<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>lübnan &#8211; Belgot&uuml;rk Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://belgoturk.tv/tag/lubnan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://belgoturk.tv</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Jan 2025 11:14:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1</generator>
	<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Orta Doğu’nun Güzel Ülkesi Fantastik Jeita Grotto</title>
		<link>https://belgoturk.tv/guncel/beste-serim-erbak-orta-dogunun-guzel-ulkesi-fantastik-jeita-grotto/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jan 2025 11:13:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat. tatil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=227415</guid>

					<description><![CDATA[Sabah her zaman olduğu gibi erken saatte yola koyulduk. Önce Urban Market’te durup su ve atıştırmalık bir şeyler aldık. İkinci durağımız “Moulin d’Or” unlu mamul zincirlerinden biri. Yanımıza atıştırmalık bir şeyler alarak güne başladık. Bugün, Beyrut’un 18 km kuzeyinde, üst bölümü 1958’de, alt bölümü ise 1836’da Amerikalı Rahip William Thomson tarafından keşfedilen birbirine bağlı karstik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sabah her zaman olduğu gibi erken saatte yola koyulduk. Önce Urban Market’te durup su ve atıştırmalık bir şeyler aldık. İkinci durağımız “Moulin d’Or” unlu mamul zincirlerinden biri. Yanımıza atıştırmalık bir şeyler alarak güne başladık.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_4947.jpeg"><img fetchpriority="high" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_4947.jpeg" alt="" width="1536" height="2048" class="alignnone size-full wp-image-227416" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_4947.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_4947-225x300.jpeg 225w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_4947-768x1024.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_4947-1152x1536.jpeg 1152w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_4947-570x760.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_4947-701x935.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_4947-1067x1423.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Bugün, Beyrut’un 18 km kuzeyinde, üst bölümü 1958’de, alt bölümü ise 1836’da Amerikalı Rahip William Thomson tarafından keşfedilen birbirine bağlı karstik mağaralar Jeita’ya göreceğiz. Ağaçlarla kaplı Lübnan dağlarının güzel manzaraları arasında süzülüyoruz. Ülkenin doğa harikası güzelliklerinden birini göreceğimiz için heyecanlıyız.UNESCO dünyanın 7 harikası listesine aday Jeita mağaraları tarih öncesi çağlardan beri yerleşim yeri olarak kullanılmış. Nahr el-Kalb nehri vadisine bakan yol kenarında duruyoruz. Büyüleyici bir manzara. Çok sayıda yapılan keşif gezileri, toplam uzunluğu neredeyse 9 km olan büyük bir yeraltı sistemini ortaya çıkarmış. Ama yalnızca az bir bölümü gezilebiliyor.  Mağaralar 1978&#039;de, Lübnan İç Savaşı sırasında kapatılmış, Alt ve üst galerilere açılan iki tünel mühimmat deposu olarak, askeri amaçlarla kullanılmış. Ancak 1995 yılında yeniden ziyarete açılabilmişler. Girişte büyük bir park alanı yapılmış. Bilet aldıktan sonra rehberimiz ile çıkışta buluşmak üzere sözleştik. Biraz yokuş yukarı tırmanmak gerekiyor.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_5006.jpeg"><img decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_5006.jpeg" alt="" width="1536" height="2048" class="alignnone size-full wp-image-227417" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_5006.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_5006-225x300.jpeg 225w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_5006-768x1024.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_5006-1152x1536.jpeg 1152w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_5006-570x760.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_5006-701x935.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/IMG_5006-1067x1423.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Bunun için turistik mini bir trene atlayıp üstteki mağara kapısına kadar gidiyoruz. Teleferik de varmış ama çalışmadığı için binemedik. Mağaraya girildiğinde hissedilen, derin sakinlik, kireçtaşı kayalara çarpan su damlalarının olağanüstü ritmi, insanı başka diyarlara götürüyor, sanki zaman duruyor. Sıcaklık 16 °C, yani serin. Heykele benzeyen muhteşem kireç taşı oluşumları, sarkıt ve dikitler, sütunlar, damlayan suyun şıpırtıları eşliğinde yürüyüş yolunu izleyerek gidiyoruz. Özellikle üç galeri dikkat çekiyor. Mağaranın en şaşırtıcı oluşumlarını barındıran “Beyaz Oda”, adını demir oksitten alan kırmızımsı renkte<br />
“Kırmızı Oda” ve en büyüğü, 120 metre yüksekliğe sahip son oda. Mağara, yüksekliği 8,2 metreyi bulan dünyanın en büyük sarkıtlarına da sahip. Aydınlatma, buraya daha da gizemli bir atmosfer katıyor, sanki bir film setindeyiz. Mantara benzeyen kayaların 26 metreye ulaşan boyları ayrı bir güzellik. Fotoğraf çekmek yasak ama biz bir görevliden izin istiyoruz. Tekrar mini tren ile aşağıya iniyoruz. Bahçede Yunan mitolojisini temsil eden heykeller var. Bunlardan en büyüğü, Antik Yunan tanrısı “Zaman Bekçisi” Kronos. “Kronometre” sözcüğün onun adından geldiği düşünülüyor. Devasa heykel alt mağaranın girişine yerleşmiş.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/EF023948-8744-4904-9D05-816443BDFF57.jpg"><img decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/EF023948-8744-4904-9D05-816443BDFF57.jpg" alt="" width="1440" height="1800" class="alignnone size-full wp-image-227418" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/EF023948-8744-4904-9D05-816443BDFF57.jpg 1440w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/EF023948-8744-4904-9D05-816443BDFF57-240x300.jpg 240w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/EF023948-8744-4904-9D05-816443BDFF57-819x1024.jpg 819w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/EF023948-8744-4904-9D05-816443BDFF57-768x960.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/EF023948-8744-4904-9D05-816443BDFF57-1229x1536.jpg 1229w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/EF023948-8744-4904-9D05-816443BDFF57-570x713.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/EF023948-8744-4904-9D05-816443BDFF57-701x876.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/EF023948-8744-4904-9D05-816443BDFF57-1067x1334.jpg 1067w" sizes="(max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /></a></p>
<p>Kronos Yunan Mitolojisinde Gökyüzü tanrısı Uranos ile yeryüzü tanrıçası Gaia’nın en küçük oğlu. Bir Titan (Dev) olan Kronos, Roma mitolojisinde<br />
Satürn adıyla biliniyor. Aşağıdaki mağara beklentimizin çok üstünde. İçindeki yer altı nehrinde tekne ile kısa bir yolculuk yapıyoruz. Devasa pembe taş çiçeklere ve 10.000 yıldan daha eski sarkıtlara hayran kalıyoruz. Suyun maviliği, turkuaz rengi etraftaki oluşumlar, inanılmaz. Sanki cennette bir yolculuk.<br />
“Rüyada mıyız?” acaba diye düşünüyoruz. Tarifi imkânsız güzellik karşısında duyguları ifade etmekte sözcüklerin anlamı yetersiz kalıyor. İzin alıp çektiğimiz fotoğraflar bu büyülü ortamı hafızamıza kazıyor. Nehir kenarındaki parkta biraz dolaştık. Heykeller ve çiçekler arasında.Doğa harika. Eğer burayı görmeden Lübnan’dan ayrılmış olsam çok üzülürdüm. Uzun süre etkisinden kurtulamadım. Artık Lübnan dağının, Harissa’sı bizi bekler. Harissa, Beyrut&#039;un kuzeyinde<br />
bulunan bir dağ köyü. Oraya varmadan önce dağ eteğine kurulu, büyükçe bir koyda, geçmişte küçük bir köy iken iç savaş sırasında Beyrut’tan kaçan Hristiyanların yerleşmesiyle hızla büyüyen, Jounieh bizi karşılıyor.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/E38FD789-EE4A-44F1-B86A-3D55A5115BF3.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/E38FD789-EE4A-44F1-B86A-3D55A5115BF3.jpg" alt="" width="1440" height="1080" class="alignnone size-full wp-image-227419" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/E38FD789-EE4A-44F1-B86A-3D55A5115BF3.jpg 1440w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/E38FD789-EE4A-44F1-B86A-3D55A5115BF3-300x225.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/E38FD789-EE4A-44F1-B86A-3D55A5115BF3-1024x768.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/E38FD789-EE4A-44F1-B86A-3D55A5115BF3-768x576.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/E38FD789-EE4A-44F1-B86A-3D55A5115BF3-119x89.jpg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/E38FD789-EE4A-44F1-B86A-3D55A5115BF3-570x428.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/E38FD789-EE4A-44F1-B86A-3D55A5115BF3-701x526.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/E38FD789-EE4A-44F1-B86A-3D55A5115BF3-1067x800.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /></a></p>
<p>Buradan teleferiğe binerek, tepeye Harissa’ya çıkıyoruz. Burası ,denizden 660 metre yükseklikteki tepede, 15 ton ağırlığı, 8,5 metre uzunluğu ile bronz, beyaz renkte kollarını iki yana açmış Meryem Ana heykeli(Our Lady of Lebanon/Notre Dame du Liban) ile tanınıyor. Teleferik binaların arasından sanki kendine yol açmak istermişçesine tırmanıyor. Odasında oturan çocuk, yemek pişiren Hanım, apartmanların arasından geçiyoruz. Bu durum oldukça şaşırtıcı. Teleferikten indikten sonra biraz daha çıkacağımız için bir Fünikülere daha, biniyoruz. Vardığımız nokta Hıristiyanlar arasında dini önemi büyük bu ibadet alanı, muazzam bir panoramaya sahip. Heykelin etrafına dolanan ağaçlı dairesel meydanda aşağıyı kuşbakışı seyretmek çok hoş. Ziyaretçiler arasında dolaşan rahipler, en ufacık bir gürültü, yüksek sesli bir konuşma duyunca uyarıyorlar. Heykelin alt tarafındaki merdivenli yüksek kaidenin zemininde küçük bir şapel bulunuyor. Şapelin yanından kaidenin üzerine tırmanan sarmal merdivenler güzel bir görüntü oluşturmuş. Yan taraftaki kiliseFenikelilerin gemisine benzer şekilde inşa edilmiş. Bahçede modern tarzda yapılmış bazı küçük kiliseler yer alıyor. Bir zamanlar Lübnan&#039;ın bir ülke değil, bir mesaj olduğunu ilan eden Polonyalı papa John Paul II burayı ziyaret etmiş. Girişte onun adına bir anıt yapılmış.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/62E9A92F-2D52-4737-94AD-25C3992503DF.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/62E9A92F-2D52-4737-94AD-25C3992503DF.jpeg" alt="" width="1440" height="1800" class="alignnone size-full wp-image-227420" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/62E9A92F-2D52-4737-94AD-25C3992503DF.jpeg 1440w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/62E9A92F-2D52-4737-94AD-25C3992503DF-240x300.jpeg 240w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/62E9A92F-2D52-4737-94AD-25C3992503DF-819x1024.jpeg 819w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/62E9A92F-2D52-4737-94AD-25C3992503DF-768x960.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/62E9A92F-2D52-4737-94AD-25C3992503DF-1229x1536.jpeg 1229w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/62E9A92F-2D52-4737-94AD-25C3992503DF-570x713.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/62E9A92F-2D52-4737-94AD-25C3992503DF-701x876.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2025/01/62E9A92F-2D52-4737-94AD-25C3992503DF-1067x1334.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /></a></p>
<p>Aşağıya inip, Byblos’a doğru yol alıyoruz. Bayrağında da sembolü bulunan, kâğıt yapımında kullanılan en değerli ağaçlardan biri olan Sedir Ağacının vatanı Lübnan. Ben de bir fide almak istedim. Şoförümüz yol kenarında bir çiçekçiye götürdü. Bizimde bu ulu ağaçla ilgili bir anımız oldu. Aldığımız fidan ufak bir macera ile İzmir’e geldi ve Lübnan’ı hatırlatan ağaç bahçedeki yerini aldı. Byblos, Unesco Dünya Kültür Mirasları listesine girmiş eski bir Fenike liman kenti. Aşağı yukarı 7000 yıllık geçmişi barındıran bir sahil şehri. Her dönem önemli bir ticaret merkezi olma görevini üstlenmiş. Byblos’un diğer bir önemli özelliği de bugün kullandığımız Latin alfabesinin temelini oluşturduğuna inanılan Fenike alfabesinin kullandığı yer olması. Bizim minik, şirin sahil kasabalarına benzer bir görünümü var. Hemen girişte Osmanlılar döneminden kalma çarşıyı görüyoruz. İlk gözümüze çarpan BillyBoyz restoranda yemeğimizi yedikten sonra başlıyoruz dolaşmaya. Dar sokaklar taştan kemerlerle birbirine bağlanmış. Sağlı sollu minik dükkânlarda hediyelik eşyalar satılıyor. Çarşının sonunda, denize hâkim tarihi Crusader kalesine varıyoruz. “Dünyanın en eski liman kenti Byblos “yazan bir afiş dikkatimizi çekiyor.</p>
<p>Kale haçlılar döneminden, Tapınak Şövalyelerinden kalma. Oldukça iyi korunmuş. Kalenin asıl özelliği, uzun süreli olarak insanların yerleştiği bir höyük üzerinde kurulmuş olması. Burada kazılar halen devam ediyor ve bulunan eserler  Beyrut Arkeoloji Müzesinde sergileniyor.  Kaleyi de içine alan bölge sit alanı olarak ilan edilmiş. Bir Roma Amfi tiyatrosuna oturmuş öğrencilere, öğretmenleri etkinlikler yaptırıyor. Sütunlar, dikilitaş tapınağı kalıntıları ve en güzeli de aşağıdaki limanı seyreden harika manzara. Ayrıca tepede tahtalardan Fenike alfabesini gösteren güzel bir düzenek yapılmış. Kalenin içinde Osmanlı Paşasının konağı olarak bilinen 2 katlı bir bina yer alıyor.   Yanında kral mezarları var. Mezarların bazıları yaklaşık 20<br />
metre derinliğe ulaşıyor. Memluk döneminden kalma, Byblos Kalesi&#039;nin hemen yanında konumlanan cami göz alıcı mavi kubbesi ile pek hoş gözüküyor. Byblos’u daha fazla gezmeli, keyfini çıkarmalıyız ama ne yazık ki bu gece dönüş uçağımız var. Trafik felaket. Bir saatten fazla bir zamanda Beyrut’a dönüyoruz. Dönüşte havaalanında İzmir’e turist olarak gelen bir anne ve kızıyla sohbet ediyoruz. Onlar da Byblos’ta oturuyorlarmış. Genç kız Türk dizilerini izleyerek Türkçe öğrenmiş, şaşırıyoruz. Biz de onları ertesi gün İzmir’de Sığacık’a götürüp gezdiriyoruz. Josee çok sevimli cana yakın bir genç. Böylece annesi Gretta ve onunla uzun sürecek bir dostluk başlıyor.Lübnan çok değişik ve güzel bir ülke. Onunla ilgili değerli anılar biriktirdik.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Orta Doğu’nun Güzel Ülkesi Lübnan 3 hardal renkli Beyt Beyrut‎  بلد جميل في الشرق الأوسط ، لبنان مدينة متعبة ، بيروت</title>
		<link>https://belgoturk.tv/yazarlar/beste-serim-erbak-orta-dogunun-guzel-ulkesi-lubnan-3-hardal-renkli-beyt-beyrut-%d8%a8%d9%84%d8%af-%d8%ac%d9%85%d9%8a%d9%84-%d9%81%d9%8a-%d8%a7%d9%84%d8%b4%d8%b1%d9%82-%d8%a7%d9%84/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Dec 2024 06:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[beyrut]]></category>
		<category><![CDATA[lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=227183</guid>

					<description><![CDATA[Orta Doğu’nun Güzel Ülkesi, Lübnan 3 بلد جميل في الشرق الأوسط ، لبنان مدينة متعبة ، بيروت Sarı, hardal renkli, Beyt BeyrutSedir ağaçlarının ülkesi Lübnan’da yeni bir güne daha başladık. Bugün Beyrut’ta gezemediğimiz yerleri tamamlamak istiyoruz. Elektrik olmadığı için daha önce göremediğimiz, Mazra semtindeki, Lübnan iç savaşı sırasında, eski Yeşil Hat üzerinde kalan Beyrut Ulusal [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Orta Doğu’nun Güzel Ülkesi, Lübnan 3 بلد جميل في الشرق الأوسط ، لبنان مدينة متعبة ، بيروت Sarı, hardal renkli, Beyt BeyrutSedir ağaçlarının ülkesi Lübnan’da yeni bir güne daha başladık.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/07D7D6C6-184F-46D0-A77F-9784150C1192.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-227184" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/07D7D6C6-184F-46D0-A77F-9784150C1192.jpg" alt="" width="1440" height="1080" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/07D7D6C6-184F-46D0-A77F-9784150C1192.jpg 1440w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/07D7D6C6-184F-46D0-A77F-9784150C1192-300x225.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/07D7D6C6-184F-46D0-A77F-9784150C1192-1024x768.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/07D7D6C6-184F-46D0-A77F-9784150C1192-768x576.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/07D7D6C6-184F-46D0-A77F-9784150C1192-119x89.jpg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/07D7D6C6-184F-46D0-A77F-9784150C1192-570x428.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/07D7D6C6-184F-46D0-A77F-9784150C1192-701x526.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/07D7D6C6-184F-46D0-A77F-9784150C1192-1067x800.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /></a></p>
<p>Bugün Beyrut’ta gezemediğimiz yerleri tamamlamak istiyoruz. Elektrik olmadığı için daha önce göremediğimiz, Mazra semtindeki, Lübnan iç savaşı sırasında, eski Yeşil Hat üzerinde kalan Beyrut Ulusal Müzesi’ne gidiyoruz. Savaş sırasında fazlasıyla zarar görmüş ama ayakta kalmayı başarabilmiş nadir yapılardan biri. 1942’de açılan müze ünlü Lübnan kehribar kalkerinden inşa edilmiş devasa bir bina. 100 binden fazla obje ve 1300’den fazla eserin sergilendiği muhteşem bir Arkeoloji müzesi.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/22E00E24-0D7B-4FEA-B8C5-A395CD5F377B.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-227185" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/22E00E24-0D7B-4FEA-B8C5-A395CD5F377B.jpg" alt="" width="1440" height="1080" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/22E00E24-0D7B-4FEA-B8C5-A395CD5F377B.jpg 1440w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/22E00E24-0D7B-4FEA-B8C5-A395CD5F377B-300x225.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/22E00E24-0D7B-4FEA-B8C5-A395CD5F377B-1024x768.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/22E00E24-0D7B-4FEA-B8C5-A395CD5F377B-768x576.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/22E00E24-0D7B-4FEA-B8C5-A395CD5F377B-119x89.jpg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/22E00E24-0D7B-4FEA-B8C5-A395CD5F377B-570x428.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/22E00E24-0D7B-4FEA-B8C5-A395CD5F377B-701x526.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/22E00E24-0D7B-4FEA-B8C5-A395CD5F377B-1067x800.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /></a></p>
<p>Dünyanın en eski yazılarından biri olarak kabul edilen Fenike dilinde yazılmış, MÖ XIII. yüzyıla ait, Biblos Kralı Ahiram’ın sandukası, Biblos’ taki Dikilitaş Tapınağı yakınlarında yapılan kazılardan çıkartılan ünlü Fenike bronz heykelleri, bir dizi insan yüzlü Fenike lahitleri, fresklerin<br />
bulunduğu bir Roma mezarı. Müzenin üst katında, Lübnan tarihini adım adım izlemek mümkün. Bronz Çağı eserleri koleksiyonu, ünlü Biblos heykelcikleri, kraliyet ailesine ait altın kasalar, altın pektoraller ve kraliçelerin makyaj kutuları inanılmaz.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/345D2929-8FE8-4C6E-A227-69438A31E0FC.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-227186" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/345D2929-8FE8-4C6E-A227-69438A31E0FC.jpg" alt="" width="1440" height="1080" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/345D2929-8FE8-4C6E-A227-69438A31E0FC.jpg 1440w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/345D2929-8FE8-4C6E-A227-69438A31E0FC-300x225.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/345D2929-8FE8-4C6E-A227-69438A31E0FC-1024x768.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/345D2929-8FE8-4C6E-A227-69438A31E0FC-768x576.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/345D2929-8FE8-4C6E-A227-69438A31E0FC-119x89.jpg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/345D2929-8FE8-4C6E-A227-69438A31E0FC-570x428.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/345D2929-8FE8-4C6E-A227-69438A31E0FC-701x526.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/345D2929-8FE8-4C6E-A227-69438A31E0FC-1067x800.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /></a></p>
<p>Bu katta ayrıca Roma dönemine ait mermer heykeller ve bir Fenike cam koleksiyonu da bulunuyor. İç savaşın verdiği zararla yangın ve sulardan etkilenen neredeyse tanınmaz hale gelen küçük nesneler bir camekân içinde sergileniyor. Hiç böyle bir şey görmemiştim. Müzenin zemin katında, Bizans mozaikleri, II. yüzyıldan kalma oyma lahitler mükemmel. Bu kattaki Fenikeli tombik erkek bebek heykelleri de gerçekten sevimli. Bodrum katında; insan yüzlü lahit koleksiyonu, duvar resimleri ve II. yüzyıldan kalma bir toplu mezar örneği görülüyor. Çok daha eski Kalkolitik çanak çömlek mezarları da ilginç. Bu bölümde; mumyalanmış iki ceset ve mükemmel şekilde korunmuş giysileri ile özel bir odada sergileniyor. Girişte sol tarafta, müzedeki eserlerin küçük kopyalarının ve Lübnan’a ait hatıralık eşyaların satıldığı bir mağaza bulunuyor.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/C4A29AC0-3ADB-49D5-B1B8-01B6E3E9F091.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-227187" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/C4A29AC0-3ADB-49D5-B1B8-01B6E3E9F091.jpg" alt="" width="1440" height="1080" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/C4A29AC0-3ADB-49D5-B1B8-01B6E3E9F091.jpg 1440w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/C4A29AC0-3ADB-49D5-B1B8-01B6E3E9F091-300x225.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/C4A29AC0-3ADB-49D5-B1B8-01B6E3E9F091-1024x768.jpg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/C4A29AC0-3ADB-49D5-B1B8-01B6E3E9F091-768x576.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/C4A29AC0-3ADB-49D5-B1B8-01B6E3E9F091-119x89.jpg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/C4A29AC0-3ADB-49D5-B1B8-01B6E3E9F091-570x428.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/C4A29AC0-3ADB-49D5-B1B8-01B6E3E9F091-701x526.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/C4A29AC0-3ADB-49D5-B1B8-01B6E3E9F091-1067x800.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /></a></p>
<p>Şimdi sırada Beit Beyrut var.1932’de kumtaşından inşa edilen, konak: “Sarı ev”. Bu güzel bina savaştan sonra diğer birçokları gibi harabeye dönmüş. Savaş sırasında keskin nişancıların üssü olarak kullanılmış, tüm duvarlar kurşun izleriyle delik deşik. Lübnan iç savaşının sembolü haline gelen bina, şimdilerde şehrin yaşadığı ıstıraplı tarihi anlatan bir hafıza müzesi olarak geziliyor. Lübnan iç savaşı, evin sahibi, Nicolas ve Victoria Barakat&#8217;ın kızlarının bekârlığa veda partisi sırasında, bir otobüste 27 Filistinlinin öldürülmesiyle tetiklenmiş. Düğün günü ise tam olarak 14 Nisan 1975’te fiilen başlayan Lübnan İç Savaşı&#8217;nın ilk gününe denk gelmiş. Konak, konumu itibarıyla doğudaki Hıristiyanları, batıdaki Müslümanlardan ayıran noktada bulunuyor. Yapı, mimarisi elverişli olduğu için keskin nişancıların tabyası olarak kullanılmış. O sıralarda ölüm makinasına dönüşen ev, zamanının en modern, en güzel evlerinden biriymiş.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4608.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-227188" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4608.jpeg" alt="" width="2048" height="1536" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4608.jpeg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4608-300x225.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4608-1024x768.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4608-768x576.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4608-1536x1152.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4608-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4608-570x428.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4608-701x526.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4608-1067x800.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /></a></p>
<p>Mimarlar, Youssef Aftimos ve Fouad Kozah tarafından tasarlanan ve yıllar içerisinde tamamlanan bina taş oymacılığından beton sütunlara, ince ferforje tırabzanlara kadar her türlü mimari unsurun ustaca kullanıldığı bir mekânmış. Savaştan sonra Barakat ailesi mülkü satmayı planlamış. Ama Lübnanlı mimar, aktivist Mona El Hallak önderliğinde, binanın kamulaştırılması mülkün korunması için verilen uzun ve büyük mücadelenin zaferle sonuçlanması bu kararı değiştirmiş. Konaktan arta kalan sayısız kişisel belge, yazışma, fotoğraf negatifleri, eşyalar, ne varsa toplanmış, yaşanmışlıklar göz önünde bulundurularak, yok olmanın nasıl büyük bir acıya dönüştüğünün en ince noktasına kadar vurgulandığı sıra dışı bir müze ve sanat galerisi olarak 2017’de ziyarete açılmış. Burayı gezerken yapılan canlandırmalar, sesler o kadar hüzünlü ki, gözyaşlarını tutmak imkânsız. Giriş katındaki fotoğrafçı dükkânı, insanı nerelere götürüyor. Yağmur gibi yağan kurşunlar bile çekilen fotoğrafların negatifleri yok edememiş. İçerde asılı tüm fotoğraflar onlardan elde edilmiş.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4620.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-227189" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4620.jpeg" alt="" width="1536" height="2048" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4620.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4620-225x300.jpeg 225w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4620-768x1024.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4620-1152x1536.jpeg 1152w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4620-570x760.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4620-701x935.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4620-1067x1423.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Kahkaha atan, eğlenen, mutlu insanlar. Yine zemin kattaki kuaför salonunun camında 1961 “Salon Ephrem.”yazıyor. 60’ların saç kurutma makinaları, bekleme koltukları, tam bir film karesi. Beni en çok etkileyen sahne ise 2.katta rastladığım zarif yaşlı bir bayanın gözlerinden dökülen yaşlar. Kendisiyle yaptığım sohbet sonucu öğrendim ki; hemen arka konakta oturuyormuş. Burada yaşayanlar ile uzun yıllar komşuluk yapmış. Sıklıkla evi ziyaret edip o eski zamanları yâd ediyormuş. “Bu çokbüyük acı, tarifi imkânsız” diye biten cümleler, duvarlardaki kurşundelikleri, dökülmüş sıvalar, fayanslar, mutfakta yanık yanık çalan,<br />
sözlerinden hüzün akan müzik, içerdeki atmosfer karşısında etkilenmemek mümkün değil. Ne fena bu savaş denilen olgu. Her şeyi silip geçiyor, geride kalan ise sadece yıkılmış, mahvolmuş, bitmişyaşamlar.</p>
<p>Beyrut’u gezerken sıkça görülen manzara, terk edilmiş, üzerleri kurşun delikleriyle kaplı, yıkık dökük, pencereleri kalın naylonlarla örtülmüş, apartmanlar, bu yapıların hemen yanı başlarında inşa edilmiş modern binalar. Caddelerde yürürken bizim Türk firmalarından bazılarının reklamlarına rastlıyoruz. Bir şeyler yiyip içmek için bahçesine oturduğumuz Shakespeare Kafe restoran pek renkli. Boyanmış eski mobilyalarıyla değişik bir dekoru var.</p>
<p>Tekrar şehitler meydanına doğru yürüyoruz. Buranın hemen arkasında başka bir meydan, Nejmeh, Place d’Etoile (Yıldız Meydanı) bulunuyor. Binalar son derece güzel yapılmış. Savaş sırasında yerle bir olan yapıların tümü eskiye uygun olarak yeniden inşa edilmiş. Girişte askeri bariyerler bulunuyor. Turist olduğumuzu anlayınca gezmemizde bir sakınca görmüyorlar. İçeriye araç alınmıyor. Hıristiyan bölgesinde bulunan bu meydanda, Lübnan Parlamento Binası, tarihi Roma kalıntıları, Başbakanlık Sarayı, Kilise ve Saat kulesi yer alıyor. Tepeden bakıldığında kule merkez alınarak yıldız şeklinde planlanmış bir meydan. Adını da buradan almış. 1897’de Osmanlılar tarafından yaptırılan Saat Kulesi tüm heybetiyle yükseliyor. Kulenin dört bir yüzünde, Amerika’da yaşayan Lübnanlı milyarder, Michel Abed tarafından şehre hediye edilen Rolex marka saatler dikkat çekici. Boş mağazalar, kafeler, ışıldamayan binalar artık burada yaşamın olmadığının işareti. Liman patlamasından ardından bir takım başka patlamalar da olunca, buradaki devlet binalarının geleceğinden endişe edip meydanı ve çevresini kapatmışlar. Bir zamanlar Beyrut’un lüks, Fransız mimarisi ile inşa edilmiş, ferforje minik balkonlarıyla, sarı yüzlü apartmanların bulunduğu yer, artık ölü bir bölgeye dönüşmüş. Güvercinler de olmasa “Hayalet Meydan” diyebiliriz.</p>
<p>Saat kulesinin karşısında yer alan, XIV. yüzyılda yapılmış, Beyrut’un en eski kilisesi, çeşitli depremler ve savaştan zarar görerek,1772’de restore edilmiş, St. George Rum- Ortodoks Katedrali, gerek mimarisi, gerekse mistik havası ile insanı etkiliyor. Ortodoks Başpiskoposluğunun merkezi olan katedral önemli bir görev üstlenmiş. İç savaştan sonra yıkılan yapıt son olarak 2003’te onarılmış. Bizi, bir din görevlisi gezdiriyor. İstersek bodrum katta bulunan müzeyi de bir ücret karşılığında gezdirebileceğini söyleyince hemen kabul ediyoruz. Muhteşem katedralden daha ilginç bir müze ile karşılaşıyoruz. Beyrut tarih boyunca 7 kez yıkılıp, yeniden doğmuş bir şehir. İşte, müzede rahatlıkla, bu yaşam katmanlarını görebiliyorsunuz. Beyrut’un erken tarihi. Çok ilginç. Yok, oluş ve yeniden diriliş gözünüzün önünde canlanıyor. İnanılmaz etkili. Katedralden çıktıktan sonra başınızı kaldırdığınızda tepesinde aslan heykelinin bulunduğu Art Deco tarzında yapılmış bir köşe bina dikkat çekiyor. Ünlü İtalyan Sigorta şirketi Assicurazioni Generali&#8217;nin binası. Caddeye çıkmak üzere yürüyünce solda Antik dönemden kalma Roma harabelerine rastlıyoruz. 1884-1894 yılları arasında inşa edilmiş George Marunî Katolik Kilisesi, Mohammed el Âmin Cami’nin yanı başında.<br />
Meydana yakın Saifi Köyü’ne yürüyoruz. Adı köy ama burası şehrin en ünlü, en lüks semti. Fransız sömürge döneminden kalma binalar, sanat galerileri, antika dükkânları, restoranlar bulunuyor. Parkta düğün fotoğraflarını çektiren bir çifte rastladık. Artık akşam yemeği için Kornişe iniyoruz. Manara Restoran, deniz kenarında daha çok yerel halkın geldiği, nargilelerin tüttürüldüğü, Lübnan mutfağının güzel tatlarını tattığımız bir yer. Yemek eşliğinde keyifli bir Akdeniz akşamı, tüm yorgunluğumuzu silip götürüyor.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4887.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-227190" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4887.jpeg" alt="" width="1716" height="1833" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4887.jpeg 1716w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4887-281x300.jpeg 281w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4887-959x1024.jpeg 959w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4887-768x820.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4887-1438x1536.jpeg 1438w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4887-570x609.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4887-701x749.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/12/IMG_4887-1067x1140.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1716px) 100vw, 1716px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Orta Doğu’nun Güzel Ülkesi Lübnan بلد جميل في الشرق الأوسط ، لبنان مدينة متعبة ، بيروت Bekaa’nın Tanrıları</title>
		<link>https://belgoturk.tv/yazarlar/beste-serim-erbak-orta-dogunun-guzel-ulkesi-lubnan-%d8%a8%d9%84%d8%af-%d8%ac%d9%85%d9%8a%d9%84-%d9%81%d9%8a-%d8%a7%d9%84%d8%b4%d8%b1%d9%82-%d8%a7%d9%84%d8%a3%d9%88%d8%b3%d8%b7-%d8%8c-%d9%84/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 27 Nov 2024 12:58:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat. tatil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=226634</guid>

					<description><![CDATA[Rehberimiz arabasıyla sabahın erken saatlerinde bizi almaya geldi. Biner binmez de kendi Wİ-Fİ şifresini bizimle paylaştı. Böylece o yanımızda olduğu sürece internete erişiminde bir sorun yaşamayacağız. Bugün, Beyrut’a 85 km mesafede, ülkenin kuzey doğusunda, Suriye sınırına çok yakın, 1984’te UNESCO Dünya mirasları listesine giren, eşsiz, gizemli,paha biçilmez Baalbek (Heliopolis, Güneşin Kenti) Antik Kentini göreceğiz. Lübnan’da [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rehberimiz arabasıyla sabahın erken saatlerinde bizi almaya geldi. Biner binmez de kendi Wİ-Fİ şifresini bizimle paylaştı. Böylece o yanımızda olduğu sürece internete erişiminde bir sorun yaşamayacağız.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4209.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-226635" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4209.jpeg" alt="" width="1536" height="2048" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4209.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4209-225x300.jpeg 225w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4209-768x1024.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4209-1152x1536.jpeg 1152w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4209-570x760.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4209-701x935.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4209-1067x1423.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Bugün, Beyrut’a 85 km mesafede, ülkenin kuzey doğusunda, Suriye sınırına çok yakın, 1984’te UNESCO Dünya mirasları listesine giren, eşsiz, gizemli,paha biçilmez Baalbek (Heliopolis, Güneşin Kenti) Antik Kentini göreceğiz. Lübnan’da gideceğiniz yer kilometre açısından fazla değilse bile, yolların dar, dolambaçlı, genelde dağ tırmanıyor olması ve yerleşim alanlarının sıklığından doğan yoğun trafik nedeniyle, hız yapılamıyor, hedefe varmak oldukça zorlaşıyor, zaman alıyor. Sonuçta Beyrut’tan ayrılıp yapılacak her gezi için bir tam gün ayırmak gerekiyor.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4308.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-226636" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4308.jpeg" alt="" width="2048" height="1536" /></a></p>
<p>Yaklaşık bir saat sonra, Al Murayjat yolunu takip ederek, ormanlarla kaplı dağlardan geçip Bekaa vadisine (El Beka) varmadan, “ Jaber &amp; Jaber Sons” (Dairy Farm)adlı bir mandıra ve restoranda kahvaltı molası verdik.1951’den bu yana hizmet veren kuruluşun Beyrut’ta da şubesi bulunuyormuş. Yakınlardaki çiftliklerden gelen süt ürünlerinden yapılmış birçok yiyeceğin satıldığı bu yeri, içine peynir sarılmış, sıcacık ince dürümünün lezizliği ile hatırlayacağım. Rehberimiz Bay Abou 70 yaşın üzerinde iri yarı, yaşına göre çok dinç ve hareketli biri. Derdini anlatır İngilizcesiyle Lübnan halkı ve yaşamı hakkında açıklamalar yapıyor.</p>
<p>Kanada’ya göç eden bir oğlu varmış. Birçok Lübnanlı genç geçimlerini sağlayabilmek için Kanada’ya yerleşmiş. Ancak tatillerde ülkelerini ziyaret ediyorlarmış.<br />
Vadi göründü. Girişine sarı taş döşeli kemer şeklinde üç gözlü büyük bir kapı yapılmış. Sisle kaplı yeşil vadinin büyülü görüntüsü oldukça güzel<br />
ve bir o kadar da gizemli. Asi Nehri&#8217;nin doğduğu  Roma imparatorluğu döneminden bu yana önemli bir tarım ve hayvancılık bölgesi olan vadi, kendine has ekosistemiyle, çeşitli meyve ve sebzelerin bolca yetiştiği verimli topraklara sahip. Baalbek’e varmadan yolun solunda etkileyici renklerin, ince süslemelerin<br />
hâkim olduğu iki minareli bir cami dikkatimi çekiyor. Sayyide Khawla Camii. Etrafı metal duvarlar ve tel örgüler ile kapatılmış. İran mimarisinin<br />
kullanıldığı cami oldukça büyük ve heybetli. Burada İmam Hüseyin’in kızı ve Hz Muhammet’in torununun torunu Seyyide Havle’nin türbesi bulunuyor. Baalbek’e varıyoruz. Antik Kent ile yeni yerleşim alanı yan yana.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4330.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-226637" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4330.jpeg" alt="" width="2048" height="1536" /></a></p>
<p>Dünyanın en görkemli tapınak şehri olan Baalbek, M.S III. yüzyıl Roma İmparatorluğu zamanında, Roma’dan sonra en kutsal şehir olarak kabul ediliyormuş. Tanrı Jüpiter&#8217;in emanetlerini koruduğuna inanılan şehir, iki yüzyıldan fazla bir sürede inşa edilmiş olan devasa yapıları, tapınakları barındırıyor. Bu güzel eserler sırlarıyla birlikte öylece ayakta duruyor tarihe meydan okuyor. 5 bin yıllık geçmişi boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan, eski<br />
bir Fenike şehri olan Baalbek’in antik kenti, tanrılara adanmış üç büyük tapınağı ile olağanüstü bir mimari sergiliyor. Baküs, Jüpiter ve Venüs Tapınakları. Bu yapıların inşası sırasında inanılmaz devasa taş bloklar kullanılmış. Bilim insanları bile eserlerin nasıl yapıldıkları konusunda yaptıkları açıklamalarda yetersiz kalıyorlar. O zamanki tekniklerle bu boyuttaki taşların çıkarılmaları, kesilmeleri, taşınmaları ve kaldırmalarını anlatmak gerçekten çok zor. O dönemlerde insanların hac görevlerini yerine getirilebilmeleri için bu üç tapınağı ziyaret etmeleri gerekirmiş. Şehirde Fenike inançlarının, Greko- Romen tanrılarıyla birleşmesi, özgün ve ihtişamlı bir mimari anlayışın ortaya çıkmasına neden olmuş. Kent depremler ve çeşitli istilalar sonucu epey hasar görmüş..<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4047.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-226638" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4047.jpeg" alt="" width="2048" height="1536" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4047.jpeg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4047-300x225.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4047-1024x768.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4047-768x576.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4047-1536x1152.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4047-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4047-570x428.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4047-701x526.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4047-1067x800.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /></a></p>
<p>Burayı ele geçiren her güç kendi inançları doğrultusunda bir takım değişiklikler yapmış. Örneğin İmparator Theodosius Pagan heykellerin tümünü kırdırmış. İmparator Jüstinyen (527-565) İstanbul’daki Ayasofya’yı süslemek için Jüpiter tapınağının sekiz sütununu söktürmüş ve taşıtmış. 637’de Araplar Baalbek’i ele<br />
geçirdiklerinde tapınaklar kaleye dönüştürülmüş. Bölgede Ras el-Ain ve Ain Lajouj adlı iki su kaynağının bulunması nedeniyle ipek yolu üzerinde yer alan şehirde kervanların konaklaması kaçınılmazmış. Bu durum sonuçta tarihte ticaretin gelişmesine ve şehrin zenginleşmesine yol açmış. Diğer gezi yerlerine göre giriş fiyatı yüksek. Tahta bir yürüyüş yolundan geçerek ana girişe ulaşıyoruz. Bilet kulübesinde Lübnan milli kıyafetlerini içindeki kadın maketi ilginç. Kapıda rehberler bekliyor. Eğer isterseniz sizi gezdiriyorlar. Biz önce geziye Jüpiter Tapınağından başladık. Sütun başlıkları devasa ve inanılmaz bir taş işçiliği görülüyor. Merdivenlerden çıkıyoruz.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4258.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-226639" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4258.jpeg" alt="" width="2048" height="1536" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4258.jpeg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4258-300x225.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4258-1024x768.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4258-768x576.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4258-1536x1152.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4258-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4258-570x428.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4258-701x526.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4258-1067x800.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /></a></p>
<p>Tapınağın her biri 20 m yüksekliğinde olan 84 devasa sütunundan sadece 6 tanesi ayakta kalabilmiş. Sütunlar 300 tonluk ağırlıkları ve büyüklükleri ile insanı hayrete düşürüyor. M.S II. yüzyılda inşa edilen Jüpiter tapınağından biraz daha küçük olan Baküs Tapınağı içlerinde en iyi korunmuş olanı.19m uzunluğunda,13m yüksekliğinde ve 6,5m genişliğinde anıtsal bir girişe sahip. Tapınağın yüksek duvarlarından birinde Alman imparatoru II Wilhelm’in burayı ziyareti anısına, Sultan II Abdülhamit tarafından yerleştirilmiş “Osmanlıca” ve “Almanca” yazıların bulunduğu iki mermer kitabe dikkat çekiyor. Tapınağın bir başka köşesine, XV. yüzyılda Memlûkler döneminde bir kule inşa edilmiş, kale valinin ikametgâhı olarak kullanılmış.<br />
Venüs Tapınağı, dairesel Cella’sı nedeniyle &#8220;yuvarlak tapınak&#8221; olarak da biliniyor. Her köşeyi büyük bir hayranlıkla gezdik. Özellikle o inanılmaz<br />
boyuttaki sütunlar ve taşlar arasında dolaşan insanların minicik kalması bir an için bana “Gulliver Devler Ülkesinde” masalında yaşıyormuş gibi<br />
hissettirdi. Baküs Tapınağının yanında küçük bir müze bulunuyor. Kapıda oturan görevli, elektrik olmadığı için gezemeyeceğimizi söylüyor. Artık bu<br />
konuda tecrübeliyiz. Lübnan’da bu duruma sıklıkla rastlamak mümkün maalesef. Bu antik kent olağanüstü bir yer. Sizi büyülüyor. Uzun süre etkisi altında kaldım.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4224.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4224.jpeg" alt="" width="2048" height="1536" class="alignnone size-full wp-image-226640" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4224.jpeg 2048w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4224-300x225.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4224-1024x768.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4224-768x576.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4224-1536x1152.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4224-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4224-570x428.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4224-701x526.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_4224-1067x800.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 2048px) 100vw, 2048px" /></a></p>
<p>Çıkışta, hemen karşıda “Taverna Cesar”’a oturup rehberimizin kahve ikramının tadını çıkardık. Her ne kadar “Cesar” yazısının harfleri düşüp eğilmiş olsa da yeşillikler, çiçekler içinde çok şirin bir yer. Karşısındaki manzaraya ise diyecek bir şey yok. Antik şehrin etrafı tellerle çevrilmiş. Tam ortadan ana yol geçiyor. Diğer tarafta da harabeler var ama onu gezemiyorsunuz halen kazılar devam ediyor. Sadece çevresini dolaşıp fotoğraf çekebiliyorsunuz. Harabelere bakan tarihi bir minare dikkatimi çekiyor. Etrafında seyyar satıcılar ve turistleri deveye ya da ata bindirip dolaştırmak üzere bekleyen kişiler var. Ören yeri oldukça büyük bir alanı kapsıyor. Abu bizi ara sokaklarda gezdirdikten sonra yerel takıların,eşyaların satıldığı bir dükkâna götürüyor. Ufak tefek birkaç hatıra<br />
alıyoruz. Hava çok sıcak. Güneş tepemizde. Şimdi sırada tapınakların inşasında kullanılan devasa taşların çıkartıldığı düşünülen tarihi taş ocağını gezmek var. Baalbek’e iki kilometre mesafede, hafif bir tepe üzerinde çukur bir alanda yapılan kazılarda yeryüzünde bulunan en büyük, el ile yontulmuş, kesme, yekpare, Hajjar al- Hibla (Hamile Kadın Taşı)olarak adlandırılan taş bloğu görünce tapınaklardaki dev boyutta taşlar konusunda bir fikir sahibi oluyor insan.</p>
<p>Tam 1.200 ton ağırlığında ve M.Ö 27 yılına ait. Düşünebilmek açısından bu tonaj üç Boeing 747’nin ağırlığından daha fazla. Çevresini dolaşabilmek için epey bir tur attım. Üzerinde minik bir Lübnan bayrağı dalgalanıyor. Yapılan son kazılarda Hajjar al-Hibla’dan bile daha büyük bir yekpare taş blok daha ortaya çıkarılmış. Hala bir kısmı toprak altında bulunan bu taş blok 19,6 metre uzunluğunda, 6 metre genişliğinde ve 5,5 metre yüksekliğinde. Ağırlığı ise tam tamına 1650 ton. Antik Dünyada bu taş blokların nasıl taşındığı ve kaldırıldığı hakkındaki gizem halen sırrını saklıyor. Çevredeki kayalara oyulmuş yerler büyük bir olasılıkla işçilerin barınaklarıymış. Artık bir hayli acıktık. Yolda Lakkıs Rest House’da duruyoruz. Büyük bir yer. Kalabalık grupları ağırlamak üzere organize olmuşlar. Humus ve küçük pideler eşliğinde nefis bir turşu yedik. Fiyatlar yüksek. Anlaşılan turistik bir mekân. Yolun sağında naylonlar içinde mülteci kampları görülüyor.</p>
<p>Lübnan’ın kaderi. Şimdi yolumuz UNESCO Dünya mirasları listesinde yer alan başka bir Antik Kente,sadece tek bir medeniyete, Emevilere ev sahipliği yapmış<br />
Anjar’a (Aanjar – Encer) doğru. Bekaa vadisinde yer alan bu Antik şehir, her ne kadar Baalbek ‘in yanında sönük kalsa da oldukça zarif yapıları barındırıyor. 1939 yılında binlerce Ermeni mülteci bu bölgeye yerleştirilmiş. Halen burada oturuyorlar. Anjar, VIII. yüzyılın başında Emevî, Halifesi Al-Walîd için bir Saray-Kent olarak kurulmuş. Zamanının ticari merkezmiş. 744 yılında Halife Walid’in oğlu İbrahim, kuzeni Marwan ile girdiği savaşı kaybetmiş ve şehir yerle bir olmuş. Bu nedenle lanetli ilan edilip terk edilmiş. Antik şehirde Saraylar, cami, hamamlar, alışveriş merkezi ve dükkânlar bulunuyor. Anjar Antik Kenti 1940’lı yılların sonuna doğru keşfedilmiş. Güzel bir planla yapılmış, zarif bir tarihi yer. Anjar’ı çevreleyen surlar fazla yüksek değil. Girişte sizi hemen geniş bir cadde karşılıyor. Kahverengi, kırmızı, sarı tuğlalar ve taşlarla örülmüş kemerli kapılar, ince taş döşeli yollar. Fazla geniş olmayan uzun sütunlar ve sakin doğa size eşlik ediyor. Vadideki bağları güzel şaraplara dönüştüren, ülkenin en eski şarap mahzenini ziyaret edeceğiz. Chateau Ksara “Caves de Ksara”1857’den beri faaliyet gösteren bir yer. Cizvit rahipleri tarafından kurulmuş. Daha sonraları 1973’te Lübnanlı bir iş adamı tarafından işletilmeye başlanmış. Yeşillikler arasında güzel bir terası olan muhteşem bir yer. Kaliteli ve tanınmış şaraplar üretiliyor. İstenilirse bir rehber eşliğinde yapılış şekillerini görebiliyor, satınalabiliyorsunuz. Çeşitli ödüller almışlar. Zemini tahta döşeli terasta peynir tabağı eşliğinde, bağları seyrederek keyif yapmak iyi geldi doğrusu.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/5C1410D5-BE99-4CFE-8D55-FBAD32BFA08F.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/5C1410D5-BE99-4CFE-8D55-FBAD32BFA08F.jpg" alt="" width="1440" height="1800" class="alignnone size-full wp-image-226641" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/5C1410D5-BE99-4CFE-8D55-FBAD32BFA08F.jpg 1440w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/5C1410D5-BE99-4CFE-8D55-FBAD32BFA08F-240x300.jpg 240w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/5C1410D5-BE99-4CFE-8D55-FBAD32BFA08F-819x1024.jpg 819w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/5C1410D5-BE99-4CFE-8D55-FBAD32BFA08F-768x960.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/5C1410D5-BE99-4CFE-8D55-FBAD32BFA08F-1229x1536.jpg 1229w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/5C1410D5-BE99-4CFE-8D55-FBAD32BFA08F-570x713.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/5C1410D5-BE99-4CFE-8D55-FBAD32BFA08F-701x876.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/5C1410D5-BE99-4CFE-8D55-FBAD32BFA08F-1067x1334.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Orta Doğu&#8217;nun Güzel Ülkesi Lübnan Yorgun şehir Beyrut ب&#8217;لد جميل في الشرق الأوسط ، لبنان مدينة متعبة ، بيروت‎</title>
		<link>https://belgoturk.tv/yazarlar/beste-serim-erbakorta-dogu-guzel-ulkesi-lubnan-beyrut/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Nov 2024 08:15:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[beyrut]]></category>
		<category><![CDATA[lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[ب'لد جميل في الشرق الأوسط ، لبنان مدينة متعبة ، بيروت]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=226274</guid>

					<description><![CDATA[Lübnan, konumu açısından Orta Doğu’nun stratejik bir noktasında yer alıyor. Akdeniz’e doğru uzanan doğu ve batı Beyrut tepelerinin oluşturduğu bir yarımadanın üzerinde, denize paralel Lübnan ve Antilübnan dağlarıyla çevrili. Başkent Beyrut, 50’li ve 60’lı yıllarda Orta Doğu’nun Paris’i olarak biliniyormuş. Biri Beyrut’a gitmişse gördüklerini, yaşadıklarını; Şöyle kafelerde oturduk, böyle mağazalarda alışveriş yaptık, diye ballandıra ballandıra [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lübnan, konumu açısından Orta Doğu’nun stratejik bir noktasında yer alıyor. Akdeniz’e doğru uzanan doğu ve batı Beyrut tepelerinin oluşturduğu bir yarımadanın üzerinde, denize paralel Lübnan ve Antilübnan dağlarıyla çevrili. Başkent Beyrut, 50’li ve 60’lı yıllarda Orta Doğu’nun Paris’i olarak biliniyormuş. Biri Beyrut’a gitmişse gördüklerini, yaşadıklarını; Şöyle kafelerde oturduk, böyle mağazalarda alışveriş yaptık, diye ballandıra ballandıra anlatırmış. O zamanlar en güzel kumaşlar, en güzel giysiler, en güzel eşyalar oradan alınırmış. Denilebilirki; o yıllarda Beyrut altın çağını yaşıyormuş…<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3758.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-226275" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3758.jpeg" alt="" width="1536" height="2048" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3758.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3758-225x300.jpeg 225w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3758-768x1024.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3758-1152x1536.jpeg 1152w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3758-570x760.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3758-701x935.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3758-1067x1423.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Aslında Lübnan öyle büyük bir ülke değil ama Orta Doğu’nun kalbi olarak kabul ediliyor. İsrail, Suriye ve Akdeniz’de Kıbrıs ile komşu. 10.000 km² civarındaki yüzölçümü ve günümüzde 6 milyona vardığı söylenen nüfusu ile Akdeniz kıyısına konumlanmış bir devlet. Lübnan’da en son yapılan resmi nüfus sayım tarihi 1932. Lübnan Orta Doğu ülkelerinde süren karmaşanın, fokurdayan kazanın tam da ortasında bulunuyor. En son olarak 2020’nin 4 Ağustos’unda Beyrut limanında 200 kişinin hayatını kaybettiği, 5 binden fazla insanın yaralandığı,300 bini aşkın kişinin yerinden yurdundan olduğu şiddetli patlama bu güzel şehri bir kez daha sarsmış. Tarihi M.Ö 2000 yıllarına kadar uzanan bu topraklar başta Fenikeliler olmak üzere, Asurlular, Bâbiller, Persler gibi birçok kavim ve devletin egemenliği altında yaşamış, çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış. Sırasıyla Roma İmparatorluğu, Bizans ve 400 yıl boyunca Osmanlı’nın hâkimiyetinde kalmış. Beyrut limanı, Osmanlı Devleti’nin en önemli limanlarından biriymiş. Ünlü seyyah Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde Beyrut&#8217;un, Sayda eyaletinin bir sancak olduğunu ve 600 köy ile sekiz nahiyesinin bulunduğunu anlatıyor. Ayrıca Beyrut Kalesinin içersinde 2600 evin yer aldığını yazıyor.Osmanlı imparatorluğunun 1918’de Mondros anlaşması ile bölgeden çekilmesinin ardından Fransız mandası olan Lübnan’a, Fransızlardan başka İsviçreliler, Almanlar, İngilizler ve Ruslar yerleşmiş.</p>
<p>Her ne kadar, Ülke1943’de bağımsızlığını ilan etmiş olsa da mezhepsel, siyasal ve dinsel anlamda heterojen olmayan yapısı nedeniyle tarih boyunca çok sorunlar yaşamış. Günümüzde Lübnan’ında Cumhurbaşkanı, mutlaka Marunî Hristiyan, başbakan Sünni Müslüman ve meclis başkanı ise Şii Müslüman olmak zorunda. Bu üç kişi anlaşmadan ülkede hiçbir şey yapılamıyor. Yönetim kadroları Hristiyanlar, Marunîler Ortodokslar Yahudiler (1920’li yıllarda), Katolikler, Ermeniler, Şiiler, Sünniler ve Dürzilerden oluşuyor. Ne yazık ki bu karmaşık yapı Lübnan’da uzun süren iç çatışmaların ve komşu ülkelerin sürekli müdahalelerinin başlıca nedeni olmuş. 1948’de Ülkenin kaderi bitişiğinde İsrail devletinin kurulmasıyla yeni bir boyuta taşınmış.Topraklarından edilen binlerce Filistinlinin büyük bir kısmı Lübnan’a göç etmiş.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3842-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-226276" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3842-1.jpeg" alt="" width="1536" height="2048" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3842-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3842-1-225x300.jpeg 225w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3842-1-768x1024.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3842-1-1152x1536.jpeg 1152w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3842-1-570x760.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3842-1-701x935.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3842-1-1067x1423.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>1975’te başlayan iç savaş 1990’ların başına kadar sürmüş. Çatışmalar, 150 bin kişinin hayatını kaybetmesi, bir milyon kişinin yaralanması, 350 bin kişinin ülke içinde yer değiştirmesi ve neredeyse bir milyon kişinin ülkeden kaçmasıyla sonuçlanmış. Maalesef Lübnanyönetim bakımından hala bir istikrar gösteremiyor. Halka sorarsanız bizi kimse yönetmiyor diyorlar. Bu ay Cumhurbaşkanı Michel Aoun’un görevi sona ermiş. Yıl 2022. Anlaşılan bu güzel ülkeye bir türlü rahat yüzü yok.Efsane Lübnanlı şarkıcı Feyruz’un Beyrut için söylediği yanık dizeler sanki bu duruma sonsuza dek tanıklık edecekler gibi.Li Beyrut “Yüreğimden selam olsun Beyrut’a” Lübnan’a seyahat etmeye karar verince, Fransa’da bir tiyatro festivalinde tanıştığım Beyrutlu arkadaşlarım Micheline ve Luciana’ya ülkeleri hakkında birçok soru sordum. Çok üzücü bir durum ama onlar da artık ülkelerinde yaşamıyorlar. Gezimizi oldukça kolaylaştıran değerli bilgiler verdiler.</p>
<p>25 Ekim akşamı, saat 10.00’da Sun Express uçuşuyla Lübnan’a gitmek üzere biletimizi aldık. Bu havayolu şirketinin İzmir’den yurtdışına direk uçuşlar yapması, İstanbul aktarmalarından yorulan İzmirli seyahat severler için tam bir fırsat oldu. Eşimin yeşil pasaport süresinin dolduğunu son anda fark edince yenisi için müracaat etmek istedik. Ama bu aralar yaşanan zorluk “Çip krizi” yüzünden yeni pasaport gelmesinin bir hayli uzun zaman alacağını öğrenince, sadece süreyi uzatmakla yetindik. Maalesef bunun başımıza neler açabileceğini ön göremedik. Sun Express, eşimi uçağa bindirmek istemedi. Lübnan’ın bu uzatmayı kabul edip etmediğini bilmedikleri için, yetkililere faks çektiler, hiçbir yanıtgelmeyince “Üzgünüz ama sizi uçuramayız” diye açıklamada bulundular. Bana “Siz uçun, eşiniz kalsın” deyip durdular. Nihayet uçağın kalkmasına çok az bir süre kala, binmemize karar verildi. Korkunç bir stres yaşadık. Oysaki Lübnan’a indiğimizde, beklediğimiz uzun bir kuyruk dışında, pasaport polisi bir yüzümüze, bir pasaporta baktı, damgaladı ve geçtik. Böylece rahat bir nefes almak ancak, günün sonunda, bir buçuk saatlik bir uçuşun ardından Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanında olabildi.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3674.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-226277" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/IMG_3674.jpeg" alt="" width="2048" height="1536" /></a></p>
<p>Firavunlar döneminden beri yerleşim yeri olan kadim şehir Beyrut, Akdeniz kıyısında, ticaret, ulaşım, kültür ve finans açısından her dönem önemini korumuş bir şehir. Modern, aydınlık, Beyrut fotoğraflarıyla süslü havalimanından gece yarısı, bir taksi ile otelimize vardık. Orient Queen Homes Otel, Amerikan Üniversitesine, meşhur El Hamra semtine yakın, John Kennedy caddesinde. Gecenin bu saatinde güler yüzlü bir karşılama ve güzel bir oda bizi rahatlattı. Ertesi sabah, otelin teras katında, rengârenk saksı çiçeklerinin arasında deniz manzaralı güzel bir kahvaltı yaptık. Soğuk değil ama arada bir Akdeniz’in ılık esintisi yüzümüzü okşuyor. Hafif bir yağmur çiseliyor. Masmavi gökyüzü, tertemiz bir hava. Kahvaltıda sarımsak, limon zeytinyağı ile ağır ateşte pişirilmiş bakladan yapılan Foul, leziz zeytin,omlet ve ince ekmek pek hoşumuza gitti. Lübnan enfes zeytinyağlarıyla tanınıyor. Tüm gezi boyunca midemizin hiç bozulmaması bunun en güzel kanıtı. Çevreye şöyle bir baktığımızda, yeşillikler içinde eski İstanbul evlerine benzer, birbirinden farklı mimariyle yapılmış ancak fazlasıyla yıpranmış,70’li yıllardan kalma, geniş balkonlu apartmanlar göze çarpıyor. Belli ki zamanının oldukça modern binalarıymış. Fazla yer olmadığından olabilir, sanki birbirinin üstüne yapılmışlar gibi, denize dik inen yamaca sıkışmışlar. Balkonların çoğundaki kalın perdeler hafif bir rüzgârda uçuşuyor. Bu arada sarımtırak, kahverengi kepenkli bir apartmanın en üst katında, iki büklüm yaşlı bir bey, balkondaki kedi evinin önünde, kedilerini seviyor, sırayla okşayıp karınlarını doyuruyor. O kadar güzel sahneler ki uzunca bir süre izlemekten kendimizi alamadık.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/E7FE8010-97E3-46CB-B14B-6328E209B27F.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-226278" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/E7FE8010-97E3-46CB-B14B-6328E209B27F.jpg" alt="" width="1440" height="1080" /></a></p>
<p>Kahvaltı yaparken, şuraya nasıl gidilir, burası ne tarafta diye sorunca orada oturan bir bey rehber olduğunu istersek bize Lübnan’ı gezdirebileceğini söyleyince, al takke ver külah, sıkı bir pazarlık sonunda Bay Abou Ayman ile üç günlük bir anlaşma yaptık. Bugün şehri kendimiz gezeceğiz. Yarın sabah erkenden tura başlamak için sözleştik. Bu arada yaptığımız çevre gezilerinde gördük ki bir gün daha fazla kalmaya ihtiyacımız varmış. Lübnan’ı layıkıyla görebilmek için beş tam gün<br />
ayırmak gerekiyor. Lobiye inince bir otel çalışanı, üst sokaktaki bankamatiğin yerini göstermek üzere bizimle birlikte geldi. Otele ödeme yapmak için para çekeceğiz. Lübnan seyahatinde, dikkat edilmesi gereken önemli bir konu da kredi kartının hiç kullanılmaması. Daima ödemeler peşin yapılıyor. Özellikle dolar geçerli. Sebebi ise kendi paraları, Lübnan Lirasının, neredeyse her gün değer kaybetmesi ve kredi kartından bankaların çok yüksek komisyon alması. Aslında Booking’ te yer ayırtırken bu konu belirtilmiş ama ben dikkat etmemişim. Bankamatiğin hemen yanındaki meydanda, küçük bir üretici pazarı<br />
kurulmuş. <a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/B463EE1C-FF8B-41CF-871C-8B7867661B92.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-226279" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/B463EE1C-FF8B-41CF-871C-8B7867661B92.jpg" alt="" width="1440" height="1800" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/B463EE1C-FF8B-41CF-871C-8B7867661B92.jpg 1440w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/B463EE1C-FF8B-41CF-871C-8B7867661B92-240x300.jpg 240w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/B463EE1C-FF8B-41CF-871C-8B7867661B92-819x1024.jpg 819w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/B463EE1C-FF8B-41CF-871C-8B7867661B92-768x960.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/B463EE1C-FF8B-41CF-871C-8B7867661B92-1229x1536.jpg 1229w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/B463EE1C-FF8B-41CF-871C-8B7867661B92-570x713.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/B463EE1C-FF8B-41CF-871C-8B7867661B92-701x876.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/B463EE1C-FF8B-41CF-871C-8B7867661B92-1067x1334.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /></a></p>
<p>“Souk el Balad”. Her şey el emeği göz nuru. Özellikle reçeller ve kurabiyeler enfes gözüküyor. İzmir’in Bademler köyünde, Pazar günleri açılan organik pazara benziyor. Lübnan’ın çeşitli yörelerinden gelen üreticiler kendi yetiştirdikleri taze sebze ve meyveleri, süt mamullerini tezgâhlarında satıyorlar. Ayrıca çömlek, sabun, takı gibi farklı ürünleri de bulabiliyorsunuz. Pazarı dolaşıp bir şeyler aldıktan sonra tekrar otelin bulunduğu sokağa yürüyoruz. Zira oradan Amerikan<br />
Üniversitesine doğru gitmeyi hedefledik. Otelin hemen altındaki bir mağaza ilgimi çekiyor. “WAWDESİGN”. Bu bir marka dükkânıymış. Kurucu ve tasarımcıları Mayssa Sultan ve Mayssa Berry adında iki Lübnanlı bayan. 2008 yılında bu mağazayı açmışlar. İçerdeki tüm ürünler kendi tasarımları ve el yapımı. Giysiler, rengârenk mutfak eşyaları, bayıldım.</p>
<p>Otelden sağa doğru hafif bir yokuş tırmanıyoruz. Sokağın köşesinde duvarın üzerine çakılmış, minik mavi plakada beyaz renkle El-Jamia,Rue 58 ve Arapçası yazıyor.“Rue” Fransızca bir sözcük ve anlamı “Sokak”. Lübnan, 1918 -1943 yılları arasında Fransız sömürgesi olmanın etkilerini devam ettiriyor. Beyrut’ta bulunan Fransız Okulları ve Üniversitesi bunun bir başka göstergesi. Ülkede Fransızca hala birçok kişi tarafından konuşulan dil olma özelliğini taşıyor. Amerikan Üniversitesi “The American University of Beirut (AUB),” kampüs binalarını çevreleyen sarı kalın taş döşeli duvarlarının dibinden, kenarında kısa kazıklar olan dar bir kaldırımda yürüyoruz. Kaldırımlar derme çatma döşenmiş, zaten o kadar çok yıpranmışlar ki; Pek kaldırım denilemez. Yolun sol tarafında iki katlı, bahçe içindeki terkedilmiş evin,savaşta tüm camları kırılmış, pencereleri naylonlarla kaplanmış, kırık,dökük, kemerli, tahta süslemeli uzun ince sütunlu, tipik balkonları insana hüzün veriyor.<br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/C9205C30-9415-4151-B51E-EE9CD3E996BF.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-226280" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/C9205C30-9415-4151-B51E-EE9CD3E996BF.jpg" alt="" width="1440" height="1800" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/C9205C30-9415-4151-B51E-EE9CD3E996BF.jpg 1440w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/C9205C30-9415-4151-B51E-EE9CD3E996BF-240x300.jpg 240w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/C9205C30-9415-4151-B51E-EE9CD3E996BF-819x1024.jpg 819w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/C9205C30-9415-4151-B51E-EE9CD3E996BF-768x960.jpg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/C9205C30-9415-4151-B51E-EE9CD3E996BF-1229x1536.jpg 1229w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/C9205C30-9415-4151-B51E-EE9CD3E996BF-570x713.jpg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/C9205C30-9415-4151-B51E-EE9CD3E996BF-701x876.jpg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2024/11/C9205C30-9415-4151-B51E-EE9CD3E996BF-1067x1334.jpg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1440px) 100vw, 1440px" /></a></p>
<p>Üniversite binası,1866’da Suriye Protestan Koleji olarak kapılarını açmış. 1920’de ise Beyrut Amerikan Üniversitesine dönüşmüş. Ücretli olan kurumda, halen 2000&#8217;i uluslararası olmak üzere, 8000 öğrenci eğitim alıyor. Önce arka kapıya varıyoruz. Kökleri bolca dev ağacın gölgesinde bir köşede kalmış mavi boyalı ankesörlü telefon kabini üst üste yapıştırılmış ilanlar ile dolu. Bir tıp öğrencisi fotoğrafımızı çekiyor. Üniversiteye ana kapıdan girebilmek için çevresini dolaşıyoruz. Hamra semtinde, Bliss Caddesi ya da diğer adıyla Rue Bliss’te yürüyoruz. Burası tam bir üniversite semti. Hazır yiyecek satan dükkânlar, oteller, bankamatikler, kaldırımlarda sohbet eden öğrenciler. Ana kapıdan girer girmez, çiçekler, ağaçlarla dolu bahçe daha doğrusu, bir park ile karşılıyoruz. Muhteşem Binaların isimlerinden yön tabelalarına kadar her şey sadece İngilizce. Sanki Amerika’daki bir üniversiteyi geziyoruz. Kampüs içinde bir de Arkeoloji Müzesi bulunuyor. Rastladığımız Türk öğrenci bize epeyce yardım ediyor. Şuradan gidin, böyle yapın diye önerilerde bulunuyor. Sokakta üzerine naylon tente geçirilmiş motosikletler ilginç. Beyrut’un havası belli olmuyor. Bakıyorsunuz günlük güneşlik biraz sonra aniden bir yağmur başlıyor. Çözüm bulunmuş üzeri tente kaplı motosikletler bolca. Sokaktan, eski püskü arabaların yanı sıra son derece lüks arabalar da geçiyor. Gerek cadde gerekse sokaklar son derece dar. Aslında İtalya’nın dağ köylerinde olduğu gibi buralarda da küçük arabalar kullanılması gerekiyor. Muazzam bir park sorunu var ve inanılmaz sıkışık bir trafik, tam bir karmaşa. Hamra’da yürüyoruz. Öğle yemeği yeme vakti.</p>
<p>1960’larda Beyrut’un bu caddesi için, Lübnan’ın Şanzelize’si denirmiş. Bir zamanlar son derece varlıklı kişilerin yaşadığı batı Beyrut. Güzel bir pasajın içinde “Little Beirut” adlı bir restoranın dışardaki masalarından birine oturuyoruz. Restoranın kapalı kısmı iki katlı ve içerde nargile (Şişa) içiliyor. Yemek sırasında ve sonrasında tömbekiler fokurduyor. Özellikle de bayanlar tarafından. Karnımızı doyurduktan sonra yürümeye devam ediyoruz. Serenada Golden Palace Oteli, tipik siyah ince ferforje süslü balkonları ve sarı yüzü ile dikkat çekici güzel bir yapı. Arada sırada yağmur çiseliyor. Aşağıya doğru, tekrar üniversitenin bulunduğu caddeye iniyoruz. Dediğim gibi kaldırım taşları aşırı yıpranmış. Yağmur yağınca, ne kadar dikkat etsem de ayağımın kaymasını engelleyemiyor, feci şekilde düşüyorum. Etraftakiler koşuşturup kalkmam için yardım etmeye çalışıyorlar, ama dizim çok fena ağrıyor. Başımı da vurduğum için bayağı endişeleniyoruz. Buralarda hastaneye gitmek ayrı bir sorun. Biraz önce yukarı caddede zavallı bir ambülans trafiğe takılmıştı.</p>
<p>Kimse yol vermiyor. Daha doğrusu veremiyor. Caddeler dar ve fazlasıyla araba var. Bir de yol kenarlarında içinden çok etrafa saçılmış atıklarla çevrili çöp konteynerleri de işin içine girince, kıpırdamak ne mümkün. Beyrutlu sürücüler sabırlı, ses çıkarmıyorlar ama bol bol korna çalıyorlar. Bir gürültüdür gidiyor. Yalnız dikkatimi çeken güzel bir şey, yayalara yol vermeleri. Yavaş yavaş eşimin yardımıyla üniversite yakınlarında bir binanın ön cephesine çizilmiş, yüzü maskeli, bir şeyler içen, birini gösteren grafitinin önüne gelip biraz dinleniyorum. Sanırım bu resim Covid-19 küresel salgın sürecini simgeliyor. Beyrut’ta her türlü evrensel ya da ulusal olayı duvar resim ve yazılarından takip edebiliyorsunuz.<br />
Duvarlar bir çeşit haber platformları görevini üstlenmişler… Halkın istekleri, ya da istemedikleri, söyleyebildikleri, ya da söyleyemediklerini dile getirme biçimi. Ağrı geçecek gibi değil ama azimliyim gezeceğim. Bir taksiye atlayıp, Pierre Gemayel caddesindeki Ulusal Müzeye gidiyoruz. Yolda 1974 yılında yapılan 26 katlı ve 400 odalı terk edilmiş Holiday Inn Otelini görüyoruz. Otel iç savaş sırasında yoğun çatışmalara sahne olmuş. Hala üzerinde kurşun delikleriyle, öylece duruyor. Biraz ilerleyince sarı kalın taş duvarlarıyla “Notre Dame de l’Annonciation”, Ortodoks kilisesi hemen yol kenarında görülüyor.</p>
<p>Müze maalesef kapalı. Sanıyorum elektrik kesintisi yüzünden. Beyrut’ta sık sık elektrik ve su kesintisi problemi yaşanıyor. Bu yüzden birçok yeri göremedik Hava kararınca marketler ve kafeler hariç her yere bir karanlık çöküyor. Burada İstanbul’dan gelmiş Türk bir gruba rastlıyoruz. Onlar da bizim gibi hayal kırıklığı yaşıyorlar. Neyse ki daha sonra burayı gezebilme fırsatını yakaladık. İnanılmaz bir yer. Gezemeseydim çok üzülürdüm. Müzenin hemen karşısında, caddenin diğer tarafında eski bir bazilikadan kalma, Roma sütunları bulunuyor. 1940 yılında keşfedilmiş. Bu nokta bana oldukça değişik geldi. Önde Roma kalıntıları, arkada, yıllardır terk edilmiş geleneksel bir Lübnan evi onun arkasında Lübnan&#8217;ın en yüksek modern binası Sama Beyrut gökdeleni. Sanki Beyrut’un tarihi arka arkaya sıralanmış. Yine bir taksiye atlayıp, şehrin en büyük meydanı, geçmişi 1800’lü yıllara kadar uzanan Şehitler Meydanına “Place de Martyrs” gidiyoruz. Ermeni mahallelerinin bulunduğu Bourj Hammoud otoyolundan Haboyan dev binaları önünden geçerek ilerliyoruz. Akdeniz kıyısındaki limanınönünden geçerken, uzaktan da olsa liman patlamasının ardından enkazdan kalanlarla yapılan anıt heykel görülüyor. “Jest” adı verilen heykel Lübnanlı sanatçı ve mimar Nadim Karam tarafından yapmış.</p>
<p>Şehitler meydanı, I. Dünya savaşı sırasında Osmanlılara karşı isyan edenlerin öldürüldüğü yer. Tam ortada, Beyrut’un simgelerinden biri olan bronz heykel görülüyor. Heykelin uzunca bir hikâyesi var. En üstte, alttaki kaidenin üzerindeki bir kaya bloğunda yükselen, sol koluyla genç bir adama sarılmış, sağ elinde tuttuğu meşaleyi yukarıya doğru kaldırmış bir kadın ve onların ayaklarının dibinde yatan iki şehit temsil ediliyor. Meşale heykele Özgürlük heykeli adının da verilmesine neden olmuş. Heykel ilk olarak 1930’larda yapılmış. Daha sonra, Lübnanlı heykeltıraş Joseph Hayeck tarafından 1950’de yenilenmiş ve en son 1960’ta, İtalyan heykeltıraş Renato Marino Mazzacurati’nin çalışmalarıyla yeniden dirilmiş. Bugünkü Şehitler heykeli darbelerde payını almış, delik deşik<br />
olmuş. Genç adam kolunu kaybetmiş. Heykelin yükseldiği kaidenin üzerine Lübnanlı Sokak sanatçıları tarafından sürekli değişen resimler yapılıyor, yazılar yazılıyor.</p>
<p>Buradan iç savaş sırasında oldukça yüksek, şehri tam ortadan ikiye bölen bir duvar geçiyormuş.(Yeşil Hat) Eski Berlin şehrinde olduğu gibi. Duvarın doğusunda kalan kısım Doğu Beyrut yani Hristiyan bölgesi, batısında kalan kısım ise Batı Beyrut yani Müslüman bölgesiymiş.<br />
Duvardan az da olsa bir kısmını üzerine çizilmiş grafitiler ile görmek mümkün. Meydan Lübnan halkı için ayrı bir değer taşıyor. Zira ülkenin tüm olayları burada gerçekleşmiş. Meydanda “Le Gray” otelinin altındaki kafeyi çevreleyen cam cephe patlama sırasında tamamen hasar görmüş ve otel yaklaşık bir yıl süreyle kapılarını kapatmak zorunda kalmış. Şimdi siyah metal plaklarla kaplı yüzeyde bir duvar resmi bulunuyor. Pembe ve mavi renklerin yoğun olduğu resimde, bir çift güvercin ile ortada İngilizce büyük kırmızı harflerle HOPE “Umut&#8221; kelimesi yazılmış ve altında olayları anlatan sahneler çizilmiş. Sokak sanatçısı Alfred Badr ve ekibi tarafından tasarlanmış. Diğer yanda, Fransız manda döneminden kalma bir binaya yerleşmiş olan Virgin Megastore görülüyor. Öbür tarafta sahile bakan terk edilmiş büyük yapı 1930’lardan kalma St. George Oteli, 2005’te Başbakan Refik Hariri’nin öldürülmesi ile sonuçlanan suikast sırasında bombalanmış. Sahibi, kenti yenileme işini üstlenen imar şirketi Solidere’in çalışmalarını onaylamadığını, binanın cephesine astığı “Stop Solidere” yazan bir pankartla belirtmiş. Önünde çiçekler içinde küçük bir alanda Refik Hariri’nin heykeli Akdeniz’i seyrediyor. Ortada “Petit Sérail” (Küçük Saray) olarak bilinen 1950’de yıkılmış, Osmanlı idare binasının temel taş kalıntıları görülüyor. Meydanın bir bölümü tam<br />
bir şantiye alanı. Devasa vinçler inşaatlara devam ediyor.</p>
<p>Heykelin çapraz karşısında Sarı Riyad Taşı kullanılarak yapılmışMuhammed Al-Âmin Camii meydanın en görkemli yapısı. 65 metre yüksekliğinde, dört minare ve açık mavi renkte çini kubbeler ile şehrin sembollerinden biri olarak kabul ediliyor. Caminin ilk yapımı Sultan Abdülmecid tarafından olmuş.  Savaş sırasında tamamen yıkılan cami, 2002 yılında başbakan Refik Hariri’nin isteği üzerine İstanbul’daki Sultanahmet Camii örnek alınarak yeniden inşa edilmiş. Ancak inşası 2007 yılında tamamlanabilmiş. 2005 yılında, suikasta uğrayan Hariri’nin cenazesi, caminin yanına defnedilmiş. Minareler, hemen karşısındaki 1880’li yıllardan kalma Saint George Marunî Katedrali’nin Çan kulesi ile  sarmaş dolaş gözüküyor. Beyrut’un karmaşık yapısının bir özeti gibi. Ortadaki alanda üzerinde resimler ve yazılar ile devrimi simgeleyen devasa bir yumruk heykeli ve ondan biraz ilerde temsili bir Noel çamı bulunuyor. Deniz tarafından içeri girildiğinde meydanın en sonundaki, şeklinden dolayı Beyrut’un “Yumurtası”, diye adlandırılan ikonik gri-siyah yapı, devasa beton blok,1975’te iç savaşın patlak vermesiyle tamamlanamamış, terkedilmiş bir bina. Üzerinde kurşun delikleri, yazı, grafitiler ve üst üste yapıştırılmış bildirilerle öyleceduruyor.</p>
<p>1960’larda Lübnanlı mimar Joseph Philippe Karam ve mühendis Georges Tabet tarafından tasarlanmış. 1970’lerde Beyrut’un bu popüler binası, sinema, otopark ve Orta Doğu&#8217;nun en büyük alışveriş merkezi olarak düşünülmüş. Meydanın bir tarafında, Aziz Elie ve Aziz Gregory Ermeni Katolik kilise ve katedralinin, beyaz binası geleneksel Ermeni mimarisinden biraz daha farklı, daha çok Roma mimarisi benzer bir yapı olarak dikkat çekiyor. Artık yürümekte bir hayli zorlandığım için, cadde kenarında bekleyen “Hop- on Hop- off ” iki katlı şehir turu otobüsünü görünce binip öyle dolaşalım istedik. Baktık ki; bir şoför bir de görevli bir gençten başka kimse yok. O kadar güler yüzlü o kadar cana yakın insanlar ki; hemen bindik. Bize özel tur yaptılar diyebilirim. Beyrut’un dar sokaklarında dolaştık. Bir yandan da müzik eşliğinde açıklamaları dinledik. Önce altında Fransız kafesi Paul’ün bulunduğu tipik sarı bir Beyrut binasının önünden geçerek, şehrin en işlek ve en keyifli bölgelerinden biri olan Gemmayzeh’ı turladık. Yolun her iki tarafındaki ağaç dalları zaman zaman otobüsün üst katına oturduğumuz yere kadar gelip pencereden içeri girince, görevli Simon onları yavaşça dışarıya alıyor.</p>
<p>Bir ormanın içinde yolumuzu el yordamıyla buluyoruz sanki. Cadde ancak otobüsün geçebileceği kadar genişlikte. Değişik butikler, güzel dükkânlar sağlı sollu sıralanmış. Tam yolun ortasına bir araba park etmiş. Geçemiyoruz. Korna çalınıyor, polis aranıyor. Bir telaştır gidiyor. Yarım saat geçiyor, bakıyoruz ki iki bayan sallana sallana gelip arabaya biniyor. İnsanlar kızacağına alkışlıyor. Onlar da zafer edasıyla kollarını kaldırıyorlar. Halk<br />
zamana koşmayı çoktan bırakmış, olaylar onları sakin olmaya alıştırmış. Binalarda kurşun delikleri halen duruyor. Elektrik, telefon telleri birbirine karışmış. Her yerden bir şey sarkıyor. İlk olarak Mim müzesine gidiyoruz. Müze Saint Joseph Üniversite kampüsü içinde. Tur için aldığımız biletle hem bu müzeyi hem de Ulusal müzeyi gezebiliyoruz. İçeriye girerken pek fazla bir şey beklemiyordum ama gezdikten sonra şimdiye kadar gördüğüm en güzel müzelerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bilgisayar şirketi Murex’in kurucu ortağı ve kimya mühendisi Lübnanlı Salim Eddé, 1997 yılından beri oluşturduğu özel koleksiyonunu 2013 yılında bu müzeyi açarak sergilemeye karar vermiş. Lübnan ve Orta Doğu&#8217;nun İlk Mineral Müzesi olan müzede, milyonlarca yıl doğada şekillenen, birçok ülkeden getirilen,2000’den fazla mineral sergileniyor. Mineraller muhteşem renkleri ve geometrik şekilleri ile insanı başka diyarlara götürüyor. Altın, gümüş,değerli taşlar (Elmas, yakut, topaz, zümrüt, safir vb.) pırıl pırıl parlıyorlar.</p>
<p>Koleksiyonun en önemli parçalarından biri koyu yeşil renkteki 1.390 karatlık zümrüt. Tabii biz ülkemizden getirilenleri merak ettik.1950 yılında, Muğla Menderes Masifinden alınmış 6,9 cm büyüklüğünde V şeklinde kristaller, Erzurum, Kop dağlarında bulunmuş kristaller, gerçekten inanılmaz görüntüler sunuyorlar. Bu büyüleyici kristallerin dışında Lübnan’ın dağlık bölgelerinden çıkartılan 200 deniz fosilinin yer aldığı “FISH&#8217;N&#8217;STONE” sergisi gezilmeye değer. Ayrıca Dünyada tek örneği Lübnan’da bulunan, 95 milyon yıl önce yaşamış bir Pterodaktil (Uçan sürüngen) fosili olan “Mimo”yu görebiliyorsunuz. Hologram ile yapılan canlandırma pek hoş. Sanki Mimo’nun üzerine binip uçuyorsunuz. Müzeden çıktıktan sonra, Fransa Büyükelçiliği ile Saint Joseph Üniversitesi arasındaki minik meydanda (Place de la Grand Famine) yer alan küçük bir parkta, Lübnan&#8217;da, 1915&#8217;ten 1918&#8217;e kadar, nüfusun üçte birinin ölümüne neden olan kıtlığın Anıt ağacını(Hafıza Ağacı) görüyoruz.</p>
<p>Çekilen acıların halk tarafından toplu hafıza kaybı yaşanarak unutulmaması gerektiğini vurgulamak amacıyla, Halil Gebran gibi kıtlığı anlatan şair ve yazarların tümceleri Arapça kaligrafi ile yaldızlı metaller üzerine yazılarak ağacın yaprakları oluşturulmuş. Lübnan&#8217;ın sembolü zeytin ağacı, iri siyah gövdesi, uçuşan sarı dallarıyla çok zarif. 2018&#8217;de yapılan bu anıt ağacın dibine, Yazan Halwani imzalı üç dilde yazılmış bir plaket yerleştirilmiş. Sanatın her türlü duygunun dile getirilmesinde muhteşem bir araç olduğu şüphesiz. Beyrut’ta ona sıklıkla ve ustalıkla başvurulmuş.</p>
<p>Yolda muhteşem mimarileri ile hemen fark edilebilen değişik binalar görüyoruz. Bunlardan bir tanesi sekiz katlı, 21 daireli, Koujak-Jaber apartmanı. Binanın ön cephesinde, Gravyer peynirinin üzerindeki deliklerden esinlenerek yapılmış, çeşitli boyutlardaki yuvarlak pencereler inanılmaz bir görüntü çiziyor. Bu nedenle yapı “Le Gruyère” ismi ile de anılıyor. Apartman 1967 yılında, Lübnanlı mimar Victor Hanna Bisharat tarafından tasarlanmış. Binanın bakımsız olması, güzelliği ve orijinalliğinden hiçbir şey kaybettirmemiş. Bir başka harika yapıt ta Dünyaca ünlü, “Kavislerin Kraliçesi” diye anılan Iraklı fantastik merhum mimar Zaha Hadid tarafından tasarlanan bükülmüş şekilli zarif bina. Beyrut Souks Alışveriş Merkezinde şehrin sembollerinden biri olması düşünülen oval şekilli 5 katlı ticari binanın dış cephesi asimetrik bir ağa benziyor. Yapı 2020’de nasıl olduğu tam anlaşılamayan bir nedenden dolayı büyük bir yangın geçirmiş.</p>
<p>Yavaş yavaş karanlık çökmekte. Lüks apartmanların sadece bazı katlarında ışık yanıyor. Otobüsün genç görevlisi Simon bunun nedeninin Beyrut’tan göç eden varlıklı kişilerin ancak tatillerde evlerine gelip kısa süre kalmaları olduğunu açıklıyor ve çoğu ev bu şekilde boş diye devam ediyor. Elbette bu durum çok hüzün veriyor. Hayalet şehir gibi. Şimdi sıra Akdeniz kıyısında, geniş kaldırımlı meşhur kordon boyuna (La Corniche) gitmekte. İzmir’in kordonuna benzer, çok sayıda palmiyenin<br />
sıralandığı, trafiğin çift yönde aktığı bir bulvar. Lübnanlılar arasında popüler gezinti yeri. Balık tutanlar, seyyar satıcılar, spor yapanlar, yürüyenler, banklarda oturup manzara seyredenler, nargilesini tüttürenler çok fazla olmasa da kafeler ve restoranların bulunduğu canlı, cıvıl cıvıl bir yer. Harika Akdeniz manzarası eşliğinde yürüyüş pek zevkli. Uzunluğu 4km’den fazla olan kordon, Saint-Georges otelinden Ramlet al- Beida&#8217;ya kadar uzanıyor. Kıyı tarafında lüks oteller, ünlü markaların restoran ve kafe zincirleri bulunuyor. Mac Donalt’s yanında Hard Rock café.</p>
<p>Raouché kıyısında, deniz içinde yükseklikleri 46 m’yi bulan iki görkemli kaya “Güvercin Kayaları” Beyrut’un önemli bir simgesi olmuş. Efsaneye göre Yunan mitoloji kahramanı Perseus eşi Andromeda’yı kovalayan deniz canavarını, Medusa’nın  kafasını kullanarak  öldürmüş ve onu taşa çevirmiş. Güvercin kayaları denmesinin bir başka nedeni de güvercinlerin kayalara ve içindeki mağaraya yuvalarını yapmalarıymış. Güvercinler doğaları gereği eşlerine sadık ve ailelerine karşı sevgi dolu bir özellik taşıyorlar. Bu konuda da anlatılan hikâyelerden biri şöyle: Birbirlerine kavuşmaları imkânsız olan bazı çiftler, daha sonraki zamandagüvercinler gibi aile kurabileceklerini düşünerek buradan sevdikleriyle beraber atlamışlar.</p>
<p>Önünde poz vermeden Beyrut’tan ayrılmak olmaz diyorlar, biz de güneşi burada batırıyoruz. Simon bol bol fotoğrafımızı çekiyor. Yan tarafta inen patika bir yol var. İsterseniz oradan, aşağıda bekleyen botlara binip kayalıkların çevresinden dolaşabiliyor, mağarayı görebiliyorsunuz. Karanlık çökmekte olduğu için biz cesaret edemedik doğrusu. Kordonda biraz daha ilerleyince kırmızı, beyaz enine çizgili Beyrut’un Deniz Fenerinin de serüveni var tabii ki. Simon başlıyor anlatmaya; Bu fener,50 m yüksekliğinde, 2003 yılında, üçüncü ve en son yapılanıymış. Arapçada “Manara” deniz feneri demekmiş. Zaten bulunduğu yerin adı<br />
da Manara diye geçiyor. İlk Deniz Feneri, 1825 yılında Osmanlı döneminde, inşa edilmiş. Eski Beyrut fotoğraflarında görülüyor. Ras bölgesinde. 1920&#8217;lerde kıyıya bakan bir tepede inşa edilen ikinci deniz feneri, ilkinin yanında daha yüksek olarak yapılmış. İlki yıkılmış. Bu ikinci siyah beyaz boyalı fener günümüzde binaların arasında kalmış.</p>
<p>Kordon diğer ucunda Marina bölgesi Zaitunay Bay’da sona eriyor. Beyrut’un en lüks bölgesi diye geçiyor. Yatların demirlediği, pahalı restoran, kafe ve barların bulunduğu yer. Fosch caddesindeki, Beyrut Çarşısı (Beirut Souks) oldukça modern, yeni binaların toplandığı büyük bir açık hava alışveriş merkezi. Durup, geziyoruz. Eminim gündüz çok daha hareketlidir. “Epeydir çoğu dükkân kapalıydı” diyor Simon. Her türlü ünlü markanın yer aldığı çarşıda araç trafiği olmadığı için rahat rahat dolaşılıyor. Gayet modern binalarda lüks mağazalar, kafeler sağlı sollu sıralanmış. Son yılların modası olan, rengârenk büyük harflerle yazılmış “I ❤ Beirut” yazısının önünde poz vermeyi ihmal etmiyoruz. Ayrıca tam girişte 1517&#8217;de Muhammed İbn Arraq al-Dimashqi tarafından inşa edilen Beyrut’taki tek Memluk eseri yer alıyor.</p>
<p>Önceleri darülaceze olarak hizmet veren yapı daha sonraları, Osmanlı&#8217;nın son dönemlerine kadar özel bir medrese ve bir zaviye olarak kullanılmış. Meydana yaklaşırken gördüğümüz, 1597 yılında yapılanEmir Assâf Camii ışıklarla süslü. Liman patlamasında hayatını kaybedenlerin altlarında adları yazan karakalem çizilmiş portre resimleri duvar dibine sıralanmış. Hafif, hüzünlü bir ışık yüzleri aydınlatıyor. Tekrar Şehitler Meydanına dönüyoruz. Akşam yemeği için Gouraud<br />
caddesindeki ünlü “Le Chef” restorana yürüyoruz. Küçük bir esnaf lokantası. Yerli mutfak, leziz yemekler. Yarım asırdan fazladır hizmet veren bir yer. Sahibi Türk olduğumuzu anlayınca, yanımıza gelip, “Vedat Milor “ diyor. Türk, yemek ve şarap eleştirmeni Vedat Bey de buraya gelmiş. Yorgun argın otelimizi buluyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
