizi&#8217;ndeki bu yemyeşil adaya kaçırır. Sevgilisine duyduğu büyük aşkın anısına adaya Kérkyra adını verir; Yunanların bugün de kullandığı bu isim, zamanla Batı dillerinde Corfu, Türkçede ise Korfu olarak yerleşir. Efsaneye göre Poseidon ile Korkyra&#8217;nın oğlu Phaiax adanın ilk kralıdır ve Homeros&#8217;un Odysseia destanında adı geçen Phaiaklar onun soyundan geliyor. Bu yüzden Korfu, yalnızca doğal güzellikleri ve tarihî mirasıyla değil, binlerce yıldır anlatılan mitolojik öyküleriyle de ziyaretçilerini büyüleyen bir ada.<br />
Ada yüzyıllar boyunca Venediklilerin, Fransızların ve İngilizlerin egemenliğinde kalmış. Bu zengin geçmiş, adanın sokaklarında attığınız her adımda hissediliyor. Zarif kemerli yapılar, pastel tonlara boyanmış evler, renkli kepenkler, kiremit çatılar, dar taş sokaklar ve ferah meydanlar Korfu&#8217;ya kendine özgü bir kimlik kazandırıyor. Diğer Yunan adalarının alışılmış mavi-beyaz mimarisinden belirgin biçimde ayrılan bu atmosfer, insana kimi zaman İtalya&#8217;nın, kimi zaman da Fransa&#8217;nın tarih kokan kentlerinde dolaşıyormuş hissi veriyor.<br />
1981 yapımı “For Your Eyes Only” aslı filmin bazı sahneleri bu adada çekilmiş. Limandan eski kente doğru yürürken, ön cephesindeki küçük tabelasında &#8220;Konstantinoupolis Hotel&#8221; yazan tarihi bina hemen dikkatimi çekiyor. Yıllara meydan okuyan bu zarif yapı, Korfu&#8217;nun geçmişten bugüne uzanan atmosferini daha ilk adımda hissettiriyor.<br />
Biraz ilerleyince kendimizi Spianada Meydanı&#8217;nda buluyoruz. Meydanın bir köşesinde, Eleftherios Handrinos&#8217;un büstü sade bir kaide üzerinde yükseliyor. Yunan Donanması&#8217;nda koramiral rütbesiyle görev yapan ve emekli olduktan sonra yaşamını Korfu&#8217;da sürdüren Handrinos&#8217;un anısı, kentin tarihine sessizce tanıklık ediyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08.jpeg" alt="" width="1536" height="1310" class="alignnone size-full wp-image-235797" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-300x256.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-1024x873.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-768x655.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-570x486.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-701x598.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-1067x910.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Meydanın hemen gerisinde, hafifçe yükselen kayalık burun üzerinde bütün heybetiyle Eski Kale görülüyor. Uzaktan bakıldığında denizin içinden yükselen devasa bir kaya kütlesini andıran bu görkemli yapı, Korfu&#8217;nun en önemli simgelerinden biri. Bulunduğu noktada Bizans döneminden, yaklaşık 6. yüzyıldan beri surlar ve savunma yapıları yer alıyor. Günümüzde görülen kale ise 15. ve 16. yüzyıllarda Venedikliler tarafından genişletilip güçlendirilerek adanın en sağlam savunma noktalarından biri hâline getirilmiş.<br />
Bordo renkli tarihi simge yapılardan Spilia Kapısı, bir zamanlar kenti çevreleyen Venedik surlarının önemli girişlerinden biriymiş. Bu kapıdan geçip trafiğe kapalı Eski Şehir ‘in dar sokaklarına adım attığımız anda bambaşka bir dünyanın içine giriyoruz. İki yana sıralanmış yüksek binalar öylesine etkileyici ki gözlerimiz sürekli cephelerde dolaşıyor. Zarif balkonlar, ahşap kepenkler, taş işçiliği ve yılların izini taşıyan duvarlar her adımda yeni bir ayrıntı sunuyor. Bu yüzden zemin kattaki seçkin dükkânların vitrinlerine bile doğru dürüst bakamıyoruz. Cepheler boyunca uzanan elektrik ve iletişim kabloları ise bu tarihî dokunun içinde şaşırtıcı bir görsel karmaşa oluşturuyor. Bir an kendimi Marsilya&#8217;nın eski mahallelerinde yürüyormuş gibi hissediyorum.<br />
Theotokis Caddesi&#8217;nin başında, limon sarısına boyanmış, Venedik döneminden kalma küçük ve sade Aziz Antonios ile Aziz Andreas Kilisesi karşımıza çıkıyor. Gösterişten uzak bu mütevazı yapı, çevresindeki renkli binaların arasında zarif bir ayrıntı gibi duruyor. Birkaç adım sonra turuncuya çalan cephesiyle dikkat çeken bir binanın altındaki Per la Donna adlı elbise mağazasına giriyorum. Dükkân sahibinin sıcak karşılaması ve içten sohbeti, Korfu&#8217;dan kendime küçük bir anı almadan ayrılmama gönlümü razı etmiyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06.jpeg" alt="" width="1472" height="1274" class="alignnone size-full wp-image-235798" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06.jpeg 1472w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-300x260.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1024x886.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-768x665.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-570x493.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-701x607.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1067x923.jpeg 1067w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-225x195.jpeg 225w" sizes="auto, (max-width: 1472px) 100vw, 1472px" /></a></p>
<p>Öğle vakti yaklaşırken, dar sokakların arasında karşımıza çıkan Zaza Restoran&#8217;a oturuyoruz. Pizza ve lazanya eşliğinde kısa bir mola veriyoruz. İçerisi oldukça kalabalık; masaların neredeyse tamamı dolu. Tarihi bir binanın zemin katında hizmet veren bu modern mekânda, başımızı kaldırıp taş duvarları ve yüksek tavanları görmesek kendimizi Avrupa&#8217;nın herhangi bir çağdaş kentinde sanabiliriz. Geçmiş ile bugünün uyumu, Korfu&#8217;nun en hoş sürprizlerinden biri olarak hafızamızda yer ediyor.<br />
Yolumuza devam edip kemerli bir kapıdan geçerek San Rocco Meydanı&#8217;na ulaşıyoruz. Güzergâh üzerinde, bir köşede gördüğümüz &#8220;Sinagog&#8221; yazılı küçük yön tabelası dikkatimizi çekiyor. Biz yolumuza düz devam edince, Agias Sofias Caddesi üzerindeki Panagia Hodegetria Kilisesi karşımıza çıkıyor. Halk arasında &#8220;Bombalanmış Kilise&#8221; olarak da anılan bu yapı, II. Dünya Savaşı sırasında meydana gelen bombardımanda ağır hasar görmüş. Bugün ayakta kalan duvarları ve çan kulesi, yaşanan yıkımın sessiz tanıkları gibi yükseliyor. Gri ve siyah tonlara bürünen taşlarıyla, yılların acısını hâlâ üzerinde taşıyan hüzünlü bir görünüme sahip.<br />
Az ileride, Arnavutluk turları düzenleyen bir acentenin önünde, 1948–1970 yılları arasında yaşamış Korfulu üniversite öğrencisi Kostas Georgakis&#8217;in oturur durumdaki heykeliyle karşılaşıyoruz. Yunanistan&#8217;daki askerî cuntayı protesto etmek uğruna yaşamını feda eden Georgakis&#8217;in sakin ve düşünceli duruşu, bu hareketli sokakların ortasında insanı bir an durup geçmişi hatırlamaya davet ediyor.<br />
Tarihin sessiz bekçisi Annunziata Çan Kulesi, Korfu&#8217;nun görkemli geçmişinden günümüze ulaşan en etkileyici tanıklardan biri. Evgeniou Voulgareos ile Vrachlioti caddelerinin kesiştiği noktada yükselen bu zarif kule, bir zamanlar aynı yerde bulunan tarihi Annunziata Kilisesi&#8217;nden geriye kalan tek yapı. 14. yüzyılın sonlarında Venedik döneminde inşa edilen kilise, II. Dünya Savaşı sırasında meydana gelen bombardımanda büyük ölçüde yıkılmış. Bugün gökyüzüne doğru yükselen yalnız çan kulesi, yüzyılların izini ve savaşın bıraktığı acıları sessizce taşımayısürdürüyor.<br />
Halk arasında Lotsiada Katolik Kilisesi olarak bilinen yapının çan kulesi, çevresindeki modern yaşamın içinde dimdik yükselerek şehrin hafızasını ve yaşadığı yıkımı hatırlatıyor.<br />
1571 yılında gerçekleşen İnebahtı Deniz Savaşı, Korfu&#8217;nun da içinde bulunduğu İyon Denizi coğrafyasını derinden etkileyen tarihî olaylardan biri. Bu savaşta, ileride Don Kişot&#8217;u kaleme alacak olan İspanyol yazar Miguel de Cervantes de Kutsal İttifak donanmasında savaşmış ve ağır yaralanmıştı. Sol elini büyük ölçüde kullanamaz hâle gelmesine rağmen hayatta kalan Cervantes, yıllar sonra dünya edebiyatının en önemli eserlerinden birini yazacaktı. Korfu&#8217;nun tarihî sokaklarında dolaşırken, bu coğrafyanın yalnızca savaşlara değil, edebiyat tarihine yön veren olaylara da tanıklık ettiğini düşünmeden edemiyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05.jpeg" alt="" width="1465" height="1288" class="alignnone size-full wp-image-235799" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05.jpeg 1465w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-300x264.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1024x900.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-768x675.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-570x501.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-701x616.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1067x938.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1465px) 100vw, 1465px" /></a></p>
<p>Venedik mimarisinin pastel tonlara boyanmış, zarif kemerli binaları arasında dolaşırken, 1693 yılında inşa edilen Aziz James&#8217;in Asil Tiyatrosu karşımıza çıkıyor. İlk yıllarında Venedikli soyluların toplantılarına ev sahipliği yapan bu görkemli yapı, 1720&#8217;de tiyatroya dönüştürülmüş. Uzun yıllar boyunca İyon Adaları&#8217;nın kültür ve sanat yaşamına yön veren bu sahnede opera ve tiyatro eserleri sergilenmiş; müzik ve alkış sesleri taş duvarları arasında yankılanmış. Bugün ise Korfu&#8217;nun zengin kültürel mirasının en değerli simgelerinden biri olarak varlığını devam ettiriyor.<br />
Ne yazık ki II. Dünya Savaşı sırasında meydana gelen bombardımanda ağır hasar gören bina, daha sonra aslına uygun biçimde restore edilmiş. Savaşın ve çıkan yangınların ardından tiyatroya ait arşivlerin büyük bölümü yok olmuş. Günümüzde ise bu tarihî yapı, Korfu Belediye Binası olarak hizmet veriyor; geçmişin sanat ve kültür mirasını, kentin idari kimliğiyle aynı çatı altında yaşatıyor.<br />
Belediye Binası&#8217;nın duvarına yerleştirilmiş, Venedik Cumhuriyeti&#8217;nin ünlü doçu ve amirali Francesco Morosini&#8217;nin (1619–1694) büstü, yapının Venedik dönemindeki önemini ve Korfu&#8217;nun yüzyıllar boyunca üstlendiği stratejik rolü sessizce hatırlatıyor.<br />
Ardından, kökeni 16. yüzyıla uzanan Roma Katolik mabedi Aziz Yakup ve Aziz Christopher Katedrali&#8217;ni geziyoruz. Gösterişten uzak mimarisi, yalın çizgileri ve dingin atmosferiyle insanın içini ferahlatan bu yapı, Korfu&#8217;nun çok kültürlü geçmişini de yansıtıyor. Kalın taş duvarları arasında dolaşırken, yüzyılların sessizliğini ve huzurunu hissetmemek mümkün değil.<br />
Biraz soluklanma ihtiyacı hissedince, dar bir sokakta karşımıza çıkan La Bohème adlı küçük bara oturuyoruz. Sokağa taşmış minik masalardan birine yerleşiyoruz. İki yanımızı çevreleyen pastel renkli yüksek binalar, ahşap kepenkleri ve demir ferforje balkonlarıyla adeta birbirine yaslanmış gibi duruyor. Çamaşır iplerinde rüzgârla hafifçe salınan giysiler, açık pencerelerden sokağa taşan kahve kokusu ve uzaktan gelen kilise çanlarının sesi bu tarihî atmosferi tamamlıyor. Arnavut kaldırımlı dar sokaktan ağır ağır geçen insanlar, vitrinlere göz atan turistler ve koyu sohbete dalmış Korfulular, sokağı canlı ama huzurlu bir tabloya dönüştürüyor. Kahvelerimizi yudumlarken, zamanın burada biraz daha yavaş aktığını hissediyoruz. Bu kısa mola, Korfu&#8217;nun yalnızca tarihini değil, gündelik yaşamının sıcaklığını da en doğal hâliyle hissetmemizi sağlıyor.<br />
Tekrar sokaklarda kaybolup keşfetmeye devam ediyoruz. Bir süre sonra Spianada Meydanı&#8217;nın görkemli köşesinde yükselen Aziz Mikail ve Aziz George Sarayı&#8217;na ulaşıyoruz. Bugün Asya Sanatı Müzesi ile Belediye Sanat Galerisi&#8217;ne ev sahipliği yapan bu neoklasik yapı, 19. yüzyılın ilk yarısında İngiliz yönetimi döneminde inşa edilmiş. Bir zamanlar İngiliz Lord Yüksek Komiserinin ikametgâhı olan saray, daha sonra İyon Parlamentosu&#8217;na ve kraliyet ailesinin yazlık konutuna ev sahipliği yapmış.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02.jpeg" alt="" width="1525" height="1169" class="alignnone size-full wp-image-235800" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02.jpeg 1525w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-300x230.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1024x785.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-768x589.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-570x437.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-701x537.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1067x818.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1525px) 100vw, 1525px" /></a></p>
<p>Malta&#8217;dan getirilen kireç taşlarıyla inşa edilen bina, cephe boyunca uzanan görkemli Dor sütunlarıyla Spianada Meydanı&#8217;na ayrı bir zarafet katıyor. Önündeki havuz ve heykel de bu etkileyici manzarayı tamamlıyor. Bir süre meydanda dolaşıp bu görkemli yapıyı seyrettikten sonra Korfu&#8217;nun dar sokaklarına yeniden karışıyoruz.<br />
Kemerli bir kapıdan geçer geçmez, Sanat Müzesi&#8217;nin arka tarafında açılan manzara bütün ihtişamıyla karşımıza seriliyor. Bir an durup derin bir nefes alıyor, gözlerimizi İyon Denizi&#8217;nin sonsuz maviliğine bırakıyoruz. Masmavi deniz, ufuk çizgisinde gökyüzüyle birleşirken, kıyıya vuran hafif dalgaların sesi şehrin uğultusunu bastırıyor. Aşağıda uzanan eski surlar, kıyıyı döven kayalıklar ve limanda usulca salınan tekneler kartpostalı andıran bir görüntü oluşturuyor. Hafif esen deniz meltemi yüzümüze çarparken, zaman sanki yavaşlıyor; kalabalığın telaşı geride kalıyor. Korfu&#8217;nun yüzyıllardır nice denizciyi, tüccarı ve gezgini kendine hayran bırakan manzarası, o an bizi de sessizliğin ve huzurun içine çekiyor.<br />
Sol tarafta yer alan Kapodistrias Konağı ise, Yunanistan’ın ilk devlet başkanı, diplomat ve devlet adamı Ioannis Kapodistrias&#8217;ın anısına düzenlenmiş. 1981 yılında müzeye dönüştürülen bu zarif yapı, Kapodistrias&#8217;ın yaşamını ve ülkesine yaptığı hizmetleri ziyaretçilere anlatıyor. Tarihî dokusunu koruyan konak, geçmişin izlerini günümüze taşıyan, sakin ve zarif duraklardan biri olarak dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01.jpeg" alt="" width="1536" height="1318" class="alignnone size-full wp-image-235802" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-300x257.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1024x879.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-768x659.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-570x489.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-701x602.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1067x916.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Kentin en hareketli noktalarından biri olan Liston&#8217;dayız. Adının, Venedik döneminden kalan &#8220;lista&#8221; sözcüğünden geldiği ve bir zamanlar yalnızca soyluların gezmesine izin verilen bölgeyi ifade ettiği söyleniyor. Fransız yönetimi sırasında, 1807–1814 yılları arasında inşa edilen bu zarif revaklı yapı topluluğu, mimarisiyle Paris&#8217;in ünlü Rue de Rivoli&#8217;sini andırıyor. Kemerlerin altına sıralanmış kafe ve restoranlar günün her saati cıvıl cıvıl. Burada bir masaya oturup kahvenizi yudumlarken meydandaki hareketi izlemek, Korfu&#8217;nun ritmini hissetmenin en keyifli yollarından biri oluyor. Günün her saati yaşayan bu zarif meydan, Korfu&#8217;nun tarihini ve günlük yaşamını aynı sahnede buluşturan eşsiz bir buluşma noktası gibi.<br />
Sahile doğru ilerlediğimizde, Eski Kale&#8217;nin önünde yükselen devasa bir heykel dikkatimizi çekiyor. Bu görkemli anıt, 1716 yılında Korfu&#8217;yu Osmanlı kuşatmasına karşı başarıyla savunan Venedik kuvvetlerinin başkomutanı Alman Mareşal “Johann Matthias von der Schulenburg”un anısına dikilmiş. Eski Kale&#8217;nin heybetli siluetiyle bütünleşen heykel, Korfu&#8217;nun yüzyıllar boyunca stratejik önemini ve verdiği zorlu mücadeleleri sessizce hatırlatıyor.<br />
Yeniden Liston Meydanı&#8217;na dönüyoruz. Tarihi revakların altındaki, daha önce gözümüze kestirdiğimiz Aegli Restoran&#8217;da akşam yemeğimizi yerken Korfu&#8217;nun zarif atmosferi bizi bir kez daha içine çekiyor. Beyaz masa örtüleriyle özenle hazırlanmış masalar ve sessiz bir zarafetle hizmet eden garsonlar, akşamın huzurunu tamamlıyor. Gün batımının ardından meydanın ışıkları tek tek yanarken, sokaklardaki kalabalık yavaş yavaş seyrelmeye başlıyor. Gün boyunca hareketli olan dar sokaklar sakinleşiyor; dükkânların kepenkleri birer birer kapanırken, taş kaldırımlarda artık yalnızca ağır adımlarla dolaşan birkaç gezgin ve evlerine dönen Korfulular görünüyor. Kafelerden yükselen hafif sohbet sesleriyle meydanı saran dinginlik birbirine karışıyor. Bu huzurlu akşam atmosferi içinde otururken, Korfu&#8217;dan ayrılmanın hiç de kolay olmayacağını bir kez daha hissediyoruz.<br />
Aslında Saranda&#8217;ya dönüş biletimizi daha geç bir saate almıştık. Fakat içimize ansızın bir telaş düşüyor. Belki erken hareket eden feribota yetişebiliriz düşüncesiyle adımlarımızı hızlandırıyoruz. Taş sokaklardan limana doğru neredeyse koşarak ilerlerken, kalp atışlarımız zamanla yarışıyor. Tam umudu kesmek üzereyken son çağrıyı duyuyor ve kendimizi son anda feribota atmayı başarıyoruz. Feribot ağır ağır limandan ayrılırken, akşam ışıklarıyla parıldayan Korfu usulca geride kalıyor. Bir günlüğüne konuk olduğumuz bu zarif ada, geride yalnızca güzel fotoğraflar değil; tekrar dönme isteği uyandıran unutulmaz anılar da bırakıyor.<br />
Saranda&#8217;ya vardığımızda, sahil boyunca kurulan gece pazarı kente bambaşka bir canlılık kazandırmıştı. Rengârenk ışıklarla aydınlanan tezgâhlar, denizden esen serin meltem ve kıyı boyunca gezinen insanların neşeli uğultusu yaz akşamına kendine özgü bir ritim katıyordu. Hediyelik eşyalar, el işi ürünler ve sokak lezzetleri arasında dolaşan kalabalık, sahili adeta açık hava şenliğine dönüştürmüştü. Birkaç saat önce geride bıraktığımız Korfu&#8217;nun zarif ve dingin atmosferinin ardından, Saranda&#8217;nın bu sıcak ve hareketli gece yaşamı yolculuğumuza bambaşka bir renk ekliyordu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03.jpeg" alt="" width="1498" height="1287" class="alignnone size-full wp-image-235801" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03.jpeg 1498w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-300x258.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-1024x880.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-768x660.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-570x490.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-701x602.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-1067x917.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1498px) 100vw, 1498px" /></a></p>
<p>Yürürken karşımıza çıkan Hasan Tahsini büstü, ismiyle bizi bir anda İzmir&#8217;e, Konak Meydanı&#8217;ndaki Hasan Tahsin Anıtı&#8217;na götürüyor. Ancak burada anılan kişi farklı biri: 1811–1881 yılları arasında yaşamış Arnavut kökenli Osmanlı bilim insanı, filozof, matematikçi ve astronom Hasan Tahsini. Saranda&#8217;nın ana caddelerinden birine de onun adı verilmiş: Bulevardi Hasan Tahsini. Bu küçük karşılaşma, yolculuğumuz sırasında Arnavutluk&#8217;un bilim ve kültür tarihine açılan beklenmedik bir pencere oluyor.<br />
Işıklar içinde, denizden esen serin meltemle Saranda gecesi yavaş yavaş canlanıyor. Vale Otel&#8217;in altındaki pastaneye oturup bir şeyler yiyip içerken, önümüzden akıp giden geceyi seyrediyoruz. Sahil boyunca uzanan ışıklar denizin karanlık yüzeyine yansıyor; yürüyüş yapan insanların sesleri, uzaktan gelen müzikler ve fincanlardan yükselen kahve kokusu yaz akşamının sıcaklığına karışıyor. Kimi el ele yürüyen çiftler, kimi ailesiyle gezintiye çıkan insanlar, kimi de deniz kenarında oturup sohbet eden gençler&#8230; Saranda, gecenin ilerleyen saatlerine rağmen enerjisini kaybetmiyor.<br />
Masaların etrafındaki sohbetler, kıyıya vuran dalgaların sesi ve hafif esen rüzgâr birbirine karışırken, zamanın biraz daha yavaş aktığını hissediyoruz. Birkaç saat önce Korfu&#8217;nun zarif sokaklarından dönmüş olmanın tatlı yorgunluğu içinde, Saranda&#8217;nın daha sıcak ve hareketli gece atmosferine yeniden karışıyoruz. Bu son akşam, yolculuğumuzun belleğinde en sıcak iz bırakan anlardan biri olarak yer ediyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Arnavutluk &#8211; Zdravo Albanija (Shqipëria) &#8211; Bölüm I</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-arnavutluk-zdravo-albanija-shqiperia-bolum-i/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 09:45:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutluk]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=234019</guid>

					<description><![CDATA[Arnavutluk Zdravo Albanija (Shqipëria) Bölüm I Bu kez yolumuz Balkanlar’ın sessiz ama derin ülkelerinden birine düştü. Adriyatik ile İyon denizi arasında uzanan Arnavutluk’a… Uçak pistte ilerlerken, daha ilk anda insanın içine çöken o sade ama güçlü atmosfer kendini hissettiriyor. Abartıdan uzak, gösterişsiz; fakat geçmişinin ağırlığını omuzlarında taşıyan bir ülke burası. Avrupa’nın en eski halklarından biri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arnavutluk<br />
Zdravo Albanija (Shqipëria)<br />
Bölüm I</p>
<p>Bu kez yolumuz Balkanlar’ın sessiz ama derin ülkelerinden birine düştü. Adriyatik ile İyon denizi arasında uzanan Arnavutluk’a… Uçak pistte ilerlerken, daha ilk anda insanın içine çöken o sade ama güçlü atmosfer kendini hissettiriyor. Abartıdan uzak, gösterişsiz; fakat geçmişinin ağırlığını omuzlarında taşıyan bir ülke burası. Avrupa’nın en eski halklarından biri olan Arnavutların kökleri, Antik Çağda İlliryalılara kadar uzanıyor ve bugün hâlâ taşlarda, meydanlarda, yüzlerde yaşamaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03.jpeg" alt="" width="1475" height="990" class="alignnone size-full wp-image-234020" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03.jpeg 1475w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-300x201.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-1024x687.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-768x515.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-570x383.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-80x55.jpeg 80w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-701x471.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-1067x716.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1475px) 100vw, 1475px" /></a></p>
<p>Arnavutluk’ta dolaşırken tarih bir bilgi olarak değil, bir his olarak karşınıza çıkıyor. 15. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı hâkimiyetinin güçlenmesiyle bu toprakların kaderi değişirken, bu dönemin hafızası en çok İskender Bey adıyla anılıyor. Osmanlı ordusunda yetişmiş, savaş meydanlarında ün kazanmış bir komutanın bir gün Kruja Kalesi’ni ele geçirip Osmanlı’ya karşı bayrak açması, bu coğrafyada yalnızca bir isyan değil; aynı zamanda bir kimlik arayışının da başlangıcı olmuş.<br />
1913 yılında bağımsızlığını kazanan Arnavutluk’un yakın tarihi, bugün en çok Tiran sokaklarında okunuyor. Geniş meydanlar, pastel tonlara boyanmış binalar ve Osmanlı’dan miras kalan camiler Avrupa mimarisiyle yan yana duruyor. Şehir, farklı dönemlerin izlerini saklamıyor; onları görünür kılmayı tercih ediyor. Kral I.Zog’un gençlik yıllarının bir bölümünü İstanbul’da geçirmiş olması da Türkiye ile bu coğrafya arasındaki görünmez bağların küçük ama anlamlı bir işareti gibi hissediliyor.</p>
<p>Ülkenin belleğinde en ağır iz bırakan dönemlerden biri kuşkusuz Enver Hoca yılları. 1944’ten 1985’e kadar süren bu kapalı rejim, Arnavutluk’u dünyadan neredeyse tamamen koparmış. Bugün ülkenin dört bir yanına dağılmış beton sığınaklar, bu yılların suskun tanıkları olarak hâlâ ayakta. Tiran sokaklarında yürürken karşınıza çıkan bu yapılar, geçmişin sertliğini bugünün hareketli şehir hayatına usulca sızdırıyor.<br />
1991 yılında Arnavutluk Cumhuriyeti adını alan ülke, bugün ağır ama kararlı adımlarla yoluna devam ediyor. 2022’de seçilen Cumhurbaşkanı Bajram Begaj döneminde Arnavutluk, geçmişiyle hesaplaşmaktan kaçmayan, geleceğe ise temkinli bir umutla bakan bir ülke görünümü çiziyor.<br />
Bu tarih yalnızca Arnavutluk sınırları içinde kalmamış. 19. yüzyılın sonlarından itibaren, özellikle Osmanlı-Rus Savaşı (1877-1878) ve 1912 Balkan Savaşları sonrasında Türkiye’ye göç eden Arnavutların torunları bugün hâlâ yaşamlarını sürdürüyor. Belki de bu yüzden Tiran sokaklarında dolaşırken dilde, mutfakta ve insan ilişkilerinde tanıdık bir sıcaklık hissediliyor. Yabancı bir ülkede olduğunuzu biliyorsunuz ama kendinizi misafir gibi hissetmiyorsunuz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05.jpeg" alt="" width="2560" height="2389" class="alignnone size-full wp-image-234021" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05.jpeg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-300x280.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-1024x956.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-768x717.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-1536x1433.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-2048x1911.jpeg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-186x173.jpeg 186w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-570x532.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-701x654.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-1067x996.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Eylül 2025 sabahı İzmir’den kalkan uçağımız saat 06.45’te Tiran Nënë Tereza Havalimanı’na indi. Gösterişli olmayan ama düzenli ve işlevsel bir terminal… Arnavutluk daha ilk anda ne vaat ettiğini saklamayan bir ülke gibi. Havalimanından çıkar çıkmaz araç kiraladık ve otele geçtik. İşlemlerin hızlı ilerlemesi sevindiriciydi; ancak kısa süre sonra Arnavutluk’ta araba kullanmanın asıl meselesinin direksiyon değil, park yeri bulmak olduğunu fark ettik. Özellikle şehir merkezlerinde park etmek sabır isteyen bir iş.<br />
Barrikade Caddesi’ndeki otelimiz Hotel Boutique Vila 135, beyaz boyalı, mütevazı bir yapı. Dar sokaklarda park yeri bulmak zorlayıcıydı ve cezalar hiç de hafif sayılmaz. Yine de otel çalışanlarının içten gülümsemesi ve samimi tavrı, bu küçük sıkıntıyı önemsiz kıldı.<br />
Bavulları bırakıp kısa bir kahve molasının ardından Tiran’ı yürüyerek keşfetmeye başladık. Bu şehir, adımlarınızı yavaşlatmayı seviyor.</p>
<p>Tiran, bir başkent olmasına rağmen yorucu bir şehir hissi vermiyor. 1966 yılında millî park ilan edilen Dajti Dağı, kenti arkasına almış bir sahne dekoru gibi duruyor. Nerede olursanız olun, doğanın varlığını hissediyorsunuz. Geniş caddelerden dar sokaklara saparken şehir sanki biraz duruyor, soluklanıyor.<br />
Tiran’ın tarihi, Osmanlı döneminde 1614 yılında Süleyman Paşa Bargjini tarafından kurulmasına kadar uzanıyor. Bugün bir köşede modern bir kafe, birkaç adım ötede Osmanlı döneminden kalma bir yapı görmek mümkün. Bu karşılaşmalar, Tiran’ı ilginç kılan en önemli ayrıntılardan biri.<br />
Şehir, sanatı gündelik hayatın içine yerleştirmiş. Graffiti sanatçısı Franko Dine’nin bir duvar boyunca uzanan “Kütüphane” adlı çalışması, Tiran’ın bizi karşılayan ilk görsel anlatısı oluyor. Renkler, kelimelerden önce konuşuyor.<br />
Bir parkın içinde, 2023 yılında yapılmış Osman Kazazi büstüyle karşılaşıyoruz. Şehir, yalnızca geçmişin büyük isimlerini değil, yakın tarihin aydınlarını da hatırlamayı önemsiyor.<br />
İskender Bey Meydanı’na geldiğimizde artık Tiran’ın kalbine ulaştığımı hissediyorum. Meydanın genişliği ilk anda bir boşluk hissi yaratıyor; fakat bu boşluk aslında şehrin hafızasını taşıyan bir alan gibi. Çevresini saran yapılar farklı dönemlerin izlerini yan yana getirirken, insanların akışı bu geniş yüzeyi sürekli canlı tutuyor. Burada meydan yalnızca bir buluşma noktası değil; şehrin kendini hatırladığı yer gibi duruyor.<br />
1953 yılında inşa edilen Ulusal Opera ve Bale Tiyatrosu (Tiran), geniş merdivenleri ve önündeki açıklıkla hâlâ kentin önemli buluşma noktalarından biri. Gün ışığı cepheye vurdukça yapı, kimi zaman sert kimi zaman daha yumuşak bir yüz kazanıyor. Meydana doğru yürüdükçe mimari dil değişiyor; geçmişin ağırlığı yerini daha cesur çizgilere bırakıyor. Cam ve çelikten yükselen gökdelenler Tiran’ın dönüşümünü açıkça gösteriyor. Kare formların üst üste gelmesiyle oluşan ve “Tiran’ın Gözleri” olarak adlandırılan kuleler ise bu yeni dönemin en belirgin simgeleri gibi gökyüzüne uzanıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04.jpeg" alt="" width="1943" height="1763" class="alignnone size-full wp-image-234022" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04.jpeg 1943w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-300x272.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-1024x929.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-768x697.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-1536x1394.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-570x517.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-701x636.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-1067x968.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1943px) 100vw, 1943px" /></a></p>
<p>Arnavutluk yüksek sesle konuşmuyor; ama dinlemeyi bilenlere çok şey anlatıyor. Tarihiyle, doğasıyla ve insanlarının içtenliğiyle Balkanlar’da hâlâ keşfedilmeyi bekleyen bir hikâye gibi duruyor.<br />
Beni en çok etkileyen ve en sıra dışı yapı ise kuşkusuz İskender Bey Binası oluyor. Tiran Kayası olarak bilinen bu yapı, Arnavutluk’un ulusal kahramanı İskender Bey’in büstü şeklinde tasarlanmış. Figüratif bir heykeli andıran bina, dünyanın en yüksek yapıları arasında yer alıyor. İskender Bey Meydanı’nda yükselen bu ikonik yapı, kahramanın başını oluşturan kıvrımlı balkonlarıyla hem tarihi bir göndermede bulunuyor hem de kentin modern yüzünü simgeliyor.<br />
Tiran, adım attıkça değişen mimarisi, sanatı ve sürprizlerle dolu atmosferiyle gezginini sürekli şaşırtan bir şehir.<br />
En çok da Osmanlı döneminden günümüze ulaşan Ethem Bey Camii dikkatimi çekiyor. Renkli kalem işi nakışlarla süslü duvarlarına bakarken zaman sanki yavaşlıyor. Kitabesine göre 1238 yılında inşa edilmiş olması, bu yapının asırlardır aynı meydanda dimdik durduğunu bilmek insanda derin bir hayranlık uyandırıyor.<br />
Caminin hemen yanında yükselen Saat Kulesi, 1822 yılında Hacı Ethem Bey tarafından yaptırılmış. Yüzyıllardır yan yana duran bu iki yapı, modern Tiran’ın ortasında geçmişle kurulan en güçlü bağlardan biri gibi.<br />
Meydanda durup etrafı izlerken Tiran’ın tarihini sadece okumadığımı, onu gerçekten hissettiğimi fark ediyorum. Tam o sırada, üzerlerinde geleneksel kıyafetler bulunan genç bir kız ve bir delikanlı yanımıza yaklaşıyor; akşam yapılacak gösteri hakkında bilgi veriyorlar. Bu sıcak karşılaşmayı bir fotoğrafla ölümsüzleştiriyoruz.<br />
Meydandaki İskender Bey’in bronz heykeli, 1968 yılında, ölümünün 500. yıl dönümünde yapılmış. Heybetli duruşu, meydanın ruhunu adeta tamamlıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02.jpeg" alt="" width="1536" height="1353" class="alignnone size-full wp-image-234023" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-300x264.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-1024x902.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-768x677.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-570x502.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-701x617.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-1067x940.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Ulusal Tarih Müzesi’nin( Muzeu Historik Kombetar) cephesini kaplayan, yaklaşık 400 metrekarelik “Arnavutlar” mozaiği ise ülkenin yüzyıllar boyunca verdiği mücadeleyi tek bir kompozisyonda özetliyor.<br />
İskender Bey Meydanı’nda atılan her adım, Tiran’ın geçmişiyle bugünü arasında kurulan bu güçlü hikâyenin bir parçası gibi.<br />
Meydanın ortasındaki küçük ama capcanlı atlıkarınca masalsı bir hava yaratıyor. Hemen yanındaki yapıysa 1928 yılında Arnavutluk Krallığı’nın ilk parlamentosu olarak inşa edilmiş; bugün ise bir Çocuk Kukla Tiyatrosu olarak yaşamını sürdürüyor.<br />
Meydanın modern yüzünü temsil eden Alban Kulesi, beş farklı tonda Murano camla kaplı cephesiyle gün boyu ışığı yakalayıp yansıtıyor. Eskiyle yeninin yan yana durabildiği bu meydanın karakterini tamamlıyor.<br />
Meydandan çıkıp İbrahim Rugova Caddesi’ne yöneldiğimizde, Balkanlar’ın en büyük, Avrupa’nın üçüncü büyük Ortodoks katedrali olan İsa’nın Dirilişi Katedrali karşımıza çıkıyor. 2012 yılında tamamlanan yapı, 46 metrelik çan kulesiyle çevresindeki gökdelenlerle adeta yarışıyor. İçeri girdiğinizde ise kubbeyi kaplayan modern İsa freski ve ferah iç mekân, binanın etkileyiciliğini daha da artırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01.jpeg" alt="" width="1536" height="1798" class="alignnone size-full wp-image-234024" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-256x300.jpeg 256w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-875x1024.jpeg 875w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-768x899.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-1312x1536.jpeg 1312w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-570x667.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-701x821.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-1067x1249.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak:Dünyanın En Eski Kentlerinden Biri &#8211; Çatalhöyük</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbakdunyanin-en-eski-kentlerinden-biri-catalhoyuk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Mar 2026 10:32:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Göl]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[ova]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=232069</guid>

					<description><![CDATA[Dünyanın En Eski Kentlerinden Biri: Çatalhöyük (9000 Yaşında) Pamukkale’den ayrıldıktan sonra muhteşem yollar ve manzaralar eşliğinde ilerleyip güneşi saat 17.00 sularında uğurladık. Akşam 19.00’da Beyşehir’deki Ali Bilir Otel’e vardığımızda her yer bembeyazdı. Biz İzmirliler için alışılmadık bir manzara… Hava keskin bir soğuk taşıyordu; içimizi ısıtacak bir çorba için Çorbacı Muallim’e sığındık. Anadolu’da kışın hüküm sürdüğü [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın En Eski Kentlerinden Biri: Çatalhöyük (9000 Yaşında)<br />
Pamukkale’den ayrıldıktan sonra muhteşem yollar ve manzaralar eşliğinde ilerleyip güneşi saat 17.00 sularında uğurladık. Akşam 19.00’da Beyşehir’deki Ali Bilir Otel’e vardığımızda her yer bembeyazdı. Biz İzmirliler için alışılmadık bir manzara… Hava keskin bir soğuk taşıyordu; içimizi ısıtacak bir çorba için Çorbacı Muallim’e sığındık. Anadolu’da kışın hüküm sürdüğü coğrafyalara doğru ilerledikçe çorbanın neden bu kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anlıyor insan.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01.jpeg" alt="" width="1868" height="1402" class="alignnone size-full wp-image-232070" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01.jpeg 1868w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-300x225.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-1024x769.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-768x576.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-1536x1153.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-570x428.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-701x526.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-1067x801.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1868px) 100vw, 1868px" /></a></p>
<p>Ertesi sabah kısa bir yürüyüşle, 1908–1914 yılları arasında inşa edilen tarihi Beyşehir Taş Köprü’ye ulaştık. 14 sütun üzerine oturan ve 15 kemer gözünden oluşan bu zarif yapı, Osmanlı’nın ilk sulama projelerinden biri olarak biliniyor. Proje, Arnavut Osmanlı Sadrazamı Avlonyalı Mehmed Ferid Paşa tarafından başlatılmış. Beyşehir Gölü’nden düzenli boşaltılan sular, bir zamanlar kurak ve bataklık olan Konya Ovası’nı verimli bir tahıl ambarına dönüştürmüş. Korkuluklardan masmavi suyu seyrederken tarihin mühendislikle nasıl iç içe geçtiğini düşünüyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02.jpeg" alt="" width="1762" height="1397" class="alignnone size-full wp-image-232071" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02.jpeg 1762w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-300x238.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-1024x812.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-768x609.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-1536x1218.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-570x452.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-701x556.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-1067x846.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1762px) 100vw, 1762px" /></a></p>
<p>Konya’ya doğru yola koyulmadan önce, karla kaplı yollar arasında bir saatlik yolculukla Fasıllar Köyü’ne ulaştık. Yolumuzu kaybedip anıtı ararken bize rehberlik eden köylü sayesinde, toprağa uzanmış hâlde duran devasa Fasıllar Anıtı ile karşılaştık. Yaklaşık 3.500 yıllık geçmişi olan bu 72 tonluk bazalt kaya anıtının, Hitit Kralı II. Muwatalli tarafından yaptırıldığı düşünülüyor. Tanrı figürünün iki yanında aslan kabartmaları yer alıyor. Dikilememiş olsa da görkemiyle insanı hayrete düşürüyor. Anıtın bir kopyası ise Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergileniyor.<br />
Öğleden sonra Meram’a bağlı Gökyurt Köyü’ndeki Kilistra Antik Kenti’ne vardık. Kapadokya’yı andıran tüf kayalıklar içine oyulmuş kiliseler, şapeller ve yaşam alanları; Geç Tunç Çağı’ndan Orta Çağ’a uzanan bir tarih sunuyor. Rivayete göre Hazreti İsa’nın havarilerinden Aziz Paul bir dönem burada yaşamış. Ancak bu değerli alanın bakımsız oluşu içimizi burktu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03.jpeg" alt="" width="1775" height="1267" class="alignnone size-full wp-image-232072" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03.jpeg 1775w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-300x214.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-1024x731.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-768x548.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-1536x1096.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-570x407.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-701x500.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-1067x762.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1775px) 100vw, 1775px" /></a></p>
<p>Konya’da yaşadığımız küçük otel macerasının ardından ertesi sabah 52 km uzaklıktaki Çumra’ya doğru yola çıktık. Amacımız, 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Çatalhöyük’ü görmekti. 1958’de İngiliz arkeolog James Mellaart tarafından keşfedilen bu devasa Neolitik yerleşim, MÖ 6500’lerde 3.000–8.000 kişilik nüfusuyla dönemin en kalabalık merkezlerinden biriydi.<br />
18 tabakadan oluşan ve Mısır piramitlerinden yaklaşık 4.500 yıl daha eski olan bu yerleşimde insanlar 1.500 yıl boyunca savaşsız, barış içinde yaşamış. Evler bitişik nizam, sokaksız ve çatıdan girişli… Günlük hayat damlarda sürüyor. Ölüler evlerin altına, cenin pozisyonunda gömülüyor. Duvarlarda av sahneleri, leoparlar, kuşlar ve geometrik desenler… Dünyanın en eski haritası olduğu düşünülen bir duvar resmi de burada bulunmuş.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04.jpeg" alt="" width="1770" height="1276" class="alignnone size-full wp-image-232073" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04.jpeg 1770w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-300x216.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-1024x738.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-768x554.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-1536x1107.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-570x411.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-701x505.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-1067x769.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1770px) 100vw, 1770px" /></a></p>
<p>Ziyaretçi merkezindeki model evler, boğa ve keçi kafatasları, obsidyen aynalar ve kırmızı aşı boyasıyla yapılmış el izleri dönemin inanç ve estetik anlayışını gözler önüne seriyor. 2016’da ünlü aktör Morgan Freeman, “The Story of God with Morgan Freeman” adlı belgesel serisinin bir bölümünü burada çekmiş.<br />
Ahşap platform üzerinde Doğu Höyük’ü gezerken 9.000 yıl öncesinin yaşamını hayal etmek büyüleyici. Çıkışta, kazılarda çalışan genç arkeolog Numan Arslan ile sohbet etme fırsatı bulduk. Anlattıkları, taş ve toprak arasındaki insan hikâyesini daha da anlamlı kıldı.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06.jpeg" alt="" width="1809" height="1365" class="alignnone size-full wp-image-232076" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06.jpeg 1809w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-300x226.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-1024x773.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-768x580.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-1536x1159.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-570x430.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-701x529.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-1067x805.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1809px) 100vw, 1809px" /></a></p>
<p>Sonraki durağımız Selçuklu ilçesine bağlı Sille oldu. Frigyalılar’dan bu yana kesintisiz yaşamın sürdüğü bu kentsel sit alanı, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir dini merkezmiş. 1924 mübadelesine kadar Hristiyan nüfusun yoğun olduğu köyde 60’a yakın kilise bulunuyormuş. Bunların en bilineni, Hagios Khariton olarak da anılan Ak Manastır.<br />
Köyün sonunda yükselen Archangelos Michael Kilisesi, MS 327’de İmparator Konstantin’in annesi Helena tarafından yaptırılmış. İçindeki freskler etkileyici bir restorasyonla günümüze ulaşmış.</p>
<p>Akşamüstü, Konya ile kardeş şehir olan Japonya’daki Kyoto’dan esinlenerek yapılan Kyoto Japon Parkı’na uğradık. Minik gölü ve Japon mimarisiyle huzurlu bir atmosfer sunuyor.<br />
Gün, karanlık ve yol çalışmaları arasında biraz maceralı bir şekilde son buldu. Ama Anadolu’nun kalbinde, 9.000 yıl öncesinden bugüne uzanan bu yolculuk; tarihin, doğanın ve insanın birlikte yazdığı eşsiz bir hikâyeydi.<br />
Çatalhöyük kazılarında çalışan Arkeolog Numan Arslan’a teşekkürlerimle… 🌿</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Eflatunpınar Hitit Kutsal Su Anıtı..</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-eflatunpinar-hitit-kutsal-su-aniti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Mar 2026 14:31:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[Çarşı]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Konya]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[mevlana]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=232083</guid>

					<description><![CDATA[Eflatunpınar Hitit Kutsal Su Anıtı – 2024 Ertesi gün yine Konya’nın kalbine doğru yürüyoruz. Mevlana Müzesi her zamanki gibi dingin ve vakur. Avluya adım attığımız anda içimizi kaplayan o huzur, sanki yıllardır değişmeden orada bekliyor. Türbenin yeşil kubbesi gökyüzüne doğru yükselirken, insanın iç dünyasında da bir kapı aralanıyor. Müzenin hemen yanında, kaldırımın ortasında etrafı demir [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eflatunpınar Hitit Kutsal Su Anıtı – 2024</p>
<p>Ertesi gün yine Konya’nın kalbine doğru yürüyoruz. Mevlana Müzesi her zamanki gibi dingin ve vakur. Avluya adım attığımız anda içimizi kaplayan o huzur, sanki yıllardır değişmeden orada bekliyor. Türbenin yeşil kubbesi gökyüzüne doğru yükselirken, insanın iç dünyasında da bir kapı aralanıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-2.jpeg" alt="" width="1536" height="1161" class="alignnone size-full wp-image-232084" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-2.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-2-300x227.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-2-1024x774.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-2-768x581.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-2-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-2-570x431.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-2-701x530.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-2-1067x807.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Müzenin hemen yanında, kaldırımın ortasında etrafı demir parmaklıklarla çevrili tek bir mezar dikkatimi çekiyor. Şehrin hafızasından kopup gelmiş gibi yalnız, öylece duruyor. Bu mezar, Konyalı ozanların en eskilerinden ve en tanınmışlarından biri olan Âşık Şem-i’ye ait. Doğum ve ölüm tarihi kesin olarak bilinmese de mezar taşında 1783 yılı doğum yılı olarak yazılmış. Yüzyıllar öncesinden bugüne ulaşan bir ses gibi… Belki de dizeleri hâlâ Konya rüzgârında dolaşıyor.</p>
<p>Mezar, Mevlevi DergâhınınHâmûşan Kapısı’na çok yakın. Kapının üzerinde mermer üzerine işlenmiş II. Abdülhamid tuğrası görülüyor. Osmanlı estetiğinin zarafeti taşın üzerinde hâlâ capcanlı.<br />
Bu kapı Üçler Mezarlığı’na açılıyor. Mevlevilerin mezarlıklara verdiği isim ise ne kadar anlamlı: “Hâmûşân”… Farsça kökenli “hâmûş” kelimesinden türeyen bu ifade, “susanlar yurdu” anlamına geliyor. Ölümü bir yok oluş değil, bir susuş, bir içe çekiliş olarak görmek… Konya’nın ruhuna ne kadar da yakışıyor.<br />
İstiklal Harbi Şehitleri Abidesi’ne doğru yürüyoruz. Meydana yaklaştıkça anıtın heybeti daha da belirginleşiyor. 2008 yılında Selçuklu mimarisi tarzında tasarlanan bu görkemli yapı, kadim 16 Türk devletinin bayraklarının sıralandığı havuzlu yol ile ziyaretçilerini karşılıyor. Su sesinin dinginliği ile bayrakların vakur duruşu yan yana… I. Dünya Savaşı, İstiklal Harbi, Kore Savaşı ve Kıbrıs Barış Harekatı’nda şehit düşenlerin anısına yapılmış bu abide, yalnızca bir anıt değil; bir hafıza mekânı. Taşın diliyle yazılmış bir minnet duygusu gibi yükseliyor gökyüzüne.<br />
Aynı güzergâhta biraz daha yürüyerek 2017 yılında açılan Panorama Konya Müzesi’ne ulaşıyoruz. Selçuklu Taç Kapı üslubunda tasarlanmış görkemli giriş kapısından içeri adım attığımız anda zaman çizgisi geriye doğru kıvrılıyor. Müze, 13. yüzyıl Konya’sının sosyal yaşantısını anlatan etkileyici bir kurguya sahip.<br />
Ortadaki üstü açık avluda Mevlevihane ve tarihi medreselerin maketleri yer alıyor. Dünyada yaklaşık 170, Türkiye’de ise 35 kadar Mevlevihane bulunduğunu öğreniyoruz. Avluyu çevreleyen 17 kubbe, Mevlana Dergâhını temsil edecek şekilde tasarlanmış. Mekânın sembolik dili oldukça güçlü. İstanbul’daki Miniatürk’ü andıran bu bölümde dolaşırken, Selçuklu döneminin şehir dokusunu minyatür ölçekte izlemek insana farklı bir bakış kazandırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-2.jpeg" alt="" width="1498" height="1152" class="alignnone size-full wp-image-232085" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-2.jpeg 1498w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-2-300x231.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-2-1024x787.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-2-768x591.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-2-570x438.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-2-701x539.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-2-1067x821.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1498px) 100vw, 1498px" /></a></p>
<p>Müze bölümüne geçtiğimizde Selçuklu Devleti’nin kullandığı sembol ve motiflerin yer aldığı kabartmalı pano dikkat çekiyor. Çift başlı kartal figürü, geometrik desenler ve hat sanatının izleri… Duvarlardaki yağlıboya tablolar ise Mevlana’nın hayatındaki dönüm noktalarını sahne sahne anlatıyor. Her tablo bir öğreti, her sahne ayrı bir hikmet barındırıyor.<br />
Buradan bir merdivenle 360 derecelik kubbeli panorama bölümüne geçiyoruz. Işık, ses ve resim bir araya gelerek 13. yüzyıl Konya’sını adeta yeniden kuruyor. O dönemin çarşıları, medreseleri, dergâhları ve insanların gündelik hayatı tüm ayrıntılarıyla gözlerimizin önüne seriliyor. Konya’nın Selçuklu başkenti olduğu günlere kısa bir yolculuk yapıyoruz.<br />
Panorama bölümünden çıktığımızda, tarihin içinde yürümüş gibi bir his kalıyor içimizde. Konya’da her adım, ya bir medeniyetin izine ya da bir gönül insanının nefesine çıkıyor.<br />
Sırada, Konya’nın kalbi sayılan Mevlana Türbesi var. Yeşil kubbe uzaktan göründüğü anda içimde tanıdık bir sükûnet beliriyor. Avludan geçip içeri adım attığımızda, kalabalığın uğultusu yerini derin bir sessizliğe bırakıyor. Bu sessizlik, boşluk değil; anlamla dolu bir bekleyiş gibi.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-2.jpeg" alt="" width="1886" height="1408" class="alignnone size-full wp-image-232086" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-2.jpeg 1886w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-2-300x224.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-2-1024x764.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-2-768x573.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-2-1536x1147.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-2-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-2-570x426.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-2-701x523.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-2-1067x797.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1886px) 100vw, 1886px" /></a></p>
<p>Mevlana, 1207 yılında Belh’te doğmuş, 1273’te Konya’da Hakk’a yürümüş. Yüzyılları aşan etkisiyle yalnız Anadolu’nun değil, tüm insanlığın gönlüne dokunan bir bilge. Türbenin içinde, üzeri işlemeli örtülerle kaplı sandukasının önünde durduğumda, onun sözlerinin hâlâ canlı olduğunu hissediyorum.<br />
Hemen dibinde ise babası Bahaeddin Veled’in sandukası yer alıyor. Rivayete göre, Mevlana defnedileceği sırada babası, oğlunun ilmine ve manevî mertebesine duyduğu hürmetle sandukasından doğrulmuş ve o hâliyle kalmış. Bu yüzden babasının sandukası ayakta durur. Gerçekten yaşanmış mı bilinmez; ama bu anlatı bile Mevlana’ya duyulan saygının büyüklüğünü göstermeye yetiyor.<br />
İçeride yankılanan ney taksimi, loş ışıkta yükselen dua sesleri ve ziyaretçilerin yüzlerindeki derin ifade… Hepsi bir araya gelince mekân adeta zamandan kopuyor. İnsan burada ölümü farklı düşünüyor. Çünkü Mevlana için ölüm bir ayrılık değil; vuslat. Bu yüzden vefat gecesine “Şeb-i Arûs” — düğün gecesi — deniliyor. Her yıl Konya’da düzenlenen törenlerle bu kavuşma anı anılıyor; hüzünle değil, teslimiyetle.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-2.jpeg" alt="" width="1682" height="1306" class="alignnone size-full wp-image-232087" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-2.jpeg 1682w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-2-300x233.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-2-1024x795.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-2-768x596.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-2-1536x1193.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-2-570x443.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-2-701x544.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-2-1067x828.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1682px) 100vw, 1682px" /></a></p>
<p>Onun 25.618 beyitten oluşan eseri Mesnevi yüzyıllardır okunuyor, farklı dillere çevriliyor. Aşkı, sabrı, nefs ile mücadeleyi, insan olmanın inceliğini anlatıyor. Her okuyuşta başka bir kapı aralanıyor.<br />
Türbeden çıkarken avluda bir an durup gökyüzüne bakıyorum. Konya’da Mevlana’yı ziyaret etmek yalnızca tarihî bir mekân görmek değil; insanın kendi iç âlemine doğru yaptığı sessiz bir yolculuk. Burada taş da konuşuyor, sessizlik de… Ve insan, kalbinin sesini biraz daha net duyuyor.<br />
“Cömertlik ve yardım etme konusunda akarsu gibi ol.<br />
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.<br />
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.<br />
Asabiyet ve hiddet göstermede ölü gibi ol.<br />
Alçak gönüllülük ve tevazu göstermede toprak gibi ol.<br />
Hoşgörüde deniz gibi ol.<br />
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”<br />
Konya topraklarında yaşamış bu büyük âlim, Mevlana, asırlardır insanlığa yalnızca sözleriyle değil, yaşadığı hayatla da rehberlik ediyor. Onun öğütleri bir nasihat listesi değil; insanın kendini terbiye etmesi için çizilmiş bir yol haritası adeta.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-2.jpeg" alt="" width="1818" height="1323" class="alignnone size-full wp-image-232088" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-2.jpeg 1818w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-2-300x218.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-2-1024x745.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-2-768x559.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-2-1536x1118.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-2-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-2-570x415.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-2-701x510.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-2-1067x776.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1818px) 100vw, 1818px" /></a></p>
<p>Bu ziyaretin ardından, şehrin tarih kokan sokaklarında yürümeye devam ediyoruz. Aracımızı Kılıçarslan Kent Meydanı’na park ediyoruz. Meydan, adeta Selçuklunun gölgesinde nefes alıyor.<br />
Tam ortada yükselen ve Selçuklu askerlerinin kullandığı savaş miğferlerinden esinlenerek tasarlanmış anıt oldukça etkileyici. Sert metal formlar, geçmişin mücadele ruhunu simgeliyor. Etrafı camiler, müzeler ve çarşılarla çevrili meydan; Konya’nın hem tarihini hem de günlük hayatını aynı potada buluşturuyor.<br />
Meydanın hemen yakınında, Alâeddin Tepesi’nin eteklerinde yer alan Karatay Medresesi Selçuklu döneminin en zarif eserlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. 1251 yılında, Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus zamanında Emir Celâleddin Karatay tarafından yaptırılan medrese, 1955’ten bu yana Çini Eserler Müzesi olarak hizmet veriyor.<br />
Sille taşından inşa edilmiş tek katlı yapı, daha taç kapısında ziyaretçisini büyülüyor. Selçuklu taş işçiliğinin ince detayları, sabrın ve estetiğin kusursuz birleşimi gibi. Kapının üzerindeki geometrik motifler ve derin oyma süslemeler, adeta taşın dile gelmiş hâli.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07.jpeg" alt="" width="1536" height="1236" class="alignnone size-full wp-image-232089" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-300x241.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-1024x824.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-768x618.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-570x459.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-701x564.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-1067x859.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>İçeri adım attığımızda turkuaz, lacivert ve siyah çinilerin göz alıcı uyumu bizi sarıyor. Renkler yalnızca duvarları değil, ruhu da süslüyor sanki. Bahçede Konya ve çevresindeki arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan eserler sergileniyor; her biri geçmişten bugüne uzanan sessiz birer tanık.<br />
Kubbeli salonda Selçuklu dönemine ait cam tabaklar, çini parçaları, ayrıca Beyşehir Eşrefoğlu Camii’ne ait tavan göbekleri ve Osmanlı dönemine ait seramikler yer alıyor. Her eser, Anadolu’nun kültür katmanlarını bir araya getiriyor.<br />
Ama en çok kubbe… Başımı kaldırıp uzun uzun izliyorum. Işığın çiniler üzerindeki yansıması, desenlerin kusursuz simetrisi, renklerin asaletli uyumu… Bu kadar mı güzel olur? Tam bir zarafet örneği.<br />
Konya’da Selçuklu mirası sadece geçmişe ait bir hatıra değil; hâlâ yaşayan bir estetik anlayışı. Ve insan, o kubbenin altında dururken tarihin içinde küçücük ama anlamlı bir yer tuttuğunu hissediyor.<br />
Yeniden meydana çıkıp yürümeye devam ediyoruz. Halk arasında “Ak Cami” olarak bilinen Şazibey Camii mütevazı görünümüyle hemen dikkat çekiyor. Kesme taştan yapılmış bu küçük cami, Karamanoğulları döneminden günümüze ulaşmış nadide eserlerden. Ahşap minaresinin altından girilen nadir camilerden biri olması ise onu daha da özel kılıyor. Sade, gösterişten uzak ama vakur… Konya’nın ruhuna yakışır bir tevazu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-1.jpeg" alt="" width="1474" height="1109" class="alignnone size-full wp-image-232090" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-1.jpeg 1474w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-1-300x226.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-1-1024x770.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-1-768x578.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-1-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-1-570x429.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-1-701x527.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-1-1067x803.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1474px) 100vw, 1474px" /></a></p>
<p>Buradan ayrılırken zihnimizde sessizlik ve teslimiyet var. Fakat yolculuğumuz bizi çok daha eski zamanlara, binlerce yıl öncesine götürecek.<br />
Şehir merkezinden Beyşehir yönüne doğru yola koyuluyoruz. Yaklaşık iki saat sonra Anadolu’nun binlerce yıllık hafızasına açılan kapıya varıyoruz: Eflatunpınar Hitit Kutsal Su Anıtı.<br />
Birçok kez görmemize rağmen buranın atmosferi her gelişimizde bizi yeniden içine çekiyor. Eflatunpınar, Hitit İmparatorluğu’nun geç döneminde inşa edilmiş, güçlü teolojik ikonografisiyle dikkat çeken bir kült anıtı. MÖ 13. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendiriliyor ve büyük kral IV. Tuthaliya dönemine ait olduğu düşünülüyor.<br />
Diğer birçok Hitit eseri gibi doğal kaya yüzeyine oyulmamış. Aksine, birbirine uyumlu şekilde kesilmiş andezit blokların ustalıkla yerleştirilmesiyle inşa edilmiş. Bu yönüyle mühendislik başarısı da ayrı bir hayranlık uyandırıyor.<br />
Anıtın önünde, yüzyıllardır kesintisiz akan doğal su kaynağının oluşturduğu havuz var. Suyun üzerinde süzülen ördekler, kıyılardaki sazlıklar, yeşilin ve sarının tonları… Doğa ile tarihin iç içe geçtiği bir sahne. Zaman burada düz bir çizgi değil; katman katman bir birikim gibi.<br />
Dikdörtgen formda şekillendirilmiş taş blokların üzerindeki tanrı ve tanrıça kabartmaları ilk bakışta fark edilmiyor. Ancak yaklaştıkça figürler belirginleşiyor: Güneş tanrıçası, fırtına tanrısı, dağ ve su sembolleri… Hepsi suyun kutsallığını vurgulayan bir inanç sisteminin taş üzerindeki anlatımı.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08.jpeg" alt="" width="1536" height="1195" class="alignnone size-full wp-image-232091" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-300x233.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-1024x797.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-768x598.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-570x443.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-701x545.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-1067x830.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Binlerce yıl önce suyun başında yapılan ritüelleri düşünmeden edemiyorum. Aynı su hâlâ akıyor. Aynı gökyüzü taşların üzerine düşüyor. İnsan değişiyor, imparatorluklar yıkılıyor; ama su ve taş hafızasını koruyor.<br />
Eflatunpınar’da insan yalnızca bir anıtı değil, zamanın kendisini seyrediyor.<br />
2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne dâhil edilmiş. Akan suların merkezi havuz sistemi ile toplanarak gerektiği zaman tasarruflu bir şekilde kullanıldığı nadir su sistemlerinden biri olması dolayısıyla bu karar verilmiş.<br />
Yolumuzun üzerinde kısa bir mola verdiğimiz Kıreli Uysal Çorba’da duruyoruz. Aile işletmesi olan bu küçük lokantada hazırlanan ekmek arası köfteler, Anadolu mutfağının sade ama güçlü lezzetini hatırlatıyor. Sıcak ekmeğin kokusu, yolculuğun yorgunluğunu hafifçe alıyor. Bazen büyük sofralardan çok, böyle küçük ve samimi mekânlar kalpte daha uzun süre yer ediyor.<br />
Akşam karanlığı çökerken Burdur Grand Özeren Otel’e ulaşıyoruz. Yerleştikten sonra akşam yemeği için yürüyüş mesafesindeki Toros Lokantası’na gidiyoruz. Anadolu şehir lokantalarının karakteristik havası burada da var; yemekler lezzetli ama kalabalık biraz yoğun… Sanki herkes aynı sofranın etrafında buluşmuş gibi bir gürültü ve hareketlilik hakim.<br />
Ertesi sabah dönüş yoluna çıkıyoruz. İzmir’e doğru ilerlerken yol boyunca Anadolu’nun göller coğrafyası bize eşlik ediyor. Beyaz kumları ve berrak maviliğiyle büyüleyen Burdur Gölü kıyısında kısa bir mola veriyoruz. Gölün yüzeyinde sabah ışığı yumuşak bir ipek gibi dalgalanıyor. Sessizlik, suyun üzerinde adeta yavaşça yürüyen bir rüzgâr gibi.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/09.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/09.jpeg" alt="" width="1536" height="1343" class="alignnone size-full wp-image-232092" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/09.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/09-300x262.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/09-1024x895.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/09-768x672.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/09-570x498.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/09-701x613.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/09-1067x933.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Bir sonraki durağımız Lisinia Doğal Yaşam Alanı oluyor. Bu yerin hikâyesi insanı düşündürüyor. Burdur’un Yeşilova ilçesine bağlı Akçaköy’de çocukluğunu geçiren doğa gönüllüsü Öztürk Sarıca, ailesini kanser nedeniyle kaybettikten sonra 2005 yılında tamamen kendi imkânlarıyla bu doğal yaşam projesini başlatmış.<br />
Merkezde aromatik bitkiler yetiştiriliyor; lavanta, adaçayı ve benzeri doğal bitkilerin kokusu havaya karışıyor. Aynı zamanda Türkiye’nin en aktif yaban hayvanı rehabilitasyon merkezlerinden biri olarak hizmet veriyor. Girişte yükselen büyük kartal maketi, sanki gökyüzüne özgürlük mesajı taşıyor.<br />
Burada kullanılan yapı malzemelerinin çoğu doğadan geliyor. Ahşap, taş ve bitkisel dokular hâkim. Gönüllü doğa dostlarının emeğiyle ayakta duran bu merkez, insanın doğayla yeniden bağ kurabileceğini hatırlatıyor.<br />
Yolculuğun sonunda düşünce zihnimde netleşiyor: Doğa korunursa insan da korunur. Anadolu’nun tarih, kültür ve doğa arasında kurduğu sessiz denge, bu yolculuğun en değerli armağanı olarak kalıyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Bir Güzel Yolculuk-Bursa I.Bölüm</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-bir-guzel-yolculuk-bursa-i-bolum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Dec 2025 11:46:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Bursa]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gezinti]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=231519</guid>

					<description><![CDATA[Bir Güzel Yolculuk 2024 I.Bölüm Bursa Ailemiz için güzel bir başlangıcı gerçekleştirmek nedeniyle 2024 yılı Haziran,on dokuzda İzmir’den çıktığımız yolculuğumuz Zonguldak’a kadar uzanıyor. İlk durağımız Bursa. Bu güzel şehre her gelişimizde Gölyazı’ya uğramadan, Ağlayan Çınar’ın altında poz vermeden, tekne gezisi yapmadan geçmek olmuyor. Böylece güzel doğanın içinde vakit geçirdikten sonra termal cenneti Bursa’da günün keyfini [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Güzel Yolculuk 2024<br />
I.Bölüm Bursa</p>
<p>Ailemiz için güzel bir başlangıcı gerçekleştirmek nedeniyle 2024 yılı Haziran,on dokuzda İzmir’den çıktığımız yolculuğumuz Zonguldak’a kadar uzanıyor. İlk durağımız Bursa. Bu güzel şehre her gelişimizde Gölyazı’ya uğramadan, Ağlayan Çınar’ın altında poz vermeden, tekne gezisi yapmadan geçmek olmuyor. Böylece güzel doğanın içinde vakit geçirdikten sonra termal cenneti Bursa’da günün keyfini çıkarıyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/01-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/01-1.jpeg" alt="" width="2048" height="1536" class="alignnone size-full wp-image-231520" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/01-1.jpeg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/01-1-300x225.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/01-1-1024x768.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/01-1-768x576.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/01-1-1536x1152.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/01-1-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/01-1-570x428.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/01-1-701x526.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/01-1-1067x800.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /></a></p>
<p>Ertesi sabah kahvaltının ardından kendimizi şehre atıyoruz. Sultan II. Murad Külliyesinin bulunduğu Muradiye semtine vardığımızda saat 10.00’u gösteriyor.1426 yılında inşaatı tamamlanan külliyede, bir cami, medrese, hamam, imaret ile birlikte, ulu Çınar ve Selvi ağaçlarıyla kaplı çiçekler içinde huzur dolu bahçede Sultanların eşleri, oğulları, kızları, yakın akrabaları ve Osmanlı’ya hizmet eden çeşitli saray mensuplarının değişik tarihlerde yaptırılan türbeleri bulunuyor. Külliye 2014’te UNESCO Dünya Mirası olarak ilan edilmiş. Kesme taş ve tuğladan duvarları, kurşun kaplı kubbesi ile Sultanlıktan kendi isteğiyle ayrılan ilk ve son hükümdar olmasıyla bilinen Osmanlı padişahı II. Murad&#8217;ın türbesi, vasiyeti üzerine yağmur yağması için üstü açık inşa edilmiş. &#8220;Muhteşem Süleyman&#8221; olarak bilinen Osmanlı İmparatorluğunda yaklaşık 46 yıl tahtta kalan hükümdar Kanuni Sultan Süleyman&#8217;ın oğlu Şehzade Mustafa adına Sultan II. Selim tarafından 1574 yılında yaptırılan türbesi gerçekten çok güzel ve zarif bir yapı. Bahçede 15.yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına kadar tarihlenen Osmanlı Mezar Taşları sergi alanına çok düzgün bir şekilde sıralanmış.</p>
<p>Çıkışta tam karşıda Muradiye Şadırvan Çay bahçesine oturup içtiğimiz demli çay bu güzel ortamı biraz daha yaşamamıza vesile oluyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/06-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/06-2.jpeg" alt="" width="1859" height="1536" class="alignnone size-full wp-image-231521" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/06-2.jpeg 1859w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/06-2-300x248.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/06-2-1024x846.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/06-2-768x635.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/06-2-1536x1269.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/06-2-570x471.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/06-2-701x579.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/06-2-1067x882.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1859px) 100vw, 1859px" /></a></p>
<p>Külliyenin yanında restorasyondan sonra 2019 yılında açılan Muradiye Medresesi El Yazmaları Müzesi zarif kapısıyla bizi karşılıyor. Medresenin odaları ve revakı sergi alanı olarak kullanılıyor. Avlunun üzeri kapatılarak bir etkinlik alanı oluşturulmuş. Medreseye girişin tam karşısında yer alan ana eyvanda Sultan Murad Hüdavendigar türbesi sanduka örtüsü ve Bursa’da vefat eden diğer sultan isimlerinin yazılı olduğu levhalar sergileniyor. Sergi odalarında Kur’an -ı Kerim’in yazılışındaki aşamalar, Hat sanatı, minyatür örnekler ile İslam kitap sanatları anlatılıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/04.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/04.jpeg" alt="" width="1536" height="1536" class="alignnone size-full wp-image-231522" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/04.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/04-300x300.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/04-1024x1024.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/04-150x150.jpeg 150w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/04-768x768.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/04-570x570.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/04-701x701.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/04-1067x1067.jpeg 1067w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/04-30x30.jpeg 30w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Müzenin karşı sokağına doğru girince hemen solda kalan Osmanlı Evi Müzesi anlatılanlara göre vaktiyle II. Murad’ın bir köşkünün bulunduğu yermiş. Dolayısıyla İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’in doğduğu ev olduğu düşünülüyor. İki katlı ahşap evin girişinde küçük bir avlu bulunuyor. Plan ve süslemeler 17.yüzyıl özelliklerini taşıyor. Üst kattaki &#8220;baş oda&#8221; kalem işi bitki ve çiçek motifleriyle dolu harika bir bölüm. Pek zarif bir ev.<br />
Şimdi sıra güzelce karnımızı doyurmaya geldi.1867 yılından beri hizmet veren Kebapçı İskender’in küçücük lokantasının önünde sıra kuyruğuna giriyoruz. İçeride duvarlar eski fotoğraflarla dolu. Atmosfer tam bir nostalji ama ne yazık ki; kebapta o eski tadı bulmak mümkün değil. Şöyle közlenmiş patlıcanın üzerine konulan nefis tereyağı ve sos ile harmanlanmış tadına doyulmayan etlerden oluşan bir lezzet yumağından söz ediyorum.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/07-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/07-2.jpeg" alt="" width="2048" height="1536" class="alignnone size-full wp-image-231524" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/07-2.jpeg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/07-2-300x225.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/07-2-1024x768.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/07-2-768x576.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/07-2-1536x1152.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/07-2-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/07-2-570x428.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/07-2-701x526.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/07-2-1067x800.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /></a></p>
<p>Yemekten sonra Bursa&#8217;nın simgelerinden, Uludağ Milli Parkında yer alan Teleferiğe binmek için ana durak Teferrüç’e geldik. Modern bir bina ve ferah bir otopark. Bilet aldıktan sonra harika manzaralar eşliğinde 30 dakika sürecek yolculuk başladı.174 kabinden oluşan bu güzergâhta isterseniz özel kabine binebiliyorsunuz. Dağın zirvesine ulaşmak için havada süzülen teleferik kabininin camlarından şuraya bak buraya bak derken vaktin nasıl geçtiğini anlamadık. Sırasıyla Kadıyayla, Sarı alan ve en son oteller bölgesi Kurbağa Kaya istasyonlarında durduk. Her molada inerek çevreyi gezdik. Türkiye’nin en büyük kayak merkezi Uludağ’a yapılan teleferik hattının inşaatı 1958’te başlamış, Cumhuriyet’in 40.yıl kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1963’te açılmış. Teleferik aynı zamanda halatlı taşımacılık alanında 9 km uzunluğu ile Türkiye&#8217;nin en uzun teleferik hattı. Kışın bembeyaz bir örtüyle kaplanan bu güzellik Bursa’nın en fazla ziyaret alan yerlerinden biri.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/08-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/08-1.jpeg" alt="" width="1796" height="1329" class="alignnone size-full wp-image-231525" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/08-1.jpeg 1796w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/08-1-300x222.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/08-1-1024x758.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/08-1-768x568.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/08-1-1536x1137.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/08-1-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/08-1-570x422.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/08-1-701x519.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/08-1-1067x790.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1796px) 100vw, 1796px" /></a></p>
<p>Aşağıda otele varmadan 600 yıllık tarihi İnkaya Çınarında mola verdik. Muhteşem ağacın 13 ana kolu öyle bir uzanmış ki gölgesinde bir yığın kişi rahatlıkla oturup çaylarını yudumluyor. 35 m yüksekliğinde bu anıt ağaç 9,2 metrelik çevresiyle Türkiye’nin en yaşlı ağaçlarından biri adeta bir abide. Yüce Çınar sanki tek başına bir orman.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/05-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/05-2.jpeg" alt="" width="1536" height="1832" class="alignnone size-full wp-image-231526" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/05-2.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/05-2-252x300.jpeg 252w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/05-2-859x1024.jpeg 859w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/05-2-768x916.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/05-2-1288x1536.jpeg 1288w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/05-2-570x680.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/05-2-701x836.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/12/05-2-1067x1273.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Doğu Anadolu Günlükleri &#8211; Muş..</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-dogu-anadolu-gunlukleri-mus/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Sep 2023 12:26:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gezinti]]></category>
		<category><![CDATA[Muş]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[Ters lale]]></category>
		<category><![CDATA[turist. kültür]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://belgoturk.tv/?p=216268</guid>

					<description><![CDATA[Doğu Anadolu Günlükleri 2022 Ters Laleler Diyarı, Muş… Tatvan’dan çıkmak için acele etmedik. Gideceğimiz yer öyle uzak değil. Güroymak, Budaklı kaplıcalarını göreceğiz. Yarım saat, 45 dakikalık bir mesafede. Güroymak, Bitlis’in bir ilçesi. Kaplıcalara ulaşmak için anayoldan ayrılıp, son derece kötü, toz, toprak içinde bir yola giriyoruz. Manda ve ineklerin beslendikleri engin otlakların görüntüsü muhteşem. Hayvanlar [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Doğu Anadolu Günlükleri 2022<br />
Ters Laleler Diyarı, Muş…</p>
<p>Tatvan’dan çıkmak için acele etmedik. Gideceğimiz yer öyle uzak değil. Güroymak, Budaklı kaplıcalarını göreceğiz. Yarım saat, 45 dakikalık bir mesafede.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2.jpeg" alt="" width="1938" height="1447" class="alignnone size-full wp-image-216269" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2.jpeg 1938w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2-300x224.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2-1024x765.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2-768x573.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2-1536x1147.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2-570x426.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2-701x523.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2-1067x797.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1938px) 100vw, 1938px" /></a></p>
<p>Güroymak, Bitlis’in bir ilçesi. Kaplıcalara ulaşmak için anayoldan ayrılıp, son derece kötü, toz, toprak içinde bir yola giriyoruz. Manda ve ineklerin beslendikleri engin otlakların görüntüsü muhteşem. Hayvanlar o kadar besili ki; toprağın ne kadar verimli olduğunu anlamak hiç te zor değil. Güroymak Ovası, Rahva ile Muş Ovası&#8217;nın devamı.<br />
Kış aylarında bile sıcaklığı 45 dereceyi bulan kaynak sularına giren mandalar ve atların banyo seremonisi buranın adını bir hayli duyurmuş. Aşırı soğuklarda, sabahın erken saatlerinde çöken yoğun sis ile kaynayan suyun buharı birleştiğinde, yüzen hayvanları görüntülemek amacıyla fotoğrafçılar buraya akın ediyorlarmış. Aslında çok görmek isterdim ama ne yazık ki bu mevsimi yakalayamadım. Tektonik haraketlilik sonucu oluşan ovada sıcak suyun fokurdayarak çıktığı çeşitli yerler içinden büyük olanının etrafı ince bir duvarla çevrilerek havuz haline getirilmiş. Maalesef çok bakımsız bir yer. Gelenlerin şifa bulmak niyetiyle girdikleri su bol miktarda kalsiyum, potasyum ve flor içeriyor. Birçok hastalığa iyi geldiği biliniyor. </p>
<p>Arabayı park edip indiğimizde, suya girmek için gelmiş ailelerden biri ile karşılaştık. Sohbet başladı. Buralara gelmeden önce, İzmir’de Muş’a gideceğimizden bahsettiğimizde, bize hemen bazı tanıdıkların adları verilmişti. Güroymak, Muş’a çok yakın olduğu için belki tanırlar diye adlarını söyledik. Meğer onların yakın akrabalarıymışlar. Garip tesadüfler zincirine bir halka daha eklendi. Çok şaşırdık. Numaralar alındı, verildi, tekrar görüşmek üzere deyip ayrıldık. </p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/06-3.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/06-3.jpg" alt="" width="1315" height="1044" class="alignnone size-full wp-image-216270" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/06-3.jpg 1315w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/06-3-300x238.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/06-3-1024x813.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/06-3-768x610.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/06-3-570x453.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/06-3-701x557.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/06-3-1067x847.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1315px) 100vw, 1315px" /></a></p>
<p>Dönüşte Güroymak ilçesinden geçerken mahalle arasında bir yerlerde Selçuklu mezarlarının ortasında, otlar arasında bakımsız kümbeti görünce gezmek istedik. Tarihi mezar taşları yok olmaya yüz tutmuş. Son derece bakımsız durumdalar. Bilgi veren hiç bir tabela yok. Halk arasında bu kümbetin adı “Kalender Baba” olarak biliniyor ama kitabesine göre “Karanday Ağa Kümbeti” olduğunu öğrendik. Ahlat taşlarından yapılmış. Özellikle koni şeklindeki üst kısımda harika bir taş işçiliği göze çarpıyor. Ahlat Selçuklu Mezarlığındakilere benzer mezar taşları sebebiyle Kümbetin XIII. yüzyıldan kalmış olabileceği düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/05-2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/05-2.jpg" alt="" width="1372" height="1044" class="alignnone size-full wp-image-216271" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/05-2.jpg 1372w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/05-2-300x228.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/05-2-1024x779.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/05-2-768x584.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/05-2-570x434.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/05-2-701x533.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/05-2-1067x812.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1372px) 100vw, 1372px" /></a></p>
<p>Güroymak’a bağlı Günkırı Beldesinde uzun yıllardan beri, neredeyse bir asırdır, çamurdan tandır imalatı yapılıyor. Bu yapım şeklini görebilmek için beldeye giriyoruz. Güroymak’a çok yakın. Tandırlar oldukça büyük ve yurdun çeşitli yerlerine hatta yurt dışına gönderiliyor. Bir evin kapısını çalıp yapımını nerede görebiliriz deyince bizi hemen bahçelerine buyur ediyorlar. Evin Hanımı ve genç kızları tandır yapıyorlarmış. Hamur yoğuran eller toprağı yoğuruyor, ona şekil veriyor. Aile kalabalık. Güler yüzlü, evin en büyüğü olduğunu düşündüğüm Hanım daha bu sabah “Manda yoğurdu yapmıştım demek ki size nasipmiş” diyor, hemen masa kuruluyor. Çaylar ve Anadolu’da misafire sunulan bisküviler geliyor. Bahçede ağaçların gölgesinde oturuyoruz. Kışı karşılamaya hazırlanmış tezekler, etrafta dolaşıp karınlarını doyuran tavuklar, yıkanan inek, sorular soran çocuklar, gençler… Hanım bize tandırın nasıl yapıldığını gururla anlatıyor. Burada sanki zaman durmuş, hiç geçip gitmemiş. Her şey doğal ve doğa ile bütünleşmiş. Evin Beyi bahçesinden elde ettiği tütünü özenle sararak, sigara ikram ediyor. Her türlü sebze ve meyveyi ekmişler. Evin genç kızı Nevil bize telefon numarasını veriyor. Birlikte çekilen fotoğraflardan sonra yeniden çok sevdiğimiz yollara düşüyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/02-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/02-2.jpeg" alt="" width="1928" height="1503" class="alignnone size-full wp-image-216272" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/02-2.jpeg 1928w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/02-2-300x234.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/02-2-1024x798.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/02-2-768x599.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/02-2-1536x1197.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/02-2-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/02-2-570x444.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/02-2-701x546.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/02-2-1067x832.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1928px) 100vw, 1928px" /></a></p>
<p>Artık Muş ili sınırları içindeyiz. Bahar aylarında ovayı kaplayan Ters laleleriyle meşhur Muş’un Hasköy İlçesindeki kahvehanelerde, tuğlalardan yapılmış ocakların üzerine yerleştirilen kazanlar meşe odununun ateşi ile kaynıyor ve kıpkırmızı közde demlenen çay adı üstünde “Köz Çayı” meşhur mu meşhur. Alt tarafı çay ne kadar leziz olabilir ki diye sakın düşünmeyin. Yıllardan beri demlenmeye devam eden bu çay Hasköy&#8217;ün adının duyulmasına neden olmuş. Buralara kadar gelip te köz çayını tatmadan gitmeyelim diyerek, sayıları 20’yi bulan kahvehanenin yer aldığı ilçe ana meydanına varıyoruz. Halk adeta çaykolik olmuş, kişi başı günde ortalama 20-25 bardak çay tüketiliyor. Küçük yerden bitme masalar ve taburelerin bulunduğu çok kalabalık bir kahvenin dışarılara taşmış masalarından birine oturduk. Halk hemen etrafımızı çevirdi. Hoş geldiniz “deyip Bize para ödetmiyorlar, siz misafirimizsiniz diyorlar. O sırada Kahramanmaraşlı bir satıcı arabasına son derece düzenli bir şekilde yerleştirdiği, yerel ürünlerini satıyor. Sumak ve daha birkaç baharat alıp sohbet ediyoruz. Bölgeyi dolaşıp ürünlerini satıyormuş. O sırada arabanın plakasını gagalayan bir tavuk dikkatimizi çekiyor. Plakanın üzerine yapışan sinekleri yiyormuş.</p>
<p>Muş’a saat 15.00 civarında giriyoruz. Çok geniş bulvarlı bir caddeden geçerek, otelimize ulaşıyoruz. “Mir Saray otel&#8221;. Güler yüzlü bir karşılama. Yerleştikten sonra aşağıya inip, bize otelde yer ayırtan Selam Bey’le buluşuyoruz. İzmir’deki akrabalarından haberler getirdik. Ona kaplıcalardaki karşılaşmadan bahsedince çok şaşırdı. Dünya küçük dedik. Yemek yiyebileceğimiz bir yer var mı? diye sorunca birlikte cadde boyunca yürüdük. Önerisi doğrultusunda, otelden fazla uzak olmayan Ekin Ocak başında, leziz kebaplar yedik. Hep söylediğim gibi Doğu Anadolu’da etin lezzeti bir başka. Biraz sokaklarda dolaştık. Gündüz kaplıcalarda tanıştığımız Mehmet Salih, bizi akşam yemeğine götürdü. Cumhuriyet Caddesinde Elit Restoran, iki katlı, yemekler harika.  Sonra da Muş’un gözbebeği, halkın vakit geçirmek için çoluk çocuk akın ettiği Murat Köprüsü parkına geldik. Ertesi gün, gündüz görmeyi planladığımız yeri şimdi gece ışıklar içinde görüyoruz. Şehirden 12km uzakta, Muş-Varto karayolu üzerinde. XIII. yüzyılda inşa edilen tarihi köprü 143m uzunluğunda, 5m genişliğinde ve 12 gözlü. Yapılış tarihi tam olarak bilinmiyor. </p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2.jpeg" alt="" width="1938" height="1447" class="alignnone size-full wp-image-216269" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2.jpeg 1938w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2-300x224.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2-1024x765.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2-768x573.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2-1536x1147.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2-570x426.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2-701x523.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/01-2-1067x797.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1938px) 100vw, 1938px" /></a></p>
<p>Murat nehri tüm ihtişamı ile gürül gürül akıyor. Köprünün ayakları ışıklandırılmış, bir de buna Dolunay eklenince manzaranın tadına doyum olmuyor. Etrafta yürüyüş yolları, parklar, küçük kafeler, restoranlar, süslü faytonlar. Köprünün üzerinde gidip geliyor, şurada da bir fotoğraf çekelim burada da diye ikide bir duruyoruz. Hayran olduk. Sonunda bir kafeye oturup köz üzerinde demlikle gelen çayı içerek, kabak ve Ayçiçek çekirdeği çıtlatıyoruz. Ne keyif. Gece yarısı oldu. Ayrılmak zor geliyor.</p>
<p>Ertesi sabah Muş şehir merkezini görmek istiyoruz. İlk durağımız Kale Mahallesinde XVII. yüzyılda inşa edilen Hacı Şeref Camii. Camiye daha sonradan bazı ilaveler yapılmış. Selçuklu mimarisinin kullanıldığı caminin içi son derece sade. Bakımlı değil. Kare şeklindeki caminin bahçe duvarına bitişik iki tarihi kabir bulunuyor. “Başları Kesik Şehit Kardeşler” etrafı demir kafes ile çevrilmiş. Rivayete göre bu kişiler savaşırken kesilen başlarını koltuklarının altlarına alarak kahramanlıklarına devam etmişler sonra da bugünkü mezarlarının bulunduğu yere gelerek şehit olmuşlar.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/04.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/04.jpg" alt="" width="1440" height="1211" class="alignnone size-full wp-image-216273" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/04.jpg 1440w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/04-300x252.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/04-1024x861.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/04-768x646.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/04-570x479.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/04-701x590.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/04-1067x897.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /></a></p>
<p>Minaresi çok güzel. Onun biraz ilerisinde Alâeddin Bey Camii bulunuyor. XVIII yüzyıl başlarında şehrin valisi Alâeddin Bey tarafından iki renkli kesme taş kullanılarak yaptırılmış. Biraz daha yürüyünce Ulu Camiye varıyorsunuz. Avlusunda yatan Şeyh Muhammed-i Mağribi tarafından yaptırılan Ulu Caminin, mimari özelliklerine dayanarak XIV. yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı saptanmış. Caminin dışarı kısmında taburelere oturmuş çay içerek namaz vaktini bekleyen Muşlular bizi görünce hemen buyur ediyorlar. Çoğu İzmir’e gelip, çalışmış. Buradan yukarıya Muş’un tepelerine doğru tırmanıyoruz.  Harap ama bir o kadar da değişik Muş evlerinin bulunduğu en eski yerleşim yeri olan mahallelerden geçerek Kale Parkına varıyoruz. Şehre hâkim bir noktada bulunan park yeşillikler içinde. Ulu ağaçlarla dolu parkta bir“Muş Kültür Evi” yapılmış.  Bulanık ilçesindeki tarihi bir yapıdan esinlenerek inşa edilen ev Muş kültürünü, gelenek ve göreneklerini sergiliyor. Bizi karşılayan Muş Belediyesinde görevli Mustafa Tuncer, şehri anlatıyor. İçeride üzeri halı kaplı divanlarda oturuyoruz. Muş Belediyesi tarafından hazırlanmış çok güzel bir video gösteriyor. Bayıldık. Muhteşem olmuş. Ancak bu kadar güzel bir tanıtım yapılabilir. Memleketimizin her yeri ayrı bir değer. Biraz daha yukarıya tırmanınca Kale restorana ulaşıyoruz. Şehrin en eski yerleşim yeri olan Muş kalesi artık yok. Tarih boyunca süren birçok istila ve savaşlar sonucunda ne yazık ki kaleden eser kalmamış. </p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/07-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/07-1.jpg" alt="" width="1313" height="1050" class="alignnone size-full wp-image-216274" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/07-1.jpg 1313w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/07-1-300x240.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/07-1-1024x819.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/07-1-768x614.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/07-1-570x456.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/07-1-701x561.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/07-1-1067x853.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1313px) 100vw, 1313px" /></a></p>
<p>Şehri tepeden seyrediyoruz. Şehr-i Sefa &amp;Cafe Restoranın genç işletmecisi Burak, son derece güler yüzlü ve samimi. Burası bir aile işletmesi. İçerde kendi topladığı yöreye ait antika malzemeleri sergiliyor. Çok güzel.<br />
Yeniden şehir merkezindeki çarşıya iniyoruz. 1307’de Miralay Seyfi Bey tarafından yaptırılan Yıldızlı Han’ı ziyaret etmek istiyoruz ama kilitli. Biz de fotoğraf çekmekle yetiniyoruz. Bina iki katlı, alt kat kesme taştan üst kat ise Selçuklu mimarisine uygun kerpiçten yapılmış. Hanın birinci katı dükkânlar için üstü ise otel olarak kullanılmış. İçinde toplam 52 dükkân bulunuyormuş. Çevredeki kişiler şimdiye kadar harap olan hanın, yakınlarda Belediye tarafından onarıldığını söylüyorlar. </p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/08-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/08-1.jpg" alt="" width="1440" height="1550" class="alignnone size-full wp-image-216275" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/08-1.jpg 1440w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/08-1-279x300.jpg 279w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/08-1-951x1024.jpg 951w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/08-1-768x827.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/08-1-1427x1536.jpg 1427w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/08-1-570x614.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/08-1-701x755.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/09/08-1-1067x1149.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /></a></p>
<p>Buraları bir zamanlar Türkler ile Ermenilerin birlikte yaşadıkları mahalleler. Ermenilere ait tarihi Meryem Ana Kilisesini görmek istedik. Kilisenin bir öyküsü var.  Kamuya ait olan kilise binasının bulunduğu yer seneler önce açık arttırmayla birine satılmış. Şimdi tekrar kamulaştırmak isteniyormuş ama sahipleri bunu kabul etmiyorlarmış. Ara sokaklardan ulaşmak istedik fakat bir noktadan sonra yürümemiz gerekti. Rastladığımız kişiler gitmemize değer olmadığını, binanın nerdeyse tamamen yıkıldığını söyleyince vazgeçip geri döndük.</p>
<p>Tarihi Murat Köprüsünü bir de gündüz gözüyle görelim istedik. Gündüzü ayrı, gecesi ayrı güzel. Akşam yemeğini çok methedilen Eywan Cağ Kebap’ta yedik. İnanılmaz tatlar. Söylenildiği kadar varmış.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak &#8211; Uçsuz bucaksız Anadolu – 3.Bölüm</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-ucsuz-bucaksiz-anadolu-3-bolum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 May 2023 10:17:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[kale]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Sivas]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://belgoturk.tv/?p=216053</guid>

					<description><![CDATA[Uçsuz bucaksız Anadolu – 3.Bölüm Gölge Kapılar, Sivas Sabah açık büfe kahvaltı pek hoşumuza gitti. Otelin alttaki giriş katından, caddeye bakan zemin kata çıkınca, otelden bağımsız olan restoranda otel müşterileri indirimli olarak yemek yiyebiliyor. Biraz karmaşık bir yapı. Temiz bir otel. Ayrıca güler yüzlü çalışanlar etrafınızda sizi rahat ettirebilmek için koşuşturuyorlar. Otel merkeze çok yakın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uçsuz bucaksız Anadolu – 3.Bölüm </p>
<p>Gölge Kapılar, Sivas<br />
Sabah açık büfe kahvaltı pek hoşumuza gitti. Otelin alttaki giriş katından, caddeye bakan zemin kata çıkınca, otelden bağımsız olan restoranda otel müşterileri indirimli olarak yemek yiyebiliyor. Biraz karmaşık bir yapı. Temiz bir otel. Ayrıca güler yüzlü çalışanlar etrafınızda sizi rahat ettirebilmek için koşuşturuyorlar. Otel merkeze çok yakın olduğu için tarihi eserleri yürüyerek gezebileceğiz. Yozgat’ta kalırken, yemek sırasında biriyle sohbet etmiştik. Sivaslıymış. Biz de oraya gidiyoruz deyince şehir hakkında bilgi verdi. Bu seyahatimizde en çok görmek istediğimiz eser; Sivas’ın Divriği ilçesindeki Ulu Camii. UNESCO Dünya mirasları listesinde yerini almış. Konuştuğumuz Bey kendisinin de oraya gittiğini ama ne yazık ki yenileme çalışmaları nedeniyle kimsenin içeriye alınmadığını söyledi. Büyük bir hayal kırıklığı. Ama ben seyahat şansıma çok inandığım için ne yapar eder bu yapıtı görürüm diye düşündüm.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/05.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/05.jpg" alt="" width="2436" height="2068" class="alignnone size-full wp-image-216054" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/05.jpg 2436w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/05-300x255.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/05-1024x869.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/05-768x652.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/05-1536x1304.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/05-2048x1739.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/05-570x484.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/05-701x595.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/05-1067x906.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2436px) 100vw, 2436px" /></a></p>
<p>Kahvaltıdan hemen sonra şehri dolaşmak üzere yürüyüşümüze başladık. Ana caddeye bakan Hükümet Konağı 1884 yılında yapılmış. Önceleri iki katlı olan binaya daha sonra üçüncü bir kat daha eklenmiş. Kapıda duran yetkililere derdimizi anlatıyoruz. Onlar da bizi Turizm Müdürlüğüne yönlendiriyorlar. Yolda gördüğümüz, Vali Reşit Akif Paşa tarafından 1908 yılında yaptırılan Jandarma Binası halen aynı amaçla kullanılıyormuş.<br />
1930’lu yılların jandarma giysisini binanın ön cephesinde bir camekânın içinde sergileniyor. Yapı iki caddenin arasında.Biraz ilerleyince Atatürk ve Kongre Müzesi karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Sivas valisi Memduh Bey tarafından yaptırılan bina 1892 yılında tamamlanmış. Tarihimizin önemli sayfalarından Sivas Kongresi, 4-11 Eylül 1919’da bu binada gerçekleşmiş. Yapı Milli mücadelenin yönetildiği bir karargâha dönüşmüş.1981 yılına kadar lise olarak hizmet veren bina 1990 tarihinde Atatürk Kongre ve Etnografya Müzesi olmuş. Daha önce de söz ettiğim gibi anneannem ve dedem ilk öğretmenlik görevlerine o zamanlar lise olan bu okulda başlamışlar.Benim için tarifi imkânsız duygularla içinde geziyorum. Çok güzel bir yapı. Özellikle tavanlar ahşap ince işlemeli, inanılmaz zarif.</p>
<p>Kongre yemekhanesi, koridorlar, binanın orta kısmında küçük mermer havuzlu avlu, duvarda Atatürk’ün Sivas Halkı için söylediği sözler: “Sivas şehrine girerken,caddenin iki tarafı büyük bir kalabalıkla dolmuş,askeri birlikler tören düzenini almış bulunuyordu… Bu manzara Sivas’ın askerlerimizin bana ne kadar bağlı ve sevgi dolu olduğunu gösteren canlı bir tanık idi” yazısı, kısacası tarihimizi soluyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/03.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/03.jpg" alt="" width="2442" height="1960" class="alignnone size-full wp-image-216055" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/03.jpg 2442w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/03-300x241.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/03-1024x822.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/03-768x616.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/03-1536x1233.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/03-2048x1644.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/03-570x457.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/03-701x563.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/03-1067x856.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2442px) 100vw, 2442px" /></a></p>
<p>Mondros Mütarekesi ve Anadolu’muzun çeşitli devletler tarafından paylaşılmasını gösteren harita, Kuvayı Milliye Hareketinin planı, Büyük Komutan Ata’nın kaldığı, demir bir karyolası, pirinçten lambaları ve bazı toplantılar için birkaç sandalyesi, yatak üzerinde Sivaslı bir genç kızın çeyiz sandığından çıkardığı örtüsü ile şatafattan uzak bir oda. Büyük önder, Sivas’ta toplam 108 gün kalmış. Hindistan gezim sırasında Mahatma Gandhi’nin kaldığı odayı görmüştüm. Orada da aynı sadeliğe şahit oldum. Büyük Devlet liderleri için tek önemli şey halkın mutluluğu. Bu nedenle oda beni fazlasıyla etkiledi.<br />
Bizim filmlerde izlediğimiz Kongrenin yapıldığı salon. Bu salon, aslına uygun bir restorasyon görmemiş. Yeni yapmak adına günümüzün toplantı salonlarına benzetilmiş. Gözlerim o günün sıralarını aradı.Hoşuma giden ise çok sayıda ziyaretçinin gezmesi. Özellikle aileler çocuklarını getirmişler. Anlaşılan vatanın nasıl kurulduğu hakkında bilgi sahibi olmalarını istiyorlar.</p>
<p>Müzeyi gezdikten sonra ana cadde boyunca yürüyoruz. Çok yakında bir Turizm Bürosu görünce Sivas Şehri hakkında bilgi almak için içeriye giriyoruz. Bir delikanlı güler yüzle bizi karşılıyor. Üniversite öğrencisiymiş ek olarak burada çalışıyormuş. Çeşitli broşürler alıyoruz. Biraz ileride Turizm Müdürlüğü olduğunu söylüyor. Divriği hakkında konuşuyoruz. O da ancak oradan izin alabileceğimizi söyleyince, caddenin karşı tarafına geçip ara bir sokakta bulunan Müdürlüğe gidiyoruz. Görevliler bizimle fazlasıyla ilgileniyor.Ama ne yazık ki bu izin mümkün olmuyormuş.Hatta yakın bir zamanda Japon bir ekip Ulu Camii fotoğraflamak istemiş ama izin alamamış. Ben bütün olumsuz yanıtlara rağmen umudumu yitirmedim.Zira dediğim gibi inanılmaz bir seyahat şansım var. Tekrar meydana doğru yöneldik.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/01.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/01.jpg" alt="" width="1934" height="1511" class="alignnone size-full wp-image-216056" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/01.jpg 1934w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/01-300x234.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/01-1024x800.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/01-768x600.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/01-1536x1200.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/01-220x173.jpg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/01-570x445.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/01-701x548.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/01-1067x834.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1934px) 100vw, 1934px" /></a></p>
<p>Çifte Minareli Medrese 1271 yılında yapılmış. İlk yapıldığında iki katlıymış. Medrese epeyce yıkılmış. Yapının günümüze kadar gelen Taç kapısı ve kapının yanlarında yükselen iki minaresi Sivas’ın sembollerinden biri.Ayrıca bu Taç Kapının Anadolu’nun en yüksek taç kapısı olduğu söyleniyor. Minareler tuğla ve çini süslemeli. Ayrıca taş dantel gibi geometrik şekillerle işlenmiş. Ulu bir kapı.<br />
Tam karşısında İzzettin  Keykavus Şifahanesi bulunuyor. Selçuklu Sultanı I.İzzettin Keykâvus tarafından 1217’de yaptırılmış. Girişte hediyelik eşyalar, özellikle ünlü Sivas bıçaklarının satıldığı dükkânlar bulunuyor. El yapımı bu bıçaklar gerçekten güzel. Almadan edemiyor insan.<br />
Ama bıçağı aldığınızda satıcı bir uyarısını yapıyor . “Aman bulaşık makinesine atmayın!” Bıçağın bu durumda tüm özelliğini kaybedeceğini söylüyorlar. </p>
<p>Biraz ilerleyince büyük bir avlu, ortada bir havuz, etrafında masalar bulunan güzel bir kafe görüyoruz. Çok hoş. Halk, çoluk çocuk genç yaşlı burada oturup sohbet ediyor. Avluya bakan yerlerden birinde, 1220’de ölen,Malatya Meliki Hükümdar I.İzzeddin Keykavus’un türbesi bulunuyor. Türbedeki çini ve tuğla süslemelerle muhteşem bir görüntü oluşturan giriş kapısının üzerindeki Arapça bir kitabenin anlamı şöyle: “Biz köşklerin  genişliğinden kabirlerin darlığına çıkarıldık. Ah! Malım beni kurtaramadı, saltanatım yok oldu. Mülk ve şevketin sona ermesiyle göç H.617 / M.1220 yılı şevvalinin dördünde gerçekleşti.”</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/02.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/02.jpg" alt="" width="2448" height="1906" class="alignnone size-full wp-image-216057" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/02.jpg 2448w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/02-300x234.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/02-1024x797.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/02-768x598.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/02-1536x1196.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/02-2048x1595.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/02-570x444.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/02-701x546.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/02-1067x831.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2448px) 100vw, 2448px" /></a></p>
<p>Şifaiye Medresesi Anadolu Selçuklu Şifahanelerinin en büyüğü olarak inşa edilmiş. Revaklarla çevrili 30 odaya sahip. Şimdilerde bu odalar hediyelik eşya satan dükkânlara dönüşmüş. Yapının ilk yapım amacı hastane olsa da daha sonra 1768’de Osmanlılar tarafından verilen bir ferman ile medreseye dönüşmüş. I.Dünya Savaşında askeri ambar olarak kullanılmış. En son olarak Vakıflar Müdürlüğünün restorasyon çalışmalarıyla bina halen halkın hizmetinde. Şekli değişse de…<br />
Biz de buranın keyfini sürüyor ve kahvemizi içiyoruz. Ufak bir ayrıntı ilgimi çekiyor.Kahvenin yanında verilen çikolata kâğıdının üzerinde çift başlı kartal simgesi. Anadolu Selçuklularının yaşadığı yerlerde bu simgeye sıklıkla rastlanıyor. Ama bu simge Dünyada birçok yerde kullanılmakta. Sırrı bilinmiyor. Herhalde gücü temsil ediyor diyorum.</p>
<p>Şehrin Kent Meydanına doğru yeniden yürüdüğümüzde “Buruciye Medresesi” karşımıza çıkıyor. Medrese 1271 yılında Anadolu Selçuklu sultanlarından III. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında yaptırılmış.Medresede fizik,kimya,astronomi öğrenimi yapılıyormuş. Şimdi Sivas Müftülüğü tarafından kullanılıyor. Çok güzel bir taç kapısı var. Ama taşlar artık kararmış. İyi bir yenilemeye ihtiyaç var besbelli.<br />
Hatırı sayılır tarihi eserlerin bulunduğu meydan trafiğe kapalı olduğu için halkın nefes aldığı bir alan haline gelmiş. Koşuşturan çocuklar, merdivenlere ya da banklara oturan insanlar, farkında olmadan geçmişe tanıklık ediyorlar. Merkezdeki Çimen Kebap’a girip meşhur Sivas döneri yiyoruz.Pek leziz.Başka yerlerin kebabına benzemiyor.<br />
Sırada Anadolu’nun en eski camilerinden biri olan Ulu Camii var.1196-1197 yılları arasında II. Kılıç Arslan’ın oğlu Kutbeddin Melik Şah’ın emriyle mimar Kul Ahi tarafından yapılmış. Kesme taştan inşa edilen caminin ilk yapımında çatı düz olarak planlanmış. 1995 yılında yeni bir onarım görerek saçla kaplı bir çatıya çevrilmiş. Minaresi ise değişik bir özellik gösteriyor.Eğik minarenin yüzyıllardır hareket ettiği söylentileri dolaşıyor. Pisa Kulesi misali bir eğiklik oluşmuş.Bu konuyu çözebilmek için incelemeler yapılıyormuş.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/07-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/07-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1895" class="alignnone size-full wp-image-216058" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/07-scaled.jpg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/07-300x222.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/07-1024x758.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/07-768x568.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/07-1536x1137.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/07-2048x1516.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/07-119x89.jpg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/07-570x422.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/07-701x519.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/07-1067x790.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Biz camii gezerken biri yanımıza yaklaşıp, kendini tanıtıyor. Camiinin imamıymış. Bize yapı hakkında bilgi veriyor. Sivas’ın Hanlarından söz ediyor. Özellikle bunları gezmemizi öneriyor. Birlikte yürüyoruz. Tarif ettiği Taşhan’a varıyoruz.  19.Yüzyılın başında azınlık tüccarları tarafından yaptırılmış kesme taştan güzel bir yapı. İki katlı ve ortadaki açık avluda bir havuz var. İki aslan başından su akıyor. Hele girişteki Taşmahal Kafe o kadar güzel ki; Hemen oturuyoruz. Sahipleri çok güler yüzlü. Bizimle sohbet ediyorlar. Sivas ve Taşhan hakkında bilgi veriyorlar.<br />
Keyifli bir molanın ardından Gök Medrese ’ye doğru yöneliyoruz. Anadolu Selçuklu Sultanı III. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde yaptırılmış. (1271) Evliya Çelebi Seyahatnamesinde bu medreseyi överek “Eşi benzeri yoktur” diye olağanüstü mimarisinden bahsetmekteymiş.İki katlı ve 80 odalı. Çok uzun yıllardır restorasyon çalışması devam eden yapıyı tam görebilmek için yeniden gelmeli Sivas’a diye düşünüyorum.</p>
<p>Taksi ile otele döndük ve hemen karşı sokaktaki Madımak Otelini görmeye gittik. 2 Temmuz1993 yılında Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında bu otelde kalan 33 yazar, ozan, düşünür çıkartılan kundaklama sonucu hayatlarını kaybettiler. Olayları televizyondan izlemiştik. Çoküzücüydü. Şimdi otel Bilim ve Kültür Merkezine dönüştürülmüş. Müdür bizi karşıladı ve çeşitli açıklamalar yaptı.Okullardan gelen öğrencilere burada eğitim veriliyormuş.<br />
Henüz karanlık çökmemişken şehre 26 km uzaklıkta Zara’yı görmek üzere yola çıkıyoruz. Zara gelişmiş bir yer değil. Yol üzerinde Tödürge Gölü muhteşem manzarasıyla insanı büyülüyor. Vahşi ve çok renkli bir doğa. Göl bünyesinde ondan fazla balık türü barındırıyor. Ayrıcaçevrede birçok kuş türü yaşıyor. Suyu kireçli ve tuzluymuş.Etrafında dinlenme yerleri ve restoranlar bulunuyor. Biz de buradaki restoranlardan birine oturduk.Hafif tepede ve çok rüzgârlı.Eskiden üniversiteye ait olan tesis şimdi bir aile tarafından işletiliyor.Mola Restoran. Sahibinin tuttuğu taze balıklar enfes.<br />
Karanlık bastırdı. Şifaiye Medresesinde bir çay içip otele dönüyor, erkenden uyuyoruz zira yarın Divriği’ye gideceğiz. 12 Temmuzda orada olmayı planlamıştık ve öyle de oldu. Şimdilik rotada bir değişiklik gözükmüyor.<br />
Sabah yeni yerler görmek heyecanıyla yollara düştük yeniden. Tüm Dünyada ünlü bir cins olan Kangal köpeklerinin bulunduğu Kangal ilçesi ilk durağımız. Meydandaki Kangal köpeği heykeline şaşırmadık doğal olarak.Ayrıca merkezde bulunan Atatürk heykeli ilgimi çekti. Küçük sevimli bir yer.Esas hedefimiz buraya 13km uzaklıktaki Kangal Kaplıcalarına gitmek.<br />
Halkın “Doktor balıklar “dediği balıkların bulunduğu kaplıcalar. Kaynağın başta sedef hastalığı olmak üzere birçok hastalığa iyi geldiği söyleniyor. 37 derece sıcaklıkta yaşayan ve akan suda bulunan balıklar ölü derileri yiyerek cildin su ile temasını sağlıyorlar.1917 yılına kadar buraları sazlıkmış ve mesire yeri olarak kullanılıyormuş.Seksenli yıllardan beri Ünsallar A.Ş tarafından işletilmeye başlanmış ve halen devam ediyor. Suya ayaklarımızı sokuyoruz. Kendimizi hiç bu kadar rahat hissetmemiştik. Sanki ayaklarımız yok oldu. Kuşlar gibi hafifledik. Güzel bir otel  ve yeşillikler içinde bir kafe.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/06.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/06.jpg" alt="" width="2259" height="1452" class="alignnone size-full wp-image-216059" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/06.jpg 2259w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/06-300x193.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/06-1024x658.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/06-768x494.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/06-1536x987.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/06-2048x1316.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/06-86x54.jpg 86w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/06-570x366.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/06-701x451.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/06-1067x686.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2259px) 100vw, 2259px" /></a></p>
<p>Otelin girişinde birçok güzellik ürünü satılıyor. Vaktimiz bol olabilseydi çok daha fazla kalabilirdik. Tesis modern değil ama beklediğimizden çok daha iyi. Havuzlara girmedik. Oldukça kalabalık. Suyun içine sandalyeler koymuşlar. Oturup ayağınızı soktuğunuzda balıklar hemen etrafını sarıyor. Asya ülkelerinde cam havuzların içinde bulunanlar kadar küçük değiller. Tuhaf bir his. İnsan bir süre sonra alışıyor.<br />
Artık Divriği bizi bekler. Geçtiğimiz yollarda doğa o kadar güzel hava o kadar temiz ki… Özlemişiz bu temizliği. Sarının tonları mavinin tonlarıyla birleşmiş. Rakım 1950. Yükseklerdeyiz.“ Karasar” Geçidi’nden geçiyoruz. Görmeye alışık olmadığımız yeryüzü şekilleri. Sivas Divriği arası çok yakın değil.174km.’yi göze almak gerek.<br />
Divriği’nin tarihi Roma devrine kadar dayanıyor. Yöre Hititlerden beri yerleşim yeri olmuş. IX. yüzyılda Bizans hâkimiyetine geçen bu topraklara Türklerin yerleşmesi ise Malazgirt Zaferinden sonra gerçekleşmiş.1516 yılında tamamen Osmanlı hâkimiyeti başlamış. Kalesi erken zamanlara dayanıyor. Halk önceleri bu kalenin içine yerleşmiş. 1228 yılında Divriği Ulu Camiinin yapımı ile halk kale dışında oturmaya başlamış. Ulu Camii Anadolu Selçuklu Döneminde Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah, Darüşşifa ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmış. Eser 1985 yılında UNESCO Dünya Mirasları listesindeki yerini almış.</p>
<p>Divriği’ye girdikten sonra eski şehre doğru tırmanıyoruz. Vakit öğle oldu. Karnımızı doyurmak için Divriği Konak adlı restorana giriyoruz. Sahibi güler yüzlü bizimle hemen sohbete başlıyor. Kızı İzmir’de okumuş. Öğretmen olmuş. Otel sorunca bizi bir tanıdığının oteline yönlendiriyor. Ulu Camii ziyaretinden sonra gideceğiz. Nefis bir ayran eşliğinde kebap yiyoruz. Anadolu’nun etleri bir başka leziz. Son yıllarda buralara eskisi gibi çok sayıda turistin gelmediğinden söz ediyor. Sonra da “Belki Ulu Caminin restorasyonu biterse gelirler” diyor. Ne kadar üzücü. Hâlbuki burası o kadar güzel bir yer ki…<br />
Artık beklediğimiz an geldi Divriği Ulu Cami’yi görebilme çabası başlıyor. Camii tepede. Atina’nın Akropolü misali. Etrafı metal levhalarla çevrili. Kapı da kapalı. Bizim gibi bu eseri görmeye gelen bir İngiliz çift ve yöreden bir aile ümitsizce bekleşiyoruz. Belki kapı açılır diye. Daha önce de söz ettiğim gibi ben umudumu hiç yitirmedim. Ve beklenen an geliyor. Kapıyı aralayan bir  mimar, çok kısa bir süre de olsa onun eşliğinde gezmemize izin veriyor. İnanamıyorum. Bu kadar mı güzel bu kadar mı görkemli olur. Eserin kapılarının zarafetini anlatmak için kelimeler yetersiz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/08.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/08.jpg" alt="" width="2443" height="2241" class="alignnone size-full wp-image-216060" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/08.jpg 2443w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/08-300x275.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/08-1024x939.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/08-768x704.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/08-1536x1409.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/08-2048x1879.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/08-570x523.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/08-701x643.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/08-1067x979.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2443px) 100vw, 2443px" /></a></p>
<p>Cennet Kapısı içlerinde en şatafatlı olanı. Üzerindeki tüm motifler cenneti temsil ediyor.Temmuz, Ağustos aylarında sabah 7’de kapının üzerinde namaz kılan bir kadın gölgesi beliriyor Kapıların tek bir adı yok. Zamanla takılan birçok adları var. Tekstil Kapı ’da ince taş işlemeciliği mükemmel. Bir kilim ya da seccadeyi anımsatıyor ve dantel örnekleriyle yapılmış. Anadolu’da yaygın olan çift başlı kartal figürü kullanılmış. Kapıların diğer bir özelliği de üzerlerindeki figürlerin çoğunun tekrarının olmaması. Her bir figür bir başka şeyi temsil ediyor.<br />
Şah Kapısı en sade olanı ve klasik Selçuklu motifleriyle süslenmiş. Darüşşifanın Taç Kapısı yıldız ve hilaller ile işlenmiş. Dini ne olursa olsun burası bir hastane olduğu için herkes tedavi edilir denmek istenmiş. Ne yazık ki içeriyi gezemedik. Restorasyon yapıldığı için tehlikeliymiş. Aslında bu çalışma gerçekten gerekiyormuş. Eser zaman içinde çok yıpranmış. Anlatılanlara göre yapıtın çevresine bir yürüme bandı konacakmış. Böylece onu korumayı planlıyorlarmış. Eserin en orijinal yanı güneş ışınlarının kapıların üzerine gelerek gölge oluşturması ve bu gölgelerin insan siluetlerine benzemesi. Yenilenme çalışmaları bittikten sonra  burayı bir kez daha ziyaret etmeyi planlayarak ayrıldık. Güzelliği karşısında büyülendiğimiz yapının bizde bıraktığı huzur ile tekrar eski evlerin bulunduğu merkeze döndük. Bir kafe dikkatimizi çekti. İçeri de buyur edince pek hoşumuza gitti. Kaman’ın Yeri. Yöresel eşyalar, duvarlarda fotoğraflar, kilimler, çok keyifli bir yer. Sahibi Divriğili Kaman Bey içten ve aydın bir kişi. Demli bir çay eşliğinde sohbet başlıyor. O sırada Divriği’nin yaşlılarından biri kahveye geliyor. Divriğili Araştırmacı-Yazar  Ruhan Özaygün. Cami konusunda tanıtıcı bir kitap yazmış. Ama çok az bastırabildiği için elinde kalmamış. Buna üzüldüm. Ondan dinlediklerimize bakılırsa hemen alabilirdik. Bizim meraklı sorularımız karşısında başlıyor anlatmaya.</p>
<p>XVII. yüzyılda yaşamış olan Türk ve Dünya tarihinin büyük gezgini Evliya Çelebi, Osmanlı toprakları dolaşarak yazdığı gezi yazılarını topladığı Seyahatname adlı eserinin 3.cildinde bu bölgeyi anlatıyormuş. Eser için “Bu camiyi anlatmaya diller kısır, kalemler kırık kalır”diyormuş. Orta Asya ve Dünyanın her yerinden gelen bilim adamları Divriği kalesine yerleşerek 300 hanede yerleşmişler. Yani  karı koca olarak düşünürsek nüfus 600’müş.. Hepsi sanat ve bilimle uğraşıyormuş. O zamanlar sanat babadan oğula geçermiş ve babanın oğluna “Usta “diyebilmesi için kendinden daha ileri bir düzeye gelmesi gerekirmiş. Böylece sanat nesilden nesile aktarılıyormuş. Bilim insanları Kuran’da adı geçen 27 ilim ile uğraşırlarmış. Bu camii yapan Ahmed Şah ve hanımı da bilim insanlarıymış. Burayı yapabilmek için 2 yıl hazırlık yapmışlar. Bu süre içinde her gün güneşin doğuşundan batışına kadar olan zamanı incelemişler. Güneşin batışında kapılarda oluşan insan siluetleri tam bir hesap işiymiş.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/04.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/04.jpg" alt="" width="2116" height="1683" class="alignnone size-full wp-image-216062" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/04.jpg 2116w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/04-300x239.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/04-1024x814.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/04-768x611.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/04-1536x1222.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/04-2048x1629.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/04-570x453.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/04-701x558.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/04-1067x849.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2116px) 100vw, 2116px" /></a></p>
<p>1226 yılında başlayan çalışmalar meyvesini vermiş ve  1228 yılında temel atılmış. Eserin hazırlıkla birlikte  tamamlanması tam 15 yıl sürmüş. Melek Hanım ruh ve sinir hastanesini eşi ise cami kısmını yapmış. Böylece eser aynı zamanda bir karı-kocanın birlikte yaptığı yapıt olma özelliğini de taşıyor.Bize bunları anlatan Ruhan Hoca güneşin doğuşuyla hesaplanan deneyi bir yıl boyunca kendi bahçesinde yaparak gölgeleri takip etmiş. Onların ne kadar iyi bir gözlemci olduklarına bizzat şahit olmuş. Konuşmasına şöyle devam ediyor; “Kâinatı yaratan Allah’tır ve o bütün mahlûkatı insanların hizmetine sunmuştur. Tüm canlıların içinde en zalim olan insandır. Bu nedenle doğru yolu gösterebilmek için Allah kitapları yollamıştır. Onun için bir insanın diğerinden farkı yoktur. İnancı ne olursa olsun. İşte bu eser yapılırken buradan hareketle üç temel öge işlenmiştir ;”İnsan, kâinat ve Kuran”. “Yapımda tamamen matematiksel hesaplar kullanılmış. Örneğin Kuran’daki ayet sayısı Pi sayısına bölündüğünde Cami ve Darüşşifanın alanı çıkıyormuş. Çok beğendiğim noktalardan biri de caminin mimarının adının içerdeki ana kemerin altında küçücük yazılması. Mimar eserin yıkılması durumunda bu kemerin de yıkılacağı o zaman isminin bir anlamı olmadığını anlatmak istemiş.</p>
<p>Divriği’nin bu güzel eserini gezdikten sonra ilçeyi tepeden görebilmek, muhteşem manzarayı izleyebilmek için araba ile oldukça kötü bir yoldan yukarıya tırmanıyoruz. Güneş artık elini ayağını çekmekte. Yol dikkat gerektiriyor. Neyse ki fazla uzun değil. Aynı Ulu Camii gibi burada bulunan kale restorasyon çalışmaları olduğu için kapalı. Ama dışarıdan gördüğüm kadarıyla bu eserde de yenileme çalışmaları pek düzgün yapılamamış. Kale sanki bugün inşa edilmiş gibi. Umarım Ulu Cami de bu şekilde restore edilmez. Sıra camiden gözüken kaleleri görmekte.<br />
Kayalar üzerine inşa edilmiş, derin bir vadinin iki yamacında yükselen iki kale.Aşağıda Çaltı suyu akmakta. Ne yazık ki çevre atılmış boş şişeler ve çöpler ile dolu.Bu kalelerle ilgili güzel bir efsane anlatılıyor. Türk Beyliği Mengücekoğulları döneminde, 1230 yılında kalenin Egemeni Gazi Ahmet Şah’ın oğlu Ertuğrul  bir gün geyik avlanırken karşı yakaya geçmiş ve oradaki Ermeni kalesinin Kralının kızı Belkıs ile karşılaşmış. Ona âşık olmuş. Evlenmek istemiş. Hemen Krala elçiler göndermiş. Kral bu birliktelikten ancak gurur duyabileceğini söylemiş. Ama bir şartının olduğunu bildirmiş. Şah’ın oğlu iki kale arasına gerilen bir halattan geçmeliymiş. Ertuğrul bu isteği hemen kabul etmiş ama ne yazık ki tam halattan karşı tarafa geçmek üzereyken Kral emir vermiş.&#8221;Kes Doğan!&#8221;.Hemen halat kesilmiş ve Kralın oğlu aşağıdaki vadiye düşmüş.Onun düştüğünü gören Belkıs da arkasından aşağıya atlamış.O gün bugündür kalenin adı &#8220;Kesdoğan &#8221; olarak kalmış.Nedense tüm efsanelerde sevenler bir türlü kavuşamıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/09-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/09-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1790" class="alignnone size-full wp-image-216061" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/09-scaled.jpg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/09-300x210.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/09-1024x716.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/09-768x537.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/09-1536x1074.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/09-2048x1432.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/09-570x398.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/09-80x55.jpg 80w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/09-701x490.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2023/05/09-1067x746.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Artık otele dönme vakti ama önce yemek yemeli diye düşünüyoruz. Burada geç saatte yemek bulmak zor. Sorup soruşturunca tek bir yerin açık olduğunu öğreniyoruz. SofraKafeRestoran. Burayı genç bir bayan işletiyor. Yemekler leziz. Servis mükemmel. Her gittiğimiz yerden ufak tefek hatıralık eşyalar almayı sevdiğimizden bayana bu konuda bize yardımcı olup olamayacağını sorunca hemen dükkân sahibi bir arkadaşına telefon ediyor. İşte tam o sırada elektrikler kesiliyor. Halk buna alışmış. Çok sık olur diyorlar. Hemen lambalar yakılıyor. Sohbet devam ediyor. Bizim iş yarına kalıyor. Sabah erkenden gideceğimiz dükkânın adını alıyoruz.<br />
Ertesi sabah dükkânın önüne geliyoruz ama açık değil. Sahibine telefon ediyoruz. “Şimdi geliyorum&#8221; dedikten bir yarım saat sonra geliyor. Ufak bir dükkân ama çok fazla hediyelik eşya var. Divriği&#8217;den çıkıp Erzincan&#8217;a doğru yol almaya başlıyoruz</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
