<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>kemençe &#8211; Belgot&uuml;rk Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://belgoturk.tv/tag/kemence/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://belgoturk.tv</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 22 Oct 2026 20:33:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.1</generator>
	<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Bakü 2026 – Son Gün</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-baku-2026-son-gun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2026 20:33:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Bakü]]></category>
		<category><![CDATA[balaban]]></category>
		<category><![CDATA[biblo]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[gaval]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[halı]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kemençe]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[saz]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tar]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[tatilci]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236954</guid>

					<description><![CDATA[Bakü 2026 – Son Gün Azerbaycan’da geçireceğimiz son günü de en iyi şekilde değerlendirmek için, kaldığımız süre boyunca defalarca önünden geçtiğimiz Haydar Aliyev Kültür Merkezi’ni ziyaret etmeye karar veriyoruz. Otelden çıkar çıkmaz, hemen yan sokakta Dağ Yahudileri Sinagogu dikkatimizi çekiyor. Dışarıdan sade görünen bu ibadethane, Bakü’de uzun yıllardır yaşayan bir topluluğun izini taşıyor. Dağ Yahudilerinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bakü<br />
2026 – Son Gün<br />
Azerbaycan’da geçireceğimiz son günü de en iyi şekilde değerlendirmek için, kaldığımız süre boyunca defalarca önünden geçtiğimiz Haydar Aliyev Kültür Merkezi’ni ziyaret etmeye karar veriyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10.jpeg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236956" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10.jpeg" alt="" width="1500" height="1271" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10.jpeg 1500w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10-300x254.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10-1024x868.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10-768x651.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10-570x483.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10-701x594.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10-1067x904.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1500px) 100vw, 1500px" /></a></p>
<p>Otelden çıkar çıkmaz, hemen yan sokakta Dağ Yahudileri Sinagogu dikkatimizi çekiyor. Dışarıdan sade görünen bu ibadethane, Bakü’de uzun yıllardır yaşayan bir topluluğun izini taşıyor. Dağ Yahudilerinin Azerbaycan’daki en önemli yerleşimlerinden biri, Kuba yakınlarındaki Kırmızı Kasaba. Bugün Bakü’de de canlı bir cemaat yaşamını sürdürüyor; bu küçük sinagog ise onların şehirdeki varlığının sessiz tanıklarından biri.<br />
Dağ Yahudileri, Kafkasya’da yüzyıllardır yaşayan, kendilerine özgü geleneklerini ve Cuhuri adı verilen dillerini koruyan bir topluluk. Bakü’deki cemaatin sinagog geleneği 1945 yılına kadar uzanıyor. Eski ibadet yerinin yetersiz kalmasının ardından inşa edilen bugünkü sinagog ise 2011 yılında ibadete açılmış.<br />
Bir süre önünde durup çevremize bakıyoruz. Birkaç adım ötede Bakü’nün günlük hayatı bütün canlılığıyla akarken, burada bambaşka bir geçmişin izleri hissediliyor. O an anlıyorum ki Azerbaycan’ın tarihi yalnızca saraylarda ve surlarda değil, yüzyıllardır aynı şehirde yaşayan insanların hayatlarında da saklı.<br />
Bu düşüncelerle yolumuza devam ediyoruz. Eski mahallelerin arasından ilerlerken uzakta karların içinden yükselen bembeyaz bir yapı beliriyor. Yoğun kar yağıyor; sert rüzgâr yüzümüze çarpıyor. Bakü’nün neden “Rüzgârlar Şehri” diye anıldığını o gün iliklerimize kadar hissediyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07.jpeg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236957" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07.jpeg" alt="" width="1414" height="1244" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07.jpeg 1414w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07-300x264.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07-1024x901.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07-768x676.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07-570x501.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07-701x617.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07-1067x939.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1414px) 100vw, 1414px" /></a></p>
<p>Karların arasında yükselen Haydar Aliyev Kültür Merkezi’ne yaklaştıkça yapının sıra dışı biçimi daha da belirginleşiyor. Keskin köşeler ve ağır duvarlar yerine birbirine akarak bağlanan beyaz yüzeyler, dalga gibi yükselip alçalan kıvrımlar ve kesintisiz çizgiler gözümüzün önünde uzanıyor. Sanki yapı, bulunduğu zeminden kopmadan hareket ediyor. Bu akışkan mimarinin, dünyaca ünlü mimar ZahaHadid’in tasarımı olduğunu biliyoruz.<br />
Yapıya bakarken birkaç yıl önce Beyrut’ta yaşadığımız bir anı da zihnimde canlanıyor. Beyrut Çarşılarında dolaşırken yine onun tasarladığı, o günlerde henüz tamamlanmamış bir yapının önünden geçmiş, daha sonra 2020’deki büyük patlamanın ardından çıkan yangında zarar gördüğünü öğrenmiştik. Şimdi Bakü’de aynı mimarın imzasıyla yeniden karşılaşmak, iki farklı yolculuğu sessizce birbirine bağlıyor.<br />
Kültür Merkezi’ne yaklaşırken meydandaki ayı, köpek ve tavşan heykelleri bizi daha kapıya varmadan durduruyor. Özellikle bankta oturan ayı, sanki birazdan başını çevirip bize bakacakmış kadar gerçek görünüyor. Köpeğin rahat tavrı ve tavşanın sevimli duruşu derken kendimizi farkında olmadan gülümserken buluyoruz.<br />
Biraz daha yaklaşınca bunların Avustralyalı sanatçılar Gillie ve MarcSchattner’ın eserleri olduğunu öğreniyoruz. İnsanla hayvanı aynı bedende buluşturan bu figürler, ilk bakışta eğlenceli görünse de aslında vahşi yaşamın korunmasına dikkat çekiyor. Çevredeki hazırlıklardan, “Vahşi Yaşamın Süper Kahramanları” sergisinin o akşam açılacağını da öğreniyoruz. Açılıştan birkaç saat önce bu eserlerle karşılaşmamız, gezimizin hoş sürprizlerinden biri oluyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06.jpeg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236959" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06.jpeg" alt="" width="1805" height="1337" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06.jpeg 1805w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06-300x222.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06-1024x758.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06-768x569.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06-1536x1138.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06-570x422.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06-701x519.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06-1067x790.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1805px) 100vw, 1805px" /></a></p>
<p>Kapıdan içeri girer girmez geniş, aydınlık ve sakin bir atmosfer bizi karşılıyor. Daha girişte Daniel Wurtzel’in “Hava Çeşmesi – Kelağayıların Dansı” adlı enstalasyonu bütün dikkatimizi çekiyor. Azerbaycan’ın geleneksel ipek başörtüsü olan kelağayılar, bayrağın mavi, kırmızı ve yeşil renklerinde üç büyük kumaş olarak görünmeyen hava akımlarıyla havada süzülüyor. Bazen bir dalgayı, bazen bir alevi, bazen de özgürce uçan kuşları andırıyorlar.<br />
Kumaşların birbirine yaklaşması, sonra yeniden ayrılması esere sürekli değişen bir hareket kazandırıyor. Uzun süre karşısında durup yalnızca bu dönüşümü izliyoruz. Beni en çok etkileyen şey ise gözle görülmeyen havanın, sanat aracılığıyla görünür hâle gelmesi oluyor.<br />
Koridorlarda ilerledikçe yapının içini daha yakından tanıyoruz. Betonarme taşıyıcı sistem ile uzay kafes strüktürün birlikte kullanılması sayesinde içeride geniş ve kesintisiz mekânlar oluşturulmuş. Yüksek tavanlardan süzülen doğal ışık, beyaz yüzeylerde yumuşak bir aydınlık yaratıyor. Dışarıdan tek parça gibi görünen binanın içinde dolaşırken, mimarinin her salonda aynı akıcılığı koruduğunu hissediyoruz.<br />
İlk salonda bizi dev bir çilek karşılıyor. Siyah kaide üzerindeki “StrawberrySeduction”, canlı kırmızısı ve gerçeğe yakın görünümüyle istemsizce gülümsetiyor. Hemen ardından LorenzoQuinn’in “My Heart’sYours” adlı eseri çıkıyor karşımıza. Cam ellerin arasında taşınan kalp, az önceki neşeli çileğin ardından daha dingin bir duygu bırakıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236960" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09.jpeg" alt="" width="1502" height="1212" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09.jpeg 1502w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09-300x242.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09-1024x826.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09-768x620.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09-570x460.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09-701x566.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09-1067x861.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1502px) 100vw, 1502px" /></a></p>
<p>Biraz ileride Haydar Aliyev’e ait zırhlı makam aracını görüyoruz. Çağdaş sanat eserlerinin arasında duran bu otomobil, bizi bir anda yakın tarihe götürüyor. Aynı salonda hem günümüz sanatı hem de devlet tarihine ait bir objenin yan yana durması oldukça ilginç geliyor.<br />
Derken bütün dikkatimizi devasa bir heykel üzerine topluyoruz. Nijeryalı sanatçı DotunPopoola’nın “David” adlı çalışması, hurda metal parçalarının bir araya gelmesiyle oluşturulmuş anıtsal bir eser.<br />
Yanına yaklaştığımızda önce boyutunun şaşkınlığını yaşıyoruz; ardından yüzeyindeki eski zincirleri, dişlileri, metal plakaları ve farklı parçaları tek tek incelemeye başlıyoruz. Bir zamanlar işe yaramaz görülen bu malzemelerin böylesine güçlü bir bütüne dönüşmesi, heykele bakışımızı değiştiriyor.<br />
“David”, Aralık 2024’te açılan “Yeniden Doğmuş Güzellik (ReclaimedBeauty)” sergisinin en dikkat çekici eserlerinden biriymiş. Sergide yaklaşık otuz çalışma yer almış ve geri dönüştürülmüş malzemelerin sanata dönüşümünü konu almış.<br />
Heykelden ayrılırken aklımda kalan yalnızca büyüklüğü değil; eski metal parçalarının yeni bir hayat kazanmış olması oluyor.<br />
Salondaki bir sonraki eser ise bambaşka bir dünyaya açılıyor. Rengârenk, benekli ve dev başlı çiçekler hemen dikkatimizi çekiyor. Bunlar Japon sanatçı YayoiKusama’nın “TheFlowersThatBlossomTomorrow” adlı çalışması.</p>
<p>Eser, 2015 yılından beri merkezin kalıcı koleksiyonunda sergileniyor. Kusama’nın ayırt edici benekleri, çiçeklerin yüzeyinde ritmik bir düzen oluşturuyor. Önlerinde durup renklerin oluşturduğu canlı dünyayı sessizce izliyoruz.<br />
Kusama’nın ardından bronz bir kadın figürü karşılıyor bizi. Belaruslu heykeltıraş AndreyOstashov’un eseri, siyah kaide üzerinde son derece sakin bir duruş sergiliyor. Sanatçının bronz ve taş çalışmalarında Doğu ile Batı mitolojisini buluşturduğunu öğreniyoruz. Az önce metalin sertliği ve Kusama’nın renkleri arasında dolaşırken, şimdi bronzun dinginliğiyle bambaşka bir duyguya geçiyoruz.<br />
Bir süre daha salonlarda dolaşıyoruz. Kimi eserlerin önünde uzun uzun duruyor, kimilerinin yanından geçtikten sonra merak edip yeniden geri dönüyoruz. Haydar Aliyev Kültür Merkezi’nin yalnızca mimarisiyle değil, farklı coğrafyalardan sanatçıları aynı çatı altında buluşturmasıyla da etkileyici bir yer olduğunu hissediyoruz.<br />
Bir başka bölümde “Mini Azerbaycan” bizi karşılıyor. Azerbaycan’ın farklı şehirlerinden seçilmiş 45 mimari yapının ölçekli modelleri aynı salonda bir araya getirilmiş. Kız Kulesi, Mümine Hatun Türbesi, İsmailiye Sarayı ve modern mimarinin önemli örnekleri yan yana duruyor.<br />
Modeller arasında dolaşırken bazıları bize tanıdık geliyor; Şeki’de, İçerişehir’de ve Bakü sokaklarında gördüğümüz yapıları yeniden keşfediyoruz. Bazıları ise henüz gitmediğimiz şehirler için içimizde merak uyandırıyor. Küçük ölçekte başlayan bu yolculuk, sanki gelecekte çıkacağımız yeni Azerbaycan gezilerinin de habercisi oluyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236962" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05.jpeg" alt="" width="1314" height="1114" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05.jpeg 1314w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05-300x254.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05-1024x868.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05-768x651.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05-570x483.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05-701x594.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05-1067x905.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1314px) 100vw, 1314px" /></a></p>
<p>Mini Azerbaycan’dan ayrılırken, biraz önce baktığımız maketlerin zihnimizde gerçek şehirlere dönüştüğünü hissediyoruz. Daha yolculuğumuz bitmeden, yeniden gelme isteği usulca içimize yerleşiyor.<br />
Üst kata çıktığımızda, dünyaca tanınan Amerikalı heykeltıraş CaroleFeuerman’ınhipergerçekçi heykellerinin yer aldığı sergiyle karşılaşıyoruz. Daha ilk anda, insan bedenini bu kadar gerçekçi biçimde yansıtan çalışmalar karşısında şaşırıyoruz.<br />
“Suda Yeniden Doğanlar” (RebornintotheWater) başlığı altında bir araya getirilen eserlerde su ve insan bedeni arasındaki ilişki öne çıkıyor. Feuerman özellikle yüzücü ve hareket hâlindeki insan figürleriyle tanınıyor. Reçine, boyanmış bronz ve paslanmaz çelik gibi farklı malzemeler kullandığı heykellerinde teni, su damlalarını ve bedenin ayrıntılarını gerçeğe çok yakın biçimde yansıtıyor. Sergi, sanatçının 1970’lerden günümüze uzanan üretiminden örnekleri bir araya getiriyor.<br />
Figürlerin yüzlerine, tenlerine ve üzerlerindeki su damlalarına yaklaştıkça, bir an için karşımızda gerçek insanlar varmış duygusuna kapılıyoruz. Heykellerin hareketsizliği ile taşıdıkları canlılık arasındaki karşıtlık beni özellikle etkiliyor. Tek kelimeyle: Olağanüstü.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236964" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04.jpeg" alt="" width="1664" height="1360" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04.jpeg 1664w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04-300x245.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04-1024x837.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04-768x628.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04-1536x1255.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04-570x466.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04-701x573.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04-1067x872.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1664px) 100vw, 1664px" /></a></p>
<p>Geleneksel müzik aletlerine ayrılmış bölüme geçiyoruz. Burada Azerbaycan müzik kültürünün önemli çalgıları tanıtılıyor. Tar, kemençe, saz, balaban, gaval ve nağara gibi enstrümanların yanı sıra farklı ülkelerin müzik geleneklerine ait çalgılar da sergileniyor. Vitrinlerdeki örneklere bakarken, her çalgının yalnızca biçimiyle değil, ait olduğu müzik geleneğiyle de ayrı bir hikâye taşıdığını fark ediyoruz.<br />
Azerbaycan müziğinde önemli bir yere sahip olan mugam da bu bölümde karşımıza çıkıyor. Tar ve kemençe icralarının yanı sıra mugam sanatçılarının performanslarından görüntüler sunuluyor. Bazı düzeneklerde çalgıların seslerini dinleyebilmemiz, onları yalnızca vitrinde duran nesneler olmaktan çıkarıyor. Böylece gördüğümüz çalgının nasıl ses verdiğini ve müzik içindeki yerini de anlamaya çalışıyoruz.<br />
Serginin dikkat çekici parçalarından biri Gavaldash. Gobustan Milli Tarihi-Sanatsal Koruma Alanı’nda daha önce gördüğümüz bu taş, üzerine vurulduğunda farklı tonda sesler çıkaran doğal bir çalgı örneği olarak karşımıza çıkıyor. Gobustan’daki kaya sanatını düşündüğümüzde, onu burada yeniden görmek geçmişte yaşadığımız o günü zihnimizde canlandırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236965" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11.jpeg" alt="" width="1536" height="1638" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11-281x300.jpeg 281w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11-960x1024.jpeg 960w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11-768x819.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11-1440x1536.jpeg 1440w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11-570x608.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11-701x748.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11-1067x1138.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Azerbaycan müzik tarihinin önemli isimlerinden Üzeyir Hacıbeyli’nin adı da bu bölümde karşımıza çıkıyor. Besteci, eğitimci ve müzik alanında öncü bir isim olarak tanınan Hacıbeyli’nin çalışmalarını hatırlarken, Azerbaycan müziğinin yalnızca geleneksel çalgılardan değil, bu geleneği geliştiren sanatçılardan da oluştuğunu düşünüyoruz.<br />
Kemençenin bulunduğu bölüme geldiğimde, bu yaylı çalgının zarif yapısı dikkatimi çekiyor. Tarla birlikte mugam icrasında önemli bir yere sahip olduğunu öğreniyorum. Sesini de dinleyebilmek, onu yalnızca vitrinde duran eski bir çalgı olmaktan çıkarıyor; nasıl yaşadığını, nasıl konuştuğunu da hissettiriyor.<br />
Buradan “İlmiklerin Raksı” bölümüne adım attığımda ise bambaşka bir dünyanın içine giriyorum. Sanki Şeki Han Sarayı’nın zarif iç mekânına yeniden dönmüş gibiyim. Alan küçük ama her köşesi özenle düzenlenmiş. Halı ve kilimlerdeki renkler, desenler ve ince işçilik gözlerimin önünde canlanıyor.<br />
Bu bölümde Şeki Han Sarayı’nın yanı sıra Şekihanovların evi, şebeke sanatındaki desenler, doğa motifleri, bitki ve hayvan dünyası, tekellidüz işlemeleri ve zarif takılardan esinlenen çalışmalarla karşılaşıyoruz. Şeki’de gördüğümüz ayrıntıların burada halı, tekstil ve süsleme sanatına dönüşmüş olması hoşuma gidiyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236966" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13.jpeg" alt="" width="1545" height="1298" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13.jpeg 1545w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13-300x252.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13-1024x860.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13-768x645.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13-1536x1290.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13-570x479.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13-701x589.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13-1067x896.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1545px) 100vw, 1545px" /></a></p>
<p>Müziğin seslerinden sonra şimdi ilmiklerin ve renklerin dünyasındayız. Biraz önce duyduğumuz ezgiler yerini halıların sessiz anlatımına bırakıyor. Her motifin ve rengin başka bir hikâye taşıdığı bu bölümde, Azerbaycan kültürünün farklı bir yüzüyle karşılaşıyorum. Şeki Han Sarayı’nda hayran kaldığım zarif ayrıntıların burada başka biçimlerde yeniden karşıma çıkması, bu bölümü benim için daha da özel kılıyor.<br />
Duvarlarda sergilenen motifler ve renkler, Azerbaycan’ın köklü halı geleneğini gözler önüne seriyor. Her ilmikte sabırla sürdürülen bir emeğin izlerini görüyorum. Özellikle bahçe temalı halılara yaklaştığımda uzun süre önlerinden ayrılamıyorum. İnce işçiliği ve canlı renkleriyle her biri, sanki kendi hikâyesini anlatıyor.<br />
Buradan çıkarken yalnızca bir bölümü gezmiş olmaktan çok, Azerbaycan kültürünün zarif ve renkli dünyasında kısa bir yolculuk yapmış gibi hissediyorum. Halıların sessiz anlatımı bir süre daha zihnimde kalıyor.<br />
“Kukla Sanatında” bölümüne geçtiğimizde ise atmosfer bir anda değişiyor. Bu kez gözlerimiz renkler, farklı dokular ve birbirinden ilginç figürler arasında dolaşıyor. Sergilenen sanat kuklalarının ayrıntıları o kadar özenli ki, bir an için onlara dokunabilseydim yüzeylerini ve kullanılan malzemelerin farklılığını hissetmek isterdim. Bazı figürler, duruşları ve ince ayrıntılarıyla sanki birazdan hareket edecekmiş gibi canlı görünüyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236968" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14.jpeg" alt="" width="1536" height="1809" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14-255x300.jpeg 255w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14-869x1024.jpeg 869w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14-768x905.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14-1304x1536.jpeg 1304w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14-570x671.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14-701x826.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14-1067x1257.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Buradaki kuklalar, geleneksel el işçiliği ile çağdaş sanat anlayışının buluştuğu örnekler olarak karşımıza çıkıyor. Farklı ülkelerden sanatçıların hazırladığı kuklalar; giyim tarihi, mizahi karakterler, bayram figürleri, İçerişehir sakinleri, masal kahramanları ve ahşap kuklalar gibi çeşitli temalar altında bir araya getiriliyor. Çini, kâğıt, plastik, ahşap ve kumaş gibi farklı malzemelerin kullanıldığı örneklerin yanında çağdaş teknolojilerle hazırlanmış kuklalar da bulunuyor.<br />
Figürlerin karşısında dolaşırken yalnızca biçimlerine değil, onları ortaya çıkaran el emeğine de dikkat kesiliyorum. Kimi yüz ifadeleriyle, kimi giysilerinin ayrıntılarıyla, kimi de kullandığı malzemeyle beni durduruyor. Her birinin ardında uzun bir uğraş ve ince bir işçilik olduğunu düşünmek, gördüklerimi benim için daha anlamlı hâle getiriyor.<br />
Sergiden ayrılırken yanımda yalnızca kuklaların görüntüsü kalmıyor. Renkleri, farklı malzemeleri ve onları ortaya çıkaran sabırlı emeği de zihnimde taşıyorum. Birkaç dakika önce halıların ilmiklerinde gördüğüm özen, şimdi bu küçük figürlerin ayrıntılarında karşıma çıkıyor. Azerbaycan’da sanatın bazen bir halının ilmiklerinde, bazen de küçücük bir kuklanın yüzünde kendine nasıl bir dünya kurabildiğini düşünerek bölümden ayrılıyorum.<br />
Haydar Aliyev Kültür Merkezi’nden çıkmak istemesek de burada geçirdiğimiz saatler, günümüzün neredeyse yarısını geride bırakarak sona eriyor. Kapıdan dışarı adım attığımız anda kendimizi bambaşka bir havanın içinde buluyoruz. Ağaçlar rüzgârla eğiliyor, kar taneleri yüzümüze savruluyor. Soğuk öylesine sert ki bir an önce bir taksi bulup sığınacak bir yer arıyoruz. Rüzgârın uğultusu arasında güçlükle yol kenarına ulaşıp bir taksiyi durduruyoruz.<br />
Nihayet taksiye sığındığımızda biraz olsun rahatlıyoruz. Dışarıdaki fırtınayı geride bırakıp Azerbaycan Millî Halı Müzesi’ne doğru ilerliyoruz.<br />
Müzenin deniz kıyısındaki sıra dışı binası daha dışarıdan gördüğümüz anda dikkatimizi çekiyor. Kıvrımlı biçimi, açılmış bir halıyı andırıyor. Binanın mimarisi ile içeride sergilenen eserler arasında böyle bir bağ kurulması hoşuma gidiyor. Sanki Azerbaycan’ın en köklü sanatlarından biri, müzenin dışına taşarak yapının kendisine dönüşmüş.<br />
Kapıdan içeri girdiğimiz anda dışarıdaki kış bir anda geride kalıyor. Birkaç dakika önce yüzümüze çarpan kar ve rüzgârın yerini duvarlara yayılan renkler ve önümüzde uzanan halıların sessiz dünyası alıyor. Katlar boyunca ilerledikçe birbirinden farklı desenler, renkler ve dokuma teknikleriyle karşılaşıyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236967" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15.jpeg" alt="" width="1536" height="1741" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15-265x300.jpeg 265w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15-903x1024.jpeg 903w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15-768x871.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15-1355x1536.jpeg 1355w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15-570x646.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15-701x795.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15-1067x1209.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Müzenin koleksiyonunda Azerbaycan’ın farklı bölgelerine ve dönemlerine ait halı ve dokuma örnekleri bulunuyor. Karabağ, Şirvan, Kuba ve başka yörelerden gelen eserleri yan yana görmek, aynı geleneğin farklı bölgelerde nasıl çeşitlendiğini anlamamızı sağlıyor.<br />
Bazı halılarda geometrik şekiller ve güçlü renkler öne çıkarken, bazılarında bitkisel motifler ve daha ince desenler dikkatimizi çekiyor. Halıların yalnızca süsleme amacı taşımadığını, üzerlerindeki motiflerin ve renklerin kültürel anlamlar taşıdığını öğrendikçe her birine daha dikkatli bakmaya başlıyoruz.<br />
Özellikle geleneksel halıların dokuma ayrıntıları beni uzun süre önlerinde tutuyor. İncecik ilmiklerin yan yana gelerek bu kadar büyük ve ayrıntılı desenlere dönüşmesi karşısında hayranlık duyuyorum. Bir halıya uzaktan baktığımızda gördüğümüz bütünlük, yaklaştıkça sayısız küçük emeğin birleşiminden oluşuyor.<br />
Müzenin bazı bölümlerinde halıların yanı sıra geleneksel dokuma araçları ve el sanatlarıyla ilgili örneklerle de karşılaşıyoruz. Böylece yalnızca ortaya çıkan ürünü değil, onu meydana getiren emeği ve üretim geleneğini de düşünmeye başlıyoruz.<br />
Bir zamanlar bir evin odasını süsleyen, bir törene eşlik eden ya da kuşaktan kuşağa aktarılan bu halıların şimdi müze duvarlarında korunuyor olması, onlara bakışımızı değiştiriyor.<br />
Tam bu tanıdık desenlerin arasında dolaşırken, geleneksel olanın bambaşka bir yorumu çıkıyor karşımıza. Azerbaycanlı çağdaş sanatçı FaigAhmed’in “2011–2024 Dönemi” adlı retrospektif sergisindeki halılar, alıştığımız düzeni bozarak geleneksel dokuma sanatına yeni bir gözle bakmamızı sağlıyor. Sergideki çalışmaların çoğu Azerbaycan’da ilk kez gösteriliyor.<br />
İlk anda gördüklerime şaşırıyorum. Geleneksel halı desenleri yer yer çözülüyor, biçimler değişiyor, tanıdığımız motifler alışılmadık formlara dönüşüyor. FaigAhmed, klasik halı geleneğini çağdaş sanat, teknoloji ve yeni görsel anlayışlarla buluşturuyor.<br />
Bir süre her eserin önünde oyalanıyorum. Bildiğim desenlerin değişerek yeniden karşıma çıkması hoşuma gidiyor. Sanki geçmiş yerinden kopmadan bugüne doğru akıyor. Halı burada yalnızca korunması gereken bir miras değil; yeniden yorumlanabilen, dönüşebilen canlı bir sanat alanı olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>FaigAhmed’in eserlerinin dünyanın farklı müzelerinde sergilendiğini öğreniyoruz. Ancak bu sergide beni asıl etkileyen, onun çağdaş yorumlarının yine Azerbaycan’ın köklü halı geleneğinden beslenmesi oluyor. Gelenek ile yenilik arasındaki bu karşılaşma, müzedeki yolculuğumuza bambaşka bir renk katıyor.<br />
FaigAhmed’in çağdaş yorumlarından ayrılıp müzenin tarihî ve geleneksel koleksiyonuna geçtiğimizde, bu kez EldarMikayılzadə’nin “Leyla ile Mecnun” temalı halısının önünde duruyorum.<br />
İlk bakışta geniş bir minyatür sahnesini andırıyor. İnce işlenmiş figürler, mimari yapılar, ağaçlar ve çevreyi tamamlayan küçük ayrıntılar kompozisyonun farklı bölümlerine dağılıyor. Dokuma ile minyatürün buluştuğu bu çalışma, Leyla ile Mecnun’un hikâyesini tek bir bütün içinde anlatıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02.jpeg" alt="" width="1536" height="1557" class="alignnone size-full wp-image-236969" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02-296x300.jpeg 296w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02-1010x1024.jpeg 1010w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02-768x779.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02-1515x1536.jpeg 1515w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02-570x578.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02-701x711.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02-1067x1082.jpeg 1067w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02-30x30.jpeg 30w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Yaklaştıkça küçük figürler ve yüz ifadeleri daha belirgin hâle geliyor. Bazı bölümlerde insanlar yan yana dururken, başka bir kısımda çöl manzarası öne çıkıyor. Renkler ve ince çizgiler sahneleri birbirinden ayırırken aynı zamanda bütünü birbirine bağlıyor. Kitap sayfalarında tanıdığım kişiler, şimdi küçücük figürler hâlinde önümde canlanıyor.<br />
Bir süre önünden ayrılmıyorum. Gözüm kompozisyonun bir köşesinden diğerine kayarken her bölümde başka bir ayrıntı fark ediyorum. Müzeden çıkarken aklımda kalan yalnızca Leyla ile Mecnun’un aşkı değil; böylesine büyük bir anlatının ilmiklerle ayrıntılı bir dünyaya dönüştürülmüş olması oluyor.<br />
Azerbaycan halı dokuma geleneğinin 2010 yılında UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Temsilî Listesi’ne alınmış olduğunu düşündüğümüzde, burada gördüğümüz eserlerin yalnızca güzel dokumalardan ibaret olmadığını daha iyi anlıyoruz. Yüzyıllar boyunca aktarılan bilgi, motif ve el emeği bugün de farklı biçimlerde yaşamaya devam ediyor.<br />
Halıların dünyasından çıkıp bir sonraki bölüme geçtiğimizde karşımıza bambaşka bir konu çıkıyor. Hazar Rüyası Gemisi projesine ayrılmış tanıtım alanında ayrıntılı maket ve planlar sergileniyor. Maketin başında birkaç dakika durup deniz üzerinde tasarlanan bu büyük projeyi gözümüzde canlandırmaya çalışıyoruz. Geçmişten gelen el emeğinin ardından geleceğe dönük bir tasarımla karşılaşmak bize ilginç bir karşıtlık yaşatıyor.</p>
<p>Bir süre sonra kafeye geçiyoruz. Sıcak çaylarımız geldiğinde gezinin temposu kendiliğinden yavaşlıyor. Camın ardından beyaza bürünmüş Bakü’yü seyrederken az önce gördüğümüz halıları, renkleri ve aklımızda kalan birkaç motifi konuşuyoruz.<br />
Geniş camlardan dışarı baktığımızda Denizkenarı Millî Parkı içindeki Küçük Venedik de görüş alanımıza giriyor. Kanalların üzerinde ince bir sis dolaşıyor. Güzel havalarda gondolların bu kanallarda ilerlediğini biliyoruz. Ancak bugün keskin rüzgâr ve kar altında orada dolaşmayı aklımızdan bile geçirmiyoruz. İçeride sıcak çayımızı yudumlarken camın ardından dışarıyı seyretmek bize yetiyor.<br />
Bazen bir yeri yaşamanın en güzel yolu, ona biraz uzaktan bakmak oluyor.<br />
Bir süre sonra yeniden sergi salonlarına dönüyoruz. Bu kez daha sakin dolaşıyorum. Renkler, desenler ve dışarıdaki kış manzarası içimde birbirine karışıyor. Müzeden ayrılırken yanımızda yalnızca gördüğümüz halıların görüntüsünü değil, her ilmikte saklı sabrın ve emeğin izlerini de taşıyacağımızı hissediyorum.<br />
Müzeden çıkmadan önce son kez salonlara bakıyorum. Yüzyıllardır sürdürülen bir geleneğin farklı dönemlerde ve farklı biçimlerde yeniden karşımıza çıkması, bu ziyareti benim için daha özel hâle getiriyor.<br />
Burada anlıyorum ki halı sadece dokunmaz…<br />
Anlatır, yaşatır ve kuşaklar boyunca hafızayı taşır.<br />
Halı Müzesi’nden ayrıldıktan sonra kısa bir süre daha sahil boyunca ilerliyoruz. Karın altında Hazar kıyısındaki Bakü, gündüz gördüğümüz şehirden farklı bir görünüme bürünmüş. Bir yanda denizin koyu rengi, öte yanda beyaza bürünen yollar ve ışıkları yanan binalar… Birkaç saat sonra bu şehirden ayrılacağımızı bilmek, her görüntüyü biraz daha dikkatle izlememize neden oluyor.<br />
Deniz Mall’a uğradıktan sonra akşam yemeği için Şirvanşah Müze Restoranı’na gidiyoruz. Bakü’nün merkezindeki bu mekân, XIX. yüzyılın ikinci yarısına ait eski bir yapının içinde yer alıyor. Burası sıradan bir restoran değil; Azerbaycan’ın geçmişine ait eşyaların, halıların, sanat eserlerinin ve günlük yaşamdan izlerin sergilendiği bir müze-restoran. Geleneksel yemeklerin yanında canlı geleneksel müzik dinlemek de buradaki deneyimin bir parçası.<br />
İçeri girince farklı salonların her birinde başka bir ayrıntı dikkatimizi çekiyor. Eski eşyalar, halılar, bakır işlemeler, fotoğraflar ve çeşitli sanat ürünleri arasında dolaşırken yalnızca yemek yiyeceğimiz bir yere değil, Azerbaycan’ın geçmişinden küçük bir kesite girmiş gibi hissediyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236961" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12.jpeg" alt="" width="1666" height="1477" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12.jpeg 1666w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12-300x266.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12-1024x908.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12-768x681.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12-1536x1362.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12-570x505.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12-701x621.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12-1067x946.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1666px) 100vw, 1666px" /></a></p>
<p>Masamıza önce sıcak ekmek ve çay geliyor. Ardından dolma, qutab, nar qovurma, Şah pilavı, kebaplar ve çeşitli mezeler sofrayı dolduruyor. Patlıcanlı meze de sofradaki yerini alıyor. Her biri Azerbaycan mutfağının farklı bir yönünü gösteriyor. Özellikle narın ekşi tadının et yemekleriyle buluşması hoşumuza gidiyor.<br />
Saat ilerledikçe restoranın havası da değişiyor. Köşede oturan bir sanatçı bilgisayarından Azerbaycan ezgilerini açıyor; ardından kendi sesiyle söylemeye başlıyor. Bir süre sonra salonun başka bir köşesinde genç bir çift dans etmeye başlıyor. Yemek için geldiğimiz bu yer, yavaş yavaş gecenin küçük bir sahnesine dönüşüyor.<br />
Derken başka bir sanatçı eline tarını alıyor. Ardından kemanıyla tanıdık melodiler çalmaya başlıyor. Ezgiler bize yabancı gelmiyor; bazılarını Türkiye’de duyduğumuz parçalarla hatırlıyoruz. O anda iki ülke arasındaki yakınlığı anlatmak için uzun cümlelere gerek kalmıyor. Aynı melodinin iki yakada da tanıdık gelmesi, aramızdaki ortak geçmişi sessizce hatırlatıyor.<br />
Bir süre sonra yan masamızdaki genç Türk çiftle sohbet etmeye başlıyoruz. Onların da bizim gibi dünyayı dolaşmayı sevdiklerini öğreniyoruz. Bakü’ye ilk gelişleriymiş. Sohbet ilerledikçe ortak bir cümlede buluşuyoruz:<br />
“Azerbaycan’a gelmekte geç kalmışız.”<br />
Bu cümle gecenin sonunda bizim için de anlam kazanıyor. Bakü’de geçirdiğimiz günleri düşündükçe, bu ülkeye neden daha önce gelmediğimizi sorguluyoruz. Şehirde duyduğumuz Türkçe, karşılaştığımız insanların sıcaklığı, sofradaki tanıdık tatlar ve buna rağmen her köşede karşımıza çıkan farklılıklar, bize hem yakın hem de yeni bir coğrafyada olduğumuzu hissettiriyor.<br />
Gece ilerledikçe sohbetler, ezgiler ve sofradaki son çaylar birbirine karışıyor. Birkaç saat sonra Bakü’den ayrılacağımızı bilsek de kalkmak için acele etmiyoruz. Son akşamın tadını biraz daha çıkarmak istiyoruz.</p>
<p>Restorandan ayrıldığımızda kar hâlâ yağıyor. Otele doğru yürürken gün boyunca gördüklerimizi düşünüyorum. Sabah Haydar Aliyev Kültür Merkezi’nin beyaz kıvrımlarıyla başlayan gün, Halı Müzesi’nin renkli dünyasıyla devam etmiş, şimdi ise Azerbaycan mutfağının ve ezgilerinin arasında sona ermişti. Bakü bize son günümüzde adeta geçmişiyle bugününü aynı sofrada buluşturan bir veda hazırlamıştı.<br />
Otele döndüğümüzde artık valizleri hazırlama zamanı geliyor. Sabah erken kalkacağız. Buzdolabından Bakü’den yanımızda götürmek üzere aldığımız havyarı çıkarıp dikkatlice yerleştiriyoruz. Birkaç küçük eşya, birkaç hatıra ve zihnimizde biriken sayısız görüntüyle valizleri kapatıyoruz.<br />
Sabah şehir henüz uyanmadan otelden ayrılıyoruz. Sokaklar sessiz, hava soğuk. Bakü’nün karla örtülü caddelerine son kez bakıyorum. Birkaç gün önce merakla geldiğimiz şehir, şimdi geride bırakmak istemediğimiz bir yere dönüşmüş durumda.<br />
Havaalanına doğru ilerlerken İçerişehir’in taş duvarları, geniş caddeler, Hazar’ın kıyısı ve gece ışıklarıyla gördüğümüz Bakü birer birer gözümün önünden geçiyor. Bu şehirde yalnızca gezilecek yerler görmedik; kendimize yakın bulduğumuz bir kültürle yeniden karşılaştık.<br />
Uçağa bindiğimizde artık yolculuğun sonuna geldiğimizi anlıyoruz. Uçak yükselirken Bakü aşağıda küçülüyor. İçimde ise şehrin görüntüsünden çok, insanları, sofraları, duyduğumuz ezgiler ve bize gösterilen sıcaklık kalıyor.<br />
Azerbaycan’a gelmekte gerçekten geç kalmışız. Ama bazı yolculukların geç başlaması, onların daha az anlamlı olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, bazen bir şehri tanımak için doğru zamanı beklemek gerekiyor.<br />
Bakü’den ayrılırken içimden tek bir cümle geçiyor:<br />
Azerbaycan’a geç gelmiş olabiliriz ama bir daha gelmek için artık hiç geç kalmayacağız.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
