<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>heykel &#8211; Belgot&uuml;rk Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://belgoturk.tv/tag/heykel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://belgoturk.tv</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Jun 2026 12:50:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Arnavutluk &#8211; Himare &#8211; Zdravo Albanija (Shqipëria) &#8211; III. Bölüm</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-arnavutluk-himare-zdravo-albanija-shqiperia-iii-bolum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 12:50:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[anıt]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutluk]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[Himare]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[tuizm]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=234840</guid>

					<description><![CDATA[Arnavutluk III. Bölüm Himare’ye doğru&#8230; Zdravo Albanija (Shqipëria) Eylül’ün 17’si, Tiran’dan Arnavutluk Rivierası’nda Himarë’ye doğru yola çıkmak için hazırlanıyoruz. Sabah otelimizde yaptığımız güzel bir kahvaltının ardından Tiran–Dıraç yoluna koyuluyoruz. Şehirden biraz uzaklaştığımızda, yolun sol tarafında modernleşen ülkenin yeni yüzünü ve yükselen ihtişam anlayışını yansıtan, adeta bir sarayı andıran devasa yapı dikkatimizi çekiyor. Altın rengi kubbesi, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arnavutluk III. Bölüm<br />
Himare’ye doğru&#8230;<br />
Zdravo Albanija (Shqipëria)</p>
<p>Eylül’ün 17’si, Tiran’dan Arnavutluk Rivierası’nda Himarë’ye doğru yola çıkmak için hazırlanıyoruz. Sabah otelimizde yaptığımız güzel bir kahvaltının ardından Tiran–Dıraç yoluna koyuluyoruz. Şehirden biraz uzaklaştığımızda, yolun sol tarafında modernleşen ülkenin yeni yüzünü ve yükselen ihtişam anlayışını yansıtan, adeta bir sarayı andıran devasa yapı dikkatimizi çekiyor. Altın rengi kubbesi, mermer sütunları ve keskin mimari hatlarıyla göz kamaştıran bu görkemli bina, Amadeus Palace Hotel &amp; Casino. Otel ve eğlence kompleksi olarak tasarlanan yapı, Arnavutluk’un son yıllarda geçirdiği hızlı değişimin ve artan ekonomik canlılığın sembollerinden biri gibi duruyor. Yolculuğun daha en başında karşımıza çıkan bu gösterişli manzara, ülkenin geçmiş ile modernlik arasında kurmaya çalıştığı yeni dengeyi de hissettiriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01.jpeg"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01.jpeg" alt="" width="1536" height="1091" class="alignnone size-full wp-image-234841" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-300x213.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1024x727.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-768x546.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-570x405.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-701x498.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1067x758.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Saat 11’e doğru Durrës’e (Osmanlı dönemindeki adıyla Dıraç) varıyoruz. Adriyatik kıyısında yer alan bu şehir, Arnavutluk’un en eski ve en önemli liman kentlerinden biri. Şehre girer girmez, sahil boyunca uzanan palmiye ağaçlarıyla çevrili caddede arabayı park edecek bir yer arıyoruz ama ne mümkün! Bunun üzerine, asıl geliş nedenlerimizden biri olan Durrës Amfitiyatrosu’nu görmek üzere dar sokaklara dalıyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09.jpeg"><img decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09.jpeg" alt="" width="1536" height="1513" class="alignnone size-full wp-image-234842" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-300x296.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1024x1009.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-768x757.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-570x561.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-701x691.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1067x1051.jpeg 1067w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-30x30.jpeg 30w" sizes="(max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>MS 2. yüzyılın başlarında, büyük olasılıkla Roma İmparatoru Trajan döneminde inşa edilen bu etkileyici yapı, yaklaşık 15.000–20.000 kişilik kapasitesiyle Balkanlar’ın en büyük Roma amfitiyatrolarından biri kabul ediliyor. Eliptik formda tasarlanan bu dev arena, bir zamanlar gladyatör dövüşlerine ve çeşitli gösterilere ev sahipliği yapmış. Günümüzde ise tamamen modern şehir dokusunun içinde kalmış durumda. Çevresini saran evlerin ve dar sokakların arasından birdenbire karşımıza çıkan bu antik yapı, sanki geçmişten bugüne açılan gizli bir kapı gibi. Günlük hayatın akışıyla Roma döneminin görkemi burada iç içe geçmiş; taşların arasında dolaşırken tarihin sessiz ama güçlü varlığını derinden hissediyorsunuz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1.jpeg"><img decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1197" class="alignnone size-full wp-image-234843" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-300x234.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-1024x798.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-768x599.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-570x444.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-701x546.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-1067x832.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan bu etkileyici yapı, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşıyarak günümüze ulaşmış. Roma İmparatorluğu döneminde görkemli bir gösteri alanı olarak inşa edilen amfitiyatro, bir zamanlar binlerce insanın gladyatör dövüşlerini ve çeşitli gösterileri izlemek için toplandığı canlı bir mekânmış. Zamanla işlevi değişmiş; Roma sonrası dönemlerde yerleşime açılmış, özellikle Osmanlı döneminde çevresine ve içine yapılan evlerle gündelik yaşamın bir parçası hâline gelmiş.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1.jpeg" alt="" width="1592" height="1267" class="alignnone size-full wp-image-234844" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1.jpeg 1592w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-300x239.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-1024x815.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-768x611.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-1536x1222.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-570x454.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-701x558.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-1067x849.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1592px) 100vw, 1592px" /></a></p>
<p>Yapının içinde yer alan, 5. ve 6. yüzyıllara tarihlenen mozaik zeminli küçük şapel ise buranın bir dönem ibadet yeri olarak da kullanıldığını gösteriyor. Tonozlu koridorlar, sıralı oturma basamakları, karmaşık yeraltı geçitleri ve hâlâ seçilebilen fresk izleri, bu yapının farklı çağlardan taşıdığı katmanları gözler önüne seriyor. Her taşında başka bir dönemin hikâyesini saklayan bu amfitiyatro, yalnızca Roma döneminin ihtişamını değil, yüzyıllar boyunca değişen yaşam biçimlerini de sessizce anlatıyor. Geçmişle bugün arasında kurulmuş bu güçlü bağ, ziyaretçilerini tarihin derinliklerinde kısa ama unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1.jpeg" alt="" width="1604" height="1314" class="alignnone size-full wp-image-234845" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1.jpeg 1604w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-300x246.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-1024x839.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-768x629.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-1536x1258.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-570x467.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-701x574.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-1067x874.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1604px) 100vw, 1604px" /></a></p>
<p>Yaklaşık bir saatlik yolculuğun ardından Fier’e ulaşıyoruz. Pojan Köyü yakınlarında, Vjosa Nehri’ne uzanan verimli ovaya hâkim antik İlirya topraklarında kurulmuş, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Apollonia Antik Kenti’ne gitmek için taşlı ve topraklı yollardan geçiyor, zeytin ağaçlarıyla kaplı hafif tepelik bir araziye doğru ilerliyoruz. Yol boyunca doğanın dinginliği ve çevrenin yalın güzelliği, yaklaşmakta olduğumuz tarihî atmosferin ilk işaretlerini veriyor. Aracı park ettikten sonra kısa bir yürüyüşle giriş kapısına ulaşıyoruz. Sessizlik içinde yükselen antik taşlar, daha ilk anda insanı yüzyıllar öncesine götürüyor.<br />
Burası öylesine sakin, öylesine huzurlu bir yer ki insan adeta zamanın durduğunu hissediyor. Çevredeki sessizlik, zeytin ağaçlarının dinginliği ve antik taşların taşıdığı tarih, buraya bambaşka bir atmosfer katıyor. İnsan bu huzurlu ortamdan ayrılmak istemiyor. Girişte yer alan ve bugün müze olarak kullanılan tarihi Aziz Meryem Manastırı’nı gezmeyi sona bırakıyoruz. Önce, bu kadim kentin taş döşeli yollarında dolaşıp geçmişin izlerini adım adım keşfetmek istiyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1.jpeg" alt="" width="2560" height="2131" class="alignnone size-full wp-image-234846" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1.jpeg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-300x250.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-1024x852.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-768x639.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-1536x1279.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-2048x1705.jpeg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-570x474.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-701x584.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-1067x888.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Kentin bulunduğu alana varmadan önce, hafif yokuşu tırmanan yol üzerinde, zeytin ağaçlarının gölgesine kurulmuş, tahtadan yapılmış küçük ve şirin bir kafeterya-restoranda mola veriyoruz. Karnımızı doyurmak için oturduğumuz bu keyifli mekânda, Arnavutluk’ta yediğimiz en lezzetli yemeklerden birini tadıyoruz. Aile işletmesi olan bu restoranda yemeklerin anne tarafından hazırlanıyor olması, ortama ayrı bir sıcaklık ve samimiyet katıyor; sanki bir yol molasından çok, evde ağırlandığımız bir sofra hissi veriyor.<br />
Yemeğin ardından bu muhteşem antik kenti keşfetmek üzere yeniden hafif bir tırmanışa geçiyoruz. Bu sırada aşağıda uzanan engin ovanın manzarası, kelimelerle tarif edilemeyecek kadar büyüleyici bir güzellik sunuyor. Sessiz ve yalnız kent, adeta ziyaretçisini içine çeken bir atmosfere sahip. Bir zamanlar burada hüküm süren canlı ve görkemli yaşam, taşların arasında dolaşırken gözümüzde yeniden canlanıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1.jpeg" alt="" width="1580" height="1340" class="alignnone size-full wp-image-234847" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1.jpeg 1580w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-300x254.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-1024x868.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-768x651.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-1536x1303.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-570x483.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-701x595.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-1067x905.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1580px) 100vw, 1580px" /></a></p>
<p>MÖ 6. yüzyılın sonlarına doğru Korfu ve Korint’ten gelen Yunan kolonistler tarafından kurulan şehir, güneş ve sanat tanrısı Apollon’a ithafen Apollonia adını almış. Yaklaşık 2500 yıllık geçmişe sahip Apollonia Antik Kenti, Adriyatik Denizi’ne ve Mallakastra tepelerine uzanan verimli Musacchia (Myzeqe) Ovası’na hâkim, iki tepe arasında yer alan hafif yüksek bir plato üzerinde konumlanmış.<br />
Adriyatik’e doğru geniş bir manzaraya açılan bu stratejik konumu sayesinde şehir, antik dönemde hem ticari hem de askeri açıdan büyük bir önem kazanmış. Verimli ovanın kenarında yer alması da Apollonia’ya güçlü bir ekonomik avantaj sağlamış.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10.jpeg" alt="" width="1797" height="1451" class="alignnone size-full wp-image-234848" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10.jpeg 1797w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-300x242.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1024x827.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-768x620.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1536x1240.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-570x460.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-701x566.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1067x862.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1797px) 100vw, 1797px" /></a></p>
<p>Apollonia’nın ünü, antik dünyanın en önemli merkezlerinden biri haline gelmesiyle birlikte Roma dünyasının önde gelen isimlerini de kendine çekmiş; seçkin Romalı hatip ve filozof Cicero da bu kenti ziyaret edenler arasında yer almış.<br />
Kentte Bouleuterion (halk meclisi binası), en görkemli yapılarından biri olarak öne çıkarken; iki stoa (revaklı yürüyüş yolları), bir Yunan tiyatrosu, perilere adanmış anıtsal bir Nymphaeum, ayrıca odeon, kütüphane, zafer takı, Diana Tapınağı ve Prytaneion (idari merkez) gibi birçok kamusal ve dini yapı da yer almakta.<br />
Yerleşim alanında yürütülen arkeolojik kazılarda ise Helenistik ve Roma dönemlerine ait, iyi korunmuş mozaiklerle süslenmiş çok sayıda yapı ortaya çıkarılmış.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15.jpeg" alt="" width="1672" height="1434" class="alignnone size-full wp-image-234849" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15.jpeg 1672w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-300x257.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-1024x878.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-768x659.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-1536x1317.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-570x489.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-701x601.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-1067x915.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1672px) 100vw, 1672px" /></a></p>
<p>Kenti dolaşmak üzere biraz ilerlediğimizde, toprak üzerinde karşılaştığımız garip dairesel beton yapılar dikkatimi çekiyor. Bunların, 1960’lı yıllardan itibaren Enver Hoca dönemindeki komünist rejim sırasında inşa edilen askeri sığınaklar olduğunu öğreniyorum. Ülkenin olası dış tehditlere karşı tamamen savunma odaklı bir anlayışla yapılandırıldığı bu dönemde, askerî ve stratejik önemi olan pek çok noktada bu küçük beton koruganlar inşa edilmiş. Her biri birkaç kişinin sığınabileceği şekilde tasarlanan bu yapılar, yalnızca Apollonia çevresinde değil, Arnavutluk’un dört bir yanında yoğun biçimde görülüyor; ülke genelinde sayılarının yüz binleri bulduğu ifade ediliyor.<br />
Daha ilerledikçe bu sıra dışı yapılardan pek çoğuyla karşılaşıyorum. Betonarme siperleri andıran bağlantı izleri ve küçük giriş açıklıklarıyla bu sığınaklar, dönemin korku ve savunma refleksini bugün bile açıkça hissettiriyor. Büyük olanlardan biri ise günümüzde yerel bir çiftçi tarafından hayvan barınağı olarak kullanılıyor. Antik kent kalıntılarıyla yan yana duran bu yapılar, Apollonia’nın tarihine yalnızca antik değil, yakın dönemden de farklı ve çarpıcı bir katman ekliyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11.jpeg" alt="" width="1536" height="1423" class="alignnone size-full wp-image-234850" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-300x278.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1024x949.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-768x712.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-186x173.jpeg 186w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-570x528.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-701x649.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1067x989.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Çıkışta XIV. yüzyıldan kalma manastır kompleksine giriyoruz. Azize Meryem (Shën Meri) Manastırı, kökeni Bizans dönemine uzanan ve XI–XIV. yüzyıllar arasında şekillenen önemli bir dini merkez. Zaman içinde farklı dönemlerde yapılan eklemeler ve onarımlarla bugünkü hâlini almış. Apollonia Antik Kenti’nin yalnızca antik çağda değil, Bizans ve Orta Çağ boyunca da yaşamaya devam ettiğini gösteren en önemli yapılardan biri olarak öne çıkıyor.<br />
Kompleks; ana kilise, şapel, çan kulesi ve keşişlerin günlük yaşamlarını sürdürdükleri iki katlı yaşam alanlarından oluşuyor. Manastır, bir dönem bölgenin ruhani merkezi olarak hizmet vermiş.<br />
Günümüzde ise kompleksin bir bölümü Apollonia Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmakta. Antik kentten çıkarılan heykeller, yazıtlar, mimari parçalar ve mozaikler burada sergilenerek ziyaretçilere bölgenin binlerce yıllık tarihini bir arada görme imkânı sunuyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12.jpeg" alt="" width="1639" height="1314" class="alignnone size-full wp-image-234851" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12.jpeg 1639w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-300x241.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-1024x821.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-768x616.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-1536x1231.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-570x457.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-701x562.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-1067x855.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1639px) 100vw, 1639px" /></a></p>
<p>Oldukça etkileniyoruz. Gerçekten görülmeye değer, katman katman tarih barındıran bir yer.<br />
Akşam karanlığı çöktüğünde lacivert deniz, kızıl gökyüzü ve Himarë’nin parlayan ışıkları adeta bir tabloyu andırıyor. Gün yavaş yavaş şehrin üzerinden çekilirken derin bir sessizlik hâkim oluyor; deniz koyu lacivert bir örtüye dönüşürken, ufukta kalan son kızıllık gökyüzünü yumuşak tonlarla boyuyor. Kıyı boyunca tek tek yanan ışıklar, kasabayı karanlığın içinde sıcak bir parıltıyla görünür kılıyor. Dalgaların kıyıya ritmik vuruşu ise bu dinginliğe eşlik ediyor.<br />
Otelimizi buluyoruz ancak girişini bir türlü çözemediğimiz için yan taraftaki Plazhi i Sirenës Restoran’a park edip deniz kenarında keyifli bir akşam yemeği yiyoruz. “Arabayı yarın alırız” diyerek yandaki Castle Hotel’e giriyoruz. Elektrikler kesik olduğu için odayı pek fark edemeden, günün yorgunluğuyla adeta bayılır gibi uykuya dalıyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13.jpeg" alt="" width="1536" height="1360" class="alignnone size-full wp-image-234853" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-300x266.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1024x907.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-768x680.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-570x505.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-701x621.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1067x945.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Ertesi sabah balkona çıktığımda karşıma çıkan manzara nefes kesiciydi. Göz alabildiğine uzanan deniz, sabah ışığının etkisiyle mavi ve turkuaz tonlarına bürünmüş, neredeyse cam gibi durgun bir yüzey oluşturuyordu. Ufuk çizgisi denizle gökyüzünü silik bir çizgide birleştirirken, ortalığı saran derin sessizlik insanın içine işliyordu.<br />
Potami Plajı, bu erken saatlerde tüm sakinliğiyle adeta uyanmamış bir dünya gibiydi. Koyun kıvrımlı yapısı, suyun dinginliğini daha da belirgin kılıyor; kıyıya vuran hafif dalga sesleri ise bu huzurun tek eşlikçisi oluyordu. Sabah ışığı kayaların ve sahilin üzerinde yumuşak gölgeler oluştururken, tüm manzara sessiz ama güçlü bir güzelliğe bürünüyordu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19.jpeg" alt="" width="1630" height="1330" class="alignnone size-full wp-image-234854" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19.jpeg 1630w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-300x245.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-1024x836.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-768x627.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-1536x1253.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-570x465.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-701x572.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-1067x871.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1630px) 100vw, 1630px" /></a></p>
<p>Otelin ana binadan ayrı verandasına geçip denizi seyrederek keyifli bir kahvaltı yapıyoruz. Kahvaltının en hoşumuza giden lezzeti ise minik pişiler oluyor. Ardından Himarë’yi keşfetmek ve denize girmek için sahile iniyoruz. Sahil boyunca uzanan plajlarda şemsiye ve şezlong kullanımı için küçük bir ücret ödeniyor. Bu sabahı tamamen dinlenmeye ayırıyor; sıcak havada, masmavi denizin tadını çıkarıyoruz.<br />
Öğle yemeğimizi otele yakın Grill Rondo adlı Yunan restoranında yiyoruz. Arnavutluk gezilerimiz sırasında fark ettiğimiz üzere, özellikle kıyı bölgelerinde Yunan mutfağına ait restoranlara sıkça rastlamak mümkün.<br />
Yemeğin ardından, Arnavutluk Rivierası’nın başlangıcında yer alan etkileyici Llogara Millî Parkı ve Geçidi’ne doğru yola çıkıyoruz. Avlonya (Vlorë) il sınırları içinde bulunan bu doğal alan, 1966 yılında millî park ilan edilmiş. Dağların denizle buluştuğu noktada yer alan Llogara Geçidi ve çevresindeki ormanlık alanları kapsayan park, geniş bir dağ ve doğa ekosistemine ev sahipliği yapıyor. Yoğun çam ormanları, sarp yamaçlar ve zaman zaman açılan deniz manzaralarıyla Llogara, Rivieranın girişinde adeta doğal bir sınır kapısı gibi karşımıza çıkıyor.<br />
Deniz seviyesinden yaklaşık 2000 metreye kadar yükselen bu bölge, siyah çam, Boşnak çamı, Bulgar köknarı ve dişbudak ağaçlarıyla kaplı zengin ormanlara ev sahipliği yapıyor. Zikzaklı dağ yolunu tırmanırken artan oksijen ve temiz hava, insana adeta baş döndürücü bir ferahlık hissi veriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18.jpeg" alt="" width="1805" height="1444" class="alignnone size-full wp-image-234855" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18.jpeg 1805w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-300x240.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-1024x819.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-768x614.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-1536x1229.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-570x456.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-701x561.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-1067x854.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1805px) 100vw, 1805px" /></a></p>
<p>Yüksek noktalardan Adriyatik Denizi’ne uzanan panoramik manzaralar, etkileyici doğa dokusu ve serin havasıyla Llogara, gerçekten eşsiz bir deneyim sunuyor. Özellikle güneşin batışını izlemek, bu manzaranın en büyüleyici anlarından biri olarak insana derin bir huzur veriyor.<br />
Akşam yemeğimizi Himarë’nin başka bir koyunda, sahil kıyısında yer alan Jester’s Taverna ’da yiyoruz. Artık gün tamamen çekilmiş, akşam karanlığı kıyıyı yavaş yavaş içine almış durumda.<br />
Koyun üzerine çöken geceyle birlikte deniz koyu bir laciverte dönüşüyor; sadece kıyıya vuran dalgaların sesi duyuluyor. Sahil boyunca uzanan yeni binaların ve otellerin ışıkları teker teker yanarken, bölge modern ama sakin bir gece atmosferine bürünüyor. Loş sokak aydınlatmaları ve restoranlardan süzülen sıcak ışıklar, karanlığın içinde yumuşak bir kontrast oluşturuyor.<br />
Deniz kenarında otururken, günün kalabalığı yerini dingin bir akşam sessizliğine bırakıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17.jpeg" alt="" width="1790" height="1432" class="alignnone size-full wp-image-234856" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17.jpeg 1790w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-300x240.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-1024x819.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-768x614.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-1536x1229.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-570x456.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-701x561.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-1067x854.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1790px) 100vw, 1790px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Arnavutluk &#8211; ZdravoAlbanija (Shqipëria) &#8211; Bölüm II</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-arnavutluk-zdravoalbanija-shqiperia-bolum-ii/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 12:23:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[anıt]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutluk]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gezinti]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[katadral]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kütüphane]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[Tiran]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=234830</guid>

					<description><![CDATA[Arnavutluk ZdravoAlbanija (Shqipëria) Bölüm II Arnavutluk Ekonomik Kalkınma, Ticaret ve İşletme Bakanlığı’nın önünden geçerken binanın cephesindeki tek bir kelime dikkatimi çekiyor: “Shqipëria.” İlk bakışta tanıdık gelmeyen bu sözcük, ister istemez merak uyandırıyor. Bir süre sonra bunun Arnavutça olduğunu öğreniyoruz. Shqipëria, Arnavutların kendi dillerinde ülkelerine verdikleri ad; yani bizim Arnavutluk dediğimiz yerin gerçek adı. Sözcüğün kökeniyle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arnavutluk<br />
ZdravoAlbanija (Shqipëria)<br />
Bölüm II</p>
<p>Arnavutluk Ekonomik Kalkınma, Ticaret ve İşletme Bakanlığı’nın önünden geçerken binanın cephesindeki tek bir kelime dikkatimi çekiyor: “Shqipëria.” İlk bakışta tanıdık gelmeyen bu sözcük, ister istemez merak uyandırıyor. Bir süre sonra bunun Arnavutça olduğunu öğreniyoruz. Shqipëria, Arnavutların kendi dillerinde ülkelerine verdikleri ad; yani bizim Arnavutluk dediğimiz yerin gerçek adı. Sözcüğün kökeniyle ilgili farklı yorumlar olsa da en yaygın kabul gören anlamı “Kartallar Ülkesi”. Bu nedenle Arnavutluk, çoğu zaman “kartalların ülkesi” olarak da anılıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07.jpeg" alt="" width="1299" height="1068" class="alignnone size-full wp-image-234831" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07.jpeg 1299w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-300x247.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1024x842.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-768x631.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-570x469.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-701x576.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1067x877.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1299px) 100vw, 1299px" /></a></p>
<p>Bir ülkenin kendine verdiği adın, dışarıdan bildiğimiz isminden farklı olması her zaman ilgimi çekmiştir. Burada da öyle oluyor; bir binanın cephesindeki tek bir kelime, bizi o ülkenin diline, tarihine ve kimliğine dair küçük ama anlamlı bir keşfe çıkarıyor.<br />
SouFujimoto adlı Japon mimarın imzasını taşıyan, bulutu anımsatan özgün tasarımıyla dikkat çeken Reja’nın önünden geçiyoruz. Tiran’ın modern simgelerinden biri haline gelen bu ilginç yapı, yalnızca mimarisiyle değil, şehrin kültürel yaşamına kattığı dinamizmle de öne çıkıyor. İnce metal örgülerden oluşan hafif yapısı, gerçekten de gökyüzünde süzülen bir bulutu andırıyor. Konserlerden sergilere, açık hava sinemalarından çeşitli sanat etkinliklerine kadar pek çok organizasyona ev sahipliği yapan Reja, şehrin geçmiş ile çağdaş yüzü arasında zarif bir köprü kuruyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03.jpeg" alt="" width="1712" height="1246" class="alignnone size-full wp-image-234832" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03.jpeg 1712w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-300x218.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1024x745.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-768x559.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1536x1118.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-570x415.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-701x510.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1067x777.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1712px) 100vw, 1712px" /></a></p>
<p>İtalyan mimar MarioCucinella’nın tasarladığı MET Tirana konut kulesi, uzaktan bakıldığında sanki yarım bırakılmış izlenimi uyandırıyor. Katmanlı ve oyulmuş cephesiyle dikkat çeken bu sıra dışı yapı, Tiran’ın hızla değişen modern yüzünü simgeliyor. Hemen yakınında yükselen TID Kulesi de şehrin dönüşen siluetinin dikkat çekici parçalarından biri.<br />
Bu modern yapıların arasından geçerek, uzun yıllar Arnavutluk’un köklü ailelerinden Toptani ailesiyle özdeşleşmiş olan Tiran Kalesi’ne doğru ilerliyoruz. Çevrede neredeyse her şey bu ailenin adını taşıyor: kalenin tam karşısında Toptani Alışveriş Merkezi yükselirken, yürüdüğümüz cadde de Murat Toptani Caddesi adını taşıyor. Tiran’da geçmiş ile bugün burada, yalnızca birkaç adımlık mesafede iç içe geçiyor; bir yanda şehrin tarihine tanıklık eden eski kale duvarları, diğer yanda modern yaşamın ritmini yansıtan yeni yapılar.<br />
Kökeni çok eski dönemlere uzanan Tiran Kalesi, bugün bildiğimiz anlamda bir kale görünümünden oldukça uzak. Alanın tarihsel temelleri eski yerleşimlere dayansa da, bugünkü yapısal izlerin büyük bölümü Osmanlı döneminde şekillenmiş, zaman içinde dönüşerek günümüze ulaşmıştır.</p>
<p>Günümüzde ise burası, sur kalıntılarının çevrelediği bir tarih alanından çok, kafeleri, restoranları ve küçük dükkânlarıyla yaşayan bir şehir dokusu haline gelmiş durumda. Giriş bölümünde ziyaretçileri karşılayan ahşap figürler ve dekoratif unsurlar, bu modern kullanımın bir parçası olarak dikkat çekiyor. Duvar önüne yerleştirilmiş süslemeli, tekerlekli oturma düzeni ise büyük olasılıkla ziyaretçilerin fotoğraf çekimi için tasarlanmış.<br />
Geçmişin izleriyle bugünün şehir yaşamı burada iç içe geçmiş durumda.<br />
İçeri adım attığımız anda barlar, restoranlar, hediyelik eşya ve el sanatları dükkânlarıyla çevrili hareketli bir atmosfer karşılıyor bizi. Sıcağın etkisiyle kısa bir mola verme ihtiyacı hissediyor, serinlemek ve bir şeyler atıştırmak için Filari Restoran’a oturuyoruz. Ne yazık ki burada çok sıcak ve konuksever bir tavırla karşılaştığımız söylenemez. Yine de Tepelene suyunu denemek, bu kısa molayı bizim için ilginç kılan küçük ama akılda kalıcı bir ayrıntı oluyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02.jpeg" alt="" width="2560" height="2242" class="alignnone size-full wp-image-234833" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02.jpeg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-300x263.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1024x897.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-768x673.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1536x1345.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2048x1794.jpeg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-570x499.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-701x614.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1067x934.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Tepelenë bölgesinden gelen bu su, masadaki sıradan bir detayı bile yolculuğun hatırasına dönüşen küçük ama keyifli bir deneyime çeviriyor.<br />
Molamızın ardından Saint Paul Katedrali’ne doğru yürümeye başlıyoruz. Tiran’da 2000’li yılların başında tamamlanarak ibadete açılan bu modern katedral, çağdaş mimarisiyle dikkat çekiyor. Şehrin en önemli Katolik yapılarından biri olan katedral, hem mimarisi hem de sembolik detaylarıyla öne çıkıyor. İç mekânda yer alan vitray ve sanatsal süslemelerde Papa John Paul ile RahibeTeresa gibi önemli figürlere göndermeler bulunuyor.<br />
Katedralin bahçesinde yer alan Rahibe Teresa heykeli ise ziyaretçileri sessiz bir saygı ve huzur atmosferine davet ediyor.<br />
Doğum adı AgnesGonxhaBojaxhiu olan RahibeTeresa (1910–1997), Arnavut kökenli bir Katolik azizesi olmanın ötesinde, insanlığın vicdanında derin izler bırakmış bir figür. Hayatını yoksullara, hastalara ve kimsesizlere adayan Rahibe Teresa, kurucusu olduğu Hayırseverlik Misyonerleri aracılığıyla dünyanın dört bir yanında sosyal hizmet faaliyetleri yürütmüş.</p>
<p>1979 yılında Nobel Barış Ödülü almış, 2016 yılında ise Papa Francis tarafından azize ilan edilmiş.<br />
Arnavutluk için taşıdığı anlam yalnızca tarihsel değil, aynı zamanda güçlü bir duygusal ve simgesel değere de sahip. Bu nedenle adı ülkede pek çok caddeye, meydana ve kuruma verilmiş durumda. Tiran Uluslararası NënëTereza da bu kolektif hafızanın en görünür örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.<br />
Caddenin karşısına geçip Lana Nehri üzerindeki yaya köprüsünden yürümeye başlıyoruz. Lana kıyısındaki ağaçların arasından ilerlerken uzakta, renkli ve geometrik formuyla dikkat çeken bir yapı beliriyor: Tiran Piramidi.<br />
Bir zamanlar Enver Hoca’ya adanmış bir müze olarak 1988 yılında inşa edilen bu yapı, sonraki yıllarda farklı işlevler üstlenmiş ve uzun süre atıl kaldıktan sonra bugün yeniden dönüşüm sürecine girmiş durumda. MVRDV tarafından yürütülen proje kapsamında, kapalı ve ideolojik bir anıttan çıkarılıp halka açık, canlı bir kültür ve eğitim alanına dönüştürülmesi hedeflenmiş.<br />
Tirana Piramit’i, bu dönüşümle birlikte Tiran’ın en dikkat çekici yeniden kullanım projelerinden biri olarak şehrin değişen yüzünü simgeliyor.<br />
Komünist rejimin çöküşünden sonra yapı; radyo ve televizyon stüdyosu, konferans ve etkinlik alanı gibi farklı işlevlerde kullanılmış, zaman içinde işlevi değişerek dönüşüm sürecine girmiştir.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05.jpeg" alt="" width="1749" height="1323" class="alignnone size-full wp-image-234834" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05.jpeg 1749w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-300x227.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1024x775.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-768x581.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1536x1162.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-570x431.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-701x530.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1067x807.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1749px) 100vw, 1749px" /></a></p>
<p>Bugün ise basamaklarla çıkılan piramidin çevresi, parlak renkli modüller ve ters çevrilmiş geometrik kurgularla yeniden düzenlenmiş durumda. Bu çağdaş müdahalelerle birlikte yapı; kafeler, atölyeler, stüdyolar ve genç girişimler için çalışma alanlarını barındıran canlı bir merkez haline gelmiştir.<br />
Geçmişin ağır izlerini taşıyan bu yapı, artık Tiran’ın en dinamik buluşma noktalarından biri olarak öne çıkıyor. Biz de burada, MonCheriCoffeeShop’ta kısa bir mola verip bu hareketli atmosferi biraz daha yakından hissediyoruz.<br />
Tirana Piramidi, yalnızca bir bina değil; Arnavutluk’un dönüşümünü, geçmişle kurduğu yeni ilişkiyi ve geleceğe bakma cesaretini simgeleyen bir mekân olarak karşımıza çıkıyor.<br />
Yol üzerinde bir başka gökdelen daha beliriyor: DowntownOne. BajramCurri Bulvarı boyunca yükselen yaklaşık 140 metrelik modern bir kule olarak şehrin yeni siluetine damga vuruyor.<br />
“DowntownOne” adı, doğrudan bir yer adı olmanın ötesinde, “şehir merkezindeki bir numaralı yapı” ya da “merkezdeki ikonik kule” fikrini çağrıştıran bir proje adı olarak kullanılıyor.<br />
İlk bakışta sıradan bir yüksek yapı gibi görünse de yaklaştıkça tasarım fikri kendini daha net hissettiriyor. Cephede yer alan konsol biçimli çıkmalar, yalnızca mimari bir tercih değil; Arnavutluk’taki farklı yerleşimlere ve ülkenin coğrafi çeşitliliğine yapılan sembolik göndermeler olarak kurgulanmış.<br />
Uzaktan bakıldığında bu çıkıntılar, ülkenin yerleşim dokusunu çağrıştıran soyut bir bütünlük oluşturuyor. MVRDV imzasını taşıyan bu yapı, çağdaş mimari ile ulusal hafıza arasında kurduğu ilişkiyle dikkat çeken örneklerden biri olarak öne çıkıyor.<br />
Gezintimize kısa bir ara verip yeniden kale içine yöneliyoruz. Dar sokaklarda ağır ağır ilerlerken küçük dükkânların vitrinleri bizi kendine çekiyor; el emeği objeler, magnetler, yerel dokumalar… Her biri bu yolculuktan geriye kalacak küçük ama kalıcı hatıralar gibi.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06.jpeg" alt="" width="1399" height="1146" class="alignnone size-full wp-image-234835" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06.jpeg 1399w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-300x246.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1024x839.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-768x629.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-570x467.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-701x574.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1067x874.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1399px) 100vw, 1399px" /></a></p>
<p>Otele dönüş yolunda, resepsiyondaki güler yüzlü görevlinin tavsiyesiyle ShijeFshati Restoran’a (“Köy Lezzeti Restoran”) uğruyoruz.<br />
Otele dönüş yolunda, resepsiyondaki güler yüzlü görevlinin tavsiyesiyle ShijeFshati Restoran’a (“Köy Lezzeti Restoran”) uğruyoruz.<br />
Sokaktan aşağıya inen dar bir merdivenle ulaşılan bu mekân, daha kapıdan içeri adım atar atmaz samimi bir atmosferle karşılıyor bizi. Rustik dekor, sade ama özenle düşünülmüş detaylar ve yerel lezzetlerle birleşince, günün yorgunluğu yavaş yavaş yerini keyifli bir sofraya bırakıyor.<br />
Arnavut mutfağının karakteri burada kendini net biçimde hissettiriyor: tavëkosi gibi yoğurtla pişen kuzu yemekleri, byrek”Börek” gibi çıtır hamur işleri ve ızgara etler sofranın temelini oluşturuyor. Yanında yoğurt, taze salatalar ve zeytinyağlı mezelerle birlikte sade ama doyurucu bir düzen var. Yemekler gösterişten uzak, tamamen lezzet ve doğallık üzerine kurulu.<br />
Sanki bu sabah gelmemişiz de şehirle aramızda daha uzun bir tanışıklık varmış gibi bir his kalıyor geriye.<br />
Yemekten sonra otele dönüp biraz dinlenme vakti. Akşamüstüne doğru, Tiran’ı bu kez farklı bir ışık altında yeniden keşfetmek üzere tekrar dışarı çıkacağız.<br />
Işıklar altında Tiran bambaşka bir güzelliğe bürünüyor. Gündüz aşina olduğumuz meydanlar ve yapılar, geceyle birlikte daha sakin, daha gizemli ve daha şiirsel bir hâl alıyor. Kentin ritmi yavaşlıyor; ışıklar, gölgeler ve sessizlik birbirine karışarak şehre bambaşka bir atmosfer kazandırıyor.<br />
Bu gece yürüyüşünde dikkatimizi çeken yapılardan biri Dostluk Anıtı. Rengârenk ışıklarla aydınlatılan anıt, gecenin içinde adeta bir sanat enstalasyonu gibi parlıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1.jpeg" alt="" width="1299" height="1068" class="alignnone size-full wp-image-234836" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1.jpeg 1299w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-300x247.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-1024x842.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-768x631.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-570x469.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-701x576.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-1067x877.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1299px) 100vw, 1299px" /></a></p>
<p>Tiran’da Ulusal Kütüphane’nin önünde yer alan bu yapı, Kuveyt tarafından Arnavut halkına dostluk ve dayanışma simgesi olarak armağan edilmiştir.<br />
Gece ışıklarıyla birlikte daha da belirginleşen anıt, kentin önemli kamusal buluşma noktalarından biri olarak hem gündüz hem de gece şehir yaşamının parçası olmayı sürdürür.<br />
Biraz ileride, şehir merkezine yakın bir noktada Süleyman Paşa Bargjini’nin heykeliyle karşılaşıyoruz.<br />
1614 yılında, bugün koskoca bir başkente dönüşmüş olan bu yerleşimi küçük bir Osmanlı kasabası olarak kuran Süleyman Paşa, cami, hamam ve çarşı etrafında şekillenen ilk yerleşim çekirdeğini oluşturmuş. Bu küçük başlangıç, zaman içinde büyüyerek bugünkü Tiran’ın temelini atmış.<br />
Gece ışıkları altında heykel, şehrin dört yüzyılı aşan hikâyesini sessizce hatırlatıyor; modern kent dokusunun ortasında geçmişe açılan sakin bir durak gibi duruyor.<br />
Kaleye yaklaşırken, kentin belleğinde iz bırakan Kaplan Paşa Türbesi karşımıza çıkıyor. Türbe Tiran’da Osmanlı dönemine ait erken yapı örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.<br />
Kaplan Paşa olarak bilinen Kaplan Paşa Toptani’ye atfedilen bu türbe, şehrin erken dönem Osmanlı tarihine açılan sessiz bir iz niteliğinde. Yapının kesin inşa tarihi net olmamakla birlikte genellikle 18. yüzyıla tarihlendiriliyor.<br />
Ancak türbeyi asıl çarpıcı kılan, çevresiyle kurduğu ilişkidir. Modern kent dokusunun içinde, yüksek yapıların hemen yanı başında varlığını sürdüren bu küçük yapı, geçmiş ile bugünün güçlü karşılaşmasını görünür kılıyor. Yüzyıllardır ayakta kalan türbe, şehrin hızla değişen siluetinde sessiz ama dirençli bir iz gibi duruyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04.jpeg" alt="" width="1792" height="1357" class="alignnone size-full wp-image-234837" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04.jpeg 1792w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-300x227.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1024x775.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-768x582.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1536x1163.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-570x432.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-701x531.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1067x808.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1792px) 100vw, 1792px" /></a></p>
<p>GzonaRestaurant’ta yediğimiz keyifli akşam yemeği, ertesi gün ayrılacağımız Tiran’dan geriye kalacak güzel anılardan biri oluyor.<br />
Otele doğru yürürken, Arnavutluk’un yakın siyasi tarihinde önemli bir yere sahip AzemHajdari ile yakın arkadaşı Besim Çerja’nın anısına yapılmış anıtın önünden geçiyoruz. Gece aydınlatmasıyla belirginleşen bu anıt, ülkenin yakın tarihine ve demokrasi mücadelesine dair güçlü bir hatırlatma niteliği taşıyor.<br />
Biraz ileride yer alan Meçhul Asker Anıtı ise bir kaide üzerinde yükseliyor. Bir kolunu ileri doğru uzatmış, silahını kararlılıkla doğrultan asker figürü, II. Dünya Savaşı sırasında işgale karşı direnen ve hayatını kaybeden Arnavutluk vatandaşlarının anısına yapılmış. Bu anıt, Tiran’ın kamusal alanlarında tarihin nasıl görünür kılındığının etkileyici örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.<br />
Otele döndüğümüzde, ertesi gün Tiran’dan ayrılıp Arnavutluk’un başka şehirlerini keşfedecek olmanın heyecanı içimizi kaplıyor. Bu ilk gün, ülkenin hem geçmişine hem de bugünkü yaşamına dair güçlü ve kalıcı bir izlenim bırakmış durumda.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08.jpeg" alt="" width="1536" height="1319" class="alignnone size-full wp-image-234838" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-300x258.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1024x879.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-768x660.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-570x489.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-701x602.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1067x916.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Arnavutluk &#8211; Zdravo Albanija (Shqipëria) &#8211; Bölüm I</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-arnavutluk-zdravo-albanija-shqiperia-bolum-i/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 09:45:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutluk]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=234019</guid>

					<description><![CDATA[Arnavutluk Zdravo Albanija (Shqipëria) Bölüm I Bu kez yolumuz Balkanlar’ın sessiz ama derin ülkelerinden birine düştü. Adriyatik ile İyon denizi arasında uzanan Arnavutluk’a… Uçak pistte ilerlerken, daha ilk anda insanın içine çöken o sade ama güçlü atmosfer kendini hissettiriyor. Abartıdan uzak, gösterişsiz; fakat geçmişinin ağırlığını omuzlarında taşıyan bir ülke burası. Avrupa’nın en eski halklarından biri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arnavutluk<br />
Zdravo Albanija (Shqipëria)<br />
Bölüm I</p>
<p>Bu kez yolumuz Balkanlar’ın sessiz ama derin ülkelerinden birine düştü. Adriyatik ile İyon denizi arasında uzanan Arnavutluk’a… Uçak pistte ilerlerken, daha ilk anda insanın içine çöken o sade ama güçlü atmosfer kendini hissettiriyor. Abartıdan uzak, gösterişsiz; fakat geçmişinin ağırlığını omuzlarında taşıyan bir ülke burası. Avrupa’nın en eski halklarından biri olan Arnavutların kökleri, Antik Çağda İlliryalılara kadar uzanıyor ve bugün hâlâ taşlarda, meydanlarda, yüzlerde yaşamaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03.jpeg" alt="" width="1475" height="990" class="alignnone size-full wp-image-234020" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03.jpeg 1475w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-300x201.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-1024x687.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-768x515.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-570x383.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-80x55.jpeg 80w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-701x471.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-1067x716.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1475px) 100vw, 1475px" /></a></p>
<p>Arnavutluk’ta dolaşırken tarih bir bilgi olarak değil, bir his olarak karşınıza çıkıyor. 15. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı hâkimiyetinin güçlenmesiyle bu toprakların kaderi değişirken, bu dönemin hafızası en çok İskender Bey adıyla anılıyor. Osmanlı ordusunda yetişmiş, savaş meydanlarında ün kazanmış bir komutanın bir gün Kruja Kalesi’ni ele geçirip Osmanlı’ya karşı bayrak açması, bu coğrafyada yalnızca bir isyan değil; aynı zamanda bir kimlik arayışının da başlangıcı olmuş.<br />
1913 yılında bağımsızlığını kazanan Arnavutluk’un yakın tarihi, bugün en çok Tiran sokaklarında okunuyor. Geniş meydanlar, pastel tonlara boyanmış binalar ve Osmanlı’dan miras kalan camiler Avrupa mimarisiyle yan yana duruyor. Şehir, farklı dönemlerin izlerini saklamıyor; onları görünür kılmayı tercih ediyor. Kral I.Zog’un gençlik yıllarının bir bölümünü İstanbul’da geçirmiş olması da Türkiye ile bu coğrafya arasındaki görünmez bağların küçük ama anlamlı bir işareti gibi hissediliyor.</p>
<p>Ülkenin belleğinde en ağır iz bırakan dönemlerden biri kuşkusuz Enver Hoca yılları. 1944’ten 1985’e kadar süren bu kapalı rejim, Arnavutluk’u dünyadan neredeyse tamamen koparmış. Bugün ülkenin dört bir yanına dağılmış beton sığınaklar, bu yılların suskun tanıkları olarak hâlâ ayakta. Tiran sokaklarında yürürken karşınıza çıkan bu yapılar, geçmişin sertliğini bugünün hareketli şehir hayatına usulca sızdırıyor.<br />
1991 yılında Arnavutluk Cumhuriyeti adını alan ülke, bugün ağır ama kararlı adımlarla yoluna devam ediyor. 2022’de seçilen Cumhurbaşkanı Bajram Begaj döneminde Arnavutluk, geçmişiyle hesaplaşmaktan kaçmayan, geleceğe ise temkinli bir umutla bakan bir ülke görünümü çiziyor.<br />
Bu tarih yalnızca Arnavutluk sınırları içinde kalmamış. 19. yüzyılın sonlarından itibaren, özellikle Osmanlı-Rus Savaşı (1877-1878) ve 1912 Balkan Savaşları sonrasında Türkiye’ye göç eden Arnavutların torunları bugün hâlâ yaşamlarını sürdürüyor. Belki de bu yüzden Tiran sokaklarında dolaşırken dilde, mutfakta ve insan ilişkilerinde tanıdık bir sıcaklık hissediliyor. Yabancı bir ülkede olduğunuzu biliyorsunuz ama kendinizi misafir gibi hissetmiyorsunuz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05.jpeg" alt="" width="2560" height="2389" class="alignnone size-full wp-image-234021" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05.jpeg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-300x280.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-1024x956.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-768x717.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-1536x1433.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-2048x1911.jpeg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-186x173.jpeg 186w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-570x532.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-701x654.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-1067x996.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Eylül 2025 sabahı İzmir’den kalkan uçağımız saat 06.45’te Tiran Nënë Tereza Havalimanı’na indi. Gösterişli olmayan ama düzenli ve işlevsel bir terminal… Arnavutluk daha ilk anda ne vaat ettiğini saklamayan bir ülke gibi. Havalimanından çıkar çıkmaz araç kiraladık ve otele geçtik. İşlemlerin hızlı ilerlemesi sevindiriciydi; ancak kısa süre sonra Arnavutluk’ta araba kullanmanın asıl meselesinin direksiyon değil, park yeri bulmak olduğunu fark ettik. Özellikle şehir merkezlerinde park etmek sabır isteyen bir iş.<br />
Barrikade Caddesi’ndeki otelimiz Hotel Boutique Vila 135, beyaz boyalı, mütevazı bir yapı. Dar sokaklarda park yeri bulmak zorlayıcıydı ve cezalar hiç de hafif sayılmaz. Yine de otel çalışanlarının içten gülümsemesi ve samimi tavrı, bu küçük sıkıntıyı önemsiz kıldı.<br />
Bavulları bırakıp kısa bir kahve molasının ardından Tiran’ı yürüyerek keşfetmeye başladık. Bu şehir, adımlarınızı yavaşlatmayı seviyor.</p>
<p>Tiran, bir başkent olmasına rağmen yorucu bir şehir hissi vermiyor. 1966 yılında millî park ilan edilen Dajti Dağı, kenti arkasına almış bir sahne dekoru gibi duruyor. Nerede olursanız olun, doğanın varlığını hissediyorsunuz. Geniş caddelerden dar sokaklara saparken şehir sanki biraz duruyor, soluklanıyor.<br />
Tiran’ın tarihi, Osmanlı döneminde 1614 yılında Süleyman Paşa Bargjini tarafından kurulmasına kadar uzanıyor. Bugün bir köşede modern bir kafe, birkaç adım ötede Osmanlı döneminden kalma bir yapı görmek mümkün. Bu karşılaşmalar, Tiran’ı ilginç kılan en önemli ayrıntılardan biri.<br />
Şehir, sanatı gündelik hayatın içine yerleştirmiş. Graffiti sanatçısı Franko Dine’nin bir duvar boyunca uzanan “Kütüphane” adlı çalışması, Tiran’ın bizi karşılayan ilk görsel anlatısı oluyor. Renkler, kelimelerden önce konuşuyor.<br />
Bir parkın içinde, 2023 yılında yapılmış Osman Kazazi büstüyle karşılaşıyoruz. Şehir, yalnızca geçmişin büyük isimlerini değil, yakın tarihin aydınlarını da hatırlamayı önemsiyor.<br />
İskender Bey Meydanı’na geldiğimizde artık Tiran’ın kalbine ulaştığımı hissediyorum. Meydanın genişliği ilk anda bir boşluk hissi yaratıyor; fakat bu boşluk aslında şehrin hafızasını taşıyan bir alan gibi. Çevresini saran yapılar farklı dönemlerin izlerini yan yana getirirken, insanların akışı bu geniş yüzeyi sürekli canlı tutuyor. Burada meydan yalnızca bir buluşma noktası değil; şehrin kendini hatırladığı yer gibi duruyor.<br />
1953 yılında inşa edilen Ulusal Opera ve Bale Tiyatrosu (Tiran), geniş merdivenleri ve önündeki açıklıkla hâlâ kentin önemli buluşma noktalarından biri. Gün ışığı cepheye vurdukça yapı, kimi zaman sert kimi zaman daha yumuşak bir yüz kazanıyor. Meydana doğru yürüdükçe mimari dil değişiyor; geçmişin ağırlığı yerini daha cesur çizgilere bırakıyor. Cam ve çelikten yükselen gökdelenler Tiran’ın dönüşümünü açıkça gösteriyor. Kare formların üst üste gelmesiyle oluşan ve “Tiran’ın Gözleri” olarak adlandırılan kuleler ise bu yeni dönemin en belirgin simgeleri gibi gökyüzüne uzanıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04.jpeg" alt="" width="1943" height="1763" class="alignnone size-full wp-image-234022" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04.jpeg 1943w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-300x272.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-1024x929.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-768x697.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-1536x1394.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-570x517.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-701x636.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-1067x968.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1943px) 100vw, 1943px" /></a></p>
<p>Arnavutluk yüksek sesle konuşmuyor; ama dinlemeyi bilenlere çok şey anlatıyor. Tarihiyle, doğasıyla ve insanlarının içtenliğiyle Balkanlar’da hâlâ keşfedilmeyi bekleyen bir hikâye gibi duruyor.<br />
Beni en çok etkileyen ve en sıra dışı yapı ise kuşkusuz İskender Bey Binası oluyor. Tiran Kayası olarak bilinen bu yapı, Arnavutluk’un ulusal kahramanı İskender Bey’in büstü şeklinde tasarlanmış. Figüratif bir heykeli andıran bina, dünyanın en yüksek yapıları arasında yer alıyor. İskender Bey Meydanı’nda yükselen bu ikonik yapı, kahramanın başını oluşturan kıvrımlı balkonlarıyla hem tarihi bir göndermede bulunuyor hem de kentin modern yüzünü simgeliyor.<br />
Tiran, adım attıkça değişen mimarisi, sanatı ve sürprizlerle dolu atmosferiyle gezginini sürekli şaşırtan bir şehir.<br />
En çok da Osmanlı döneminden günümüze ulaşan Ethem Bey Camii dikkatimi çekiyor. Renkli kalem işi nakışlarla süslü duvarlarına bakarken zaman sanki yavaşlıyor. Kitabesine göre 1238 yılında inşa edilmiş olması, bu yapının asırlardır aynı meydanda dimdik durduğunu bilmek insanda derin bir hayranlık uyandırıyor.<br />
Caminin hemen yanında yükselen Saat Kulesi, 1822 yılında Hacı Ethem Bey tarafından yaptırılmış. Yüzyıllardır yan yana duran bu iki yapı, modern Tiran’ın ortasında geçmişle kurulan en güçlü bağlardan biri gibi.<br />
Meydanda durup etrafı izlerken Tiran’ın tarihini sadece okumadığımı, onu gerçekten hissettiğimi fark ediyorum. Tam o sırada, üzerlerinde geleneksel kıyafetler bulunan genç bir kız ve bir delikanlı yanımıza yaklaşıyor; akşam yapılacak gösteri hakkında bilgi veriyorlar. Bu sıcak karşılaşmayı bir fotoğrafla ölümsüzleştiriyoruz.<br />
Meydandaki İskender Bey’in bronz heykeli, 1968 yılında, ölümünün 500. yıl dönümünde yapılmış. Heybetli duruşu, meydanın ruhunu adeta tamamlıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02.jpeg" alt="" width="1536" height="1353" class="alignnone size-full wp-image-234023" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-300x264.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-1024x902.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-768x677.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-570x502.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-701x617.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-1067x940.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Ulusal Tarih Müzesi’nin( Muzeu Historik Kombetar) cephesini kaplayan, yaklaşık 400 metrekarelik “Arnavutlar” mozaiği ise ülkenin yüzyıllar boyunca verdiği mücadeleyi tek bir kompozisyonda özetliyor.<br />
İskender Bey Meydanı’nda atılan her adım, Tiran’ın geçmişiyle bugünü arasında kurulan bu güçlü hikâyenin bir parçası gibi.<br />
Meydanın ortasındaki küçük ama capcanlı atlıkarınca masalsı bir hava yaratıyor. Hemen yanındaki yapıysa 1928 yılında Arnavutluk Krallığı’nın ilk parlamentosu olarak inşa edilmiş; bugün ise bir Çocuk Kukla Tiyatrosu olarak yaşamını sürdürüyor.<br />
Meydanın modern yüzünü temsil eden Alban Kulesi, beş farklı tonda Murano camla kaplı cephesiyle gün boyu ışığı yakalayıp yansıtıyor. Eskiyle yeninin yan yana durabildiği bu meydanın karakterini tamamlıyor.<br />
Meydandan çıkıp İbrahim Rugova Caddesi’ne yöneldiğimizde, Balkanlar’ın en büyük, Avrupa’nın üçüncü büyük Ortodoks katedrali olan İsa’nın Dirilişi Katedrali karşımıza çıkıyor. 2012 yılında tamamlanan yapı, 46 metrelik çan kulesiyle çevresindeki gökdelenlerle adeta yarışıyor. İçeri girdiğinizde ise kubbeyi kaplayan modern İsa freski ve ferah iç mekân, binanın etkileyiciliğini daha da artırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01.jpeg" alt="" width="1536" height="1798" class="alignnone size-full wp-image-234024" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-256x300.jpeg 256w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-875x1024.jpeg 875w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-768x899.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-1312x1536.jpeg 1312w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-570x667.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-701x821.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-1067x1249.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Tarih Kokan Şehir &#8211; Roma – 5. Bölüm</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-tarih-kokan-sehir-roma-5-bolum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 09:08:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[galeri]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[kilise]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[restorant]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sergi]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=233289</guid>

					<description><![CDATA[Tarih Kokan Şehir; Roma – 5. Bölüm Gerçeğin Ağzı La città che profuma di storia Roma’ya Veda Bu akşam, Roma’dan ayrılıyoruz. Şehri terk etmeden önce, son anlarımızı da dolu dolu yaşamak ve biraz daha içinde kaybolabilmek için yollara düşüyoruz. İlk durağımız, ihtişamı ve romantizmiyle ünlü Fontana di Trevi. Burada bir süre durup çevrenin tadını çıkarıyoruz, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih Kokan Şehir; Roma – 5. Bölüm<br />
Gerçeğin Ağzı<br />
La città che profuma di storia<br />
Roma’ya Veda</p>
<p>Bu akşam, Roma’dan ayrılıyoruz. Şehri terk etmeden önce, son anlarımızı da dolu dolu yaşamak ve biraz daha içinde kaybolabilmek için yollara düşüyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01.jpeg" alt="" width="1536" height="1354" class="alignnone size-full wp-image-233298" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01-300x264.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01-1024x903.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01-768x677.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01-570x502.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01-701x618.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01-1067x941.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>İlk durağımız, ihtişamı ve romantizmiyle ünlü Fontana di Trevi. Burada bir süre durup çevrenin tadını çıkarıyoruz, ardından Via del Corso’ya uzanan Via delle Muratte üzerinde yürümeye başlıyoruz.<br />
Yol boyunca, Via del Governo’dan geçerken karşımıza çıkan kitapçılar, sanat galerileri ve resim ile kartpostal satıcıları bize eşlik ediyor; şehrin kültürel dokusunu adeta ellerimizle dokuyormuşuz gibi hissettiriyor. Derken, ünlü İtalyan ve uluslararası tasarımcıların mağazalarıyla dolu ana cadde Via del Corso’ya ulaşıyoruz; burada hem şehrin modern yüzünü hem de tarihsel atmosferini aynı anda deneyimliyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10.jpeg" alt="" width="1536" height="1399" class="alignnone size-full wp-image-233290" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10-300x273.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10-1024x933.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10-768x700.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10-570x519.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10-701x638.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10-1067x972.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>1900’lü yılların başında Art Nouveau aktör Alberto Sordi’den alan Galleria Alberto Sordi’ye giriyoruz.<br />
Kemerli pasajın içinde dünya markalarının mağazaları, zarif kafeler ve özenle düzenlenmiş vitrinler yer alıyor. Mermer zeminler, sütunlar ve vitray süslemeli tavan, mekâna zamansız bir şıklık katıyor. Ortada, camekân içinde sergilenen beyaz çikolatadan yapılmış Kolezyum maketi ise sanat ile tatlının incelikli bir buluşması gibi duruyor.<br />
Bir kafeye oturup kahvemizi yudumlarken, çevremizi saran zarafet ve nostaljik güzellik arasında kayboluyoruz; Galleria Alberto Sordi, adeta hem göze hem de ruha hitap eden bir durak gibi.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05.jpeg" alt="" width="1536" height="1245" class="alignnone size-full wp-image-233291" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05-300x243.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05-1024x830.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05-768x623.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05-570x462.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05-701x568.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05-1067x865.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Yolumuz, Fransa’ya adanmış kiliselerden biri olan Burgonyalı Aziz Claudius ve Andreas Katolik Kilisesi’nin önünden geçiyor. 18. yüzyılın ilk yarısında inşa edilmiş bu yapı, alışılmışın dışında mimarisiyle dikkat çekiyor ve sokakta yürürken bile fark edilmeden duramıyorsunuz.<br />
Ardından, 19. yüzyılın sonlarında yapılmış eklektik bir saray olan Palazzo Marignoli karşımıza çıkıyor. Koyu pembe cephesiyle hem görkemli hem de şehrin tarihî renk paletinin canlı bir örneği gibi duruyor.<br />
Daha da eski kökenlere sahip olan Sant’Andrea delle Fratte Bazilikası ve Palazzo del Bufalo alle Fratte, Via del Bufalo boyunca uzanarak sanki tüm sokağı kuşatıyor. Her adımda Roma’nın katmanlı tarihini hissediyor, geçmişin ve günümüzün iç içe geçtiği bu büyüleyici atmosferi soluyorsunuz.<br />
Piazza di Spagna’ya vardığımızda, kalabalığın içinde hangi yapıya bakacağımızı şaşırıyoruz. İnsanların telaşı, sokak müzisyenlerinin melodileri ve hafif rüzgâr, meydanın canlılığını artırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04.jpeg" alt="" width="1265" height="997" class="alignnone size-full wp-image-233292" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04.jpeg 1265w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04-300x236.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04-1024x807.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04-768x605.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04-570x449.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04-701x552.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04-1067x841.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1265px) 100vw, 1265px" /></a></p>
<p>Yakındaki Meryem Ana’nın Günahsız Gebeliği Sütunu, 18. yüzyılda, antik bir Korint sütunun üzerine yerleştirilmiş bronz heykeliyle meydanın simgelerinden biri olarak yükseliyor. Çevredeki yapılar ise yüzyıllar boyunca değişen işlevleriyle Roma’nın dönüşümünü adeta taşlara kazımış gibi yansıtıyor.<br />
Ve nihayet, İspanyol Merdivenleri… Göz alabildiğine uzanan basamaklar, rengârenk çiçeklerle süslenmiş, etrafındaki tarihi binalarla mükemmel bir uyum içinde. Merdivenlerin tepesine baktığımızda, şehrin enerjisini ve tarihini aynı anda hissetmek mümkün oluyor; adeta Roma, veda edercesine büyülüyor bizleri.<br />
Trinità dei Monti Kilisesi’ni Piazza di Spagna’ya bağlayan bu basamaklar, 18. yüzyıldan bu yana şehrin en tanınmış simgelerinden biri olmuş. Pembe tonlarındaki açelyalarla süslenmiş merdivenler, kalabalığa rağmen etkileyici bir görsellik sunuyor.<br />
Aslında İspanya ile doğrudan bir ilgisi olmayan bu merdivenler, zamanla bulundukları meydanla özdeşleşmiş. Üstelik, Roman Holiday’de Audrey Hepburn ve Gregory Peck’in unutulmaz sahnesiyle hafızalara kazınmış.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09.jpeg" alt="" width="1903" height="1434" class="alignnone size-full wp-image-233293" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09.jpeg 1903w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09-300x226.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09-1024x772.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09-768x579.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09-1536x1157.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09-570x430.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09-701x528.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09-1067x804.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1903px) 100vw, 1903px" /></a></p>
<p>Boş bir alan bulup fotoğraf çekmek için epey uğraşıyoruz; kalabalığın enerjisi, merdivenlerin renkleri ve çevredeki hareketlilik birleşince Roma’nın canlı ritmini hissetmek mümkün oluyor. Merdivenlerin hemen altında, yarı batmış bir gemi biçimindeki Batık Tekne Çeşmesi yer alıyor. Bernini ailesinin imzasını taşıyan bu Barok eser, Roma’nın teatral estetiğini ve tarih boyunca süregelen sanatsal ihtişamını yansıtan yapılardan biri.<br />
Buradan bir taksiyle Villa Borghese’ye geçiyoruz. Amacımız, 19. ve 20. yüzyıl ağırlıklı koleksiyonuyla ünlü Ulusal Modern ve Çağdaş Sanat Galerisi’ni ziyaret etmek. Ne yazık ki içeri giremiyoruz; biletlerin en az iki gün önceden internetten alınması gerekiyormuş. Gişeden bilet alma şansımız da olmayınca, kısa bir hayal kırıklığıyla parkın önünden ayrılıyoruz.<br />
Yine de gezimizi sürdürerek Tiber Nehri boyunca ilerliyoruz ve antik dönemde sığır pazarı olarak kullanılan Forum Boarium’a ulaşıyoruz. Burada, ziyaret edeceğimiz ilk durak Santa Maria in Cosmedin Bazilikası.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07.jpeg" alt="" width="1310" height="1105" class="alignnone size-full wp-image-233294" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07.jpeg 1310w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07-300x253.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07-1024x864.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07-768x648.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07-570x481.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07-701x591.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07-1067x900.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1310px) 100vw, 1310px" /></a></p>
<p>Ancak asıl merakımız Gerçeğin Ağzı (Bocca della Verità). Uzun bir kuyruğa giriyoruz; sabırsızlıkla sıra beklerken, bazilikanın zarif Romanesk çan kulesi gökyüzüne doğru yükseliyor ve demir parmaklıkların ardında duran antik mermer maske ilk bakışta büyülüyor. İnsanların fotoğraf çektirmek için heyecanla sıraya girdiği bu tarihi eser, hem gizemli hem de eğlenceli bir durak olarak hafızamıza kazınıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06.jpeg" alt="" width="1536" height="1230" class="alignnone size-full wp-image-233295" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06-300x240.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06-1024x820.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06-768x615.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06-570x456.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06-701x561.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06-1067x854.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Aslında bu ünlü maske, Cloaca Maxima kanalizasyon kapağı’ya ait süslü bir antik kanalizasyon kapağıymış. Sakallı yüz figürünün bir nehir tanrısını, Jüpiter’i ya da bir faunu simgelediği düşünülüyor. “Gerçeğin Ağzı (Bocca della Verità)” adı ise Orta Çağ’dan kalma bir efsaneye dayanıyor: Yalan söyleyenlerin elini ısırdığına inanılıyormuş. Biz de sıraya girip kendi şansımızı deniyoruz; hem heyecan hem de gülümseme iç içe geçmiş durumda.<br />
Sıra bize geldiğinde, maskenin soğuk mermeri ve hikâyesi insanı hem büyülüyor hem de eğlendiriyor. Ardından, bazilikanın içine giriyoruz. Kökeni 6. yüzyıla uzanan bu sade yapı, beklenmedik ölçüde mistik bir atmosfere sahip.<br />
Meydanda, yuvarlak planlı küçük Herkül Tapınağı duruyor. Volkanik bir taban üzerine oturan Korint sütunlarıyla, Roma’da ayakta kalan en eski mermer tapınaklardan biri.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08.jpeg" alt="" width="1470" height="1319" class="alignnone size-full wp-image-233296" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08.jpeg 1470w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08-300x269.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08-1024x919.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08-768x689.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08-570x511.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08-701x629.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08-1067x957.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1470px) 100vw, 1470px" /></a></p>
<p>Günü, Hedera Restoran’da İtalyan mutfağının son lezzetlerini tadarak noktalıyoruz. Otelimize yakın Hanna’s Restoran’da bir şeyler içtikten sonra havaalanına doğru yola çıkıyoruz.<br />
Roma, tarihin içinde yaşadığımız bir şehir. Geçmişi yalnızca görmediğimiz, hissettiğimiz bir yer..<br />
Bir zamanlar dünyaya hükmetmiş bir imparatorluğun izleri, hâlâ bizlerle… Hem büyülenmiş hem de hafif hüzünlü bir sessizlikle, Roma’ya veda ediyoruz. </p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02.jpeg" alt="" width="1749" height="1408" class="alignnone size-full wp-image-233297" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02.jpeg 1749w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02-300x242.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02-1024x824.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02-768x618.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02-1536x1237.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02-570x459.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02-701x564.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02-1067x859.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1749px) 100vw, 1749px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Tarih Kokan Şehir &#8211; Roma &#8211; 4.Bölüm</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-tarih-kokan-sehir-roma-4-bolum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 08:57:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[pizza]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=232398</guid>

					<description><![CDATA[Panteon, Roma Forumu La città che profuma di storia Sabah saat 8.00’de Piazza della Rotonda’ya vardığımızda, güzel bir kahvaltı yapmaya karar verdik. 1952 yılında kurulmuş olan Di Rienzo’nin açık havadaki masalarından birine oturduk. Pantheon’un nefes kesen manzarası eşliğinde, taze kahve ve leziz yiyeceklerle dolu keyifli bir sabahın tadını çıkardık. İşlerine gitmeden önce uğrayan zarif İtalyan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Panteon, Roma Forumu<br />
La città che profuma di storia<br />
Sabah saat 8.00’de Piazza della Rotonda’ya vardığımızda, güzel bir kahvaltı yapmaya karar verdik. 1952 yılında kurulmuş olan Di Rienzo’nin açık havadaki masalarından birine oturduk. Pantheon’un nefes kesen manzarası eşliğinde, taze kahve ve leziz yiyeceklerle dolu keyifli bir sabahın tadını çıkardık.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6.jpeg" alt="" width="1656" height="1204" class="alignnone size-full wp-image-232400" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6.jpeg 1656w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6-300x218.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6-1024x745.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6-768x558.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6-1536x1117.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6-570x414.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6-701x510.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6-1067x776.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1656px) 100vw, 1656px" /></a></p>
<p>İşlerine gitmeden önce uğrayan zarif İtalyan hanımlar ve takım elbiseli şık beyler, mekânın canlı ve sofistike atmosferini daha da güzelleştirdi.<br />
Dikdörtgen meydanda, tapınağa yakın bir noktada yer alan Panteon Çeşmesi (Fontana del Pantheon), 1575 yılında Papa XIII. Gregory tarafından yaptırılmış. Ünlü mimar Giacomo Della Porta tarafından tasarlanan çeşmenin mermerleri ise heykeltıraş Leonardo Sormani’nin eseridir. Rönesans Roma’sında inşa edilen ilk çeşmelerden biri olma özelliğini taşıyor.<br />
Çeşmenin ortasına daha sonradan eklenen karmaşık heykel kaidesi üzerinde, II. Ramses’in merkezi dikilitaşı yükseliyor. Yunus heykellerinin ağzından fışkıran su, meydanda dolaşanlara huzur veren bir ritim oluşturuyor.<br />
Evet, artık Antik Roma’nın en iyi korunmuş yapılarından biri, başyapıt Panteon’u gezme vakti… Önceden aldığımız biletlerde giriş saati 9.30 yazıyordu, ancak kapıda küçük bir karışıklık çıktı. Rehberler ile görevliler bir türlü anlaşamayınca, biz de tartışmanın bitmesini beklemek zorunda kaldık.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5.jpeg" alt="" width="1536" height="1263" class="alignnone size-full wp-image-232401" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5-300x247.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5-1024x842.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5-768x632.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5-570x469.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5-701x576.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5-1067x877.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Panteon’u diğer tapınaklardan ayıran en önemli özellik, tek bir tanrıya değil, tüm tanrılara adanmış bir ruhani yapı olması. 7. yüzyılda kiliseye dönüştürülmüş ve o zamandan beri kesintisiz olarak hizmet vermeye devam etmiş. Tapınağın ilk versiyonu, Augustus döneminde, MÖ 25–27 yılları arasında inşa edilmiş; tabii o zamanlar bugünkü görkeminden çok uzaktı.<br />
Bugün gördüğümüz yapı ise Hadrian tarafından MS 126 civarında tamamlanmış. Etrafını çevreleyen, koruma altına alınmış ve büyük kısmı yıkılmış antik duvar kalıntıları, eserin ne kadar eski ve değerli olduğunu gözler önüne seriyor.<br />
Yapı üç ana bölümden oluşuyor: Meydana bakan giriş portikosu, kubbeyle örtülü silindirik ana kütle ve en arkadaki bölüm. İçeri girmeden önce portikonun ön cephesinde yer alan üçgen alınlık hemen dikkat çekiyor: “LUCIUS’UN OĞLU MARCUS AGRIPPA BUNU 3. KONSÜLLÜĞÜ ZAMANINDA YAPTI.” Bu yazıt, önceki tapınağı yaptıranın adı ve yapım tarihini bizlere aktarıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4.jpeg" alt="" width="1536" height="1194" class="alignnone size-full wp-image-232402" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4-300x233.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4-1024x796.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4-768x597.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4-570x443.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4-701x545.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4-1067x829.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Girişte, Korint düzeninde 16 devasa sütun karşılıyor bizi; her biri 60 ton ağırlığında, 11,8 metre yüksekliğinde ve 1,5 metre çapında, Mısır’dan özel olarak getirilmiş. Bu sütunlar, burada gerçekten bir tapınakta olduğumuzu ilk anda hissettiriyor.<br />
Oldukça büyük ve görkemli bronz kapıdan içeri adım attığımızda, dışardaki eski yapı ile tamamen zıt, renkli ve bambaşka bir ortamla karşılaşıyoruz. İşte o an başımızı kaldırıp kubbeye baktığımızda, Panteon’un neden mimarlık tarihinin en önemli yapılarından biri olduğunu bir kez daha anlıyoruz.<br />
Burası bugün hâlâ Basilica di Santa Maria ad Martyres olarak hizmet veriyor. Pantheon, Roma’da patrikliğe ait kiliseler dışında, papazlar meclisinin toplandığı tek kilise olma özelliğini de koruyor.<br />
Çapı 43,3 metre olan, dünyanın en büyük takviyesiz beton kubbesi, gökyüzüne açılan 9 metre çapındaki dairesel açıklığı —Oculus yani “göz deliği”— ile tam bir mühendislik harikası olarak kabul ediliyor. Güneş ışığı bu açıklıktan süzülerek içeri giriyor ve tüm mekânı bir ışık huzmesiyle dolduruyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3.jpeg" alt="" width="1536" height="1263" class="alignnone size-full wp-image-232403" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3-300x247.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3-1024x842.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3-768x632.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3-570x469.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3-701x576.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3-1067x877.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Devasa kubbenin çapı ile yerden yüksekliği hemen hemen aynı; öyle ki kubbenin simetriği altına tam bir küre yerleştirilse, küre mekânın içine tam olarak sığacak biçimde tasarlanmış.<br />
İçerideki duvarlar, kubbenin başlangıç hizasına kadar uzanan nişler ve geometrik desenli mermer döşemelerle tamamen kaplanmış. Nişlerin bazılarında, İtalya tarihinin önemli isimlerinin mezarları bulunuyor. Rönesans’ın ünlü sanatçısı Rafaello Sanzio, I. Umberto ve İtalya’nın ilk kralı II. Vittorio Emanuele’nin mezarları özellikle dikkat çekiyor.<br />
Panteon aynı zamanda Hristiyan azizlerine adanmış çeşitli sunak ve şapellere de ev sahipliği yapıyor; resimler, heykeller ve detaylı süslemelerle her köşesi ayrı bir sanat eseri gibi.<br />
Panteon’dan çıktıktan sonra, başka bir şaheseri keşfetmeye gidiyoruz: Sant&#8217;Ignazio Katolik Kilisesi. 17. yüzyılda inşa edilmiş bu kilise, Barok mimarinin en zarif örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.<br />
Kubbesi olmayan kilise, özellikle tavan süslemeleriyle ziyaretçilere kubbe hissi veriyor. Freskler ve resimler, gökyüzüne açılan pencere gibi görünerek mekâna adeta ilahi bir derinlik katıyor. Renkler öylesine canlı ve uçuk ki, içeride dururken kendinizi neredeyse cennetteymiş gibi hissediyorsunuz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2.jpeg" alt="" width="1536" height="1206" class="alignnone size-full wp-image-232405" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2-300x236.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2-1024x804.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2-768x603.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2-570x448.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2-701x550.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2-1067x838.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Girişte bulunan ayna sayesinde, küçük bir ücret karşılığında tavanın detaylarını daha yakından incelemek mümkün; perspektif hilesi ile tavanın sanki gözlerinizin önünde yükseldiğini görmek gerçekten büyüleyici.<br />
Panteon’dan çıktıktan sonra, başka bir şaheseri keşfetmeye gidiyoruz: Sant&#8217;Ignazio Katolik Kilisesi. 17. yüzyılda inşa edilmiş bu kilise, Barok mimarinin en zarif örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.<br />
Kubbesi olmayan kilise, özellikle tavan süslemeleriyle ziyaretçilere kubbe hissi veriyor. Freskler ve resimler, gökyüzüne açılan pencere gibi görünerek mekâna adeta ilahi bir derinlik katıyor. Renkler öylesine canlı ve uçuk ki, içeride dururken kendinizi neredeyse cennetteymiş gibi hissediyorsunuz.<br />
Girişte bulunan ayna sayesinde, küçük bir ücret karşılığında tavanın detaylarını daha yakından incelemek mümkün; perspektif hilesi ile tavanın sanki gözlerinizin önünde yükseldiğini görmek gerçekten büyüleyici.<br />
Artık bir şeyler yemek vakti geldi diyerek Vivi Piazza Venezia’ya giriyoruz. Mekân oldukça sıra dışı; organik ürünlerin kullanıldığı, mavi tonların serpiştirildiği hoş ve ferah bir ortam sunuyor. Lezzetli bir öğün sonrası, tekrar yürüyüşe geçip Roma Forumu’na doğru ilerliyoruz. Aslında Kolezyum ve Roma Forumunu aynı gün gezmeyi planlamıştık, ama detayların çokluğu nedeniyle ikisine de yeterli zaman ayırmak gerekiyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2.jpeg" alt="" width="1664" height="1297" class="alignnone size-full wp-image-232406" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2.jpeg 1664w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2-300x234.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2-1024x798.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2-768x599.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2-1536x1197.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2-570x444.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2-701x546.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2-1067x832.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1664px) 100vw, 1664px" /></a></p>
<p>Antik Roma’da halk kutlamaları, seçimler, dini ritüeller, mahkemeler, alışveriş, borsa ve oyunlar gibi günlük yaşamın tüm etkinlikleri, Roma Forumu’nda gerçekleşiyordu. Forum, Palatino Tepesi’nin hemen altında, MÖ 7. yüzyıldan MS 608 yılına kadar inşa edilmiş; Antik Roma’nın siyasi ve dini kültür merkezi olarak işlev görüyormuş.<br />
Roma’nın kökleri, ilk yerleşim yeri olan Palatino Tepesi ile Forum arasındaki yaklaşık 40 metrelik gizli geçit aracılığıyla birbirine bağlanıyor. Palatino’daki saraylarında yaşayan İmparatorlar, bu tepe altındaki rampayı kullanarak güvenle Forum’a ulaşabiliyormuş.<br />
Girişte herhangi bir sorun yaşamadan içeri girdik ve küçük bir kafeteryada biraz dinlendik. Ne var ki, tek bir tuvaletin olması uzun kuyruklara neden olmuş; bu kadar büyük bir arkeolojik alanda yeterli olmaması şaşırtıcı değil.<br />
Tahta yürüyüş yollarından, zaman zaman patikalardan geçerek ilerliyoruz. Çoğunluğu otlarla kaplı arazide ulu ağaçlara da rastlamak mümkün. Bir zamanlar dünyaya hâkim olan bir imparatorluğun yaşam alanlarında dolaşmak, Sacra Via (Kutsal Yol) üzerinde yürümek insana bambaşka duygular yaşatıyor.<br />
Roma Forumu’nun en eski tapınağı olan Satürn Tapınağı’nın sütunları özellikle muhteşem gözüküyor. Arkeolojik kalıntılar arasında neler yok ki: Regia (Kralın evi) Vesta Tapınağı (Tanrıça Vesta’nın kutsal bakire rahibelerinin yaşadığı tapınak) Rostra (Hatiplerin meydanlarda konuşma yaptığı kürsüler) Tabularium (Bronz levhalardan oluşan senet ve kontratların saklandığı yer) Septimius Severus Kemeri ve Titus Kemeri Antoninus ve Faustina Tapınağı<br />
Maxentius Bazilikası Sezar Forumu ve Venus Genetrix Tapınağı Divus Julius Tapınağı (Sezar’ın mezarı olduğu söylenen tapınak) Sunak kalıntılarının altında ve toprak yığınlarının arasında çiçekler açmış, dilek paraları bırakılmış… Her adımda tarih ve insanların bıraktığı izler iç içe geçmiş, Roma’nın büyüsünü hissettiriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5.jpeg" alt="" width="1820" height="1365" class="alignnone size-full wp-image-232408" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5.jpeg 1820w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5-300x225.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5-1024x768.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5-768x576.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5-1536x1152.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5-570x428.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5-701x526.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5-1067x800.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1820px) 100vw, 1820px" /></a></p>
<p>Akşam, Otel Forum Roma’nın çatı terasında, Roma manzarası eşliğinde muhteşem bir yemek ile evlilik yıldönümümüzü kutladık. Gece ışıklandırılmış Roma Forumu adeta bambaşka bir büyüye bürünmüş, taşların ve sütunların silueti ışıkla daha da etkileyici hale gelmişti.<br />
O sırada genç bir Türk çiftle yaptığımız keyifli sohbet, akşamı daha da özel ve unutulmaz kıldı. Hem şehir hem de kendi küçük kutlamamız bir araya gelmiş, Roma gecesini eşsiz bir hatıraya dönüştürmüştü.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Tarih Kokan Şehir &#8211; Roma – 3. Bölüm</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-tarih-kokan-sehir-roma-3-bolum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 08:44:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=232392</guid>

					<description><![CDATA[COLOSSEUM La città che profuma di storia Sabah, Vatikan Müzeleri’ndeki büyüleyici gezimizin ardından, saat 17.30’da Kolezyum ve Roma Forumu için aldığımız biletleri düşünerek, bu tarihi noktalara yakın bir yerde öğle yemeği yemeye karar verdik. Yemek keyifliydi; Roma’nın o kendine has atmosferi, sokakların canlılığı ve tarihin gölgesi eşliğinde geçen hoş bir molaydı. Ancak bu güzel an, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>COLOSSEUM<br />
La città che profuma di storia<br />
Sabah, Vatikan Müzeleri’ndeki büyüleyici gezimizin ardından, saat 17.30’da Kolezyum ve Roma Forumu için aldığımız biletleri düşünerek, bu tarihi noktalara yakın bir yerde öğle yemeği yemeye karar verdik.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-5.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-5.jpeg" alt="" width="1536" height="1113" class="alignnone size-full wp-image-232393" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-5.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-5-300x217.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-5-1024x742.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-5-768x557.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-5-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-5-570x413.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-5-701x508.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-5-1067x773.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Yemek keyifliydi; Roma’nın o kendine has atmosferi, sokakların canlılığı ve tarihin gölgesi eşliğinde geçen hoş bir molaydı. Ancak bu güzel an, ne yazık ki Roma seyahatimizi farklı bir şekilde hatırlamamıza neden olacak bir olayla bölündü.<br />
Yemekten sonra ilk kez taksi yerine otobüsü tercih ettik. “Biraz da yerel gibi hissedelim,” diye düşünmüştük. Ancak bilet alırken yanımıza yaklaşan kişiyi fark edemedik. Otobüsten indikten sonra, eşimin cep telefonunun çalındığını anladığımızda artık her şey için çok geçti.<br />
Etraftaki İtalyanlar bunun oldukça yaygın bir durum olduğunu, uğraşsak bile büyük ihtimalle bir sonuç alamayacağımızı söylediler. İçimize sinmese de, bu tatsız anıyı geride bırakıp yolumuza devam etmekten başka çaremiz yoktu.</p>
<p>Şehrin en önemli arkeolojik alanlarından biri olan Largo di Torre Argentina Kutsal Alanı’na doğru ilerledik.<br />
Roma’nın simgesi hâline gelmiş yüksek çam ağaçlarının gölgesinde, yol seviyesinin altında kalan bu etkileyici alan; Cumhuriyet dönemine ait dört tapınağı, Pompey Tiyatrosu ve Curia kalıntılarını bir araya getiriyor. Açık yürüyüş yolları sayesinde bu tarihi dokunun içinde rahatça dolaşmak mümkün.<br />
Adı her ne kadar Arjantin ile ilgiliymiş izlenimi verse de, aslında kökeni bambaşkadır. Bu isim, Papalık Tören Ustası Johannes Burckardt’ın (İtalyanca adıyla Giovanni Burcardo) doğum yeri olan, günümüz Strazburg’unun eski adı Argentoratumdan gelmektedir.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-4.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-4.jpeg" alt="" width="1738" height="1325" class="alignnone size-full wp-image-232394" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-4.jpeg 1738w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-4-300x229.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-4-1024x781.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-4-768x586.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-4-1536x1171.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-4-570x435.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-4-701x534.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-4-1067x813.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1738px) 100vw, 1738px" /></a></p>
<p>Alanda 4 tapınak göze çarpıyor. Başlangıçta adları tam olarak bilinmediği için alfabenin ilk dört harfi ile adlandırılmışlar. Daha sonraları iseA tapınağının, çeşmelerin tanrıçası Juturna onuruna MÖ 241 yılında inşa edildiği , B tapınağının, Fortuna tanrıçası için MÖ 101 yılında yapıldığı,dört tapınağın en eskisi C tapınağının, ormanları ve hasatları koruyan bereket tanrıçası Feronia için inşa edildiği, en büyük tapınak olan.<br />
D Tapınağı’nın, denizcilerin koruyucusu kabul edilen Lares Permarini’ye adandığı belirlenmiş.<br />
Arkeolojik kompleksin içinde, B ve C tapınaklarının arkasında yükselen büyük tüf taban üzerinde ise Pompey Tiyatrosu’nun kalıntıları yer alıyor. Burası, Roma Senatosu’nun toplandığı ve MÖ 44 yılının 15 Mart’ında Julius Caesar’ın bıçaklanarak öldürüldüğü yer olarak tarihe geçmiş. Hemen karşısında ise Curia kalıntıları bulunuyor.<br />
Bu alan, özellikle Caesar’ın suikasta uğradığı yer olması nedeniyle Roma tarihinin en çarpıcı sahnelerinden birine ev sahipliği yapıyor. Suikastın içinde, onun manevi oğlu sayılan Marcus Junius Brutus’un da yer alması, olayı daha da dramatik kılıyor. Bu trajedi, William Shakespeare’in eserine ilham vermiş ve “Sen de mi, Brutus?” sözüyle hafızalara kazınmış.</p>
<p>Kalıntıların hemen yanı başında Torre del Papito yükseliyor. Ancak burayı farklı kılan yalnızca tarihi değil; aynı zamanda Roma’nın en ilginç detaylarından birine de ev sahipliği yapması. Yakınındaki kedi barınağı sayesinde, bu antik alanın her köşesinde özgürce dolaşan kedilere rastlamak mümkün. Romalılar, tıpkı eski Antik Mısır’da olduğu gibi, kedilere özel bir değer atfetmiş ve onları korumayı bir gelenek hâline getirmişler.<br />
Piazza Venezia’ya varıyoruz. Burada, İtalyanların “Düğün Pastası” diye adlandırdığı, Capitoline Tepesi’nin eteklerinde yükselen bembeyaz Vittorio Emanuele II Anıtı (Vittoriano) tüm ihtişamıyla karşımıza çıkıyor.<br />
İtalya yarımadasındaki devletlerin birleşerek İtalya&#8217;nın birleşmesi ile krallığı kurmasının ardından, İtalyan Parlamentosu; kısa süre önce hayatını kaybeden ilk kral Vittorio Emanuele II ve tüm Risorgimento dönemini onurlandırmak için bu anıtın yapılmasına karar verir.<br />
Anıtın görkemi ilk bakışta etkileyicidir: Altare della Patria’ya uzanan geniş merdivenler, yüksek sütunlar, bronz dört atlı arabalar ve merkezde yükselen görkemli kral heykeli… İnşaatı 1885’te başlayan yapı, uzun bir sürecin ardından 1935’te tamamlanır. 2007 yılından bu yana ise panoramik cam asansörle Vittoriano’nun tepesine çıkıp Roma’yı kuşbakışı izlemek mümkün.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-4.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-4.jpeg" alt="" width="1796" height="1314" class="alignnone size-full wp-image-232395" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-4.jpeg 1796w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-4-300x219.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-4-1024x749.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-4-768x562.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-4-1536x1124.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-4-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-4-570x417.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-4-701x513.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/03-4-1067x781.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1796px) 100vw, 1796px" /></a></p>
<p>Anıtın önünde düzenlenen sade bir törenle, vatan için hayatını kaybedenler anısına defne çelengi bırakılıyor. Hiç sönmeden yanan alev ise ülke uğruna can verenlerin hatırasını sonsuza dek yaşatıyor.<br />
Yavaş yavaş, ertesi gün detaylıca gezeceğimiz Roma Forumu’nun önünden geçiyoruz. Etrafını saran tarihi dokunun içinde ilerlerken, Göbeklitepe’yi anlatan bir yazı dikkatimizi çekiyor. Binlerce kilometre ötede, başka bir medeniyetin izine burada rastlamak insana tuhaf bir yakınlık hissi veriyor.<br />
Ve sonunda Kolezyum’a ulaşıyoruz. Kalabalığın arasına karışıp, bu devasa yapının içine adım atarken, Roma’nın yüzyıllar öncesinden gelen yankıları bizi karşılamaya hazırlanıyor.<br />
Modern dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen ve İtalya’nın en tanınmış simgelerinden Kolezyum, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Mimarlık ve mühendisliğin başyapıtlarından biri olan bu görkemli yapı, dünyanın en büyük amfitiyatrosu olarak biliniyor.<br />
Gladyatör dövüşleri ve vahşi hayvan gösterilerine sahne olan Kolezyum, kademeli tribünleriyle on binlerce izleyiciyi ağırlayacak şekilde tasarlanmış. Yapı, Roma’nın yaklaşık 50 metre yüksekliğindeki iki tepesi—Oppio Tepesi ve Palatino Tepesi—arasında yer alıyor. Bu alan, bir zamanlar Nero’nun görkemli sarayı Domus Aurea’nın bahçesindeki yapay gölü barındırıyordu; göl kurutulduktan sonra Kolezyum’un temelleri tam da bu zemine atılmış.<br />
MS 69 yılında Nero’nun ölümünün ardından tahta çıkan Flavius Hanedanı döneminde, Vespasianus tarafından MS 70 yılında yapımına başlanan Kolezyum, oğlu Titus döneminde, MS 80 yılında görkemli bir açılışla Roma halkına sunulmuş.<br />
Kolezyum, 80 farklı giriş kapısı ve elips şeklindeki planıyla dikkat çekiyor. Yapının dört katı bulunuyor; dış duvar yüksekliği ortalama 50 metre, çevresi ise 527 metre.</p>
<p>En üst kata eklenen Velarium direkleri, yapının yüksekliğini artırıyor. Tepesine monte edilmiş dikey direkler, binanın merkezine doğru yönelen yatay bir direk setini taşıyor. Bu yatay direkler boyunca güneş çıktığında tenteler açılabiliyormuş. İşin ilginç yanı, bu iş bir gemide yelken açmaya benzediği için, açma ve kapama görevini Misenum’daki deniz üssünden gelen özel bir denizci mürettebat üstlenirmiş.<br />
Tenteler tüm amfitiyatroyu kaplamıyor, tam bir çatı oluşturmak yerine ortasında delik bulunan halka şeklinde bir gölgeleme sağlıyormuş. Ahşap ve kumaştan yapılan bu tenteler ise zamanla yok olmuş; günümüze ulaşamamış.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-4.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-4.jpeg" alt="" width="1757" height="1267" class="alignnone size-full wp-image-232396" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-4.jpeg 1757w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-4-300x216.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-4-1024x738.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-4-768x554.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-4-1536x1108.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-4-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-4-570x411.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-4-701x506.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-4-1067x769.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1757px) 100vw, 1757px" /></a></p>
<p>Kolezyum, 24.000 m² alana yayılıyor ve ortasında etrafı parmaklıklarla çevrili geniş bir arena bulunuyor. Arena, gladyatör dövüşleri sırasında akan kanların kolaylıkla dibe sızmasını sağlayacak şekilde kumla kaplanmış.<br />
İçerde, bir zamanlar köleler tarafından elle çalıştırılan 28 asansör, uzun yokuş yollar ve merdivenler yer alıyor. Bu mekanizma sayesinde, arenaya devasa sahne dekorları, vahşi hayvanlar ve gladyatörler süratle indirilebiliyormuş; her gösteri, izleyici için bir an bile boşluk bırakmayacak şekilde planlanmış.<br />
Tribünlerin altında karanlık odalar, gladyatörlerin barakaları, zindanlar ve vahşi hayvanlar için kafesler bulunuyor. Gladyatörlerin çoğu suçlulardan veya kölelerden yetiştiriliyormuş ve dövüşler genellikle bir gladyatörün, bazen de her ikisinin ölümüyle sonuçlanıyormuş.<br />
Direklere bağlı halatlarla gerilen bez çadır, sadece seyirci alanını örtüyormuş; arenanın ortası ise güneş alacak şekilde açık bırakılmış.</p>
<p>Mimari açıdan Kolezyum oldukça etkileyici: Zemin kat Dor, birinci kat İyon, ikinci kat ise Korint sütunlarıyla süslenmiş. Eliptik formu çevreleyen her katta 80 kemer bulunuyor; toplamda 240 kemer yapıyı tamamlıyor. Tahminlere göre, bu devasa amfitiyatro 40.000 ila 73.000 kişi arasında izleyici kapasitesine sahipmiş.<br />
Tribünlerin altında karanlık odalar, gladyatörlerin barakaları, zindanlar ve vahşi hayvanlar için kafesler bulunuyor. Gladyatörlerin çoğu suçlulardan veya kölelerden yetiştiriliyormuş ve dövüşler genellikle bir gladyatörün, bazen de her ikisinin ölümüyle sonuçlanıyormuş.<br />
Direklere bağlı halatlarla gerilen bez çadır, sadece seyirci alanını örtüyormuş; arenanın ortası ise güneş alacak şekilde açık bırakılmış.</p>
<p>Mimari açıdan Kolezyum oldukça etkileyici: Zemin kat Dor, birinci kat İyon, ikinci kat ise Korint sütunlarıyla süslenmiş. Eliptik formu çevreleyen her katta 80 kemer bulunuyor; toplamda 240 kemer yapıyı tamamlıyor. Tahminlere göre, bu devasa amfitiyatro 40.000 ila 73.000 kişi arasında izleyici kapasitesine sahipmiş.<br />
Roma İmparatorluğu’nun yıkılma sürecine doğru Colosseum’un gladyatör gösterileri için arena olarak kullanımızamanla etkisini kaybetmiş.Uzun bir dönem kullanılmayan Colosseum’da son oyunlar Theodoricus döneminde 519 ve 523’ de gerçekleşmiş. Bu tarihten sonra, Orta çağın geç dönemlerinde insan yerleşimi olarak kullanılmaya başlanılıncaya kadar uzun bir dönem Kolezyum ile ilgilenilmemiş. Colosseum günümüze kadar kale, belediye binası, hayır kurumu, kilise ve kentsel bahçe alanları, vb. amaçlarla kullanılmış. Gezerken hemen aşağıda günümüze kadar ulaşabilmiş Roma’nın ilk Hristiyan İmparatoru Konstantin’in zaferlerine adanmış Konstantin Takı görülüyor.<br />
İnanılmaz yapıyı gezmek oldukça zaman alıyor. Bu durumda ancak yarın Roma Forumu gezeceğiz. Akşam yemeğimizi Hosteria Trevi’de yiyoruz. O kadar kalabalık ki oturabilmek için sıra bekliyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Tarih Kokan Şehir &#8211; Roma – I. Bölüm</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-tarih-kokan-sehir-roma-i-bolum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Mar 2026 07:59:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[afrodit]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[klise]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=232206</guid>

					<description><![CDATA[Tarih Kokan Şehir; Roma – I. Bölüm La città che profuma di storia Roma’ya adım attığınız anda fark edersiniz: Bu şehir yalnızca taşlardan, sokaklardan ve meydanlardan ibaret değildir. Roma, zamanın katman katman biriktiği büyük bir hafıza gibidir. Her köşede geçmişin sessiz bir tanığı durur; bazen bir sütunun gölgesinde, bazen yüzyılları görmüş bir çeşmenin başında, bazen [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih Kokan Şehir; Roma – I. Bölüm<br />
La città che profuma di storia</p>
<p>Roma’ya adım attığınız anda fark edersiniz: Bu şehir yalnızca taşlardan, sokaklardan ve meydanlardan ibaret değildir. Roma, zamanın katman katman biriktiği büyük bir hafıza gibidir. Her köşede geçmişin sessiz bir tanığı durur; bazen bir sütunun gölgesinde, bazen yüzyılları görmüş bir çeşmenin başında, bazen de dar bir sokağın duvarlarına sinmiş taşların arasında…</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/13.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/13.jpeg" alt="" width="1752" height="1225" class="alignnone size-full wp-image-232207" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/13.jpeg 1752w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/13-300x210.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/13-1024x716.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/13-768x537.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/13-1536x1074.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/13-570x399.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/13-80x55.jpeg 80w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/13-701x490.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/13-1067x746.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1752px) 100vw, 1752px" /></a></p>
<p>Burada tarih, kitap sayfalarında anlatılan uzak bir hikâye olmaktan çıkar; gözünüzün önünde yaşayan bir gerçekliğe dönüşür. Bir anda kendinizi iki bin yıl öncesinin ayak izleriyle yan yana yürürken bulursunuz.<br />
İmparatorların geçtiği yollar, filozofların düşündüğü meydanlar, sanatçıların ilham aldığı avlular hâlâ aynı gökyüzünün altında varlığını sürdürmektedir.<br />
İşte Roma’nın büyüsü de tam burada saklıdır: Bu şehir geçmişi yalnızca anlatmaz, onu her gün yeniden yaşatır. Bu yüzden Roma’da yürürken insan sadece bir gezgin değildir; aynı zamanda tarihin içinde sessizce ilerleyen bir tanıktır.<br />
Her yolculuğun bir sebebi vardır. Kimi insan meraktan yola çıkar, kimi yeni yerler görmek için; kimi de geçmişin izlerini sürmek ister. Bizim Roma’ya uzanan bu yolculuğumuzun nedeni ise eşimin Türkçeye çevirdiği “Roma Tarihi” kitabının sayfalarında sık sık karşımıza çıkan mekânları kendi gözlerimizle görebilmek, anlatılanların izini bu kadim şehrin sokaklarında sürebilmekti.<br />
2025 yılının 22 Nisan günü İzmir’den saat 16.40’ta havalanan uçağımız, yerel saatle 18.10’da Fiumicino – Leonardo da Vinci Uluslararası Havalimanı’na indi. Roma’nın dünyaya açılan kapısı sayılan bu havalimanı geniş, modern ve oldukça hareketliydi. Uçağın kapısından çıkar çıkmaz farklı dillerin birbirine karıştığı kalabalığın içine karışıyor, insan kendisini dünyanın dört bir yanından gelen yolcuların oluşturduğu kozmopolit bir akışın içinde buluyordu.<br />
Havalimanından şehir merkezine ulaşmak için en pratik yolun otobüsler olduğunu söylemişlerdi. Biz de bu tavsiyeye uyarak otobüsleri aramaya başladık. Ancak işler düşündüğümüz kadar kolay olmadı. Uzunca bir süre bekledik, hangi aracın nereye gittiğini anlamaya çalışırken terminalin bir ucundan diğer ucuna epeyce koşturduk. Ortada belirgin bir düzen yok gibiydi. Eski püskü araçlar, sabırsız yolcular ve biniş sırasında öne geçmeye çalışan kalabalık… O an, taksiye binmeyerek biraz fazla maceracı davrandığımızı düşünmeden edemedik.<br />
Sonunda otobüse yerleşip havalimanından ayrıldığımızda akşam yavaş yavaş Roma’nın üzerine inmeye başlamıştı. Yol boyunca uzanan ağaçlar, sararmaya yüz tutmuş eski binalar ve birdenbire karşımıza çıkan antik taş duvarlar, yaklaşmakta olduğumuz şehrin sıradan bir şehir olmadığını fısıldıyordu. Roma’ya girdiğimizi hissettiğimiz o ilk anlarda insanın zihninde tek bir düşünce beliriyor: Bu şehir yalnızca bir başkent değil, aynı zamanda yüzyılların üst üste biriktiği dev bir tarih sahnesi.<br />
Roma’nın bu benzersiz konumu yalnızca geçmişinden değil, aynı zamanda taşıdığı sembolik anlamdan da kaynaklanıyor. Katolik dünyasının ruhani lideri Papa’nın yaşadığı Vatikan’ın burada bulunması nedeniyle Roma, bazı kaynaklar tarafından iki devletin başkenti olarak anılır. Bir yanda İtalya Cumhuriyeti’nin kalbi, diğer yanda dünyanın dört bir yanındaki Katolikler için kutsal kabul edilen Vatikan…</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/14.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/14.jpeg" alt="" width="1894" height="1468" class="alignnone size-full wp-image-232208" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/14.jpeg 1894w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/14-300x233.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/14-1024x794.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/14-768x595.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/14-1536x1191.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/14-570x442.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/14-701x543.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/14-1067x827.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1894px) 100vw, 1894px" /></a></p>
<p>Bu toprakların tarihi ise çok daha eski zamanlara uzanır. İtalya yarımadasında halkların yerleşim geçmişi M.Ö. 500’lü yıllara kadar iner. Etrüskler, Sabinler ve daha birçok topluluk yüzyıllar boyunca bu bölgede yaşamıştır. M.Ö. 595 yılına gelindiğinde Roma Krallığı kurulmuş ve küçük bir yerleşim zamanla büyüyerek Akdeniz dünyasının en güçlü merkezlerinden biri hâline gelmiştir.<br />
İmparator Caesar Augustus döneminde Roma, farklı kavimleri ve kültürleri bir araya getirerek büyük bir imparatorluğun temellerini atar. Yüzyıllar boyunca Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’ya yayılan bu dev yapı, M.S. 395 yılında Doğu ve Batı Roma olmak üzere ikiye ayrılır. Batı Roma İmparatorluğu M.S. 476’da tarih sahnesinden çekilirken, Doğu Roma İmparatorluğu varlığını İstanbul merkezli olarak sürdürür ve Bizans adıyla anılmaya başlar. Bu uzun tarih yolculuğu ise 1453 yılında Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesiyle yeni bir döneme girer.<br />
Orta Çağ ve Yeni Çağ boyunca farklı kent devletleri tarafından yönetilen İtalya, ancak 1861 yılında siyasal birliğini sağlayarak çağdaş anlamda bir devlet hâline gelebildi. 1946 yılında ise monarşi kaldırılarak cumhuriyet ilan edildi ve ülke yeni bir döneme adım attı.<br />
2015 yılından bu yana İtalya Cumhurbaşkanlığı görevini Sergio Mattarella yürütmektedir. İtalya Cumhuriyeti, büyük ölçüde İtalya Yarımadası üzerinde yer alan bir ülke olmakla birlikte Akdeniz’in iki büyük adası olan Sicilya ve Sardinya da bu toprakların bir parçasıdır. Bunun yanında yarımada üzerinde yer alan Vatikan ve San Marino ise kendi yönetimlerine sahip iki bağımsız devlettir.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/15.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/15.jpeg" alt="" width="1633" height="1300" class="alignnone size-full wp-image-232209" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/15.jpeg 1633w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/15-300x239.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/15-1024x815.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/15-768x611.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/15-1536x1223.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/15-570x454.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/15-701x558.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/15-1067x849.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1633px) 100vw, 1633px" /></a></p>
<p>Rönesans döneminde Avrupa sanatına, kültürüne ve düşünce dünyasına damgasını vuran İtalya, bugün de tarihî mirası ve kültürel zenginliğiyle dünyanın en dikkat çeken ülkelerinden biri olmayı sürdürmektedir. Aynı zamanda Avrupa Birliği’nin kurucu üyeleri arasında yer alan bu ülke, her yıl milyonlarca ziyaretçiyi kendine çeken güçlü bir merkezdir.<br />
Roma’nın hikâyesi çok eski zamanlara uzanır. İlk Romalıların, Esquiline ve Palatine tepelerinde kurdukları küçük yerleşimlerde yaşayan Latin çiftçiler ve çobanlar olduğu düşünülür. Zamanla bu mütevazı köyler büyümüş, güçlenmiş ve tarih sahnesine damgasını vuracak büyük bir şehrin temellerini oluşturmuştur.<br />
Aradan geçen yaklaşık 2800 yıl boyunca Roma; Roma İmparatorluğu’nun, Papalık yönetiminin, İtalya Krallığı’nın ve nihayet modern İtalya devletinin başkenti olarak tarih boyunca farklı dönemlere tanıklık etmiştir.<br />
Tıpkı İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulu olan Roma, yüzyılların biriktirdiği mirasıyla adeta yaşayan bir açık hava müzesini andırır. Şehrin dört bir yanında karşınıza çıkan antik kalıntılar, görkemli kiliseler, saraylar ve geniş meydanlar Roma’nın neden “tarih kokan şehir” olarak anıldığını hemen anlatır. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan sayısız eser de bu zenginliğin en somut kanıtıdır.<br />
İşte bu yüzden Roma’yı tanımanın en güzel yolu, şehrin sokaklarında yürümeye başlamak ve tarihin sizi hangi köşeye götüreceğini merakla beklemektir.<br />
Roma’nın doğuşu, tarih ile efsanenin iç içe geçtiği büyüleyici bir anlatıya dayanır. Antik Roma mitolojisinin en önemli kahramanlarından biri olan Troya prensi Aeneas’ın hikâyesi, bu efsanenin başlangıcını oluşturur.<br />
Troya Savaşı’nın yenilgiyle sonuçlanmasının ardından Aeneas, ailesi ve hayatta kalan birkaç Troyalı ile birlikte yıkılan şehirden ayrılmak zorunda kalır. Tanrıların yönlendirdiğine inanılan uzun ve zorlu bir yolculuğa çıkar. Bu kaçış yalnızca bir kurtuluş değildir; aynı zamanda Roma’nın doğuşuna uzanan yolun ilk adımıdır. Troya’nın sonu, yeni bir başlangıcın habercisi olacaktır.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/16.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/16.jpeg" alt="" width="1536" height="1440" class="alignnone size-full wp-image-232210" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/16.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/16-300x281.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/16-1024x960.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/16-768x720.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/16-186x173.jpeg 186w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/16-570x534.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/16-701x657.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/16-1067x1000.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Yarı tanrı olarak kabul edilen Aeneas’ın annesi aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’tir (Roma mitolojisindeki adıyla Venüs). Babası ise Troya prensi Ankhises’tir. Bu tanrısal soy, Aeneas’ın kaderini de belirler.<br />
Uzun ve maceralarla dolu bir yolculuğun ardından Aeneas, bugünkü İtalya topraklarına ulaşır ve Latium bölgesinde Lavinium adlı şehri kurar. Burada Troyalılarla yerli Latin topluluklarını bir araya getirir. Onun oğlu Askanius (Iulus) ise bir süre Lavinium’u yönettikten sonra M.Ö. 1150 yıllarında Alba Longa adlı yeni bir şehir kurar.<br />
Alba Longa, Roma’nın atası sayılan şehir olarak kabul edilir. Aeneas’ın soyundan gelen krallar burada yaklaşık dört yüz yıl boyunca hüküm sürer. Ancak zamanla bu soyun içinde taht mücadeleleri baş gösterir. Aeneas’ın torunlarından Amulius ve Numitor kardeşler Alba Longa tahtı için savaşırlar. Amulius galip gelince Numitor’un oğullarını öldürtür, kızını ise sürgüne gönderir. Rhea Silvia’ya Vesta Bakiresi unvanı vererek onun çocuk sahibi olmasını engellemeye çalışır.<br />
Fakat kader farklı bir yol çizer. Rhea Silvia ilahi bir güç sayesinde Romulus ve Remus adında ikiz çocuk dünyaya getirir. Tahtı için bu durumu bir tehdit olarak gören Amulius, Rhea Silvia’yı öldürtür ve bebeklerin Tiber Nehri’ne bırakılmasını emreder.</p>
<p>Efsaneye göre kader bir kez daha devreye girer. Nehrin kıyısında dişi bir kurt ikizleri bulur ve onları emzirerek hayatta kalmalarını sağlar. Daha sonra Palatino Tepesi civarında yaşayan çoban Faustulus çocukları bulur ve büyütür.<br />
Yıllar sonra büyüyen kardeşler, Tiber Nehri kıyısında yeni bir şehir kurmaya karar verirler. Ancak şehrin sınırları konusunda aralarında anlaşmazlık çıkar. Bu anlaşmazlık trajik bir sonla sonuçlanır: Romulus kardeşi Remus’u öldürür ve M.Ö. 753 yılında Roma şehrini kurarak kentin ilk kralı olur.<br />
Böylece Roma’nın hikâyesi, bir efsanenin gölgesinde başlar.<br />
Havaalanından ancak saat 19.30’da çıkabildik. Akşamın yumuşayan ışıkları altında Roma’ya doğru ilerlerken, yolumuz bizi Apenin Dağları’ndan doğup şehri ikiye bölen Tiber Nehri kıyılarına götürüyor. Yol boyunca Roma’nın heybetli ağaçları bize eşlik ediyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/17.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/17.jpeg" alt="" width="1698" height="1354" class="alignnone size-full wp-image-232211" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/17.jpeg 1698w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/17-300x239.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/17-1024x817.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/17-768x612.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/17-1536x1225.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/17-570x455.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/17-701x559.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/17-1067x851.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1698px) 100vw, 1698px" /></a></p>
<p>Sağlı sollu gördüğümüz şemsiye çamları, Roma siluetinin vazgeçilmez parçalarından biri; hatta şehrin sembollerinden sayılabilir. İnce ve uzun gövdelerinin üzerinde, tepeleri geniş bir şemsiyeyi andıracak şekilde yayılan bu iğne yapraklı ağaçların taç kısmı bazen sekiz metreye kadar genişleyebiliyor. Antik Çağ’dan beri çam fıstıkları nedeniyle değerli kabul edilen bu ağaçlar 12–18 metreye, kimi zaman ise 24 metreye kadar uzanabiliyor. Akşam ışığında gökyüzüne doğru açılan bu ağaçların oluşturduğu manzara gerçekten büyüleyici.<br />
Bir süre sonra Roma’nın kadim savunma yapılarından bazıları karşımıza çıkıyor. Şehri işgalcilerden korumak amacıyla M.Ö. 4. yüzyılda inşa edilen Servius Surları ve daha sonra onların yerini alan Aurelianus Surları, hâlâ Roma’nın tarihî merkezini çevrelemeye devam ediyor. Yaklaşık altı metre yüksekliğinde ve üç buçuk metre kalınlığındaki tuğla duvarların toplam uzunluğu neredeyse 19 kilometreyi buluyor. On sekiz ana kapıya sahip bu devasa yapı, bugün dünyanın en uzun ve en iyi korunmuş antik şehir surları arasında gösteriliyor.</p>
<p>Roma’ya yaklaşırken gördüğümüz bu ağaçlar ve surlar, sanki şehre giren her yolcuya sessizce şunu fısıldıyor: Buraya gelen herkes, birazdan yalnızca bir şehre değil, yüzyılların içinden geçen bir tarihe adım atacaktır.<br />
Piazza di Numa Pompilio’nun tam ortasında küçük, silindir biçimli, nişlerle çevrili ve tepesinde yabani otların bürüdüğü kubbeyi andıran ilginç bir ortaçağ yapısı sessizce duruyordu. Bu yapı, genellikle kavşak yakınlarında yolcuları koruduğuna inanılan antik Roma tanrıları Lares Compitales’e adanmış sunaklardan biri olarak kabul edilir ve 11. ya da 12. yüzyıla tarihlendirilmektedir.<br />
Biraz ilerlediğimizde şehir surlarının önemli kapılarından olan Porta Tiburtina ve Porta Metronia karşımıza çıkıyor. Her iki yanında yaklaşık yirmi metre yüksekliğinde yarım daire biçimli kuleleri bulunan Porta Asinaria’nın önünden geçerek Obelisco Lateranense’ye ulaşıyoruz. Dünyada ayakta kalan en büyük Antik Mısır dikilitaşlarından biri olan bu yapı, meydanın ortasında görkemli bir şekilde yükseliyor.<br />
Dikilitaşın hemen yakınında yer alan Basilica di San Giovanni in Laterano, Roma piskoposunun yani Papa’nın makamı olarak kabul edilen önemli bir Katolik katedralidir. Meydanın karşısında ise Ospedale San Giovanni Addolorata binası bulunmaktadır. Bu alan, tarih ile güncel yaşamın iç içe geçtiği Roma’nın karakteristik dokusunu açıkça hissettirir.<br />
Otobüsümüz Mercato Centrale Roma önünde durduğunda, şehirdeki ilk adımlarımızı atmanın heyecanı içindeydik. Merkezi olsun diye otelimizi (Persia Collection Trevi Hotel) Trevi Çeşmesi’ne oldukça yakın bir noktadan seçmiştik. Hızla bir taksiye atladık ve otele giden sokağın başında indik.</p>
<p>Biraz yürüdükten sonra karşımıza çıkan devasa tahta kapıdan içeri girdik. Sessizlik hâkimdi; kimseler yoktu. Telefonla bize verilen numarayı aradık ama cevap alamadık. Tam o sırada karşıdaki butikte çalışan biri, Türkçe “Size yardım edebilirim” diye seslenince içimiz rahatladı. Telefonda görüştüğü kişiler sayesinde kısa süre sonra bir görevli yetişti.<br />
Burası eski bir apartman, ancak bazı daireler otele dönüştürülmüş. Merdivenlerden ve kapılardan geçerek nihayet odamızı bulduk. Kaldığımız süre boyunca üç farklı kapı şifresini ezberlemek zorunda kaldık. Sonradan öğrendik ki, Roma’da otel bulmak bazen büyük bir sorun olabiliyor. Biz de bu deneyimi bizzat yaşamış olduk.<br />
Saat 21.00’i biraz geçmişti. Dar bir sokaktan yürümeye başladığımızda, Roma’nın en ünlü meydanlarından birinde, her zaman yüzlerce insanın çevrelediği ama aslında beklenenden çok daha küçük bir alana sahip olan Fontana di Trevi aniden karşımıza çıktı.<br />
Rivayete göre çeşme, adını üç yeraltı su yolunun birleştiği bu noktadan ve Roma İmparatorluğu döneminde askerlere su kaynağını gösterdiği düşünülen Trivia’dan almıştır. Farklı yıllarda bu güzel atmosferi görmek bana her seferinde aynı büyüyü yaşatır. 1732 yılında inşasına başlanan ve otuz yılı aşkın sürede tamamlanabilen bu görkemli yapı, İtalyan mimar Nicola Salvi tarafından tasarlanmıştır. Barok mimarisinin en parlak örneklerinden biri olan çeşme, Bernini okulundan gelen sanatçıların zarif süslemeleriyle bezenmiştir.<br />
Traverten ve mermerden yapılan, yaklaşık 26 metre yüksekliğindeki anıtsal yapının merkezinde denizlerin ve suyun tanrısı olarak bilinen Neptün heykeli yer alır. Neptün’ün iki yanında arabasını çeken denizatları ve onları tutan Triton figürleri bulunur. Sağ tarafta sağlığı temsil eden bir tanrıça heykeli ve onun üzerinde askerlere su kaynağının yerini gösterdiğine inanılan Trivia rölyefi görülür.<br />
Halk arasında “Aşk Çeşmesi” olarak da bilinen bu yer, 1960 yapımı La Dolce Vita filmiyle dünya çapında ün kazanmıştır. Filmde Anita Ekberg ve Marcello Mastroianni’nin canlandırdığı sahne, çeşmenin romantik ününü daha da artırmıştır.<br />
Ziyaretçiler genellikle çeşmeye sırtlarını dönüp omuzlarının üzerinden suya bozuk para atarak dilek tutar. İnanışa göre bu hareket, Roma’ya yeniden dönebilmenin simgesidir. Gece ışıkları altında parlayan Barok üsluptaki Chiesa dei Santi Vincenzo e Anastasio a Trevi, 1646–1650 yılları arasında genç mimar Martino Longhi tarafından inşa edilmiştir. Rivayete göre bu kilisede 22 papanın mumyalanmış kalbinin korunduğu söylenir.<br />
Çeşmenin çevresi restoranlar, dondurmacılar, kafeler ve butik dükkânlarla canlı bir atmosfere sahiptir. Biz de manzarayı seyrederek Trevi Café &#8211; Bar &amp; Pizzeria’de kısa bir akşam yemeği molası vermeye karar verdik. Yarın bizi bekleyen uzun yürüyüşleri düşünerek, Roma’nın gecesine sakince karıştık.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: “SalutareRomânia” Bükreş  &#8211; Bucureşti</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-salutareromania-bukres-bucuresti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Oct 2022 12:19:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[bükreş]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[Romanya]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://belgoturk.tv/?p=215245</guid>

					<description><![CDATA[“SalutareRomânia” Bükreş &#8211; Bucureşti Bölüm I 2017 Türkiye’ye yakın olduğu için nasıl olsa istediğimiz zaman gidebiliriz düşüncesiyle bu güzel ülkeyi görmekte geciktik. 2017&#8217;nin Temmuz ayında ani bir kararla yaz tatilimizi burada geçirmeğe karar verdik. Birlikte çalıştığım Romen öğretmen arkadaşım Roxana ve Fransa&#8217;daki bir eğitim sırasında dost olduğum Simona bu kararımı duyunca çok sevinip ülkeleri hakkında [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“SalutareRomânia”<br />
Bükreş &#8211; Bucureşti<br />
Bölüm I 2017<br />
Türkiye’ye yakın olduğu için nasıl olsa istediğimiz zaman gidebiliriz düşüncesiyle bu güzel ülkeyi görmekte geciktik. 2017&#8217;nin Temmuz ayında ani bir kararla yaz tatilimizi burada geçirmeğe karar verdik. Birlikte çalıştığım Romen öğretmen arkadaşım Roxana ve Fransa&#8217;daki bir eğitim sırasında dost olduğum Simona bu kararımı duyunca çok sevinip ülkeleri hakkında birçok bilgiyi benimle paylaştılar. Romanya&#8217;ya yıllar önce seyahat edenler ülke için pek hoş şeyler söylememiştiler. Ama bana göre ülkeyi tek bir kelime ile ifade etmem gerekirse uygun sözcük &#8220;Mükemmel&#8221; olur.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/05-1-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-215246" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/05-1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1817" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/05-1-scaled.jpg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/05-1-300x213.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/05-1-1024x727.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/05-1-768x545.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/05-1-1536x1090.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/05-1-2048x1454.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/05-1-570x405.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/05-1-701x498.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/05-1-1067x757.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Romanya topraklarının tarihi çok eskilere dayanıyor. Hatta Dünyadaki en eski insan fosillerine burada rastlandığından bahsediliyor. İlk olarak bu topraklarda yaşayan halk Traklar, Daçya Krallığını kuruyorlar. O zamanlar Traklar bugün Türkiye&#8217;de Trakya denilen bölgede yaşamaktaymışlar. Trakya adı da buradan geliyormuş. Trakların Roma imparatoru Trajan&#8217;a yenilmeleri burayı bir Roma eyaleti yapmış. Altın ve gümüş madenleri açısından çok zengin bir yer olduğu için Romalıların gözdesi haline gelmiş. Romalıların buraya yerleşmesi Latincenin yaygın olarak kullanılmasına neden olmuş. Bugün ülkede konuşulan Romencenin Latinceden fazlasıyla etkilenen bir dil olmasının medeni buymuş. Daha sonra Gotların istilası ile Romalılar bölgeden çekilmişler. Birçok kavim tarafından kuşatılan ülke Hunların egemenliğine girmiş. Macar, Peçenek, Tatar ve Kumanlar tarafından da istilaya uğramışlar. Romenler kendilerine ait devleti ancak XIV. yüzyılda kurmayı başarmışlar.</p>
<p>XV. yüzyılda Osmanlı Devleti buralara hakim olmuş. Bu dönemde Eflak Beyliği Voyvodası, tarihte Kazıklı Voyvoda olarak bilinen III.VladTepeş zalimliği ile ünlenmiş ve Osmanlı Devletine isyan etmiş. Daha sonra onun zalimliklerini anlatan &#8220;Dracula&#8221;adlı roman BramStoker tarafından 1897&#8217;de yazılmış. Ve Kont Drakula isminde birçok film çevrilmiş. Daha sonra bu hikâye Romanya&#8217;nın en büyük turizm gelirinin nedeni olmuş.93 harbinde Osmanlıların Ruslara yenilmesi sonucu Romenler bağımsızlıklarını elde etmişler. Ancak 1947&#8217;de Kızıl Ordu burayı işgal edince ülkenin yönetimi Ruslara geçmiş ve Komünist Romanya Halk Cumhuriyeti kurulmuş.1967&#8217;de Diktatör Nicolay Çavuşesku Romanya&#8217;nın devlet başkanı olmuş. 1989&#8217;da devrim ile Romanya demokrasiye geçmiş. 25 yıl hüküm süren Çavuşesku döneminde ülkede derin izler bırakan üzücü olaylar gerçekleşmiş.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/04-1-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-215247" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/04-1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1920" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/04-1-scaled.jpg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/04-1-300x225.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/04-1-1024x768.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/04-1-768x576.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/04-1-1536x1152.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/04-1-2048x1536.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/04-1-119x89.jpg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/04-1-570x427.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/04-1-701x526.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/04-1-1067x800.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>O dönem halkın çoğunluğu oturdukları evlerinden çıkartılarak, tek odalı apartman dairelerine yerleştirilmiş. Bükreş’te gezerken bu apartmanlar dikkatinizi çekiyor. En üst katlarına reklam almışlar. Anlaşılan şimdilerde gerçek dünyaya dönmüşler. Ünlü parlamento binasını yapabilmek için kiliseler ve 30.000 civarında ev yıktırılmış. Gece dolaştığınızda acaba evlerde insanlar yaşamıyor mu diye düşünüyorsunuz. Hiçbir ışık görülmüyor. Bunun nedeni hala Komünizmden kalma alışkanlıklarmış. Lamba bir odada yanıyor ve onun etrafında toplanıyorlar. O dönemde halk karne ile yiyecek içecek alırmış. Çavuşesku halkın isyanları sonucunda karısı ile birlikte kurşuna dizilmiş. Ülkenin demokrasiye geçişi oldukça yakın tarihe dayanıyor. Bugün Devlet Başkanı KlausIohannis.</p>
<p>PegasusHavayolları uygun fiyatlarla uçuş yapıyor. İzmir&#8217;den 19 Temmuz sabahı 06.55&#8217;te başlayan yolculuğumuz İstanbul aktarmalı olarak 11.35&#8217;te Romanya&#8217;nın başkenti Bükreş şehri HenriCoandă Uluslararası Havalimanı&#8217;na inmemizle son buluyor. İstanbul&#8217;dan uçuş yaklaşık bir saat. Binmemizle inmemiz bir oluyor.İzmir-İstanbul uçuşu gibi.</p>
<p>1910&#8217;da ilk jet motorlu uçağı yapan Romen kâşif mühendisin adı Havalimanına verilmiş. Çok büyük bir yer değil. Pasaporttan kolayca geçiyoruz. Türkiye&#8217;den kiraladığımız arabaya ulaşmak için bir servise biniyoruz. Bu servis kiralama şirketine ait. Çok düzenli çalışıyorlar. Havaalanına bir kilometre uzaklıkta güzel bir büroda arabayı teslim alıyoruz ve Romanya maceramız başlıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/01-1-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-215248" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/01-1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1703" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/01-1-scaled.jpg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/01-1-300x200.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/01-1-1024x681.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/01-1-768x511.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/01-1-1536x1022.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/01-1-2048x1363.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/01-1-570x379.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/01-1-701x466.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/01-1-1067x710.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Trafiğin iyi olduğu söylenemez. Araba kullanmak ilk etapta oldukça zor geliyor. Bazı kurallara uyuluyor ama genelde ani hareket ediyorlar. Dikkatli sürmek gerek.<br />
Havalimanı Bükreş merkeze 18 km.uzaklıkta. Önce para bozduruyoruz. Para birimi Romen Lei.(Ron) Kâğıt paralar şeffaf ve plastik gibi bir maddeden. Tuhaf geliyor. Romenler her ne kadar Avrupa Birliğine üye olsalar da kendi paralarını kullanıyorlar. Sadece otel ödemelerinde € kullandık.Hatta buralarda bile çoğu ödemeyi kendi para birimlerinde yaptık. Ülkede her yerde kredi kartı kullanamıyorsunuz. Parayı peşin istiyorlar. Döviz bürolarının Romence adı&#8221;Amanet&#8221; bizim &#8220;emanet&#8221; sözcüğümüze benziyor. Birçok yerde bulabiliyorsunuz. Ama dikkat etmek gerek pazar günleri açık değiller.</p>
<p>Arabamızla yemyeşil caddelerde ilerliyoruz. Sağlı sollu ulu ağaçlar sıralanmış. Şehir nefes alıyor.&#8221;DrAna Aslan&#8221; (1897-1988 yılları arasında yaşamış Gerontolojide -Yaşlanma sürecini araştıran bilim dalı- dünyada öncü olan bir Romen bilim insanı.) güzellik ürünlerinin reklamını görüyorum. Ayrıca birçok Türk markasının reklamı. Anlaşılan burası Türkler için iyi bir pazar olmuş.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/03-1-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-215249" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/03-1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1958" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/03-1-scaled.jpg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/03-1-300x229.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/03-1-1024x783.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/03-1-768x587.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/03-1-1536x1175.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/03-1-2048x1567.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/03-1-570x436.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/03-1-701x536.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/03-1-1067x816.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Otelimiz Bükreş merkezde Cornelia caddesinde&#8221;CherieBoutique Otel&#8221;. Bahçenin içinde beyaz tonların hâkim olduğu eski bir yapı. Belli ki çok iyi bir restorasyon görmüş. Zaten buradaki evlere bayıldık. Hepsi birbirinden güzel.Ama çoğu hala bakım bekliyor. Hemen önünde park yeri var. Bu önemli çok zira Bükreş&#8217;te park yeri bulmak hiç kolay değil. Odalar ferah.Yerleştikten sonra bahçeye inip karnımızı doyurmak istedik.Yemekler güzel ama su fiyatları çok yüksek.İnanamadık.Burada &#8220;Sudan ucuz.&#8221; lafı geçerli değil. Romanya seyahatimiz boyunca su içebilmek için hatırı sayılır paralar ödedik.</p>
<p>Garson “Türk&#8217;üz” deyince hiç şaşırmadı. Anlaşılan Bükreş&#8217;e gelen Türk turist sayısı çok fazla. Karnımızı doyurduktan sonra ilk olarak görmeyi hedeflediğimiz Parlamento Sarayına gitmek istiyoruz.Bükreş&#8217;e iki gün ayırdığımız için vakti iyi değerlendirmek gerek. Pentagon&#8217;dan sonra Dünyanın ikinci büyük parlamento binası. Diktatör Çavuşesku gücünü göstermek adına bu binayı yaptırmış. Halkına seslendiği devasa balkon dikkat çekiyor. Çavuşesku&#8217;nun halkın sefalet içinde olmasına karşın zenginlik simgesi olan bu sarayı yaptırması herkesin ondan biraz daha fazla nefret etmesine neden olmuş. Ancak bu devasa yapının keyfini sürememiş. Bilindiği gibi yargılanmış ve karısı ile birlikte idam edilmiş. Bina Unirii bulvarında. Bu cadde Paris&#8217;in &#8220;Champs–Élysées&#8221; sine benziyor.Zaten şehre küçük Paris diyorlarmış. Daha sonra zafer takını görünce böyle söylenmesinin nedenini anladım.<br />
Bükreş, Tuna nehrinin bir kolu olan Dambovita ırmağının geçtiği bir şehir. Parlemento binası Bükreş&#8217;in birçok yerinden görülebiliyor. Eyfel misali. Yapımına 1983&#8217;te başlanmış ve 1989&#8217;da bitirilmiş.48m.yüksekliğinde. Asıl ilginç olanı binanın buzdağı gibi yer altında da yapılanması. Aydınlatma için 3500 ton kristal kullanılmış.700 mimar ve 20.000 işçi binanın yapımında çalışmış.1100 odası olan yapının 40 asansörü bulunuyor. Az bir kısmı rehber eşliğinde gezilebiliyor.</p>
<p>Buradan Herăstrău Parkı içinde bir Açıkhava müzesi olan DimitrieGusti Ulusal Köy Müzesine (MuzeulSatului) gidiyoruz. 1936 yılında açılmış. 10 hektarlık bir alana yayılan müze, 17. ve 20. yüzyıl arasında inşa edilmiş otantik köy yapılarını barındırıyor. Ülkenin farklı yörelerinde bulunan evler eşyalarıyla hatta bahçe düzenleriyle birlikte buraya taşınmış.</p>
<p>Romanya&#8217;nın köyevlerini geziyor, girişlerinde bulunan açıklamalardan hangi yöreye ait olduğu, orada oturmuş kişiler hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz.<br />
Çok güzel bir yer. Şimdiye kadar böyle bir yer gezmemiştim. Sadece evler değil tahta kiliseler ve değirmenler… Masal dünyası gibi. Bizim Karadeniz yöresinin evlerine benzer tahta evler. Değişik çatılar.<br />
Birçok yöresel el işlerini de görmek mümkün. Girişte tüm bunların satıldığı bir mağaza bulunuyor. Ağaçların arasında muhteşem bir müze.Tahta kiliseyi gezdiren Romen bayanla bir hatıra fotoğrafı çekiliyoruz.<br />
Acaba diyorum böyle bir müze bizim ülkede yapılmış olsa kaç hektar arazi gerekirdi. Güzel olan asıl şey bu evlerin sanki içinde hala yaşanıyormuş gibi canlı olması. Bahçelerine ekilmiş çiçekler, sebzeler, inanılmaz. Tüm gününüzü burada geçirebilirsiniz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/02-1-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-215250" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/02-1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1970" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/02-1-scaled.jpg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/02-1-300x231.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/02-1-1024x788.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/02-1-768x591.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/02-1-1536x1182.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/02-1-2048x1576.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/02-1-570x439.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/02-1-701x539.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/02-1-1067x821.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Sonuna kadar yürürseniz Herăstrău Parkına geçiyorsunuz. Park,şehrin kalbinde halkın gezip dolaşacağı dinleneceği nefes alacağı bir yer.Herăstrău gölünün çevresine kurulmuş.<br />
İşin içine göl de girince burada gezinti yapan gemiler olması kaçınılmaz.1936&#8217;dan beri açık olan parkta biz de gemiye binip bir göl turu yapıyoruz. Sakin hoş bir tur. Huzur veriyor. Daha sonra yürüyoruz. Çıkışta aslında girişte&#8221; Hard RockCafe&#8221; yi görünce bir kahve içelim diyoruz. Malum tüm ülkelerin başkentlerinde bu kafelerden var.</p>
<p>Hava yavaş yavaş kararmaya başlıyor. Bu akşam yemeği &#8220;Hanu&#8217;luiManuc&#8221; restoranda yiyeceğiz. Restoranın giriş kapısının hemen sağında Garanti bankamatiğinin olması ilginç.<br />
Restoran mükemmel eski bir yapı.1804&#8217;de Ermeni tüccar EmanuelMarzaian &#8216;ın yaptırdığı bir han.1812 yılında Türk-Rus savaşının sona ermesi görüşmeleri ve barış antlaşmaları bu handa yapılmış. Türk, Bulgar ve Yunanlı tüccarlar Transilvanya&#8217;ya giderken burada konaklarlarmış.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/09-1-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/09-1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1933" class="alignnone size-full wp-image-215251" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/09-1-scaled.jpg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/09-1-300x227.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/09-1-1024x773.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/09-1-768x580.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/09-1-1536x1160.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/09-1-2048x1546.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/09-1-119x89.jpg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/09-1-570x430.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/09-1-701x529.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/09-1-1067x806.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>1857&#8217;de aydınlatma ilk defa burada yapılmış, lambalar kullanılmış. Bina şimdi restoran ve otel olarak hizmet vermekte. Bükreş’in en popüler mekânlarından biri. Hanın ortasındaki bahçe masalar ile dolu. Rezervasyon yaptırdığımız halde oturabilmek için kapıdaki kuyrukta bir süre beklemek zorunda kaldık.<br />
Ama buna değdi. Çok güzel bir ortam. İyi bir aydınlatma ve dekor. Bir tarafta kızaran etler, diğer tarafta sahnede Romen folkloru. Yemekler enfes. Bir hayli keyif aldık. Eminim burada konaklamak ayrı bir zevk olurdu. Gecenin sonuna doğru yanımıza yaklaşan Romen ekip Türk olduğumuzu anlayınca &#8220;Üsküdar&#8217;a giderken ”şarkısını çalıp söylüyor. Ne hoş.</p>
<p>Menü kartındaki resimlerin altında bulunan yazıları Romen arkadaşım çevirdi ama ben pek yazmak istemiyorum.<br />
Ertesi sabah kahvaltı yapmak için yer aramaya başlıyoruz. Ara sokaklardan ana caddeye ulaşmak isterken Romanya Merkez Bankasının karşı çaprazında &#8220;Antiques&amp;Handmade&#8221; yazısı dikkatimizi çekiyor ve siyah taş binaya giriyoruz. Üst katta şehir kütüphanesi bulunuyor.Binanın giriş katında el örgüsü şapkalar,örtüler ve daha birçok şey, içerdeki kubbeli kısımda ise antika objeler satılıyor. Girişte, yerlerdeki taşlarda iskambil kâğıtları orijinal. Tavandaki eski işlemeler çok yıpranmış ama hala muhteşemler.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/08-1-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/08-1-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1862" class="alignnone size-full wp-image-215252" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/08-1-scaled.jpg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/08-1-300x218.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/08-1-1024x745.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/08-1-768x558.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/08-1-1536x1117.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/08-1-2048x1489.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/08-1-124x90.jpg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/08-1-570x415.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/08-1-701x510.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/08-1-1067x776.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Ertesi gün ReginaElisabeta bulvarında&#8221;La mama&#8221;restoran hoşumuza gidiyor.Kahvaltı çeşitli ve leziz. Yumurtanın yanında kırmızı pancar getirilmesi pek alışık olmadığımız bir tat. İçerisi çok güzel, tarihi ama hava sıcak olduğu için dışarıda oturmayı tercih ettik.Daha sonra cadde boyunca yürüdük. İzmir&#8217;de eskiden binilen troleybüs burada hala işliyor. Oldukça yıpranmış ama hoşuma gitti. Öğrencilik yıllarımı hatırladım.</p>
<p>Ana caddeden dar sokaklara dalındığında, binaların yerleşmiş restoranlar avlu içinde orijinal ve güzel dekorlara sahip. Bir tanesi o kadar ilgimizi çekiyor ki hemen içeriye giriveriyoruz. Çiçekler içinde. Tahta malzemenin bolca kullanıldığı restoran kırmızı, pembe sardunyalar ile harika gözüküyor. Burada da bir sahne var. &#8220;Terasa Doamnei&#8221;.Her noktada bir güzellik, bir ferahlık. Akşam yemeği için burası tercih edilebilir.<br />
Ağaçların arasında Rus Kilisesi&#8221;BisericaSfantuNicolae&#8221;bütün ihtişamıyla yükseliyor. Kilisede yenileme çalışmaları yapılıyor. Eski şehirde bulunan erken Neo-Romen stildeki yapı altın rengi çatısıyla insanı büyülüyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/06-2-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/06-2-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1938" class="alignnone size-full wp-image-215253" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/06-2-scaled.jpg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/06-2-300x227.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/06-2-1024x775.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/06-2-768x581.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/06-2-1536x1163.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/06-2-2048x1550.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/06-2-119x89.jpg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/06-2-570x431.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/06-2-701x531.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/06-2-1067x808.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Üniversite Meydanı ile Unirii Meydanının kesiştiği yerde Bükreş&#8217;in ilk hastanesi &#8220;Coltea&#8221; bulunuyor.Heybetli bir yapı.Binanın dış cephesinde kırmızı beyaz taş süslemeler dikkat çekiyor. Hastane 1704&#8217;te yapılmış.<br />
İlk bakışta buranın bir hastane olabileceğini düşünemiyorsunuz. Yapı o denli değişik.Hastanenin önünde Mihail Cantacuzino&#8217;nun heykeli yükseliyor. Hastanenin kurucusu. Avrupa&#8217;nın en eski ve soylu ailelerinden. Kökü Bizans&#8217;a kadar uzanıyormuş.<br />
Hastane halen hizmet veriyor. Hastanenin yanında da bir kilisesi var.</p>
<p>Yürümeye devam ettiğimizde Cantacuzino Sarayı bizi renkli güzel süslemeleriyle karşılıyor.1833-1835 yılları arasında yapılmış.Yapı ilk başlarda yüksek sosyetenin toplandığı bir yermiş. I.Dünya Savaşında Almanlar tarafından kullanılmış.Şimdi ünlü Romen kemancı George Enescu müzesi.Hakikaten zarif ve iç açıcı renklerin kullanıldığı bir saray.Özellikle girişi çok orijinal.</p>
<p>Eski şehrin caddesi Lipscani&#8217;de ilerliyoruz taş binaların görünüşleri harika. VladTepes&#8217;in nam-ı değer Drakula&#8217;nın saray kalıntılarının yanında Bükreş&#8217;in en eski kilisesi Saint Antoine yer alıyor.1559’da Mircea Ciobanul tarafından yapılmış bir Ortodoks kilisesi. 1847&#8217;deki yangından sonra kilise neo-gotik tarzda onarılmış. Çok güzel bir taş işçiliğine sahip. Demir parmaklıklar ile çevrilmiş bahçe içinde dini yapılar ayrı ayrı gezilebiliyor. Saint-Dumitru Posta kilisesinin kapısının üzerinde buraya ait bilgiler yazıyor.<br />
Nereye gidersem gideyim, rögar kapakları hep dikkatimi çekmiştir. Şehrin tarihini yansıtır… Bükreş&#8217;in Arnavut kaldırımı şeklinde döşenmiş sokaklarındaki kapakları incelemek ayrı bir güzellik.</p>
<p>Tam ortada yerel yemeklerin yapıldığı bir restoran görünce hemen içeri dalıyoruz.&#8221;Taverna Covacı&#8221; Romen el işi örtüleri ile süslenmiş, karanlık bir yer. İçeriye ağır bir koku yayılmış.Çorba fena değil.Romen mutfağı çok zengin değil ama çorbaları ayrı bir yere koymak lazım, nefis lezzetler.&#8221;Ciorba de burta&#8221; İşkembe çorbası. Özellikle ekmek içinde sunulan sebze çorbasını mutlaka tatmalı.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/07-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/07-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1894" class="alignnone size-full wp-image-215254" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/07-scaled.jpg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/07-300x222.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/07-1024x758.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/07-768x568.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/07-1536x1137.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/07-2048x1516.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/07-119x89.jpg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/07-570x422.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/07-701x519.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/07-1067x790.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Yemekten sonra yine yola koyuluyoruz.Rengârenk bir kilise ilgimi çekiyor.Ulusal Sanat Müzesinin yakınında Stavropoleos Manastırı. Aziz Saint Michel ve Gabriel&#8217; e adanmış.1724&#8217;te yapılmış bir Ortodoks Kilisesi. Barok stilde yapıldığı her köşesinde bulunan süslemelerden anlaşılıyor.<br />
Stavropoleos sokağının sonundaki Bükreş&#8217;in tarihi restoranı &#8220;Caru&#8217;cu bere&#8221;ye ulaşıyoruz.Restoran mimar ZigfridKofczinski tarafından 1879&#8217;da yapılmış.Neo-gotik tarzda bir mekân.Turistler oturmasalar bile içeriye fotoğraf çekmek için giriyorlar.<br />
Gerçekten çok büyülü, güzel bir yapı.Ahşap malzemenin bolca kullanıldığı tarihi bir yer.Her tarafta bir şeyler asılı.Ortada bir bar var. Ayrıca tahta merdivenlerden ikinci kata çıkabiliyorsunuz.<br />
Kahve eşliğinde leziz tatlılardan tadıyoruz.Akşam yemeğine kalmak mümkün değil.Rezervasyon gerekiyor.Böyle tarihin içinde oturmak bana her zaman büyük keyif verir. Özel önlükleriyle hizmet veren garsonlar mekânı renklendiriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/10-2-scaled.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/10-2-scaled.jpg" alt="" width="2560" height="1844" class="alignnone size-full wp-image-215255" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/10-2-scaled.jpg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/10-2-300x216.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/10-2-1024x737.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/10-2-768x553.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/10-2-1536x1106.jpg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/10-2-2048x1475.jpg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/10-2-124x90.jpg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/10-2-570x410.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/10-2-701x505.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2022/10/10-2-1067x768.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Sokaktan çıktığımızda, &#8220;CaleaVictorieri&#8221; caddesindeki devasa bina dikkatimi çekiyor.CEC meydanında 1800 yılında yapımına başlanan ve 1900 yılında bitirilen bina Romanya&#8217;nın en eski bankasıymış. Değişik ve heybetli bir mimariye sahip.<br />
Binanın karşısında, 1894’te yapılan muhteşem bir yapı daha var.Yapı 70 yıl boyunca postane olarak kullanılmış.1972 yılında ise burada Ulusal Tarih Müzesini açılmış.Gezmeğe karar veriyoruz.Giriş merdivenlerinde elinde bir kurt taşıyan bronzdan acayip bir heykel ilgi çekici.İmparator Trajan&#8217;ı elinde bir kurt tutarken simgeliyor. Roma&#8217;nın kurucuları Romus ve Romulus&#8217;u besleyen kurt.Heykeltıraş Vasile Gorduz tarafından yapılmış.Eser Romen halkının orijinini göstermek amacıyla yapılmış ama Bükreş halkının fazla tepkisini almış. Müze adından da anlaşılacağı gibi Romen tarihinin tarih öncesi ve modern eserlerini barındırıyor. Romen kraliyet ailesinin mücevherleri burada sergileniyor.</p>
<p>Müzede benim favori heykellerim yer alıyor.Neolitik sanatın iki yapıtı.&#8221;Düşünen Adam ve Oturan Kadın&#8221; 5000-6000 yıl öncesinden esintiler. Hamamcı kültürüne ait. 1956 yılında Cernova&#8217;daki bir mezar içinde bir arada bulunmuşlar.Çok etkileyici.Onca yıl önce yapılmış ve hala güzeller.<br />
Romen köklerinin Roma&#8217;dan geldiği düşünüldüğü için bu müzede Antik Roma İmparatorluk dönemine ait Trajan Forumundaki eserlerin kopyaları asıllarına çok uygun olarak yapılmış.Roma İmparatoru TrajanDaçya toprakları fatihi olarak elde ettiği tüm ganimetlerle Roma&#8217;da yaptırdığı forumun aynısı.Daçya seferini anlatan rölyeflerin olduğu bir sütun bu alanda yükseliyor.Sütunun en üstüne önce kartal sonra Traianus&#8217;un ve daha sonra da Aziz Pietro&#8217;nın heykeli yerleştirilmiş.Romen yakın tarihini anlatan bölüm gerçekten ilginç.<br />
Müzeden çıktıktan sonra, yol üzerinde rastladığımız ZlatariKilisesi, şehrinyüksek binaları arasına sıkışmış zarif güzel bir yapı. Bir binanın köşesinde Banker Eugeniu Carada (1836-1910) heykeli gözüme çarpıyor. Bükreş&#8217;te düşündüğümden az heykel var.</p>
<p>Akşam yemeği için Pierre de Coubertin bulvarında&#8221;CentrulComercial Mega Mall&#8221; adlı büyük bir alışveriş merkezine gittik. Ünlü markaların mağazaları yerlerini almış. Hatta Türk markalarını da bulabiliyorsunuz. Ama ürün çeşitliliği bakımından çok zengin değiller. Ufak tefek birşeyleratıştırdıktan sonra günün sonunu otelimiz bahçesinde bir çay içerek bitiriyoruz. Çayın yanında şeker niyetine verilen bal bu keyfe ayrı bir güzellik ekliyor.<br />
Ertesi sabah Bükreş&#8217;ten ayrılıp Romanya&#8217;nın diğer şehirlerini de görmeyi planladığımız gezimize devam ediyoruz. Otele geldiğimizdeki sıcak karşılamayı ne yazık ki ayrılırken bulamıyoruz. Çok dar olan tahta merdivenlerden bavullarımızı indirebilmek için yardım istiyoruz ama oralı bile olmuyorlar. Anlaşılan hala eski rejimin kalıntıları devam ediyor.</p>
<p>Ara sokaklarda Bükreş&#8217;in güzel evlerini seyrede seyrede ilerliyoruz. Evler bakım görseler çok daha muhteşem olacaklar. Yapılar harika. Alt yapıları konusunda bilgim yok ama tepelerde dolaşan elektrik ve telefon tellerinin sayısı bir hayli fazla. Ayrıca renkli dış cephe boyaları da dikkat çekici. Dantel gibi işlenmiş taş binaların ince detaylarını hayranlıkla izliyoruz.<br />
Bükreş Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, FelsefeFakültesi. Üniversite semtinde tarihi binaların arasında ilerliyoruz. Yolumuzun üstünde el örgüsü yelekler, şapkalar,meyve, sebze satan satıcılar küçük bir pazar görünümü oluşturuyorlar.<br />
Romen tiyatro yazarı Luca Caragiale&#8217;ninkarakterlerini gösteren heykeller modern ve güzel bir kompozisyon oluşturmuş.</p>
<p>Bükreş Üniversite Meydanındaki saatin üzerindeki tarih 1459&#8217;u gösteriyor. Demir malzemenin bolca kullanıldığı bu saatleri hemen hemen her meydanda görmeniz mümkün. Üzerlerinde bulundukları meydanların adları yazıyor. Hedefli olarak yürüyüp, tarihler boyunca bozulmamış dinozor iskeletinin bulunduğu Doğa Tarihi Ulusal Müzesi Antipa &#8216;ya varıyoruz.<br />
GrigoreAntipa Müzesi (Doğal Tarih Müzesi) 1893-1944( Muzeul de IstorieNaturala &#8220;GrigoreAntipa&#8221;)gördüğüm en güzel müzelerden biri.Hem insanlık tarihi hem de doğa. O kadar güzel sunulmuş ki… Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayanhayvanlar doldurulmuş bir halde vitrinlerde. Hayvanlar hakkında tüm bilgilere önlerinde bulunan levhalara dokunarak ulaşabiliyorsunuz. Birçok öğrenci topluluklarına rastladık. Ne kadar okunursa okunsun bu bilgiler ancak böyle bir sunumda akılda kalır. Canlı türlerini vitrinlerin içinde, üç boyutlu seyrediyor, hayran kalıyoruz.<br />
Müzenin kurucusu ve yöneticisi Doktor GrigoreAntipa bu müzeyi 51 yıl boyunca yönetmiş. GrigoreAntipa ünlü ProfesörErnstHaeckel&#8217;in öğrencisi olmuş hatta doktora tezini ondan almış. Birçok araştırmaya katılan Antipa, müzeyi araştırmalarını yaptığı ev gibi kullanarak yaşamını burada geçirmiş,bilimsel koleksiyonlarını bağışlarla zenginleştirmiş. Veri tabanındaki çeşitlilik açısından dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alıyor.<br />
Girişinte hatıralık eşyalar satan bir bölüm var. Çok güzel bir müze. Uzun uzun gezmek gerekir. Her köşede bir bilgi. Renkli, canlı… Artık Bükreş&#8217;ten çıkarak Sinaia&#8217;ya doğru yol alıyoruz. Dönüşte Bükreş&#8217;te gezmek istediğimiz bir yer daha var.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
