<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>heykel &#8211; Belgot&uuml;rk Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://belgoturk.tv/tag/heykel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://belgoturk.tv</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Sep 2026 20:04:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.1</generator>
	<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Qardaş Azərbaycan &#8211; Gobustan</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-qardas-az%c9%99rbaycan-gobustan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 2026 20:04:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[çamur]]></category>
		<category><![CDATA[dağ]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Orman]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tapınak]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[vadi]]></category>
		<category><![CDATA[volkan]]></category>
		<category><![CDATA[Yanardağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236745</guid>

					<description><![CDATA[Gobustan 2026 – QardaşAzərbaycan Çamurdan Alevlere… Bakü’ye gelişimizin ertesi günü, operete gitmeden önce tiyatro binasının çevresindeki sokaklarda dolaşırken tanıştığımız o genç, bize yalnızca bir tur satmıyor; farkında olmadan küçük bir maceranın da kapısını aralıyor. Söz verdikleri gibi 3 Şubat sabahı tam vaktinde otelimizin önüne geliyorlar. Bu dakiklik, daha günün ilk saatlerinde içimize hoş bir güven [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gobustan 2026 – QardaşAzərbaycan<br />
Çamurdan Alevlere…</p>
<p>Bakü’ye gelişimizin ertesi günü, operete gitmeden önce tiyatro binasının çevresindeki sokaklarda dolaşırken tanıştığımız o genç, bize yalnızca bir tur satmıyor; farkında olmadan küçük bir maceranın da kapısını aralıyor.<br />
Söz verdikleri gibi 3 Şubat sabahı tam vaktinde otelimizin önüne geliyorlar. Bu dakiklik, daha günün ilk saatlerinde içimize hoş bir güven duygusu yerleştiriyor. Minibüse bindiğimizde Bakü henüz yeni uyanıyor. Caddeler sakin, berrak sabah ışığı binaların üzerine yavaşça yayılıyor. Camdan dışarı bakarken birkaç saat sonra şehrin çok uzağında, bambaşka bir coğrafyanın içinde olacağımızı henüz bilmiyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2.jpeg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236746" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2.jpeg" alt="" width="1495" height="1415" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2.jpeg 1495w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2-300x284.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2-1024x969.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2-768x727.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2-570x539.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2-701x663.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2-1067x1010.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1495px) 100vw, 1495px" /></a></p>
<p>Araç, şehir merkezindeki birkaç durakta daha yolcuları alıyor. Kısa süre içinde birbirini henüz tanımayan insanların aynı yolculukta buluştuğu sıcak bir yol arkadaşlığı başlıyor. Önümüzde uzanan rota ise bizi Bakü’nün modern siluetinden çıkarıp binlerce yıllık kaya resimlerinin ve çamur volkanlarının bulunduğu Gobustan’a doğru götürüyor.<br />
Araca katılan her yeni yolcuyla birlikte yolculuğun havası da değişiyordu. Kimisi uykulu gözlerle camdan süzülen sabah ışığını izliyor, kimisi daha ilk dakikalarda yanındakilerle sohbete başlıyordu. Biz ise cam kenarında sessizce oturuyor, yavaş yavaş geride kalan Bakü’yü seyrediyorduk.<br />
Şehrin modern silueti geride kaldıkça manzara da sadeleşmeye başladı. Yüksek binaların yerini geniş düzlükler, yoğun caddelerin yerini ise ufka doğru uzanan açık yollar alıyordu. Hazar’dan esen rüzgârın taşıdığı iyot kokusu, artık şehirden uzaklaştığımızı usulca hissettiriyordu.<br />
İçimde tarif etmesi güç bir duygu vardı; yalnızca merak ya da heyecan değildi bu. Sanki birazdan göreceğimiz topraklar, bizi yüzyılların değil, insanlığın ilk izlerinin saklı kaldığı çok daha eski bir zamana götürecekti.</p>
<p>Rehberimiz genç, enerjik ve anlatmayı seven bir delikanlı olarak karşımıza çıkıyor. Konuşurken Rusça ile İngilizce arasında rahatça geçiş yapıyor, bize döndüğünde ise gülümseyerek Azerbaycan Türkçesiyle hitap ediyor. Onunla konuşmaya başladıkça aramızdaki iletişimin ne kadar kolay olduğunu fark ediyorum. Söylediklerinin çoğu bize tanıdık geliyor; bazı kelimeler, söyleyişler ve ifadeler Türkiye Türkçesiyle neredeyse aynı. Dilin bu yakınlığı, daha yolun başında aramızdaki mesafeyi azaltıyor ve kendimizi yabancı bir ülkede değil, bize tanıdık bir coğrafyada yolculuk ediyor gibi hissettiriyor.</p>
<p>Gruba göz gezdirdiğimizde bizim dışımızda iki Türk ve iki Alman turist görüyoruz; diğer yolcular ise Azerbaycanlılardan oluşuyor. Bu dağılım, daha ilk dakikalardan ortama sıcak ve yerel bir hava katıyor. Ara sıra kulak misafiri olduğumuz gündelik konuşmalar, yükselen kahkahalar ve rehberle kurulan samimi diyaloglar, bizi sıradan bir tur ortamından uzaklaştırıyor. Kendimizi, kısa sürede birbirine alışan insanların oluşturduğu küçük bir arkadaş topluluğunun içinde buluyoruz.<br />
Araç güneye doğru ilerlerken Bakü&#8217;nün geniş caddeleri geride kalıyor. Yol boyunca şehrin eğitim ve kültür yaşamına ait önemli yapılar da birer birer karşımıza çıkıyor. Bunlardan biri, 1930 yılında kurulan Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi. Ülkenin ekonomi ve işletme alanındaki köklü eğitim kurumlarından biri olan üniversite, Bakü&#8217;nün akademik kimliğinin simgelerinden sayılıyor.<br />
Biraz ileride, geçmişin zarafetini bugüne taşıyan etkileyici bir yapı beliriyor: Azerbaycan Devlet Akademik Filarmoni Salonu. 1910’lu yılların başında inşa edilen bu yapı, ilk döneminde Bakü’nün seçkin çevrelerinin kullandığı bir sosyal kulüp olarak tasarlanmış. Avrupa mimarisinden izler taşıyan cephesi ve zarif ayrıntılarıyla hemen dikkat çekiyor. Şehrin hareketli yaşamının içinde, geçmişten bugüne uzanan sakin ve ağırbaşlı bir duruş sergiliyor.<br />
Yolculuk devam ederken modern Bakü’nün farklı yüzleri de birer birer karşımıza çıkıyor. Bakü Spor Sarayı, Devlet Sirki ve Su Sporları Sarayı geride kalırken, biz camdan dışarı bakıp şehrin hareketli yaşamını izliyoruz. Hazar’ın açık ufku bir süre daha bize eşlik ediyor.<br />
Derken uzakta dev Azerbaycan bayrağı beliriyor. Yaklaştıkça bütün görkemiyle karşımıza çıkan Devlet Bayrağı Meydanı, Bakü’nün modern yüzünün güçlü simgelerinden biri. Meydandaki bayrak direği, 2010 yılında hizmete açıldığında 162 metre yüksekliğiyle bir dönem dünyanın en yüksek bayrak direği olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiş.<br />
Bir süre sonra yüksek binalar seyrekleşiyor. Geniş yolların çevresindeki boşluklar artıyor; şehirdeki düzenli görüntünün yerini kuru topraklar ve çıplak tepeler alıyor. Bakü’nün hareketli atmosferinden uzaklaştıkça manzara da sessizleşiyor.<br />
Camdan dışarı baktığımda, yalnızca başka bir yere değil, başka bir zamana doğru yol aldığımızı düşünüyorum. Önümüzde beliren kayalıklar Gobustan’ın habercisi.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3.jpeg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236747" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3.jpeg" alt="" width="1335" height="990" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3.jpeg 1335w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3-300x222.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3-1024x759.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3-768x570.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3-570x423.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3-701x520.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3-1067x791.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1335px) 100vw, 1335px" /></a></p>
<p>Bakü’nün bugünkü yüzünden Gobustan’ın çok daha eski dünyasına doğru ilerlerken, yolculuğun en güzel yanı da kendini göstermeye başlıyor: Şehir geride kaldıkça, toprağın anlattığı hikâye öne çıkıyor.<br />
Minibüsün camından akıp giden yapılar, Bakü’nün farklı dönemlerini kısa bir film şeridi gibi önümüzden geçiriyor. Her biri, şehrin geçmişinden bugüne uzanan hikâyeden küçük bir parça taşıyor. Biz de bu görüntüler arasında ilerlerken Bakü’nün zenginliğinin ve değişen yüzünün ardındaki kaynakları düşünmeye başlıyoruz.<br />
Bakü’nün uzandığı Abşeron Yarımadası boyunca ilerlerken yolumuz, Bakü’nün güneybatısındaki tarihî petrol bölgesi Bibiheybet’e düşüyor. Şehirden henüz çok uzaklaşmadan, yaklaşık dört kilometre sonra aracımız ilk molasını veriyor. Birkaç dakika önce hareketli caddelerden geçerken şimdi, Bakü’nün dönüşümünde büyük rol oynayan petrol tarihinin önemli duraklarından birinin önündeyiz.<br />
Amacımız, 1846 yılında mekanik yöntemlerle açılan Bibiheybet kuyusunu görmek. Kuyunun başında durduğumda, Bakü’nün bugünkü görüntüsünü düşünmeden edemiyorum. Şehrin büyümesi, zenginleşmesi ve dünyaya açılmasıyla bu toprakların altından çıkarılan petrol arasında güçlü bir bağ var. Kısa süren bu durak, Bakü’ye bakışımı biraz değiştiriyor.<br />
O yıllarda kullanılan sistem, bugünün dev petrol kulelerinden oldukça uzak. İlkel bir denge kolu ve basit bir vinç mekanizmasıyla çalışan bu sondaj yöntemi, dönemine göre önemli bir yenilikmiş.<br />
Çalışmalar, Azerbaycan petrol madenleri müdürü Binbaşı Alekseyev’in öncülüğünde, mühendis Vasili Semyonov’un önerisiyle gerçekleştiriliyormuş. 1870’li yıllarda Nobel Kardeşler ve İvan Mirzoyev gibi girişimcilerin bölgeye gelmesiyle üretim hızla büyümüş. Küçük ölçekli çalışmalar zamanla büyük sanayi yatırımlarına dönüşmüş; Bakü de dünyanın önemli petrol merkezlerinden biri hâline gelmiş.<br />
Rüzgârın uğultusu arasında o eski kuyunun başında dururken, biraz önce içinden geçtiğimiz modern Bakü’yü düşünüyorum. Bugün şehrin görünümünde izlerini gördüğümüz bu büyük dönüşümün, bir zamanlar burada böylesine sade bir düzenekle başlamış olması bana düşündürücü geliyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2.jpeg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236748" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2.jpeg" alt="" width="1536" height="1203" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2-300x235.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2-1024x802.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2-768x602.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2-570x446.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2-701x549.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2-1067x836.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Bir süre çevreye bakıyoruz. Paslı metalin görüntüsü, çıplak arazi ve etrafımızdaki sessizlik, buranın geçmişini anlatmaya yetiyor.<br />
Fotoğraflarımızı çektikten ve çevreyi son kez gözden geçirdikten sonra yeniden minibüse dönüp yerlerimize geçiyoruz. Kuyu geride kalırken yolculuğumuz da yeniden başlıyor. Abşeron Yarımadası boyunca ilerledikçe yerleşimler seyrekleşiyor; binaların, dükkânların ve yolların yerini daha geniş boşluklar almaya başlıyor.<br />
Bir süre sonra manzaranın rengi de değişiyor. Toprak daha kuru, tepeler daha çıplak bir hâle geliyor. Şehirden uzaklaştıkça çevremizdeki sessizlik belirginleşiyor; yalnızca yol ve önümüzde uzanan geniş coğrafya kalıyor.<br />
Camdan dışarıyı seyrederken, biraz önce gördüğümüz Bibiheybet kuyusuyla önümüzde beliren bu manzara arasında ilginç bir bağ kuruyorum. Orada Bakü’nün sanayileşme ve petrol yıllarına dokunmuştuk. Şimdi ise çok daha eski bir dünyanın kapısına doğru ilerliyoruz.<br />
Yolumuza devam ederken Bibiheybet Camii, Bakü Körfezi’nin kıyısında adeta zamana meydan okuyan zarafetiyle karşımıza çıkıyor. Denizle gökyüzü arasında yükselen bu kutsal yapı, yalnızca mimarisiyle değil, taşıdığı manevi anlamla da dikkatimi çekiyor.<br />
Camiyi ziyaret etmek için aracımız yolun karşı tarafında duruyor. Başımızı kaldırdığımızda, Bibiheybet Camii’nin hemen ardındaki dik yamaca tutunmuş gibi sıralanan tarihî mezarlar dikkatimi çekiyor. Zamanın izlerini taşıyan taşlar, yamaç boyunca uzanan bu eski mezarlığın geçmişine dair sessiz bir atmosfer oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236749" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05.jpeg" alt="" width="1775" height="1459" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05.jpeg 1775w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05-300x247.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05-1024x842.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05-768x631.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05-1536x1263.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05-570x469.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05-701x576.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05-1067x877.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1775px) 100vw, 1775px" /></a></p>
<p>Karşıya geçip adeta koşturarak gezmeye başlıyoruz. Bibiheybet Camii’nin önündeki geniş meydan, göz alabildiğine uzanan Hazar Denizi’ne açılıyor. Ufukla denizin birleştiği bu manzara, sarı tonlarıyla öne çıkan caminin yanında sakin bir tablo oluşturuyor. Rüzgârın taşıdığı tuzlu koku ve kıyıya vuran dalgaların ritmi, çevredeki hareketi bir anda yavaşlatıyor. Birkaç dakika burada durup denize baktığımızda, hem mekânın hem de o anın kendine özgü huzurunu hissediyoruz.<br />
Rehberimiz Bibiheybet’in geçmişinden söz ediyor. Şii ibadet geleneğinde önemli bir yere sahip olan caminin geçmişi 13. yüzyıla uzanıyor. 1281-1282 yıllarında Şirvanşah II. Ferruhzad tarafından yaptırılan yapı, yüzyıllar boyunca ayakta kaldıktan sonra Sovyet döneminde, 1934 yılında tamamen yıkılıyor. Bağımsızlığın ardından yeniden inşa edilen cami, 1998 yılında yeniden ibadete açılıyor. Bugün karşımızda duran yapı, eski geçmişiyle yeni görünümünü aynı anda taşıyor.<br />
Mimarisine ilk baktığımda kubbeler ve minareler dikkatimi çekiyor. Taş işlemeleri ve kemerli geçişleri incelerken yapının görkemini ayrıntılarda buluyorum. Hazar kıyısındaki konumu da camiye ayrı bir güzellik katıyor; bir yanda deniz, diğer yanda dik yamaç ve mezarlar… Bu manzaraya biraz daha baktıktan sonra caminin içine doğru ilerliyoruz.<br />
Kapıdan adım attığımız anda dışarıdaki manzara geride kalıyor. Geniş ibadet alanı, duvarlardaki hat yazıları ve vitraylardan süzülen ışıklar dikkatimi çekiyor. Bir süre etrafa bakınıyor, ayrıntıları kaçırmamaya çalışıyorum. Dışarıdaki hareketli havanın ardından içerideki dinginlik bana iyi geliyor.<br />
İbadet alanından türbe bölümüne geçtiğimizde mekânın havası da değişiyor. Gösterişli ayrıntılardan çok, buraya gelen insanların bıraktığı izleri hissediyorum. Birkaç dakika durup çevreyi izlerken, yüzyıllardır insanların aynı yerde dua ettiğini düşünmek beni geçmişe doğru çekiyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236750" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3.jpeg" alt="" width="1613" height="1267" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3.jpeg 1613w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3-300x236.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3-1024x804.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3-768x603.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3-1536x1207.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3-570x448.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3-701x551.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3-1067x838.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1613px) 100vw, 1613px" /></a></p>
<p>Rehberimiz, Bibiheybet’in yalnızca bir cami olmadığını, aynı zamanda önemli bir ziyaret yeri olduğunu anlatıyor. Şii geleneğine göre burada Yedinci İmam Musa Kazım’ın kızı ve Sekizinci İmam Ali Rıza’nın kız kardeşi Hz. Hekime’nin türbesi bulunuyor. Ayrıca İmam Musa Kazım’ın üç torununa ait kabirlerin de burada olduğu belirtiliyor. Bu bilgileri dinlerken çevredeki mezarlara ve ziyaret için gelen insanlara bakıyorum. Buranın yüzyıllardır dua ve ziyaret için yaşatılan özel bir mekân olduğunu daha iyi hissediyorum.<br />
Ziyaretimizi tamamlayıp yeniden dışarı çıktığımızda Hazar Denizi bütün genişliğiyle karşımızda beliriyor. Cami, yamaçtaki mezarlar ve deniz aynı görüntünün içinde buluşuyor. Biraz önce içeride hissettiğim dinginlik, şimdi açık havada bambaşka bir duyguya dönüşüyor. Bibiheybet’te beni etkileyen yalnızca yapının güzelliği değil; farklı dönemlerin ve insanların izlerinin aynı yerde yan yana durması oluyor.Bir süre daha manzaraya bakıp ardından grubumuza katılıyoruz.<br />
Aracımız yeniden yola koyulduğunda, bu kez alıştığımız görüntülerden bambaşka bir coğrafyaya doğru ilerliyoruz. Ufuk giderek belirsizleşiyor; toprağın gri tonları gökyüzüyle neredeyse aynı renge bürünüyor. Çevredeki bitki örtüsü azalıyor, geniş ve çıplak arazi önümüzde uzanıyor.<br />
Bu manzaranın Azerbaycan’da şimdiye kadar gördüğümüz yerlerden ne kadar farklı olduğunu düşünüyorum. Bir an durup çevreye baktığımda kendimi başka bir gezegende hissediyorum. Mars’tan ya da Ay’dan koparılmış bir parça buraya bırakılmış gibi… Biraz önce Hazar kıyısında gördüğümüz cami ve denizin ardından, şimdi bambaşka bir dünyanın eşiğine gelmiş gibiyiz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236751" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2.jpeg" alt="" width="1536" height="1648" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2-280x300.jpeg 280w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2-954x1024.jpeg 954w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2-768x824.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2-1432x1536.jpeg 1432w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2-570x612.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2-701x752.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2-1067x1145.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Araçtan inip kısa bir mesafe yürüdüğümde ilk çamur volkanlarını fark ediyorum. Çıplak toprağa dağılmış konik tepelerin bazılarından koyu renkli çamur ağır ağır yükseliyor. Yuvarlak kabarcıklar belirip patlıyor, ardından yüzey yeniden toparlanıyor. Birkaç metre ötede başka bir ağız aynı döngüyü sürdürüyor. Böyle bir manzarayla ilk kez karşılaştığım için bir süre olduğum yerde kalıyorum.<br />
Yaklaştıkça hafif “pıt… pıt…” sesleri duyuluyor. Kimi oluşum neredeyse hareketsiz, kimisinde ise küçük değişimler sürüyor. Rehberimiz bunların milyonlarca yıldır devam eden jeolojik süreçlerle bağlantılı olduğunu anlatıyor. Anlattıklarını dinlerken gözüm önümdeki oluşumlardan ayrılmıyor.<br />
Burası, Gobustan Milli Parkı çevresindeki ünlü çamur volkanlarının bulunduğu bölge. Ne yemyeşil vadiler ne de yüksek dağlar var burada. Gri toprağın üzerine serpiştirilmiş koniler, insana başka bir gezegene aitmiş hissi veriyor.<br />
Azerbaycan’da 300’den fazla çamur volkanı bulunduğunu öğreniyoruz. Dünyadaki çamur volkanlarının önemli bir bölümünün ülkede yer aldığını, petrol ve doğal gaz yataklarının da bu oluşumların meydana gelmesinde etkili olduğunu söylüyor rehberimiz. Bu bilgi beni sabahki petrol kuyusuna götürüyor. Orada insanın yer altındaki zenginliklere ulaşma çabasını görmüştük; burada ise aynı derinliklerin doğal süreçlerle yüzeye çıkan izleri karşımızda.<br />
Tahta yürüyüş yolundan ilerlerken bazı konilerin kuru ve çatlamış, bazılarının ise koyu ve ıslak olduğunu fark ediyoruz. Zemin yer yer sert, yer yer daha gevşek; bu nedenle adımlarımıza dikkat ediyoruz. Ağaçların ve akarsuların bulunmadığı bu genişlikte doğanın kendini alıştığımızdan çok farklı bir biçimde ortaya koyması beni düşündürüyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236752" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2.jpeg" alt="" width="1536" height="1335" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2-300x261.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2-1024x890.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2-768x668.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2-570x495.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2-701x609.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2-1067x927.jpeg 1067w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2-225x195.jpeg 225w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Rüzgârla birlikte hafif bir petrol kokusu duyuyorum. Bir tepenin üzerine çıktığımızda Gobustan’ın genişliği önümüze seriliyor. Koniler, gri düzlüklerin arasına dağılmış küçük tepeler gibi görünüyor. Burada bildiğimiz anlamda lav püskürten volkanlar yok; doğa gücünü daha ağır ve sakin bir biçimde gösteriyor.<br />
Güneş yüzeye vurduğunda bazı bölümler hafifçe parlıyor. Bir süre burada durup çevreyi seyrediyorum. İlk bakışta bomboş ve ıssız görünen bu coğrafyanın, aslında milyonlarca yıllık jeolojik süreçlerin izlerini taşıdığını düşünmek bana inanılmaz etkileyici geliyor. Bir an için başka bir gezegene benzettiğim bu toprakların, aslında dünyanın en eski hikâyelerinden birini sessizce anlattığını hissediyorum.<br />
Son kez arkamıza baktığımızda, birkaç küçük kabarcığın daha yüzeye doğru yükseldiğini görüyoruz. Çamur volkanları arasındaki gezimizi tamamlayıp bu sıra dışı manzaranın nasıl meydana geldiğini daha iyi anlamak için Doğa Tarihi Sergisi’ne geçiyoruz.<br />
Burada, az önce izlediğimiz çamur volkanlarının oluşumuna ilişkin açıklamalarla karşılaşıyoruz. Yerin derinliklerindeki kil ve gazların çeşitli jeolojik süreçlerle yüzeye ulaşmasının bu oluşumlarda rol oynadığı belirtiliyor. Dışarıdaki manzaraya dair bu bilgileri dinlemek, az önce seyrettiğim araziye bu kez farklı bir gözle bakmamı sağlıyor.<br />
Sergide ilk dikkatimi çeken, yaklaşık yüz hayvan iskeleti oluyor. Zürafa, ayı, kaplan, aslan, kurt, puma ve yaban domuzu gibi farklı türlere ait kemiklere bakarken, bugün kurak ve çıplak görünen bu coğrafyanın geçmişte nasıl bir doğal yaşama ev sahipliği yaptığını merak ediyorum. Azerbaycan’ın yanı sıra farklı bölgelerden getirilen örneklerin bir arada sergilenmesi, burada anlatılan doğal geçmişin sınırlarını da genişletiyor.<br />
Paleontolojik buluntular arasında, 1968 yılında Atbulak yakınlarında yapılan kazılarda ortaya çıkarılan boyun omurları da yer alıyor. Sergide bunların Güney fili olarak tanımlanan bir türe ait olduğu belirtiliyor. Birkaç kemik parçasının, bir zamanlar bu topraklarda yaşamış olabilecek büyük memelilere dair ipuçları taşıması beni etkiliyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236753" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1.jpeg" alt="" width="1327" height="1003" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1.jpeg 1327w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1-300x227.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1-1024x774.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1-768x580.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1-570x431.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1-701x530.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1-1067x806.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1327px) 100vw, 1327px" /></a></p>
<p>Daha küçük canlılar da sergide kendine yer buluyor. Yaklaşık 900 böcek türünün yanı sıra, formalin içinde korunan sürüngen ve iki yaşamlı örnekleri de cam vitrinlerde sergileniyor. Bu küçük canlılara bakarken Gobustan’ın yalnızca çamur volkanları ve kurak tepelerden ibaret olmadığını, geçmişten bugüne uzanan çok daha zengin bir doğal dünyaya sahip olduğunu düşünüyorum.<br />
Müzeden çıkarken dışarıdaki manzara artık gözüme biraz farklı görünüyor. Çamur volkanları, fosil buluntuları ve sergilenen canlı örnekleri, Gobustan’ın hem jeolojik hem de biyolojik açıdan uzun bir zaman dilimine yayılan izler taşıdığını düşündürüyor. Birkaç saatlik gezimiz, böylece yalnızca gördüğümüz manzaralarla değil, onların ardında kalan izlerle de hafızamda yer ediyor.<br />
Şimdi ise Gobustan’ın başka bir yüzünü keşfetmek üzere yeniden yola çıkıyoruz. Birkaç dakika sonra bizi, binlerce yıl önce bırakılmış insan izlerinin bulunduğu açık hava müzesi bekliyor.<br />
Araçtan yeniden indiğimizde, önümüzde uzanan taşlık alan bizi bambaşka bir döneme götürüyor. Gobustan’ın UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan kaya sanatı alanında yürümeye başlarken, bu kez doğanın şekillendirdiği kayaların üzerinde insan elinin bıraktığı izleri arıyoruz.<br />
Hafif bir rüzgâr çevremizde dolaşıyor. Buradaki kaya oymalarının 40.000 yıla uzanan bir kaya sanatı geleneğine tanıklık ettiği anlatılıyor. Altı binin üzerinde petroglifin bulunduğu alanda insan ve hayvan figürlerinin yanı sıra çeşitli sahnelerle karşılaşıyoruz. Bu çizimler, geçmişte burada yaşayan insanların günlük yaşamları ve çevreleri hakkında araştırmacılara önemli ipuçları sunuyor.<br />
En çok dikkatimi çekenler av sahneleri, toplu danslar, hayvan figürleri ve tekne tasvirleri oluyor. Her yüzeyde başka bir ayrıntı beliriyor. Bu çizimleri yapan insanların neler yaşadığını, çevrelerini nasıl algıladığını merak ederek ilerliyorum.<br />
Devasa kaya bloklarının üzerindeki sahnelerin karşısında bir süre duruyorum. Binlerce yıl önce burada yaşamış insanların da aynı noktada durup çevreye baktığını düşünmek bana tuhaf bir yakınlık duygusu veriyor. Aradan geçen onca zamana rağmen birkaç çizginin, bir insanla binlerce yıl önce yaşamış başka bir insan arasında böyle bir bağ kurabilmesi beni derinden etkiliyor.<br />
Gobustan’da tarih yalnızca anlatılan bir bilgi olmaktan çıkıyor; gözümüzün önünde, binlerce yıl öncesinden kalan çizgilerle kendini gösteriyor.<br />
Daha girişte GavalDaş olarak bilinen Kaval Taşı’nın önünde duruyoruz. Üzerindeki farklı noktalara küçük taşlarla vurulduğunda, tef sesini andıran metalik ve ritmik tınılar yükseliyor. Rehberimizin elindeki taşla farklı yerlere dokunmasıyla her vuruşta başka bir ses duyuluyor; sanki doğanın kendi enstrümanını dinliyoruz. Bu gizemli taşın, antik çağlarda ritüellerde kullanıldığı düşünülüyor. Belki de binlerce yıl önce aynı sesler bu topraklarda yankılanarak insanların danslarına ve törenlerine eşlik ediyordu. Bu düşünce bile insanın ayaklarını yerden kesmeye yetiyor.<br />
Av sahnelerinden dans eden insanlara, at arabalarından çeşitli hayvan figürlerine kadar kayalara işlenmiş bu tasvirler, burada yaşayan toplulukların günlük hayatına, sosyal ilişkilerine ve kültürel dünyasına dair bir pencere açıyor. Sanki geçmişin içinde yürüyor, insanlığın uzun yolculuğunu adım adım takip ediyormuşuz hissine kapılıyoruz.<br />
Gobustan Milli Parkı, insanın tarih boyunca hem doğayla hem de birbirleriyle kurduğu bağları anlatan, her adımda yeni bir hikâye fısıldayan bir açık hava tarih kitabı gibi duruyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236754" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1.jpeg" alt="" width="1656" height="1139" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1.jpeg 1656w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1-300x206.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1-1024x704.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1-768x528.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1-1536x1056.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1-570x392.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1-80x55.jpeg 80w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1-701x482.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1-1067x734.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1656px) 100vw, 1656px" /></a></p>
<p>Gobustan’dan ayrılıp Bakü yönünde yola çıktığımızda cam kenarındaki yerime geçiyorum. Birkaç saat önce yürüdüğümüz sessiz, kurak ve taşlık alanlar yavaş yavaş geride kalıyor. Camdan dışarı bakarken, binlerce yıl öncesinden kalan izlerin arasında dolaşmış olmanın etkisini hâlâ üzerimde hissediyorum. Sabah başlayan gezimizin bizi bu kadar farklı dünyaların içine taşıyacağını düşünmemiştim.<br />
Yol boyunca çevredeki ıssızlık yavaş yavaş yerini yerleşimlere bırakıyor. Önce tek tük yapılar, ardından yollar, dükkânlar ve araçlar beliriyor. Bakü’nün silueti uzaktan seçildiğinde günün sessizliğinden sıyrılıp şehrin hareketine karışacağımızı anlıyorum. Şah İsmail Hatai Metro İstasyonu çevresindeki yeni konut projeleri belirginleştikçe Gobustan’ın yalın görüntüsü geride kalıyor. Modern blokların arasından geçerken birkaç saat önce gördüğümüz petroglifleri düşünüyorum. Bir tarafta binlerce yıl önce insanların bıraktığı izler, diğer tarafta bugün büyüyen ve değişen bir şehir… Bakü’nün beni en çok etkileyen yanlarından biri de farklı zamanları aynı gün içinde yan yana getirebilmesi.<br />
Bayıl yamaçlarına doğru ilerledikçe şehrin dokusu bir kez daha değişiyor. Sıra evleri ve konakların arasında eski mahallelerin izleri belirginleşiyor. MikayılHüseynov Caddesi üzerinde Hazar Denizi Denizcilik Şirketi’nin binasını görüyoruz. Hazar’a yakınlığıyla bu yapı, denizin Bakü’nün yaşamındaki yerini yeniden hatırlatıyor.<br />
Tarihî merkeze yaklaştıkça başka yapılar da dikkatimi çekiyor. İstiklaliyet Caddesi üzerindeki Fuzuli El Yazmaları Enstitüsü’nün neoklasik cephesi bunlardan biri. Camdan dışarı bakarken gün boyunca uğradığımız yerler zihnimde birbiri ardına sıralanıyor: petrol kuyusu, Bibiheybet Camii, çamur volkanları, Doğa Tarihi Sergisi ve binlerce yıllık kaya resimleri…<br />
Sabah yola çıkarken önümde yalnızca bir gezi programı olduğunu düşünmüştüm. Şimdi Bakü’nün sokaklarına yeniden karışırken, aynı gün içinde birbirinden çok farklı çağların ve dünyaların içinden geçmiş olmanın duygusunu taşıyorum. Gobustan’ın sessizliği geride kalıyor; fakat kayalara işlenmiş o eski çizgiler, günün sonunda hâlâ zihnimde yaşamaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236755" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2.jpeg" alt="" width="1450" height="1108" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2.jpeg 1450w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2-300x229.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2-1024x782.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2-768x587.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2-570x436.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2-701x536.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2-1067x815.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1450px) 100vw, 1450px" /></a></p>
<p>Bakü’ye doğru ilerledikçe şehir yavaş yavaş yeniden yoğunlaşıyor. Gobustan’ın sessiz ve kurak coğrafyasından sonra geniş caddeler, yeni yapılar ve hareketlenen trafik dikkatimi çekiyor. Beyaz Şehir bölgesine geldiğimizde Bakü’nün çağdaş yüzü daha belirgin hâle geliyor. Yeni konutlar ve yaşam alanları arasından geçerken, Türkiye’de 1996 yılında kurulan Dünyagöz’ün Bakü’deki sağlık merkezini de görüyoruz. Bir Türk kuruluşunun burada da hizmet verdiğini görmek hoşuma gidiyor. Şehrin bu yeni bölümünden geçerken birkaç saat önce dolaştığımız ıssız tepeleri düşünüyor, Bakü’nün ne kadar kısa bir mesafede bambaşka bir görüntüye büründüğünü fark ediyorum.<br />
Yolumuz şehir merkezine yaklaştıkça çevredeki yapılar da değişmeye başlıyor. Bakü Şehir İcra Hâkimiyeti Binası’nın barok esintili cephesi dikkatimi çekiyor. Sahil Plaza İş Merkezi ve Alimler Evi olarak bilinen yapı da güzergâh boyunca gördüğümüz farklı mimari örnekler arasında yer alıyor. Yeni yapıların arasından geçerken eski binaların ortaya çıkması, Bakü’nün geçmişiyle bugününü aynı cadde üzerinde buluşturduğunu hissettiriyor.<br />
Merkeze biraz daha yaklaştığımızda şehrin hareketi artıyor. Emporio Armani’nin vitrini modern Bakü’nün alışveriş ve yaşam kültürünü yansıtırken, çok geçmeden Kız Kulesi’nin tarihî silueti beliriyor. Birkaç dakika içinde bir vitrinden yüzyılların ötesinden gelen bir yapıya bakmak, bu şehirde zamanın nasıl iç içe geçtiğini bana yeniden hatırlatıyor.<br />
Kültür ve sanat yapıları da bu güzergâha eşlik ediyor. Azerbaycan Devlet Akademik Müzikal Tiyatrosu’nun ardından Müze Merkezi dikkatimi çekiyor. 1961 yılında Lenin Müzesi’nin Bakü şubesi olarak açılan yapı, bugün farklı sergilere ev sahipliği yapıyor. Böylece yol boyunca yalnızca binalar değil, şehrin yakın geçmişinden kalan izler de karşımıza çıkıyor.<br />
Hükümet Konağı’nın heybetli cephesi önümüzden geçerken Bakü’nün mimari çeşitliliği bir kez daha belirginleşiyor. Sovyet döneminin anıtsal yapısının çevresindeki yeni konutlar ve Port Baku Alışveriş Merkezi, şehrin bugününü yansıtıyor. Aynı bölgede yer alan Kapital Bank ise kökleri 1874 yılına uzanan geçmişiyle bu yeni şehir dokusunun içinde farklı bir hikâye taşıyor.</p>
<p>Camdan dışarı bakarken gün boyunca geçtiğimiz yolları zihnimde birbirine bağlıyorum. Gobustan’ın binlerce yıllık izlerinden Bakü’nün modern caddelerine, eski mahallelerinden yeni yaşam alanlarına kadar şehir sürekli biçim değiştiriyor. Her yeni sokak, Bakü’nün başka bir dönemini gösteriyor. Bu yolculukta benim için en güzel olan da şehrin geçmişini saklamadan değişmeye devam ettiğini görmek oluyor.<br />
Neftçiler Bulvarı’na ulaştığımızda Hazar kıyısı boyunca uzanan Bakü’nün çağdaş yüzü daha belirginleşiyor. Port Baku Kuleleri, cam cepheleriyle denizin mavisini yansıtarak kıyı şeridine farklı bir görünüm kazandırıyor. Sahil boyunca ilerlerken Bakü’nün son yıllarda nasıl değiştiğini daha açık biçimde hissediyorum.<br />
Bir süre sonra Azerbaycan Millî Olimpiyat Komitesi’nin merkezini görüyoruz. Sporun şehir yaşamındaki yerini hatırlatan bu duraktan sonra ReşidBehbudov Şarkı Tiyatrosu karşımıza çıkıyor. Bir dönem tiyatro ve sinagog olarak kullanıldığı belirtilen yapı, kentin çok kültürlü geçmişinden bugüne ulaşan izlerden biri.<br />
Yolumuz devam ettikçe Bakü’nün yeni yüzünü en farklı biçimde gösteren yapılardan biri beliriyor: Haydar Aliyev Kültür Merkezi. Akışkan çizgileriyle çevresindeki yapılardan ayrılan merkez, şehrin çağdaş mimariye verdiği önemi hissettiriyor. Neriman Nerimanov Metro İstasyonu çevresindeki yeni düzenlemeler ise bu değişimin yalnızca merkezle sınırlı olmadığını gösteriyor.<br />
Şadlık Sarayı’nı geçtikten sonra Azersu Ofis Kulesi ve Bakü Kulesi beliriyor. Özellikle Bakü Kulesi’nin birbirine göre dönen katları, hareket hâlindeki bir yapı izlenimi yaratıyor. Yol boyunca karşılaştığımız bu farklı örnekler, Bakü’nün geleneksel görünümünün yanında yeni bir şehir anlayışı geliştirdiğini düşündürüyor.<br />
Ekonomi Bakanlığı binasına geldiğimizde bu çağdaş çizginin başka bir örneğiyle karşılaşıyoruz. Eskiden Vergi Bakanlığı olarak kullanılan bina, üst üste yerleştirilmiş kübik bölümleriyle alışılmışın dışında bir görünüm taşıyor.</p>
<p>Günün başından beri geçtiğimiz yolları düşünüyorum. Gobustan’da binlerce yıl öncesinden kalan izleri görmüş, ardından Bakü’nün eski mahallelerinden geçmiş, şimdi ise Hazar kıyısında geleceğe dönük bir şehirle karşılaşmıştık. Bütün bu görüntüler yan yana geldiğinde Bakü’nün benim için asıl hikâyesi ortaya çıkıyor: Geçmişini korurken sürekli değişen ve her dönüşte başka bir yüzünü gösteren bir şehir.<br />
Hazar kıyısındaki modern kulelerden eski mahallelere, kültür yapılarından yeni iş merkezlerine kadar uzanan bu görüntüler, Bakü’nün ne kadar değişken bir şehir olduğunu bir kez daha gösteriyor. Fakat yolumuz kuzeye doğru çevrildiğinde şehir manzarası yavaş yavaş geride kalmaya başlıyor. Bu kez bizi binaların değil, toprağın ve ateşin anlattığı başka bir hikâye bekliyor.<br />
Abşeron Yarımadası’na doğru ilerledikçe yapılaşma seyrekleşiyor. Yolun iki yanında daha açık ve çıplak bir arazi beliriyor. Bir süre sonra uzakta yükselen alevleri fark ediyorum. Önce gözlerime inanamıyorum; ardından bunun Yanar Dağ olduğunu öğreniyorum. Şehrin ortasında gördüğümüz çağdaş yapılardan sonra, toprağın içinden yükselen bu ateşle karşılaşmak yolculuğun bambaşka bir sayfasını açıyor.<br />
“Ateş Diyarı” olarak anılan Abşeron’un bu özel noktasında alevler yamaç boyunca uzanıyor. Çamur volkanlarında gördüğümüz hareketten farklı olarak burada ateş daha sürekli bir görünüm sergiliyor. Rehberimiz, alevlerin yer altından sızan doğal gazın yüzeye ulaşmasıyla oluştuğunu anlatıyor. Bir süre ateşleri izlerken, toprağın altında görünmeyen bir gücün böylesine etkileyici bir biçimde yüzeye çıkması beni düşündürüyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236756" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2.jpeg" alt="" width="1536" height="1232" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2-300x241.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2-1024x821.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2-768x616.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2-570x457.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2-701x562.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2-1067x856.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Yanar Dağ’ın nasıl ortaya çıktığına ilişkin bir rivayet de anlatılıyor. Buna göre 1950’lerde bir çobanın dikkatsizce yaktığı ateşin ardından yamaçtaki doğal gaz alev alıyor ve yangın uzun süre devam ediyor. Bunun bir rivayet olduğunu bilerek dinliyorum. Çünkü burada benim için asıl etkileyici olan, ateşin nasıl başladığından çok, yerin derinliklerinden gelen doğal gazın bugün hâlâ alev olarak karşımızda durması.<br />
Alan çevresinde Yanar Dağ hakkında bilgilerin yer aldığı sergiler ve taş örnekleri bulunuyor. Ateşin karşısında bir süre daha durup çevreyi izliyorum. Sabah Gobustan’da çamur volkanlarının arasında dolaşmış, yerin derinliklerinden gelen gazın ve çamurun izlerini görmüştük. Şimdi ise aynı coğrafyanın başka bir noktasında, o görünmeyen gücün ateşe dönüşmüş hâline bakıyoruz.<br />
Günün başından beri bizi şaşırtan doğa, Yanar Dağ’da son bir kez daha kendini gösteriyor. Gobustan’ın taşlarından Abşeron’un ateşine uzanan bu yolculuk, Azerbaycan topraklarının yalnızca geçmişi değil, yerin altında bugün de devam eden doğal süreçleriyle de insanı etkileyebileceğini bana hatırlatıyor.</p>
<p>Ateşe yaklaştıkça havada belirgin bir gaz kokusu hissediliyor. Kumtaşı tabakalarının arasından çıkan gaz, küçük havalandırma deliklerinden dışarı süzülerek alev alıyor. Bu alevler, yaklaşık 10 metre genişliğinde bir hat boyunca uzanıyor ve kimi zaman birkaç metre yüksekliğe ulaşarak gece karanlığında çok daha büyüleyici bir manzara oluşturuyor.<br />
Yanar Dağ, sadece bir doğa harikası değil; aynı zamanda Azerbaycan’ın “yanan topraklar” kimliğinin en somut simgelerinden biri. Burada ateşi izlerken insan, doğanın derinliklerinde saklı gücün ne kadar eski ve etkileyici olduğunu bir kez daha hissediyor.<br />
Azerbaycan Jeolojik Araştırması verilerine göre burada alevler, tektonik bir uçurum hattı boyunca yaklaşık 200 metreye uzanan bir hat üzerinde ortaya çıkar. Bu alevler genellikle 2 ila 4 metre yüksekliğe ulaşırken, bazı noktalarda daha yoğun çıkışlarla 1 metreyi aşan güçlü ve parlak yanışlar gözlemlenir.</p>
<p>Bölgenin en ilginç özelliklerinden biri de çevredeki “yanan dereler”. Yanar Bulak olarak adlandırılan bu küçük su akıntılarının yüzeyi, içerdikleri gaz nedeniyle kibritle kolayca tutuşturulabiliyor. İlk bakışta sakin görünen bu dereler, aslında yeraltındaki enerji hareketlerinin yüzeye yansıyan en zarif örneklerinden biri. Ayrıca Vilasçay Nehri çevresinde bulunan bazı pınarlar, yerel halk tarafından şifalı kabul ediliyor ve yüzyıllardır doğal birer terapi alanı olarak görülüyor.<br />
Tarih boyunca bu “sonsuz ateş”, yalnızca bilim insanlarının değil, gezginlerin ve düşünürlerin de ilgisini çekmiş. AlexandreDumas, bölgeyi ziyaret ettiğinde burada gördüğü doğal ateşlerin, etrafına Zerdüştlük inancına ait ateş tapınaklarının inşa edilmesine ilham verdiğini anlatıyor. Benzer şekilde Marco Polo da seyahatnamelerinde Abşeron topraklarında yanan bu doğal ateşlerden söz ediyor.<br />
Dünyanın farklı köşelerinde, yeryüzünün derinliklerinden gelen nefesin ateşe dönüştüğü nadir yerler var. Bu “yanan dağlar”, doğanın hem en yalın hem de en gizemli hikâyelerinden birini fısıldar insana. Bu hikâyenin en bilinen duraklarından biri, Yanar Dağ. Abşeron Yarımadası’nın rüzgârlı topraklarında, yerin altından yükselen gaz, toprağın yüzeyinde hiç sönmeyen bir ateşe dönüşüyor. Alevler, sanki yeryüzünün kalbinin attığını hatırlatır gibi, gece gündüz yanmaya devam ediyor.<br />
Ama bu büyüleyici doğa olayı bana hiç yabancı değildi. Çünkü benzer bir mucizeyi, kendi topraklarımda, Olympos Beydağları Milli Parkı içinde saklı Yanartaş (Chimaera)’ta deneyimlemiştim. Dağın yamacına serpiştirilmiş küçük alevler, karanlık çöktüğünde daha da belirginleşir; her biri ayrı bir hikâye anlatan sessiz birer ışık gibi titrer. O an, doğanın kendisiyle baş başa kalır insan — ne bir şehir uğultusu, ne de zamanın telaşı vardır.</p>
<p>Antik çağ insanları da bu sönmeyen ateşleri anlamlandırmaya çalışmış, onları efsanelerle süslemiş. Yanartaş’ın alevleri, Chimera’nın soluk alıp verişi gibi görülmüş; toprağın altındaki görünmez güç, mitolojik bir varlığın öfkesiyle açıklanmış.<br />
Oysa bugün biliyoruz ki bu alevler, yer altından süzülen gazın yeryüzüyle buluştuğu noktada doğan sade bir doğa olayıdır. Ama bu bilgi, o anın büyüsünü azaltmaz. Çünkü ister Yanar Dağ’da, ister Yanartaş (Chimaera)’ta olsun; o ateşe bakarken insan, dünyanın derinlikleriyle görünmez bir bağ kurduğunu hisseder.<br />
Ve belki de bu yüzden, bu alevler sadece toprağı değil, insanın içindeki merak duygusunu da yakmaya devam eder.<br />
Toprağın bağrından yükselen bu sönmez alevler, yalnızca yeraltındaki zengin gaz damarlarının bir yansıması değil; aynı zamanda Azerbaycan’ın neden asırlardır “Ateşler Ülkesi” diye anıldığını fısıldayan kadim bir hatıradır.<br />
Yolculuğumuz, her iki yanda uzanan petrol kuyularının eşlik ettiği uzun ve ilginç bir manzara ile devam ediyor. Toprağın altındaki zenginliği gözler önüne seren bu görüntüler, birazdan göreceğimiz yerin ruhuna sanki önceden hazırlıyor insanı. Yavaş yavaş dünyanın sayılı Zerdüşt tapınaklarından biri olan Ateşgah Tapınağı’na yaklaşıyoruz.<br />
İçeri adım attığım anda zamanın ritmi değişiyor. Kalın savunma duvarlarıyla çevrili bu yapı, dış dünyadan kopuk, kendine ait bir sessizliğin içinde.<br />
Tapınağı gezmeden önce kısa bir mola verip öğle yemeği için Ataşgah Restaurant’a giriyoruz. Daha kapıdan içeri adım attığımız anda mekânın atmosferi bizi sarıp sarmalıyor. Yüksek tavanın ferahlığı, ahşap detayların sıcaklığı ve duvarlardaki otantik dokunuşlar ilk anda göze çarpıyor.</p>
<p>Havada hafifçe yükselen baharat kokuları—kimyon, kişniş ve taze pişmiş ekmeğin o tanıdık sıcak kokusu—iştahı daha da kabartıyor. Bir köşede, başında fötr şapkasıyla kendi halinde şarkılar mırıldanan akordeoncu, tuşlara her dokunduğunda mekâna ince bir melodi yayıyor. Müziğin sesi ne baskın ne de silik; tam kararında, sohbetlere eşlik eden bir fon gibi.<br />
Masaya gelen yemeklerle birlikte duyular adeta şölene dönüşüyor. Sıcak tabaklardan yükselen buhar yüzüme hafifçe çarparken, ilk lokmada etin yumuşaklığı ve baharatların dengesi hissediliyor. Yanında gelen taze ekmek, dışı hafif çıtır, içi yumuşacık… Her lokmada hem toprağın hem de kültürün izini sürmek mümkün.Acele etmeden, sadece o anın tadını çıkararak yiyoruz.<br />
Yolcuların, tüccarların ya da inananların burada konakladığını düşünmek, mekâna ayrı bir anlam katıyor. 1713 yılına uzanan geçmişiyle bu yapı, sadece taş ve duvardan ibaret değil; içinde sayısız hikâye saklıyor.<br />
Ortada yükselen dörtgen planlı ateş altarına doğru yavaş adımlarla ilerlerken, buranın bir zamanlar nasıl güçlü bir inanç merkezi olduğunu zihnimde canlandırıyorum. Rüzgârın hafif uğultusu taş duvarlara çarpıp geri dönerken, sanki geçmişten kalan bir fısıltı kulaklarımıza kadar ulaşıyor. Alevlerin hiç sönmeden yandığı o eski günleri düşünmek, insanın içine hafif bir ürperti bırakıyor.<br />
Altarın çevresinde toplanıp rehberimizin anlatımını dinlemeye başlıyoruz. Sesi, taş avluda yankılanarak yayılıyor; her kelime, bu mekânın taşıdığı anlamı biraz daha derinleştiriyor. Anlattıklarıyla birlikte, burası sadece bir yapı olmaktan çıkıp yaşayan bir hikâyeye dönüşüyor. Gözlerim bir an için kapanıyor; sanki geçmişte burada toplanan insanların dualarını, ateşin çıtırtısını ve o eski zamanların ritmini hissetmeye çalışıyorum.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236757" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1.jpeg" alt="" width="1712" height="1157" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1.jpeg 1712w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1-300x203.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1-1024x692.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1-768x519.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1-1536x1038.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1-570x385.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1-80x55.jpeg 80w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1-701x474.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1-1067x721.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1712px) 100vw, 1712px" /></a></p>
<p>Ateş altarının dört köşeden sütunlarla yükselen ve kubbeyle örtülü yapısı ise büyüleyici. Dört bir yana açık olması, sanki ateşin herkese ait olduğunu, kimseye kapalı olmadığını anlatıyor. Bir süre sessizce durup etrafı izliyorum; rüzgâr hafifçe esiyor, ama burada hissedilen şey sadece doğa değil, aynı zamanda geçmişin derin nefesi.<br />
Bugün burası bir açık hava müzesi olarak düzenlenmiş. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne aday gösterilmiş olması da hiç şaşırtıcı değil. Çünkü yapı yalnızca bir tapınak değil; insanın doğayla, inançla ve zamanla kurduğu ilişkinin somut bir yansıması gibi.<br />
Oradan ayrılırken, geride sadece taş duvarları değil; içimde yanan küçük bir merak ateşini de götürdüğümü hissediyorum.<br />
Güney Kafkasya’da erken Orta Çağ dönemine uzanan bu inanç geleneğinin kökleri oldukça derinlere dayanıyor. Ateşperestlik ve Zerdüştlük, özellikle Sasani İmparatorluğu döneminde bölgede yayılmaya başlamış; bu topraklarda ateş tapınakları inşa edilerek kutsal ateşin sürekliliği sağlanmış.<br />
Rehberimizin anlattıklarıyla birlikte zihnimde geniş bir harita canlanıyor. Ateşgede olarak bilinen kutsal ateş tapınakları ve Zerdüşt inancının izleri, özellikle İran’ın Yezd ve çevresinde yoğunlaşıyor. Bunun yanı sıra Bakü’deki Ateşgede’nin yanı sıra Hindistan’ın Gujarat ve Mumbai bölgelerinde de bu inancın tarihî izlerine rastlamak mümkün. Türkiye’de ise Ani Harabelerinde Ateşgede olarak anılan bir yapı bulunuyor; yapının Zerdüşt inancıyla bağlantısı konusunda farklı görüşler ileri sürülüyor. Birbirinden uzak coğrafyalarda karşıma çıkan bu izler, Zerdüşt inancının tarih boyunca ne kadar geniş bir alana yayıldığını düşündürüyor.<br />
Bu tapınaklarda yanan ateşler, yalnızca bir doğa olayı değil; Ahura Mazda’nın ışığını ve saflığını simgeleyen kutsal bir varlık olarak kabul ediliyor. Binlerce yıldır kesintisiz şekilde korunan bu alevler, Zerdüştlük inancının kalbinde yer alıyor.<br />
Rehberimizin sözleriyle birlikte etrafımdaki taş duvarlara yeniden bakıyorum. Bir zamanlar bu avluda yankılanan duaları, alevlerin hiç sönmeden yandığı o kutsal ritüelleri hayal etmek zor değil. Burada ateş, yalnızca ısınmak için değil; inanmak, bağ kurmak ve anlam aramak için yanmış.</p>
<p>Tapınağın çevresinde XVIII. yüzyıl boyunca inşa edilen ibadet salonları, hücreler ve kervansaraylar dikkat çekiyor. Hepsini geziyoruz. Hücrelerde Devanagari ve Gurmukhi alfabeleriyle yazılmış kitabeler hâlâ duruyor; bu yazılar, uzak diyarlardan gelen inananların burayı ziyaret ettiğini gösteriyor. XIX. yüzyılın başlarına gelindiğinde tapınak bugünkü görünümüne kavuşmuş.<br />
Kalın savunma duvarları, beşgen çıkıntılar ve büyük giriş kapısı yapıyı korunaklı hâle getiriyor. Girişin üzerindeki Şirvan-Abşeron mimarisine özgü konuk odaları, buranın geçmişte canlı bir merkez olduğunu hatırlatıyor. Yakındaki taşlarla doldurulmuş derin kuyu ise geçmişte ölen dindarların bedenlerinin kutsal ateşte yakıldığına dair bir uygulamayı düşündürüyor. Tapınak rahiplerinin toplumdan uzak bir hayat sürdüğü, bedenlerini ve ruhlarını arındırmaya çalıştıkları, hacıların bağışlarıyla geçindikleri ve ölümden sonra ruhun yeniden dünyaya döndüğüne inandıkları anlatılıyor.<br />
Ateşgah, yalnızca Zerdüşt inancına mensup kişilerin değil, Hinduizm ve Sihizm mensuplarının da ziyaret ettiği bir ibadet merkezi olmuş. 1925’ten sonra uzun yıllar terk edilen yapı, 1975 ve 2007 yıllarında gerçekleştirilen restorasyonların ardından yeniden ziyarete açılmış.<br />
Bugün özellikle Nevruz döneminde tapınak ziyaretçi akınına uğruyor. Eskiden çilehane olarak kullanılan odalar şimdi müze olarak düzenlenmiş. Taş duvarların arasında, kapılardaki Sanskritçe kitabeler hâlâ eski mesajlarını sessizce fısıldıyor gibi. Arada hafif bir müzik sesi duyuluyor; geçmişten süzülüp gelen bir melodi gibi avluda yayılıyor ve mekâna farklı bir hava katıyor.<br />
Yapılan canlandırmalar, odalarda yanan küçük mumlar ve sunağın altın rengi yansımalarıyla birleşince ortam etkileyici bir görünüme bürünüyor. Hafif rüzgâr taşların arasından geçerken yüzümde serin bir dokunuş bırakıyor. Bir an için sanki zaman burada biraz yavaşlıyor.<br />
Kutsal ateşin etrafında şekillenen bu inanç dünyasını gezerken, birden İzmir’de Hıdırellez gecelerinde yakılan ateşler geliyor aklıma. Bizim ateşin üzerinden atlayıp dilek tuttuğumuz o gecelerle burada yüzyıllar önce kutsal kabul edilen ateş arasında doğrudan bir tarihsel bağ kurmak mümkün değil belki. Yine de ateşe yüklenen arınma, umut ve yenilenme duygusunun birbirinden uzak coğrafyalarda nasıl benzer çağrışımlar yaratabildiğini düşünmeden edemiyorum.<br />
Burada dolaşırken yalnızca eski yapıların arasında yürümediğimi, yüzyıllar boyunca bu alana gelen insanların bıraktığı manevi mirasa da yaklaştığımı hissediyorum. Her köşede eski ritüellerin ve inançların izleriyle karşılaşıyorum. Mekânın atmosferi öylesine yoğun ki, kendimi geçmiş ile bugün arasında görünmez bir köprünün üzerinde duruyormuş gibi hissediyorum.<br />
Ateşgah’ta geçirdiğim birkaç saat, bana yalnızca tarihi değil, aynı zamanda insan inancının gücünü, sabrını ve ritüellerle geçen derin yaşamları da hissettirdi. Gözlerimi kapattığımda, sönmeyen ateşler, rahiplerin çileleri ve uzak diyarlardan gelen inananların sessiz adımlarını hâlâ duyabiliyorum.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236758" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14.jpeg" alt="" width="1290" height="990" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14.jpeg 1290w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14-300x230.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14-1024x786.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14-768x589.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14-570x437.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14-701x538.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14-1067x819.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1290px) 100vw, 1290px" /></a></p>
<p>Turumuz akşamüstü saat altı gibi sona eriyor. İçerişehir’in önünde araçtan iniyoruz. Günün yorgunluğu üzerimizde olsa da içimizde hâlâ keşfetme isteği var. Bu kez amacımız farklı: Bakü’den dönerken yanımıza alabileceğimiz en özel lezzetlerden biri olan havyarı bulmak.<br />
Dar sokaklarda kısa bir yürüyüşe çıkıyor, BakuCaviarBoutique’i arıyoruz. Vitrinlere yansıyan ışıklar, akşamın serinliği ve taş sokakların dokusu bu küçük arayışı bile keyifli bir gezintiye dönüştürüyor.<br />
Azerbaycan’ın adı, Hazar Denizi ile birlikte anılan o meşhur siyah havyarla da özdeşleşmiş durumda. Özellikle Beluga mersin balığından elde edilen havyar, dünyanın en değerli ve seçkin yiyeceklerinden biri olarak kabul ediliyor.<br />
Reyonlara baktıkça, küçük siyah tanelerin ardında ne kadar uzun bir üretim süreci olduğunu düşünüyorum. Neftçala çevresinde sürdürülen üretim, Azerbaycan’ın havyarla özdeşleşen mutfak kültürünün önemli bir parçasını oluşturuyor. Burada gördüğümüz kutular, yalnızca sofraya konacak bir yiyeceği değil, Hazar kıyılarıyla bütünleşmiş bir geleneği de temsil ediyor.</p>
<p>Satıcı, havyarın nasıl tüketilmesi gerektiğini anlatırken sesi biraz daha yumuşuyor. Söyledikleri basit bir bilginin ötesine geçerek küçük bir sofra ritüeline dönüşüyor. Metal kaşığın havyarın tadını etkileyebileceğini özellikle vurguluyor; bu nedenle sedef, kemik ya da tahta kaşık kullanılmasını öneriyor. Onu dinlerken, bu küçücük tanelerin bile kendine özgü bir sunum biçimi olduğunu öğreniyoruz.<br />
Sözlerini tamamlarken yüzünde belli belirsiz bir tebessüm beliriyor. Ardından küçük bir sedef kaşığı, buz çantasına yerleştirdiği havyar kutularının arasına zarifçe bırakıyor. O an bunun sıradan bir alışveriş olmadığını düşünüyorum. Yanımızda götürdüğümüz şey, aynı zamanda Bakü’de geçirdiğimiz günün küçük ama unutulmayacak bir hatırasına dönüşüyor.<br />
Akşamın serinliğinde, elimizde küçük bir kutu havyarla yürürken Bakü’nün ışıkları çevremizde parıldıyor. Gün boyunca gördüğümüz ateşler, tapınaklar ve birbirinden farklı hikâyeler şimdi yerini şehrin mutfak kültüründen küçük bir hatıraya bırakıyor.<br />
Ve bir kez daha anlıyorum ki bazı şehirler geride yalnızca fotoğraflar bırakmıyor; bir tat, bir koku, bir sokak ve küçük bir hatırayla insanın içine yerleşiyor. Bakü de o akşam, Hazar’ın tuzunu taşıyan küçücük bir havyar kutusuyla benim hafızamda kendine bir yer buluyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Taş Şehirden Bin Pencereli Şehre</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-tas-sehirden-bin-pencereli-sehre/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 14:18:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=235804</guid>

					<description><![CDATA[Taş Şehirden Bin Pencereli Şehre Yavaş yavaş bu güzel ülkedeki yolculuğumuzun son duraklarına yaklaşıyoruz. Saranda Harbour Otel’in güler yüzlü, içten ve her konuda bize yardımcı olan genç çalışanıyla vedalaştıktan sonra, Arnavutluk’un iç kesimlerine doğru ilerleyerek Tiran’a yöneliyoruz. İlk durağımız, tarihi dokusu ve benzersiz mimarisiyle ünlü Gjirokastër oluyor. Türkçede Ergiri olarak bilinen bu eski Osmanlı kenti, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Taş Şehirden Bin Pencereli Şehre</p>
<p>Yavaş yavaş bu güzel ülkedeki yolculuğumuzun son duraklarına yaklaşıyoruz. Saranda Harbour Otel’in güler yüzlü, içten ve her konuda bize yardımcı olan genç çalışanıyla vedalaştıktan sonra, Arnavutluk’un iç kesimlerine doğru ilerleyerek Tiran’a yöneliyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09.jpeg" alt="" width="1377" height="1051" class="alignnone size-full wp-image-235805" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09.jpeg 1377w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-300x229.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-1024x782.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-768x586.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-570x435.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-701x535.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-1067x814.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1377px) 100vw, 1377px" /></a></p>
<p>İlk durağımız, tarihi dokusu ve benzersiz mimarisiyle ünlü Gjirokastër oluyor. Türkçede Ergiri olarak bilinen bu eski Osmanlı kenti, 2005 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Dağın yamacına kurulan şehir; taş çatılı geleneksel evleri, taş döşeli dar sokakları ve yüzyıllardır koruduğu mimari dokusuyla bugün “Taş Şehir” olarak anılıyor.<br />
Gjirokastër, geçmişle günümüzün iç içe geçtiği, her köşesinde tarihin izlerini taşıyan büyüleyici bir şehir. Arnavutluk’un güneyindeki bu özel kent, daha ilk bakışta bizi taş duvarların arasında saklı uzun bir geçmişin izlerini sürmeye davet ediyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1.jpeg" alt="" width="1613" height="1184" class="alignnone size-full wp-image-235807" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1.jpeg 1613w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-300x220.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-1024x752.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-768x564.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-1536x1127.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-570x418.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-701x515.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-1067x783.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1613px) 100vw, 1613px" /></a></p>
<p>Eski şehri gezmek için tepeye doğru tırmanıyoruz. Arnavutluk’taki ikinci park cezamızı da burada alıyoruz; üstelik gözümüzün içine baka baka yazılıyor. Taksiyle gelmediğimize kısa bir süre hayıflansak da, karşılaştığımız manzara bu küçük can sıkıntısını hemen unutturuyor.<br />
Dik yokuşlara yayılan Arnavut kaldırımlı sokaklarda ilerlerken, geniş kayrak taşlarıyla örtülü çatılara sahip beyaz evler arasında kendimizi bambaşka bir dünyanın içinde buluyoruz. Bu görüntü, bana Mostar’da gördüğüm eski taş evleri hatırlatıyor. Tarihin izlerini taşıyan bu sokaklarda yürürken, sanki bir masal diyarında ilerliyormuşuz gibi hissediyoruz.<br />
1417 yılında Osmanlı hâkimiyetine giren, 1431’de kurulan Arvanid (Arnavid) Sancağının merkezi olan eski şehir; yamaçlara, yeşillikler arasına serpiştirilmiş Osmanlı mimarisinin zarif örnekleri olan ahşap kepenkli geleneksel taş evleriyle Gjirokastër’e kendine özgü, dingin ama görkemli bir siluet kazandırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1.jpeg" alt="" width="1507" height="1112" class="alignnone size-full wp-image-235806" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1.jpeg 1507w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-300x221.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-1024x756.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-768x567.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-570x421.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-701x517.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-1067x787.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1507px) 100vw, 1507px" /></a></p>
<p>Taş duvarların, dar sokakların ve yüzyıllardır korunan bu mimari dokunun içinde dolaşırken, zamanın ağır adımlarla ilerlediği, geçmişle günümüzün iç içe geçtiği bir dünyaya girmiş gibi oluyoruz.<br />
Şehrin kaleye doğru yükselen taş döşeli yokuşunun başında, 1757 yılında Memi Bey tarafından inşa ettirilen Osmanlı Çarşı Camii, diğer adıyla Memi Bey Camii, bizi karşılıyor. Taş duvarlarla çevrili sessiz ve dingin avlusundan tarihi kente baktığımızda, ışığın taş yapılar üzerinde dans ettiği, geçmişle bugünün iç içe geçtiği büyüleyici bir manzara uzanıyor önümüzde. Buradan Gjirokastër’i seyretmek, şehrin ruhunu hissetmek ve onu anlamaya başlamak için eşsiz bir başlangıç oluyor.<br />
Caminin hemen altındaki kemerli yapıda yer alan Te Kubé’ye girerek kısa bir mola veriyoruz. Bir şeyler içip dinlenirken, taş duvarlara sinmiş yüzyılların hikâyesi ve dar sokaklardan yükselen hafif uğultu, bu benzersiz kentin zamansız atmosferini daha da belirginleştiriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1167" class="alignnone size-full wp-image-235808" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-300x228.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-1024x778.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-768x584.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-570x433.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-701x533.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-1067x811.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Çarşıyı boydan boya yürüyerek ulaştığımız Çerçiz Topulli Meydanı’nda, Gjirokastër’in tarihine ve belleğine iz bırakmış önemli kişiliklere adanmış anıt hemen dikkatimizi çekiyor. Burada, Arnavut kültürünün ve tarihinin farklı dönemlerine damga vurmuş isimlerin büstleri yer alıyor.<br />
Şehrin yetiştirdiği en önemli kişilerden biri, eserleriyle Arnavut edebiyatını dünyaya tanıtan ünlü yazar İsmail Kadare. Bunun yanında, seçkin tarihçi ve dilbilimci Eqrem Çabej ile ülkenin uzun yıllar liderliğini yapan Enver Hoxha da bu şehirle özdeşleşen isimler arasında yer alıyor. Anıt, Gjirokastër’in yalnızca taş evleri ve tarihi sokaklarıyla değil, yetiştirdiği önemli insanlarla da Arnavutluk’un hafızasında özel bir yere sahip olduğunu hatırlatıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1163" class="alignnone size-full wp-image-235809" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-300x227.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-1024x775.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-768x582.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-570x432.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-701x531.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-1067x808.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Farklı dönemlerden ve farklı düşünce dünyalarından gelen bu isimler, Gjirokastër’in yalnızca taş evleri ve tarihi sokaklarıyla değil, yetiştirdiği önemli kişiliklerle de Arnavutluk tarihinde özel bir yere sahip olduğunu gösteriyor.<br />
Meydana adını veren Çerçiz Topulli’nin heykeli, yüksek kaidesi üzerinde kente hâkim bir duruşla yükseliyor. Meydanda dolaşıp çevreyi seyrederken, taş evlerin oluşturduğu etkileyici siluet, hareketli çarşı yaşamı ve tarihi dokunun canlı atmosferi bizi adeta içine çekiyor. Gjirokastër’in kendine özgü mimarisi, her köşede farklı bir ayrıntı sunuyor. Çerçiz Topulli Meydanı ise bu eşsiz şehrin ruhunu en iyi yansıtan duraklardan biri olarak hafızamızda yer ediyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1120" class="alignnone size-full wp-image-235810" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-300x219.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-1024x747.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-768x560.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-570x416.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-701x511.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-1067x778.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Berat’a doğru yola çıkıyoruz. Yol üzerinde Tepelenë’ye uğramaya karar veriyoruz. 15. yüzyılın sonlarında Osmanlı hâkimiyetine giren ve yüzyıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli yerleşimlerinden biri olan bu küçük şehir, Arnavutluk’un en uzun nehri olan Vjosë Vadisi’ne hâkim bir plato üzerinde kurulmuş. Kıvrıla kıvrıla yükselen dağ yolunda ilerlerken, çevremizi saran yemyeşil doğa ve vadinin etkileyici manzarası yolculuğumuza ayrı bir güzellik katıyor.<br />
Şehrin adı, 1740 yılında burada doğan ve Osmanlı Devleti&#8217;nin en güçlü eyalet yöneticilerinden biri olarak tanınan Tepeleneli Ali Paşa ile özdeşleşmiş. Daha kente girer girmez, heybetiyle dikkat çeken Ali Paşa Kalesi bizi karşılıyor. Taş duvarlarıyla Vjosë Vadisi’ne hâkim bir noktada yükselen bu görkemli yapı, geçmişin izlerini günümüze taşıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1.jpeg" alt="" width="1596" height="1101" class="alignnone size-full wp-image-235811" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1.jpeg 1596w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-300x207.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-1024x706.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-768x530.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-1536x1060.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-570x393.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-80x55.jpeg 80w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-701x484.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-1067x736.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1596px) 100vw, 1596px" /></a></p>
<p>1809 yılında İngiliz romantik şair Lord Byron, Akdeniz yolculuğu sırasında Tepelenë’ye gelerek Ali Paşa’yı ziyaret etmiş. Gücü ve sıra dışı kişiliğiyle Avrupa&#8217;da da ün kazanan Ali Paşa’yı yakından tanımak isteyen Byron, bu ziyaretinden derin izlenimlerle ayrılmış. Henüz 36 yaşındayken yaşamını yitiren ünlü şairin anısına, bugün kale duvarında bir plaket bulunuyor.<br />
Tepelenë, şaşırtıcı derecede sakin ve huzurlu bir şehir. Kalabalık ve hareketli kentlerin ardından bu dingin atmosfer bize çok iyi geliyor. Ana meydandaki bir kafeye oturup kısa bir mola veriyor, ardından son derece lezzetli bir öğle yemeğiyle kendimizi ödüllendiriyoruz. Meydanda yer alan büstler, kentin tarihine ve kültürel belleğine iz bırakmış önemli isimleri yaşatıyor. Yakınındaki Aziz Thoma ve Aziz Yuhanna Teolog Kilisesi ise sade mimarisi ve huzurlu atmosferiyle dikkatimizi çekiyor. Bu mütevazı yapı, Ortodoks mimarisinin zarif örneklerinden biri olarak meydanın tarihî dokusunu tamamlıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11.jpeg" alt="" width="1386" height="1124" class="alignnone size-full wp-image-235812" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11.jpeg 1386w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-300x243.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-1024x830.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-768x623.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-570x462.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-701x568.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-1067x865.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1386px) 100vw, 1386px" /></a></p>
<p>Milli giysileri içinde halk oyunu oynayan Arnavut çocuklarını betimleyen heykel, şehrin sıcak ve samimi ruhunu en güzel yansıtan ayrıntılardan biri olarak hafızamızda yer ediyor. Çocukların neşesini ve geleneklerini simgeleyen bu eser, meydana ayrı bir canlılık katıyor. Yeşillikler içindeki bu huzurlu kasabadan ayrılırken, burada biraz daha fazla vakit geçirebilmeyi içten içe arzuluyoruz.<br />
Berat’a daha girer girmez büyüleniyoruz. Mangalem, Gorica ve Kale mahalleleriyle birlikte 2008 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan tarihî merkezi, yaklaşık 2400 yıllık geçmişiyle tüm görkemiyle karşımızda duruyor. Daha ilk anda, insanı zamanın içinde yolculuğa çıkaran büyülü bir atmosfere sahip olduğunu hissettiriyor.<br />
Osmanlı döneminden günümüze ulaşan, çok sayıda penceresi bulunan cumbalı, iki katlı beyaz evler; dağın yamacına, yemyeşil doğanın içine, sanki birbirine yaslanmış gibi sıralanıyor. Bu pencerelerin bolluğu, kente &#8220;Bin Pencereli Şehir&#8221; unvanını kazandırmış. Adının Eski Slavca &#8220;beyaz şehir&#8221; anlamına gelen Beligrad sözcüğünden geldiği kabul edilen Berat, bu beyaz evleriyle adını adeta yaşatıyor. Her köşe başı, her dar sokak ve her taş yapı, insanı açık hava müzesinde dolaşıyormuş hissine sürüklüyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10.jpeg" alt="" width="1536" height="1205" class="alignnone size-full wp-image-235813" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-300x235.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-1024x803.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-768x603.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-570x447.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-701x550.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-1067x837.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Osum Nehri’nin iki yakasına yayılan şehir, M.Ö. 3. yüzyılda İlliryalılar tarafından inşa edilen ve 187 metre yükseklikteki bir tepeye kurulmuş olan kalesiyle bütünlüğünü tamamlıyor. Surlar, en son Osmanlı döneminde onarılarak 24 kuleli hâle getirilmiş. Yukarıdan bakıldığında, nehirle bölünen kentin iki yakası bir tablo gibi uzanıyor.<br />
18.yüzyılın sonlarında Ahmet Kurt Paşa tarafından yaptırılan Gorica Köprüsü’nden karşı yakaya geçiyoruz. Nehrin üzerinde ağır adımlarla yürürken, Osum Nehri’nin dingin akışı ve iki yakaya yayılan tarihî doku insana tarifsiz bir huzur veriyor. Köprünün kemerlerinden geriye dönüp baktığımızda, yamaçlara sıralanmış beyaz evlerin oluşturduğu manzara adeta bir tabloyu andırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14.jpeg" alt="" width="1562" height="1139" class="alignnone size-full wp-image-235814" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14.jpeg 1562w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-300x219.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-1024x747.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-768x560.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-1536x1120.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-570x416.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-701x511.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-1067x778.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1562px) 100vw, 1562px" /></a></p>
<p>Karşı kıyıya ulaştıktan sonra diğer köprüden yeniden tarihi merkeze dönüyor, Arnavut kaldırımlı daracık sokaklara dalıyoruz. Şirin kafeler, pansiyon ya da otele dönüştürülmüş tarihî evler; taş bahçe duvarları, ahşap kapıları ve kiremit çatılarıyla geçmişin zarafetini günümüze taşıyor. Her adımda, Berat&#8217;ın yüzyıllardır koruduğu özgün atmosferini biraz daha derinden hissediyoruz.<br />
Bekârlar Camii, köprüden geçer geçmez karşımıza çıkıyor. Avlonyalı İbrahim Paşa’nın oğlu Süleyman Paşa tarafından 1827–1828 yıllarında yaptırılan bu küçük cami, iç ve dış cephelerini süsleyen zarif kalem işleriyle dikkat çekiyor. Gösterişten uzak mimarisi ve ince işçiliği, yapıya kendine özgü bir zarafet kazandırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13.jpeg" alt="" width="1434" height="1292" class="alignnone size-full wp-image-235815" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13.jpeg 1434w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-300x270.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-1024x923.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-768x692.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-570x514.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-701x632.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-1067x961.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1434px) 100vw, 1434px" /></a></p>
<p>Berat, insana acele etmeyi unutturuyor. Sanki zaman burada biraz daha yavaş akıyor. Her köşesi ayrı bir güzellik sunan bu şehrin sokaklarını doyasıya gezmeye vaktimiz yetmiyor. “Bir başka sefere…” diyerek ayrılırken, ardımızda bıraktığımız taş evler ve dar sokaklar kadar, içimizde taşıdığımız tatlı bir burukluk da bize eşlik ediyor.<br />
Güneş batarken, Tiran Havalimanı’na yakın Reign Otel’e ulaşıyoruz. Akşam yemeğimizi, otele yürüme mesafesindeki Feniks Restoran’da yiyoruz. İçtiğimiz nefis çorba, yalnızca içimizi değil, uzun yolculuğun yorgunluğunu da ısıtıyor. Arnavutluk’taki son akşamımız, sade ama unutulmayacak bir huzur içinde sona eriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12.jpeg" alt="" width="1536" height="1011" class="alignnone size-full wp-image-235816" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-300x197.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-1024x674.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-768x506.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-570x375.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-701x461.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-1067x702.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Sabah henüz gün doğmadan havalimanına doğru yola çıkıyoruz. Şehir uykudayken yollar sessiz, gökyüzü ise yeni bir günün ilk ışıklarını bekliyor. Her yolculuğun sonunda olduğu gibi, geride bıraktıklarımız bir kez daha gözlerimizin önünden geçiyor. Saranda&#8217;nın masmavi kıyıları, Gjirokastër&#8217;in taş sokakları, Berat&#8217;ın bin pencereli evleri, dağların arasından kıvrılarak uzanan yollar ve yol boyunca bize gülümseyen insanlar&#8230; Her biri, bu ülkeyi bizim için sıradan bir gezi rotasının çok ötesine taşıyan güzel anılar olarak hafızamızda yerini alıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15.jpeg" alt="" width="1536" height="1172" class="alignnone size-full wp-image-235817" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-300x229.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-1024x781.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-768x586.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-570x435.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-701x535.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-1067x814.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Uçağımız pistten yükselirken Arnavutluk yavaş yavaş ufkun içinde kayboluyor. Fakat biliyoruz ki bazı yolculuklar, vardığınız yerde değil, ayrıldığınız anda tamamlanır. Arnavutluk da bizim için böyle bir ülke oluyor. İçten insanları, el değmemiş doğası, köklü tarihi ve zamana direnen şehirleriyle gönlümüzde silinmeyecek izler bırakıyor. Geride yalnızca fotoğraflar değil; dostça gülümsemeler, taş sokaklarda yankılanan adımlar ve yeniden dönme isteği kalıyor. Belki bir gün, yine aynı yollar bizi bu güzel ülkeye getirir. O zamana kadar Arnavutluk, anılarımızın en sıcak köşelerinden birinde yaşamaya devam edecek.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Renkli Korfu – Polýchromi Kérkyra</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-renkli-korfu-polychromi-kerkyra/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:30:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kale]]></category>
		<category><![CDATA[Korfu]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[liman]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=235794</guid>

					<description><![CDATA[Renkli Korfu – Polýchromi Kérkyra Sabah saat dokuz olmadan limana vardık. Binanın içindeki kafeteryaya oturup, koy boyunca uzanan Saranda&#8217;yı seyrederek kahvelerimizi yudumladık. Bir yandan da Korfu Adası&#8217;na geçecek olmanın tatlı heyecanını yaşıyoruz. Saat ilerledikçe liman giderek hareketleniyor; kalabalık artıyor, bilet kuyrukları uzuyor. Rıhtıma yanaşmış, çok büyük olmayan üç feribot yolcularını bekliyor. Biz ise Saranda ile [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Renkli Korfu – Polýchromi Kérkyra</p>
<p>Sabah saat dokuz olmadan limana vardık. Binanın içindeki kafeteryaya oturup, koy boyunca uzanan Saranda&#8217;yı seyrederek kahvelerimizi yudumladık. Bir yandan da Korfu Adası&#8217;na geçecek olmanın tatlı heyecanını yaşıyoruz. Saat ilerledikçe liman giderek hareketleniyor; kalabalık artıyor, bilet kuyrukları uzuyor. Rıhtıma yanaşmış, çok büyük olmayan üç feribot yolcularını bekliyor. Biz ise Saranda ile Korfu arasında sefer yapan Corfu Express ile yolculuk yapacağız.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07.jpeg" alt="" width="1536" height="1172" class="alignnone size-full wp-image-235795" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-300x229.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1024x781.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-768x586.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-570x435.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-701x535.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1067x814.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Korfu ile Arnavutluk arasında feribot seferleri düzenleyen başlıca iki şirket bulunuyor: Ionian Seaways ve Finikas Lines. Pasaport kontrolü ve gümrük işlemlerinin ardından gemiye bindik. Günübirlik bir gezi planladığımız için yanımıza bavul almadık. Buna karşılık birçok yolcunun valizleriyle yolculuğa çıktığını görmek, Korfu&#8217;nun ne kadar ilgi gören bir destinasyon olduğunu bir kez daha gösteriyordu.<br />
Saat tam 10.00&#8217;da hareket ettik. Feribot limandan ağır ağır ayrılırken geride kalan Arnavutluk kıyıları giderek küçülüyor, Saranda&#8217;nın beyaz evleri mavi denizin üzerinde silik bir tabloya dönüşüyordu. Güneşin ışıkları suyun yüzeyinde binlerce gümüş parıltı oluşturuyor, hafif esen rüzgâr ise denizin tuzlu kokusunu güverteye taşıyordu.<br />
Ufukta beliren Korfu, önce yeşil bir siluet gibi görünürken yaklaştıkça kıyı boyunca uzanan evleri, limanı ve yemyeşil tepeleri seçilmeye başladı.<br />
Korfu ile Saranda arasında bir saatlik zaman farkı var; Yunanistan, Arnavutluk&#8217;tan bir saat ileride. Yaklaşık kırk beş dakika süren keyifli deniz yolculuğunun ardından İyon Denizi&#8217;nin en renkli adalarından birine ulaştık. Limana yanaşmış dev kruvaziyer daha ilk anda dikkatimizi çekiyor.<br />
Pasaport ve gümrük işlemleri sırasında ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Korfu&#8217;ya gelen Türk ziyaretçilerin büyük bölümü adaya Atina aktarmalı uçakla ulaştığı için, Arnavutluk&#8217;un Saranda Limanı&#8217;ndan giriş yapan Türk turistlere görevliler pek alışık görünmüyor. Bu nedenle pasaportlarımızı uzun uzun inceliyorlar. Gecikmeyi fark eden amirleri ise yanımıza gelerek nazikçe özür diliyor, ardından bizi şehir merkezine giden otobüse kadar eşlik ederek uğurluyor. Bu ince davranış, daha adaya adım attığımız ilk anda Korfu hakkında olumlu bir izlenim edinmemizi sağlıyor.<br />
İyonya Denizi&#8217;nin en gösterişli adalarından biri olan Korfu, Yunanistan&#8217;ın İyon Adaları arasında, masmavi suların ortasında bir mücevher gibi parlıyor. Tarih boyunca pek çok uygarlığın izlerini taşıyan bu büyüleyici ada, yalnızca doğal güzellikleriyle değil, kültürel zenginliği ve mimari mirasıyla da ziyaretçilerini kendine hayran bırakıyor.<br />
Korfu&#8217;nun tarihi Antik Çağ&#8217;a kadar uzanıyor. Stratejik konumu sayesinde yüzyıllar boyunca önemli bir ticaret ve denizcilik merkezi olan ada; Roma, Bizans, Venedik, Fransız ve İngiliz egemenliklerinin ardından 1864 yılında Yunanistan&#8217;a katılmış. Özellikle Venedik döneminin izlerini taşıyan kaleleri, dar sokakları ve zarif mimarisi, Korfu&#8217;yu diğer Yunan adalarından ayıran en belirgin özellikler. UNESCO Dünya Mirası Listesi&#8217;nde yer alan Korfu Eski Kenti de bu zengin tarihî mirasın en değerli simgesi.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04.jpeg" alt="" width="1411" height="1253" class="alignnone size-full wp-image-235796" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04.jpeg 1411w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-300x266.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1024x909.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-768x682.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-570x506.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-701x623.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1067x948.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1411px) 100vw, 1411px" /></a></p>
<p>Korfu&#8217;nun öyküsü yalnızca tarihle değil, mitolojiyle de iç içe. Yunan mitolojisine göre denizler tanrısı Poseidon, güzelliğiyle ün salan su perisi Korkyra&#8217;ya âşık olur ve onu İyon Denizi&#8217;ndeki bu yemyeşil adaya kaçırır. Sevgilisine duyduğu büyük aşkın anısına adaya Kérkyra adını verir; Yunanların bugün de kullandığı bu isim, zamanla Batı dillerinde Corfu, Türkçede ise Korfu olarak yerleşir. Efsaneye göre Poseidon ile Korkyra&#8217;nın oğlu Phaiax adanın ilk kralıdır ve Homeros&#8217;un Odysseia destanında adı geçen Phaiaklar onun soyundan geliyor. Bu yüzden Korfu, yalnızca doğal güzellikleri ve tarihî mirasıyla değil, binlerce yıldır anlatılan mitolojik öyküleriyle de ziyaretçilerini büyüleyen bir ada.<br />
Ada yüzyıllar boyunca Venediklilerin, Fransızların ve İngilizlerin egemenliğinde kalmış. Bu zengin geçmiş, adanın sokaklarında attığınız her adımda hissediliyor. Zarif kemerli yapılar, pastel tonlara boyanmış evler, renkli kepenkler, kiremit çatılar, dar taş sokaklar ve ferah meydanlar Korfu&#8217;ya kendine özgü bir kimlik kazandırıyor. Diğer Yunan adalarının alışılmış mavi-beyaz mimarisinden belirgin biçimde ayrılan bu atmosfer, insana kimi zaman İtalya&#8217;nın, kimi zaman da Fransa&#8217;nın tarih kokan kentlerinde dolaşıyormuş hissi veriyor.<br />
1981 yapımı “For Your Eyes Only” aslı filmin bazı sahneleri bu adada çekilmiş. Limandan eski kente doğru yürürken, ön cephesindeki küçük tabelasında &#8220;Konstantinoupolis Hotel&#8221; yazan tarihi bina hemen dikkatimi çekiyor. Yıllara meydan okuyan bu zarif yapı, Korfu&#8217;nun geçmişten bugüne uzanan atmosferini daha ilk adımda hissettiriyor.<br />
Biraz ilerleyince kendimizi Spianada Meydanı&#8217;nda buluyoruz. Meydanın bir köşesinde, Eleftherios Handrinos&#8217;un büstü sade bir kaide üzerinde yükseliyor. Yunan Donanması&#8217;nda koramiral rütbesiyle görev yapan ve emekli olduktan sonra yaşamını Korfu&#8217;da sürdüren Handrinos&#8217;un anısı, kentin tarihine sessizce tanıklık ediyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08.jpeg" alt="" width="1536" height="1310" class="alignnone size-full wp-image-235797" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-300x256.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-1024x873.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-768x655.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-570x486.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-701x598.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-1067x910.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Meydanın hemen gerisinde, hafifçe yükselen kayalık burun üzerinde bütün heybetiyle Eski Kale görülüyor. Uzaktan bakıldığında denizin içinden yükselen devasa bir kaya kütlesini andıran bu görkemli yapı, Korfu&#8217;nun en önemli simgelerinden biri. Bulunduğu noktada Bizans döneminden, yaklaşık 6. yüzyıldan beri surlar ve savunma yapıları yer alıyor. Günümüzde görülen kale ise 15. ve 16. yüzyıllarda Venedikliler tarafından genişletilip güçlendirilerek adanın en sağlam savunma noktalarından biri hâline getirilmiş.<br />
Bordo renkli tarihi simge yapılardan Spilia Kapısı, bir zamanlar kenti çevreleyen Venedik surlarının önemli girişlerinden biriymiş. Bu kapıdan geçip trafiğe kapalı Eski Şehir ‘in dar sokaklarına adım attığımız anda bambaşka bir dünyanın içine giriyoruz. İki yana sıralanmış yüksek binalar öylesine etkileyici ki gözlerimiz sürekli cephelerde dolaşıyor. Zarif balkonlar, ahşap kepenkler, taş işçiliği ve yılların izini taşıyan duvarlar her adımda yeni bir ayrıntı sunuyor. Bu yüzden zemin kattaki seçkin dükkânların vitrinlerine bile doğru dürüst bakamıyoruz. Cepheler boyunca uzanan elektrik ve iletişim kabloları ise bu tarihî dokunun içinde şaşırtıcı bir görsel karmaşa oluşturuyor. Bir an kendimi Marsilya&#8217;nın eski mahallelerinde yürüyormuş gibi hissediyorum.<br />
Theotokis Caddesi&#8217;nin başında, limon sarısına boyanmış, Venedik döneminden kalma küçük ve sade Aziz Antonios ile Aziz Andreas Kilisesi karşımıza çıkıyor. Gösterişten uzak bu mütevazı yapı, çevresindeki renkli binaların arasında zarif bir ayrıntı gibi duruyor. Birkaç adım sonra turuncuya çalan cephesiyle dikkat çeken bir binanın altındaki Per la Donna adlı elbise mağazasına giriyorum. Dükkân sahibinin sıcak karşılaması ve içten sohbeti, Korfu&#8217;dan kendime küçük bir anı almadan ayrılmama gönlümü razı etmiyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06.jpeg" alt="" width="1472" height="1274" class="alignnone size-full wp-image-235798" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06.jpeg 1472w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-300x260.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1024x886.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-768x665.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-570x493.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-701x607.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1067x923.jpeg 1067w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-225x195.jpeg 225w" sizes="auto, (max-width: 1472px) 100vw, 1472px" /></a></p>
<p>Öğle vakti yaklaşırken, dar sokakların arasında karşımıza çıkan Zaza Restoran&#8217;a oturuyoruz. Pizza ve lazanya eşliğinde kısa bir mola veriyoruz. İçerisi oldukça kalabalık; masaların neredeyse tamamı dolu. Tarihi bir binanın zemin katında hizmet veren bu modern mekânda, başımızı kaldırıp taş duvarları ve yüksek tavanları görmesek kendimizi Avrupa&#8217;nın herhangi bir çağdaş kentinde sanabiliriz. Geçmiş ile bugünün uyumu, Korfu&#8217;nun en hoş sürprizlerinden biri olarak hafızamızda yer ediyor.<br />
Yolumuza devam edip kemerli bir kapıdan geçerek San Rocco Meydanı&#8217;na ulaşıyoruz. Güzergâh üzerinde, bir köşede gördüğümüz &#8220;Sinagog&#8221; yazılı küçük yön tabelası dikkatimizi çekiyor. Biz yolumuza düz devam edince, Agias Sofias Caddesi üzerindeki Panagia Hodegetria Kilisesi karşımıza çıkıyor. Halk arasında &#8220;Bombalanmış Kilise&#8221; olarak da anılan bu yapı, II. Dünya Savaşı sırasında meydana gelen bombardımanda ağır hasar görmüş. Bugün ayakta kalan duvarları ve çan kulesi, yaşanan yıkımın sessiz tanıkları gibi yükseliyor. Gri ve siyah tonlara bürünen taşlarıyla, yılların acısını hâlâ üzerinde taşıyan hüzünlü bir görünüme sahip.<br />
Az ileride, Arnavutluk turları düzenleyen bir acentenin önünde, 1948–1970 yılları arasında yaşamış Korfulu üniversite öğrencisi Kostas Georgakis&#8217;in oturur durumdaki heykeliyle karşılaşıyoruz. Yunanistan&#8217;daki askerî cuntayı protesto etmek uğruna yaşamını feda eden Georgakis&#8217;in sakin ve düşünceli duruşu, bu hareketli sokakların ortasında insanı bir an durup geçmişi hatırlamaya davet ediyor.<br />
Tarihin sessiz bekçisi Annunziata Çan Kulesi, Korfu&#8217;nun görkemli geçmişinden günümüze ulaşan en etkileyici tanıklardan biri. Evgeniou Voulgareos ile Vrachlioti caddelerinin kesiştiği noktada yükselen bu zarif kule, bir zamanlar aynı yerde bulunan tarihi Annunziata Kilisesi&#8217;nden geriye kalan tek yapı. 14. yüzyılın sonlarında Venedik döneminde inşa edilen kilise, II. Dünya Savaşı sırasında meydana gelen bombardımanda büyük ölçüde yıkılmış. Bugün gökyüzüne doğru yükselen yalnız çan kulesi, yüzyılların izini ve savaşın bıraktığı acıları sessizce taşımayısürdürüyor.<br />
Halk arasında Lotsiada Katolik Kilisesi olarak bilinen yapının çan kulesi, çevresindeki modern yaşamın içinde dimdik yükselerek şehrin hafızasını ve yaşadığı yıkımı hatırlatıyor.<br />
1571 yılında gerçekleşen İnebahtı Deniz Savaşı, Korfu&#8217;nun da içinde bulunduğu İyon Denizi coğrafyasını derinden etkileyen tarihî olaylardan biri. Bu savaşta, ileride Don Kişot&#8217;u kaleme alacak olan İspanyol yazar Miguel de Cervantes de Kutsal İttifak donanmasında savaşmış ve ağır yaralanmıştı. Sol elini büyük ölçüde kullanamaz hâle gelmesine rağmen hayatta kalan Cervantes, yıllar sonra dünya edebiyatının en önemli eserlerinden birini yazacaktı. Korfu&#8217;nun tarihî sokaklarında dolaşırken, bu coğrafyanın yalnızca savaşlara değil, edebiyat tarihine yön veren olaylara da tanıklık ettiğini düşünmeden edemiyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05.jpeg" alt="" width="1465" height="1288" class="alignnone size-full wp-image-235799" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05.jpeg 1465w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-300x264.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1024x900.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-768x675.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-570x501.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-701x616.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1067x938.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1465px) 100vw, 1465px" /></a></p>
<p>Venedik mimarisinin pastel tonlara boyanmış, zarif kemerli binaları arasında dolaşırken, 1693 yılında inşa edilen Aziz James&#8217;in Asil Tiyatrosu karşımıza çıkıyor. İlk yıllarında Venedikli soyluların toplantılarına ev sahipliği yapan bu görkemli yapı, 1720&#8217;de tiyatroya dönüştürülmüş. Uzun yıllar boyunca İyon Adaları&#8217;nın kültür ve sanat yaşamına yön veren bu sahnede opera ve tiyatro eserleri sergilenmiş; müzik ve alkış sesleri taş duvarları arasında yankılanmış. Bugün ise Korfu&#8217;nun zengin kültürel mirasının en değerli simgelerinden biri olarak varlığını devam ettiriyor.<br />
Ne yazık ki II. Dünya Savaşı sırasında meydana gelen bombardımanda ağır hasar gören bina, daha sonra aslına uygun biçimde restore edilmiş. Savaşın ve çıkan yangınların ardından tiyatroya ait arşivlerin büyük bölümü yok olmuş. Günümüzde ise bu tarihî yapı, Korfu Belediye Binası olarak hizmet veriyor; geçmişin sanat ve kültür mirasını, kentin idari kimliğiyle aynı çatı altında yaşatıyor.<br />
Belediye Binası&#8217;nın duvarına yerleştirilmiş, Venedik Cumhuriyeti&#8217;nin ünlü doçu ve amirali Francesco Morosini&#8217;nin (1619–1694) büstü, yapının Venedik dönemindeki önemini ve Korfu&#8217;nun yüzyıllar boyunca üstlendiği stratejik rolü sessizce hatırlatıyor.<br />
Ardından, kökeni 16. yüzyıla uzanan Roma Katolik mabedi Aziz Yakup ve Aziz Christopher Katedrali&#8217;ni geziyoruz. Gösterişten uzak mimarisi, yalın çizgileri ve dingin atmosferiyle insanın içini ferahlatan bu yapı, Korfu&#8217;nun çok kültürlü geçmişini de yansıtıyor. Kalın taş duvarları arasında dolaşırken, yüzyılların sessizliğini ve huzurunu hissetmemek mümkün değil.<br />
Biraz soluklanma ihtiyacı hissedince, dar bir sokakta karşımıza çıkan La Bohème adlı küçük bara oturuyoruz. Sokağa taşmış minik masalardan birine yerleşiyoruz. İki yanımızı çevreleyen pastel renkli yüksek binalar, ahşap kepenkleri ve demir ferforje balkonlarıyla adeta birbirine yaslanmış gibi duruyor. Çamaşır iplerinde rüzgârla hafifçe salınan giysiler, açık pencerelerden sokağa taşan kahve kokusu ve uzaktan gelen kilise çanlarının sesi bu tarihî atmosferi tamamlıyor. Arnavut kaldırımlı dar sokaktan ağır ağır geçen insanlar, vitrinlere göz atan turistler ve koyu sohbete dalmış Korfulular, sokağı canlı ama huzurlu bir tabloya dönüştürüyor. Kahvelerimizi yudumlarken, zamanın burada biraz daha yavaş aktığını hissediyoruz. Bu kısa mola, Korfu&#8217;nun yalnızca tarihini değil, gündelik yaşamının sıcaklığını da en doğal hâliyle hissetmemizi sağlıyor.<br />
Tekrar sokaklarda kaybolup keşfetmeye devam ediyoruz. Bir süre sonra Spianada Meydanı&#8217;nın görkemli köşesinde yükselen Aziz Mikail ve Aziz George Sarayı&#8217;na ulaşıyoruz. Bugün Asya Sanatı Müzesi ile Belediye Sanat Galerisi&#8217;ne ev sahipliği yapan bu neoklasik yapı, 19. yüzyılın ilk yarısında İngiliz yönetimi döneminde inşa edilmiş. Bir zamanlar İngiliz Lord Yüksek Komiserinin ikametgâhı olan saray, daha sonra İyon Parlamentosu&#8217;na ve kraliyet ailesinin yazlık konutuna ev sahipliği yapmış.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02.jpeg" alt="" width="1525" height="1169" class="alignnone size-full wp-image-235800" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02.jpeg 1525w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-300x230.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1024x785.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-768x589.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-570x437.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-701x537.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1067x818.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1525px) 100vw, 1525px" /></a></p>
<p>Malta&#8217;dan getirilen kireç taşlarıyla inşa edilen bina, cephe boyunca uzanan görkemli Dor sütunlarıyla Spianada Meydanı&#8217;na ayrı bir zarafet katıyor. Önündeki havuz ve heykel de bu etkileyici manzarayı tamamlıyor. Bir süre meydanda dolaşıp bu görkemli yapıyı seyrettikten sonra Korfu&#8217;nun dar sokaklarına yeniden karışıyoruz.<br />
Kemerli bir kapıdan geçer geçmez, Sanat Müzesi&#8217;nin arka tarafında açılan manzara bütün ihtişamıyla karşımıza seriliyor. Bir an durup derin bir nefes alıyor, gözlerimizi İyon Denizi&#8217;nin sonsuz maviliğine bırakıyoruz. Masmavi deniz, ufuk çizgisinde gökyüzüyle birleşirken, kıyıya vuran hafif dalgaların sesi şehrin uğultusunu bastırıyor. Aşağıda uzanan eski surlar, kıyıyı döven kayalıklar ve limanda usulca salınan tekneler kartpostalı andıran bir görüntü oluşturuyor. Hafif esen deniz meltemi yüzümüze çarparken, zaman sanki yavaşlıyor; kalabalığın telaşı geride kalıyor. Korfu&#8217;nun yüzyıllardır nice denizciyi, tüccarı ve gezgini kendine hayran bırakan manzarası, o an bizi de sessizliğin ve huzurun içine çekiyor.<br />
Sol tarafta yer alan Kapodistrias Konağı ise, Yunanistan’ın ilk devlet başkanı, diplomat ve devlet adamı Ioannis Kapodistrias&#8217;ın anısına düzenlenmiş. 1981 yılında müzeye dönüştürülen bu zarif yapı, Kapodistrias&#8217;ın yaşamını ve ülkesine yaptığı hizmetleri ziyaretçilere anlatıyor. Tarihî dokusunu koruyan konak, geçmişin izlerini günümüze taşıyan, sakin ve zarif duraklardan biri olarak dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01.jpeg" alt="" width="1536" height="1318" class="alignnone size-full wp-image-235802" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-300x257.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1024x879.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-768x659.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-570x489.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-701x602.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1067x916.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Kentin en hareketli noktalarından biri olan Liston&#8217;dayız. Adının, Venedik döneminden kalan &#8220;lista&#8221; sözcüğünden geldiği ve bir zamanlar yalnızca soyluların gezmesine izin verilen bölgeyi ifade ettiği söyleniyor. Fransız yönetimi sırasında, 1807–1814 yılları arasında inşa edilen bu zarif revaklı yapı topluluğu, mimarisiyle Paris&#8217;in ünlü Rue de Rivoli&#8217;sini andırıyor. Kemerlerin altına sıralanmış kafe ve restoranlar günün her saati cıvıl cıvıl. Burada bir masaya oturup kahvenizi yudumlarken meydandaki hareketi izlemek, Korfu&#8217;nun ritmini hissetmenin en keyifli yollarından biri oluyor. Günün her saati yaşayan bu zarif meydan, Korfu&#8217;nun tarihini ve günlük yaşamını aynı sahnede buluşturan eşsiz bir buluşma noktası gibi.<br />
Sahile doğru ilerlediğimizde, Eski Kale&#8217;nin önünde yükselen devasa bir heykel dikkatimizi çekiyor. Bu görkemli anıt, 1716 yılında Korfu&#8217;yu Osmanlı kuşatmasına karşı başarıyla savunan Venedik kuvvetlerinin başkomutanı Alman Mareşal “Johann Matthias von der Schulenburg”un anısına dikilmiş. Eski Kale&#8217;nin heybetli siluetiyle bütünleşen heykel, Korfu&#8217;nun yüzyıllar boyunca stratejik önemini ve verdiği zorlu mücadeleleri sessizce hatırlatıyor.<br />
Yeniden Liston Meydanı&#8217;na dönüyoruz. Tarihi revakların altındaki, daha önce gözümüze kestirdiğimiz Aegli Restoran&#8217;da akşam yemeğimizi yerken Korfu&#8217;nun zarif atmosferi bizi bir kez daha içine çekiyor. Beyaz masa örtüleriyle özenle hazırlanmış masalar ve sessiz bir zarafetle hizmet eden garsonlar, akşamın huzurunu tamamlıyor. Gün batımının ardından meydanın ışıkları tek tek yanarken, sokaklardaki kalabalık yavaş yavaş seyrelmeye başlıyor. Gün boyunca hareketli olan dar sokaklar sakinleşiyor; dükkânların kepenkleri birer birer kapanırken, taş kaldırımlarda artık yalnızca ağır adımlarla dolaşan birkaç gezgin ve evlerine dönen Korfulular görünüyor. Kafelerden yükselen hafif sohbet sesleriyle meydanı saran dinginlik birbirine karışıyor. Bu huzurlu akşam atmosferi içinde otururken, Korfu&#8217;dan ayrılmanın hiç de kolay olmayacağını bir kez daha hissediyoruz.<br />
Aslında Saranda&#8217;ya dönüş biletimizi daha geç bir saate almıştık. Fakat içimize ansızın bir telaş düşüyor. Belki erken hareket eden feribota yetişebiliriz düşüncesiyle adımlarımızı hızlandırıyoruz. Taş sokaklardan limana doğru neredeyse koşarak ilerlerken, kalp atışlarımız zamanla yarışıyor. Tam umudu kesmek üzereyken son çağrıyı duyuyor ve kendimizi son anda feribota atmayı başarıyoruz. Feribot ağır ağır limandan ayrılırken, akşam ışıklarıyla parıldayan Korfu usulca geride kalıyor. Bir günlüğüne konuk olduğumuz bu zarif ada, geride yalnızca güzel fotoğraflar değil; tekrar dönme isteği uyandıran unutulmaz anılar da bırakıyor.<br />
Saranda&#8217;ya vardığımızda, sahil boyunca kurulan gece pazarı kente bambaşka bir canlılık kazandırmıştı. Rengârenk ışıklarla aydınlanan tezgâhlar, denizden esen serin meltem ve kıyı boyunca gezinen insanların neşeli uğultusu yaz akşamına kendine özgü bir ritim katıyordu. Hediyelik eşyalar, el işi ürünler ve sokak lezzetleri arasında dolaşan kalabalık, sahili adeta açık hava şenliğine dönüştürmüştü. Birkaç saat önce geride bıraktığımız Korfu&#8217;nun zarif ve dingin atmosferinin ardından, Saranda&#8217;nın bu sıcak ve hareketli gece yaşamı yolculuğumuza bambaşka bir renk ekliyordu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03.jpeg" alt="" width="1498" height="1287" class="alignnone size-full wp-image-235801" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03.jpeg 1498w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-300x258.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-1024x880.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-768x660.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-570x490.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-701x602.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-1067x917.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1498px) 100vw, 1498px" /></a></p>
<p>Yürürken karşımıza çıkan Hasan Tahsini büstü, ismiyle bizi bir anda İzmir&#8217;e, Konak Meydanı&#8217;ndaki Hasan Tahsin Anıtı&#8217;na götürüyor. Ancak burada anılan kişi farklı biri: 1811–1881 yılları arasında yaşamış Arnavut kökenli Osmanlı bilim insanı, filozof, matematikçi ve astronom Hasan Tahsini. Saranda&#8217;nın ana caddelerinden birine de onun adı verilmiş: Bulevardi Hasan Tahsini. Bu küçük karşılaşma, yolculuğumuz sırasında Arnavutluk&#8217;un bilim ve kültür tarihine açılan beklenmedik bir pencere oluyor.<br />
Işıklar içinde, denizden esen serin meltemle Saranda gecesi yavaş yavaş canlanıyor. Vale Otel&#8217;in altındaki pastaneye oturup bir şeyler yiyip içerken, önümüzden akıp giden geceyi seyrediyoruz. Sahil boyunca uzanan ışıklar denizin karanlık yüzeyine yansıyor; yürüyüş yapan insanların sesleri, uzaktan gelen müzikler ve fincanlardan yükselen kahve kokusu yaz akşamının sıcaklığına karışıyor. Kimi el ele yürüyen çiftler, kimi ailesiyle gezintiye çıkan insanlar, kimi de deniz kenarında oturup sohbet eden gençler&#8230; Saranda, gecenin ilerleyen saatlerine rağmen enerjisini kaybetmiyor.<br />
Masaların etrafındaki sohbetler, kıyıya vuran dalgaların sesi ve hafif esen rüzgâr birbirine karışırken, zamanın biraz daha yavaş aktığını hissediyoruz. Birkaç saat önce Korfu&#8217;nun zarif sokaklarından dönmüş olmanın tatlı yorgunluğu içinde, Saranda&#8217;nın daha sıcak ve hareketli gece atmosferine yeniden karışıyoruz. Bu son akşam, yolculuğumuzun belleğinde en sıcak iz bırakan anlardan biri olarak yer ediyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Bir Denizdi Nehir! Saranda &#8211; Shqipëria</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-bir-denizdi-nehir-saranda-shqiperia/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2026 17:44:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Antik]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[Orman]]></category>
		<category><![CDATA[plaj]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=235336</guid>

					<description><![CDATA[Bir Denizdi Nehir! Saranda Shqipëria Çok sevdiğimiz Himara’ya veda vakti geldi. Denize karşı yaptığımız sakin bir kahvaltının ardından Saranda’ya doğru yola çıktık. Sabah ışıkları henüz yumuşamış, deniz ise uykusundan yeni uyanmış gibiydi. Bir yanımızda göğe tırmanan sarp dağlar, diğer yanımızda ufka doğru uzanan masmavi bir deniz… Sahil boyunca kıvrılan yol, her virajda yeni bir manzara [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Denizdi Nehir!<br />
Saranda<br />
Shqipëria</p>
<p>Çok sevdiğimiz Himara’ya veda vakti geldi. Denize karşı yaptığımız sakin bir kahvaltının ardından Saranda’ya doğru yola çıktık. Sabah ışıkları henüz yumuşamış, deniz ise uykusundan yeni uyanmış gibiydi. Bir yanımızda göğe tırmanan sarp dağlar, diğer yanımızda ufka doğru uzanan masmavi bir deniz… Sahil boyunca kıvrılan yol, her virajda yeni bir manzara sunuyordu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235337" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3.jpeg" alt="" width="1653" height="1239" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3.jpeg 1653w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3-300x225.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3-1024x768.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3-768x576.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3-1536x1151.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3-570x427.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3-701x525.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3-1067x800.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1653px) 100vw, 1653px" /></a></p>
<p>Bu yol öyle bir yol ki, insanı sürekli durup bakmaya zorluyor.Bir dönemeçten sonra aşağıda saklı bir koy beliriyor; suyun berraklığı, bakışı suyun içine çeken bir derinlik gibi. Bir başka kıvrımda dağlar daha da sertleşiyor, yol daralıyor ve dünya sanki sadece o anın içine sığacak kadar küçülüyordu. İlerledikçe zeytin ağaçları sessiz bir düzen içinde yol boyunca uzanıyor; rüzgâr estikçe yaprakları hafifçe kıpırdıyor, sanki yolculuğumuzu izliyorlardı.<br />
Küçük köyler, dağların yamacına tutunmuş halde ağır ağır akıp gidiyor. Acele etmeyi unutmuş bir hayat burada kendini hissettiriyor. Himara geride kalırken denizin rengi de değişiyor; açık maviden daha derin, daha ağır bir maviye geçiyor. Yol ise sadece bir geçiş olmaktan çıkıp, manzaranın kendisini anlatan sessiz bir hikâyeye dönüşüyor.</p>
<p>Saranda’ya yaklaştıkça ufukta şehir beliriyor. Kıyı çizgisi daha hareketli, deniz daha canlı bir hâl alıyor. Ama biz hâlâ yolun içindeyiz; çünkü burada varış değil, yolun kendisi anlatıyor her şeyi.<br />
Kısa bir süre sonra yol bizi Arnavutluk Rivierası’nın en etkileyici duraklarından biri olan Porto Palermo Körfezi’ne getiriyor. Bir virajı döner dönmez manzara ansızın karşımıza çıkıyor; çevresini saran tepeler sayesinde dış dünyadan saklanmış gibi görünen bu koy, ilk bakışta insana korunaklı bir liman hissi veriyor. Kendimizi adeta küçük ve kapalı bir deniz dünyasının içinde buluyoruz.<br />
Su öylesine berrak ki, kıyıya usulca ulaşan dalgaların altında taşların şekilleri ve renkleri tüm ayrıntılarıyla seçilebiliyor. Mavinin farklı tonları güneşin açısına göre sürekli değişirken, körfezin sakinliği çevredeki sessizlikle birleşerek manzaraya neredeyse zamansız bir atmosfer katıyor. Burada insanın ilk yaptığı şey yürümek değil, durup bir süre bu dinginliği seyretmek oluyor.</p>
<p>Körfezin çevresindeki yamaçlarda zeytin ağaçları ve Akdeniz’e özgü bitki örtüsü dikkat çekiyor. Hafifçe esen rüzgârla birlikte gümüşi yapraklar titreşiyor, koyun sakin manzarasına zarif bir hareket katıyor. Kıyıya usulca ulaşan dalgaların sesi dışında neredeyse hiçbir şey duyulmuyor.<br />
Bir süre manzarayı seyredince, yol boyunca taşınan telaşın ve hareketin geride kaldığı hissediliyor. Körfezin dinginliği yalnızca çevreyi değil, insanın iç dünyasını da etkiliyor. Zaman sanki biraz daha ağır akıyor; acele etmek için hiçbir neden kalmıyor. Porto Palermo’nun en büyük etkisi de belki burada ortaya çıkıyor: Yolculuğun hızını unutturup insanı bulunduğu ana bağlaması.<br />
Bir yanda suyun içinde neredeyse aynaya dönüşen bir berraklık, diğer yanda yüzyılların izini taşıyan kıyılar… Porto Palermo, sadece bir durak değil; yolun bir an için durup nefes aldığı bir boşluk gibi. İnsan burada, bir yere varmak yerine sadece “orada olmanın” ne demek olduğunu hatırlıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235340" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3.jpeg" alt="" width="1599" height="1204" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3.jpeg 1599w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3-300x226.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3-1024x771.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3-768x578.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3-1536x1157.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3-570x429.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3-701x528.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3-1067x803.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1599px) 100vw, 1599px" /></a></p>
<p>Bu benzersiz koyun tam ortasında, küçük bir yarımada üzerine kurulmuş Ali Paşa Kalesi yükseliyor ve manzaraya yalnızca taş değil, tarih de ekliyor. Yol aşağıya doğru kıvrılıp körfeze yaklaştıkça kale birden görünür oluyor; sanki suyun ortasında sessizce bekleyen bir nöbetçi gibi.<br />
Tepedelenli Ali Paşa tarafından 19. yüzyılın başlarında yaptırıldığı bilinen bu yapı, dönemin en güçlü yerel yöneticilerinden birinin izini taşıyor. Yanya merkezli geniş bir bölgede etkili olan Ali Paşa, Osmanlı Devleti’ne bağlı olmakla birlikte zamanla kendi otoritesini güçlendirmiş, neredeyse bağımsız sayılabilecek bir yönetim kurmuş. Bu yüzden hem döneminde hem de sonrasında tartışmalı bir figür olarak anılılıyor; kimi zaman bir isyanın gölgesinde, kimi zaman güçlü bir idarenin temsilcisi olarak.<br />
Kale, bugün sessizliğe bırakılmış olsa da konumu hâlâ etkileyici. Bir tarafında derinleşen mavi deniz, diğer tarafında zeytin ağaçlarıyla yumuşayan kıyılar… Porto Palermo’nun dinginliği içinde kale, sanki geçmişten kalmış bir hikâyeyi hâlâ anlatmaya devam ediyor. Buradan bakınca zaman sadece yavaşlamıyor; neredeyse katman katman geriye doğru açılıyor gibi hissediliyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235338" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3.jpeg" alt="" width="1766" height="1348" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3.jpeg 1766w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3-300x229.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3-1024x782.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3-768x586.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3-1536x1172.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3-570x435.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3-701x535.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3-1067x814.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1766px) 100vw, 1766px" /></a></p>
<p>Tepedelenli Ali Paşa’nın etkisi yalnızca siyasi tarihle sınırlı kalmamış, Avrupa edebiyatında da yankı bulmuş. Alexandre Dumas’nın 1844’te yayımlanan ünlü eseri Monte Kristo Kontunda, Doğu Akdeniz’in politik atmosferi ve Osmanlı coğrafyasındaki güçlü yerel figürler anlatılırken Ali Paşa’ya da dolaylı göndermeler yapılıyor. Onun adı, dönemin sert güç dengelerini temsil eden bir figür olarak Avrupa hayal gücüne taşınmış.<br />
Bu yüzden Porto Palermo’da dolaşırken insan yalnızca taş duvarlara değil, aynı zamanda edebiyatın kurduğu bir Doğu imgesine de bakıyor gibi. Kale, hem tarihin hem de romanların arasında asılı duran bir hatıra gibi sessizliğini koruyor.<br />
Durduğumuz noktadan Porto Palermo Tüneli net biçimde seçiliyor. Bu yapı, Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti döneminde, Enver Hoca yönetimi sırasında inşa edilen gizli askeri altyapıların bir parçası olarak biliniyor. Soğuk Savaş’ın gergin atmosferinde, olası denizden gelebilecek tehditlere karşı hazırlık amacıyla tasarlanmış bir denizaltı sığınağı olarak kullanıldığı anlatılıyor.<br />
Bugün işlevi değişmiş olsa da bölge hâlâ askeri hassasiyet taşıyor ve bu yüzden erişim büyük ölçüde kısıtlı. Kıyıya sessizce yaslanan bu tünel, Arnavutluk’un yakın tarihinde izole ve savunmacı döneminin somut bir izi gibi duruyor.</p>
<p>Mavi denizin ve güneşli kıyıların tam ortasında, bu karanlık giriş insanı bir anda geçmişe götürüyor; sahilin sakinliği ile tarihin sertliği yan yana duruyor. Porto Palermo’nun en çarpıcı yanı da belki tam olarak bu tezat oluyor.<br />
Yolun kara tarafında, kayalık yamaçlara tutunmuş agave bitkileri dikkat çekiyor. Akdeniz ikliminin sertliğine uyum sağlamış bu bitkiler, heykelsi duruşlarıyla kıyı şeridine yabani ama zarif bir karakter katıyor. Yol ilerledikçe manzara değişmiyor; sadece derinleşiyor.<br />
Saat 11.00 civarında Saranda’ya ulaşıyoruz. Şehir, dar bir kıyı şeridine sıkışmış yapısıyla ilk anda yoğun bir yerleşim hissi veriyor. Evler ve oteller yamaca doğru kat kat yükseliyor; coğrafyanın izin verdiği her boşluk yapılaşmayla doldurulmuş gibi. Bu sıkışık doku, Saranda’nın hem hızlı gelişen hem de sahil şehri olmanın sınırlarını zorlayan yapısını açıkça hissettiriyor.<br />
Deniz kıyısında modern oteller, eski yerleşim dokusuyla iç içe geçmiş durumda. Yeni yapılar cam ve beton yüzeyleriyle öne çıkarken, arka planda yükselen yamaçlar şehrin doğal sınırını belirliyor. Kısa süreli konaklayacağımız otel de bu yoğun siluetin içinde, sahile yakın konumuyla şehri gözlemlemek için bir durak noktası gibi yerini alıyor. Harbour Hotel’e yerleşiyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235339" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1.jpeg" alt="" width="1843" height="1340" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1.jpeg 1843w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1-300x218.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1-1024x745.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1-768x558.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1-1536x1117.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1-570x414.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1-701x510.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1-1067x776.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1843px) 100vw, 1843px" /></a></p>
<p>Eşyalarımızı odaya bırakır bırakmaz kendimizi sokağa atıyoruz. Saranda gündüz vakti bile canlı, hareketli ve hiç durmayan bir ritme sahip. Sahil boyunca yürüyenler, kafelerde oturanlar, limana doğru akıp giden insanlar… Şehir, yazın etkisiyle sürekli nefes alıp veren bir sahil kalabalığına dönüşmüş durumda.<br />
Deniz Saranda’nın en baskın yüzü. Kıyıya yakın yerlerde açık turkuaz tonlar öne çıkarken, biraz açıldıkça İyon Denizi’nin koyu mavisi belirginleşiyor. Şehrin arkasında yükselen çıplak dağlar bu manzarayı çerçeveliyor; Saranda’yı hem sınırlıyor hem de ona sert ama karakterli bir arka plan veriyor.<br />
Yarın Korfu Adası’na geçeceğimiz için ilk işimiz limana gidip feribot biletlerimizi almak oluyor. Dar sokaklardan ilerleyerek kıyıya doğru yürürken, küçük dükkânların birbirine karıştığı bir hat boyunca şehir bizi limana doğru çekiyor. Yol üzerindeki vitrinler, hediyelik eşyalar ve renkli objelerle dolu; her biri kısa bir durup bakma hissi uyandırıyor.<br />
Bu küçük dükkânlardan birine girdiğimizde sohbet kendiliğinden başlıyor. Yaz aylarında memleketlerine dönen, aynı zamanda dükkânı işleten Arnavut bir çiftle konuşuyoruz. Yurt dışında kurdukları hayatı, yazın Saranda’ya dönüşlerini ve bu kıyı şehrinin onlar için taşıdığı anlamı anlatıyorlar. Sohbet uzadıkça, araya kahve ikramı da giriyor; konuşma daha da samimi bir hâl alıyor.<br />
Yolculuğun belki de en beklenmedik yanı burada kendini gösteriyor: Hiç tanımadığın insanların, kısa bir an için bile olsa sana tanıdık gelmesi. Saranda sokakları, sadece bir şehir değil; geçici karşılaşmaların ve küçük hikâyelerin birbirine karıştığı bir akış gibi ilerliyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235341" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2.jpeg" alt="" width="1436" height="1127" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2.jpeg 1436w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2-300x235.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2-1024x804.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2-768x603.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2-570x447.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2-701x550.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2-1067x837.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1436px) 100vw, 1436px" /></a></p>
<p>Ardından Majestic Tur Acentesine uğrayarak Korfu biletlerimizi alıyoruz. Günün keyfi yerindeyken, dönüşte aracımıza park cezası kesildiğini fark edince moralimiz biraz bozuluyor. Bu küçük aksilik, ertesi sabah limana arabayla gitme konusunda bizi epey temkinli kılıyor. Yeni bir ceza ihtimalini göze alamayıp, sabah erkenden taksiyle limana inmeye karar veriyoruz.<br />
Ardından, Arnavutluk’un en popüler duraklarından biri olan ve “Gizli cennet” olarak anılan Milli Park’a, Mavi Göz’ü (Syri i Kaltër) görmek üzere yola koyuluyoruz. Şehirden uzaklaştıkça kıyı kalabalığı geride kalıyor ve yol bizi daha sessiz, daha doğal bir coğrafyaya taşıyor.<br />
Giriş kapısının önündeki otoparka ufak bir ücret karşılığında arabayı bırakıyoruz. Buradan sonra yaklaşık on beş dakika süren keyifli bir yürüyüş başlıyor. Yol boyunca hediyelik eşya tezgâhları, küçük yiyecek ve içecek dükkânları ve kalabalığın uğultusuna karışan sesler eşlik ediyor. Turist hareketliliği ile doğanın sessizliği burada yan yana akıyor.<br />
Yolun sonunda sevimli vagonlarıyla küçük bir tren karşılıyor bizi. Biletlerimizi alıp ormanlık alanın içine doğru ilerlerken Segway ve elektrikli araç kiralayanları da görüyoruz. Bölge oldukça kalabalık; herkes aynı noktaya ulaşma telaşı içinde ilerliyor. Bu yoğunluk, aslında birazdan karşılaşacağımız manzaranın habercisi gibi.<br />
Ahşap izleme platformuna çıktığımız anda kalabalığın nedeni yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bir adım daha atıp aşağıya baktığımızda, karşımızda koyu maviye çalan, neredeyse siyaha yakın bir merkezin gözbebeği gibi durduğu; çevresinin ise turkuaz ve açık mavi halkalarla genişleyerek açıldığı büyüleyici bir manzara beliriyor. Su, yalnızca bir yüzey değil; içine bakıldıkça derinleşen canlı bir boşluk gibi hissediliyor.<br />
Burası, Bistricë Nehri’nin kaynağı olan Mavi Göz. Yer altından güçlü bir akışla beslenen bu doğa oluşumunun derinliği kesin olarak bilinmiyor. Farklı kaynaklarda elli metrenin üzerinde olduğu belirtilse de, güçlü akıntı ve basınç nedeniyle bu derinliğin sonuna ulaşılamadığı anlatılıyor. Bu bilinmezlik, Mavi Göz’e gizemli bir karakter kazandırmış.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235342" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3.jpeg" alt="" width="1700" height="1337" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3.jpeg 1700w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3-300x236.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3-1024x805.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3-768x604.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3-1536x1208.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3-570x448.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3-701x551.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3-1067x839.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1700px) 100vw, 1700px" /></a></p>
<p>Suya vuran ışık, suyun mineral yapısıyla birleşerek eşsiz turkuaz tonlarını oluşturuyor. Renkler sabit değil; bakış açısına ve ışığın gelişine göre sürekli değişiyor. Çevresini saran yoğun yeşillik ise bu görüntüyü doğal bir çerçeve gibi tamamlıyor. Eğreltiotları, yosunlar ve sık bitki örtüsü suyun kenarına kadar uzanarak manzarayı hem yakın hem de korunaklı kılıyor.<br />
Tüm bu görüntü karşısında kalabalık yavaşlıyor, sesler azalıyor. Herkes aynı noktaya bakıyor ama herkesin gördüğü şey biraz farklı olsa gerek. Mavi Göz, yalnızca bir su kaynağı değil; insanın bakışını içine çeken, zamanı unutturan güçlü bir doğa deneyimi olarak hafızada yer ediyor.<br />
Şöyle bir soluklanıp bir şeyler yiyelim diye oturduğumuz Syri i Kalter Restoran, tahta köprüleri, kırmızı beyaz kareli örtüler ile süslü minik ahşap masalarıyla şırıl şırıl akan suların ortasına kurulmuş yapısıyla adeta bir masal diyarını andırıyor. Suyun dingin sesi, yaprakların hışırtısına karışırken, zamanın akışı burada yavaşlıyor; insan kendini gerçek dünyadan kopmuş, düşsel bir sahnenin içinde buluyor.<br />
Şimdi rotamızı, Arnavutluk’un ilk UNESCO Dünya Mirası alanlarından biri olan Butrint’e çeviriyoruz. Uzun zamandır görmeyi istediğim bu antik kent, Butrint Millî Parkı (Parku Kombëtar i Butrintit) sınırları içinde yer alıyor ve yalnızca tarihiyle değil, doğasıyla da büyüleyici bir atmosfer sunuyor.<br />
Tatlı su gölleri, sulak alanlar, tuz bataklıkları, açık düzlükler, sazlıklar ve küçük adalarla örülü bu coğrafya, adeta yaşayan bir doğa müzesi gibi. Antik kent kalıntıları, bu zengin ekosistemin içine karışarak doğayla iç içe geçmiş bir tarih hissi yaratıyor.<br />
Parkta kayıt altına alınmış 1.200’den fazla bitki ve hayvan türü bulunduğu belirtiliyor. Bu çeşitlilik, Butrint’i yalnızca arkeolojik bir miras değil, aynı zamanda önemli bir doğal yaşam alanı hâline getiriyor.<br />
Beni en çok etkileyen ise, kökeni antik efsanelere dayandırılan bu kadim yerleşim oldu. Troya’dan gelen Aeneas ile ilişkilendirilen anlatılar, buraya mitolojik bir derinlik kazandırsa da Butrint’in asıl gücü, yüzyıllar boyunca farklı uygarlıkların izlerini taşıyan katmanlı tarihinden geliyor.<br />
Korfu Boğazı’na oldukça yakın bir noktada, Vivari Kanalı’nın Butrint Gölü’nü İyonya Denizi’ne bağladığı bu stratejik konumda yer alan kent, nehirlerin, lagünlerin ve göllerin oluşturduğu karmaşık hidrografik ağın tam merkezinde yükseliyor. Bu eşsiz coğrafya, Butrint’i yüzyıllar boyunca hem stratejik hem de ticari açıdan vazgeçilmez kılmış.<br />
Butrint’e giriş yaptığımız anda zamanın yönü değişmiş gibi hissediyoruz. Modern dünyanın sesi geride kalıyor; yerini rüzgârın taş duvarlara çarpıp geri döndüğü hafif bir uğultu alıyor. İlk adımlarımızla birlikte antik tiyatronun taş basamakları beliriyor. Yarım daire biçimindeki bu yapı, bir zamanlar kalabalıkların toplandığı bir sahne iken bugün sessizliğin içinde kendi hikâyesini koruyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235344" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14.jpeg" alt="" width="1638" height="1283" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14.jpeg 1638w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14-300x235.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14-1024x802.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14-768x602.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14-1536x1203.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14-570x446.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14-701x549.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14-1067x836.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1638px) 100vw, 1638px" /></a></p>
<p>Tiyatronun hemen üstünde ve çevresinde yükselen surlar, kenti farklı dönemlerin katmanlarıyla çevreliyor. Dar geçitlerden ilerlerken taş duvarların yüzeyinde zamanın bıraktığı aşınmayı net bir şekilde görmek mümkün. Her köşe, başka bir döneme açılan kapı gibi hissediliyor.<br />
Yolumuz ilerledikçe Roma döneminden kalma yapılar beliriyor. Hamam kalıntıları ve sütun izleri, bir zamanlar burada güçlü bir şehir yaşamının var olduğunu hatırlatıyor. Biraz daha ileride Bizans dönemine ait bazilika kalıntıları karşılıyor bizi; taş zeminde hâlâ seçilebilen desenler, geçmişin dini ve kültürel izlerini taşıyor.<br />
Surların arasından yürürken deniz havası giderek daha fazla hissediliyor. Venedik döneminde güçlendirilen yapılar, kenti hem korumuş hem de stratejik bir noktaya dönüştürmüş. Taşların arasında ilerledikçe tarih tek bir çizgi gibi değil, üst üste binmiş katmanlar halinde açılıyor.<br />
Butrint’te her adım, farklı bir zamanın içinden geçmek gibi. Sessizlik, yalnızca bir boşluk değil; geçmişin hâlâ burada olduğunu hissettiren canlı bir alan gibi etrafı sarıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235345" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1274" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1-300x249.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1-1024x849.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1-768x637.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1-570x473.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1-701x581.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1-1067x885.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Girişteki otoparka aracımızı bırakıyoruz. Anladığım kadarıyla erken saatlerde geldiğimiz için şanslıyız; ilerleyen saatlerde buranın dolup taştığını öğreniyoruz. Ulu ağaçların gölgesinde ağır ağır ilerlerken antik kentin dingin sessizliği insanı hemen içine çekiyor. Yapıların arasından süzülen yumuşak ışık, sanki bu kadim yerleşimin hâlâ soluk alıp verdiği hissini uyandırıyor.<br />
Tuzlu su lagününün durgun mavisi karşısında yükselen Venedik Kalesi, bütün görkemiyle ziyaretçilerini karşılıyor. Manzaranın dinginliği ile kalenin heybeti, birbirini tamamlayan iki güçlü unsur gibi duruyor. Kente adım attığımızda bizi ilk selamlayan da Venedik dönemine ait kule oluyor.<br />
Biraz ilerleyince küçük bir el işleri pazarına rastlıyoruz. Tezgâhlarda sergilenen el emeği göz nuru örtüler, takılar ve Butrint’e özgü simgelerin elde yapılmış örnekleri son derece zarif. Her bir parça yalnızca bir hatıra eşyası değil; bu toprakların kültürünü, sabrını ve inceliğini yansıtan küçük birer sanat eseri gibi. Tezgâhların önünde durup dokulara, desenlere ve renklerin uyumuna bakarken zamanın akışını unutuveriyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235346" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1.jpeg" alt="" width="1681" height="1306" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1.jpeg 1681w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1-300x233.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1-1024x796.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1-768x597.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1-1536x1193.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1-570x443.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1-701x545.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1-1067x829.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1681px) 100vw, 1681px" /></a></p>
<p>Ardından, tarih boyunca burada iz bırakmış uygarlıkların kalıntıları birer birer karşımıza çıkıyor: Asklepios’a adanmış kutsal alanın kalıntıları, antik tiyatro, Büyük Bazilika, Aslan Kapısı ve suya açılan Göl (Su) Kapısı… Her biri Butrint’in binlerce yıla yayılan geçmişinden süzülüp gelen, sessiz ama güçlü tanıklar gibi.<br />
Bu yapılar arasında ilerlerken kentin yalnızca bir arkeolojik alan değil, aynı zamanda doğayla iç içe geçmiş yaşayan bir tarih katmanı olduğu hissi belirginleşiyor. Lagünün sakin yüzeyi ile taşların ağır dili yan yana duruyor; geçmiş ile bugün aynı sessizlikte buluşuyor.<br />
Yapılarda kullanılan taşların boyutları özellikle dikkat çekici. Özenle yontulmuş, kimi zaman devasa bloklar hâlinde kesilmiş taşlar, kimi zaman ise daha küçük moloz taşlarla örülmüş duvarlar, dönemin mühendislik bilgisini ve ustalığını gözler önüne seriyor. Bazı yapılarda Roma ve Bizans dönemine özgü tuğla katmanları da taş örgüyle birlikte kullanılmış. Bu çeşitlilik, farklı dönemlerde yapılan eklemelerin ve yeniden inşaların izlerini açıkça hissettiriyor.<br />
Bu etkileyici işçilik, antik kentin yalnızca estetik açıdan değil, teknik bakımdan da ne kadar gelişmiş bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. Taşların düzeni ve dayanıklılığı, Butrint’in yüzyıllar boyunca ayakta kalabilmesinin de en somut nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235343" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1.jpeg" alt="" width="1588" height="1286" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1.jpeg 1588w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1-300x243.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1-1024x829.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1-768x622.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1-1536x1244.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1-570x462.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1-701x568.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1-1067x864.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1588px) 100vw, 1588px" /></a></p>
<p>En ilgi çekici yapılardan biri, Erken Bizans dönemine tarihlenen Vaftizhane. Ortadaki vaftiz havuzunu çevreleyen, farklı uzunluklarda bir düzineden fazla taş sütun kalıntısı, yapının geçmişteki zarafetini hayal etmeyi kolaylaştırıyor.<br />
1928 yılında burada, Hristiyan vaftiz sahnelerini betimleyen olağanüstü bir yer mozaiği keşfedilmiş. Dairesel ve çok katmanlı bir kompozisyona sahip bu mozaik, aradan geçen uzun yıllara rağmen hâlâ dikkat çekici bir şekilde korunmuş durumda.<br />
Ne var ki ziyaretimiz sırasında bu eseri görme şansımız olmuyor; koruma amacıyla üzeri kapalı tutuluyor ve yalnızca sınırlı dönemlerde ziyarete açıldığı belirtiliyor.<br />
Yürüyüşümüz Triconch Sarayı kalıntılarıyla devam ediyor. Bu yapı, bölgede yer alan ve Roma dönemine tarihlenen en dikkat çekici villa komplekslerinden biri. Lagünün kıyısına yaslanan taş duvarlar, suya bu kadar yakın konumuyla Butrint’in yalnızca karada değil, suyun kıyısında da şekillenen hikâyeler taşıdığını hissettiriyor.<br />
Doğa ile tarihin iç içe geçtiği bu alan, kenti sıradan bir arkeolojik yer olmaktan çıkarıp yaşayan bir zaman kapsülüne dönüştürüyor.<br />
Belli ki böylesine suların içinde konumlanan bir yerleşimde yaşamak, sunduğu tüm güzelliklerle birlikte, aynı zamanda bu uygarlıkların kaderini de etkilemiş.<br />
Güneş yavaş yavaş batarken Saranda’ya doğru yola koyuluyoruz. Akşam yemeği için Bake’n Grill’de verdiğimiz mola, yemeğin ardından ikram edilen tarçınlı elma dilimleriyle tatlı bir kapanışa dönüşüyor. Günün yorgunluğunu üzerimizden atarken, ertesi gün planladığımız gezinin heyecanı da içimizi sarıyor: Komşuya geçip Korfu Adası’nı keşfedeceğiz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235347" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3.jpeg" alt="" width="1792" height="1357" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3.jpeg 1792w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3-300x227.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3-1024x775.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3-768x582.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3-1536x1163.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3-570x432.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3-701x531.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3-1067x808.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1792px) 100vw, 1792px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: İyon Denizi &#8211; Zdravo Albanija (Shqipëria)</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-iyon-denizi-zdravo-albanija-shqiperia/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2026 17:21:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[Himare]]></category>
		<category><![CDATA[İyondenizi]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[mağara]]></category>
		<category><![CDATA[plaj]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=235325</guid>

					<description><![CDATA[İyon Denizi&#8217;nde&#8230; Zdravo Albanija (Shqipëria) Sabahın ilk ışıklarının denize vurmasıyla uyandık. Himare merkezine geçmeden önce, bu kıyıları denizden görebileceğimiz kısa bir tekne turu planladık. Güçlü bir kahvaltının ardından yola çıktık. Keravniya Dağları’nın eteklerinde, Arnavutluk Rivierası’nın en popüler sahil yerleşimlerinden biri olan Himare’nin Spile bölgesinde bulunan Antik Spila Mağarası bizi karşıladı. Demir parmaklıklarla kapatılmış olan mağara, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İyon Denizi&#8217;nde&#8230;<br />
Zdravo Albanija (Shqipëria)</p>
<p>Sabahın ilk ışıklarının denize vurmasıyla uyandık. Himare merkezine geçmeden önce, bu kıyıları denizden görebileceğimiz kısa bir tekne turu planladık. Güçlü bir kahvaltının ardından yola çıktık. </p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2.jpeg" alt="" width="1690" height="1323" class="alignnone size-full wp-image-235326" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2.jpeg 1690w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2-300x235.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2-1024x802.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2-768x601.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2-1536x1202.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2-570x446.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2-701x549.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2-1067x835.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1690px) 100vw, 1690px" /></a></p>
<p>Keravniya Dağları’nın eteklerinde, Arnavutluk Rivierası’nın en popüler sahil yerleşimlerinden biri olan Himare’nin Spile bölgesinde bulunan Antik Spila Mağarası bizi karşıladı. Demir parmaklıklarla kapatılmış olan mağara, halk arasında Odysseus Mağarası ya da Kiklop Mağarası olarak da biliniyor. Yerel efsanelere göre, Homeros’un Odysseia destanında anlatılan Odysseus ile Kiklop Polifemos’un karşılaşması bu mağarada gerçekleşmiş. Tarihle efsanenin iç içe geçtiği bu gizemli mağara, Himare’ye daha varmadan bölgenin mitolojik atmosferini hissettiriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2.jpeg" alt="" width="1532" height="1124" class="alignnone size-full wp-image-235327" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2.jpeg 1532w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2-300x220.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2-1024x751.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2-768x563.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2-570x418.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2-701x514.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2-1067x783.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1532px) 100vw, 1532px" /></a></p>
<p>Koyu çevreleyen plaj, berrak denizi ve sakin atmosferiyle adeta bize aitti. Sanki bütün dünya henüz uyanmamıştı. Dalgaların kıyıya ritmik vuruşları ve denizden esen hafif meltem dışında hiçbir ses duyulmuyordu. Sahil boyunca sıralanan şezlonglar boş, kafeler ise henüz hazırlık aşamasındaydı. Anlaşılan hem Himare halkı hem de tatilciler güne başlamamıştı. Bu huzurlu sessizliğin uzun sürmeyeceği ise belliydi. Nitekim tekne turundan döndüğümüzde plajın hızla dolduğunu, sahil boyunca restoranların açıldığını, müziğin yükseldiğini ve kıyının kısa sürede yaz mevsiminin canlı atmosferine kavuştuğunu görecektik.</p>
<p>Sahile inen yol boyunca sıralanmış tur şirketlerinin küçük stantları, yaklaşan hareketliliğin ilk habercileriydi. Biz de Himara kıyılarını denizden keşfetmek için Himara Seas The Day&#8217;den biletimizi aldık. Tur saatine kadar geçen zamanı değerlendirmek amacıyla sahil boyunca yürüyüp, dikkat çekici mavi cephesiyle öne çıkan Kafe Himara 1928&#8217;in gölgeli masalarından birine oturduk. Adını kuruluş yılından alan ve Himara&#8217;nın en eski kafelerinden biri olan bu mekân, nostaljik atmosferiyle geçmişin izlerini günümüze taşıyor. Denizle neredeyse iç içe olan konumu ve serin esintisi sayesinde, tekne turu öncesinde keyifli bir mola verme fırsatı bulduk. Kahvelerimizi yudumlarken bir yandan yavaş yavaş canlanmaya başlayan sahili, bir yandan da birazdan çıkacağımız yolculuğu izler gibi hayal ettik.</p>
<p>Saatler 11’e yaklaşırken, tekne kaptanının önderliğinde, arkamızda giderek kalabalıklaşan yolcu grubuyla birlikte rıhtıma doğru yürümeye başladık. Bizi bekleyenler klasik gezi tekneleri değil, kıyı boyunca hızla ilerleyebilen çevik şişme botlardı. İlk bakışta oldukça pratik görünseler de, özellikle yüzme molalarında bu botlara inip binmenin düşündüğümüz kadar kolay olmadığını sonradan anlayacaktık. Yine de önümüzde uzanan turkuaz koylar ve keşfedilmeyi bekleyen kıyılar, bu küçük zorlukları önemsiz kılıyordu. Deniz bizi çağırıyordu; biz de kendimizi onun ritmine bırakmaya hazırdık.<br />
Motorun uğultusu eşliğinde kıyıdan uzaklaşırken, altımızda uzanan berrak suların renkleri sürekli değişiyordu; açık turkuazdan derin laciverte, oradan zümrüt yeşiline uzanan tonlar adeta dev bir ressam paletini andırıyordu. Bot, kimi zaman yalnızca denizden ulaşılabilen bembeyaz çakıllı koylarda, kimi zaman da kayalıkların içine oyulmuş, karanlık girişleriyle merak uyandıran mağaraların önünde yavaşlıyordu. Her durak, Arnavutluk Rivierası&#8217;nın farklı bir yüzünü ortaya çıkarıyordu. Dalgalar zaman zaman sertleşiyor, bot suyun üzerinde sıçrayarak ilerliyordu. Bazı anlarda yükselen su zerrecikleri üzerimize yağmur gibi düşüyor, birkaç saniye içinde hepimizi sırılsıklam bırakıyordu. Yaz güneşinin altında bu serinlik ferahlatıcı olsa da, hızın ve dalgaların yarattığı hafif adrenalin duygusu yolculuğa ayrı bir heyecan katıyordu. Önümüzde uzanan her yeni koy, bir sonrakinin daha da güzel olacağı hissini uyandırıyordu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1.jpeg" alt="" width="1698" height="1382" class="alignnone size-full wp-image-235329" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1.jpeg 1698w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1-300x244.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1-1024x833.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1-768x625.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1-1536x1250.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1-570x464.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1-701x571.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1-1067x868.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1698px) 100vw, 1698px" /></a></p>
<p>Kayalıkların neredeyse dikey biçimde denize indiği sarp kıyılar boyunca ilerlerken, zaman zaman beton askeri sığınaklar beliriyordu. Doğanın cömert güzelliğiyle sert tarihsel izlerin yan yana duruşu, insanı ister istemez düşündürüyordu. Masmavi bir denizin ortasında, geçmişin gölgesiyle karşılaşmak, bu coğrafyanın ne kadar katmanlı ve derin bir hikâyeye sahip olduğunu bir kez daha hatırlatıyordu.<br />
İner inmez Guma Restaurant’a oturduk. Ege ve Akdeniz etkilerini taşıyan, taze ve sade lezzetlerin öne çıktığı mutfağıyla bu küçük sahil kasabasında keyifli bir mola verdik. Denizden gelen hafif esinti ve öğle güneşinin yumuşak ışığı eşliğinde yaptığımız bu kısa durak, günün devamı için güzel bir başlangıç oldu.<br />
Ardından rotamızı, Himara’nın dağlara yaslanmış geleneksel köyleri Vuno ve Dhërmi’ye çevirdik. İnce ve kıvrımlı yol, iki köyü birbirine bağlarken, manzara her virajda biraz daha büyüleyici hâle geliyordu. Llogara Geçidi’ne giderken de aynı güzergâhı kullanmış, manzaranın etkisiyle “Mutlaka yeniden geleceğiz” demiştik. Şimdi bu sözü tutmanın verdiği mutlulukla, aynı yolun üzerinde yeniden ilerliyorduk.<br />
Ana yolun kenarından başlayan Arnavut kaldırımlı sokaklar, taş evler, incir ağaçları, çamlar, asmalar ve güllerle çevriliydi. Dağın eteklerine serpiştirilmiş beyaz yapılar, aşağıda uzanan masmavi İyon Denizi’ne doğru sessizce bakıyordu. Manzara öylesine etkileyiciydi ki, insan kendini zamanın yavaşladığı, gündelik telaşların geride kaldığı bambaşka bir dünyaya adım atmış gibi hissediyordu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2.jpeg" alt="" width="1558" height="1151" class="alignnone size-full wp-image-235330" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2.jpeg 1558w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2-300x222.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2-1024x756.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2-768x567.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2-1536x1135.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2-570x421.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2-701x518.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2-1067x788.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1558px) 100vw, 1558px" /></a></p>
<p>Vuno ve Dhërmi gibi köylerin en belirgin yönlerinden biri, neredeyse her adımda karşınıza çıkan dik yokuşlardı. Ancak bu zorlu tırmanışlar, her defasında aşağıda uzanan Arnavutluk Rivierası manzarasıyla ödüllendiriliyordu; her viraj, biraz daha genişleyen bir ufuk açıyordu.<br />
Vuno’nun merkezinde, minik ve şirin bir kahve dükkânı olan Bar Lula’ya oturduk. Yeşillikler arasından yükselen beyaz evlerin oluşturduğu tabloyu seyre dalarken, köyün dingin ritmi yavaş yavaş içimize işledi. Zaman sanki ağırlaşmış, her şey olması gerektiği kadar sakin akıyordu.<br />
Meydanda yer alan ve şehitler anısına dikilmiş Vuno Şehitler Anıtı ise bu huzurlu atmosferin ortasında, geçmişin izlerini taşıyan sessiz bir tanık gibi duruyordu.</p>
<p>Gezilecek yerleri sorduğumuzda, köylüler hemen karşı yamaca bakan, eski ve büyük ölçüde harabe hâlindeki Kisha e Shën Kollit’i işaret ettiler. Taş merdivenlerden yukarı doğru ilerlerken, köyün derin sessizliği ve İyon Denizi’nden yükselen serin esinti yolumuza eşlik etti; bu tırmanış, yorgunluktan çok huzur veriyordu.<br />
Yükseklere çıktıkça, köyün taş dokusu ve çevredeki yerleşimlerin siluetleri giderek daha geniş bir panoramaya dönüşüyor, bölgenin katmanlı tarihi ve kültürel dokusu daha belirgin hissediliyordu. Her adımda farklı bir geçmiş izini taşıyan bu manzara, yolculuğun en dingin anlarından birini oluşturuyordu.<br />
Taş evlerin büyük bölümü bugün butik otel ya da pansiyon olarak hizmet veriyor. Aşağıda uzanan koylar ise Arnavutluk Rivierası boyunca yer alan ünlü plajlara açılan kıyı şeridine bağlanarak bu sakin dağ köylerini denizin cazibesiyle buluşturuyordu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2.jpeg" alt="" width="1536" height="1236" class="alignnone size-full wp-image-235328" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2-300x241.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2-1024x824.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2-768x618.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2-570x459.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2-701x564.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2-1067x859.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Manzarayı seyretmek için uçurum kenarındaki cam korkuluklu seyir noktasına oturduk. Karşımızda uzanan İyon Denizi’nin mavisi, aşağıdaki kıyı hattıyla ufka doğru kesintisiz bir çizgide birleşiyordu.<br />
Tam o sırada yolun karşısındaki küçük dükkândan bir kadın, “Böreği yeni pişirdim,” diyerek el açması börek ikram etti. Tereyağının kokusu ve çıtır hamurun sıcaklığı eşliğinde, denize karşı yediğimiz bu börek, yolculuğun en unutulmaz anlarından biri olarak hafızamıza kazındı.<br />
Marco Restaurant’da oturup hem gün batımını izlemeye hem de akşam yemeğimizi burada yemeye karar verdik. Tepeden ufka doğru ağır ağır alçalan güneş, gökyüzünü turuncudan mora uzanan sayısız tona boyarken, manzaranın güzelliğini anlatmak kelimelerle zorlaşıyordu. Karşımızda uzanan İyon Denizi üzerine düşen altın ışık, günün bütün yorgunluğunu silip süpüren büyülü bir atmosfer yaratmıştı.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2.jpeg" alt="" width="1654" height="1228" class="alignnone size-full wp-image-235331" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2.jpeg 1654w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2-300x223.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2-1024x760.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2-768x570.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2-1536x1140.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2-570x423.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2-701x520.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2-1067x792.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1654px) 100vw, 1654px" /></a></p>
<p>Burası da Akdeniz ve Ege mutfağı etkilerini taşıyan bir restorandı. Tepedeki konumuyla hem dağ siluetini hem de aşağıda uzanan denizi aynı anda izleme imkânı sunuyordu. Masamıza gelen taze ve sade lezzetlerle birlikte gün batımının eşsiz manzarası birleşince, keyfin aslında çoğu zaman sadelikte gizli olduğunu bir kez daha hissettik. “Yemek dediğin, tam da böyle bir ortamda anlam kazanıyor,” diye düşündük; manzara, tatlar ve dinginlik aynı sofrada buluşmuştu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1.jpeg" alt="" width="1517" height="1190" class="alignnone size-full wp-image-235332" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1.jpeg 1517w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1-300x235.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1-1024x803.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1-768x602.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1-570x447.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1-701x550.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1-1067x837.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1517px) 100vw, 1517px" /></a></p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2.jpeg" alt="" width="1441" height="1033" class="alignnone size-full wp-image-235334" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2.jpeg 1441w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2-300x215.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2-1024x734.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2-768x551.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2-570x409.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2-701x503.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2-1067x765.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1441px) 100vw, 1441px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Arnavutluk &#8211; Himare &#8211; Zdravo Albanija (Shqipëria) &#8211; III. Bölüm</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-arnavutluk-himare-zdravo-albanija-shqiperia-iii-bolum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 12:50:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[anıt]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutluk]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[Himare]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[tuizm]]></category>
		<category><![CDATA[tur]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=234840</guid>

					<description><![CDATA[Arnavutluk III. Bölüm Himare’ye doğru&#8230; Zdravo Albanija (Shqipëria) Eylül’ün 17’si, Tiran’dan Arnavutluk Rivierası’nda Himarë’ye doğru yola çıkmak için hazırlanıyoruz. Sabah otelimizde yaptığımız güzel bir kahvaltının ardından Tiran–Dıraç yoluna koyuluyoruz. Şehirden biraz uzaklaştığımızda, yolun sol tarafında modernleşen ülkenin yeni yüzünü ve yükselen ihtişam anlayışını yansıtan, adeta bir sarayı andıran devasa yapı dikkatimizi çekiyor. Altın rengi kubbesi, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arnavutluk III. Bölüm<br />
Himare’ye doğru&#8230;<br />
Zdravo Albanija (Shqipëria)</p>
<p>Eylül’ün 17’si, Tiran’dan Arnavutluk Rivierası’nda Himarë’ye doğru yola çıkmak için hazırlanıyoruz. Sabah otelimizde yaptığımız güzel bir kahvaltının ardından Tiran–Dıraç yoluna koyuluyoruz. Şehirden biraz uzaklaştığımızda, yolun sol tarafında modernleşen ülkenin yeni yüzünü ve yükselen ihtişam anlayışını yansıtan, adeta bir sarayı andıran devasa yapı dikkatimizi çekiyor. Altın rengi kubbesi, mermer sütunları ve keskin mimari hatlarıyla göz kamaştıran bu görkemli bina, Amadeus Palace Hotel &amp; Casino. Otel ve eğlence kompleksi olarak tasarlanan yapı, Arnavutluk’un son yıllarda geçirdiği hızlı değişimin ve artan ekonomik canlılığın sembollerinden biri gibi duruyor. Yolculuğun daha en başında karşımıza çıkan bu gösterişli manzara, ülkenin geçmiş ile modernlik arasında kurmaya çalıştığı yeni dengeyi de hissettiriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01.jpeg" alt="" width="1536" height="1091" class="alignnone size-full wp-image-234841" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-300x213.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1024x727.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-768x546.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-570x405.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-701x498.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1067x758.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Saat 11’e doğru Durrës’e (Osmanlı dönemindeki adıyla Dıraç) varıyoruz. Adriyatik kıyısında yer alan bu şehir, Arnavutluk’un en eski ve en önemli liman kentlerinden biri. Şehre girer girmez, sahil boyunca uzanan palmiye ağaçlarıyla çevrili caddede arabayı park edecek bir yer arıyoruz ama ne mümkün! Bunun üzerine, asıl geliş nedenlerimizden biri olan Durrës Amfitiyatrosu’nu görmek üzere dar sokaklara dalıyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09.jpeg" alt="" width="1536" height="1513" class="alignnone size-full wp-image-234842" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-300x296.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1024x1009.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-768x757.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-570x561.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-701x691.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1067x1051.jpeg 1067w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-30x30.jpeg 30w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>MS 2. yüzyılın başlarında, büyük olasılıkla Roma İmparatoru Trajan döneminde inşa edilen bu etkileyici yapı, yaklaşık 15.000–20.000 kişilik kapasitesiyle Balkanlar’ın en büyük Roma amfitiyatrolarından biri kabul ediliyor. Eliptik formda tasarlanan bu dev arena, bir zamanlar gladyatör dövüşlerine ve çeşitli gösterilere ev sahipliği yapmış. Günümüzde ise tamamen modern şehir dokusunun içinde kalmış durumda. Çevresini saran evlerin ve dar sokakların arasından birdenbire karşımıza çıkan bu antik yapı, sanki geçmişten bugüne açılan gizli bir kapı gibi. Günlük hayatın akışıyla Roma döneminin görkemi burada iç içe geçmiş; taşların arasında dolaşırken tarihin sessiz ama güçlü varlığını derinden hissediyorsunuz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1197" class="alignnone size-full wp-image-234843" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-300x234.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-1024x798.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-768x599.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-570x444.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-701x546.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1-1067x832.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan bu etkileyici yapı, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşıyarak günümüze ulaşmış. Roma İmparatorluğu döneminde görkemli bir gösteri alanı olarak inşa edilen amfitiyatro, bir zamanlar binlerce insanın gladyatör dövüşlerini ve çeşitli gösterileri izlemek için toplandığı canlı bir mekânmış. Zamanla işlevi değişmiş; Roma sonrası dönemlerde yerleşime açılmış, özellikle Osmanlı döneminde çevresine ve içine yapılan evlerle gündelik yaşamın bir parçası hâline gelmiş.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1.jpeg" alt="" width="1592" height="1267" class="alignnone size-full wp-image-234844" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1.jpeg 1592w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-300x239.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-1024x815.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-768x611.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-1536x1222.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-570x454.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-701x558.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1-1067x849.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1592px) 100vw, 1592px" /></a></p>
<p>Yapının içinde yer alan, 5. ve 6. yüzyıllara tarihlenen mozaik zeminli küçük şapel ise buranın bir dönem ibadet yeri olarak da kullanıldığını gösteriyor. Tonozlu koridorlar, sıralı oturma basamakları, karmaşık yeraltı geçitleri ve hâlâ seçilebilen fresk izleri, bu yapının farklı çağlardan taşıdığı katmanları gözler önüne seriyor. Her taşında başka bir dönemin hikâyesini saklayan bu amfitiyatro, yalnızca Roma döneminin ihtişamını değil, yüzyıllar boyunca değişen yaşam biçimlerini de sessizce anlatıyor. Geçmişle bugün arasında kurulmuş bu güçlü bağ, ziyaretçilerini tarihin derinliklerinde kısa ama unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1.jpeg" alt="" width="1604" height="1314" class="alignnone size-full wp-image-234845" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1.jpeg 1604w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-300x246.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-1024x839.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-768x629.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-1536x1258.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-570x467.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-701x574.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1-1067x874.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1604px) 100vw, 1604px" /></a></p>
<p>Yaklaşık bir saatlik yolculuğun ardından Fier’e ulaşıyoruz. Pojan Köyü yakınlarında, Vjosa Nehri’ne uzanan verimli ovaya hâkim antik İlirya topraklarında kurulmuş, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan Apollonia Antik Kenti’ne gitmek için taşlı ve topraklı yollardan geçiyor, zeytin ağaçlarıyla kaplı hafif tepelik bir araziye doğru ilerliyoruz. Yol boyunca doğanın dinginliği ve çevrenin yalın güzelliği, yaklaşmakta olduğumuz tarihî atmosferin ilk işaretlerini veriyor. Aracı park ettikten sonra kısa bir yürüyüşle giriş kapısına ulaşıyoruz. Sessizlik içinde yükselen antik taşlar, daha ilk anda insanı yüzyıllar öncesine götürüyor.<br />
Burası öylesine sakin, öylesine huzurlu bir yer ki insan adeta zamanın durduğunu hissediyor. Çevredeki sessizlik, zeytin ağaçlarının dinginliği ve antik taşların taşıdığı tarih, buraya bambaşka bir atmosfer katıyor. İnsan bu huzurlu ortamdan ayrılmak istemiyor. Girişte yer alan ve bugün müze olarak kullanılan tarihi Aziz Meryem Manastırı’nı gezmeyi sona bırakıyoruz. Önce, bu kadim kentin taş döşeli yollarında dolaşıp geçmişin izlerini adım adım keşfetmek istiyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1.jpeg" alt="" width="2560" height="2131" class="alignnone size-full wp-image-234846" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1.jpeg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-300x250.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-1024x852.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-768x639.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-1536x1279.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-2048x1705.jpeg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-570x474.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-701x584.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1-1067x888.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Kentin bulunduğu alana varmadan önce, hafif yokuşu tırmanan yol üzerinde, zeytin ağaçlarının gölgesine kurulmuş, tahtadan yapılmış küçük ve şirin bir kafeterya-restoranda mola veriyoruz. Karnımızı doyurmak için oturduğumuz bu keyifli mekânda, Arnavutluk’ta yediğimiz en lezzetli yemeklerden birini tadıyoruz. Aile işletmesi olan bu restoranda yemeklerin anne tarafından hazırlanıyor olması, ortama ayrı bir sıcaklık ve samimiyet katıyor; sanki bir yol molasından çok, evde ağırlandığımız bir sofra hissi veriyor.<br />
Yemeğin ardından bu muhteşem antik kenti keşfetmek üzere yeniden hafif bir tırmanışa geçiyoruz. Bu sırada aşağıda uzanan engin ovanın manzarası, kelimelerle tarif edilemeyecek kadar büyüleyici bir güzellik sunuyor. Sessiz ve yalnız kent, adeta ziyaretçisini içine çeken bir atmosfere sahip. Bir zamanlar burada hüküm süren canlı ve görkemli yaşam, taşların arasında dolaşırken gözümüzde yeniden canlanıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1.jpeg" alt="" width="1580" height="1340" class="alignnone size-full wp-image-234847" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1.jpeg 1580w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-300x254.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-1024x868.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-768x651.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-1536x1303.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-570x483.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-701x595.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1-1067x905.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1580px) 100vw, 1580px" /></a></p>
<p>MÖ 6. yüzyılın sonlarına doğru Korfu ve Korint’ten gelen Yunan kolonistler tarafından kurulan şehir, güneş ve sanat tanrısı Apollon’a ithafen Apollonia adını almış. Yaklaşık 2500 yıllık geçmişe sahip Apollonia Antik Kenti, Adriyatik Denizi’ne ve Mallakastra tepelerine uzanan verimli Musacchia (Myzeqe) Ovası’na hâkim, iki tepe arasında yer alan hafif yüksek bir plato üzerinde konumlanmış.<br />
Adriyatik’e doğru geniş bir manzaraya açılan bu stratejik konumu sayesinde şehir, antik dönemde hem ticari hem de askeri açıdan büyük bir önem kazanmış. Verimli ovanın kenarında yer alması da Apollonia’ya güçlü bir ekonomik avantaj sağlamış.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10.jpeg" alt="" width="1797" height="1451" class="alignnone size-full wp-image-234848" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10.jpeg 1797w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-300x242.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1024x827.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-768x620.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1536x1240.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-570x460.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-701x566.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1067x862.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1797px) 100vw, 1797px" /></a></p>
<p>Apollonia’nın ünü, antik dünyanın en önemli merkezlerinden biri haline gelmesiyle birlikte Roma dünyasının önde gelen isimlerini de kendine çekmiş; seçkin Romalı hatip ve filozof Cicero da bu kenti ziyaret edenler arasında yer almış.<br />
Kentte Bouleuterion (halk meclisi binası), en görkemli yapılarından biri olarak öne çıkarken; iki stoa (revaklı yürüyüş yolları), bir Yunan tiyatrosu, perilere adanmış anıtsal bir Nymphaeum, ayrıca odeon, kütüphane, zafer takı, Diana Tapınağı ve Prytaneion (idari merkez) gibi birçok kamusal ve dini yapı da yer almakta.<br />
Yerleşim alanında yürütülen arkeolojik kazılarda ise Helenistik ve Roma dönemlerine ait, iyi korunmuş mozaiklerle süslenmiş çok sayıda yapı ortaya çıkarılmış.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15.jpeg" alt="" width="1672" height="1434" class="alignnone size-full wp-image-234849" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15.jpeg 1672w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-300x257.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-1024x878.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-768x659.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-1536x1317.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-570x489.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-701x601.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/15-1067x915.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1672px) 100vw, 1672px" /></a></p>
<p>Kenti dolaşmak üzere biraz ilerlediğimizde, toprak üzerinde karşılaştığımız garip dairesel beton yapılar dikkatimi çekiyor. Bunların, 1960’lı yıllardan itibaren Enver Hoca dönemindeki komünist rejim sırasında inşa edilen askeri sığınaklar olduğunu öğreniyorum. Ülkenin olası dış tehditlere karşı tamamen savunma odaklı bir anlayışla yapılandırıldığı bu dönemde, askerî ve stratejik önemi olan pek çok noktada bu küçük beton koruganlar inşa edilmiş. Her biri birkaç kişinin sığınabileceği şekilde tasarlanan bu yapılar, yalnızca Apollonia çevresinde değil, Arnavutluk’un dört bir yanında yoğun biçimde görülüyor; ülke genelinde sayılarının yüz binleri bulduğu ifade ediliyor.<br />
Daha ilerledikçe bu sıra dışı yapılardan pek çoğuyla karşılaşıyorum. Betonarme siperleri andıran bağlantı izleri ve küçük giriş açıklıklarıyla bu sığınaklar, dönemin korku ve savunma refleksini bugün bile açıkça hissettiriyor. Büyük olanlardan biri ise günümüzde yerel bir çiftçi tarafından hayvan barınağı olarak kullanılıyor. Antik kent kalıntılarıyla yan yana duran bu yapılar, Apollonia’nın tarihine yalnızca antik değil, yakın dönemden de farklı ve çarpıcı bir katman ekliyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11.jpeg" alt="" width="1536" height="1423" class="alignnone size-full wp-image-234850" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-300x278.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1024x949.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-768x712.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-186x173.jpeg 186w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-570x528.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-701x649.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1067x989.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Çıkışta XIV. yüzyıldan kalma manastır kompleksine giriyoruz. Azize Meryem (Shën Meri) Manastırı, kökeni Bizans dönemine uzanan ve XI–XIV. yüzyıllar arasında şekillenen önemli bir dini merkez. Zaman içinde farklı dönemlerde yapılan eklemeler ve onarımlarla bugünkü hâlini almış. Apollonia Antik Kenti’nin yalnızca antik çağda değil, Bizans ve Orta Çağ boyunca da yaşamaya devam ettiğini gösteren en önemli yapılardan biri olarak öne çıkıyor.<br />
Kompleks; ana kilise, şapel, çan kulesi ve keşişlerin günlük yaşamlarını sürdürdükleri iki katlı yaşam alanlarından oluşuyor. Manastır, bir dönem bölgenin ruhani merkezi olarak hizmet vermiş.<br />
Günümüzde ise kompleksin bir bölümü Apollonia Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmakta. Antik kentten çıkarılan heykeller, yazıtlar, mimari parçalar ve mozaikler burada sergilenerek ziyaretçilere bölgenin binlerce yıllık tarihini bir arada görme imkânı sunuyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12.jpeg" alt="" width="1639" height="1314" class="alignnone size-full wp-image-234851" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12.jpeg 1639w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-300x241.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-1024x821.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-768x616.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-1536x1231.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-570x457.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-701x562.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/12-1067x855.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1639px) 100vw, 1639px" /></a></p>
<p>Oldukça etkileniyoruz. Gerçekten görülmeye değer, katman katman tarih barındıran bir yer.<br />
Akşam karanlığı çöktüğünde lacivert deniz, kızıl gökyüzü ve Himarë’nin parlayan ışıkları adeta bir tabloyu andırıyor. Gün yavaş yavaş şehrin üzerinden çekilirken derin bir sessizlik hâkim oluyor; deniz koyu lacivert bir örtüye dönüşürken, ufukta kalan son kızıllık gökyüzünü yumuşak tonlarla boyuyor. Kıyı boyunca tek tek yanan ışıklar, kasabayı karanlığın içinde sıcak bir parıltıyla görünür kılıyor. Dalgaların kıyıya ritmik vuruşu ise bu dinginliğe eşlik ediyor.<br />
Otelimizi buluyoruz ancak girişini bir türlü çözemediğimiz için yan taraftaki Plazhi i Sirenës Restoran’a park edip deniz kenarında keyifli bir akşam yemeği yiyoruz. “Arabayı yarın alırız” diyerek yandaki Castle Hotel’e giriyoruz. Elektrikler kesik olduğu için odayı pek fark edemeden, günün yorgunluğuyla adeta bayılır gibi uykuya dalıyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13.jpeg" alt="" width="1536" height="1360" class="alignnone size-full wp-image-234853" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-300x266.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1024x907.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-768x680.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-570x505.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-701x621.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1067x945.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Ertesi sabah balkona çıktığımda karşıma çıkan manzara nefes kesiciydi. Göz alabildiğine uzanan deniz, sabah ışığının etkisiyle mavi ve turkuaz tonlarına bürünmüş, neredeyse cam gibi durgun bir yüzey oluşturuyordu. Ufuk çizgisi denizle gökyüzünü silik bir çizgide birleştirirken, ortalığı saran derin sessizlik insanın içine işliyordu.<br />
Potami Plajı, bu erken saatlerde tüm sakinliğiyle adeta uyanmamış bir dünya gibiydi. Koyun kıvrımlı yapısı, suyun dinginliğini daha da belirgin kılıyor; kıyıya vuran hafif dalga sesleri ise bu huzurun tek eşlikçisi oluyordu. Sabah ışığı kayaların ve sahilin üzerinde yumuşak gölgeler oluştururken, tüm manzara sessiz ama güçlü bir güzelliğe bürünüyordu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19.jpeg" alt="" width="1630" height="1330" class="alignnone size-full wp-image-234854" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19.jpeg 1630w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-300x245.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-1024x836.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-768x627.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-1536x1253.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-570x465.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-701x572.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/19-1067x871.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1630px) 100vw, 1630px" /></a></p>
<p>Otelin ana binadan ayrı verandasına geçip denizi seyrederek keyifli bir kahvaltı yapıyoruz. Kahvaltının en hoşumuza giden lezzeti ise minik pişiler oluyor. Ardından Himarë’yi keşfetmek ve denize girmek için sahile iniyoruz. Sahil boyunca uzanan plajlarda şemsiye ve şezlong kullanımı için küçük bir ücret ödeniyor. Bu sabahı tamamen dinlenmeye ayırıyor; sıcak havada, masmavi denizin tadını çıkarıyoruz.<br />
Öğle yemeğimizi otele yakın Grill Rondo adlı Yunan restoranında yiyoruz. Arnavutluk gezilerimiz sırasında fark ettiğimiz üzere, özellikle kıyı bölgelerinde Yunan mutfağına ait restoranlara sıkça rastlamak mümkün.<br />
Yemeğin ardından, Arnavutluk Rivierası’nın başlangıcında yer alan etkileyici Llogara Millî Parkı ve Geçidi’ne doğru yola çıkıyoruz. Avlonya (Vlorë) il sınırları içinde bulunan bu doğal alan, 1966 yılında millî park ilan edilmiş. Dağların denizle buluştuğu noktada yer alan Llogara Geçidi ve çevresindeki ormanlık alanları kapsayan park, geniş bir dağ ve doğa ekosistemine ev sahipliği yapıyor. Yoğun çam ormanları, sarp yamaçlar ve zaman zaman açılan deniz manzaralarıyla Llogara, Rivieranın girişinde adeta doğal bir sınır kapısı gibi karşımıza çıkıyor.<br />
Deniz seviyesinden yaklaşık 2000 metreye kadar yükselen bu bölge, siyah çam, Boşnak çamı, Bulgar köknarı ve dişbudak ağaçlarıyla kaplı zengin ormanlara ev sahipliği yapıyor. Zikzaklı dağ yolunu tırmanırken artan oksijen ve temiz hava, insana adeta baş döndürücü bir ferahlık hissi veriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18.jpeg" alt="" width="1805" height="1444" class="alignnone size-full wp-image-234855" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18.jpeg 1805w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-300x240.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-1024x819.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-768x614.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-1536x1229.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-570x456.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-701x561.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/18-1067x854.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1805px) 100vw, 1805px" /></a></p>
<p>Yüksek noktalardan Adriyatik Denizi’ne uzanan panoramik manzaralar, etkileyici doğa dokusu ve serin havasıyla Llogara, gerçekten eşsiz bir deneyim sunuyor. Özellikle güneşin batışını izlemek, bu manzaranın en büyüleyici anlarından biri olarak insana derin bir huzur veriyor.<br />
Akşam yemeğimizi Himarë’nin başka bir koyunda, sahil kıyısında yer alan Jester’s Taverna ’da yiyoruz. Artık gün tamamen çekilmiş, akşam karanlığı kıyıyı yavaş yavaş içine almış durumda.<br />
Koyun üzerine çöken geceyle birlikte deniz koyu bir laciverte dönüşüyor; sadece kıyıya vuran dalgaların sesi duyuluyor. Sahil boyunca uzanan yeni binaların ve otellerin ışıkları teker teker yanarken, bölge modern ama sakin bir gece atmosferine bürünüyor. Loş sokak aydınlatmaları ve restoranlardan süzülen sıcak ışıklar, karanlığın içinde yumuşak bir kontrast oluşturuyor.<br />
Deniz kenarında otururken, günün kalabalığı yerini dingin bir akşam sessizliğine bırakıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17.jpeg" alt="" width="1790" height="1432" class="alignnone size-full wp-image-234856" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17.jpeg 1790w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-300x240.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-1024x819.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-768x614.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-1536x1229.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-570x456.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-701x561.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/17-1067x854.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1790px) 100vw, 1790px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Arnavutluk &#8211; ZdravoAlbanija (Shqipëria) &#8211; Bölüm II</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-arnavutluk-zdravoalbanija-shqiperia-bolum-ii/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2026 12:23:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[anıt]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutluk]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[gezinti]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[katadral]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[kütüphane]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[Tiran]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=234830</guid>

					<description><![CDATA[Arnavutluk ZdravoAlbanija (Shqipëria) Bölüm II Arnavutluk Ekonomik Kalkınma, Ticaret ve İşletme Bakanlığı’nın önünden geçerken binanın cephesindeki tek bir kelime dikkatimi çekiyor: “Shqipëria.” İlk bakışta tanıdık gelmeyen bu sözcük, ister istemez merak uyandırıyor. Bir süre sonra bunun Arnavutça olduğunu öğreniyoruz. Shqipëria, Arnavutların kendi dillerinde ülkelerine verdikleri ad; yani bizim Arnavutluk dediğimiz yerin gerçek adı. Sözcüğün kökeniyle [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arnavutluk<br />
ZdravoAlbanija (Shqipëria)<br />
Bölüm II</p>
<p>Arnavutluk Ekonomik Kalkınma, Ticaret ve İşletme Bakanlığı’nın önünden geçerken binanın cephesindeki tek bir kelime dikkatimi çekiyor: “Shqipëria.” İlk bakışta tanıdık gelmeyen bu sözcük, ister istemez merak uyandırıyor. Bir süre sonra bunun Arnavutça olduğunu öğreniyoruz. Shqipëria, Arnavutların kendi dillerinde ülkelerine verdikleri ad; yani bizim Arnavutluk dediğimiz yerin gerçek adı. Sözcüğün kökeniyle ilgili farklı yorumlar olsa da en yaygın kabul gören anlamı “Kartallar Ülkesi”. Bu nedenle Arnavutluk, çoğu zaman “kartalların ülkesi” olarak da anılıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07.jpeg" alt="" width="1299" height="1068" class="alignnone size-full wp-image-234831" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07.jpeg 1299w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-300x247.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1024x842.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-768x631.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-570x469.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-701x576.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1067x877.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1299px) 100vw, 1299px" /></a></p>
<p>Bir ülkenin kendine verdiği adın, dışarıdan bildiğimiz isminden farklı olması her zaman ilgimi çekmiştir. Burada da öyle oluyor; bir binanın cephesindeki tek bir kelime, bizi o ülkenin diline, tarihine ve kimliğine dair küçük ama anlamlı bir keşfe çıkarıyor.<br />
SouFujimoto adlı Japon mimarın imzasını taşıyan, bulutu anımsatan özgün tasarımıyla dikkat çeken Reja’nın önünden geçiyoruz. Tiran’ın modern simgelerinden biri haline gelen bu ilginç yapı, yalnızca mimarisiyle değil, şehrin kültürel yaşamına kattığı dinamizmle de öne çıkıyor. İnce metal örgülerden oluşan hafif yapısı, gerçekten de gökyüzünde süzülen bir bulutu andırıyor. Konserlerden sergilere, açık hava sinemalarından çeşitli sanat etkinliklerine kadar pek çok organizasyona ev sahipliği yapan Reja, şehrin geçmiş ile çağdaş yüzü arasında zarif bir köprü kuruyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03.jpeg" alt="" width="1712" height="1246" class="alignnone size-full wp-image-234832" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03.jpeg 1712w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-300x218.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1024x745.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-768x559.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1536x1118.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-570x415.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-701x510.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-1067x777.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1712px) 100vw, 1712px" /></a></p>
<p>İtalyan mimar MarioCucinella’nın tasarladığı MET Tirana konut kulesi, uzaktan bakıldığında sanki yarım bırakılmış izlenimi uyandırıyor. Katmanlı ve oyulmuş cephesiyle dikkat çeken bu sıra dışı yapı, Tiran’ın hızla değişen modern yüzünü simgeliyor. Hemen yakınında yükselen TID Kulesi de şehrin dönüşen siluetinin dikkat çekici parçalarından biri.<br />
Bu modern yapıların arasından geçerek, uzun yıllar Arnavutluk’un köklü ailelerinden Toptani ailesiyle özdeşleşmiş olan Tiran Kalesi’ne doğru ilerliyoruz. Çevrede neredeyse her şey bu ailenin adını taşıyor: kalenin tam karşısında Toptani Alışveriş Merkezi yükselirken, yürüdüğümüz cadde de Murat Toptani Caddesi adını taşıyor. Tiran’da geçmiş ile bugün burada, yalnızca birkaç adımlık mesafede iç içe geçiyor; bir yanda şehrin tarihine tanıklık eden eski kale duvarları, diğer yanda modern yaşamın ritmini yansıtan yeni yapılar.<br />
Kökeni çok eski dönemlere uzanan Tiran Kalesi, bugün bildiğimiz anlamda bir kale görünümünden oldukça uzak. Alanın tarihsel temelleri eski yerleşimlere dayansa da, bugünkü yapısal izlerin büyük bölümü Osmanlı döneminde şekillenmiş, zaman içinde dönüşerek günümüze ulaşmıştır.</p>
<p>Günümüzde ise burası, sur kalıntılarının çevrelediği bir tarih alanından çok, kafeleri, restoranları ve küçük dükkânlarıyla yaşayan bir şehir dokusu haline gelmiş durumda. Giriş bölümünde ziyaretçileri karşılayan ahşap figürler ve dekoratif unsurlar, bu modern kullanımın bir parçası olarak dikkat çekiyor. Duvar önüne yerleştirilmiş süslemeli, tekerlekli oturma düzeni ise büyük olasılıkla ziyaretçilerin fotoğraf çekimi için tasarlanmış.<br />
Geçmişin izleriyle bugünün şehir yaşamı burada iç içe geçmiş durumda.<br />
İçeri adım attığımız anda barlar, restoranlar, hediyelik eşya ve el sanatları dükkânlarıyla çevrili hareketli bir atmosfer karşılıyor bizi. Sıcağın etkisiyle kısa bir mola verme ihtiyacı hissediyor, serinlemek ve bir şeyler atıştırmak için Filari Restoran’a oturuyoruz. Ne yazık ki burada çok sıcak ve konuksever bir tavırla karşılaştığımız söylenemez. Yine de Tepelene suyunu denemek, bu kısa molayı bizim için ilginç kılan küçük ama akılda kalıcı bir ayrıntı oluyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02.jpeg" alt="" width="2560" height="2242" class="alignnone size-full wp-image-234833" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02.jpeg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-300x263.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1024x897.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-768x673.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1536x1345.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2048x1794.jpeg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-570x499.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-701x614.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-1067x934.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Tepelenë bölgesinden gelen bu su, masadaki sıradan bir detayı bile yolculuğun hatırasına dönüşen küçük ama keyifli bir deneyime çeviriyor.<br />
Molamızın ardından Saint Paul Katedrali’ne doğru yürümeye başlıyoruz. Tiran’da 2000’li yılların başında tamamlanarak ibadete açılan bu modern katedral, çağdaş mimarisiyle dikkat çekiyor. Şehrin en önemli Katolik yapılarından biri olan katedral, hem mimarisi hem de sembolik detaylarıyla öne çıkıyor. İç mekânda yer alan vitray ve sanatsal süslemelerde Papa John Paul ile RahibeTeresa gibi önemli figürlere göndermeler bulunuyor.<br />
Katedralin bahçesinde yer alan Rahibe Teresa heykeli ise ziyaretçileri sessiz bir saygı ve huzur atmosferine davet ediyor.<br />
Doğum adı AgnesGonxhaBojaxhiu olan RahibeTeresa (1910–1997), Arnavut kökenli bir Katolik azizesi olmanın ötesinde, insanlığın vicdanında derin izler bırakmış bir figür. Hayatını yoksullara, hastalara ve kimsesizlere adayan Rahibe Teresa, kurucusu olduğu Hayırseverlik Misyonerleri aracılığıyla dünyanın dört bir yanında sosyal hizmet faaliyetleri yürütmüş.</p>
<p>1979 yılında Nobel Barış Ödülü almış, 2016 yılında ise Papa Francis tarafından azize ilan edilmiş.<br />
Arnavutluk için taşıdığı anlam yalnızca tarihsel değil, aynı zamanda güçlü bir duygusal ve simgesel değere de sahip. Bu nedenle adı ülkede pek çok caddeye, meydana ve kuruma verilmiş durumda. Tiran Uluslararası NënëTereza da bu kolektif hafızanın en görünür örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.<br />
Caddenin karşısına geçip Lana Nehri üzerindeki yaya köprüsünden yürümeye başlıyoruz. Lana kıyısındaki ağaçların arasından ilerlerken uzakta, renkli ve geometrik formuyla dikkat çeken bir yapı beliriyor: Tiran Piramidi.<br />
Bir zamanlar Enver Hoca’ya adanmış bir müze olarak 1988 yılında inşa edilen bu yapı, sonraki yıllarda farklı işlevler üstlenmiş ve uzun süre atıl kaldıktan sonra bugün yeniden dönüşüm sürecine girmiş durumda. MVRDV tarafından yürütülen proje kapsamında, kapalı ve ideolojik bir anıttan çıkarılıp halka açık, canlı bir kültür ve eğitim alanına dönüştürülmesi hedeflenmiş.<br />
Tirana Piramit’i, bu dönüşümle birlikte Tiran’ın en dikkat çekici yeniden kullanım projelerinden biri olarak şehrin değişen yüzünü simgeliyor.<br />
Komünist rejimin çöküşünden sonra yapı; radyo ve televizyon stüdyosu, konferans ve etkinlik alanı gibi farklı işlevlerde kullanılmış, zaman içinde işlevi değişerek dönüşüm sürecine girmiştir.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05.jpeg" alt="" width="1749" height="1323" class="alignnone size-full wp-image-234834" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05.jpeg 1749w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-300x227.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1024x775.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-768x581.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1536x1162.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-570x431.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-701x530.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-1067x807.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1749px) 100vw, 1749px" /></a></p>
<p>Bugün ise basamaklarla çıkılan piramidin çevresi, parlak renkli modüller ve ters çevrilmiş geometrik kurgularla yeniden düzenlenmiş durumda. Bu çağdaş müdahalelerle birlikte yapı; kafeler, atölyeler, stüdyolar ve genç girişimler için çalışma alanlarını barındıran canlı bir merkez haline gelmiştir.<br />
Geçmişin ağır izlerini taşıyan bu yapı, artık Tiran’ın en dinamik buluşma noktalarından biri olarak öne çıkıyor. Biz de burada, MonCheriCoffeeShop’ta kısa bir mola verip bu hareketli atmosferi biraz daha yakından hissediyoruz.<br />
Tirana Piramidi, yalnızca bir bina değil; Arnavutluk’un dönüşümünü, geçmişle kurduğu yeni ilişkiyi ve geleceğe bakma cesaretini simgeleyen bir mekân olarak karşımıza çıkıyor.<br />
Yol üzerinde bir başka gökdelen daha beliriyor: DowntownOne. BajramCurri Bulvarı boyunca yükselen yaklaşık 140 metrelik modern bir kule olarak şehrin yeni siluetine damga vuruyor.<br />
“DowntownOne” adı, doğrudan bir yer adı olmanın ötesinde, “şehir merkezindeki bir numaralı yapı” ya da “merkezdeki ikonik kule” fikrini çağrıştıran bir proje adı olarak kullanılıyor.<br />
İlk bakışta sıradan bir yüksek yapı gibi görünse de yaklaştıkça tasarım fikri kendini daha net hissettiriyor. Cephede yer alan konsol biçimli çıkmalar, yalnızca mimari bir tercih değil; Arnavutluk’taki farklı yerleşimlere ve ülkenin coğrafi çeşitliliğine yapılan sembolik göndermeler olarak kurgulanmış.<br />
Uzaktan bakıldığında bu çıkıntılar, ülkenin yerleşim dokusunu çağrıştıran soyut bir bütünlük oluşturuyor. MVRDV imzasını taşıyan bu yapı, çağdaş mimari ile ulusal hafıza arasında kurduğu ilişkiyle dikkat çeken örneklerden biri olarak öne çıkıyor.<br />
Gezintimize kısa bir ara verip yeniden kale içine yöneliyoruz. Dar sokaklarda ağır ağır ilerlerken küçük dükkânların vitrinleri bizi kendine çekiyor; el emeği objeler, magnetler, yerel dokumalar… Her biri bu yolculuktan geriye kalacak küçük ama kalıcı hatıralar gibi.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06.jpeg" alt="" width="1399" height="1146" class="alignnone size-full wp-image-234835" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06.jpeg 1399w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-300x246.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1024x839.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-768x629.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-570x467.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-701x574.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-1067x874.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1399px) 100vw, 1399px" /></a></p>
<p>Otele dönüş yolunda, resepsiyondaki güler yüzlü görevlinin tavsiyesiyle ShijeFshati Restoran’a (“Köy Lezzeti Restoran”) uğruyoruz.<br />
Otele dönüş yolunda, resepsiyondaki güler yüzlü görevlinin tavsiyesiyle ShijeFshati Restoran’a (“Köy Lezzeti Restoran”) uğruyoruz.<br />
Sokaktan aşağıya inen dar bir merdivenle ulaşılan bu mekân, daha kapıdan içeri adım atar atmaz samimi bir atmosferle karşılıyor bizi. Rustik dekor, sade ama özenle düşünülmüş detaylar ve yerel lezzetlerle birleşince, günün yorgunluğu yavaş yavaş yerini keyifli bir sofraya bırakıyor.<br />
Arnavut mutfağının karakteri burada kendini net biçimde hissettiriyor: tavëkosi gibi yoğurtla pişen kuzu yemekleri, byrek”Börek” gibi çıtır hamur işleri ve ızgara etler sofranın temelini oluşturuyor. Yanında yoğurt, taze salatalar ve zeytinyağlı mezelerle birlikte sade ama doyurucu bir düzen var. Yemekler gösterişten uzak, tamamen lezzet ve doğallık üzerine kurulu.<br />
Sanki bu sabah gelmemişiz de şehirle aramızda daha uzun bir tanışıklık varmış gibi bir his kalıyor geriye.<br />
Yemekten sonra otele dönüp biraz dinlenme vakti. Akşamüstüne doğru, Tiran’ı bu kez farklı bir ışık altında yeniden keşfetmek üzere tekrar dışarı çıkacağız.<br />
Işıklar altında Tiran bambaşka bir güzelliğe bürünüyor. Gündüz aşina olduğumuz meydanlar ve yapılar, geceyle birlikte daha sakin, daha gizemli ve daha şiirsel bir hâl alıyor. Kentin ritmi yavaşlıyor; ışıklar, gölgeler ve sessizlik birbirine karışarak şehre bambaşka bir atmosfer kazandırıyor.<br />
Bu gece yürüyüşünde dikkatimizi çeken yapılardan biri Dostluk Anıtı. Rengârenk ışıklarla aydınlatılan anıt, gecenin içinde adeta bir sanat enstalasyonu gibi parlıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1.jpeg" alt="" width="1299" height="1068" class="alignnone size-full wp-image-234836" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1.jpeg 1299w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-300x247.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-1024x842.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-768x631.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-570x469.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-701x576.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-1-1067x877.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1299px) 100vw, 1299px" /></a></p>
<p>Tiran’da Ulusal Kütüphane’nin önünde yer alan bu yapı, Kuveyt tarafından Arnavut halkına dostluk ve dayanışma simgesi olarak armağan edilmiştir.<br />
Gece ışıklarıyla birlikte daha da belirginleşen anıt, kentin önemli kamusal buluşma noktalarından biri olarak hem gündüz hem de gece şehir yaşamının parçası olmayı sürdürür.<br />
Biraz ileride, şehir merkezine yakın bir noktada Süleyman Paşa Bargjini’nin heykeliyle karşılaşıyoruz.<br />
1614 yılında, bugün koskoca bir başkente dönüşmüş olan bu yerleşimi küçük bir Osmanlı kasabası olarak kuran Süleyman Paşa, cami, hamam ve çarşı etrafında şekillenen ilk yerleşim çekirdeğini oluşturmuş. Bu küçük başlangıç, zaman içinde büyüyerek bugünkü Tiran’ın temelini atmış.<br />
Gece ışıkları altında heykel, şehrin dört yüzyılı aşan hikâyesini sessizce hatırlatıyor; modern kent dokusunun ortasında geçmişe açılan sakin bir durak gibi duruyor.<br />
Kaleye yaklaşırken, kentin belleğinde iz bırakan Kaplan Paşa Türbesi karşımıza çıkıyor. Türbe Tiran’da Osmanlı dönemine ait erken yapı örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.<br />
Kaplan Paşa olarak bilinen Kaplan Paşa Toptani’ye atfedilen bu türbe, şehrin erken dönem Osmanlı tarihine açılan sessiz bir iz niteliğinde. Yapının kesin inşa tarihi net olmamakla birlikte genellikle 18. yüzyıla tarihlendiriliyor.<br />
Ancak türbeyi asıl çarpıcı kılan, çevresiyle kurduğu ilişkidir. Modern kent dokusunun içinde, yüksek yapıların hemen yanı başında varlığını sürdüren bu küçük yapı, geçmiş ile bugünün güçlü karşılaşmasını görünür kılıyor. Yüzyıllardır ayakta kalan türbe, şehrin hızla değişen siluetinde sessiz ama dirençli bir iz gibi duruyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04.jpeg" alt="" width="1792" height="1357" class="alignnone size-full wp-image-234837" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04.jpeg 1792w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-300x227.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1024x775.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-768x582.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1536x1163.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-570x432.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-701x531.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1067x808.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1792px) 100vw, 1792px" /></a></p>
<p>GzonaRestaurant’ta yediğimiz keyifli akşam yemeği, ertesi gün ayrılacağımız Tiran’dan geriye kalacak güzel anılardan biri oluyor.<br />
Otele doğru yürürken, Arnavutluk’un yakın siyasi tarihinde önemli bir yere sahip AzemHajdari ile yakın arkadaşı Besim Çerja’nın anısına yapılmış anıtın önünden geçiyoruz. Gece aydınlatmasıyla belirginleşen bu anıt, ülkenin yakın tarihine ve demokrasi mücadelesine dair güçlü bir hatırlatma niteliği taşıyor.<br />
Biraz ileride yer alan Meçhul Asker Anıtı ise bir kaide üzerinde yükseliyor. Bir kolunu ileri doğru uzatmış, silahını kararlılıkla doğrultan asker figürü, II. Dünya Savaşı sırasında işgale karşı direnen ve hayatını kaybeden Arnavutluk vatandaşlarının anısına yapılmış. Bu anıt, Tiran’ın kamusal alanlarında tarihin nasıl görünür kılındığının etkileyici örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.<br />
Otele döndüğümüzde, ertesi gün Tiran’dan ayrılıp Arnavutluk’un başka şehirlerini keşfedecek olmanın heyecanı içimizi kaplıyor. Bu ilk gün, ülkenin hem geçmişine hem de bugünkü yaşamına dair güçlü ve kalıcı bir izlenim bırakmış durumda.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08.jpeg" alt="" width="1536" height="1319" class="alignnone size-full wp-image-234838" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-300x258.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1024x879.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-768x660.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-570x489.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-701x602.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-1067x916.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Arnavutluk &#8211; Zdravo Albanija (Shqipëria) &#8211; Bölüm I</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-arnavutluk-zdravo-albanija-shqiperia-bolum-i/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 May 2026 09:45:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Arnavutluk]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=234019</guid>

					<description><![CDATA[Arnavutluk Zdravo Albanija (Shqipëria) Bölüm I Bu kez yolumuz Balkanlar’ın sessiz ama derin ülkelerinden birine düştü. Adriyatik ile İyon denizi arasında uzanan Arnavutluk’a… Uçak pistte ilerlerken, daha ilk anda insanın içine çöken o sade ama güçlü atmosfer kendini hissettiriyor. Abartıdan uzak, gösterişsiz; fakat geçmişinin ağırlığını omuzlarında taşıyan bir ülke burası. Avrupa’nın en eski halklarından biri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Arnavutluk<br />
Zdravo Albanija (Shqipëria)<br />
Bölüm I</p>
<p>Bu kez yolumuz Balkanlar’ın sessiz ama derin ülkelerinden birine düştü. Adriyatik ile İyon denizi arasında uzanan Arnavutluk’a… Uçak pistte ilerlerken, daha ilk anda insanın içine çöken o sade ama güçlü atmosfer kendini hissettiriyor. Abartıdan uzak, gösterişsiz; fakat geçmişinin ağırlığını omuzlarında taşıyan bir ülke burası. Avrupa’nın en eski halklarından biri olan Arnavutların kökleri, Antik Çağda İlliryalılara kadar uzanıyor ve bugün hâlâ taşlarda, meydanlarda, yüzlerde yaşamaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03.jpeg" alt="" width="1475" height="990" class="alignnone size-full wp-image-234020" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03.jpeg 1475w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-300x201.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-1024x687.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-768x515.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-570x383.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-80x55.jpeg 80w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-701x471.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/03-1067x716.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1475px) 100vw, 1475px" /></a></p>
<p>Arnavutluk’ta dolaşırken tarih bir bilgi olarak değil, bir his olarak karşınıza çıkıyor. 15. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı hâkimiyetinin güçlenmesiyle bu toprakların kaderi değişirken, bu dönemin hafızası en çok İskender Bey adıyla anılıyor. Osmanlı ordusunda yetişmiş, savaş meydanlarında ün kazanmış bir komutanın bir gün Kruja Kalesi’ni ele geçirip Osmanlı’ya karşı bayrak açması, bu coğrafyada yalnızca bir isyan değil; aynı zamanda bir kimlik arayışının da başlangıcı olmuş.<br />
1913 yılında bağımsızlığını kazanan Arnavutluk’un yakın tarihi, bugün en çok Tiran sokaklarında okunuyor. Geniş meydanlar, pastel tonlara boyanmış binalar ve Osmanlı’dan miras kalan camiler Avrupa mimarisiyle yan yana duruyor. Şehir, farklı dönemlerin izlerini saklamıyor; onları görünür kılmayı tercih ediyor. Kral I.Zog’un gençlik yıllarının bir bölümünü İstanbul’da geçirmiş olması da Türkiye ile bu coğrafya arasındaki görünmez bağların küçük ama anlamlı bir işareti gibi hissediliyor.</p>
<p>Ülkenin belleğinde en ağır iz bırakan dönemlerden biri kuşkusuz Enver Hoca yılları. 1944’ten 1985’e kadar süren bu kapalı rejim, Arnavutluk’u dünyadan neredeyse tamamen koparmış. Bugün ülkenin dört bir yanına dağılmış beton sığınaklar, bu yılların suskun tanıkları olarak hâlâ ayakta. Tiran sokaklarında yürürken karşınıza çıkan bu yapılar, geçmişin sertliğini bugünün hareketli şehir hayatına usulca sızdırıyor.<br />
1991 yılında Arnavutluk Cumhuriyeti adını alan ülke, bugün ağır ama kararlı adımlarla yoluna devam ediyor. 2022’de seçilen Cumhurbaşkanı Bajram Begaj döneminde Arnavutluk, geçmişiyle hesaplaşmaktan kaçmayan, geleceğe ise temkinli bir umutla bakan bir ülke görünümü çiziyor.<br />
Bu tarih yalnızca Arnavutluk sınırları içinde kalmamış. 19. yüzyılın sonlarından itibaren, özellikle Osmanlı-Rus Savaşı (1877-1878) ve 1912 Balkan Savaşları sonrasında Türkiye’ye göç eden Arnavutların torunları bugün hâlâ yaşamlarını sürdürüyor. Belki de bu yüzden Tiran sokaklarında dolaşırken dilde, mutfakta ve insan ilişkilerinde tanıdık bir sıcaklık hissediliyor. Yabancı bir ülkede olduğunuzu biliyorsunuz ama kendinizi misafir gibi hissetmiyorsunuz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05.jpeg" alt="" width="2560" height="2389" class="alignnone size-full wp-image-234021" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05.jpeg 2560w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-300x280.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-1024x956.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-768x717.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-1536x1433.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-2048x1911.jpeg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-186x173.jpeg 186w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-570x532.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-701x654.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/05-1067x996.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2560px) 100vw, 2560px" /></a></p>
<p>Eylül 2025 sabahı İzmir’den kalkan uçağımız saat 06.45’te Tiran Nënë Tereza Havalimanı’na indi. Gösterişli olmayan ama düzenli ve işlevsel bir terminal… Arnavutluk daha ilk anda ne vaat ettiğini saklamayan bir ülke gibi. Havalimanından çıkar çıkmaz araç kiraladık ve otele geçtik. İşlemlerin hızlı ilerlemesi sevindiriciydi; ancak kısa süre sonra Arnavutluk’ta araba kullanmanın asıl meselesinin direksiyon değil, park yeri bulmak olduğunu fark ettik. Özellikle şehir merkezlerinde park etmek sabır isteyen bir iş.<br />
Barrikade Caddesi’ndeki otelimiz Hotel Boutique Vila 135, beyaz boyalı, mütevazı bir yapı. Dar sokaklarda park yeri bulmak zorlayıcıydı ve cezalar hiç de hafif sayılmaz. Yine de otel çalışanlarının içten gülümsemesi ve samimi tavrı, bu küçük sıkıntıyı önemsiz kıldı.<br />
Bavulları bırakıp kısa bir kahve molasının ardından Tiran’ı yürüyerek keşfetmeye başladık. Bu şehir, adımlarınızı yavaşlatmayı seviyor.</p>
<p>Tiran, bir başkent olmasına rağmen yorucu bir şehir hissi vermiyor. 1966 yılında millî park ilan edilen Dajti Dağı, kenti arkasına almış bir sahne dekoru gibi duruyor. Nerede olursanız olun, doğanın varlığını hissediyorsunuz. Geniş caddelerden dar sokaklara saparken şehir sanki biraz duruyor, soluklanıyor.<br />
Tiran’ın tarihi, Osmanlı döneminde 1614 yılında Süleyman Paşa Bargjini tarafından kurulmasına kadar uzanıyor. Bugün bir köşede modern bir kafe, birkaç adım ötede Osmanlı döneminden kalma bir yapı görmek mümkün. Bu karşılaşmalar, Tiran’ı ilginç kılan en önemli ayrıntılardan biri.<br />
Şehir, sanatı gündelik hayatın içine yerleştirmiş. Graffiti sanatçısı Franko Dine’nin bir duvar boyunca uzanan “Kütüphane” adlı çalışması, Tiran’ın bizi karşılayan ilk görsel anlatısı oluyor. Renkler, kelimelerden önce konuşuyor.<br />
Bir parkın içinde, 2023 yılında yapılmış Osman Kazazi büstüyle karşılaşıyoruz. Şehir, yalnızca geçmişin büyük isimlerini değil, yakın tarihin aydınlarını da hatırlamayı önemsiyor.<br />
İskender Bey Meydanı’na geldiğimizde artık Tiran’ın kalbine ulaştığımı hissediyorum. Meydanın genişliği ilk anda bir boşluk hissi yaratıyor; fakat bu boşluk aslında şehrin hafızasını taşıyan bir alan gibi. Çevresini saran yapılar farklı dönemlerin izlerini yan yana getirirken, insanların akışı bu geniş yüzeyi sürekli canlı tutuyor. Burada meydan yalnızca bir buluşma noktası değil; şehrin kendini hatırladığı yer gibi duruyor.<br />
1953 yılında inşa edilen Ulusal Opera ve Bale Tiyatrosu (Tiran), geniş merdivenleri ve önündeki açıklıkla hâlâ kentin önemli buluşma noktalarından biri. Gün ışığı cepheye vurdukça yapı, kimi zaman sert kimi zaman daha yumuşak bir yüz kazanıyor. Meydana doğru yürüdükçe mimari dil değişiyor; geçmişin ağırlığı yerini daha cesur çizgilere bırakıyor. Cam ve çelikten yükselen gökdelenler Tiran’ın dönüşümünü açıkça gösteriyor. Kare formların üst üste gelmesiyle oluşan ve “Tiran’ın Gözleri” olarak adlandırılan kuleler ise bu yeni dönemin en belirgin simgeleri gibi gökyüzüne uzanıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04.jpeg" alt="" width="1943" height="1763" class="alignnone size-full wp-image-234022" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04.jpeg 1943w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-300x272.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-1024x929.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-768x697.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-1536x1394.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-570x517.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-701x636.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/04-1067x968.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1943px) 100vw, 1943px" /></a></p>
<p>Arnavutluk yüksek sesle konuşmuyor; ama dinlemeyi bilenlere çok şey anlatıyor. Tarihiyle, doğasıyla ve insanlarının içtenliğiyle Balkanlar’da hâlâ keşfedilmeyi bekleyen bir hikâye gibi duruyor.<br />
Beni en çok etkileyen ve en sıra dışı yapı ise kuşkusuz İskender Bey Binası oluyor. Tiran Kayası olarak bilinen bu yapı, Arnavutluk’un ulusal kahramanı İskender Bey’in büstü şeklinde tasarlanmış. Figüratif bir heykeli andıran bina, dünyanın en yüksek yapıları arasında yer alıyor. İskender Bey Meydanı’nda yükselen bu ikonik yapı, kahramanın başını oluşturan kıvrımlı balkonlarıyla hem tarihi bir göndermede bulunuyor hem de kentin modern yüzünü simgeliyor.<br />
Tiran, adım attıkça değişen mimarisi, sanatı ve sürprizlerle dolu atmosferiyle gezginini sürekli şaşırtan bir şehir.<br />
En çok da Osmanlı döneminden günümüze ulaşan Ethem Bey Camii dikkatimi çekiyor. Renkli kalem işi nakışlarla süslü duvarlarına bakarken zaman sanki yavaşlıyor. Kitabesine göre 1238 yılında inşa edilmiş olması, bu yapının asırlardır aynı meydanda dimdik durduğunu bilmek insanda derin bir hayranlık uyandırıyor.<br />
Caminin hemen yanında yükselen Saat Kulesi, 1822 yılında Hacı Ethem Bey tarafından yaptırılmış. Yüzyıllardır yan yana duran bu iki yapı, modern Tiran’ın ortasında geçmişle kurulan en güçlü bağlardan biri gibi.<br />
Meydanda durup etrafı izlerken Tiran’ın tarihini sadece okumadığımı, onu gerçekten hissettiğimi fark ediyorum. Tam o sırada, üzerlerinde geleneksel kıyafetler bulunan genç bir kız ve bir delikanlı yanımıza yaklaşıyor; akşam yapılacak gösteri hakkında bilgi veriyorlar. Bu sıcak karşılaşmayı bir fotoğrafla ölümsüzleştiriyoruz.<br />
Meydandaki İskender Bey’in bronz heykeli, 1968 yılında, ölümünün 500. yıl dönümünde yapılmış. Heybetli duruşu, meydanın ruhunu adeta tamamlıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02.jpeg" alt="" width="1536" height="1353" class="alignnone size-full wp-image-234023" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-300x264.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-1024x902.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-768x677.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-570x502.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-701x617.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/02-1067x940.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Ulusal Tarih Müzesi’nin( Muzeu Historik Kombetar) cephesini kaplayan, yaklaşık 400 metrekarelik “Arnavutlar” mozaiği ise ülkenin yüzyıllar boyunca verdiği mücadeleyi tek bir kompozisyonda özetliyor.<br />
İskender Bey Meydanı’nda atılan her adım, Tiran’ın geçmişiyle bugünü arasında kurulan bu güçlü hikâyenin bir parçası gibi.<br />
Meydanın ortasındaki küçük ama capcanlı atlıkarınca masalsı bir hava yaratıyor. Hemen yanındaki yapıysa 1928 yılında Arnavutluk Krallığı’nın ilk parlamentosu olarak inşa edilmiş; bugün ise bir Çocuk Kukla Tiyatrosu olarak yaşamını sürdürüyor.<br />
Meydanın modern yüzünü temsil eden Alban Kulesi, beş farklı tonda Murano camla kaplı cephesiyle gün boyu ışığı yakalayıp yansıtıyor. Eskiyle yeninin yan yana durabildiği bu meydanın karakterini tamamlıyor.<br />
Meydandan çıkıp İbrahim Rugova Caddesi’ne yöneldiğimizde, Balkanlar’ın en büyük, Avrupa’nın üçüncü büyük Ortodoks katedrali olan İsa’nın Dirilişi Katedrali karşımıza çıkıyor. 2012 yılında tamamlanan yapı, 46 metrelik çan kulesiyle çevresindeki gökdelenlerle adeta yarışıyor. İçeri girdiğinizde ise kubbeyi kaplayan modern İsa freski ve ferah iç mekân, binanın etkileyiciliğini daha da artırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01.jpeg" alt="" width="1536" height="1798" class="alignnone size-full wp-image-234024" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-256x300.jpeg 256w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-875x1024.jpeg 875w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-768x899.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-1312x1536.jpeg 1312w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-570x667.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-701x821.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/05/01-1067x1249.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Tarih Kokan Şehir &#8211; Roma – 5. Bölüm</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-tarih-kokan-sehir-roma-5-bolum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Apr 2026 09:08:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[galeri]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[İtalya]]></category>
		<category><![CDATA[kilise]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[resim]]></category>
		<category><![CDATA[restorant]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sergi]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=233289</guid>

					<description><![CDATA[Tarih Kokan Şehir; Roma – 5. Bölüm Gerçeğin Ağzı La città che profuma di storia Roma’ya Veda Bu akşam, Roma’dan ayrılıyoruz. Şehri terk etmeden önce, son anlarımızı da dolu dolu yaşamak ve biraz daha içinde kaybolabilmek için yollara düşüyoruz. İlk durağımız, ihtişamı ve romantizmiyle ünlü Fontana di Trevi. Burada bir süre durup çevrenin tadını çıkarıyoruz, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih Kokan Şehir; Roma – 5. Bölüm<br />
Gerçeğin Ağzı<br />
La città che profuma di storia<br />
Roma’ya Veda</p>
<p>Bu akşam, Roma’dan ayrılıyoruz. Şehri terk etmeden önce, son anlarımızı da dolu dolu yaşamak ve biraz daha içinde kaybolabilmek için yollara düşüyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01.jpeg" alt="" width="1536" height="1354" class="alignnone size-full wp-image-233298" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01-300x264.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01-1024x903.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01-768x677.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01-570x502.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01-701x618.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/01-1067x941.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>İlk durağımız, ihtişamı ve romantizmiyle ünlü Fontana di Trevi. Burada bir süre durup çevrenin tadını çıkarıyoruz, ardından Via del Corso’ya uzanan Via delle Muratte üzerinde yürümeye başlıyoruz.<br />
Yol boyunca, Via del Governo’dan geçerken karşımıza çıkan kitapçılar, sanat galerileri ve resim ile kartpostal satıcıları bize eşlik ediyor; şehrin kültürel dokusunu adeta ellerimizle dokuyormuşuz gibi hissettiriyor. Derken, ünlü İtalyan ve uluslararası tasarımcıların mağazalarıyla dolu ana cadde Via del Corso’ya ulaşıyoruz; burada hem şehrin modern yüzünü hem de tarihsel atmosferini aynı anda deneyimliyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10.jpeg" alt="" width="1536" height="1399" class="alignnone size-full wp-image-233290" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10-300x273.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10-1024x933.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10-768x700.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10-570x519.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10-701x638.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/10-1067x972.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>1900’lü yılların başında Art Nouveau aktör Alberto Sordi’den alan Galleria Alberto Sordi’ye giriyoruz.<br />
Kemerli pasajın içinde dünya markalarının mağazaları, zarif kafeler ve özenle düzenlenmiş vitrinler yer alıyor. Mermer zeminler, sütunlar ve vitray süslemeli tavan, mekâna zamansız bir şıklık katıyor. Ortada, camekân içinde sergilenen beyaz çikolatadan yapılmış Kolezyum maketi ise sanat ile tatlının incelikli bir buluşması gibi duruyor.<br />
Bir kafeye oturup kahvemizi yudumlarken, çevremizi saran zarafet ve nostaljik güzellik arasında kayboluyoruz; Galleria Alberto Sordi, adeta hem göze hem de ruha hitap eden bir durak gibi.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05.jpeg" alt="" width="1536" height="1245" class="alignnone size-full wp-image-233291" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05-300x243.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05-1024x830.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05-768x623.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05-570x462.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05-701x568.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/05-1067x865.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Yolumuz, Fransa’ya adanmış kiliselerden biri olan Burgonyalı Aziz Claudius ve Andreas Katolik Kilisesi’nin önünden geçiyor. 18. yüzyılın ilk yarısında inşa edilmiş bu yapı, alışılmışın dışında mimarisiyle dikkat çekiyor ve sokakta yürürken bile fark edilmeden duramıyorsunuz.<br />
Ardından, 19. yüzyılın sonlarında yapılmış eklektik bir saray olan Palazzo Marignoli karşımıza çıkıyor. Koyu pembe cephesiyle hem görkemli hem de şehrin tarihî renk paletinin canlı bir örneği gibi duruyor.<br />
Daha da eski kökenlere sahip olan Sant’Andrea delle Fratte Bazilikası ve Palazzo del Bufalo alle Fratte, Via del Bufalo boyunca uzanarak sanki tüm sokağı kuşatıyor. Her adımda Roma’nın katmanlı tarihini hissediyor, geçmişin ve günümüzün iç içe geçtiği bu büyüleyici atmosferi soluyorsunuz.<br />
Piazza di Spagna’ya vardığımızda, kalabalığın içinde hangi yapıya bakacağımızı şaşırıyoruz. İnsanların telaşı, sokak müzisyenlerinin melodileri ve hafif rüzgâr, meydanın canlılığını artırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04.jpeg" alt="" width="1265" height="997" class="alignnone size-full wp-image-233292" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04.jpeg 1265w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04-300x236.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04-1024x807.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04-768x605.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04-570x449.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04-701x552.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/04-1067x841.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1265px) 100vw, 1265px" /></a></p>
<p>Yakındaki Meryem Ana’nın Günahsız Gebeliği Sütunu, 18. yüzyılda, antik bir Korint sütunun üzerine yerleştirilmiş bronz heykeliyle meydanın simgelerinden biri olarak yükseliyor. Çevredeki yapılar ise yüzyıllar boyunca değişen işlevleriyle Roma’nın dönüşümünü adeta taşlara kazımış gibi yansıtıyor.<br />
Ve nihayet, İspanyol Merdivenleri… Göz alabildiğine uzanan basamaklar, rengârenk çiçeklerle süslenmiş, etrafındaki tarihi binalarla mükemmel bir uyum içinde. Merdivenlerin tepesine baktığımızda, şehrin enerjisini ve tarihini aynı anda hissetmek mümkün oluyor; adeta Roma, veda edercesine büyülüyor bizleri.<br />
Trinità dei Monti Kilisesi’ni Piazza di Spagna’ya bağlayan bu basamaklar, 18. yüzyıldan bu yana şehrin en tanınmış simgelerinden biri olmuş. Pembe tonlarındaki açelyalarla süslenmiş merdivenler, kalabalığa rağmen etkileyici bir görsellik sunuyor.<br />
Aslında İspanya ile doğrudan bir ilgisi olmayan bu merdivenler, zamanla bulundukları meydanla özdeşleşmiş. Üstelik, Roman Holiday’de Audrey Hepburn ve Gregory Peck’in unutulmaz sahnesiyle hafızalara kazınmış.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09.jpeg" alt="" width="1903" height="1434" class="alignnone size-full wp-image-233293" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09.jpeg 1903w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09-300x226.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09-1024x772.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09-768x579.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09-1536x1157.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09-570x430.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09-701x528.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/09-1067x804.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1903px) 100vw, 1903px" /></a></p>
<p>Boş bir alan bulup fotoğraf çekmek için epey uğraşıyoruz; kalabalığın enerjisi, merdivenlerin renkleri ve çevredeki hareketlilik birleşince Roma’nın canlı ritmini hissetmek mümkün oluyor. Merdivenlerin hemen altında, yarı batmış bir gemi biçimindeki Batık Tekne Çeşmesi yer alıyor. Bernini ailesinin imzasını taşıyan bu Barok eser, Roma’nın teatral estetiğini ve tarih boyunca süregelen sanatsal ihtişamını yansıtan yapılardan biri.<br />
Buradan bir taksiyle Villa Borghese’ye geçiyoruz. Amacımız, 19. ve 20. yüzyıl ağırlıklı koleksiyonuyla ünlü Ulusal Modern ve Çağdaş Sanat Galerisi’ni ziyaret etmek. Ne yazık ki içeri giremiyoruz; biletlerin en az iki gün önceden internetten alınması gerekiyormuş. Gişeden bilet alma şansımız da olmayınca, kısa bir hayal kırıklığıyla parkın önünden ayrılıyoruz.<br />
Yine de gezimizi sürdürerek Tiber Nehri boyunca ilerliyoruz ve antik dönemde sığır pazarı olarak kullanılan Forum Boarium’a ulaşıyoruz. Burada, ziyaret edeceğimiz ilk durak Santa Maria in Cosmedin Bazilikası.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07.jpeg" alt="" width="1310" height="1105" class="alignnone size-full wp-image-233294" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07.jpeg 1310w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07-300x253.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07-1024x864.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07-768x648.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07-570x481.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07-701x591.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/07-1067x900.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1310px) 100vw, 1310px" /></a></p>
<p>Ancak asıl merakımız Gerçeğin Ağzı (Bocca della Verità). Uzun bir kuyruğa giriyoruz; sabırsızlıkla sıra beklerken, bazilikanın zarif Romanesk çan kulesi gökyüzüne doğru yükseliyor ve demir parmaklıkların ardında duran antik mermer maske ilk bakışta büyülüyor. İnsanların fotoğraf çektirmek için heyecanla sıraya girdiği bu tarihi eser, hem gizemli hem de eğlenceli bir durak olarak hafızamıza kazınıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06.jpeg" alt="" width="1536" height="1230" class="alignnone size-full wp-image-233295" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06-300x240.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06-1024x820.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06-768x615.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06-570x456.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06-701x561.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/06-1067x854.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Aslında bu ünlü maske, Cloaca Maxima kanalizasyon kapağı’ya ait süslü bir antik kanalizasyon kapağıymış. Sakallı yüz figürünün bir nehir tanrısını, Jüpiter’i ya da bir faunu simgelediği düşünülüyor. “Gerçeğin Ağzı (Bocca della Verità)” adı ise Orta Çağ’dan kalma bir efsaneye dayanıyor: Yalan söyleyenlerin elini ısırdığına inanılıyormuş. Biz de sıraya girip kendi şansımızı deniyoruz; hem heyecan hem de gülümseme iç içe geçmiş durumda.<br />
Sıra bize geldiğinde, maskenin soğuk mermeri ve hikâyesi insanı hem büyülüyor hem de eğlendiriyor. Ardından, bazilikanın içine giriyoruz. Kökeni 6. yüzyıla uzanan bu sade yapı, beklenmedik ölçüde mistik bir atmosfere sahip.<br />
Meydanda, yuvarlak planlı küçük Herkül Tapınağı duruyor. Volkanik bir taban üzerine oturan Korint sütunlarıyla, Roma’da ayakta kalan en eski mermer tapınaklardan biri.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08.jpeg" alt="" width="1470" height="1319" class="alignnone size-full wp-image-233296" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08.jpeg 1470w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08-300x269.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08-1024x919.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08-768x689.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08-570x511.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08-701x629.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/08-1067x957.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1470px) 100vw, 1470px" /></a></p>
<p>Günü, Hedera Restoran’da İtalyan mutfağının son lezzetlerini tadarak noktalıyoruz. Otelimize yakın Hanna’s Restoran’da bir şeyler içtikten sonra havaalanına doğru yola çıkıyoruz.<br />
Roma, tarihin içinde yaşadığımız bir şehir. Geçmişi yalnızca görmediğimiz, hissettiğimiz bir yer..<br />
Bir zamanlar dünyaya hükmetmiş bir imparatorluğun izleri, hâlâ bizlerle… Hem büyülenmiş hem de hafif hüzünlü bir sessizlikle, Roma’ya veda ediyoruz. </p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02.jpeg" alt="" width="1749" height="1408" class="alignnone size-full wp-image-233297" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02.jpeg 1749w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02-300x242.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02-1024x824.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02-768x618.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02-1536x1237.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02-570x459.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02-701x564.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/04/02-1067x859.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1749px) 100vw, 1749px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Tarih Kokan Şehir &#8211; Roma &#8211; 4.Bölüm</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-tarih-kokan-sehir-roma-4-bolum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2026 08:57:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[pizza]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[yapı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=232398</guid>

					<description><![CDATA[Panteon, Roma Forumu La città che profuma di storia Sabah saat 8.00’de Piazza della Rotonda’ya vardığımızda, güzel bir kahvaltı yapmaya karar verdik. 1952 yılında kurulmuş olan Di Rienzo’nin açık havadaki masalarından birine oturduk. Pantheon’un nefes kesen manzarası eşliğinde, taze kahve ve leziz yiyeceklerle dolu keyifli bir sabahın tadını çıkardık. İşlerine gitmeden önce uğrayan zarif İtalyan [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Panteon, Roma Forumu<br />
La città che profuma di storia<br />
Sabah saat 8.00’de Piazza della Rotonda’ya vardığımızda, güzel bir kahvaltı yapmaya karar verdik. 1952 yılında kurulmuş olan Di Rienzo’nin açık havadaki masalarından birine oturduk. Pantheon’un nefes kesen manzarası eşliğinde, taze kahve ve leziz yiyeceklerle dolu keyifli bir sabahın tadını çıkardık.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6.jpeg" alt="" width="1656" height="1204" class="alignnone size-full wp-image-232400" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6.jpeg 1656w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6-300x218.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6-1024x745.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6-768x558.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6-1536x1117.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6-570x414.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6-701x510.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/01-6-1067x776.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1656px) 100vw, 1656px" /></a></p>
<p>İşlerine gitmeden önce uğrayan zarif İtalyan hanımlar ve takım elbiseli şık beyler, mekânın canlı ve sofistike atmosferini daha da güzelleştirdi.<br />
Dikdörtgen meydanda, tapınağa yakın bir noktada yer alan Panteon Çeşmesi (Fontana del Pantheon), 1575 yılında Papa XIII. Gregory tarafından yaptırılmış. Ünlü mimar Giacomo Della Porta tarafından tasarlanan çeşmenin mermerleri ise heykeltıraş Leonardo Sormani’nin eseridir. Rönesans Roma’sında inşa edilen ilk çeşmelerden biri olma özelliğini taşıyor.<br />
Çeşmenin ortasına daha sonradan eklenen karmaşık heykel kaidesi üzerinde, II. Ramses’in merkezi dikilitaşı yükseliyor. Yunus heykellerinin ağzından fışkıran su, meydanda dolaşanlara huzur veren bir ritim oluşturuyor.<br />
Evet, artık Antik Roma’nın en iyi korunmuş yapılarından biri, başyapıt Panteon’u gezme vakti… Önceden aldığımız biletlerde giriş saati 9.30 yazıyordu, ancak kapıda küçük bir karışıklık çıktı. Rehberler ile görevliler bir türlü anlaşamayınca, biz de tartışmanın bitmesini beklemek zorunda kaldık.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5.jpeg" alt="" width="1536" height="1263" class="alignnone size-full wp-image-232401" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5-300x247.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5-1024x842.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5-768x632.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5-570x469.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5-701x576.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/04-5-1067x877.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Panteon’u diğer tapınaklardan ayıran en önemli özellik, tek bir tanrıya değil, tüm tanrılara adanmış bir ruhani yapı olması. 7. yüzyılda kiliseye dönüştürülmüş ve o zamandan beri kesintisiz olarak hizmet vermeye devam etmiş. Tapınağın ilk versiyonu, Augustus döneminde, MÖ 25–27 yılları arasında inşa edilmiş; tabii o zamanlar bugünkü görkeminden çok uzaktı.<br />
Bugün gördüğümüz yapı ise Hadrian tarafından MS 126 civarında tamamlanmış. Etrafını çevreleyen, koruma altına alınmış ve büyük kısmı yıkılmış antik duvar kalıntıları, eserin ne kadar eski ve değerli olduğunu gözler önüne seriyor.<br />
Yapı üç ana bölümden oluşuyor: Meydana bakan giriş portikosu, kubbeyle örtülü silindirik ana kütle ve en arkadaki bölüm. İçeri girmeden önce portikonun ön cephesinde yer alan üçgen alınlık hemen dikkat çekiyor: “LUCIUS’UN OĞLU MARCUS AGRIPPA BUNU 3. KONSÜLLÜĞÜ ZAMANINDA YAPTI.” Bu yazıt, önceki tapınağı yaptıranın adı ve yapım tarihini bizlere aktarıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4.jpeg" alt="" width="1536" height="1194" class="alignnone size-full wp-image-232402" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4-300x233.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4-1024x796.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4-768x597.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4-570x443.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4-701x545.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/05-4-1067x829.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Girişte, Korint düzeninde 16 devasa sütun karşılıyor bizi; her biri 60 ton ağırlığında, 11,8 metre yüksekliğinde ve 1,5 metre çapında, Mısır’dan özel olarak getirilmiş. Bu sütunlar, burada gerçekten bir tapınakta olduğumuzu ilk anda hissettiriyor.<br />
Oldukça büyük ve görkemli bronz kapıdan içeri adım attığımızda, dışardaki eski yapı ile tamamen zıt, renkli ve bambaşka bir ortamla karşılaşıyoruz. İşte o an başımızı kaldırıp kubbeye baktığımızda, Panteon’un neden mimarlık tarihinin en önemli yapılarından biri olduğunu bir kez daha anlıyoruz.<br />
Burası bugün hâlâ Basilica di Santa Maria ad Martyres olarak hizmet veriyor. Pantheon, Roma’da patrikliğe ait kiliseler dışında, papazlar meclisinin toplandığı tek kilise olma özelliğini de koruyor.<br />
Çapı 43,3 metre olan, dünyanın en büyük takviyesiz beton kubbesi, gökyüzüne açılan 9 metre çapındaki dairesel açıklığı —Oculus yani “göz deliği”— ile tam bir mühendislik harikası olarak kabul ediliyor. Güneş ışığı bu açıklıktan süzülerek içeri giriyor ve tüm mekânı bir ışık huzmesiyle dolduruyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3.jpeg" alt="" width="1536" height="1263" class="alignnone size-full wp-image-232403" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3-300x247.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3-1024x842.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3-768x632.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3-570x469.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3-701x576.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/06-3-1067x877.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Devasa kubbenin çapı ile yerden yüksekliği hemen hemen aynı; öyle ki kubbenin simetriği altına tam bir küre yerleştirilse, küre mekânın içine tam olarak sığacak biçimde tasarlanmış.<br />
İçerideki duvarlar, kubbenin başlangıç hizasına kadar uzanan nişler ve geometrik desenli mermer döşemelerle tamamen kaplanmış. Nişlerin bazılarında, İtalya tarihinin önemli isimlerinin mezarları bulunuyor. Rönesans’ın ünlü sanatçısı Rafaello Sanzio, I. Umberto ve İtalya’nın ilk kralı II. Vittorio Emanuele’nin mezarları özellikle dikkat çekiyor.<br />
Panteon aynı zamanda Hristiyan azizlerine adanmış çeşitli sunak ve şapellere de ev sahipliği yapıyor; resimler, heykeller ve detaylı süslemelerle her köşesi ayrı bir sanat eseri gibi.<br />
Panteon’dan çıktıktan sonra, başka bir şaheseri keşfetmeye gidiyoruz: Sant&#8217;Ignazio Katolik Kilisesi. 17. yüzyılda inşa edilmiş bu kilise, Barok mimarinin en zarif örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.<br />
Kubbesi olmayan kilise, özellikle tavan süslemeleriyle ziyaretçilere kubbe hissi veriyor. Freskler ve resimler, gökyüzüne açılan pencere gibi görünerek mekâna adeta ilahi bir derinlik katıyor. Renkler öylesine canlı ve uçuk ki, içeride dururken kendinizi neredeyse cennetteymiş gibi hissediyorsunuz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2.jpeg" alt="" width="1536" height="1206" class="alignnone size-full wp-image-232405" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2-300x236.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2-1024x804.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2-768x603.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2-570x448.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2-701x550.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/07-2-1067x838.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Girişte bulunan ayna sayesinde, küçük bir ücret karşılığında tavanın detaylarını daha yakından incelemek mümkün; perspektif hilesi ile tavanın sanki gözlerinizin önünde yükseldiğini görmek gerçekten büyüleyici.<br />
Panteon’dan çıktıktan sonra, başka bir şaheseri keşfetmeye gidiyoruz: Sant&#8217;Ignazio Katolik Kilisesi. 17. yüzyılda inşa edilmiş bu kilise, Barok mimarinin en zarif örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.<br />
Kubbesi olmayan kilise, özellikle tavan süslemeleriyle ziyaretçilere kubbe hissi veriyor. Freskler ve resimler, gökyüzüne açılan pencere gibi görünerek mekâna adeta ilahi bir derinlik katıyor. Renkler öylesine canlı ve uçuk ki, içeride dururken kendinizi neredeyse cennetteymiş gibi hissediyorsunuz.<br />
Girişte bulunan ayna sayesinde, küçük bir ücret karşılığında tavanın detaylarını daha yakından incelemek mümkün; perspektif hilesi ile tavanın sanki gözlerinizin önünde yükseldiğini görmek gerçekten büyüleyici.<br />
Artık bir şeyler yemek vakti geldi diyerek Vivi Piazza Venezia’ya giriyoruz. Mekân oldukça sıra dışı; organik ürünlerin kullanıldığı, mavi tonların serpiştirildiği hoş ve ferah bir ortam sunuyor. Lezzetli bir öğün sonrası, tekrar yürüyüşe geçip Roma Forumu’na doğru ilerliyoruz. Aslında Kolezyum ve Roma Forumunu aynı gün gezmeyi planlamıştık, ama detayların çokluğu nedeniyle ikisine de yeterli zaman ayırmak gerekiyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2.jpeg" alt="" width="1664" height="1297" class="alignnone size-full wp-image-232406" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2.jpeg 1664w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2-300x234.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2-1024x798.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2-768x599.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2-1536x1197.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2-570x444.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2-701x546.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/08-2-1067x832.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1664px) 100vw, 1664px" /></a></p>
<p>Antik Roma’da halk kutlamaları, seçimler, dini ritüeller, mahkemeler, alışveriş, borsa ve oyunlar gibi günlük yaşamın tüm etkinlikleri, Roma Forumu’nda gerçekleşiyordu. Forum, Palatino Tepesi’nin hemen altında, MÖ 7. yüzyıldan MS 608 yılına kadar inşa edilmiş; Antik Roma’nın siyasi ve dini kültür merkezi olarak işlev görüyormuş.<br />
Roma’nın kökleri, ilk yerleşim yeri olan Palatino Tepesi ile Forum arasındaki yaklaşık 40 metrelik gizli geçit aracılığıyla birbirine bağlanıyor. Palatino’daki saraylarında yaşayan İmparatorlar, bu tepe altındaki rampayı kullanarak güvenle Forum’a ulaşabiliyormuş.<br />
Girişte herhangi bir sorun yaşamadan içeri girdik ve küçük bir kafeteryada biraz dinlendik. Ne var ki, tek bir tuvaletin olması uzun kuyruklara neden olmuş; bu kadar büyük bir arkeolojik alanda yeterli olmaması şaşırtıcı değil.<br />
Tahta yürüyüş yollarından, zaman zaman patikalardan geçerek ilerliyoruz. Çoğunluğu otlarla kaplı arazide ulu ağaçlara da rastlamak mümkün. Bir zamanlar dünyaya hâkim olan bir imparatorluğun yaşam alanlarında dolaşmak, Sacra Via (Kutsal Yol) üzerinde yürümek insana bambaşka duygular yaşatıyor.<br />
Roma Forumu’nun en eski tapınağı olan Satürn Tapınağı’nın sütunları özellikle muhteşem gözüküyor. Arkeolojik kalıntılar arasında neler yok ki: Regia (Kralın evi) Vesta Tapınağı (Tanrıça Vesta’nın kutsal bakire rahibelerinin yaşadığı tapınak) Rostra (Hatiplerin meydanlarda konuşma yaptığı kürsüler) Tabularium (Bronz levhalardan oluşan senet ve kontratların saklandığı yer) Septimius Severus Kemeri ve Titus Kemeri Antoninus ve Faustina Tapınağı<br />
Maxentius Bazilikası Sezar Forumu ve Venus Genetrix Tapınağı Divus Julius Tapınağı (Sezar’ın mezarı olduğu söylenen tapınak) Sunak kalıntılarının altında ve toprak yığınlarının arasında çiçekler açmış, dilek paraları bırakılmış… Her adımda tarih ve insanların bıraktığı izler iç içe geçmiş, Roma’nın büyüsünü hissettiriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5.jpeg" alt="" width="1820" height="1365" class="alignnone size-full wp-image-232408" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5.jpeg 1820w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5-300x225.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5-1024x768.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5-768x576.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5-1536x1152.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5-570x428.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5-701x526.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/03/02-5-1067x800.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1820px) 100vw, 1820px" /></a></p>
<p>Akşam, Otel Forum Roma’nın çatı terasında, Roma manzarası eşliğinde muhteşem bir yemek ile evlilik yıldönümümüzü kutladık. Gece ışıklandırılmış Roma Forumu adeta bambaşka bir büyüye bürünmüş, taşların ve sütunların silueti ışıkla daha da etkileyici hale gelmişti.<br />
O sırada genç bir Türk çiftle yaptığımız keyifli sohbet, akşamı daha da özel ve unutulmaz kıldı. Hem şehir hem de kendi küçük kutlamamız bir araya gelmiş, Roma gecesini eşsiz bir hatıraya dönüştürmüştü.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
