<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>turizm &#8211; Belgot&uuml;rk Gazetesi</title>
	<atom:link href="https://belgoturk.tv/tag/turizm/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://belgoturk.tv</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 22 Oct 2026 20:33:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.1</generator>
	<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Bakü 2026 – Son Gün</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-baku-2026-son-gun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 22 Oct 2026 20:33:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Bakü]]></category>
		<category><![CDATA[balaban]]></category>
		<category><![CDATA[biblo]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[gaval]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[halı]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kemençe]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[saz]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tar]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[tatilci]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236954</guid>

					<description><![CDATA[Bakü 2026 – Son Gün Azerbaycan’da geçireceğimiz son günü de en iyi şekilde değerlendirmek için, kaldığımız süre boyunca defalarca önünden geçtiğimiz Haydar Aliyev Kültür Merkezi’ni ziyaret etmeye karar veriyoruz. Otelden çıkar çıkmaz, hemen yan sokakta Dağ Yahudileri Sinagogu dikkatimizi çekiyor. Dışarıdan sade görünen bu ibadethane, Bakü’de uzun yıllardır yaşayan bir topluluğun izini taşıyor. Dağ Yahudilerinin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bakü<br />
2026 – Son Gün<br />
Azerbaycan’da geçireceğimiz son günü de en iyi şekilde değerlendirmek için, kaldığımız süre boyunca defalarca önünden geçtiğimiz Haydar Aliyev Kültür Merkezi’ni ziyaret etmeye karar veriyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10.jpeg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236956" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10.jpeg" alt="" width="1500" height="1271" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10.jpeg 1500w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10-300x254.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10-1024x868.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10-768x651.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10-570x483.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10-701x594.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/10-1067x904.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1500px) 100vw, 1500px" /></a></p>
<p>Otelden çıkar çıkmaz, hemen yan sokakta Dağ Yahudileri Sinagogu dikkatimizi çekiyor. Dışarıdan sade görünen bu ibadethane, Bakü’de uzun yıllardır yaşayan bir topluluğun izini taşıyor. Dağ Yahudilerinin Azerbaycan’daki en önemli yerleşimlerinden biri, Kuba yakınlarındaki Kırmızı Kasaba. Bugün Bakü’de de canlı bir cemaat yaşamını sürdürüyor; bu küçük sinagog ise onların şehirdeki varlığının sessiz tanıklarından biri.<br />
Dağ Yahudileri, Kafkasya’da yüzyıllardır yaşayan, kendilerine özgü geleneklerini ve Cuhuri adı verilen dillerini koruyan bir topluluk. Bakü’deki cemaatin sinagog geleneği 1945 yılına kadar uzanıyor. Eski ibadet yerinin yetersiz kalmasının ardından inşa edilen bugünkü sinagog ise 2011 yılında ibadete açılmış.<br />
Bir süre önünde durup çevremize bakıyoruz. Birkaç adım ötede Bakü’nün günlük hayatı bütün canlılığıyla akarken, burada bambaşka bir geçmişin izleri hissediliyor. O an anlıyorum ki Azerbaycan’ın tarihi yalnızca saraylarda ve surlarda değil, yüzyıllardır aynı şehirde yaşayan insanların hayatlarında da saklı.<br />
Bu düşüncelerle yolumuza devam ediyoruz. Eski mahallelerin arasından ilerlerken uzakta karların içinden yükselen bembeyaz bir yapı beliriyor. Yoğun kar yağıyor; sert rüzgâr yüzümüze çarpıyor. Bakü’nün neden “Rüzgârlar Şehri” diye anıldığını o gün iliklerimize kadar hissediyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07.jpeg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236957" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07.jpeg" alt="" width="1414" height="1244" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07.jpeg 1414w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07-300x264.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07-1024x901.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07-768x676.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07-570x501.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07-701x617.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/07-1067x939.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1414px) 100vw, 1414px" /></a></p>
<p>Karların arasında yükselen Haydar Aliyev Kültür Merkezi’ne yaklaştıkça yapının sıra dışı biçimi daha da belirginleşiyor. Keskin köşeler ve ağır duvarlar yerine birbirine akarak bağlanan beyaz yüzeyler, dalga gibi yükselip alçalan kıvrımlar ve kesintisiz çizgiler gözümüzün önünde uzanıyor. Sanki yapı, bulunduğu zeminden kopmadan hareket ediyor. Bu akışkan mimarinin, dünyaca ünlü mimar ZahaHadid’in tasarımı olduğunu biliyoruz.<br />
Yapıya bakarken birkaç yıl önce Beyrut’ta yaşadığımız bir anı da zihnimde canlanıyor. Beyrut Çarşılarında dolaşırken yine onun tasarladığı, o günlerde henüz tamamlanmamış bir yapının önünden geçmiş, daha sonra 2020’deki büyük patlamanın ardından çıkan yangında zarar gördüğünü öğrenmiştik. Şimdi Bakü’de aynı mimarın imzasıyla yeniden karşılaşmak, iki farklı yolculuğu sessizce birbirine bağlıyor.<br />
Kültür Merkezi’ne yaklaşırken meydandaki ayı, köpek ve tavşan heykelleri bizi daha kapıya varmadan durduruyor. Özellikle bankta oturan ayı, sanki birazdan başını çevirip bize bakacakmış kadar gerçek görünüyor. Köpeğin rahat tavrı ve tavşanın sevimli duruşu derken kendimizi farkında olmadan gülümserken buluyoruz.<br />
Biraz daha yaklaşınca bunların Avustralyalı sanatçılar Gillie ve MarcSchattner’ın eserleri olduğunu öğreniyoruz. İnsanla hayvanı aynı bedende buluşturan bu figürler, ilk bakışta eğlenceli görünse de aslında vahşi yaşamın korunmasına dikkat çekiyor. Çevredeki hazırlıklardan, “Vahşi Yaşamın Süper Kahramanları” sergisinin o akşam açılacağını da öğreniyoruz. Açılıştan birkaç saat önce bu eserlerle karşılaşmamız, gezimizin hoş sürprizlerinden biri oluyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06.jpeg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236959" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06.jpeg" alt="" width="1805" height="1337" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06.jpeg 1805w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06-300x222.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06-1024x758.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06-768x569.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06-1536x1138.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06-570x422.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06-701x519.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/06-1067x790.jpeg 1067w" sizes="(max-width: 1805px) 100vw, 1805px" /></a></p>
<p>Kapıdan içeri girer girmez geniş, aydınlık ve sakin bir atmosfer bizi karşılıyor. Daha girişte Daniel Wurtzel’in “Hava Çeşmesi – Kelağayıların Dansı” adlı enstalasyonu bütün dikkatimizi çekiyor. Azerbaycan’ın geleneksel ipek başörtüsü olan kelağayılar, bayrağın mavi, kırmızı ve yeşil renklerinde üç büyük kumaş olarak görünmeyen hava akımlarıyla havada süzülüyor. Bazen bir dalgayı, bazen bir alevi, bazen de özgürce uçan kuşları andırıyorlar.<br />
Kumaşların birbirine yaklaşması, sonra yeniden ayrılması esere sürekli değişen bir hareket kazandırıyor. Uzun süre karşısında durup yalnızca bu dönüşümü izliyoruz. Beni en çok etkileyen şey ise gözle görülmeyen havanın, sanat aracılığıyla görünür hâle gelmesi oluyor.<br />
Koridorlarda ilerledikçe yapının içini daha yakından tanıyoruz. Betonarme taşıyıcı sistem ile uzay kafes strüktürün birlikte kullanılması sayesinde içeride geniş ve kesintisiz mekânlar oluşturulmuş. Yüksek tavanlardan süzülen doğal ışık, beyaz yüzeylerde yumuşak bir aydınlık yaratıyor. Dışarıdan tek parça gibi görünen binanın içinde dolaşırken, mimarinin her salonda aynı akıcılığı koruduğunu hissediyoruz.<br />
İlk salonda bizi dev bir çilek karşılıyor. Siyah kaide üzerindeki “StrawberrySeduction”, canlı kırmızısı ve gerçeğe yakın görünümüyle istemsizce gülümsetiyor. Hemen ardından LorenzoQuinn’in “My Heart’sYours” adlı eseri çıkıyor karşımıza. Cam ellerin arasında taşınan kalp, az önceki neşeli çileğin ardından daha dingin bir duygu bırakıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236960" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09.jpeg" alt="" width="1502" height="1212" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09.jpeg 1502w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09-300x242.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09-1024x826.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09-768x620.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09-570x460.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09-701x566.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/09-1067x861.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1502px) 100vw, 1502px" /></a></p>
<p>Biraz ileride Haydar Aliyev’e ait zırhlı makam aracını görüyoruz. Çağdaş sanat eserlerinin arasında duran bu otomobil, bizi bir anda yakın tarihe götürüyor. Aynı salonda hem günümüz sanatı hem de devlet tarihine ait bir objenin yan yana durması oldukça ilginç geliyor.<br />
Derken bütün dikkatimizi devasa bir heykel üzerine topluyoruz. Nijeryalı sanatçı DotunPopoola’nın “David” adlı çalışması, hurda metal parçalarının bir araya gelmesiyle oluşturulmuş anıtsal bir eser.<br />
Yanına yaklaştığımızda önce boyutunun şaşkınlığını yaşıyoruz; ardından yüzeyindeki eski zincirleri, dişlileri, metal plakaları ve farklı parçaları tek tek incelemeye başlıyoruz. Bir zamanlar işe yaramaz görülen bu malzemelerin böylesine güçlü bir bütüne dönüşmesi, heykele bakışımızı değiştiriyor.<br />
“David”, Aralık 2024’te açılan “Yeniden Doğmuş Güzellik (ReclaimedBeauty)” sergisinin en dikkat çekici eserlerinden biriymiş. Sergide yaklaşık otuz çalışma yer almış ve geri dönüştürülmüş malzemelerin sanata dönüşümünü konu almış.<br />
Heykelden ayrılırken aklımda kalan yalnızca büyüklüğü değil; eski metal parçalarının yeni bir hayat kazanmış olması oluyor.<br />
Salondaki bir sonraki eser ise bambaşka bir dünyaya açılıyor. Rengârenk, benekli ve dev başlı çiçekler hemen dikkatimizi çekiyor. Bunlar Japon sanatçı YayoiKusama’nın “TheFlowersThatBlossomTomorrow” adlı çalışması.</p>
<p>Eser, 2015 yılından beri merkezin kalıcı koleksiyonunda sergileniyor. Kusama’nın ayırt edici benekleri, çiçeklerin yüzeyinde ritmik bir düzen oluşturuyor. Önlerinde durup renklerin oluşturduğu canlı dünyayı sessizce izliyoruz.<br />
Kusama’nın ardından bronz bir kadın figürü karşılıyor bizi. Belaruslu heykeltıraş AndreyOstashov’un eseri, siyah kaide üzerinde son derece sakin bir duruş sergiliyor. Sanatçının bronz ve taş çalışmalarında Doğu ile Batı mitolojisini buluşturduğunu öğreniyoruz. Az önce metalin sertliği ve Kusama’nın renkleri arasında dolaşırken, şimdi bronzun dinginliğiyle bambaşka bir duyguya geçiyoruz.<br />
Bir süre daha salonlarda dolaşıyoruz. Kimi eserlerin önünde uzun uzun duruyor, kimilerinin yanından geçtikten sonra merak edip yeniden geri dönüyoruz. Haydar Aliyev Kültür Merkezi’nin yalnızca mimarisiyle değil, farklı coğrafyalardan sanatçıları aynı çatı altında buluşturmasıyla da etkileyici bir yer olduğunu hissediyoruz.<br />
Bir başka bölümde “Mini Azerbaycan” bizi karşılıyor. Azerbaycan’ın farklı şehirlerinden seçilmiş 45 mimari yapının ölçekli modelleri aynı salonda bir araya getirilmiş. Kız Kulesi, Mümine Hatun Türbesi, İsmailiye Sarayı ve modern mimarinin önemli örnekleri yan yana duruyor.<br />
Modeller arasında dolaşırken bazıları bize tanıdık geliyor; Şeki’de, İçerişehir’de ve Bakü sokaklarında gördüğümüz yapıları yeniden keşfediyoruz. Bazıları ise henüz gitmediğimiz şehirler için içimizde merak uyandırıyor. Küçük ölçekte başlayan bu yolculuk, sanki gelecekte çıkacağımız yeni Azerbaycan gezilerinin de habercisi oluyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236962" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05.jpeg" alt="" width="1314" height="1114" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05.jpeg 1314w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05-300x254.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05-1024x868.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05-768x651.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05-570x483.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05-701x594.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/05-1067x905.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1314px) 100vw, 1314px" /></a></p>
<p>Mini Azerbaycan’dan ayrılırken, biraz önce baktığımız maketlerin zihnimizde gerçek şehirlere dönüştüğünü hissediyoruz. Daha yolculuğumuz bitmeden, yeniden gelme isteği usulca içimize yerleşiyor.<br />
Üst kata çıktığımızda, dünyaca tanınan Amerikalı heykeltıraş CaroleFeuerman’ınhipergerçekçi heykellerinin yer aldığı sergiyle karşılaşıyoruz. Daha ilk anda, insan bedenini bu kadar gerçekçi biçimde yansıtan çalışmalar karşısında şaşırıyoruz.<br />
“Suda Yeniden Doğanlar” (RebornintotheWater) başlığı altında bir araya getirilen eserlerde su ve insan bedeni arasındaki ilişki öne çıkıyor. Feuerman özellikle yüzücü ve hareket hâlindeki insan figürleriyle tanınıyor. Reçine, boyanmış bronz ve paslanmaz çelik gibi farklı malzemeler kullandığı heykellerinde teni, su damlalarını ve bedenin ayrıntılarını gerçeğe çok yakın biçimde yansıtıyor. Sergi, sanatçının 1970’lerden günümüze uzanan üretiminden örnekleri bir araya getiriyor.<br />
Figürlerin yüzlerine, tenlerine ve üzerlerindeki su damlalarına yaklaştıkça, bir an için karşımızda gerçek insanlar varmış duygusuna kapılıyoruz. Heykellerin hareketsizliği ile taşıdıkları canlılık arasındaki karşıtlık beni özellikle etkiliyor. Tek kelimeyle: Olağanüstü.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236964" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04.jpeg" alt="" width="1664" height="1360" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04.jpeg 1664w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04-300x245.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04-1024x837.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04-768x628.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04-1536x1255.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04-570x466.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04-701x573.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/04-1067x872.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1664px) 100vw, 1664px" /></a></p>
<p>Geleneksel müzik aletlerine ayrılmış bölüme geçiyoruz. Burada Azerbaycan müzik kültürünün önemli çalgıları tanıtılıyor. Tar, kemençe, saz, balaban, gaval ve nağara gibi enstrümanların yanı sıra farklı ülkelerin müzik geleneklerine ait çalgılar da sergileniyor. Vitrinlerdeki örneklere bakarken, her çalgının yalnızca biçimiyle değil, ait olduğu müzik geleneğiyle de ayrı bir hikâye taşıdığını fark ediyoruz.<br />
Azerbaycan müziğinde önemli bir yere sahip olan mugam da bu bölümde karşımıza çıkıyor. Tar ve kemençe icralarının yanı sıra mugam sanatçılarının performanslarından görüntüler sunuluyor. Bazı düzeneklerde çalgıların seslerini dinleyebilmemiz, onları yalnızca vitrinde duran nesneler olmaktan çıkarıyor. Böylece gördüğümüz çalgının nasıl ses verdiğini ve müzik içindeki yerini de anlamaya çalışıyoruz.<br />
Serginin dikkat çekici parçalarından biri Gavaldash. Gobustan Milli Tarihi-Sanatsal Koruma Alanı’nda daha önce gördüğümüz bu taş, üzerine vurulduğunda farklı tonda sesler çıkaran doğal bir çalgı örneği olarak karşımıza çıkıyor. Gobustan’daki kaya sanatını düşündüğümüzde, onu burada yeniden görmek geçmişte yaşadığımız o günü zihnimizde canlandırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236965" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11.jpeg" alt="" width="1536" height="1638" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11-281x300.jpeg 281w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11-960x1024.jpeg 960w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11-768x819.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11-1440x1536.jpeg 1440w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11-570x608.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11-701x748.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/11-1067x1138.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Azerbaycan müzik tarihinin önemli isimlerinden Üzeyir Hacıbeyli’nin adı da bu bölümde karşımıza çıkıyor. Besteci, eğitimci ve müzik alanında öncü bir isim olarak tanınan Hacıbeyli’nin çalışmalarını hatırlarken, Azerbaycan müziğinin yalnızca geleneksel çalgılardan değil, bu geleneği geliştiren sanatçılardan da oluştuğunu düşünüyoruz.<br />
Kemençenin bulunduğu bölüme geldiğimde, bu yaylı çalgının zarif yapısı dikkatimi çekiyor. Tarla birlikte mugam icrasında önemli bir yere sahip olduğunu öğreniyorum. Sesini de dinleyebilmek, onu yalnızca vitrinde duran eski bir çalgı olmaktan çıkarıyor; nasıl yaşadığını, nasıl konuştuğunu da hissettiriyor.<br />
Buradan “İlmiklerin Raksı” bölümüne adım attığımda ise bambaşka bir dünyanın içine giriyorum. Sanki Şeki Han Sarayı’nın zarif iç mekânına yeniden dönmüş gibiyim. Alan küçük ama her köşesi özenle düzenlenmiş. Halı ve kilimlerdeki renkler, desenler ve ince işçilik gözlerimin önünde canlanıyor.<br />
Bu bölümde Şeki Han Sarayı’nın yanı sıra Şekihanovların evi, şebeke sanatındaki desenler, doğa motifleri, bitki ve hayvan dünyası, tekellidüz işlemeleri ve zarif takılardan esinlenen çalışmalarla karşılaşıyoruz. Şeki’de gördüğümüz ayrıntıların burada halı, tekstil ve süsleme sanatına dönüşmüş olması hoşuma gidiyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236966" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13.jpeg" alt="" width="1545" height="1298" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13.jpeg 1545w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13-300x252.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13-1024x860.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13-768x645.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13-1536x1290.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13-570x479.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13-701x589.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/13-1067x896.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1545px) 100vw, 1545px" /></a></p>
<p>Müziğin seslerinden sonra şimdi ilmiklerin ve renklerin dünyasındayız. Biraz önce duyduğumuz ezgiler yerini halıların sessiz anlatımına bırakıyor. Her motifin ve rengin başka bir hikâye taşıdığı bu bölümde, Azerbaycan kültürünün farklı bir yüzüyle karşılaşıyorum. Şeki Han Sarayı’nda hayran kaldığım zarif ayrıntıların burada başka biçimlerde yeniden karşıma çıkması, bu bölümü benim için daha da özel kılıyor.<br />
Duvarlarda sergilenen motifler ve renkler, Azerbaycan’ın köklü halı geleneğini gözler önüne seriyor. Her ilmikte sabırla sürdürülen bir emeğin izlerini görüyorum. Özellikle bahçe temalı halılara yaklaştığımda uzun süre önlerinden ayrılamıyorum. İnce işçiliği ve canlı renkleriyle her biri, sanki kendi hikâyesini anlatıyor.<br />
Buradan çıkarken yalnızca bir bölümü gezmiş olmaktan çok, Azerbaycan kültürünün zarif ve renkli dünyasında kısa bir yolculuk yapmış gibi hissediyorum. Halıların sessiz anlatımı bir süre daha zihnimde kalıyor.<br />
“Kukla Sanatında” bölümüne geçtiğimizde ise atmosfer bir anda değişiyor. Bu kez gözlerimiz renkler, farklı dokular ve birbirinden ilginç figürler arasında dolaşıyor. Sergilenen sanat kuklalarının ayrıntıları o kadar özenli ki, bir an için onlara dokunabilseydim yüzeylerini ve kullanılan malzemelerin farklılığını hissetmek isterdim. Bazı figürler, duruşları ve ince ayrıntılarıyla sanki birazdan hareket edecekmiş gibi canlı görünüyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236968" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14.jpeg" alt="" width="1536" height="1809" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14-255x300.jpeg 255w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14-869x1024.jpeg 869w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14-768x905.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14-1304x1536.jpeg 1304w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14-570x671.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14-701x826.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/14-1067x1257.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Buradaki kuklalar, geleneksel el işçiliği ile çağdaş sanat anlayışının buluştuğu örnekler olarak karşımıza çıkıyor. Farklı ülkelerden sanatçıların hazırladığı kuklalar; giyim tarihi, mizahi karakterler, bayram figürleri, İçerişehir sakinleri, masal kahramanları ve ahşap kuklalar gibi çeşitli temalar altında bir araya getiriliyor. Çini, kâğıt, plastik, ahşap ve kumaş gibi farklı malzemelerin kullanıldığı örneklerin yanında çağdaş teknolojilerle hazırlanmış kuklalar da bulunuyor.<br />
Figürlerin karşısında dolaşırken yalnızca biçimlerine değil, onları ortaya çıkaran el emeğine de dikkat kesiliyorum. Kimi yüz ifadeleriyle, kimi giysilerinin ayrıntılarıyla, kimi de kullandığı malzemeyle beni durduruyor. Her birinin ardında uzun bir uğraş ve ince bir işçilik olduğunu düşünmek, gördüklerimi benim için daha anlamlı hâle getiriyor.<br />
Sergiden ayrılırken yanımda yalnızca kuklaların görüntüsü kalmıyor. Renkleri, farklı malzemeleri ve onları ortaya çıkaran sabırlı emeği de zihnimde taşıyorum. Birkaç dakika önce halıların ilmiklerinde gördüğüm özen, şimdi bu küçük figürlerin ayrıntılarında karşıma çıkıyor. Azerbaycan’da sanatın bazen bir halının ilmiklerinde, bazen de küçücük bir kuklanın yüzünde kendine nasıl bir dünya kurabildiğini düşünerek bölümden ayrılıyorum.<br />
Haydar Aliyev Kültür Merkezi’nden çıkmak istemesek de burada geçirdiğimiz saatler, günümüzün neredeyse yarısını geride bırakarak sona eriyor. Kapıdan dışarı adım attığımız anda kendimizi bambaşka bir havanın içinde buluyoruz. Ağaçlar rüzgârla eğiliyor, kar taneleri yüzümüze savruluyor. Soğuk öylesine sert ki bir an önce bir taksi bulup sığınacak bir yer arıyoruz. Rüzgârın uğultusu arasında güçlükle yol kenarına ulaşıp bir taksiyi durduruyoruz.<br />
Nihayet taksiye sığındığımızda biraz olsun rahatlıyoruz. Dışarıdaki fırtınayı geride bırakıp Azerbaycan Millî Halı Müzesi’ne doğru ilerliyoruz.<br />
Müzenin deniz kıyısındaki sıra dışı binası daha dışarıdan gördüğümüz anda dikkatimizi çekiyor. Kıvrımlı biçimi, açılmış bir halıyı andırıyor. Binanın mimarisi ile içeride sergilenen eserler arasında böyle bir bağ kurulması hoşuma gidiyor. Sanki Azerbaycan’ın en köklü sanatlarından biri, müzenin dışına taşarak yapının kendisine dönüşmüş.<br />
Kapıdan içeri girdiğimiz anda dışarıdaki kış bir anda geride kalıyor. Birkaç dakika önce yüzümüze çarpan kar ve rüzgârın yerini duvarlara yayılan renkler ve önümüzde uzanan halıların sessiz dünyası alıyor. Katlar boyunca ilerledikçe birbirinden farklı desenler, renkler ve dokuma teknikleriyle karşılaşıyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236967" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15.jpeg" alt="" width="1536" height="1741" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15-265x300.jpeg 265w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15-903x1024.jpeg 903w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15-768x871.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15-1355x1536.jpeg 1355w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15-570x646.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15-701x795.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/15-1067x1209.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Müzenin koleksiyonunda Azerbaycan’ın farklı bölgelerine ve dönemlerine ait halı ve dokuma örnekleri bulunuyor. Karabağ, Şirvan, Kuba ve başka yörelerden gelen eserleri yan yana görmek, aynı geleneğin farklı bölgelerde nasıl çeşitlendiğini anlamamızı sağlıyor.<br />
Bazı halılarda geometrik şekiller ve güçlü renkler öne çıkarken, bazılarında bitkisel motifler ve daha ince desenler dikkatimizi çekiyor. Halıların yalnızca süsleme amacı taşımadığını, üzerlerindeki motiflerin ve renklerin kültürel anlamlar taşıdığını öğrendikçe her birine daha dikkatli bakmaya başlıyoruz.<br />
Özellikle geleneksel halıların dokuma ayrıntıları beni uzun süre önlerinde tutuyor. İncecik ilmiklerin yan yana gelerek bu kadar büyük ve ayrıntılı desenlere dönüşmesi karşısında hayranlık duyuyorum. Bir halıya uzaktan baktığımızda gördüğümüz bütünlük, yaklaştıkça sayısız küçük emeğin birleşiminden oluşuyor.<br />
Müzenin bazı bölümlerinde halıların yanı sıra geleneksel dokuma araçları ve el sanatlarıyla ilgili örneklerle de karşılaşıyoruz. Böylece yalnızca ortaya çıkan ürünü değil, onu meydana getiren emeği ve üretim geleneğini de düşünmeye başlıyoruz.<br />
Bir zamanlar bir evin odasını süsleyen, bir törene eşlik eden ya da kuşaktan kuşağa aktarılan bu halıların şimdi müze duvarlarında korunuyor olması, onlara bakışımızı değiştiriyor.<br />
Tam bu tanıdık desenlerin arasında dolaşırken, geleneksel olanın bambaşka bir yorumu çıkıyor karşımıza. Azerbaycanlı çağdaş sanatçı FaigAhmed’in “2011–2024 Dönemi” adlı retrospektif sergisindeki halılar, alıştığımız düzeni bozarak geleneksel dokuma sanatına yeni bir gözle bakmamızı sağlıyor. Sergideki çalışmaların çoğu Azerbaycan’da ilk kez gösteriliyor.<br />
İlk anda gördüklerime şaşırıyorum. Geleneksel halı desenleri yer yer çözülüyor, biçimler değişiyor, tanıdığımız motifler alışılmadık formlara dönüşüyor. FaigAhmed, klasik halı geleneğini çağdaş sanat, teknoloji ve yeni görsel anlayışlarla buluşturuyor.<br />
Bir süre her eserin önünde oyalanıyorum. Bildiğim desenlerin değişerek yeniden karşıma çıkması hoşuma gidiyor. Sanki geçmiş yerinden kopmadan bugüne doğru akıyor. Halı burada yalnızca korunması gereken bir miras değil; yeniden yorumlanabilen, dönüşebilen canlı bir sanat alanı olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p>FaigAhmed’in eserlerinin dünyanın farklı müzelerinde sergilendiğini öğreniyoruz. Ancak bu sergide beni asıl etkileyen, onun çağdaş yorumlarının yine Azerbaycan’ın köklü halı geleneğinden beslenmesi oluyor. Gelenek ile yenilik arasındaki bu karşılaşma, müzedeki yolculuğumuza bambaşka bir renk katıyor.<br />
FaigAhmed’in çağdaş yorumlarından ayrılıp müzenin tarihî ve geleneksel koleksiyonuna geçtiğimizde, bu kez EldarMikayılzadə’nin “Leyla ile Mecnun” temalı halısının önünde duruyorum.<br />
İlk bakışta geniş bir minyatür sahnesini andırıyor. İnce işlenmiş figürler, mimari yapılar, ağaçlar ve çevreyi tamamlayan küçük ayrıntılar kompozisyonun farklı bölümlerine dağılıyor. Dokuma ile minyatürün buluştuğu bu çalışma, Leyla ile Mecnun’un hikâyesini tek bir bütün içinde anlatıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02.jpeg" alt="" width="1536" height="1557" class="alignnone size-full wp-image-236969" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02-296x300.jpeg 296w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02-1010x1024.jpeg 1010w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02-768x779.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02-1515x1536.jpeg 1515w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02-570x578.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02-701x711.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02-1067x1082.jpeg 1067w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/02-30x30.jpeg 30w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Yaklaştıkça küçük figürler ve yüz ifadeleri daha belirgin hâle geliyor. Bazı bölümlerde insanlar yan yana dururken, başka bir kısımda çöl manzarası öne çıkıyor. Renkler ve ince çizgiler sahneleri birbirinden ayırırken aynı zamanda bütünü birbirine bağlıyor. Kitap sayfalarında tanıdığım kişiler, şimdi küçücük figürler hâlinde önümde canlanıyor.<br />
Bir süre önünden ayrılmıyorum. Gözüm kompozisyonun bir köşesinden diğerine kayarken her bölümde başka bir ayrıntı fark ediyorum. Müzeden çıkarken aklımda kalan yalnızca Leyla ile Mecnun’un aşkı değil; böylesine büyük bir anlatının ilmiklerle ayrıntılı bir dünyaya dönüştürülmüş olması oluyor.<br />
Azerbaycan halı dokuma geleneğinin 2010 yılında UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras Temsilî Listesi’ne alınmış olduğunu düşündüğümüzde, burada gördüğümüz eserlerin yalnızca güzel dokumalardan ibaret olmadığını daha iyi anlıyoruz. Yüzyıllar boyunca aktarılan bilgi, motif ve el emeği bugün de farklı biçimlerde yaşamaya devam ediyor.<br />
Halıların dünyasından çıkıp bir sonraki bölüme geçtiğimizde karşımıza bambaşka bir konu çıkıyor. Hazar Rüyası Gemisi projesine ayrılmış tanıtım alanında ayrıntılı maket ve planlar sergileniyor. Maketin başında birkaç dakika durup deniz üzerinde tasarlanan bu büyük projeyi gözümüzde canlandırmaya çalışıyoruz. Geçmişten gelen el emeğinin ardından geleceğe dönük bir tasarımla karşılaşmak bize ilginç bir karşıtlık yaşatıyor.</p>
<p>Bir süre sonra kafeye geçiyoruz. Sıcak çaylarımız geldiğinde gezinin temposu kendiliğinden yavaşlıyor. Camın ardından beyaza bürünmüş Bakü’yü seyrederken az önce gördüğümüz halıları, renkleri ve aklımızda kalan birkaç motifi konuşuyoruz.<br />
Geniş camlardan dışarı baktığımızda Denizkenarı Millî Parkı içindeki Küçük Venedik de görüş alanımıza giriyor. Kanalların üzerinde ince bir sis dolaşıyor. Güzel havalarda gondolların bu kanallarda ilerlediğini biliyoruz. Ancak bugün keskin rüzgâr ve kar altında orada dolaşmayı aklımızdan bile geçirmiyoruz. İçeride sıcak çayımızı yudumlarken camın ardından dışarıyı seyretmek bize yetiyor.<br />
Bazen bir yeri yaşamanın en güzel yolu, ona biraz uzaktan bakmak oluyor.<br />
Bir süre sonra yeniden sergi salonlarına dönüyoruz. Bu kez daha sakin dolaşıyorum. Renkler, desenler ve dışarıdaki kış manzarası içimde birbirine karışıyor. Müzeden ayrılırken yanımızda yalnızca gördüğümüz halıların görüntüsünü değil, her ilmikte saklı sabrın ve emeğin izlerini de taşıyacağımızı hissediyorum.<br />
Müzeden çıkmadan önce son kez salonlara bakıyorum. Yüzyıllardır sürdürülen bir geleneğin farklı dönemlerde ve farklı biçimlerde yeniden karşımıza çıkması, bu ziyareti benim için daha özel hâle getiriyor.<br />
Burada anlıyorum ki halı sadece dokunmaz…<br />
Anlatır, yaşatır ve kuşaklar boyunca hafızayı taşır.<br />
Halı Müzesi’nden ayrıldıktan sonra kısa bir süre daha sahil boyunca ilerliyoruz. Karın altında Hazar kıyısındaki Bakü, gündüz gördüğümüz şehirden farklı bir görünüme bürünmüş. Bir yanda denizin koyu rengi, öte yanda beyaza bürünen yollar ve ışıkları yanan binalar… Birkaç saat sonra bu şehirden ayrılacağımızı bilmek, her görüntüyü biraz daha dikkatle izlememize neden oluyor.<br />
Deniz Mall’a uğradıktan sonra akşam yemeği için Şirvanşah Müze Restoranı’na gidiyoruz. Bakü’nün merkezindeki bu mekân, XIX. yüzyılın ikinci yarısına ait eski bir yapının içinde yer alıyor. Burası sıradan bir restoran değil; Azerbaycan’ın geçmişine ait eşyaların, halıların, sanat eserlerinin ve günlük yaşamdan izlerin sergilendiği bir müze-restoran. Geleneksel yemeklerin yanında canlı geleneksel müzik dinlemek de buradaki deneyimin bir parçası.<br />
İçeri girince farklı salonların her birinde başka bir ayrıntı dikkatimizi çekiyor. Eski eşyalar, halılar, bakır işlemeler, fotoğraflar ve çeşitli sanat ürünleri arasında dolaşırken yalnızca yemek yiyeceğimiz bir yere değil, Azerbaycan’ın geçmişinden küçük bir kesite girmiş gibi hissediyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236961" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12.jpeg" alt="" width="1666" height="1477" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12.jpeg 1666w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12-300x266.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12-1024x908.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12-768x681.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12-1536x1362.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12-570x505.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12-701x621.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/10/12-1067x946.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1666px) 100vw, 1666px" /></a></p>
<p>Masamıza önce sıcak ekmek ve çay geliyor. Ardından dolma, qutab, nar qovurma, Şah pilavı, kebaplar ve çeşitli mezeler sofrayı dolduruyor. Patlıcanlı meze de sofradaki yerini alıyor. Her biri Azerbaycan mutfağının farklı bir yönünü gösteriyor. Özellikle narın ekşi tadının et yemekleriyle buluşması hoşumuza gidiyor.<br />
Saat ilerledikçe restoranın havası da değişiyor. Köşede oturan bir sanatçı bilgisayarından Azerbaycan ezgilerini açıyor; ardından kendi sesiyle söylemeye başlıyor. Bir süre sonra salonun başka bir köşesinde genç bir çift dans etmeye başlıyor. Yemek için geldiğimiz bu yer, yavaş yavaş gecenin küçük bir sahnesine dönüşüyor.<br />
Derken başka bir sanatçı eline tarını alıyor. Ardından kemanıyla tanıdık melodiler çalmaya başlıyor. Ezgiler bize yabancı gelmiyor; bazılarını Türkiye’de duyduğumuz parçalarla hatırlıyoruz. O anda iki ülke arasındaki yakınlığı anlatmak için uzun cümlelere gerek kalmıyor. Aynı melodinin iki yakada da tanıdık gelmesi, aramızdaki ortak geçmişi sessizce hatırlatıyor.<br />
Bir süre sonra yan masamızdaki genç Türk çiftle sohbet etmeye başlıyoruz. Onların da bizim gibi dünyayı dolaşmayı sevdiklerini öğreniyoruz. Bakü’ye ilk gelişleriymiş. Sohbet ilerledikçe ortak bir cümlede buluşuyoruz:<br />
“Azerbaycan’a gelmekte geç kalmışız.”<br />
Bu cümle gecenin sonunda bizim için de anlam kazanıyor. Bakü’de geçirdiğimiz günleri düşündükçe, bu ülkeye neden daha önce gelmediğimizi sorguluyoruz. Şehirde duyduğumuz Türkçe, karşılaştığımız insanların sıcaklığı, sofradaki tanıdık tatlar ve buna rağmen her köşede karşımıza çıkan farklılıklar, bize hem yakın hem de yeni bir coğrafyada olduğumuzu hissettiriyor.<br />
Gece ilerledikçe sohbetler, ezgiler ve sofradaki son çaylar birbirine karışıyor. Birkaç saat sonra Bakü’den ayrılacağımızı bilsek de kalkmak için acele etmiyoruz. Son akşamın tadını biraz daha çıkarmak istiyoruz.</p>
<p>Restorandan ayrıldığımızda kar hâlâ yağıyor. Otele doğru yürürken gün boyunca gördüklerimizi düşünüyorum. Sabah Haydar Aliyev Kültür Merkezi’nin beyaz kıvrımlarıyla başlayan gün, Halı Müzesi’nin renkli dünyasıyla devam etmiş, şimdi ise Azerbaycan mutfağının ve ezgilerinin arasında sona ermişti. Bakü bize son günümüzde adeta geçmişiyle bugününü aynı sofrada buluşturan bir veda hazırlamıştı.<br />
Otele döndüğümüzde artık valizleri hazırlama zamanı geliyor. Sabah erken kalkacağız. Buzdolabından Bakü’den yanımızda götürmek üzere aldığımız havyarı çıkarıp dikkatlice yerleştiriyoruz. Birkaç küçük eşya, birkaç hatıra ve zihnimizde biriken sayısız görüntüyle valizleri kapatıyoruz.<br />
Sabah şehir henüz uyanmadan otelden ayrılıyoruz. Sokaklar sessiz, hava soğuk. Bakü’nün karla örtülü caddelerine son kez bakıyorum. Birkaç gün önce merakla geldiğimiz şehir, şimdi geride bırakmak istemediğimiz bir yere dönüşmüş durumda.<br />
Havaalanına doğru ilerlerken İçerişehir’in taş duvarları, geniş caddeler, Hazar’ın kıyısı ve gece ışıklarıyla gördüğümüz Bakü birer birer gözümün önünden geçiyor. Bu şehirde yalnızca gezilecek yerler görmedik; kendimize yakın bulduğumuz bir kültürle yeniden karşılaştık.<br />
Uçağa bindiğimizde artık yolculuğun sonuna geldiğimizi anlıyoruz. Uçak yükselirken Bakü aşağıda küçülüyor. İçimde ise şehrin görüntüsünden çok, insanları, sofraları, duyduğumuz ezgiler ve bize gösterilen sıcaklık kalıyor.<br />
Azerbaycan’a gelmekte gerçekten geç kalmışız. Ama bazı yolculukların geç başlaması, onların daha az anlamlı olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, bazen bir şehri tanımak için doğru zamanı beklemek gerekiyor.<br />
Bakü’den ayrılırken içimden tek bir cümle geçiyor:<br />
Azerbaycan’a geç gelmiş olabiliriz ama bir daha gelmek için artık hiç geç kalmayacağız.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Qardaş Azərbaycan &#8211; Gobustan</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-qardas-az%c9%99rbaycan-gobustan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Sep 2026 20:04:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[çamur]]></category>
		<category><![CDATA[dağ]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Orman]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tapınak]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<category><![CDATA[vadi]]></category>
		<category><![CDATA[volkan]]></category>
		<category><![CDATA[Yanardağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236745</guid>

					<description><![CDATA[Gobustan 2026 – QardaşAzərbaycan Çamurdan Alevlere… Bakü’ye gelişimizin ertesi günü, operete gitmeden önce tiyatro binasının çevresindeki sokaklarda dolaşırken tanıştığımız o genç, bize yalnızca bir tur satmıyor; farkında olmadan küçük bir maceranın da kapısını aralıyor. Söz verdikleri gibi 3 Şubat sabahı tam vaktinde otelimizin önüne geliyorlar. Bu dakiklik, daha günün ilk saatlerinde içimize hoş bir güven [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gobustan 2026 – QardaşAzərbaycan<br />
Çamurdan Alevlere…</p>
<p>Bakü’ye gelişimizin ertesi günü, operete gitmeden önce tiyatro binasının çevresindeki sokaklarda dolaşırken tanıştığımız o genç, bize yalnızca bir tur satmıyor; farkında olmadan küçük bir maceranın da kapısını aralıyor.<br />
Söz verdikleri gibi 3 Şubat sabahı tam vaktinde otelimizin önüne geliyorlar. Bu dakiklik, daha günün ilk saatlerinde içimize hoş bir güven duygusu yerleştiriyor. Minibüse bindiğimizde Bakü henüz yeni uyanıyor. Caddeler sakin, berrak sabah ışığı binaların üzerine yavaşça yayılıyor. Camdan dışarı bakarken birkaç saat sonra şehrin çok uzağında, bambaşka bir coğrafyanın içinde olacağımızı henüz bilmiyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236746" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2.jpeg" alt="" width="1495" height="1415" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2.jpeg 1495w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2-300x284.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2-1024x969.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2-768x727.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2-570x539.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2-701x663.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-2-1067x1010.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1495px) 100vw, 1495px" /></a></p>
<p>Araç, şehir merkezindeki birkaç durakta daha yolcuları alıyor. Kısa süre içinde birbirini henüz tanımayan insanların aynı yolculukta buluştuğu sıcak bir yol arkadaşlığı başlıyor. Önümüzde uzanan rota ise bizi Bakü’nün modern siluetinden çıkarıp binlerce yıllık kaya resimlerinin ve çamur volkanlarının bulunduğu Gobustan’a doğru götürüyor.<br />
Araca katılan her yeni yolcuyla birlikte yolculuğun havası da değişiyordu. Kimisi uykulu gözlerle camdan süzülen sabah ışığını izliyor, kimisi daha ilk dakikalarda yanındakilerle sohbete başlıyordu. Biz ise cam kenarında sessizce oturuyor, yavaş yavaş geride kalan Bakü’yü seyrediyorduk.<br />
Şehrin modern silueti geride kaldıkça manzara da sadeleşmeye başladı. Yüksek binaların yerini geniş düzlükler, yoğun caddelerin yerini ise ufka doğru uzanan açık yollar alıyordu. Hazar’dan esen rüzgârın taşıdığı iyot kokusu, artık şehirden uzaklaştığımızı usulca hissettiriyordu.<br />
İçimde tarif etmesi güç bir duygu vardı; yalnızca merak ya da heyecan değildi bu. Sanki birazdan göreceğimiz topraklar, bizi yüzyılların değil, insanlığın ilk izlerinin saklı kaldığı çok daha eski bir zamana götürecekti.</p>
<p>Rehberimiz genç, enerjik ve anlatmayı seven bir delikanlı olarak karşımıza çıkıyor. Konuşurken Rusça ile İngilizce arasında rahatça geçiş yapıyor, bize döndüğünde ise gülümseyerek Azerbaycan Türkçesiyle hitap ediyor. Onunla konuşmaya başladıkça aramızdaki iletişimin ne kadar kolay olduğunu fark ediyorum. Söylediklerinin çoğu bize tanıdık geliyor; bazı kelimeler, söyleyişler ve ifadeler Türkiye Türkçesiyle neredeyse aynı. Dilin bu yakınlığı, daha yolun başında aramızdaki mesafeyi azaltıyor ve kendimizi yabancı bir ülkede değil, bize tanıdık bir coğrafyada yolculuk ediyor gibi hissettiriyor.</p>
<p>Gruba göz gezdirdiğimizde bizim dışımızda iki Türk ve iki Alman turist görüyoruz; diğer yolcular ise Azerbaycanlılardan oluşuyor. Bu dağılım, daha ilk dakikalardan ortama sıcak ve yerel bir hava katıyor. Ara sıra kulak misafiri olduğumuz gündelik konuşmalar, yükselen kahkahalar ve rehberle kurulan samimi diyaloglar, bizi sıradan bir tur ortamından uzaklaştırıyor. Kendimizi, kısa sürede birbirine alışan insanların oluşturduğu küçük bir arkadaş topluluğunun içinde buluyoruz.<br />
Araç güneye doğru ilerlerken Bakü&#8217;nün geniş caddeleri geride kalıyor. Yol boyunca şehrin eğitim ve kültür yaşamına ait önemli yapılar da birer birer karşımıza çıkıyor. Bunlardan biri, 1930 yılında kurulan Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi. Ülkenin ekonomi ve işletme alanındaki köklü eğitim kurumlarından biri olan üniversite, Bakü&#8217;nün akademik kimliğinin simgelerinden sayılıyor.<br />
Biraz ileride, geçmişin zarafetini bugüne taşıyan etkileyici bir yapı beliriyor: Azerbaycan Devlet Akademik Filarmoni Salonu. 1910’lu yılların başında inşa edilen bu yapı, ilk döneminde Bakü’nün seçkin çevrelerinin kullandığı bir sosyal kulüp olarak tasarlanmış. Avrupa mimarisinden izler taşıyan cephesi ve zarif ayrıntılarıyla hemen dikkat çekiyor. Şehrin hareketli yaşamının içinde, geçmişten bugüne uzanan sakin ve ağırbaşlı bir duruş sergiliyor.<br />
Yolculuk devam ederken modern Bakü’nün farklı yüzleri de birer birer karşımıza çıkıyor. Bakü Spor Sarayı, Devlet Sirki ve Su Sporları Sarayı geride kalırken, biz camdan dışarı bakıp şehrin hareketli yaşamını izliyoruz. Hazar’ın açık ufku bir süre daha bize eşlik ediyor.<br />
Derken uzakta dev Azerbaycan bayrağı beliriyor. Yaklaştıkça bütün görkemiyle karşımıza çıkan Devlet Bayrağı Meydanı, Bakü’nün modern yüzünün güçlü simgelerinden biri. Meydandaki bayrak direği, 2010 yılında hizmete açıldığında 162 metre yüksekliğiyle bir dönem dünyanın en yüksek bayrak direği olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiş.<br />
Bir süre sonra yüksek binalar seyrekleşiyor. Geniş yolların çevresindeki boşluklar artıyor; şehirdeki düzenli görüntünün yerini kuru topraklar ve çıplak tepeler alıyor. Bakü’nün hareketli atmosferinden uzaklaştıkça manzara da sessizleşiyor.<br />
Camdan dışarı baktığımda, yalnızca başka bir yere değil, başka bir zamana doğru yol aldığımızı düşünüyorum. Önümüzde beliren kayalıklar Gobustan’ın habercisi.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236747" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3.jpeg" alt="" width="1335" height="990" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3.jpeg 1335w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3-300x222.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3-1024x759.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3-768x570.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3-570x423.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3-701x520.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-3-1067x791.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1335px) 100vw, 1335px" /></a></p>
<p>Bakü’nün bugünkü yüzünden Gobustan’ın çok daha eski dünyasına doğru ilerlerken, yolculuğun en güzel yanı da kendini göstermeye başlıyor: Şehir geride kaldıkça, toprağın anlattığı hikâye öne çıkıyor.<br />
Minibüsün camından akıp giden yapılar, Bakü’nün farklı dönemlerini kısa bir film şeridi gibi önümüzden geçiriyor. Her biri, şehrin geçmişinden bugüne uzanan hikâyeden küçük bir parça taşıyor. Biz de bu görüntüler arasında ilerlerken Bakü’nün zenginliğinin ve değişen yüzünün ardındaki kaynakları düşünmeye başlıyoruz.<br />
Bakü’nün uzandığı Abşeron Yarımadası boyunca ilerlerken yolumuz, Bakü’nün güneybatısındaki tarihî petrol bölgesi Bibiheybet’e düşüyor. Şehirden henüz çok uzaklaşmadan, yaklaşık dört kilometre sonra aracımız ilk molasını veriyor. Birkaç dakika önce hareketli caddelerden geçerken şimdi, Bakü’nün dönüşümünde büyük rol oynayan petrol tarihinin önemli duraklarından birinin önündeyiz.<br />
Amacımız, 1846 yılında mekanik yöntemlerle açılan Bibiheybet kuyusunu görmek. Kuyunun başında durduğumda, Bakü’nün bugünkü görüntüsünü düşünmeden edemiyorum. Şehrin büyümesi, zenginleşmesi ve dünyaya açılmasıyla bu toprakların altından çıkarılan petrol arasında güçlü bir bağ var. Kısa süren bu durak, Bakü’ye bakışımı biraz değiştiriyor.<br />
O yıllarda kullanılan sistem, bugünün dev petrol kulelerinden oldukça uzak. İlkel bir denge kolu ve basit bir vinç mekanizmasıyla çalışan bu sondaj yöntemi, dönemine göre önemli bir yenilikmiş.<br />
Çalışmalar, Azerbaycan petrol madenleri müdürü Binbaşı Alekseyev’in öncülüğünde, mühendis Vasili Semyonov’un önerisiyle gerçekleştiriliyormuş. 1870’li yıllarda Nobel Kardeşler ve İvan Mirzoyev gibi girişimcilerin bölgeye gelmesiyle üretim hızla büyümüş. Küçük ölçekli çalışmalar zamanla büyük sanayi yatırımlarına dönüşmüş; Bakü de dünyanın önemli petrol merkezlerinden biri hâline gelmiş.<br />
Rüzgârın uğultusu arasında o eski kuyunun başında dururken, biraz önce içinden geçtiğimiz modern Bakü’yü düşünüyorum. Bugün şehrin görünümünde izlerini gördüğümüz bu büyük dönüşümün, bir zamanlar burada böylesine sade bir düzenekle başlamış olması bana düşündürücü geliyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236748" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2.jpeg" alt="" width="1536" height="1203" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2-300x235.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2-1024x802.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2-768x602.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2-570x446.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2-701x549.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-2-1067x836.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Bir süre çevreye bakıyoruz. Paslı metalin görüntüsü, çıplak arazi ve etrafımızdaki sessizlik, buranın geçmişini anlatmaya yetiyor.<br />
Fotoğraflarımızı çektikten ve çevreyi son kez gözden geçirdikten sonra yeniden minibüse dönüp yerlerimize geçiyoruz. Kuyu geride kalırken yolculuğumuz da yeniden başlıyor. Abşeron Yarımadası boyunca ilerledikçe yerleşimler seyrekleşiyor; binaların, dükkânların ve yolların yerini daha geniş boşluklar almaya başlıyor.<br />
Bir süre sonra manzaranın rengi de değişiyor. Toprak daha kuru, tepeler daha çıplak bir hâle geliyor. Şehirden uzaklaştıkça çevremizdeki sessizlik belirginleşiyor; yalnızca yol ve önümüzde uzanan geniş coğrafya kalıyor.<br />
Camdan dışarıyı seyrederken, biraz önce gördüğümüz Bibiheybet kuyusuyla önümüzde beliren bu manzara arasında ilginç bir bağ kuruyorum. Orada Bakü’nün sanayileşme ve petrol yıllarına dokunmuştuk. Şimdi ise çok daha eski bir dünyanın kapısına doğru ilerliyoruz.<br />
Yolumuza devam ederken Bibiheybet Camii, Bakü Körfezi’nin kıyısında adeta zamana meydan okuyan zarafetiyle karşımıza çıkıyor. Denizle gökyüzü arasında yükselen bu kutsal yapı, yalnızca mimarisiyle değil, taşıdığı manevi anlamla da dikkatimi çekiyor.<br />
Camiyi ziyaret etmek için aracımız yolun karşı tarafında duruyor. Başımızı kaldırdığımızda, Bibiheybet Camii’nin hemen ardındaki dik yamaca tutunmuş gibi sıralanan tarihî mezarlar dikkatimi çekiyor. Zamanın izlerini taşıyan taşlar, yamaç boyunca uzanan bu eski mezarlığın geçmişine dair sessiz bir atmosfer oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236749" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05.jpeg" alt="" width="1775" height="1459" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05.jpeg 1775w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05-300x247.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05-1024x842.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05-768x631.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05-1536x1263.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05-570x469.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05-701x576.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/05-1067x877.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1775px) 100vw, 1775px" /></a></p>
<p>Karşıya geçip adeta koşturarak gezmeye başlıyoruz. Bibiheybet Camii’nin önündeki geniş meydan, göz alabildiğine uzanan Hazar Denizi’ne açılıyor. Ufukla denizin birleştiği bu manzara, sarı tonlarıyla öne çıkan caminin yanında sakin bir tablo oluşturuyor. Rüzgârın taşıdığı tuzlu koku ve kıyıya vuran dalgaların ritmi, çevredeki hareketi bir anda yavaşlatıyor. Birkaç dakika burada durup denize baktığımızda, hem mekânın hem de o anın kendine özgü huzurunu hissediyoruz.<br />
Rehberimiz Bibiheybet’in geçmişinden söz ediyor. Şii ibadet geleneğinde önemli bir yere sahip olan caminin geçmişi 13. yüzyıla uzanıyor. 1281-1282 yıllarında Şirvanşah II. Ferruhzad tarafından yaptırılan yapı, yüzyıllar boyunca ayakta kaldıktan sonra Sovyet döneminde, 1934 yılında tamamen yıkılıyor. Bağımsızlığın ardından yeniden inşa edilen cami, 1998 yılında yeniden ibadete açılıyor. Bugün karşımızda duran yapı, eski geçmişiyle yeni görünümünü aynı anda taşıyor.<br />
Mimarisine ilk baktığımda kubbeler ve minareler dikkatimi çekiyor. Taş işlemeleri ve kemerli geçişleri incelerken yapının görkemini ayrıntılarda buluyorum. Hazar kıyısındaki konumu da camiye ayrı bir güzellik katıyor; bir yanda deniz, diğer yanda dik yamaç ve mezarlar… Bu manzaraya biraz daha baktıktan sonra caminin içine doğru ilerliyoruz.<br />
Kapıdan adım attığımız anda dışarıdaki manzara geride kalıyor. Geniş ibadet alanı, duvarlardaki hat yazıları ve vitraylardan süzülen ışıklar dikkatimi çekiyor. Bir süre etrafa bakınıyor, ayrıntıları kaçırmamaya çalışıyorum. Dışarıdaki hareketli havanın ardından içerideki dinginlik bana iyi geliyor.<br />
İbadet alanından türbe bölümüne geçtiğimizde mekânın havası da değişiyor. Gösterişli ayrıntılardan çok, buraya gelen insanların bıraktığı izleri hissediyorum. Birkaç dakika durup çevreyi izlerken, yüzyıllardır insanların aynı yerde dua ettiğini düşünmek beni geçmişe doğru çekiyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236750" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3.jpeg" alt="" width="1613" height="1267" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3.jpeg 1613w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3-300x236.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3-1024x804.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3-768x603.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3-1536x1207.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3-570x448.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3-701x551.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-3-1067x838.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1613px) 100vw, 1613px" /></a></p>
<p>Rehberimiz, Bibiheybet’in yalnızca bir cami olmadığını, aynı zamanda önemli bir ziyaret yeri olduğunu anlatıyor. Şii geleneğine göre burada Yedinci İmam Musa Kazım’ın kızı ve Sekizinci İmam Ali Rıza’nın kız kardeşi Hz. Hekime’nin türbesi bulunuyor. Ayrıca İmam Musa Kazım’ın üç torununa ait kabirlerin de burada olduğu belirtiliyor. Bu bilgileri dinlerken çevredeki mezarlara ve ziyaret için gelen insanlara bakıyorum. Buranın yüzyıllardır dua ve ziyaret için yaşatılan özel bir mekân olduğunu daha iyi hissediyorum.<br />
Ziyaretimizi tamamlayıp yeniden dışarı çıktığımızda Hazar Denizi bütün genişliğiyle karşımızda beliriyor. Cami, yamaçtaki mezarlar ve deniz aynı görüntünün içinde buluşuyor. Biraz önce içeride hissettiğim dinginlik, şimdi açık havada bambaşka bir duyguya dönüşüyor. Bibiheybet’te beni etkileyen yalnızca yapının güzelliği değil; farklı dönemlerin ve insanların izlerinin aynı yerde yan yana durması oluyor.Bir süre daha manzaraya bakıp ardından grubumuza katılıyoruz.<br />
Aracımız yeniden yola koyulduğunda, bu kez alıştığımız görüntülerden bambaşka bir coğrafyaya doğru ilerliyoruz. Ufuk giderek belirsizleşiyor; toprağın gri tonları gökyüzüyle neredeyse aynı renge bürünüyor. Çevredeki bitki örtüsü azalıyor, geniş ve çıplak arazi önümüzde uzanıyor.<br />
Bu manzaranın Azerbaycan’da şimdiye kadar gördüğümüz yerlerden ne kadar farklı olduğunu düşünüyorum. Bir an durup çevreye baktığımda kendimi başka bir gezegende hissediyorum. Mars’tan ya da Ay’dan koparılmış bir parça buraya bırakılmış gibi… Biraz önce Hazar kıyısında gördüğümüz cami ve denizin ardından, şimdi bambaşka bir dünyanın eşiğine gelmiş gibiyiz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236751" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2.jpeg" alt="" width="1536" height="1648" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2-280x300.jpeg 280w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2-954x1024.jpeg 954w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2-768x824.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2-1432x1536.jpeg 1432w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2-570x612.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2-701x752.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-2-1067x1145.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Araçtan inip kısa bir mesafe yürüdüğümde ilk çamur volkanlarını fark ediyorum. Çıplak toprağa dağılmış konik tepelerin bazılarından koyu renkli çamur ağır ağır yükseliyor. Yuvarlak kabarcıklar belirip patlıyor, ardından yüzey yeniden toparlanıyor. Birkaç metre ötede başka bir ağız aynı döngüyü sürdürüyor. Böyle bir manzarayla ilk kez karşılaştığım için bir süre olduğum yerde kalıyorum.<br />
Yaklaştıkça hafif “pıt… pıt…” sesleri duyuluyor. Kimi oluşum neredeyse hareketsiz, kimisinde ise küçük değişimler sürüyor. Rehberimiz bunların milyonlarca yıldır devam eden jeolojik süreçlerle bağlantılı olduğunu anlatıyor. Anlattıklarını dinlerken gözüm önümdeki oluşumlardan ayrılmıyor.<br />
Burası, Gobustan Milli Parkı çevresindeki ünlü çamur volkanlarının bulunduğu bölge. Ne yemyeşil vadiler ne de yüksek dağlar var burada. Gri toprağın üzerine serpiştirilmiş koniler, insana başka bir gezegene aitmiş hissi veriyor.<br />
Azerbaycan’da 300’den fazla çamur volkanı bulunduğunu öğreniyoruz. Dünyadaki çamur volkanlarının önemli bir bölümünün ülkede yer aldığını, petrol ve doğal gaz yataklarının da bu oluşumların meydana gelmesinde etkili olduğunu söylüyor rehberimiz. Bu bilgi beni sabahki petrol kuyusuna götürüyor. Orada insanın yer altındaki zenginliklere ulaşma çabasını görmüştük; burada ise aynı derinliklerin doğal süreçlerle yüzeye çıkan izleri karşımızda.<br />
Tahta yürüyüş yolundan ilerlerken bazı konilerin kuru ve çatlamış, bazılarının ise koyu ve ıslak olduğunu fark ediyoruz. Zemin yer yer sert, yer yer daha gevşek; bu nedenle adımlarımıza dikkat ediyoruz. Ağaçların ve akarsuların bulunmadığı bu genişlikte doğanın kendini alıştığımızdan çok farklı bir biçimde ortaya koyması beni düşündürüyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236752" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2.jpeg" alt="" width="1536" height="1335" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2-300x261.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2-1024x890.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2-768x668.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2-570x495.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2-701x609.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2-1067x927.jpeg 1067w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-2-225x195.jpeg 225w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Rüzgârla birlikte hafif bir petrol kokusu duyuyorum. Bir tepenin üzerine çıktığımızda Gobustan’ın genişliği önümüze seriliyor. Koniler, gri düzlüklerin arasına dağılmış küçük tepeler gibi görünüyor. Burada bildiğimiz anlamda lav püskürten volkanlar yok; doğa gücünü daha ağır ve sakin bir biçimde gösteriyor.<br />
Güneş yüzeye vurduğunda bazı bölümler hafifçe parlıyor. Bir süre burada durup çevreyi seyrediyorum. İlk bakışta bomboş ve ıssız görünen bu coğrafyanın, aslında milyonlarca yıllık jeolojik süreçlerin izlerini taşıdığını düşünmek bana inanılmaz etkileyici geliyor. Bir an için başka bir gezegene benzettiğim bu toprakların, aslında dünyanın en eski hikâyelerinden birini sessizce anlattığını hissediyorum.<br />
Son kez arkamıza baktığımızda, birkaç küçük kabarcığın daha yüzeye doğru yükseldiğini görüyoruz. Çamur volkanları arasındaki gezimizi tamamlayıp bu sıra dışı manzaranın nasıl meydana geldiğini daha iyi anlamak için Doğa Tarihi Sergisi’ne geçiyoruz.<br />
Burada, az önce izlediğimiz çamur volkanlarının oluşumuna ilişkin açıklamalarla karşılaşıyoruz. Yerin derinliklerindeki kil ve gazların çeşitli jeolojik süreçlerle yüzeye ulaşmasının bu oluşumlarda rol oynadığı belirtiliyor. Dışarıdaki manzaraya dair bu bilgileri dinlemek, az önce seyrettiğim araziye bu kez farklı bir gözle bakmamı sağlıyor.<br />
Sergide ilk dikkatimi çeken, yaklaşık yüz hayvan iskeleti oluyor. Zürafa, ayı, kaplan, aslan, kurt, puma ve yaban domuzu gibi farklı türlere ait kemiklere bakarken, bugün kurak ve çıplak görünen bu coğrafyanın geçmişte nasıl bir doğal yaşama ev sahipliği yaptığını merak ediyorum. Azerbaycan’ın yanı sıra farklı bölgelerden getirilen örneklerin bir arada sergilenmesi, burada anlatılan doğal geçmişin sınırlarını da genişletiyor.<br />
Paleontolojik buluntular arasında, 1968 yılında Atbulak yakınlarında yapılan kazılarda ortaya çıkarılan boyun omurları da yer alıyor. Sergide bunların Güney fili olarak tanımlanan bir türe ait olduğu belirtiliyor. Birkaç kemik parçasının, bir zamanlar bu topraklarda yaşamış olabilecek büyük memelilere dair ipuçları taşıması beni etkiliyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236753" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1.jpeg" alt="" width="1327" height="1003" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1.jpeg 1327w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1-300x227.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1-1024x774.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1-768x580.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1-570x431.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1-701x530.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1-1067x806.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1327px) 100vw, 1327px" /></a></p>
<p>Daha küçük canlılar da sergide kendine yer buluyor. Yaklaşık 900 böcek türünün yanı sıra, formalin içinde korunan sürüngen ve iki yaşamlı örnekleri de cam vitrinlerde sergileniyor. Bu küçük canlılara bakarken Gobustan’ın yalnızca çamur volkanları ve kurak tepelerden ibaret olmadığını, geçmişten bugüne uzanan çok daha zengin bir doğal dünyaya sahip olduğunu düşünüyorum.<br />
Müzeden çıkarken dışarıdaki manzara artık gözüme biraz farklı görünüyor. Çamur volkanları, fosil buluntuları ve sergilenen canlı örnekleri, Gobustan’ın hem jeolojik hem de biyolojik açıdan uzun bir zaman dilimine yayılan izler taşıdığını düşündürüyor. Birkaç saatlik gezimiz, böylece yalnızca gördüğümüz manzaralarla değil, onların ardında kalan izlerle de hafızamda yer ediyor.<br />
Şimdi ise Gobustan’ın başka bir yüzünü keşfetmek üzere yeniden yola çıkıyoruz. Birkaç dakika sonra bizi, binlerce yıl önce bırakılmış insan izlerinin bulunduğu açık hava müzesi bekliyor.<br />
Araçtan yeniden indiğimizde, önümüzde uzanan taşlık alan bizi bambaşka bir döneme götürüyor. Gobustan’ın UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan kaya sanatı alanında yürümeye başlarken, bu kez doğanın şekillendirdiği kayaların üzerinde insan elinin bıraktığı izleri arıyoruz.<br />
Hafif bir rüzgâr çevremizde dolaşıyor. Buradaki kaya oymalarının 40.000 yıla uzanan bir kaya sanatı geleneğine tanıklık ettiği anlatılıyor. Altı binin üzerinde petroglifin bulunduğu alanda insan ve hayvan figürlerinin yanı sıra çeşitli sahnelerle karşılaşıyoruz. Bu çizimler, geçmişte burada yaşayan insanların günlük yaşamları ve çevreleri hakkında araştırmacılara önemli ipuçları sunuyor.<br />
En çok dikkatimi çekenler av sahneleri, toplu danslar, hayvan figürleri ve tekne tasvirleri oluyor. Her yüzeyde başka bir ayrıntı beliriyor. Bu çizimleri yapan insanların neler yaşadığını, çevrelerini nasıl algıladığını merak ederek ilerliyorum.<br />
Devasa kaya bloklarının üzerindeki sahnelerin karşısında bir süre duruyorum. Binlerce yıl önce burada yaşamış insanların da aynı noktada durup çevreye baktığını düşünmek bana tuhaf bir yakınlık duygusu veriyor. Aradan geçen onca zamana rağmen birkaç çizginin, bir insanla binlerce yıl önce yaşamış başka bir insan arasında böyle bir bağ kurabilmesi beni derinden etkiliyor.<br />
Gobustan’da tarih yalnızca anlatılan bir bilgi olmaktan çıkıyor; gözümüzün önünde, binlerce yıl öncesinden kalan çizgilerle kendini gösteriyor.<br />
Daha girişte GavalDaş olarak bilinen Kaval Taşı’nın önünde duruyoruz. Üzerindeki farklı noktalara küçük taşlarla vurulduğunda, tef sesini andıran metalik ve ritmik tınılar yükseliyor. Rehberimizin elindeki taşla farklı yerlere dokunmasıyla her vuruşta başka bir ses duyuluyor; sanki doğanın kendi enstrümanını dinliyoruz. Bu gizemli taşın, antik çağlarda ritüellerde kullanıldığı düşünülüyor. Belki de binlerce yıl önce aynı sesler bu topraklarda yankılanarak insanların danslarına ve törenlerine eşlik ediyordu. Bu düşünce bile insanın ayaklarını yerden kesmeye yetiyor.<br />
Av sahnelerinden dans eden insanlara, at arabalarından çeşitli hayvan figürlerine kadar kayalara işlenmiş bu tasvirler, burada yaşayan toplulukların günlük hayatına, sosyal ilişkilerine ve kültürel dünyasına dair bir pencere açıyor. Sanki geçmişin içinde yürüyor, insanlığın uzun yolculuğunu adım adım takip ediyormuşuz hissine kapılıyoruz.<br />
Gobustan Milli Parkı, insanın tarih boyunca hem doğayla hem de birbirleriyle kurduğu bağları anlatan, her adımda yeni bir hikâye fısıldayan bir açık hava tarih kitabı gibi duruyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236754" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1.jpeg" alt="" width="1656" height="1139" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1.jpeg 1656w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1-300x206.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1-1024x704.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1-768x528.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1-1536x1056.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1-570x392.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1-80x55.jpeg 80w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1-701x482.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1-1067x734.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1656px) 100vw, 1656px" /></a></p>
<p>Gobustan’dan ayrılıp Bakü yönünde yola çıktığımızda cam kenarındaki yerime geçiyorum. Birkaç saat önce yürüdüğümüz sessiz, kurak ve taşlık alanlar yavaş yavaş geride kalıyor. Camdan dışarı bakarken, binlerce yıl öncesinden kalan izlerin arasında dolaşmış olmanın etkisini hâlâ üzerimde hissediyorum. Sabah başlayan gezimizin bizi bu kadar farklı dünyaların içine taşıyacağını düşünmemiştim.<br />
Yol boyunca çevredeki ıssızlık yavaş yavaş yerini yerleşimlere bırakıyor. Önce tek tük yapılar, ardından yollar, dükkânlar ve araçlar beliriyor. Bakü’nün silueti uzaktan seçildiğinde günün sessizliğinden sıyrılıp şehrin hareketine karışacağımızı anlıyorum. Şah İsmail Hatai Metro İstasyonu çevresindeki yeni konut projeleri belirginleştikçe Gobustan’ın yalın görüntüsü geride kalıyor. Modern blokların arasından geçerken birkaç saat önce gördüğümüz petroglifleri düşünüyorum. Bir tarafta binlerce yıl önce insanların bıraktığı izler, diğer tarafta bugün büyüyen ve değişen bir şehir… Bakü’nün beni en çok etkileyen yanlarından biri de farklı zamanları aynı gün içinde yan yana getirebilmesi.<br />
Bayıl yamaçlarına doğru ilerledikçe şehrin dokusu bir kez daha değişiyor. Sıra evleri ve konakların arasında eski mahallelerin izleri belirginleşiyor. MikayılHüseynov Caddesi üzerinde Hazar Denizi Denizcilik Şirketi’nin binasını görüyoruz. Hazar’a yakınlığıyla bu yapı, denizin Bakü’nün yaşamındaki yerini yeniden hatırlatıyor.<br />
Tarihî merkeze yaklaştıkça başka yapılar da dikkatimi çekiyor. İstiklaliyet Caddesi üzerindeki Fuzuli El Yazmaları Enstitüsü’nün neoklasik cephesi bunlardan biri. Camdan dışarı bakarken gün boyunca uğradığımız yerler zihnimde birbiri ardına sıralanıyor: petrol kuyusu, Bibiheybet Camii, çamur volkanları, Doğa Tarihi Sergisi ve binlerce yıllık kaya resimleri…<br />
Sabah yola çıkarken önümde yalnızca bir gezi programı olduğunu düşünmüştüm. Şimdi Bakü’nün sokaklarına yeniden karışırken, aynı gün içinde birbirinden çok farklı çağların ve dünyaların içinden geçmiş olmanın duygusunu taşıyorum. Gobustan’ın sessizliği geride kalıyor; fakat kayalara işlenmiş o eski çizgiler, günün sonunda hâlâ zihnimde yaşamaya devam ediyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236755" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2.jpeg" alt="" width="1450" height="1108" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2.jpeg 1450w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2-300x229.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2-1024x782.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2-768x587.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2-570x436.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2-701x536.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-2-1067x815.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1450px) 100vw, 1450px" /></a></p>
<p>Bakü’ye doğru ilerledikçe şehir yavaş yavaş yeniden yoğunlaşıyor. Gobustan’ın sessiz ve kurak coğrafyasından sonra geniş caddeler, yeni yapılar ve hareketlenen trafik dikkatimi çekiyor. Beyaz Şehir bölgesine geldiğimizde Bakü’nün çağdaş yüzü daha belirgin hâle geliyor. Yeni konutlar ve yaşam alanları arasından geçerken, Türkiye’de 1996 yılında kurulan Dünyagöz’ün Bakü’deki sağlık merkezini de görüyoruz. Bir Türk kuruluşunun burada da hizmet verdiğini görmek hoşuma gidiyor. Şehrin bu yeni bölümünden geçerken birkaç saat önce dolaştığımız ıssız tepeleri düşünüyor, Bakü’nün ne kadar kısa bir mesafede bambaşka bir görüntüye büründüğünü fark ediyorum.<br />
Yolumuz şehir merkezine yaklaştıkça çevredeki yapılar da değişmeye başlıyor. Bakü Şehir İcra Hâkimiyeti Binası’nın barok esintili cephesi dikkatimi çekiyor. Sahil Plaza İş Merkezi ve Alimler Evi olarak bilinen yapı da güzergâh boyunca gördüğümüz farklı mimari örnekler arasında yer alıyor. Yeni yapıların arasından geçerken eski binaların ortaya çıkması, Bakü’nün geçmişiyle bugününü aynı cadde üzerinde buluşturduğunu hissettiriyor.<br />
Merkeze biraz daha yaklaştığımızda şehrin hareketi artıyor. Emporio Armani’nin vitrini modern Bakü’nün alışveriş ve yaşam kültürünü yansıtırken, çok geçmeden Kız Kulesi’nin tarihî silueti beliriyor. Birkaç dakika içinde bir vitrinden yüzyılların ötesinden gelen bir yapıya bakmak, bu şehirde zamanın nasıl iç içe geçtiğini bana yeniden hatırlatıyor.<br />
Kültür ve sanat yapıları da bu güzergâha eşlik ediyor. Azerbaycan Devlet Akademik Müzikal Tiyatrosu’nun ardından Müze Merkezi dikkatimi çekiyor. 1961 yılında Lenin Müzesi’nin Bakü şubesi olarak açılan yapı, bugün farklı sergilere ev sahipliği yapıyor. Böylece yol boyunca yalnızca binalar değil, şehrin yakın geçmişinden kalan izler de karşımıza çıkıyor.<br />
Hükümet Konağı’nın heybetli cephesi önümüzden geçerken Bakü’nün mimari çeşitliliği bir kez daha belirginleşiyor. Sovyet döneminin anıtsal yapısının çevresindeki yeni konutlar ve Port Baku Alışveriş Merkezi, şehrin bugününü yansıtıyor. Aynı bölgede yer alan Kapital Bank ise kökleri 1874 yılına uzanan geçmişiyle bu yeni şehir dokusunun içinde farklı bir hikâye taşıyor.</p>
<p>Camdan dışarı bakarken gün boyunca geçtiğimiz yolları zihnimde birbirine bağlıyorum. Gobustan’ın binlerce yıllık izlerinden Bakü’nün modern caddelerine, eski mahallelerinden yeni yaşam alanlarına kadar şehir sürekli biçim değiştiriyor. Her yeni sokak, Bakü’nün başka bir dönemini gösteriyor. Bu yolculukta benim için en güzel olan da şehrin geçmişini saklamadan değişmeye devam ettiğini görmek oluyor.<br />
Neftçiler Bulvarı’na ulaştığımızda Hazar kıyısı boyunca uzanan Bakü’nün çağdaş yüzü daha belirginleşiyor. Port Baku Kuleleri, cam cepheleriyle denizin mavisini yansıtarak kıyı şeridine farklı bir görünüm kazandırıyor. Sahil boyunca ilerlerken Bakü’nün son yıllarda nasıl değiştiğini daha açık biçimde hissediyorum.<br />
Bir süre sonra Azerbaycan Millî Olimpiyat Komitesi’nin merkezini görüyoruz. Sporun şehir yaşamındaki yerini hatırlatan bu duraktan sonra ReşidBehbudov Şarkı Tiyatrosu karşımıza çıkıyor. Bir dönem tiyatro ve sinagog olarak kullanıldığı belirtilen yapı, kentin çok kültürlü geçmişinden bugüne ulaşan izlerden biri.<br />
Yolumuz devam ettikçe Bakü’nün yeni yüzünü en farklı biçimde gösteren yapılardan biri beliriyor: Haydar Aliyev Kültür Merkezi. Akışkan çizgileriyle çevresindeki yapılardan ayrılan merkez, şehrin çağdaş mimariye verdiği önemi hissettiriyor. Neriman Nerimanov Metro İstasyonu çevresindeki yeni düzenlemeler ise bu değişimin yalnızca merkezle sınırlı olmadığını gösteriyor.<br />
Şadlık Sarayı’nı geçtikten sonra Azersu Ofis Kulesi ve Bakü Kulesi beliriyor. Özellikle Bakü Kulesi’nin birbirine göre dönen katları, hareket hâlindeki bir yapı izlenimi yaratıyor. Yol boyunca karşılaştığımız bu farklı örnekler, Bakü’nün geleneksel görünümünün yanında yeni bir şehir anlayışı geliştirdiğini düşündürüyor.<br />
Ekonomi Bakanlığı binasına geldiğimizde bu çağdaş çizginin başka bir örneğiyle karşılaşıyoruz. Eskiden Vergi Bakanlığı olarak kullanılan bina, üst üste yerleştirilmiş kübik bölümleriyle alışılmışın dışında bir görünüm taşıyor.</p>
<p>Günün başından beri geçtiğimiz yolları düşünüyorum. Gobustan’da binlerce yıl öncesinden kalan izleri görmüş, ardından Bakü’nün eski mahallelerinden geçmiş, şimdi ise Hazar kıyısında geleceğe dönük bir şehirle karşılaşmıştık. Bütün bu görüntüler yan yana geldiğinde Bakü’nün benim için asıl hikâyesi ortaya çıkıyor: Geçmişini korurken sürekli değişen ve her dönüşte başka bir yüzünü gösteren bir şehir.<br />
Hazar kıyısındaki modern kulelerden eski mahallelere, kültür yapılarından yeni iş merkezlerine kadar uzanan bu görüntüler, Bakü’nün ne kadar değişken bir şehir olduğunu bir kez daha gösteriyor. Fakat yolumuz kuzeye doğru çevrildiğinde şehir manzarası yavaş yavaş geride kalmaya başlıyor. Bu kez bizi binaların değil, toprağın ve ateşin anlattığı başka bir hikâye bekliyor.<br />
Abşeron Yarımadası’na doğru ilerledikçe yapılaşma seyrekleşiyor. Yolun iki yanında daha açık ve çıplak bir arazi beliriyor. Bir süre sonra uzakta yükselen alevleri fark ediyorum. Önce gözlerime inanamıyorum; ardından bunun Yanar Dağ olduğunu öğreniyorum. Şehrin ortasında gördüğümüz çağdaş yapılardan sonra, toprağın içinden yükselen bu ateşle karşılaşmak yolculuğun bambaşka bir sayfasını açıyor.<br />
“Ateş Diyarı” olarak anılan Abşeron’un bu özel noktasında alevler yamaç boyunca uzanıyor. Çamur volkanlarında gördüğümüz hareketten farklı olarak burada ateş daha sürekli bir görünüm sergiliyor. Rehberimiz, alevlerin yer altından sızan doğal gazın yüzeye ulaşmasıyla oluştuğunu anlatıyor. Bir süre ateşleri izlerken, toprağın altında görünmeyen bir gücün böylesine etkileyici bir biçimde yüzeye çıkması beni düşündürüyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236756" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2.jpeg" alt="" width="1536" height="1232" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2-300x241.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2-1024x821.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2-768x616.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2-570x457.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2-701x562.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-2-1067x856.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Yanar Dağ’ın nasıl ortaya çıktığına ilişkin bir rivayet de anlatılıyor. Buna göre 1950’lerde bir çobanın dikkatsizce yaktığı ateşin ardından yamaçtaki doğal gaz alev alıyor ve yangın uzun süre devam ediyor. Bunun bir rivayet olduğunu bilerek dinliyorum. Çünkü burada benim için asıl etkileyici olan, ateşin nasıl başladığından çok, yerin derinliklerinden gelen doğal gazın bugün hâlâ alev olarak karşımızda durması.<br />
Alan çevresinde Yanar Dağ hakkında bilgilerin yer aldığı sergiler ve taş örnekleri bulunuyor. Ateşin karşısında bir süre daha durup çevreyi izliyorum. Sabah Gobustan’da çamur volkanlarının arasında dolaşmış, yerin derinliklerinden gelen gazın ve çamurun izlerini görmüştük. Şimdi ise aynı coğrafyanın başka bir noktasında, o görünmeyen gücün ateşe dönüşmüş hâline bakıyoruz.<br />
Günün başından beri bizi şaşırtan doğa, Yanar Dağ’da son bir kez daha kendini gösteriyor. Gobustan’ın taşlarından Abşeron’un ateşine uzanan bu yolculuk, Azerbaycan topraklarının yalnızca geçmişi değil, yerin altında bugün de devam eden doğal süreçleriyle de insanı etkileyebileceğini bana hatırlatıyor.</p>
<p>Ateşe yaklaştıkça havada belirgin bir gaz kokusu hissediliyor. Kumtaşı tabakalarının arasından çıkan gaz, küçük havalandırma deliklerinden dışarı süzülerek alev alıyor. Bu alevler, yaklaşık 10 metre genişliğinde bir hat boyunca uzanıyor ve kimi zaman birkaç metre yüksekliğe ulaşarak gece karanlığında çok daha büyüleyici bir manzara oluşturuyor.<br />
Yanar Dağ, sadece bir doğa harikası değil; aynı zamanda Azerbaycan’ın “yanan topraklar” kimliğinin en somut simgelerinden biri. Burada ateşi izlerken insan, doğanın derinliklerinde saklı gücün ne kadar eski ve etkileyici olduğunu bir kez daha hissediyor.<br />
Azerbaycan Jeolojik Araştırması verilerine göre burada alevler, tektonik bir uçurum hattı boyunca yaklaşık 200 metreye uzanan bir hat üzerinde ortaya çıkar. Bu alevler genellikle 2 ila 4 metre yüksekliğe ulaşırken, bazı noktalarda daha yoğun çıkışlarla 1 metreyi aşan güçlü ve parlak yanışlar gözlemlenir.</p>
<p>Bölgenin en ilginç özelliklerinden biri de çevredeki “yanan dereler”. Yanar Bulak olarak adlandırılan bu küçük su akıntılarının yüzeyi, içerdikleri gaz nedeniyle kibritle kolayca tutuşturulabiliyor. İlk bakışta sakin görünen bu dereler, aslında yeraltındaki enerji hareketlerinin yüzeye yansıyan en zarif örneklerinden biri. Ayrıca Vilasçay Nehri çevresinde bulunan bazı pınarlar, yerel halk tarafından şifalı kabul ediliyor ve yüzyıllardır doğal birer terapi alanı olarak görülüyor.<br />
Tarih boyunca bu “sonsuz ateş”, yalnızca bilim insanlarının değil, gezginlerin ve düşünürlerin de ilgisini çekmiş. AlexandreDumas, bölgeyi ziyaret ettiğinde burada gördüğü doğal ateşlerin, etrafına Zerdüştlük inancına ait ateş tapınaklarının inşa edilmesine ilham verdiğini anlatıyor. Benzer şekilde Marco Polo da seyahatnamelerinde Abşeron topraklarında yanan bu doğal ateşlerden söz ediyor.<br />
Dünyanın farklı köşelerinde, yeryüzünün derinliklerinden gelen nefesin ateşe dönüştüğü nadir yerler var. Bu “yanan dağlar”, doğanın hem en yalın hem de en gizemli hikâyelerinden birini fısıldar insana. Bu hikâyenin en bilinen duraklarından biri, Yanar Dağ. Abşeron Yarımadası’nın rüzgârlı topraklarında, yerin altından yükselen gaz, toprağın yüzeyinde hiç sönmeyen bir ateşe dönüşüyor. Alevler, sanki yeryüzünün kalbinin attığını hatırlatır gibi, gece gündüz yanmaya devam ediyor.<br />
Ama bu büyüleyici doğa olayı bana hiç yabancı değildi. Çünkü benzer bir mucizeyi, kendi topraklarımda, Olympos Beydağları Milli Parkı içinde saklı Yanartaş (Chimaera)’ta deneyimlemiştim. Dağın yamacına serpiştirilmiş küçük alevler, karanlık çöktüğünde daha da belirginleşir; her biri ayrı bir hikâye anlatan sessiz birer ışık gibi titrer. O an, doğanın kendisiyle baş başa kalır insan — ne bir şehir uğultusu, ne de zamanın telaşı vardır.</p>
<p>Antik çağ insanları da bu sönmeyen ateşleri anlamlandırmaya çalışmış, onları efsanelerle süslemiş. Yanartaş’ın alevleri, Chimera’nın soluk alıp verişi gibi görülmüş; toprağın altındaki görünmez güç, mitolojik bir varlığın öfkesiyle açıklanmış.<br />
Oysa bugün biliyoruz ki bu alevler, yer altından süzülen gazın yeryüzüyle buluştuğu noktada doğan sade bir doğa olayıdır. Ama bu bilgi, o anın büyüsünü azaltmaz. Çünkü ister Yanar Dağ’da, ister Yanartaş (Chimaera)’ta olsun; o ateşe bakarken insan, dünyanın derinlikleriyle görünmez bir bağ kurduğunu hisseder.<br />
Ve belki de bu yüzden, bu alevler sadece toprağı değil, insanın içindeki merak duygusunu da yakmaya devam eder.<br />
Toprağın bağrından yükselen bu sönmez alevler, yalnızca yeraltındaki zengin gaz damarlarının bir yansıması değil; aynı zamanda Azerbaycan’ın neden asırlardır “Ateşler Ülkesi” diye anıldığını fısıldayan kadim bir hatıradır.<br />
Yolculuğumuz, her iki yanda uzanan petrol kuyularının eşlik ettiği uzun ve ilginç bir manzara ile devam ediyor. Toprağın altındaki zenginliği gözler önüne seren bu görüntüler, birazdan göreceğimiz yerin ruhuna sanki önceden hazırlıyor insanı. Yavaş yavaş dünyanın sayılı Zerdüşt tapınaklarından biri olan Ateşgah Tapınağı’na yaklaşıyoruz.<br />
İçeri adım attığım anda zamanın ritmi değişiyor. Kalın savunma duvarlarıyla çevrili bu yapı, dış dünyadan kopuk, kendine ait bir sessizliğin içinde.<br />
Tapınağı gezmeden önce kısa bir mola verip öğle yemeği için Ataşgah Restaurant’a giriyoruz. Daha kapıdan içeri adım attığımız anda mekânın atmosferi bizi sarıp sarmalıyor. Yüksek tavanın ferahlığı, ahşap detayların sıcaklığı ve duvarlardaki otantik dokunuşlar ilk anda göze çarpıyor.</p>
<p>Havada hafifçe yükselen baharat kokuları—kimyon, kişniş ve taze pişmiş ekmeğin o tanıdık sıcak kokusu—iştahı daha da kabartıyor. Bir köşede, başında fötr şapkasıyla kendi halinde şarkılar mırıldanan akordeoncu, tuşlara her dokunduğunda mekâna ince bir melodi yayıyor. Müziğin sesi ne baskın ne de silik; tam kararında, sohbetlere eşlik eden bir fon gibi.<br />
Masaya gelen yemeklerle birlikte duyular adeta şölene dönüşüyor. Sıcak tabaklardan yükselen buhar yüzüme hafifçe çarparken, ilk lokmada etin yumuşaklığı ve baharatların dengesi hissediliyor. Yanında gelen taze ekmek, dışı hafif çıtır, içi yumuşacık… Her lokmada hem toprağın hem de kültürün izini sürmek mümkün.Acele etmeden, sadece o anın tadını çıkararak yiyoruz.<br />
Yolcuların, tüccarların ya da inananların burada konakladığını düşünmek, mekâna ayrı bir anlam katıyor. 1713 yılına uzanan geçmişiyle bu yapı, sadece taş ve duvardan ibaret değil; içinde sayısız hikâye saklıyor.<br />
Ortada yükselen dörtgen planlı ateş altarına doğru yavaş adımlarla ilerlerken, buranın bir zamanlar nasıl güçlü bir inanç merkezi olduğunu zihnimde canlandırıyorum. Rüzgârın hafif uğultusu taş duvarlara çarpıp geri dönerken, sanki geçmişten kalan bir fısıltı kulaklarımıza kadar ulaşıyor. Alevlerin hiç sönmeden yandığı o eski günleri düşünmek, insanın içine hafif bir ürperti bırakıyor.<br />
Altarın çevresinde toplanıp rehberimizin anlatımını dinlemeye başlıyoruz. Sesi, taş avluda yankılanarak yayılıyor; her kelime, bu mekânın taşıdığı anlamı biraz daha derinleştiriyor. Anlattıklarıyla birlikte, burası sadece bir yapı olmaktan çıkıp yaşayan bir hikâyeye dönüşüyor. Gözlerim bir an için kapanıyor; sanki geçmişte burada toplanan insanların dualarını, ateşin çıtırtısını ve o eski zamanların ritmini hissetmeye çalışıyorum.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236757" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1.jpeg" alt="" width="1712" height="1157" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1.jpeg 1712w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1-300x203.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1-1024x692.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1-768x519.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1-1536x1038.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1-570x385.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1-80x55.jpeg 80w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1-701x474.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1-1067x721.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1712px) 100vw, 1712px" /></a></p>
<p>Ateş altarının dört köşeden sütunlarla yükselen ve kubbeyle örtülü yapısı ise büyüleyici. Dört bir yana açık olması, sanki ateşin herkese ait olduğunu, kimseye kapalı olmadığını anlatıyor. Bir süre sessizce durup etrafı izliyorum; rüzgâr hafifçe esiyor, ama burada hissedilen şey sadece doğa değil, aynı zamanda geçmişin derin nefesi.<br />
Bugün burası bir açık hava müzesi olarak düzenlenmiş. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne aday gösterilmiş olması da hiç şaşırtıcı değil. Çünkü yapı yalnızca bir tapınak değil; insanın doğayla, inançla ve zamanla kurduğu ilişkinin somut bir yansıması gibi.<br />
Oradan ayrılırken, geride sadece taş duvarları değil; içimde yanan küçük bir merak ateşini de götürdüğümü hissediyorum.<br />
Güney Kafkasya’da erken Orta Çağ dönemine uzanan bu inanç geleneğinin kökleri oldukça derinlere dayanıyor. Ateşperestlik ve Zerdüştlük, özellikle Sasani İmparatorluğu döneminde bölgede yayılmaya başlamış; bu topraklarda ateş tapınakları inşa edilerek kutsal ateşin sürekliliği sağlanmış.<br />
Rehberimizin anlattıklarıyla birlikte zihnimde geniş bir harita canlanıyor. Ateşgede olarak bilinen kutsal ateş tapınakları ve Zerdüşt inancının izleri, özellikle İran’ın Yezd ve çevresinde yoğunlaşıyor. Bunun yanı sıra Bakü’deki Ateşgede’nin yanı sıra Hindistan’ın Gujarat ve Mumbai bölgelerinde de bu inancın tarihî izlerine rastlamak mümkün. Türkiye’de ise Ani Harabelerinde Ateşgede olarak anılan bir yapı bulunuyor; yapının Zerdüşt inancıyla bağlantısı konusunda farklı görüşler ileri sürülüyor. Birbirinden uzak coğrafyalarda karşıma çıkan bu izler, Zerdüşt inancının tarih boyunca ne kadar geniş bir alana yayıldığını düşündürüyor.<br />
Bu tapınaklarda yanan ateşler, yalnızca bir doğa olayı değil; Ahura Mazda’nın ışığını ve saflığını simgeleyen kutsal bir varlık olarak kabul ediliyor. Binlerce yıldır kesintisiz şekilde korunan bu alevler, Zerdüştlük inancının kalbinde yer alıyor.<br />
Rehberimizin sözleriyle birlikte etrafımdaki taş duvarlara yeniden bakıyorum. Bir zamanlar bu avluda yankılanan duaları, alevlerin hiç sönmeden yandığı o kutsal ritüelleri hayal etmek zor değil. Burada ateş, yalnızca ısınmak için değil; inanmak, bağ kurmak ve anlam aramak için yanmış.</p>
<p>Tapınağın çevresinde XVIII. yüzyıl boyunca inşa edilen ibadet salonları, hücreler ve kervansaraylar dikkat çekiyor. Hepsini geziyoruz. Hücrelerde Devanagari ve Gurmukhi alfabeleriyle yazılmış kitabeler hâlâ duruyor; bu yazılar, uzak diyarlardan gelen inananların burayı ziyaret ettiğini gösteriyor. XIX. yüzyılın başlarına gelindiğinde tapınak bugünkü görünümüne kavuşmuş.<br />
Kalın savunma duvarları, beşgen çıkıntılar ve büyük giriş kapısı yapıyı korunaklı hâle getiriyor. Girişin üzerindeki Şirvan-Abşeron mimarisine özgü konuk odaları, buranın geçmişte canlı bir merkez olduğunu hatırlatıyor. Yakındaki taşlarla doldurulmuş derin kuyu ise geçmişte ölen dindarların bedenlerinin kutsal ateşte yakıldığına dair bir uygulamayı düşündürüyor. Tapınak rahiplerinin toplumdan uzak bir hayat sürdüğü, bedenlerini ve ruhlarını arındırmaya çalıştıkları, hacıların bağışlarıyla geçindikleri ve ölümden sonra ruhun yeniden dünyaya döndüğüne inandıkları anlatılıyor.<br />
Ateşgah, yalnızca Zerdüşt inancına mensup kişilerin değil, Hinduizm ve Sihizm mensuplarının da ziyaret ettiği bir ibadet merkezi olmuş. 1925’ten sonra uzun yıllar terk edilen yapı, 1975 ve 2007 yıllarında gerçekleştirilen restorasyonların ardından yeniden ziyarete açılmış.<br />
Bugün özellikle Nevruz döneminde tapınak ziyaretçi akınına uğruyor. Eskiden çilehane olarak kullanılan odalar şimdi müze olarak düzenlenmiş. Taş duvarların arasında, kapılardaki Sanskritçe kitabeler hâlâ eski mesajlarını sessizce fısıldıyor gibi. Arada hafif bir müzik sesi duyuluyor; geçmişten süzülüp gelen bir melodi gibi avluda yayılıyor ve mekâna farklı bir hava katıyor.<br />
Yapılan canlandırmalar, odalarda yanan küçük mumlar ve sunağın altın rengi yansımalarıyla birleşince ortam etkileyici bir görünüme bürünüyor. Hafif rüzgâr taşların arasından geçerken yüzümde serin bir dokunuş bırakıyor. Bir an için sanki zaman burada biraz yavaşlıyor.<br />
Kutsal ateşin etrafında şekillenen bu inanç dünyasını gezerken, birden İzmir’de Hıdırellez gecelerinde yakılan ateşler geliyor aklıma. Bizim ateşin üzerinden atlayıp dilek tuttuğumuz o gecelerle burada yüzyıllar önce kutsal kabul edilen ateş arasında doğrudan bir tarihsel bağ kurmak mümkün değil belki. Yine de ateşe yüklenen arınma, umut ve yenilenme duygusunun birbirinden uzak coğrafyalarda nasıl benzer çağrışımlar yaratabildiğini düşünmeden edemiyorum.<br />
Burada dolaşırken yalnızca eski yapıların arasında yürümediğimi, yüzyıllar boyunca bu alana gelen insanların bıraktığı manevi mirasa da yaklaştığımı hissediyorum. Her köşede eski ritüellerin ve inançların izleriyle karşılaşıyorum. Mekânın atmosferi öylesine yoğun ki, kendimi geçmiş ile bugün arasında görünmez bir köprünün üzerinde duruyormuş gibi hissediyorum.<br />
Ateşgah’ta geçirdiğim birkaç saat, bana yalnızca tarihi değil, aynı zamanda insan inancının gücünü, sabrını ve ritüellerle geçen derin yaşamları da hissettirdi. Gözlerimi kapattığımda, sönmeyen ateşler, rahiplerin çileleri ve uzak diyarlardan gelen inananların sessiz adımlarını hâlâ duyabiliyorum.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236758" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14.jpeg" alt="" width="1290" height="990" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14.jpeg 1290w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14-300x230.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14-1024x786.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14-768x589.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14-570x437.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14-701x538.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/14-1067x819.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1290px) 100vw, 1290px" /></a></p>
<p>Turumuz akşamüstü saat altı gibi sona eriyor. İçerişehir’in önünde araçtan iniyoruz. Günün yorgunluğu üzerimizde olsa da içimizde hâlâ keşfetme isteği var. Bu kez amacımız farklı: Bakü’den dönerken yanımıza alabileceğimiz en özel lezzetlerden biri olan havyarı bulmak.<br />
Dar sokaklarda kısa bir yürüyüşe çıkıyor, BakuCaviarBoutique’i arıyoruz. Vitrinlere yansıyan ışıklar, akşamın serinliği ve taş sokakların dokusu bu küçük arayışı bile keyifli bir gezintiye dönüştürüyor.<br />
Azerbaycan’ın adı, Hazar Denizi ile birlikte anılan o meşhur siyah havyarla da özdeşleşmiş durumda. Özellikle Beluga mersin balığından elde edilen havyar, dünyanın en değerli ve seçkin yiyeceklerinden biri olarak kabul ediliyor.<br />
Reyonlara baktıkça, küçük siyah tanelerin ardında ne kadar uzun bir üretim süreci olduğunu düşünüyorum. Neftçala çevresinde sürdürülen üretim, Azerbaycan’ın havyarla özdeşleşen mutfak kültürünün önemli bir parçasını oluşturuyor. Burada gördüğümüz kutular, yalnızca sofraya konacak bir yiyeceği değil, Hazar kıyılarıyla bütünleşmiş bir geleneği de temsil ediyor.</p>
<p>Satıcı, havyarın nasıl tüketilmesi gerektiğini anlatırken sesi biraz daha yumuşuyor. Söyledikleri basit bir bilginin ötesine geçerek küçük bir sofra ritüeline dönüşüyor. Metal kaşığın havyarın tadını etkileyebileceğini özellikle vurguluyor; bu nedenle sedef, kemik ya da tahta kaşık kullanılmasını öneriyor. Onu dinlerken, bu küçücük tanelerin bile kendine özgü bir sunum biçimi olduğunu öğreniyoruz.<br />
Sözlerini tamamlarken yüzünde belli belirsiz bir tebessüm beliriyor. Ardından küçük bir sedef kaşığı, buz çantasına yerleştirdiği havyar kutularının arasına zarifçe bırakıyor. O an bunun sıradan bir alışveriş olmadığını düşünüyorum. Yanımızda götürdüğümüz şey, aynı zamanda Bakü’de geçirdiğimiz günün küçük ama unutulmayacak bir hatırasına dönüşüyor.<br />
Akşamın serinliğinde, elimizde küçük bir kutu havyarla yürürken Bakü’nün ışıkları çevremizde parıldıyor. Gün boyunca gördüğümüz ateşler, tapınaklar ve birbirinden farklı hikâyeler şimdi yerini şehrin mutfak kültüründen küçük bir hatıraya bırakıyor.<br />
Ve bir kez daha anlıyorum ki bazı şehirler geride yalnızca fotoğraflar bırakmıyor; bir tat, bir koku, bir sokak ve küçük bir hatırayla insanın içine yerleşiyor. Bakü de o akşam, Hazar’ın tuzunu taşıyan küçücük bir havyar kutusuyla benim hafızamda kendine bir yer buluyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Kardeş Azerbaycan &#8211; İçerişehir</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-kardes-azerbaycan-icerisehir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 19:29:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[Müzeler]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[tatilci]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236597</guid>

					<description><![CDATA[İçerişehir 2026 – Kardeş Azerbaycan Öğleye doğru Bakü’de yeni yerler keşfetmek için otelden çıkıyoruz. Geniş ve düzenli caddeleri geride bırakıp ağaçlarla çevrili parka yöneldikçe şehrin uğultusu yavaş yavaş azalıyor. Yaprakların arasından süzülen güneş ışığı yürüdüğümüz yola gölgeli desenler düşürüyor; birkaç dakika içinde kendimizi bambaşka bir atmosferin içinde buluyoruz. Parkın sonunda anıtsal cephesiyle Azerbaycan Devlet Akademik [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İçerişehir 2026 – Kardeş Azerbaycan</p>
<p>Öğleye doğru Bakü’de yeni yerler keşfetmek için otelden çıkıyoruz. Geniş ve düzenli caddeleri geride bırakıp ağaçlarla çevrili parka yöneldikçe şehrin uğultusu yavaş yavaş azalıyor. Yaprakların arasından süzülen güneş ışığı yürüdüğümüz yola gölgeli desenler düşürüyor; birkaç dakika içinde kendimizi bambaşka bir atmosferin içinde buluyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-1.jpeg" alt="" width="1520" height="1237" class="alignnone size-full wp-image-236598" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-1.jpeg 1520w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-1-300x244.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-1-1024x833.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-1-768x625.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-1-570x464.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-1-701x570.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-1-1067x868.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1520px) 100vw, 1520px" /></a></p>
<p>Parkın sonunda anıtsal cephesiyle Azerbaycan Devlet Akademik Millî Dram Tiyatrosu karşımıza çıkıyor. Yüksek sütunları ve ağırbaşlı mimarisiyle yapı, bulunduğu çevrede hemen dikkat çekiyor. Önünde durup Bakü’nün sanat hayatını düşünürken, Azerbaycan’da tiyatronun köklü bir geçmişe sahip olduğunu hatırlıyoruz. 1873’te Bakü’de sahnelenen bir oyun, Azerbaycan profesyonel millî tiyatrosunun başlangıcı kabul ediliyor. Tiyatro 1919’da devlet kurumu hâline geliyor, 1959’da akademik unvan kazanıyor ve 1991’den bu yana bugünkü adıyla çalışmalarını sürdürüyor.<br />
Bugün kullanılan tiyatro binasının temeli 1954’te atılmış, yapı 1960’ta tamamlanmış. Kapının önündeki afişlere göz gezdiriyoruz. Keşke tarihlerimiz bir gösteriye denk gelseydi diye düşünüyorum. Bazen yolculuk, yaşadığımız deneyimler kadar yaşayamadığımız küçük ihtimallerle de hatırlanıyor. Bu kez Bakü’den yanımıza küçük bir “keşke” alıyoruz.<br />
Tiyatronun yakınında bu kez gözümüz Fuzuli’nin anıtına takılıyor. 1962’de dikilen heykelde ünlü şair elinde kitabıyla oturuyor; yüzündeki düşünceli ifade, onu kendi dünyasına çekilmiş gibi gösteriyor. Fuzuli, Türkiye’de de iyi tanınan, 16. yüzyılın önemli şairlerinden biri. Aşkı, özlemi, ayrılığı ve insanın iç dünyasını anlatan şiirleri, aradan geçen yüzyıllara rağmen bize hâlâ tanıdık geliyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-1.jpeg" alt="" width="1451" height="1283" class="alignnone size-full wp-image-236599" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-1.jpeg 1451w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-1-300x265.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-1-1024x905.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-1-768x679.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-1-570x504.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-1-701x620.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-1-1067x943.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1451px) 100vw, 1451px" /></a></p>
<p>Bir şairin anıtıyla karşılaşmak, Bakü’nün yalnızca binalardan ve meydanlardan oluşmadığını bir kez daha hatırlatıyor. Şehrin geçmişi, sokaklara olduğu kadar şiire ve sanata da sinmiş.<br />
Buradan sonra geniş caddelere çıkıyoruz. Bakü’nün düzenli ve hareketli ana arterlerinden karşıya geçmek başlı başına küçük bir macera. Fakat benim asıl ilgimi çeken, her zaman olduğu gibi büyük caddelerin gerisinde kalan sokaklar oluyor. Ana yolu bırakıp daha dar bir sokağa saptığımızda şehrin sesi de yavaş yavaş değişiyor.<br />
Eski evler, cumbalı pencereler ve ahşap kepenkler birbiri ardına karşımıza çıkıyor. Bazıları özenle yenilenmiş, bazıları ise zamanın izlerini hâlâ taşıyor. Kapı tokmaklarına, pencerelere, duvarlardaki küçük ayrıntılara bakarak ilerliyoruz. Plansız yürüyüşlerin en güzel tarafı da bu; nereye varacağımızı bilmeden yürürken karşımıza çıkan ayrıntılar, bazen bütün günün hatırasına dönüşüyor.<br />
Bakü’nün bu kesiminde mimari kadar günlük hayatın çeşitliliği de dikkat çekiyor. Birbirine yakın sokaklarda küçük bir butik otel, bir sinagog, bir kilise ve bir camiyle karşılaşmak, şehrin farklı inanç ve kültürlerin izlerini aynı çevrede taşıdığını gösteriyor. Eski taş evlerin arasında yürürken, Bakü’nün yalnızca geniş bulvarlardan ibaret olmadığını daha iyi hissediyoruz.<br />
Bir köşede küçük bir kafeye, biraz ileride eski kitapların sergilendiği bir sahafa rastlıyoruz. Kitapların arasında oyalanıyor, bazılarına göz gezdiriyoruz. Yürüyüşümüz artık bir gezi programından çok, şehrin içinde kendiliğinden gelişen bir keşfe dönüşüyor. Bakü’de hoşuma giden de bu; bir sonraki sokağın ne getireceğini bilmeden yürümek.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12.jpeg" alt="" width="1596" height="1229" class="alignnone size-full wp-image-236595" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12.jpeg 1596w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-300x231.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-1024x789.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-768x591.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-1536x1183.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-570x439.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-701x540.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-1067x822.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1596px) 100vw, 1596px" /></a></p>
<p>Bir süre sonra yolumuz Çeşmeler Meydanı’na çıkıyor. Burada atmosfer bir anda değişiyor. Kafeler, restoranlar, mağazalar ve hareketli kalabalık meydanı canlı tutuyor. Biz de Bonté Kafe’ye oturuyoruz. Sarı, yeşil ve beyaz çizgili sandalyeleriyle Avrupa kafelerini andıran bu küçük mekânda kahvelerimizi söylerken çevremizi seyrediyoruz.<br />
Bazen bir şehri tanımak için uzun uzun gezmek gerekmiyor. Bir masada oturup yanımızdan geçen insanlara, meydandaki hareketliliğe ve günlük hayatın akışına bakmak da o şehrin ruhuna yaklaşmanın bir yolu. Kahvelerimizi içtikten sonra yeniden meydana çıkıyoruz.<br />
Siyah-beyaz taşlarla döşenmiş zeminin çevresinde mağazalar, kafeler ve hediyelik eşya dükkânları sıralanıyor. Meydanın farklı noktalarındaki çeşmeler ve heykeller kalabalığa ayrı bir hareket katıyor. Elinde şemsiye tutan genç kız heykeli ile keman çalan müzisyen figürü özellikle dikkat çekiyor.<br />
Tam bu sırada bir sokak müzisyeninin söylediği Türkçe şarkıyı duyuyoruz. Yabancı bir şehirde tanıdık bir dilin ve ezginin karşımıza çıkması içimizi ısıtıyor. Aramızdaki sınırların ne kadar kolay ortadan kalkabildiğini düşünüyorum. Bazen bir şarkı, uzun uzun anlatılacak yakınlığı birkaç dakika içinde kurabiliyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1527" class="alignnone size-full wp-image-236601" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-1-300x298.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-1-1024x1018.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-1-150x150.jpeg 150w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-1-768x764.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-1-570x567.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-1-701x697.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-1-1067x1061.jpeg 1067w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-1-30x30.jpeg 30w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Meydandan ayrılıp Nizami Azerbaycan Edebiyatı Müzesi’ne doğru ilerliyoruz. Bina daha uzaktan bile dikkat çekiyor. Cephesindeki mavi çiniler ve heykeller, Doğu mimarisinin ayrıntılarını klasik çizgilerle bir araya getiriyor. Cephedeki nişlerde Fuzuli, Molla Penah Vagif, Mirza Fetali Ahundzade, Hurşidbanu Natevan, Celil Memmedguluzade ve Cafer Cabbarlı’nın heykelleri yer alıyor.Bu isimlerin karşısında birkaç dakika durup bakıyoruz. Ardından müzeye giriyoruz.<br />
Bizi genç bir rehber karşılıyor. Türkiye’den geldiğimizi öğrenince bizimle ilgileniyor ve müzeyi anlatmayı teklif ediyor. Memnuniyetle kabul ediyoruz. İçeride el yazmaları, eski kitaplar, kişisel eşyalar, portreler ve Azerbaycan edebiyatının farklı dönemlerine ait eserler sergileniyor.<br />
Rehberimizin işini severek yaptığı belli. Nizami Gencevî’den Fuzuli’ye, Vagif’ten Ahundzade’ye, Natevan’dan Memmedguluzade ve Cabbarlı’ya uzanan isimler arasında konuşurken zaman zaman birbirimize bakıp “Aa, bunu da biliyoruz!” diye seviniyoruz. Aynı edebî isimlerin iki ülkenin hafızasında yer alması, müzeyi bizim için daha sıcak bir yere dönüştürüyor.<br />
Burada yalnızca sergilenen eserlere bakmıyoruz; ortak bir kültürün izlerini de buluyoruz. Rehberimizin içten anlatımı, müzedeki eserlerin ötesinde insani bir bağ kurmamızı sağlıyor. Ayrılırken birlikte bir hatıra fotoğrafı çektiriyoruz. Gülümseyerek bizi uğurluyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-1.jpeg" alt="" width="1374" height="990" class="alignnone size-full wp-image-236602" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-1.jpeg 1374w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-1-300x216.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-1-1024x738.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-1-768x553.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-1-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-1-570x411.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-1-701x505.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-1-1067x769.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1374px) 100vw, 1374px" /></a></p>
<p>Müzeden çıktığımızda karşımızda Nizami Gencevî’nin anıtı beliriyor. Geniş merdivenlerin üzerinde yükselen bronz heykel, 1949 yılında heykeltıraş Fuad Abdurrahmanov tarafından yapılmış. Biraz önce müzenin içinde el yazmalarında, portrelerde ve kitaplarda izini sürdüğümüz şairi şimdi meydanın ortasında, şehrin bir parçası olarak görüyoruz.<br />
Bu karşılaşma hoşumuza gidiyor. Edebiyat, müzenin duvarları arasında kalmıyor; anıtıyla sokağa taşıyor, şehrin gündelik hayatına karışıyor.<br />
Merdivenlerden aşağı inip Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Binası’nın önünden geçerek Bakü’nün eski surlarına doğru yöneliyoruz. Birkaç adım sonra Çifte Kale Kapıları karşımıza çıkıyor.<br />
Hava keskin bir soğuk taşıyor; rüzgâr yüzümüzü yakıyor. Buna rağmen surların önünde durup heybetli kapıya bakarken bir süre üşümeyi unutuyoruz. Yüzyıllardır ayakta duran bu taşların arasından geçmek, sıradan bir sokaktan diğerine yürümekten çok, zamanın eşiğini aşmak gibi geliyor. Eşikte kısa bir an duruyor, ardından İçerişehir’e ilk adımımızı atıyoruz.<br />
Kapının ötesinde şehrin sesi bir anda değişiyor. Geniş bulvarların uğultusu geride kalıyor, ayak seslerimiz dar taş sokaklarda yankılanıyor. Ahşap kapılar, küçük avlular ve sarı kalker taşından yapılmış evler yan yana dizilirken, birkaç adım içinde kendimizi modern Bakü’den farklı bir atmosferin içinde buluyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-1.jpeg" alt="" width="1760" height="1322" class="alignnone size-full wp-image-236603" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-1.jpeg 1760w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-1-300x225.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-1-1024x769.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-1-768x577.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-1-1536x1154.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-1-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-1-570x428.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-1-701x527.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-1-1067x801.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1760px) 100vw, 1760px" /></a></p>
<p>Sağ tarafta küçük bir turizm bürosu, önünde ise dar sokaklarda gezinti yapan elektrikli tur otobüslerinden biri bekliyor. Uzaktan bakınca neredeyse oyuncak gibi görünüyor. Ancak boş yer olmadığını ve turların önceden ayrıldığını öğreniyoruz. Bürodaki haritalara göz gezdirip sonunda yürümeye karar veriyoruz. Zaten İçerişehir’i bizim için anlamlı kılan şeylerden biri de sokaklarında ağır ağır yürüyebilmek.<br />
İlerledikçe geçmiş yalnızca anlatılan bir hikâye olmaktan çıkıyor. Bakü’nün sur içindeki bu tarihî bölgesi, 12. yüzyıldan büyük ölçüde korunmuş savunma duvarlarıyla karakterini kazanıyor. Ancak yerleşimin geçmişi çok daha eskiye uzanıyor; UNESCO, Bakü’nün üzerinde bulunduğu alanın Paleolitik dönemden beri yerleşim gördüğünü belirtiyor. İçerişehir’de Şirvanşahlar Sarayı, Kız Kulesi, camiler, hamamlar ve eski konutlarla karşılaşırken, buranın neden 2000 yılında Dünya Mirası Listesi’ne alındığını daha iyi anlıyoruz.<br />
Burada korunan yalnızca yapılar değil; yüzyıllar boyunca oluşmuş bir şehir hafızası. Sokaklarda yürüdükçe bunu bir bilgi olmaktan çıkarıp doğrudan hissediyoruz.<br />
Saatlerdir yürüyoruz. Bir süre sonra midemiz de bize dinlenme zamanının geldiğini hatırlatıyor. İçerişehir’in taş duvarları arasında Kaynana Restoran’a giriyoruz. Ahşap tavanı ve taş duvarlarıyla sıcak bir atmosferi var. Dışarıdaki soğuğu kapının dışında bırakıp masamıza yerleşiyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1398" class="alignnone size-full wp-image-236604" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-1-300x273.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-1-1024x932.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-1-768x699.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-1-570x519.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-1-701x638.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-1-1067x971.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Azerbaycan mutfağının yemekleri bize bir yandan tanıdık geliyor, bir yandan da kendi küçük farklılıklarıyla şaşırtıyor. Yemek boyunca gün içinde gördüğümüz sokakları, surları, evleri ve ayrıntıları konuşuyoruz. Yolculuklarda bazen bir şehri en iyi, masa başında tanıyoruz. Çünkü yemek yalnızca karın doyurmuyor; sohbeti, gözlemleri ve günün biriktirdiği duyguları da aynı sofrada buluşturuyor.<br />
Yemekten sonra yeniden İçerişehir’in sokaklarına çıkıyoruz. Sıcak sofradan ayrılıp soğuk havaya adım attığımızda kısa bir süre ürpersek de yürüdükçe şehrin ritmine yeniden kapılıyoruz. Önümüzde hafifçe yükselen bir yokuş beliriyor; fazla düşünmeden tırmanmaya başlıyoruz.<br />
Yokuşun karşısında tarihî bir yapının üzerinde Zaferan Restoran’ın tabelasını görüyoruz. Çevresindeki küçük dükkânlarda halılar, el işi ürünler ve çeşitli hediyelikler sergileniyor. Birkaç adım sonra buranın eski bir çarşının günümüze ulaşan sakin köşelerinden biri olduğunu hissediyoruz.<br />
Dükkânların arasında kemerli bir duvar açıklığı ve demir bir kapı dikkatimizi çekiyor. Ağır taş duvarın içinde ince kıvrımlarıyla dikkat çeken demir işçiliği, yapıya farklı bir hava veriyor. İçeride ne olduğunu merak ediyoruz. Çevrede ise kürklü şapkalar, Rus matruşkaları, el dokuması kumaşlar ve başka küçük ürünler sergileniyor. Ziyaretçiler dükkânlara girip çıkıyor, satıcılarla sohbet ediyor.<br />
İçerişehir’de sevdiğim şey tam da bu. Burası yalnızca eski taşlardan oluşan bir tarih alanı değil; geçmişle bugünün aynı sokakta yan yana yaşadığı canlı bir mahalle.<br />
Dar sokaklarda ilerlerken kısmen restorasyon örtüleriyle kapatılmış büyük bir yapı görüyoruz. Bunun İsmailiye Sarayı olduğunu öğreniyoruz. Yapı, Polonyalı mimar Józef Ploşko tarafından tasarlanmış ve 1908’de başlayan inşaatı 1913’te tamamlanmış. Petrol zengini Ağa Musa Nağıyev tarafından yaptırılan saray, genç yaşta ölen oğlu İsmail’in anısına adını taşıyor.<br />
Sarayın mimarisinde Venedik Gotik üslubunun etkileri görülüyor. Yapının Venedik’teki belirli bir saraydan esinlenerek tasarlandığına ilişkin anlatılar bulunsa da, bunu kesin bir bilgi olarak değil, yapının Venedik mimarisinden esinlenen görünümü üzerinden değerlendirmek daha doğru.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1395" class="alignnone size-full wp-image-236605" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-1-300x272.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-1-1024x930.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-1-768x698.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-1-570x518.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-1-701x637.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-1-1067x969.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Sokağın ortasında durup binaya baktığımızda, yapı bizim için yalnızca mimari özellikleriyle değil, bir babanın oğlunun ardından bıraktığı hatırayla da anlam kazanıyor. Taşların bazen insan hayatının en derin duygularını da taşıyabildiğini düşünüyoruz.<br />
Bugün yapı Azerbaycan Millî Bilimler Akademisi ile bağlantılı kurumsal kullanımlara ev sahipliği yapıyor. Restorasyon çalışmaları nedeniyle bazı bölümleri kapalı olsa da cephesinin ayrıntıları hâlâ dikkat çekici.<br />
İsmailiye’den sonra tarihî dokunun içinde Kasamasa Otel’in önünden geçiyoruz. Eski yapılarla çevrili bu sokaklarda modern bir otelin bile çevresindeki mimariye uyum sağladığını görmek hoşumuza gidiyor.<br />
Biraz ileride Ali Şemsi’nin evi ve çalışma alanıyla karşılaşıyoruz. Renkli figürler, maskeler ve sembollerle süslenmiş bu mekân, çevredeki ağırbaşlı taş yapılardan ayrılarak sanki başka bir dünyanın kapısını açıyor. Ciddi tarihî yapıların arasında böylesine renkli ve özgün bir sanat köşesine rastlamak, yürüyüşümüze hoş bir sürpriz katıyor.<br />
Bazı restorasyon yapılan binaların çevresinde ise eski yapıların görüntülerinin basıldığı örtüler kullanılmış. Böylece çalışmalar sürerken sokaktaki tarihî görünümün bütünüyle kaybolması önleniyor. Sokaklar giderek genişliyor ve karşımızda daha büyük bir tarihî alanın açıldığını hissediyoruz.</p>
<p>Ve sonunda Şirvanşahlar Sarayı Kompleksi’nin önünde duruyoruz.<br />
Gün boyunca gördüğümüz surlar, eski evler, dar sokaklar ve taş duvarlar sanki burada bir araya geliyor. Sarayın avlusuna adım attığımızda, İçerişehir’in tarihini daha bütünlüklü bir biçimde görmeye başlıyoruz.<br />
Kompleksin oluşumu tek bir döneme ait değil. UNESCO, Şirvanşahlar Sarayı’nı 12. ve 15. yüzyıllar arasında şekillenen bir yapı topluluğu olarak tanımlıyor. Özellikle 15. yüzyılda Şirvanşahların yönetim merkezinin Bakü’ye taşınmasıyla kompleks önem kazanıyor. Divanhane, saray yapıları, türbeler, hamam, Şah Camii ve Murat Kapısı gibi farklı bölümler zaman içinde bu bütünün parçası hâline geliyor.<br />
Avludan baktığımızda aşağıda modern Bakü uzanıyor. Arkamızda ise surlar ve İçerişehir’in eski dokusu var. Bir yanda bugünün yüksek yapıları, diğer yanda yüzyılların içinden gelen taş duvarlar… Aynı manzara içinde iki farklı Bakü’yü birden seyrediyoruz.<br />
Saray kompleksinin içinde İçerişehir’in küçük bir maketi de bulunuyor. Modelin başında durup az önce yürüdüğümüz sokakları küçültülmüş hâlleriyle izliyoruz. Sonra gözümüzü kaldırıp gerçek sokaklara baktığımızda, makette gördüğümüz düzenin içinde olduğumuzu fark ediyoruz. Bu küçük ayrıntı, yürüyüşümüzü zihnimizde yeniden kurmamızı sağlıyor.<br />
Şirvanşahlar ailesine ait türbede daha sade bir atmosferle karşılaşıyoruz. Kesme taştan yapılmış yapı, sarayın diğer bölümlerine göre daha ağırbaşlı görünüyor. İçeride hanedan üyelerine ait mezarlar bulunuyor.<br />
Kompleksin dikkat çeken bölümlerinden biri de Murat Kapısı. UNESCO, bu kapıyı saray kompleksindeki 16. yüzyıla ait tek anıt olarak tanımlıyor. Böylece sarayın farklı dönemlerde şekillendiğini bir kez daha görüyoruz.<br />
Avluda ve çevredeki alanlarda yapılan arkeolojik çalışmalar sırasında ortaya çıkarılan buluntular da kompleksin geçmişinin ne kadar katmanlı olduğunu gösteriyor. Taş koç heykelleri özellikle dikkat çekiyor. Azerbaycan’ın farklı bölgelerinde görülen bu tür koç biçimli mezar taşları, Orta Çağ’ın son dönemlerine ait mezar geleneğiyle ilişkilendiriliyor. Koç figürünün güç ve yiğitlikle bağlantılı sembolik anlamlar taşıdığı düşünülüyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-2.jpeg" alt="" width="1536" height="1293" class="alignnone size-full wp-image-236606" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-2.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-2-300x253.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-2-1024x862.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-2-768x647.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-2-570x480.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-2-701x590.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-2-1067x898.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Bir süre bu taş heykellerin önünde duruyoruz. Yüzyıllar önce yaşayan insanların mezarlarına bıraktıkları sembollerin bugün hâlâ anlam arayışımıza eşlik etmesi, yolculuğun en etkileyici taraflarından biri.<br />
Akşam yaklaşırken saraydan ayrılıyoruz. İçerişehir’in sokaklarına yeniden çıktığımızda, gündüz gördüğümüz yerlerin değiştiğini fark ediyoruz. Aynı taş duvarlar, aynı ahşap kapılar ve aynı dar sokaklar bu kez başka bir yüzünü gösteriyor.<br />
Bir dükkânın vitrininde baklava ve lokumlar görüyoruz. Şeker, Antep fıstığı ve gül suyunun kokusu sokağa yayılıyor. Eski taş yapıların arasında ahşap balkonlar, geleneksel kıyafetler giydirilmiş mankenler, renkli hediyelikler, halılar ve seramikler sıralanıyor.<br />
Biraz daha ilerleyip Kız Kulesi’ne doğru yürüyoruz.<br />
İçerişehir’in en tanınmış simgelerinden biri olan Kız Kulesi, karanlık çökerken farklı bir görünüme bürünüyor. Yuvarlak gövdesi ve kalın taş duvarlarıyla gecenin içinde daha da belirginleşiyor.<br />
Kulenin tarihi ise kesin bir tek tarihe indirgenemiyor. UNESCO, bugünkü yapıyı 12. yüzyılla ilişkilendirirken, kulenin altında 7. ve 6. yüzyıllara kadar uzanabilecek daha eski yapı izlerinden söz ediyor. Bu nedenle Kız Kulesi’ni yalnızca 12. yüzyılda ortaya çıkmış bir yapı olarak değerlendirmek yerine, farklı dönemlerin izlerini taşıyan bir anıt olarak görmek daha doğru.<br />
Yüzyıllar boyunca hangi amaçla kullanıldığı konusunda da farklı görüşler bulunuyor. Savunma yapısı, gözetleme noktası, denizcilikle bağlantılı bir yapı ya da başka işlevler taşıdığı ileri sürülüyor. Kesin işlevinin tartışmalı olması, kuleyi bizim gözümüzde daha da merak uyandırıcı hâle getiriyor.</p>
<p>Kulenin karşısında Hacı Gaib Hamamı’nın kalıntılarını görüyoruz. 15. yüzyıla tarihlenen hamam, İçerişehir’in yalnızca saraylardan ve surlardan ibaret olmadığını; günlük yaşamın izlerinin de bu sokaklarda korunduğunu hatırlatıyor. Yakındaki kemerlerin çevresinde eski mezar taşları ve koç biçimli taş heykeller de dikkat çekiyor.<br />
Kız Kulesi’nin yakınındaki küçük çay bahçesine, Kız Kulesi Çay Bahçesi’ne oturuyoruz. Akşamın serinliği iyice hissedilirken güçlü çaylarımızı yudumluyoruz. Çevremizdeki eski yapılar, taş duvarlar ve kuleyle birlikte bu kısa mola, günün bütün yorgunluğunu hafifletiyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1201" class="alignnone size-full wp-image-236607" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-1-300x235.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-1-1024x801.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-1-768x601.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-1-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-1-570x446.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-1-701x548.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-1-1067x834.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Sonra yeniden yola çıkıyoruz. Bu kez Bakü’yü biraz daha yukarıdan görmek istiyoruz. Batı Han Oteli’nin restoranına gidip sıcak bir çorba içiyoruz. Gün boyunca yürüdüğümüz İçerişehir’in ardından şehre yukarıdan bakmak, günün sonuna güzel bir karşılık oluyor.<br />
Gece ışıkları altında Bakü bambaşka görünüyor. Uzakta Alev Kuleleri yükseliyor. Üç kuleden oluşan bu yapı grubu, şehrin modern yüzünün en belirgin simgelerinden biri. Alev biçimli tasarımları ve geceleri cephelerinde görülen ışık gösterileri, kulelerin adını aldığı ateş görüntüsünü daha da belirginleştiriyor.</p>
<p>Bir tarafta surların ardında yüzyılların izini taşıyan İçerişehir, diğer tarafta modern Bakü’nün ışıkları ve Alev Kuleleri…<br />
Gün boyunca yürüdüğümüz sokakları düşündüğümde, Bakü’nün bizi asıl etkileyen tarafının bu iki dünyanın yan yana durması olduğunu hissediyorum. Birkaç saat içinde şiirin, edebiyatın, eski taş evlerin, sarayların, hamamların ve surların arasından geçip çağdaş bir kentin ışıklarıyla karşılaşıyoruz.<br />
Bakü, geçmişini geride bırakmadan geleceğe doğru ilerleyen bir şehir gibi görünüyor. Biz ise bugün yalnızca İçerişehir’i gezmiş olmuyoruz; onun sokaklarında yürüyerek, sofralarında oturarak, insanlarıyla konuşarak ve akşam ışıklarına bakarak şehrin hafızasına biraz olsun dokunuyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Qardaş Azərbaycan &#8211; Dağların Kucağında: İlisu</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-qardas-az%c9%99rbaycan-daglarin-kucaginda-ilisu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Sep 2026 19:12:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[dağ]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[sergi]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236582</guid>

					<description><![CDATA[Qardaş Azərbaycan 2026 Dağların Kucağında: İlisu Şubat’ın ilk günü… Sabahın serinliği henüz dağılmamıştı. Otelin bahçesinde ağır ağır yürürken, çimenlerin üzerinde geceyi hatırlatan ince bir kırağı parlıyordu. Hava berraktı; gökyüzü solgun bir maviye bürünmüş, Kafkas Dağları’nın dorukları uzakta sessizce yükseliyordu. Bahçedeki direklerde Azerbaycan ve Türk bayrakları yan yana dalgalanıyordu. Aralarında gururla yükselen ay yıldızın önünde birkaç [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Qardaş Azərbaycan 2026<br />
Dağların Kucağında: İlisu</p>
<p>Şubat’ın ilk günü… Sabahın serinliği henüz dağılmamıştı. Otelin bahçesinde ağır ağır yürürken, çimenlerin üzerinde geceyi hatırlatan ince bir kırağı parlıyordu. Hava berraktı; gökyüzü solgun bir maviye bürünmüş, Kafkas Dağları’nın dorukları uzakta sessizce yükseliyordu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236583" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11.jpeg" alt="" width="1495" height="1167" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11.jpeg 1495w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-300x234.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-1024x799.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-768x600.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-570x445.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-701x547.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-1067x833.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1495px) 100vw, 1495px" /></a></p>
<p>Bahçedeki direklerde Azerbaycan ve Türk bayrakları yan yana dalgalanıyordu. Aralarında gururla yükselen ay yıldızın önünde birkaç hatıra fotoğrafı çektirdik. Soğuk havaya rağmen içimizi ısıtan şey, yalnızca güneşin ilk ışıkları değil, iki ülke arasındaki o derin kardeşlik hissiydi.<br />
Kısa bir kahvaltının ardından otomobilimize binip rotamızı dağlara çevirdik. Bugün bizi, Gakh bölgesinde, Büyük Kafkaslar’ın eteklerinde ve Dağıstan sınırına yakın, taş evleriyle geçmişi hâlâ yaşayan tarih kokulu bir dağ köyü bekliyordu: İlisu.<br />
Aracımız ilerledikçe şehir geride kaldı, yerini kıvrılarak yükselen yollara bıraktı. Karla örtülü tepeler ufukta birer beyaz duvar gibi yükseliyor, vadilerin içinden ince bir sis süzülüyordu. Yol boyunca doğa, kışın dinginliğiyle bize eşlik etti; ağaç dallarında biriken karlar, sabah güneşiyle hafifçe parlıyordu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236584" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01.jpeg" alt="" width="1754" height="1338" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01.jpeg 1754w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-300x229.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1024x781.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-768x586.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1536x1172.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-570x435.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-701x535.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/01-1067x814.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1754px) 100vw, 1754px" /></a></p>
<p>Önümüzde, dağların arasına saklanmış tarihî bir köy ve keşfedilmeyi bekleyen bir başka hikâye vardı.<br />
Kürmük Çayı’nın kıyısında uzanan bu dağ köyünün yerleşim tarihi XIII. yüzyıla kadar uzanıyor. Karla kaplı yollardan ağır ağır yükselirken, beyazlığın içinden beliren taş evler bize geçmişin izlerini taşıyan bir yerleşime yaklaştığımızı hissettiriyor. 1987 yılında kurulan İlisu Devlet Tabiat Koruma Alanı ise bölgenin yalnızca tarihî değil, doğal zenginliğini de koruyor. Büyük Kafkaslar’ın güney eteklerinde uzanan bu coğrafya, ormanları, dağları ve akarsularıyla kışın bambaşka bir güzelliğe bürünüyor.<br />
Bir zamanlar yaklaşık üç yüzyıl boyunca İlisuSultanlığı’nın merkezi olan bu küçük yerleşim, dağların arasında stratejik bir konumda bulunuyor. Dağıstan’dan İlisu’ya uzanan dağ yolları geçmişte ticari ve askerî önem taşıyor. Köydeki kale ve savunma yapıları da bu stratejik konumun izlerini günümüze taşıyor. Kürmük Çayı üzerindeki Ulu Köprü ve Sumuq Kale, İlisu’nun geçmişten bugüne uzanan tarihî dokusunun önemli parçaları arasında yer alıyor.<br />
Köyün kültürel dokusu da coğrafyası kadar renkli görünüyor. İlisu’nun nüfusunun oluşumunda Azerbaycanlıların yanı sıra Dağıstan’ın Saxur bölgesinden gelen toplulukların da payı bulunuyor. Burada duyduğumuz yerel konuşma ise Kafkasya’nın farklı kültürlerinin yüzyıllar boyunca birbirine değdiği bu coğrafyanın izlerini taşıyor.<br />
Karın beyazlığı, dağların heybeti ve Kürmük Çayı’nın dingin akışı arasında İlisu, geçmişle bugünün yan yana durduğu sakin bir dünya gibi görünüyor. Burada yalnızca bir dağ köyünü değil, Kafkasya’nın yollarında yüzyıllar boyunca şekillenen bir hayatın izlerini de hissediyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236585" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02.jpeg" alt="" width="1536" height="1354" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-300x264.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-1024x903.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-768x677.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-570x502.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-701x618.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/02-1067x941.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Köyün içinde, Dağıstan sınırına yakınlığını hatırlatan küçük bir askerî karakol karşımıza çıkıyor. Dağların sessizliği içindeki bu yapı, İlisu’nun bulunduğu coğrafyanın stratejik konumunu bize yeniden hatırlatıyor.<br />
Burada bizi eski Sovyet döneminden kalma, sağlam ve arazi koşullarına uygun jipler bekliyor. Büyük Şelale’ye ancak bu araçlarla ulaşabileceğimizi söylediklerinde önce biraz abarttıklarını düşünüyoruz. Fakat ana yoldan ayrılıp nehir yatağına girdiğimiz anda söylediklerinin ne kadar doğru olduğunu anlıyoruz.<br />
Jipler taşların üzerinden sarsılarak ilerliyor, zaman zaman dere geçişlerinden geçiyor. Bir virajı dönerken önümüzde ne olduğunu göremiyoruz. Birkaç metre sonra karşımıza karla kaplı kayalık bir geçit çıkıyor. Şoför bir an bile tereddüt etmeden direksiyonu çeviriyor. Jip yana doğru eğiliyor; içimizden kısa bir ürperti geçiyor. Araç yeniden doğrulduğunda hepimiz derin bir nefes alıyoruz. Bir sonraki bölümün bizi neyle karşılayacağını artık kestiremiyoruz.<br />
Yol demeye bin şahit ister… Taşların, çamurun ve dere geçişlerinin içinden hoplaya zıplaya gidiyoruz. Her çukurda araç yeniden sarsılıyor, tekerleklerden sıçrayan çamur ve köpükler camlara vuruyor. Bazen şoför hızını kesip önündeki zemini dikkatle inceliyor, bazen de jipin gücüne güvenerek devam ediyor. Her engelin ardından biraz rahatlıyor, sonra yeni bir zorluk beliriyor.<br />
Birbirimize bakıp gülümsüyoruz; bu gülümsemenin içinde hafif bir tedirginlik de var. Asfalt çoktan geride kalıyor, yerleşimin izleri siliniyor. Motorun uğultusuna yalnızca dere sesi karışıyor. Vahşi doğanın içinde, neyle karşılaşacağımızı bilmeden ilerliyoruz. İlisu Şelalesi’ne ulaşmak artık sıradan bir gezi olmaktan çıkıyor; dağın içinde yaşadığımız gerçek bir maceraya dönüşüyor.<br />
Sonunda jip yavaşlıyor. İleriden gelen güçlü su sesi giderek belirginleşiyor. Araç durduğunda birkaç saniye olduğumuz yerde kalıyoruz. Ardından inip birkaç adım atıyoruz ve İlisu Şelalesi bir anda karşımızda beliriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236586" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03.jpeg" alt="" width="1536" height="1450" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-300x283.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-1024x967.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-768x725.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-570x538.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-701x662.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/03-1067x1007.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Kışın beyazlığı içinde kayaların arasından dökülen su, bütün yorgunluğumuzu unutturuyor. Az önce geçtiğimiz taşlı yatak, çamur ve dik yamaçlar sanki geride kalıyor. Bir süre hiçbir şey söylemeden şelaleyi seyrediyoruz. Bazen bir yere ulaşmanın güzelliği, yalnızca vardığınız yerde değil, oraya giderken yaşadıklarınızda saklı oluyor.<br />
İlisu Şelalesi’ne yaptığımız bu zorlu yolculuk, zihnimizde yalnızca gördüğümüz bir güzellik olarak değil, dağların arasında yaşadığımız özel bir an olarak yer ediyor. Buraya ulaşmak kolay olmuyor; belki de bu yüzden şelalenin karşısında geçirdiğimiz o birkaç dakika, yolculuğun en unutulmaz anına dönüşüyor.<br />
Azerbaycan’ın Gak bölgesinde, Kafkas Dağları’nın eteklerinde saklı bu şelale, yerel halk arasında “Ram-Rama” adıyla da anılıyor. Buraya ulaşmak için kat ettiğimiz zorlu yol, sanki birazdan göreceğimiz manzaranın habercisi oluyor. Nihayet karşımıza çıkan bu vahşi güzellik, bütün yorgunluğumuzu bir anda unutturuyor.<br />
Kayaların arasından dökülen su, kışın sert soğuğunda yer yer donmuş. Buz tutan akıntılar kayaların üzerinde billur heykelleri andırıyor; çevrede iri buz kütleleri oluşuyor. Doğa burada sanki kendi elleriyle bir kış tablosu çiziyor. Şelalenin üst bölümüne ulaşmak için dik yamacı yaklaşık bir saat tırmanmak gerekiyormuş. Her adımda nefesimiz biraz daha kesiliyor; ancak yükseldikçe açılan manzara bütün yorgunluğumuzu unutturuyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236587" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04.jpeg" alt="" width="1536" height="1314" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-300x257.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1024x876.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-768x657.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-570x488.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-701x600.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/04-1067x913.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Biraz daha yüksek bir noktaya çıkıp su yatağını ve çevredeki dağları seyrediyoruz. Aşağıda buzlarla kaplı akış, yukarıda bembeyaz zirveler uzanıyor. Yüzümüze çarpan soğuğa rağmen uzun süre buradan ayrılamıyoruz. Bu yükseklikte insan kendini bir yandan küçücük, bir yandan da çevresindeki büyük bütünün parçası gibi hissediyor.<br />
İlisu bize bir kez daha şunu hatırlatıyor: Bazı güzelliklere ulaşmak için biraz zahmet çekmek gerekiyor. Fakat sonunda o zahmet, anlatması kolay olmayan bir anıya dönüşüyor. Bizim için İlisu da böyle oluyor; zorlu bir geçişin ardından karşımıza çıkan ve uzun süre zihnimizden silinmeyecek bir doğa armağanı.<br />
Dönüş yolunda, gelirken uzaktan gördüğüm tarihî taş camiyi merak ediyor ve durup yakından görmek istiyorum. Yaklaştıkça karların arasından yükselen kare planlı, zarif taş yapı bütün sadeliğiyle kendini gösteriyor. Azerbaycanca adı Ulu Camii olan bu yapı, XVII–XVIII. yüzyıllara tarihleniyor.<br />
Giriş cephesindeki üç kemer, karların beyazlığıyla daha da belirginleşiyor. Taş duvarların arasına dolan soğuk hava, yapının yüzyıllardır taşıdığı sessizliği daha da derinleştiriyor. İçeri adım attığımızda bizi karşılayan dinginlik, dışarıdaki kış manzarasıyla birleşince zaman duygusu bir süreliğine siliniyor. Caminin hâlâ ibadete açık olması, burayı yalnızca geçmişten kalan bir yapı olmaktan çıkarıp yaşayan bir mekâna dönüştürüyor.<br />
Bahçede diz boyu kara bata çıka ilerleyerek eski mezarlara ulaşıyoruz. Kar örtüsünün altında yarı gizlenmiş mezar taşları ve kitabeler, burada yaşamış insanların izlerini bugüne taşıyor. Sessizliğin içinde bir süre durup çevreye bakıyorum. Soğuğa rağmen içimde tarif edemediğim bir sıcaklık hissediyorum.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236588" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06.jpeg" alt="" width="1536" height="1470" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-300x287.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-1024x980.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-768x735.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-570x546.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-701x671.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-1067x1021.jpeg 1067w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/06-30x30.jpeg 30w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Nedenini tam olarak bilmiyorum ama bu yapı beni derinden etkiliyor. Belki yüzyıllardır ayakta kalmayı başarması, belki gösterişten uzak sadeliği, belki de kışın ortasında taşıdığı o vakur sessizlik… Bazı mekânlar insana kendilerini anlatmak için fazla söze ihtiyaç duymuyor. İlisu’daki bu taş cami de benim için onlardan biri oluyor.<br />
Artık İlisuSultanlığı’nın merkezi olan İlisu’yu geride bırakıp Şeki’ye doğru ilerliyoruz. Gürcana Nehri arkamızda kalırken yolumuz Büyük Kafkas Dağları’nın güney yamaçlarına doğru kıvrılıyor. Dağların arasından her virajda biraz daha uzaklaşırken, bir anda karşımızda kent beliriyor. Yemyeşil yamaçlara serpiştirilmiş evler, ağaçların arasından görünen taş duvarlar ve dağlara yaslanan yapılar, daha varmadan bize başka bir dünyanın kapısını aralıyor. Bir zamanlar ŞekiHanlığı’nın başkenti olan bu kente yaklaşırken içimdeki merak da giderek büyüyor.<br />
Sokaklara girdiğimizde dağların yeşili bu kez taş duvarların, ahşap saçakların ve bahçelerin arasından kendini göstermeye devam ediyor. Dağlardan süzülen sularla beslenen verimli topraklar, bu yerleşimin neden yüzyıllar boyunca burada kök saldığını anlatır gibi. Doğa ile insanın kurduğu bu yakınlık, kentin bugünkü görünümünde bile hissediliyor. Sanki dağ, su ve evler uzun zamandır aynı hikâyenin parçaları.<br />
Bu hikâyenin bir başka bölümünü ise sokaklarda karşılaştığımız eski hanlar ve kervansaraylar anlatıyor. Kafkaslar’ın eteğindeki konumu, burayı tarih boyunca önemli ticaret yollarına bağlıyor. Özellikle ipek üretimi ve ticareti geliştikçe kent zenginleşiyor; uzak diyarlardan gelen tüccarlar burada konaklıyor, mallarını değiş tokuş ediyor. Bugün sessiz görünen bu taş yapıların bir zamanlar ne kadar hareketli olduğunu düşünmek bile sokaklara başka bir gözle bakmamı sağlıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236589" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07.jpeg" alt="" width="1597" height="1201" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07.jpeg 1597w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-300x226.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-1024x770.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-768x578.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-1536x1155.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-570x429.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-701x527.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/07-1067x802.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1597px) 100vw, 1597px" /></a></p>
<p>İpek ticaretinin getirdiği zenginlik, yalnızca ticaret yapılarında kalmıyor; evlerin biçimine de yansıyor. Taş duvarların ardındaki bahçeler, ahşap işçilikleri ve geniş saçaklar, burada gelişen yaşamın izlerini taşıyor. Yürüdükçe bir evin ayrıntısında, başka bir yapının taş işçiliğinde bu zenginliğin izlerine rastlıyoruz. 1743’te kurulan Şeki Hanlığı döneminde kent siyasi açıdan da önem kazanıyor ve gördüğümüz bu yerleşim, bölgenin güçlü merkezlerinden biri hâline geliyor.<br />
Ama sokaklarda ilerledikçe anlıyorum ki bu hikâye hanlıkla başlamıyor. Kentin geçmişi çok daha gerilere uzanıyor. Şeki’nin tarihî kökleri Kafkas Arnavutluğu dönemine kadar götürülüyor; yüzyıllar boyunca farklı toplulukların ve yönetimlerin bıraktığı izler, bugün birbirinin içine geçmiş durumda. Bu nedenle burada yürürken tek bir dönemi değil, üst üste birikmiş zamanları hissediyorum.<br />
Bir taş duvarın önünde durduğumda, az önce geçtiğimiz ticaret yollarını; biraz ileride bir konağın ahşap ayrıntılarına bakarken de burada yaşamış insanların gündelik hayatını düşünmeye başlıyorum. Tarih, karşıma ayrı ayrı tarihler ve isimler olarak çıkmıyor; gördüğüm evlerin, sokakların ve taşların içine karışarak kendini hissettiriyor.<br />
Belki de burayı özel kılan tam olarak bu. Dağların yeşili, ipek ticaretinin bıraktığı zenginlik, hanlık döneminin izleri ve daha eski kültürlerin kalıntıları aynı coğrafyada birbirine karışıyor. Burası kendini bir anda bütünüyle göstermiyor; yürüdükçe, baktıkça ve ayrıntılarda biraz oyalanınca hikâyesi yavaş yavaş açılıyor.<br />
İlk karşılaşmamızda içimde oluşan duygu artık daha belirgin: Burası yalnızca görülüp geçilecek bir kent değil; sokaklarında yürüdükçe geçmişine yaklaşabildiğiniz, taşlarına ve evlerine baktıkça başka zamanları hayal edebildiğiniz bir yer.<br />
Gürcana Nehri’nin iki yakasında uzanan Şeki’ye yaklaşırken, dağların arasından yavaş yavaş bambaşka bir dünya açılıyor önümüzde. Yeşil yamaçlara yayılan evler, geniş bahçeler ve geleneksel yapılar, kentin kendine özgü dokusunu daha uzaktan hissettiriyor. İpek ve koza ticaretiyle zenginleşen bu yerde, doğanın cömertliğiyle insan emeği iç içe geçmiş. Şehre doğru ilerledikçe, farklı dönemlerin izlerini hâlâ taşıyan köklü bir yaşam alanına girdiğimizi hissediyorum.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236590" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08.jpeg" alt="" width="1698" height="1280" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08.jpeg 1698w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-300x226.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-1024x772.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-768x579.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-1536x1158.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-570x430.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-701x528.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/08-1067x804.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1698px) 100vw, 1698px" /></a></p>
<p>Sokaklardan geçip yukarı doğru çıktıkça Şeki Han Sarayı’nın bulunduğu tarihî kale alanına ulaşıyoruz. Çevredeki geleneksel evler ve bahçeler, burada karşılaşacağımız mimarinin kentten kopuk olmadığını daha baştan gösteriyor. Kale kapısından içeri girip avluya doğru ilerliyoruz.<br />
Dışarıdaki dünyanın sesi geride kalıyor. Birkaç basamak çıkıp yüksek girişten geçiyoruz. Önümüzde geniş, dörtgen bir avlu açılıyor. Ortadaki küçük havuzun suyu hafifçe titreşiyor; gökyüzünü ve dalları yüzeyinde yansıtıyor.<br />
Karşımızdaki iki katlı yapı, yüksek çatısı ve renkli camlarıyla hemen dikkat çekiyor. Küçük cam parçalarından oluşan pencereler ışığı farklı renklere bölüyor; ahşap kafesler içeriyle dışarı arasında geçirgen bir görünüm yaratıyor. Cephedeki geometrik ve bitkisel süslemeler, uzaktan tek bir desen gibi görünürken yaklaştıkça ince ayrıntıları ortaya çıkıyor.<br />
İçeri girdiğimizde renkli bezemeler, çiçek ve yaprak motifleriyle odaların havasını değiştiriyor. Tavanlarda boyalı süslemeler ve ince ahşap işçiliği görülüyor. Pencerelerden süzülen ışık, renkli camlardan geçerek iç mekâna farklı tonlar yayıyor. Burada süsleme, yalnızca bir ayrıntı değil; mekânın karakterini belirleyen temel unsur hâline geliyor.<br />
Bu incelikli işçilik, Şeki’nin hanlık dönemindeki zenginliğinden bağımsız değil. XVIII. yüzyılın sonlarında inşa edilen yapı, ipek ve koza ticaretiyle gelişen kentin ekonomik gücünü yansıtıyor. ŞekiHanlığı’nın yönetim merkezi olarak kullanılan sarayda görülen pencere düzeni, bahçe anlayışı ve ahşap işçiliği, sokaklarda karşılaştığımız geleneksel evlerle de benzerlik taşıyor.<br />
Bir süre sonra kentin bugünkü görünümünün ardındaki başka bir hikâyeyi düşünüyorum. 1772’de yaşanan büyük sel, eski yerleşimi ağır biçimde etkilemiş ve Şeki’nin daha yüksek bir alanda yeniden kurulmasına yol açmış. Şimdi çevreme baktığımda, kentin yalnızca zaman içinde büyümediğini; doğayla yaşadığı bu büyük değişimin ardından kendine yeni bir yer kurduğunu düşünüyorum.<br />
Bahçedeki yaşlı çınarlar bu uzun hikâyeye başka bir renk katıyor. Kalın gövdelerinden yayılan dallar avluya gölge düşürüyor; yaprakların arasından süzülen ışık, renkli camların yansımalarıyla birleşiyor. Birkaç dakika önce kalabalığın arasında yürürken şimdi burada durmak, bizi sanki başka bir zamana taşımış gibi.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236591" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09.jpeg" alt="" width="1536" height="1536" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-300x300.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-1024x1024.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-150x150.jpeg 150w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-768x768.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-570x570.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-701x701.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-1067x1067.jpeg 1067w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/09-30x30.jpeg 30w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Ayrılmaya hazırlanırken, bu alanın neden yalnızca saraydan ibaret olmadığını daha iyi anlıyorum. 2019’da UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan tarihî merkez; sarayın yanı sıra kale alanını, geleneksel evleri, bahçeleri ve sokakları da kapsıyor. Biraz önce geçtiğimiz yolları düşündüğümde, hepsinin aynı bütünün parçaları olduğunu görüyorum.<br />
Avludan çıkmadan önce son kez çevreme bakıyorum. Tarih artık karşıma sıralanmış tarihler ve isimler hâlinde çıkmıyor. Renkli camlardan süzülen ışıkta, ince ahşap işçiliğinde, duvarlardaki motiflerde ve ağaçların gölgesinde kendini gösteriyor. Şeki Han Sarayı’ndan ayrılırken geride yalnızca bir yapı bırakmıyoruz; sokaklarında, bahçelerinde ve evlerinde yaşamaya devam eden bir kentin hikâyesini de yanımıza alıyoruz.<br />
Bir an durup karşımızdaki saraya baktığımızda yalnızca bir yapıyı değil, yüzyıllar boyunca korunmuş bir sanat anlayışını seyrediyoruz. İşte karşımızda, 1797’de Muhammed Hasan Han döneminde inşa edilen Şeki Han Sarayı. Dışarıdan bakıldığında ölçülü bir görünüme sahip; asıl etkisini ise kapıdan içeri girdiğimizde gösteriyor. Burada büyüklük, yapının boyutundan çok ayrıntılara verilen emekte ortaya çıkıyor.<br />
İki katlı yapının cephesine yaklaştıkça bu incelik daha açık görülüyor. Ahşap işçiliği, duvar resimleri ve renkli camlar birbirini tamamlıyor. Özellikle şebeke adı verilen renkli camlı pencereler hemen dikkat çekiyor. Küçük cam parçaları, ince ahşap kafeslerin içine tek tek yerleştirilmiş; bu geleneksel teknikte çivi ve yapıştırıcı kullanılmamış. Geometrik biçimlerin bir araya gelmesiyle oluşan desenler, güneş içeri vurduğunda odaların görünümünü değiştiriyor. Kırmızı, mavi ve sarı camlar zeminde ve çevredeki yüzeylerde renkli yansımalar oluşturuyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236592" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10.jpeg" alt="" width="1835" height="1323" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10.jpeg 1835w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-300x216.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-1024x738.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-768x554.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-1536x1107.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-570x411.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-701x505.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/10-1067x769.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1835px) 100vw, 1835px" /></a></p>
<p>Üst kattaki salona çıktığımızda bu kez duvar resimleri karşılıyor bizi. Av ve savaş sahneleri, çiçek ve yaprak motifleri, geometrik bezemeler bir arada kullanılmış. Hanlık dönemine ait yaşamı ve zevkleri yansıtan bu tasvirler, odaların duvarlarını adeta birer resim yüzeyine dönüştürüyor. Renkli camlardan süzülen güneş de bu ayrıntıları farklı açılardan görmemizi sağlıyor.<br />
Sarayın asıl etkisi de burada ortaya çıkıyor. İpek ve koza ticaretiyle zenginleşen Şeki’de, bu kadar ince işçiliğin yalnızca bir süsleme olmadığını anlıyorum. Ahşabın, camın ve boyanın aynı bütün içinde kullanılması, kentin ekonomik gücüyle gelişen zanaat kültürünü de yansıtıyor. Sarayın, geleneksel evlerle birlikte aynı mimari çevrenin içinde yer alması da bunu daha belirgin hâle getiriyor.<br />
Bir süre bu ayrıntıların arasında dolaştıktan sonra, buranın yalnızca bir hanın yaşadığı ve yönettiği bir yapı olmadığını düşünüyorum. Şeki’nin kültürel ve ekonomik zenginliğini, dönemin estetik anlayışını ve ustaların becerisini aynı çatı altında buluşturan bir mekân burası. Kapıdan çıktığımızda aklımda yapının büyüklüğünden çok, burada çalışan ustaların sabrı ve ellerinin bıraktığı ince izler kalıyor.<br />
Saraydan aşağıya doğru yürümeye başladığımızda, ayaklarımızın altındaki taşların yüzyıllardır burada uzanan hayatlara tanıklık ettiğini düşünüyorum. Her adımda Şeki’nin başka bir yüzü karşımıza çıkıyor. Biraz ileride, geçmişi 19. yüzyılın ortalarına uzanan eski bir Ortodoks kilisesiyle karşılaşıyoruz. Sessizce duran yapı, Şeki’nin yalnızca hanların ve sarayların değil, farklı inançların ve toplulukların da iz bıraktığı bir şehir olduğunu hatırlatıyor. Sur duvarlarının ana kapısından çıktığımızda ise yürüyüşümüz şehrin eski sokakları arasında devam ediyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236593" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-1.jpeg" alt="" width="1495" height="1167" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-1.jpeg 1495w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-1-300x234.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-1-1024x799.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-1-768x600.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-1-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-1-570x445.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-1-701x547.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/11-1-1067x833.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1495px) 100vw, 1495px" /></a></p>
<p>Bir süre sonra Dadanov ailesine ait evler ve ticari yapılar karşımıza çıkıyor. Tütün üretimi ve ticaretiyle uğraşan bu ailenin geride bıraktığı yapılar, nehir taşı, kırmızı tuğla ve ahşabın uyumuyla dikkat çekiyor. Cephelerdeki ince işçilik, Şeki’nin geleneksel mimarisine farklı bir zarafet katıyor. Biz de yolun iki yanında sıralanan bu eski yapıları seyrederek ağır ağır ilerliyoruz. Şehir, her köşede geçmişten başka bir iz gösteriyor. Sonunda Minyatür Müzesinin karşısındaki Yukarı Kervansaraya ulaşıyoruz; Şeki’deki yürüyüşümüzün bir sonraki durağı da böylece karşımızda beliriyor.<br />
İpek Yolu üzerindeki önemli ticaret merkezlerinden biri olan Şeki’de kervansarayların bulunması hiç şaşırtıcı değil. Yüzyıllar boyunca bu yapılar, uzun yolculuklara çıkan tüccarların ve kervanların soluklandığı, malların el değiştirdiği önemli duraklardı. Şeki’nin kendine özgü mimarisini yansıtan tuğla ve dere taşı birlikteliği, Yukarı Kervansaraya da güçlü bir karakter kazandırıyor.<br />
300’ü aşkın odası ve bodrumu bulunan kervansarayın iki giriş kapısı var. Üç katlı yapının sade avlusu, tonozlu odalar ve revaklarla çevrili. Ortadaki havuz ve çevresindeki yeşillikler, sert taş dokusunu yumuşatıyor. Avluda dolaşırken, bir zamanlar buraya girip çıkan tüccarları, yükleriyle dinlenen kervanları ve uzun yolculukların ardından burada soluklanan yolcuları düşünmeden edemiyoruz. Bugün sessizliğe bürünen bu eski han, Şeki’nin İpek Yolu üzerindeki hareketli günlerinden geriye kalan en güçlü tanıklardan biri gibi duruyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236594" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13.jpeg" alt="" width="1536" height="1229" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-300x240.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1024x819.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-768x615.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-570x456.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-701x561.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/13-1067x854.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Şeki denince akla ilk gelenlerden biri şüphesiz Şeki helvası. Kökeninin eski Mezopotamya’ya kadar uzandığına dair görüşler bulunsa da, bu özel tatlının Şeki’ye nasıl ulaştığı konusunda farklı rivayetler anlatılıyor. Bir anlatıya göre Şeki Hanı’nın çok sevdiği bu tatlı, saray aşçıları tarafından hazırlanmış; başka bir rivayete göre ise tarif, Tebrizli bir tüccar aracılığıyla şehre getirilmiş.<br />
1950’den bu yana hizmet verdiği belirtilen Ali AhmedŞirniyyat Evi’ne uğrayıp meşhur tatlıyı tadıyoruz. Su değirmeninde öğütülen pirinç unundan hazırlanan ince ağ dokusu; şeker, fındık, kişniş tohumu, kakule ve safranın aromalarıyla buluşuyor. İncecik dokusu ve kendine özgü kokusuyla ilk lokmadan itibaren farklı bir tat bırakıyor. Yanına Azerbaycan’ın sevilen baklavasından da almayı ihmal etmiyoruz.<br />
Ardından Badem Restoran’da Şeki’nin geleneksel yemeklerinden piti’yi deniyoruz. Özel seramik kabında sıcak sıcak sofraya gelen bu yemek, kendine özgü bir usulle yeniyor. Önce suyunu tabağa alıyor, ekmek parçalarını bu sıcak suya bandırarak yiyoruz. Ardından et ve nohudu ayrı bir tabağa çıkarıp eziyoruz. İlk anda bu farklı sunum biçimine şaşırsam da, sıcak suya karışan et ve nohudun kokusu iştahımı hemen açıyor. Ekmeği suyuna bandırıp ardından et ve nohuda geçerken, bu yemeğin Şeki sofrasının kendine özgü alışkanlıklarından birini bize gösterdiğini düşünüyorum. İçeride çalan müzik eşliğinde Azerilerin neşeyle dans etmesi de ortama sıcak ve canlı bir hava katıyor. Bir yanda önümde piti, diğer yanda müziğe eşlik eden insanlar… O an, bir şehri tanımanın yalnızca sokaklarında yürümekle değil, bazen bir sofraya oturup onun yemeklerini kendi usulünce tatmakla da mümkün olduğunu hissediyorum.<br />
Akşam gökyüzünde yükselen dolunay, dağların siluetini gümüş bir ışıkla çiziyor. Bu huzurlu manzarayı son kez seyredip Şeki’den ayrılıyoruz. Önümüzde Bakü’ye uzanan uzun bir yol var. Saatler ilerledikçe günün bütün yorgunluğu üzerimize çökerken, Şeki’de gördüğümüz saraylar, kervansaraylar, eski sokaklar ve sofralar zihnimizde yeniden canlanıyor. Saat 23.00 sularında Bakü’ye ulaşıyoruz. Yorulmuş olsak da, geride yalnızca bir şehir bırakmadığımızı; kendimize yeni anılar kattığımızı hissederek dinlenmeye çekiliyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-236595" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12.jpeg" alt="" width="1596" height="1229" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12.jpeg 1596w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-300x231.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-1024x789.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-768x591.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-1536x1183.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-570x439.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-701x540.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/12-1067x822.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1596px) 100vw, 1596px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Şəki 2026  Qardaş Azərbaycan</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/s%c9%99ki-2026-qardas-az%c9%99rbaycan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bthaber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 06 Sep 2026 01:00:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[dağ]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Göl]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[Nehir]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236490</guid>

					<description><![CDATA[Bugün Ocak ayının son günü ve benim doğum günüm. &#160; &#160; Bu özel günü, Kafkas Sıradağları’nın eteklerinde, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Şəki’de kutlayacağız. Azerbaycan’a gelmeden önce Musa Travel’dan satın aldığımız turla yola çıkıyoruz. Şəki, Bakü’ye yaklaşık 370 kilometre uzaklıkta; geceyi de burada geçireceğiz. Bakü’de şehirlerarası minibüslerin kalktığı alan, Gənclik Mall’ın hemen karşısında. Otelden [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bugün Ocak ayının son günü ve benim doğum günüm.</strong></p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-8.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-236498" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-8.jpg" alt="" width="400" height="533" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-8.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-8-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p data-path-to-node="4">
<p>&nbsp;</p>
<p data-path-to-node="4"><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-medium wp-image-236491" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-1-300x225.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-1-119x89.jpg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-1.jpg 400w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p data-path-to-node="4">Bu özel günü, Kafkas Sıradağları’nın eteklerinde, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Şəki’de kutlayacağız. Azerbaycan’a gelmeden önce Musa Travel’dan satın aldığımız turla yola çıkıyoruz. Şəki, Bakü’ye yaklaşık 370 kilometre uzaklıkta; geceyi de burada geçireceğiz.</p>
<p data-path-to-node="5">Bakü’de şehirlerarası minibüslerin kalktığı alan, Gənclik Mall’ın hemen karşısında. Otelden kısa bir taksi yolculuğuyla buraya ulaşıyoruz. Aracımız sabah 07.30’da hareket ediyor. Gün henüz yeni ağarıyor. Güneşin kızıl tonları, sabahın serin maviliğiyle birbirine karışıyor; gökyüzü adeta pastel renklerle boyanmış bir tabloyu andırıyor.</p>
<p data-path-to-node="6">Yol son derece düzgün. Şehirden uzaklaştıkça modern binaların yerini geniş ovalar, yapraklarını çoktan dökmüş ağaçlar ve uzakta siluet gibi yükselen dağlar alıyor. İçimde tatlı bir heyecan var. Yeni bir yaşa, yeni bir coğrafyada, kardeş bir ülkede girmek… Bundan daha anlamlı bir doğum günü hediyesi olabilir mi?</p>
<p data-path-to-node="7">Zaman zaman sis bulutları yol kenarındaki tarlaların üzerine ince bir örtü gibi seriliyor. Köy evlerinin bacalarından yükselen dumanlar, sabahın sessizliğine karışıyor. Yol boyunca uzanan bu dingin manzara, Şəki’yə yaklaştığımızı hissettiriyor.</p>
<p data-path-to-node="8">Genç rehberimiz Reşad Bey, yolculuk boyunca neşemizi hiç eksiltmiyor. Zaman zaman çeşitli oyunlar düzenliyor, küçük yarışmalar yapıyor; sorularıyla hepimizi eğlencenin içine katıyor. Otobüste Azeri müzikleri çalıyor, kahkahalar ve alkışlar yolculuğa ayrı bir renk katıyor. Tatlı bir rekabet içinde oyunlara katılıyor, zaman zaman müziğe eşlik edip yerimizde dans ediyoruz.</p>
<p data-path-to-node="9">Hatta bir ara Reşad Bey aracı durduruyor, hep birlikte dışarı çıkıyoruz. Azeri müzikleri bu kez yol kenarında yankılanıyor; oyunlar oynuyor, dans ediyor, gülüşüyoruz. Kısacık bir mola, bir anda yolculuğun en neşeli ve unutulmaz anlarından birine dönüşüyor. Rehberimizin enerjisi sayesinde uzun yolculuğun nasıl geçtiğini anlamıyoruz bile. Bir yandan Şəki’nin tarihini ve İpek Yolu üzerindeki önemini dinliyor, bir yandan da yeni bir coğrafyaya doğru ilerlemenin heyecanını yaşıyoruz.</p>
<p data-path-to-node="10">Kafkas Dağları’nın eteklerinde kurulmuş olan Şəki, Azerbaycan’ın tarihini ve geleneksel yaşamını en güzel şekilde koruyan şehirlerinden biri. Yüzyıllar boyunca İpek Yolu üzerinde önemli bir durak olmuş; tüccarların, zanaatkârların ve farklı kültürlerin buluştuğu bir merkez hâline gelmiş.</p>
<p data-path-to-node="11">Doğum günümde varacağım bu yerde beni nelerin beklediğini henüz bilmiyorum. Ama içimde güçlü bir his var: Şəki, yalnızca bir gezi durağı olarak kalmayacak, hafızamda özel bir yer edinecek. Çünkü bazı şehirler insana yalnızca manzara sunmaz; insanda iz bırakır, bir anlam taşır. Bugün ben de Şəki’yə doğru ilerlerken, bilmediğim bu anlamın peşindeyim.</p>
<h3 data-path-to-node="13">Kahvaltı ve Yol Arkadaşlığı</h3>
<p data-path-to-node="14">Saat 09.00’da Şamaxı yakınlarındaki Savalan Restaurant tesislerinde kahvaltı molası veriyoruz. Turumuz için ayrılmış özel bölümde masalar çoktan hazırlanmış. Sıcak tandır ekmeği, peynir, domates ve salatalık, bal, kaymak ve mis gibi demlenmiş çay… Uzun yolun sabah serinliğini dağıtan, içimizi ısıtan güzel bir kahvaltı oluyor.</p>
<p data-path-to-node="15">Masaya oturur oturmaz yol arkadaşlarımızla tanışmaya başlıyoruz. Samimi sohbetler kısa sürede kahkahalara dönüşüyor. Benim doğum günümün yanı sıra, o akşam evlilik yıl dönümlerini kutlayacak bir çiftin daha olduğunu öğreniyoruz. Böylece Şəki yolculuğumuz, daha ilk saatlerden küçük bir kutlama grubuna dönüşüyor.</p>
<p data-path-to-node="16">Turumuzun tamamı Azerbaycanlılardan oluşuyor. Türk olduğumuzu öğrenince yüzlerinde içten bir sevinç beliriyor. “Qardaş ölkə” diyerek bize gösterdikleri sıcaklığı hemen hissediyoruz. Azerbaycanlıların Türkiye’ye ve Türk halkına duyduğu sevgi yalnızca sözlerde değil, bakışlarında ve davranışlarında da kendini gösteriyor.</p>
<p data-path-to-node="17">Kısa sürede yabancılık hissi ortadan kalkıyor. Dilimizin, kültürümüzün ve ortak değerlerimizin yarattığı yakınlıkla, sanki uzun zamandır tanışıyormuşuz gibi sohbet ediyoruz. Yolculuğun daha ilk durağında kendimizi misafir değil, aynı sofrayı paylaşan dostlar arasında hissediyoruz.</p>
<p data-path-to-node="18">O sabah kahvaltı masasındaki en güzel lezzet, belki de bu kardeşlik duygusuydu. Yolculuğun daha ilk saatlerinde kalbimizi ısıtan bir bağ kurulmuştu. Şəki’ye doğru ilerlerken artık yalnızca bir tur grubunun parçası değil, ortak bir kültürün ve ortak bir sevincin yol arkadaşlarıydık.</p>
<h3 data-path-to-node="20">Nohur Gölü ve Müzikli Sürpriz</h3>
<p data-path-to-node="21">Vandam ile Qəbələ arasında uzanan yol, bizi Kafkas Sıradağları’nın eteklerinde saklı, dingin bir güzelliğe taşıyor: Nohur Gölü.</p>
<p data-path-to-node="22">Qəbələ şehir merkezinin yaklaşık 5 kilometre doğusunda, deniz seviyesinden 700 metre yüksekte yer alan göl, yemyeşil ormanlarla çevrili. Arka planda yükselen Kafkas Dağları’nın görüntüsü, gölün sakin sularına yansıyınca ortaya büyüleyici bir manzara çıkıyor. Nohur Gölü, doğal güzelliği ve huzurlu atmosferiyle bölgenin önemli turistik duraklarından biri. Göl kıyısında kısa bir mola verip bu eşsiz manzarayı seyrediyoruz. Şəki yolculuğumuzun daha başında doğanın bu sessiz güzelliğiyle karşılaşmak, içimizdeki heyecanı daha da artırıyor.</p>
<p data-path-to-node="23">Göl kıyısına vardığımızda hava aydınlık ve berraktı. Sabahın yumuşak ışığı suyun üzerine ipek gibi seriliyordu. Bir zamanlar sazlıklarla çevrili olan bu dingin su aynasında, karşı kıyıdaki dağların silueti ve gökyüzünde ağır ağır süzülen bulutlar kusursuz bir yansıma oluşturuyordu. Sanki göl, gökyüzünü ödünç almış; maviyi ve beyazı kendi derinliğinde saklıyordu.</p>
<p data-path-to-node="24">Doğa burada abartısız ama etkileyiciydi. Her yerde gösterişten uzak, dingin bir zarafet vardı. Gölün sessizliği, dağların heybeti ve suya düşen gökyüzü bir araya geldiğinde, Nohur Gölü’nün güzelliği insanın içine işliyordu.</p>
<p data-path-to-node="25">Kıyıda yürürken içimde tarifsiz bir huzur hissediyorum. Yolculuğun heyecanı, yeni yaşın telaşı, sohbetler, kahkahalar… Hepsi bir anlığına geride kalıyor. Geriye yalnızca gölün sakinliği ve dağların ağırbaşlı duruşu kalıyor.</p>
<p data-path-to-node="25"><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-6.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-236496" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-6.jpg" alt="" width="400" height="533" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-6.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-6-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a></p>
<p data-path-to-node="26">Nohur Gölü’nde zaman ağır akıyor sanki. İnsan böyle anlarda yalnızca manzarayı değil, kendi içini de seyrediyor. Gölün kıyısında biraz soluklanırken saz çalan birine rastlıyoruz. Yanına yaklaşıp adımızı söylüyoruz. O da hiç beklemediğimiz bir anda, sazının tellerine dokunarak adımızı ezgisine katıyor: <i data-path-to-node="26" data-index-in-node="303">&#8220;Beste Hanım hoş gelmiş!&#8221;</i></p>
<p data-path-to-node="27">Bir anda gölün sessizliğine sazın sıcak sesi karışıyor. Gülümsüyor, bu güzel sürprizin tadını çıkarıyoruz. Şəki’ye doğru ilerlerken verdiğimiz bu kısa mola, yolculuğumuzun en renkli anlarından birine dönüşüyor. Bazı anılar yalnızca fotoğraflarla değil, bir ezginin içinden geçerek hafızamızda yer ediyor. Nohur Gölü de bize böyle, hem huzurlu hem de neşeli bir hatıra bırakıyor.</p>
<h3 data-path-to-node="29">Tufandağ Kayak Merkezi ve Akşam Kutlaması</h3>
<p data-path-to-node="30">Yoldan geçerken evlerin yüksek beton duvarları dikkatimi çekiyor. Duvarlar estetik biçimde yapılmış olsa da ardındaki hayatı tam olarak göremiyorum. Yalnızca renkli çatılar ve çoğunlukla kare formda, düzenli sıralanmış evler görünüyor. Sanki her biri kendi içinde saklı, mahrem bir dünyanın parçası.</p>
<p data-path-to-node="31">Kış mevsiminde olmama rağmen hava bir süre yüzümü okşayan yumuşaklığını koruyor. Ancak ülkenin en yüksek dağlarından biri olan Tufan Dağı’na doğru yaklaştıkça o ılık hava yerini keskin bir soğuğa bırakıyor. Nefes aldıkça ciğerlerimi dolduran buz gibi, kristal berraklığında tertemiz bir hava… Doğanın en saf hâlini hissettiriyor insana.</p>
<p data-path-to-node="32">Tufandağ Kayak Merkezi, Azerbaycan’ın kış turizmi açısından önemli merkezlerinden biri. Teleferikle yukarı doğru yükselirken aşağıda kalan dünya yavaş yavaş küçülüyor. Zirveye yaklaştıkça beyazın hâkimiyeti artıyor; bembeyaz kar örtüsü dağları ve vadileri bütünüyle sarıp sarmalıyor.</p>
<p data-path-to-node="33">Oldukça kalabalık bir atmosfer var. Kayak yapanlar, fotoğraf çekenler, karın tadını çıkaran aileler… Yukarıdan aşağıya baktığımda uzanan manzara adeta başka bir gezegene aitmiş gibi görünüyor. Sessiz, temiz ve kusursuz bir beyazlık… Sanki kirlenmemiş, yeni yaratılmış bir dünyayı seyrediyoruz. O an, insanın içini hem serinleten hem de huzurla dolduran derin bir dinginlik çöküyor.</p>
<p data-path-to-node="34">Yavaş yavaş dağdan aşağı inerken yüzümüzde hâlâ soğuğun tazeliği var. Yol üzerinde Köşem Türk Restoranında mola veriyoruz. Sıcacık bir ortam, tanıdık lezzetler ve gün boyu içimize işleyen soğuğun ardından gelen keyifli bir rahatlama… Masada paylaşılan sohbetler, dağ manzarasının üzerimizde bıraktığı etkiyi tamamlıyor.</p>
<p data-path-to-node="35">Artık otele gitme vakti. Güneş yavaş yavaş ufukta kaybolurken gökyüzü turuncudan mora çalan renklere bürünüyor. Günün hareketliliği yerini akşamın huzuruna bırakıyor.</p>
<p data-path-to-node="36">Saat 19.00’u gösterdiğinde Qafqaz El Resort Hotel’e varıyoruz. Işıl ışıl lobiden geçerken içimde tatlı bir heyecan var. Akşam, otelin restoranında hazırlanan sürpriz pastayla Azeri arkadaşlarımızla birlikte yeni yaşımı kutluyorum. Restoranda sıcak ve neşeli bir atmosfer hâkim. Masalar sohbetlerle şenleniyor; bir yandan Azeri müzikleri yükseliyor, bir yandan kahkahalar birbirine karışıyor. Müzik hızlandıkça yerimizde duramıyor, hep birlikte dans etmeye başlıyoruz. Azeri ezgilerinin coşkusu salona yayılırken, gecenin neşesi giderek büyüyor.</p>
<p data-path-to-node="37">Alkışlar, gülüşmeler, iyi dilekler… Başka bir ülkede, ama kendimi hiç yabancı hissetmediğim sıcacık bir dostluk ortamındayız. Müzik, dans ve sohbet içinde zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz.</p>
<p data-path-to-node="38">Benim için unutulmaz bir gece bu. Bir doğum gününden çok daha fazlası; dostluğun, paylaşmanın ve kardeşliğin sınır tanımadığını hissettiğim özel bir an. Şəki yolculuğumuzun en güzel armağanı da belki tam olarak bu oluyor.<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-236494 aligncenter" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-4.jpg" alt="" width="400" height="533" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-4.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-4-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-5.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-236495 aligncenter" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-5.jpg" alt="" width="400" height="533" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-5.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-5-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-5.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-236495 aligncenter" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-5.jpg" alt="" width="400" height="533" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-5.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-5-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a></p>
<p data-path-to-node="38"><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-236492 aligncenter" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-2.jpg" alt="" width="400" height="482" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-2.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-2-249x300.jpg 249w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-7.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-236497" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-7.jpg" alt="" width="400" height="300" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-7.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-7-300x225.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Azerbeycan-7-119x89.jpg 119w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Bakü 2026 I Qardaş Azərbaycan</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-baku-2026-i-qardas-az%c9%99rbaycan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bthaber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Sep 2026 01:00:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Bakü]]></category>
		<category><![CDATA[cadde]]></category>
		<category><![CDATA[cafe]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Kafkas]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahet]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=236503</guid>

					<description><![CDATA[29 Ocak 2026 sabahı, eşimle birlikte yönümüzü kardeş ülke Azerbaycan’a çeviriyoruz. Türkçenin konuşulduğu, sözcüklerin kulağımıza yabancı gelmediği bu topraklara doğru yol alırken içimizde hem yeni bir coğrafyayı keşfetmenin heyecanı hem de tuhaf bir aşinalık duygusu var. Uçağımız Hazar Denizi’nin kıyısındaki Bakü’ye doğru alçalırken aşağıda uzanan topraklara bakıyor, kadim bir coğrafyanın üzerinde süzüldüğümüzü düşünüyoruz. Daha ilk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>29 Ocak 2026 sabahı, eşimle birlikte yönümüzü kardeş ülke Azerbaycan’a çeviriyoruz.</strong></p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-6.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-236508" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-6.jpg" alt="" width="400" height="533" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-6.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-6-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-10.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft size-thumbnail wp-image-236504" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-10-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-10-150x150.jpg 150w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-10-30x30.jpg 30w" sizes="auto, (max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a></p>
<p>Türkçenin konuşulduğu, sözcüklerin kulağımıza yabancı gelmediği bu topraklara doğru yol alırken içimizde hem yeni bir coğrafyayı keşfetmenin heyecanı hem de tuhaf bir aşinalık duygusu var.</p>
<p>Uçağımız Hazar Denizi’nin kıyısındaki Bakü’ye doğru alçalırken aşağıda uzanan topraklara bakıyor, kadim bir coğrafyanın üzerinde süzüldüğümüzü düşünüyoruz.</p>
<p>Daha ilk andan itibaren bu yolculuğun bizim için sıradan bir gezi olmayacağını hissediyoruz.</p>
<p>Tarihi, kültürü ve diliyle bize bu kadar yakın bir ülkeye doğru ilerlemek, yolculuğumuza ayrı bir anlam katıyor.</p>
<p>Azerbaycan’ın yakın tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri, 1918’de kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti.</p>
<p>Müslüman Doğu’nun ilk demokratik ve parlamenter cumhuriyeti olarak kabul edilen bu genç devlet, yalnızca iki yıl yaşayabilmesine rağmen bağımsızlık ve modernleşme yolunda önemli bir iz bırakmış.</p>
<p>Cumhuriyetin önde gelen isimlerinden Mehmed Emin Resulzâde, “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” sözüyle Azerbaycan’ın bağımsızlık idealinin simgelerinden biri olmuş.</p>
<p>Ancak 1920’de Kızıl Ordu’nun Bakü’ye girmesiyle cumhuriyet sona eriyor ve Azerbaycan uzun Sovyet dönemine giriyor.</p>
<p>1936’dan itibaren Sovyetler Birliği’nin 11 birlik cumhuriyetinden biri olan ülke, 1991’de yeniden bağımsızlığını kazanıyor.</p>
<p>Hazar kıyısındaki Bakü’nün tarihinde petrolün de özel bir yeri var.</p>
<p>19. yüzyılın sonlarında dünyanın önemli petrol merkezlerinden birine dönüşen şehir, bugün modern mimarisinin yanı sıra bu enerji zenginliğinin izlerini de taşıyor.</p>
<p>Günümüzde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 2003 yılından bu yana ülkeyi yönetiyor. Haydar Aliyev’in oğlu olan İlham Aliyev, babasının 2003’teki ölümünün ardından cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmiş.</p>
<p>Bakü’yü gezerken yalnızca taş binaları, geniş bulvarları ve Hazar’ın serin rüzgârını değil; bağımsızlık mücadelesinin, Sovyet yıllarının ve yeniden kurulan devletin izlerini de hissediyorsunuz.</p>
<p>Eski taş yapılarla modern gökdelenlerin yan yana yükseldiği şehir, geçmiş ile geleceği aynı manzarada buluşturan canlı bir hafıza gibi karşımıza çıkıyor.</p>
<p>Arkeolojik bulgular, Azerbaycan coğrafyasındaki insan yerleşiminin çok eski dönemlere uzandığını gösteriyor. Tarih boyunca farklı toplulukların, devletlerin ve kültürlerin buluşma noktası olan bu topraklar; çeşitli hanlıklara, imparatorluklara ve medeniyetlere ev sahipliği yapıyor.</p>
<p>Her dönem kendi izini bırakırken kültüre yeni renkler, mimariye farklı üsluplar, gündelik yaşama ise yeni alışkanlıklar katıyor.</p>
<p>Bu zengin tarihsel birikim, Azerbaycan’ın bugünkü kültürel dokusunun temelini oluşturuyor.</p>
<p>Azerbaycan, Avrupa ile Asya arasında, Kafkasya’nın önemli bir geçiş noktasında yer alıyor.</p>
<p>Yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin, dillerin ve inançların buluştuğu bu topraklar, Doğu ile Batı arasında önemli bir köprü oluşturuyor.</p>
<p>Belki de bu yüzden Bakü’ye vardığımızda kendimizi ne bütünüyle yabancı ne de tamamen evimizde hissediyoruz. Tanıdık bir dilin sıcaklığı, farklı bir coğrafyayı keşfetmenin merakıyla iç içe geçiyor.</p>
<p>Türk topluluklarının Azerbaycan coğrafyasıyla ilişkisi oldukça eski dönemlere uzanır. Sakalar ve İskitler gibi bozkır topluluklarının ardından Hunlar ve diğer Türk toplulukları da bölgenin tarihî ve kültürel gelişiminde rol oynar.</p>
<p>Büyük Selçuklu Devleti döneminde Oğuz boylarının bölgeye yerleşmesiyle Türk nüfusu belirgin biçimde artıyor.</p>
<p>Selçuklularla başlayan bu süreç, sonraki yüzyıllarda Türk devletlerinin ve topluluklarının bölgedeki varlığının güçlenmesiyle devam ediyor. Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletleri dönemlerinde ise Türk siyasi ve kültürel hâkimiyeti Azerbaycan coğrafyasında daha da belirginleşir.</p>
<p>Yüzyıllar boyunca süren göçler, yerleşimler ve siyasi hâkimiyetler, Azerbaycan’ın bugünkü kültürel dokusunun şekillenmesinde önemli rol oynayan güçlü bir Türk-İslam mirası bırakmış.</p>
<p>Bu yolculuk bizim için yalnızca yeni bir ülke görmek değil; ortak tarihimizin, kültürümüzün ve gönül bağımızın izlerini sürmek anlamına geliyor. Bakü’de geçireceğimiz günlerin, geçmişin derinliğiyle modern bir şehrin dinamizmini bir arada yaşatacağını düşünüyoruz.</p>
<p>Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye adımımızı Haydar Aliyev Uluslararası Havalimanı’nda atıyoruz. Geniş cam yüzeyleri ve çağdaş mimarisiyle daha ilk anda şehrin modern yüzüyle karşılaşıyoruz.</p>
<p>Pasaport kontrolünden neredeyse hiç beklemeden geçmemiz ise yolculuğumuzun ilk hoş sürprizi oluyor.</p>
<p>Bir taksiye binip konaklayacağımız otele doğru yola çıkıyoruz.</p>
<p>Yaklaşık yarım saat süren yolculuk boyunca Bakü’yü ilk kez dışarıdan gözlemliyoruz.</p>
<p>Geniş bulvarlar, Sovyet döneminin şehircilik anlayışından kalan izler ve son yıllarda yükselen modern yapılar aynı manzarada buluşuyor.</p>
<p>Gece ışıkları altında Bakü, köklü geçmişiyle modern yüzünü yan yana sergiliyor.</p>
<p>Otele vardığımızda sıcak bir karşılamayla karşılaşıyoruz.</p>
<p>Kısa bir dinlenmenin ardından merak ağır basıyor; valizleri odaya bırakıp kendimizi yeniden sokağa atıyoruz.</p>
<p>Bir şehri tanımanın en güzel yollarından biri de gecenin sessizliğinde sokaklarına karışmak.</p>
<p>Gündüzün telaşı çekildiğinde, şehir başka bir yüzünü gösteriyor; ışıklar altında Bakü’yü keşfetmeye başlıyoruz.</p>
<p>Yolda karşılaştığımız bir delikanlıya Nizami Caddesi’ne nasıl ulaşabileceğimizi soruyoruz.</p>
<p>Üniversitede okuduğunu söylüyor.</p>
<p>Üstelik yalnızca tarif etmekle kalmıyor; bizimle birlikte yürümeyi de teklif ediyor.</p>
<p>Bu küçük nezaket, Kafkas şehirlerinde hâlâ yaşayan o eski misafirperverlik geleneğinin güzel bir örneği.</p>
<p>Alt geçitlerden geçerek nihayet Nizami Caddesi’ne ulaşıyoruz.</p>
<p>Burası Bakü’nün en hareketli yürüyüş akslarından biri.</p>
<p>Cadde boyunca sıralanan binaların cephelerinde Avrupa mimarisinin izleri belirgin biçimde görülüyor;</p>
<p>19. yüzyılın petrol zenginliğiyle şekillenen şehir dokusunun içinde yürüyoruz.</p>
<p>Işıklar, vitrinler ve kalabalık, Bakü’nün genç ve canlı yüzünü ortaya çıkarıyor.</p>
<p>İnsan burada yürürken kendini bir Kafkas şehrinde mi, yoksa Avrupa’nın bir kentinde mi hissettiğini kısa bir an için sorguluyor.</p>
<p>Gece ilerledikçe kalabalık daha da artıyor.</p>
<p>Nizami Caddesi ışıkları, mağazaları, kafeleri ve hareketli insanlarıyla gecenin canlılığını taşıyor. Bakü’nün ritmini burada daha yakından hissediyoruz.</p>
<p>Akşam yemeği için yer altındaki otantik atmosferiyle dikkat çeken Firuze Restorana giriyoruz.</p>
<p>Geleneksel motiflerle süslü mekânda Azerbaycan mutfağının lezzetleriyle ilk buluşmamızı yaparken, seyahatimizin başladığını artık tüm hücrelerimizde hissediyoruz.</p>
<p>Bakü, daha ilk geceden hem tanıdık hem de keşfedilmeyi bekleyen bir şehir olduğunu fısıldıyor.</p>
<p>Seyahatimizi gerçekleştirmeden evvel, Türkiye’de yaşayan Bakülü arkadaşım Vefa bize hem gezeceğimiz yerler hem de ülkesi hakkında kıymetli bilgiler verdi.</p>
<p>Üstelik çok istediğimiz için bizim adımıza Azerbaycan Devlet Akademik Müzik Tiyatrosu’ndan yer de ayırttı. Biz Bakü’deyken o da birkaç günlüğüne şehre gelmişti.</p>
<p>Ertesi gün onunla buluşup birlikte Arşın Mal Alan operetine gidecek olmanın heyecanını yaşıyoruz.</p>
<p>Tiyatroya girmeden önce arka sokakta, Neftçiler Bulvarı ile Aziz Aliyev Caddesi’nin kesiştiği noktadaki küçük parka uğruyoruz.</p>
<p>Beyaz zambakları andıran metal süslemelerle çevrili havuzun etrafı yemyeşil. Sabahın ilk ışıkları banklarda oturan insanları yumuşak bir sessizliğe sarıyor; Bakü güne ağır ağır uyanıyor.</p>
<p>Parkın karşısındaki Novikov Cafe’ye oturup kahvelerimizi yudumlarken çevredeki binaları inceliyoruz.</p>
<p>Klasik Yunan ve Roma etkileri taşıyan cepheler, Art Nouveau ayrıntılarıyla zarifleşiyor; Sovyet döneminin görkemli mimarisiyle yan yana duruyor.</p>
<p>Apartmanların duvarlarında Azerbaycan’ın kültür ve sanat dünyasından önemli isimlere ait anma plaketleri ve kabartma büstler dikkat çekiyor.</p>
<p>Besteci Fikret Emirov ve Halk Şairi Samed Vurgun’un yanı sıra, dönemin önemli sanatçı ve mimarlarına ait izlerle de karşılaşıyoruz.</p>
<p>Sanatın ve tarihin gündelik hayatın içine bu kadar doğal ve zarif biçimde yerleşmiş olması, Bakü’yü yalnızca bir başkent değil, yaşayan bir kültür sahnesi hâline getiriyor.</p>
<p>Tiyatronun geçmişi de en az sahnelenecek eser kadar etkileyici.</p>
<p>1882’de hayırsever iş insanı Hacı Zeynelabidin Tağıyev’in girişimiyle kendi arazisi üzerinde bir tiyatro binasının yapımına başlanıyor; yapı 1883’te hizmete açılıyor.</p>
<p>Uzun yıllar Bakü’nün kültür hayatının önemli merkezlerinden biri olan tiyatro, şehrin hızla gelişen sanat yaşamında özel bir yer ediniyor.</p>
<p>Yangınlar ve zamanın yıpratıcı etkileriyle çeşitli değişimler geçiren yapı ve çevresindeki tiyatro geleneği, bugün de Bakü’nün kültürel kimliğinin önemli parçalarından biri olarak yaşamaya devam ediyor.</p>
<p>Neftçiler Bulvarı üzerindeki bu görkemli yapı, yalnızca bir sanat mekânı değil, Bakü’nün kültürel hafızasının da güçlü bir simgesi.</p>
<p>Azerbaycan müzik tarihinin en sevilen eserlerinden biri olan Arşın Mal Alan, ünlü besteci Üzeyir Hacıbeyli’nin kaleme aldığı iki perdelik bir operet.</p>
<p>Aşkı, gelenekleri ve mizahı bir araya getiren eser, 1913’teki ilk sahnelenişinden bu yana hem Azerbaycan’da hem de dünyanın farklı ülkelerinde ilgi görmeye devam ediyor.</p>
<p>Sahne tasarımı, kostümler, müzik ve oyuncuların enerjisi tek kelimeyle büyüleyici.</p>
<p>Azerbaycan Devlet Akademik Müzik Tiyatrosu’nda geleneksel bir hikâyenin çağdaş bir yorumla sahneye taşınışını izlemek, Bakü gezimize unutulmaz bir anı katıyor.</p>
<p>Salondaki alkışlar yalnızca sanatçılara değil, Azerbaycan’ın köklü sanat birikimine de yükseliyor.</p>
<p>Oyun sonrasında yetkili Vəfa Mühacirova Hanım’a Türkiye’den geldiğimizi ve sanatçılarla tanışmak istediğimizi söyleyince bizi hemen kulise götürüyor.</p>
<p>Naidə Orucova, Nərgiz Kərimova, Əkbər Əlizadə, Səidə Şərifəliyeva, Nadir Xasıyev, Ülviyyə Əliyeva, Rauf Babayev ve Ruslan Mürsəlov ile tanışıp sohbet ediyor, birlikte fotoğraf çektiriyoruz.</p>
<p>Sahnedeki disiplinlerinin ardında içten, mütevazı ve sıcak insanlar buluyoruz.</p>
<p>O gün Bakü’de yalnızca bir operet izlemiyoruz. Dostluğun, kültürün ve ortak tarihimizin sahneye yansıyan zarafetini yaşıyoruz.</p>
<p>Şehrin rüzgârı, o akşamı hafızamızın en özel köşelerinden birine usulca bırakıyor.</p>
<p>Vəfa ve oğluyla vedalaşıp ayrılıyoruz. Onlar Türkiye’ye dönecek, biz ise Bakü sokaklarını keşfetmeye devam edeceğiz.</p>
<p>Aziz Aliyev Caddesi’nde, Karabağ Hanlığının son hükümdarı Mehdigulu Han Cavanşir’in kızı, ünlü şair Hurşidbanu Natavan’ın heykelinin önünde duruyoruz.</p>
<p>Azerbaycan edebiyatının önemli kadın şairlerinden biri olan Natavan’ın heykeli, Karabağ’ın kültürel mirasını simgeleyen değerli eserlerden biri.</p>
<p>Bir süre sonra yer altında, samimi bir mekân olan Dolma Restaurant’a oturuyoruz.</p>
<p>Yaprak sarması bizim mutfağımıza o kadar benziyor ki sofrada yabancılık hissimiz bir anda kayboluyor. Tanıdık tatlar, uzaklarda olmanın duygusunu yumuşatıyor.</p>
<p>Şehrin kalbi sayılan Nizami Street (Nizami küçəsi) ve meydanına vardığımızda ise adeta başka bir atmosfere geçiyoruz.</p>
<p>Diğer adıyla Torgovaya… 1864’ten bu yana Bakü’nün ticaretine, kültürüne ve gündelik yaşamına tanıklık eden bu cadde; ışıkları, mağazaları ve sokak müzisyenleriyle yaşayan bir açık hava sahnesi gibi.</p>
<p>Kalabalığın içinde yürürken yalnızca bir şehri değil, kardeş bir kültürün ritmini hissediyoruz.</p>
<p>Her adımda tanıdık bir kelime, her köşede ortak bir geçmiş… Bakü, rüzgârıyla olduğu kadar kalbiyle de sarıyor insanı.</p>
<p>Yerdeki parke taşları öylesine düzgün döşenmiş ki, üzerinde yürürken balıksırtında kayıyor hissine kapılıyorsunuz. Sokak boyunca ilerlerken bronz bir şemsiyeli kadın heykeli dikkat çekiyor; zarif duruşuyla gelip geçenlere sessizce eşlik ediyor.</p>
<p>Cadde adını ünlü Azerbaycanlı şair Nizâmî-i Gencevî’den alıyor. Onun şiirlerindeki zarafet sanki bu caddenin ruhuna sinmiş.</p>
<p>Günü, Üzeyir Hacıbəyli Caddesi üzerindeki Bakü Kitap Merkezi’ne uğrayarak kapatıyoruz.</p>
<p>Kitapseverler için adeta bir sığınak olan merkez, zarif mimarisi ve ferah atmosferiyle daha kapısından girer girmez insanı etkiliyor.</p>
<p>Raflarda Azerbaycan edebiyatından dünya klasiklerine uzanan geniş bir seçki bulunuyor.</p>
<p>Sessiz salonları, kitapların arasında dolaşan ziyaretçileriyle günün telaşından uzak, huzurlu bir ortam sunuyor.</p>
<p>İçerideki kafe ise mekâna ayrı bir sıcaklık katıyor. Kahvelerimizi yudumlarken akşam ışıkları altında Bakü’yü izliyor, günün yorgunluğunu geride bırakıyoruz.</p>
<p>Bakü’deki ilk günümüzü sanat, edebiyat ve şehir hayatının iç içe geçtiği bu güzel mekânda tamamlıyoruz.</p>
<p><strong>Beste Serim Erbak</strong></p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-236515" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-1.jpg" alt="" width="400" height="533" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-1.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-1-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a><br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-9-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-236514" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-9-1.jpg" alt="" width="400" height="533" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-9-1.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-9-1-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a><br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-3.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-236513" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-3.jpg" alt="" width="400" height="533" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-3.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-3-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a><br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-236512" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-4.jpg" alt="" width="400" height="300" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-4.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-4-300x225.jpg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-4-119x89.jpg 119w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a><br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-5-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-236511" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-5-1.jpg" alt="" width="400" height="533" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-5-1.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-5-1-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a></p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-7.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-236507" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-7.jpg" alt="" width="400" height="533" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-7.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-7-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a><br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-8.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-236506" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-8.jpg" alt="" width="400" height="533" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-8.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-8-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-9.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-236505" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-9.jpg" alt="" width="400" height="533" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-9.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-9-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a><br />
<a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-10.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-236504" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-10.jpg" alt="" width="400" height="533" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-10.jpg 400w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/09/Beste-Erbak-Baku-10-225x300.jpg 225w" sizes="auto, (max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Taş Şehirden Bin Pencereli Şehre</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-tas-sehirden-bin-pencereli-sehre/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 14:18:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=235804</guid>

					<description><![CDATA[Taş Şehirden Bin Pencereli Şehre Yavaş yavaş bu güzel ülkedeki yolculuğumuzun son duraklarına yaklaşıyoruz. Saranda Harbour Otel’in güler yüzlü, içten ve her konuda bize yardımcı olan genç çalışanıyla vedalaştıktan sonra, Arnavutluk’un iç kesimlerine doğru ilerleyerek Tiran’a yöneliyoruz. İlk durağımız, tarihi dokusu ve benzersiz mimarisiyle ünlü Gjirokastër oluyor. Türkçede Ergiri olarak bilinen bu eski Osmanlı kenti, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Taş Şehirden Bin Pencereli Şehre</p>
<p>Yavaş yavaş bu güzel ülkedeki yolculuğumuzun son duraklarına yaklaşıyoruz. Saranda Harbour Otel’in güler yüzlü, içten ve her konuda bize yardımcı olan genç çalışanıyla vedalaştıktan sonra, Arnavutluk’un iç kesimlerine doğru ilerleyerek Tiran’a yöneliyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09.jpeg" alt="" width="1377" height="1051" class="alignnone size-full wp-image-235805" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09.jpeg 1377w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-300x229.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-1024x782.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-768x586.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-570x435.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-701x535.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/09-1067x814.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1377px) 100vw, 1377px" /></a></p>
<p>İlk durağımız, tarihi dokusu ve benzersiz mimarisiyle ünlü Gjirokastër oluyor. Türkçede Ergiri olarak bilinen bu eski Osmanlı kenti, 2005 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Dağın yamacına kurulan şehir; taş çatılı geleneksel evleri, taş döşeli dar sokakları ve yüzyıllardır koruduğu mimari dokusuyla bugün “Taş Şehir” olarak anılıyor.<br />
Gjirokastër, geçmişle günümüzün iç içe geçtiği, her köşesinde tarihin izlerini taşıyan büyüleyici bir şehir. Arnavutluk’un güneyindeki bu özel kent, daha ilk bakışta bizi taş duvarların arasında saklı uzun bir geçmişin izlerini sürmeye davet ediyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1.jpeg" alt="" width="1613" height="1184" class="alignnone size-full wp-image-235807" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1.jpeg 1613w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-300x220.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-1024x752.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-768x564.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-1536x1127.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-570x418.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-701x515.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1-1067x783.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1613px) 100vw, 1613px" /></a></p>
<p>Eski şehri gezmek için tepeye doğru tırmanıyoruz. Arnavutluk’taki ikinci park cezamızı da burada alıyoruz; üstelik gözümüzün içine baka baka yazılıyor. Taksiyle gelmediğimize kısa bir süre hayıflansak da, karşılaştığımız manzara bu küçük can sıkıntısını hemen unutturuyor.<br />
Dik yokuşlara yayılan Arnavut kaldırımlı sokaklarda ilerlerken, geniş kayrak taşlarıyla örtülü çatılara sahip beyaz evler arasında kendimizi bambaşka bir dünyanın içinde buluyoruz. Bu görüntü, bana Mostar’da gördüğüm eski taş evleri hatırlatıyor. Tarihin izlerini taşıyan bu sokaklarda yürürken, sanki bir masal diyarında ilerliyormuşuz gibi hissediyoruz.<br />
1417 yılında Osmanlı hâkimiyetine giren, 1431’de kurulan Arvanid (Arnavid) Sancağının merkezi olan eski şehir; yamaçlara, yeşillikler arasına serpiştirilmiş Osmanlı mimarisinin zarif örnekleri olan ahşap kepenkli geleneksel taş evleriyle Gjirokastër’e kendine özgü, dingin ama görkemli bir siluet kazandırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1.jpeg" alt="" width="1507" height="1112" class="alignnone size-full wp-image-235806" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1.jpeg 1507w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-300x221.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-1024x756.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-768x567.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-570x421.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-701x517.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1-1067x787.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1507px) 100vw, 1507px" /></a></p>
<p>Taş duvarların, dar sokakların ve yüzyıllardır korunan bu mimari dokunun içinde dolaşırken, zamanın ağır adımlarla ilerlediği, geçmişle günümüzün iç içe geçtiği bir dünyaya girmiş gibi oluyoruz.<br />
Şehrin kaleye doğru yükselen taş döşeli yokuşunun başında, 1757 yılında Memi Bey tarafından inşa ettirilen Osmanlı Çarşı Camii, diğer adıyla Memi Bey Camii, bizi karşılıyor. Taş duvarlarla çevrili sessiz ve dingin avlusundan tarihi kente baktığımızda, ışığın taş yapılar üzerinde dans ettiği, geçmişle bugünün iç içe geçtiği büyüleyici bir manzara uzanıyor önümüzde. Buradan Gjirokastër’i seyretmek, şehrin ruhunu hissetmek ve onu anlamaya başlamak için eşsiz bir başlangıç oluyor.<br />
Caminin hemen altındaki kemerli yapıda yer alan Te Kubé’ye girerek kısa bir mola veriyoruz. Bir şeyler içip dinlenirken, taş duvarlara sinmiş yüzyılların hikâyesi ve dar sokaklardan yükselen hafif uğultu, bu benzersiz kentin zamansız atmosferini daha da belirginleştiriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1167" class="alignnone size-full wp-image-235808" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-300x228.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-1024x778.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-768x584.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-570x433.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-701x533.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1-1067x811.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Çarşıyı boydan boya yürüyerek ulaştığımız Çerçiz Topulli Meydanı’nda, Gjirokastër’in tarihine ve belleğine iz bırakmış önemli kişiliklere adanmış anıt hemen dikkatimizi çekiyor. Burada, Arnavut kültürünün ve tarihinin farklı dönemlerine damga vurmuş isimlerin büstleri yer alıyor.<br />
Şehrin yetiştirdiği en önemli kişilerden biri, eserleriyle Arnavut edebiyatını dünyaya tanıtan ünlü yazar İsmail Kadare. Bunun yanında, seçkin tarihçi ve dilbilimci Eqrem Çabej ile ülkenin uzun yıllar liderliğini yapan Enver Hoxha da bu şehirle özdeşleşen isimler arasında yer alıyor. Anıt, Gjirokastër’in yalnızca taş evleri ve tarihi sokaklarıyla değil, yetiştirdiği önemli insanlarla da Arnavutluk’un hafızasında özel bir yere sahip olduğunu hatırlatıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1163" class="alignnone size-full wp-image-235809" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-300x227.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-1024x775.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-768x582.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-570x432.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-701x531.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1-1067x808.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Farklı dönemlerden ve farklı düşünce dünyalarından gelen bu isimler, Gjirokastër’in yalnızca taş evleri ve tarihi sokaklarıyla değil, yetiştirdiği önemli kişiliklerle de Arnavutluk tarihinde özel bir yere sahip olduğunu gösteriyor.<br />
Meydana adını veren Çerçiz Topulli’nin heykeli, yüksek kaidesi üzerinde kente hâkim bir duruşla yükseliyor. Meydanda dolaşıp çevreyi seyrederken, taş evlerin oluşturduğu etkileyici siluet, hareketli çarşı yaşamı ve tarihi dokunun canlı atmosferi bizi adeta içine çekiyor. Gjirokastër’in kendine özgü mimarisi, her köşede farklı bir ayrıntı sunuyor. Çerçiz Topulli Meydanı ise bu eşsiz şehrin ruhunu en iyi yansıtan duraklardan biri olarak hafızamızda yer ediyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1120" class="alignnone size-full wp-image-235810" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-300x219.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-1024x747.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-768x560.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-570x416.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-701x511.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1-1067x778.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Berat’a doğru yola çıkıyoruz. Yol üzerinde Tepelenë’ye uğramaya karar veriyoruz. 15. yüzyılın sonlarında Osmanlı hâkimiyetine giren ve yüzyıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun önemli yerleşimlerinden biri olan bu küçük şehir, Arnavutluk’un en uzun nehri olan Vjosë Vadisi’ne hâkim bir plato üzerinde kurulmuş. Kıvrıla kıvrıla yükselen dağ yolunda ilerlerken, çevremizi saran yemyeşil doğa ve vadinin etkileyici manzarası yolculuğumuza ayrı bir güzellik katıyor.<br />
Şehrin adı, 1740 yılında burada doğan ve Osmanlı Devleti&#8217;nin en güçlü eyalet yöneticilerinden biri olarak tanınan Tepeleneli Ali Paşa ile özdeşleşmiş. Daha kente girer girmez, heybetiyle dikkat çeken Ali Paşa Kalesi bizi karşılıyor. Taş duvarlarıyla Vjosë Vadisi’ne hâkim bir noktada yükselen bu görkemli yapı, geçmişin izlerini günümüze taşıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1.jpeg" alt="" width="1596" height="1101" class="alignnone size-full wp-image-235811" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1.jpeg 1596w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-300x207.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-1024x706.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-768x530.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-1536x1060.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-570x393.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-80x55.jpeg 80w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-701x484.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1-1067x736.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1596px) 100vw, 1596px" /></a></p>
<p>1809 yılında İngiliz romantik şair Lord Byron, Akdeniz yolculuğu sırasında Tepelenë’ye gelerek Ali Paşa’yı ziyaret etmiş. Gücü ve sıra dışı kişiliğiyle Avrupa&#8217;da da ün kazanan Ali Paşa’yı yakından tanımak isteyen Byron, bu ziyaretinden derin izlenimlerle ayrılmış. Henüz 36 yaşındayken yaşamını yitiren ünlü şairin anısına, bugün kale duvarında bir plaket bulunuyor.<br />
Tepelenë, şaşırtıcı derecede sakin ve huzurlu bir şehir. Kalabalık ve hareketli kentlerin ardından bu dingin atmosfer bize çok iyi geliyor. Ana meydandaki bir kafeye oturup kısa bir mola veriyor, ardından son derece lezzetli bir öğle yemeğiyle kendimizi ödüllendiriyoruz. Meydanda yer alan büstler, kentin tarihine ve kültürel belleğine iz bırakmış önemli isimleri yaşatıyor. Yakınındaki Aziz Thoma ve Aziz Yuhanna Teolog Kilisesi ise sade mimarisi ve huzurlu atmosferiyle dikkatimizi çekiyor. Bu mütevazı yapı, Ortodoks mimarisinin zarif örneklerinden biri olarak meydanın tarihî dokusunu tamamlıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11.jpeg" alt="" width="1386" height="1124" class="alignnone size-full wp-image-235812" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11.jpeg 1386w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-300x243.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-1024x830.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-768x623.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-570x462.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-701x568.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/11-1067x865.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1386px) 100vw, 1386px" /></a></p>
<p>Milli giysileri içinde halk oyunu oynayan Arnavut çocuklarını betimleyen heykel, şehrin sıcak ve samimi ruhunu en güzel yansıtan ayrıntılardan biri olarak hafızamızda yer ediyor. Çocukların neşesini ve geleneklerini simgeleyen bu eser, meydana ayrı bir canlılık katıyor. Yeşillikler içindeki bu huzurlu kasabadan ayrılırken, burada biraz daha fazla vakit geçirebilmeyi içten içe arzuluyoruz.<br />
Berat’a daha girer girmez büyüleniyoruz. Mangalem, Gorica ve Kale mahalleleriyle birlikte 2008 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan tarihî merkezi, yaklaşık 2400 yıllık geçmişiyle tüm görkemiyle karşımızda duruyor. Daha ilk anda, insanı zamanın içinde yolculuğa çıkaran büyülü bir atmosfere sahip olduğunu hissettiriyor.<br />
Osmanlı döneminden günümüze ulaşan, çok sayıda penceresi bulunan cumbalı, iki katlı beyaz evler; dağın yamacına, yemyeşil doğanın içine, sanki birbirine yaslanmış gibi sıralanıyor. Bu pencerelerin bolluğu, kente &#8220;Bin Pencereli Şehir&#8221; unvanını kazandırmış. Adının Eski Slavca &#8220;beyaz şehir&#8221; anlamına gelen Beligrad sözcüğünden geldiği kabul edilen Berat, bu beyaz evleriyle adını adeta yaşatıyor. Her köşe başı, her dar sokak ve her taş yapı, insanı açık hava müzesinde dolaşıyormuş hissine sürüklüyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10.jpeg" alt="" width="1536" height="1205" class="alignnone size-full wp-image-235813" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-300x235.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-1024x803.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-768x603.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-570x447.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-701x550.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/10-1067x837.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Osum Nehri’nin iki yakasına yayılan şehir, M.Ö. 3. yüzyılda İlliryalılar tarafından inşa edilen ve 187 metre yükseklikteki bir tepeye kurulmuş olan kalesiyle bütünlüğünü tamamlıyor. Surlar, en son Osmanlı döneminde onarılarak 24 kuleli hâle getirilmiş. Yukarıdan bakıldığında, nehirle bölünen kentin iki yakası bir tablo gibi uzanıyor.<br />
18.yüzyılın sonlarında Ahmet Kurt Paşa tarafından yaptırılan Gorica Köprüsü’nden karşı yakaya geçiyoruz. Nehrin üzerinde ağır adımlarla yürürken, Osum Nehri’nin dingin akışı ve iki yakaya yayılan tarihî doku insana tarifsiz bir huzur veriyor. Köprünün kemerlerinden geriye dönüp baktığımızda, yamaçlara sıralanmış beyaz evlerin oluşturduğu manzara adeta bir tabloyu andırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14.jpeg" alt="" width="1562" height="1139" class="alignnone size-full wp-image-235814" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14.jpeg 1562w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-300x219.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-1024x747.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-768x560.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-1536x1120.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-570x416.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-701x511.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/14-1067x778.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1562px) 100vw, 1562px" /></a></p>
<p>Karşı kıyıya ulaştıktan sonra diğer köprüden yeniden tarihi merkeze dönüyor, Arnavut kaldırımlı daracık sokaklara dalıyoruz. Şirin kafeler, pansiyon ya da otele dönüştürülmüş tarihî evler; taş bahçe duvarları, ahşap kapıları ve kiremit çatılarıyla geçmişin zarafetini günümüze taşıyor. Her adımda, Berat&#8217;ın yüzyıllardır koruduğu özgün atmosferini biraz daha derinden hissediyoruz.<br />
Bekârlar Camii, köprüden geçer geçmez karşımıza çıkıyor. Avlonyalı İbrahim Paşa’nın oğlu Süleyman Paşa tarafından 1827–1828 yıllarında yaptırılan bu küçük cami, iç ve dış cephelerini süsleyen zarif kalem işleriyle dikkat çekiyor. Gösterişten uzak mimarisi ve ince işçiliği, yapıya kendine özgü bir zarafet kazandırıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13.jpeg" alt="" width="1434" height="1292" class="alignnone size-full wp-image-235815" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13.jpeg 1434w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-300x270.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-1024x923.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-768x692.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-570x514.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-701x632.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/13-1067x961.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1434px) 100vw, 1434px" /></a></p>
<p>Berat, insana acele etmeyi unutturuyor. Sanki zaman burada biraz daha yavaş akıyor. Her köşesi ayrı bir güzellik sunan bu şehrin sokaklarını doyasıya gezmeye vaktimiz yetmiyor. “Bir başka sefere…” diyerek ayrılırken, ardımızda bıraktığımız taş evler ve dar sokaklar kadar, içimizde taşıdığımız tatlı bir burukluk da bize eşlik ediyor.<br />
Güneş batarken, Tiran Havalimanı’na yakın Reign Otel’e ulaşıyoruz. Akşam yemeğimizi, otele yürüme mesafesindeki Feniks Restoran’da yiyoruz. İçtiğimiz nefis çorba, yalnızca içimizi değil, uzun yolculuğun yorgunluğunu da ısıtıyor. Arnavutluk’taki son akşamımız, sade ama unutulmayacak bir huzur içinde sona eriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12.jpeg" alt="" width="1536" height="1011" class="alignnone size-full wp-image-235816" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-300x197.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-1024x674.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-768x506.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-570x375.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-701x461.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/12-1067x702.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Sabah henüz gün doğmadan havalimanına doğru yola çıkıyoruz. Şehir uykudayken yollar sessiz, gökyüzü ise yeni bir günün ilk ışıklarını bekliyor. Her yolculuğun sonunda olduğu gibi, geride bıraktıklarımız bir kez daha gözlerimizin önünden geçiyor. Saranda&#8217;nın masmavi kıyıları, Gjirokastër&#8217;in taş sokakları, Berat&#8217;ın bin pencereli evleri, dağların arasından kıvrılarak uzanan yollar ve yol boyunca bize gülümseyen insanlar&#8230; Her biri, bu ülkeyi bizim için sıradan bir gezi rotasının çok ötesine taşıyan güzel anılar olarak hafızamızda yerini alıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15.jpeg" alt="" width="1536" height="1172" class="alignnone size-full wp-image-235817" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-300x229.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-1024x781.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-768x586.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-570x435.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-701x535.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/15-1067x814.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Uçağımız pistten yükselirken Arnavutluk yavaş yavaş ufkun içinde kayboluyor. Fakat biliyoruz ki bazı yolculuklar, vardığınız yerde değil, ayrıldığınız anda tamamlanır. Arnavutluk da bizim için böyle bir ülke oluyor. İçten insanları, el değmemiş doğası, köklü tarihi ve zamana direnen şehirleriyle gönlümüzde silinmeyecek izler bırakıyor. Geride yalnızca fotoğraflar değil; dostça gülümsemeler, taş sokaklarda yankılanan adımlar ve yeniden dönme isteği kalıyor. Belki bir gün, yine aynı yollar bizi bu güzel ülkeye getirir. O zamana kadar Arnavutluk, anılarımızın en sıcak köşelerinden birinde yaşamaya devam edecek.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Renkli Korfu – Polýchromi Kérkyra</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-renkli-korfu-polychromi-kerkyra/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jul 2026 13:30:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[cami]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kale]]></category>
		<category><![CDATA[Korfu]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[liman]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=235794</guid>

					<description><![CDATA[Renkli Korfu – Polýchromi Kérkyra Sabah saat dokuz olmadan limana vardık. Binanın içindeki kafeteryaya oturup, koy boyunca uzanan Saranda&#8217;yı seyrederek kahvelerimizi yudumladık. Bir yandan da Korfu Adası&#8217;na geçecek olmanın tatlı heyecanını yaşıyoruz. Saat ilerledikçe liman giderek hareketleniyor; kalabalık artıyor, bilet kuyrukları uzuyor. Rıhtıma yanaşmış, çok büyük olmayan üç feribot yolcularını bekliyor. Biz ise Saranda ile [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Renkli Korfu – Polýchromi Kérkyra</p>
<p>Sabah saat dokuz olmadan limana vardık. Binanın içindeki kafeteryaya oturup, koy boyunca uzanan Saranda&#8217;yı seyrederek kahvelerimizi yudumladık. Bir yandan da Korfu Adası&#8217;na geçecek olmanın tatlı heyecanını yaşıyoruz. Saat ilerledikçe liman giderek hareketleniyor; kalabalık artıyor, bilet kuyrukları uzuyor. Rıhtıma yanaşmış, çok büyük olmayan üç feribot yolcularını bekliyor. Biz ise Saranda ile Korfu arasında sefer yapan Corfu Express ile yolculuk yapacağız.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07.jpeg" alt="" width="1536" height="1172" class="alignnone size-full wp-image-235795" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-300x229.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1024x781.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-768x586.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-570x435.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-701x535.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/07-1067x814.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Korfu ile Arnavutluk arasında feribot seferleri düzenleyen başlıca iki şirket bulunuyor: Ionian Seaways ve Finikas Lines. Pasaport kontrolü ve gümrük işlemlerinin ardından gemiye bindik. Günübirlik bir gezi planladığımız için yanımıza bavul almadık. Buna karşılık birçok yolcunun valizleriyle yolculuğa çıktığını görmek, Korfu&#8217;nun ne kadar ilgi gören bir destinasyon olduğunu bir kez daha gösteriyordu.<br />
Saat tam 10.00&#8217;da hareket ettik. Feribot limandan ağır ağır ayrılırken geride kalan Arnavutluk kıyıları giderek küçülüyor, Saranda&#8217;nın beyaz evleri mavi denizin üzerinde silik bir tabloya dönüşüyordu. Güneşin ışıkları suyun yüzeyinde binlerce gümüş parıltı oluşturuyor, hafif esen rüzgâr ise denizin tuzlu kokusunu güverteye taşıyordu.<br />
Ufukta beliren Korfu, önce yeşil bir siluet gibi görünürken yaklaştıkça kıyı boyunca uzanan evleri, limanı ve yemyeşil tepeleri seçilmeye başladı.<br />
Korfu ile Saranda arasında bir saatlik zaman farkı var; Yunanistan, Arnavutluk&#8217;tan bir saat ileride. Yaklaşık kırk beş dakika süren keyifli deniz yolculuğunun ardından İyon Denizi&#8217;nin en renkli adalarından birine ulaştık. Limana yanaşmış dev kruvaziyer daha ilk anda dikkatimizi çekiyor.<br />
Pasaport ve gümrük işlemleri sırasında ilginç bir durumla karşılaşıyoruz. Korfu&#8217;ya gelen Türk ziyaretçilerin büyük bölümü adaya Atina aktarmalı uçakla ulaştığı için, Arnavutluk&#8217;un Saranda Limanı&#8217;ndan giriş yapan Türk turistlere görevliler pek alışık görünmüyor. Bu nedenle pasaportlarımızı uzun uzun inceliyorlar. Gecikmeyi fark eden amirleri ise yanımıza gelerek nazikçe özür diliyor, ardından bizi şehir merkezine giden otobüse kadar eşlik ederek uğurluyor. Bu ince davranış, daha adaya adım attığımız ilk anda Korfu hakkında olumlu bir izlenim edinmemizi sağlıyor.<br />
İyonya Denizi&#8217;nin en gösterişli adalarından biri olan Korfu, Yunanistan&#8217;ın İyon Adaları arasında, masmavi suların ortasında bir mücevher gibi parlıyor. Tarih boyunca pek çok uygarlığın izlerini taşıyan bu büyüleyici ada, yalnızca doğal güzellikleriyle değil, kültürel zenginliği ve mimari mirasıyla da ziyaretçilerini kendine hayran bırakıyor.<br />
Korfu&#8217;nun tarihi Antik Çağ&#8217;a kadar uzanıyor. Stratejik konumu sayesinde yüzyıllar boyunca önemli bir ticaret ve denizcilik merkezi olan ada; Roma, Bizans, Venedik, Fransız ve İngiliz egemenliklerinin ardından 1864 yılında Yunanistan&#8217;a katılmış. Özellikle Venedik döneminin izlerini taşıyan kaleleri, dar sokakları ve zarif mimarisi, Korfu&#8217;yu diğer Yunan adalarından ayıran en belirgin özellikler. UNESCO Dünya Mirası Listesi&#8217;nde yer alan Korfu Eski Kenti de bu zengin tarihî mirasın en değerli simgesi.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04.jpeg" alt="" width="1411" height="1253" class="alignnone size-full wp-image-235796" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04.jpeg 1411w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-300x266.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1024x909.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-768x682.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-570x506.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-701x623.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/04-1067x948.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1411px) 100vw, 1411px" /></a></p>
<p>Korfu&#8217;nun öyküsü yalnızca tarihle değil, mitolojiyle de iç içe. Yunan mitolojisine göre denizler tanrısı Poseidon, güzelliğiyle ün salan su perisi Korkyra&#8217;ya âşık olur ve onu İyon Denizi&#8217;ndeki bu yemyeşil adaya kaçırır. Sevgilisine duyduğu büyük aşkın anısına adaya Kérkyra adını verir; Yunanların bugün de kullandığı bu isim, zamanla Batı dillerinde Corfu, Türkçede ise Korfu olarak yerleşir. Efsaneye göre Poseidon ile Korkyra&#8217;nın oğlu Phaiax adanın ilk kralıdır ve Homeros&#8217;un Odysseia destanında adı geçen Phaiaklar onun soyundan geliyor. Bu yüzden Korfu, yalnızca doğal güzellikleri ve tarihî mirasıyla değil, binlerce yıldır anlatılan mitolojik öyküleriyle de ziyaretçilerini büyüleyen bir ada.<br />
Ada yüzyıllar boyunca Venediklilerin, Fransızların ve İngilizlerin egemenliğinde kalmış. Bu zengin geçmiş, adanın sokaklarında attığınız her adımda hissediliyor. Zarif kemerli yapılar, pastel tonlara boyanmış evler, renkli kepenkler, kiremit çatılar, dar taş sokaklar ve ferah meydanlar Korfu&#8217;ya kendine özgü bir kimlik kazandırıyor. Diğer Yunan adalarının alışılmış mavi-beyaz mimarisinden belirgin biçimde ayrılan bu atmosfer, insana kimi zaman İtalya&#8217;nın, kimi zaman da Fransa&#8217;nın tarih kokan kentlerinde dolaşıyormuş hissi veriyor.<br />
1981 yapımı “For Your Eyes Only” aslı filmin bazı sahneleri bu adada çekilmiş. Limandan eski kente doğru yürürken, ön cephesindeki küçük tabelasında &#8220;Konstantinoupolis Hotel&#8221; yazan tarihi bina hemen dikkatimi çekiyor. Yıllara meydan okuyan bu zarif yapı, Korfu&#8217;nun geçmişten bugüne uzanan atmosferini daha ilk adımda hissettiriyor.<br />
Biraz ilerleyince kendimizi Spianada Meydanı&#8217;nda buluyoruz. Meydanın bir köşesinde, Eleftherios Handrinos&#8217;un büstü sade bir kaide üzerinde yükseliyor. Yunan Donanması&#8217;nda koramiral rütbesiyle görev yapan ve emekli olduktan sonra yaşamını Korfu&#8217;da sürdüren Handrinos&#8217;un anısı, kentin tarihine sessizce tanıklık ediyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08.jpeg" alt="" width="1536" height="1310" class="alignnone size-full wp-image-235797" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-300x256.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-1024x873.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-768x655.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-570x486.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-701x598.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/08-1067x910.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Meydanın hemen gerisinde, hafifçe yükselen kayalık burun üzerinde bütün heybetiyle Eski Kale görülüyor. Uzaktan bakıldığında denizin içinden yükselen devasa bir kaya kütlesini andıran bu görkemli yapı, Korfu&#8217;nun en önemli simgelerinden biri. Bulunduğu noktada Bizans döneminden, yaklaşık 6. yüzyıldan beri surlar ve savunma yapıları yer alıyor. Günümüzde görülen kale ise 15. ve 16. yüzyıllarda Venedikliler tarafından genişletilip güçlendirilerek adanın en sağlam savunma noktalarından biri hâline getirilmiş.<br />
Bordo renkli tarihi simge yapılardan Spilia Kapısı, bir zamanlar kenti çevreleyen Venedik surlarının önemli girişlerinden biriymiş. Bu kapıdan geçip trafiğe kapalı Eski Şehir ‘in dar sokaklarına adım attığımız anda bambaşka bir dünyanın içine giriyoruz. İki yana sıralanmış yüksek binalar öylesine etkileyici ki gözlerimiz sürekli cephelerde dolaşıyor. Zarif balkonlar, ahşap kepenkler, taş işçiliği ve yılların izini taşıyan duvarlar her adımda yeni bir ayrıntı sunuyor. Bu yüzden zemin kattaki seçkin dükkânların vitrinlerine bile doğru dürüst bakamıyoruz. Cepheler boyunca uzanan elektrik ve iletişim kabloları ise bu tarihî dokunun içinde şaşırtıcı bir görsel karmaşa oluşturuyor. Bir an kendimi Marsilya&#8217;nın eski mahallelerinde yürüyormuş gibi hissediyorum.<br />
Theotokis Caddesi&#8217;nin başında, limon sarısına boyanmış, Venedik döneminden kalma küçük ve sade Aziz Antonios ile Aziz Andreas Kilisesi karşımıza çıkıyor. Gösterişten uzak bu mütevazı yapı, çevresindeki renkli binaların arasında zarif bir ayrıntı gibi duruyor. Birkaç adım sonra turuncuya çalan cephesiyle dikkat çeken bir binanın altındaki Per la Donna adlı elbise mağazasına giriyorum. Dükkân sahibinin sıcak karşılaması ve içten sohbeti, Korfu&#8217;dan kendime küçük bir anı almadan ayrılmama gönlümü razı etmiyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06.jpeg" alt="" width="1472" height="1274" class="alignnone size-full wp-image-235798" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06.jpeg 1472w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-300x260.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1024x886.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-768x665.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-570x493.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-701x607.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-1067x923.jpeg 1067w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/06-225x195.jpeg 225w" sizes="auto, (max-width: 1472px) 100vw, 1472px" /></a></p>
<p>Öğle vakti yaklaşırken, dar sokakların arasında karşımıza çıkan Zaza Restoran&#8217;a oturuyoruz. Pizza ve lazanya eşliğinde kısa bir mola veriyoruz. İçerisi oldukça kalabalık; masaların neredeyse tamamı dolu. Tarihi bir binanın zemin katında hizmet veren bu modern mekânda, başımızı kaldırıp taş duvarları ve yüksek tavanları görmesek kendimizi Avrupa&#8217;nın herhangi bir çağdaş kentinde sanabiliriz. Geçmiş ile bugünün uyumu, Korfu&#8217;nun en hoş sürprizlerinden biri olarak hafızamızda yer ediyor.<br />
Yolumuza devam edip kemerli bir kapıdan geçerek San Rocco Meydanı&#8217;na ulaşıyoruz. Güzergâh üzerinde, bir köşede gördüğümüz &#8220;Sinagog&#8221; yazılı küçük yön tabelası dikkatimizi çekiyor. Biz yolumuza düz devam edince, Agias Sofias Caddesi üzerindeki Panagia Hodegetria Kilisesi karşımıza çıkıyor. Halk arasında &#8220;Bombalanmış Kilise&#8221; olarak da anılan bu yapı, II. Dünya Savaşı sırasında meydana gelen bombardımanda ağır hasar görmüş. Bugün ayakta kalan duvarları ve çan kulesi, yaşanan yıkımın sessiz tanıkları gibi yükseliyor. Gri ve siyah tonlara bürünen taşlarıyla, yılların acısını hâlâ üzerinde taşıyan hüzünlü bir görünüme sahip.<br />
Az ileride, Arnavutluk turları düzenleyen bir acentenin önünde, 1948–1970 yılları arasında yaşamış Korfulu üniversite öğrencisi Kostas Georgakis&#8217;in oturur durumdaki heykeliyle karşılaşıyoruz. Yunanistan&#8217;daki askerî cuntayı protesto etmek uğruna yaşamını feda eden Georgakis&#8217;in sakin ve düşünceli duruşu, bu hareketli sokakların ortasında insanı bir an durup geçmişi hatırlamaya davet ediyor.<br />
Tarihin sessiz bekçisi Annunziata Çan Kulesi, Korfu&#8217;nun görkemli geçmişinden günümüze ulaşan en etkileyici tanıklardan biri. Evgeniou Voulgareos ile Vrachlioti caddelerinin kesiştiği noktada yükselen bu zarif kule, bir zamanlar aynı yerde bulunan tarihi Annunziata Kilisesi&#8217;nden geriye kalan tek yapı. 14. yüzyılın sonlarında Venedik döneminde inşa edilen kilise, II. Dünya Savaşı sırasında meydana gelen bombardımanda büyük ölçüde yıkılmış. Bugün gökyüzüne doğru yükselen yalnız çan kulesi, yüzyılların izini ve savaşın bıraktığı acıları sessizce taşımayısürdürüyor.<br />
Halk arasında Lotsiada Katolik Kilisesi olarak bilinen yapının çan kulesi, çevresindeki modern yaşamın içinde dimdik yükselerek şehrin hafızasını ve yaşadığı yıkımı hatırlatıyor.<br />
1571 yılında gerçekleşen İnebahtı Deniz Savaşı, Korfu&#8217;nun da içinde bulunduğu İyon Denizi coğrafyasını derinden etkileyen tarihî olaylardan biri. Bu savaşta, ileride Don Kişot&#8217;u kaleme alacak olan İspanyol yazar Miguel de Cervantes de Kutsal İttifak donanmasında savaşmış ve ağır yaralanmıştı. Sol elini büyük ölçüde kullanamaz hâle gelmesine rağmen hayatta kalan Cervantes, yıllar sonra dünya edebiyatının en önemli eserlerinden birini yazacaktı. Korfu&#8217;nun tarihî sokaklarında dolaşırken, bu coğrafyanın yalnızca savaşlara değil, edebiyat tarihine yön veren olaylara da tanıklık ettiğini düşünmeden edemiyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05.jpeg" alt="" width="1465" height="1288" class="alignnone size-full wp-image-235799" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05.jpeg 1465w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-300x264.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1024x900.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-768x675.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-570x501.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-701x616.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/05-1067x938.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1465px) 100vw, 1465px" /></a></p>
<p>Venedik mimarisinin pastel tonlara boyanmış, zarif kemerli binaları arasında dolaşırken, 1693 yılında inşa edilen Aziz James&#8217;in Asil Tiyatrosu karşımıza çıkıyor. İlk yıllarında Venedikli soyluların toplantılarına ev sahipliği yapan bu görkemli yapı, 1720&#8217;de tiyatroya dönüştürülmüş. Uzun yıllar boyunca İyon Adaları&#8217;nın kültür ve sanat yaşamına yön veren bu sahnede opera ve tiyatro eserleri sergilenmiş; müzik ve alkış sesleri taş duvarları arasında yankılanmış. Bugün ise Korfu&#8217;nun zengin kültürel mirasının en değerli simgelerinden biri olarak varlığını devam ettiriyor.<br />
Ne yazık ki II. Dünya Savaşı sırasında meydana gelen bombardımanda ağır hasar gören bina, daha sonra aslına uygun biçimde restore edilmiş. Savaşın ve çıkan yangınların ardından tiyatroya ait arşivlerin büyük bölümü yok olmuş. Günümüzde ise bu tarihî yapı, Korfu Belediye Binası olarak hizmet veriyor; geçmişin sanat ve kültür mirasını, kentin idari kimliğiyle aynı çatı altında yaşatıyor.<br />
Belediye Binası&#8217;nın duvarına yerleştirilmiş, Venedik Cumhuriyeti&#8217;nin ünlü doçu ve amirali Francesco Morosini&#8217;nin (1619–1694) büstü, yapının Venedik dönemindeki önemini ve Korfu&#8217;nun yüzyıllar boyunca üstlendiği stratejik rolü sessizce hatırlatıyor.<br />
Ardından, kökeni 16. yüzyıla uzanan Roma Katolik mabedi Aziz Yakup ve Aziz Christopher Katedrali&#8217;ni geziyoruz. Gösterişten uzak mimarisi, yalın çizgileri ve dingin atmosferiyle insanın içini ferahlatan bu yapı, Korfu&#8217;nun çok kültürlü geçmişini de yansıtıyor. Kalın taş duvarları arasında dolaşırken, yüzyılların sessizliğini ve huzurunu hissetmemek mümkün değil.<br />
Biraz soluklanma ihtiyacı hissedince, dar bir sokakta karşımıza çıkan La Bohème adlı küçük bara oturuyoruz. Sokağa taşmış minik masalardan birine yerleşiyoruz. İki yanımızı çevreleyen pastel renkli yüksek binalar, ahşap kepenkleri ve demir ferforje balkonlarıyla adeta birbirine yaslanmış gibi duruyor. Çamaşır iplerinde rüzgârla hafifçe salınan giysiler, açık pencerelerden sokağa taşan kahve kokusu ve uzaktan gelen kilise çanlarının sesi bu tarihî atmosferi tamamlıyor. Arnavut kaldırımlı dar sokaktan ağır ağır geçen insanlar, vitrinlere göz atan turistler ve koyu sohbete dalmış Korfulular, sokağı canlı ama huzurlu bir tabloya dönüştürüyor. Kahvelerimizi yudumlarken, zamanın burada biraz daha yavaş aktığını hissediyoruz. Bu kısa mola, Korfu&#8217;nun yalnızca tarihini değil, gündelik yaşamının sıcaklığını da en doğal hâliyle hissetmemizi sağlıyor.<br />
Tekrar sokaklarda kaybolup keşfetmeye devam ediyoruz. Bir süre sonra Spianada Meydanı&#8217;nın görkemli köşesinde yükselen Aziz Mikail ve Aziz George Sarayı&#8217;na ulaşıyoruz. Bugün Asya Sanatı Müzesi ile Belediye Sanat Galerisi&#8217;ne ev sahipliği yapan bu neoklasik yapı, 19. yüzyılın ilk yarısında İngiliz yönetimi döneminde inşa edilmiş. Bir zamanlar İngiliz Lord Yüksek Komiserinin ikametgâhı olan saray, daha sonra İyon Parlamentosu&#8217;na ve kraliyet ailesinin yazlık konutuna ev sahipliği yapmış.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02.jpeg" alt="" width="1525" height="1169" class="alignnone size-full wp-image-235800" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02.jpeg 1525w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-300x230.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1024x785.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-768x589.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-570x437.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-701x537.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/02-1067x818.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1525px) 100vw, 1525px" /></a></p>
<p>Malta&#8217;dan getirilen kireç taşlarıyla inşa edilen bina, cephe boyunca uzanan görkemli Dor sütunlarıyla Spianada Meydanı&#8217;na ayrı bir zarafet katıyor. Önündeki havuz ve heykel de bu etkileyici manzarayı tamamlıyor. Bir süre meydanda dolaşıp bu görkemli yapıyı seyrettikten sonra Korfu&#8217;nun dar sokaklarına yeniden karışıyoruz.<br />
Kemerli bir kapıdan geçer geçmez, Sanat Müzesi&#8217;nin arka tarafında açılan manzara bütün ihtişamıyla karşımıza seriliyor. Bir an durup derin bir nefes alıyor, gözlerimizi İyon Denizi&#8217;nin sonsuz maviliğine bırakıyoruz. Masmavi deniz, ufuk çizgisinde gökyüzüyle birleşirken, kıyıya vuran hafif dalgaların sesi şehrin uğultusunu bastırıyor. Aşağıda uzanan eski surlar, kıyıyı döven kayalıklar ve limanda usulca salınan tekneler kartpostalı andıran bir görüntü oluşturuyor. Hafif esen deniz meltemi yüzümüze çarparken, zaman sanki yavaşlıyor; kalabalığın telaşı geride kalıyor. Korfu&#8217;nun yüzyıllardır nice denizciyi, tüccarı ve gezgini kendine hayran bırakan manzarası, o an bizi de sessizliğin ve huzurun içine çekiyor.<br />
Sol tarafta yer alan Kapodistrias Konağı ise, Yunanistan’ın ilk devlet başkanı, diplomat ve devlet adamı Ioannis Kapodistrias&#8217;ın anısına düzenlenmiş. 1981 yılında müzeye dönüştürülen bu zarif yapı, Kapodistrias&#8217;ın yaşamını ve ülkesine yaptığı hizmetleri ziyaretçilere anlatıyor. Tarihî dokusunu koruyan konak, geçmişin izlerini günümüze taşıyan, sakin ve zarif duraklardan biri olarak dikkat çekiyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01.jpeg" alt="" width="1536" height="1318" class="alignnone size-full wp-image-235802" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-300x257.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1024x879.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-768x659.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-570x489.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-701x602.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/01-1067x916.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Kentin en hareketli noktalarından biri olan Liston&#8217;dayız. Adının, Venedik döneminden kalan &#8220;lista&#8221; sözcüğünden geldiği ve bir zamanlar yalnızca soyluların gezmesine izin verilen bölgeyi ifade ettiği söyleniyor. Fransız yönetimi sırasında, 1807–1814 yılları arasında inşa edilen bu zarif revaklı yapı topluluğu, mimarisiyle Paris&#8217;in ünlü Rue de Rivoli&#8217;sini andırıyor. Kemerlerin altına sıralanmış kafe ve restoranlar günün her saati cıvıl cıvıl. Burada bir masaya oturup kahvenizi yudumlarken meydandaki hareketi izlemek, Korfu&#8217;nun ritmini hissetmenin en keyifli yollarından biri oluyor. Günün her saati yaşayan bu zarif meydan, Korfu&#8217;nun tarihini ve günlük yaşamını aynı sahnede buluşturan eşsiz bir buluşma noktası gibi.<br />
Sahile doğru ilerlediğimizde, Eski Kale&#8217;nin önünde yükselen devasa bir heykel dikkatimizi çekiyor. Bu görkemli anıt, 1716 yılında Korfu&#8217;yu Osmanlı kuşatmasına karşı başarıyla savunan Venedik kuvvetlerinin başkomutanı Alman Mareşal “Johann Matthias von der Schulenburg”un anısına dikilmiş. Eski Kale&#8217;nin heybetli siluetiyle bütünleşen heykel, Korfu&#8217;nun yüzyıllar boyunca stratejik önemini ve verdiği zorlu mücadeleleri sessizce hatırlatıyor.<br />
Yeniden Liston Meydanı&#8217;na dönüyoruz. Tarihi revakların altındaki, daha önce gözümüze kestirdiğimiz Aegli Restoran&#8217;da akşam yemeğimizi yerken Korfu&#8217;nun zarif atmosferi bizi bir kez daha içine çekiyor. Beyaz masa örtüleriyle özenle hazırlanmış masalar ve sessiz bir zarafetle hizmet eden garsonlar, akşamın huzurunu tamamlıyor. Gün batımının ardından meydanın ışıkları tek tek yanarken, sokaklardaki kalabalık yavaş yavaş seyrelmeye başlıyor. Gün boyunca hareketli olan dar sokaklar sakinleşiyor; dükkânların kepenkleri birer birer kapanırken, taş kaldırımlarda artık yalnızca ağır adımlarla dolaşan birkaç gezgin ve evlerine dönen Korfulular görünüyor. Kafelerden yükselen hafif sohbet sesleriyle meydanı saran dinginlik birbirine karışıyor. Bu huzurlu akşam atmosferi içinde otururken, Korfu&#8217;dan ayrılmanın hiç de kolay olmayacağını bir kez daha hissediyoruz.<br />
Aslında Saranda&#8217;ya dönüş biletimizi daha geç bir saate almıştık. Fakat içimize ansızın bir telaş düşüyor. Belki erken hareket eden feribota yetişebiliriz düşüncesiyle adımlarımızı hızlandırıyoruz. Taş sokaklardan limana doğru neredeyse koşarak ilerlerken, kalp atışlarımız zamanla yarışıyor. Tam umudu kesmek üzereyken son çağrıyı duyuyor ve kendimizi son anda feribota atmayı başarıyoruz. Feribot ağır ağır limandan ayrılırken, akşam ışıklarıyla parıldayan Korfu usulca geride kalıyor. Bir günlüğüne konuk olduğumuz bu zarif ada, geride yalnızca güzel fotoğraflar değil; tekrar dönme isteği uyandıran unutulmaz anılar da bırakıyor.<br />
Saranda&#8217;ya vardığımızda, sahil boyunca kurulan gece pazarı kente bambaşka bir canlılık kazandırmıştı. Rengârenk ışıklarla aydınlanan tezgâhlar, denizden esen serin meltem ve kıyı boyunca gezinen insanların neşeli uğultusu yaz akşamına kendine özgü bir ritim katıyordu. Hediyelik eşyalar, el işi ürünler ve sokak lezzetleri arasında dolaşan kalabalık, sahili adeta açık hava şenliğine dönüştürmüştü. Birkaç saat önce geride bıraktığımız Korfu&#8217;nun zarif ve dingin atmosferinin ardından, Saranda&#8217;nın bu sıcak ve hareketli gece yaşamı yolculuğumuza bambaşka bir renk ekliyordu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03.jpeg" alt="" width="1498" height="1287" class="alignnone size-full wp-image-235801" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03.jpeg 1498w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-300x258.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-1024x880.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-768x660.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-570x490.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-701x602.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/07/03-1067x917.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1498px) 100vw, 1498px" /></a></p>
<p>Yürürken karşımıza çıkan Hasan Tahsini büstü, ismiyle bizi bir anda İzmir&#8217;e, Konak Meydanı&#8217;ndaki Hasan Tahsin Anıtı&#8217;na götürüyor. Ancak burada anılan kişi farklı biri: 1811–1881 yılları arasında yaşamış Arnavut kökenli Osmanlı bilim insanı, filozof, matematikçi ve astronom Hasan Tahsini. Saranda&#8217;nın ana caddelerinden birine de onun adı verilmiş: Bulevardi Hasan Tahsini. Bu küçük karşılaşma, yolculuğumuz sırasında Arnavutluk&#8217;un bilim ve kültür tarihine açılan beklenmedik bir pencere oluyor.<br />
Işıklar içinde, denizden esen serin meltemle Saranda gecesi yavaş yavaş canlanıyor. Vale Otel&#8217;in altındaki pastaneye oturup bir şeyler yiyip içerken, önümüzden akıp giden geceyi seyrediyoruz. Sahil boyunca uzanan ışıklar denizin karanlık yüzeyine yansıyor; yürüyüş yapan insanların sesleri, uzaktan gelen müzikler ve fincanlardan yükselen kahve kokusu yaz akşamının sıcaklığına karışıyor. Kimi el ele yürüyen çiftler, kimi ailesiyle gezintiye çıkan insanlar, kimi de deniz kenarında oturup sohbet eden gençler&#8230; Saranda, gecenin ilerleyen saatlerine rağmen enerjisini kaybetmiyor.<br />
Masaların etrafındaki sohbetler, kıyıya vuran dalgaların sesi ve hafif esen rüzgâr birbirine karışırken, zamanın biraz daha yavaş aktığını hissediyoruz. Birkaç saat önce Korfu&#8217;nun zarif sokaklarından dönmüş olmanın tatlı yorgunluğu içinde, Saranda&#8217;nın daha sıcak ve hareketli gece atmosferine yeniden karışıyoruz. Bu son akşam, yolculuğumuzun belleğinde en sıcak iz bırakan anlardan biri olarak yer ediyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: Bir Denizdi Nehir! Saranda &#8211; Shqipëria</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-bir-denizdi-nehir-saranda-shqiperia/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2026 17:44:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[Antik]]></category>
		<category><![CDATA[deniz]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[kent]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[müze]]></category>
		<category><![CDATA[Orman]]></category>
		<category><![CDATA[plaj]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=235336</guid>

					<description><![CDATA[Bir Denizdi Nehir! Saranda Shqipëria Çok sevdiğimiz Himara’ya veda vakti geldi. Denize karşı yaptığımız sakin bir kahvaltının ardından Saranda’ya doğru yola çıktık. Sabah ışıkları henüz yumuşamış, deniz ise uykusundan yeni uyanmış gibiydi. Bir yanımızda göğe tırmanan sarp dağlar, diğer yanımızda ufka doğru uzanan masmavi bir deniz… Sahil boyunca kıvrılan yol, her virajda yeni bir manzara [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir Denizdi Nehir!<br />
Saranda<br />
Shqipëria</p>
<p>Çok sevdiğimiz Himara’ya veda vakti geldi. Denize karşı yaptığımız sakin bir kahvaltının ardından Saranda’ya doğru yola çıktık. Sabah ışıkları henüz yumuşamış, deniz ise uykusundan yeni uyanmış gibiydi. Bir yanımızda göğe tırmanan sarp dağlar, diğer yanımızda ufka doğru uzanan masmavi bir deniz… Sahil boyunca kıvrılan yol, her virajda yeni bir manzara sunuyordu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235337" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3.jpeg" alt="" width="1653" height="1239" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3.jpeg 1653w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3-300x225.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3-1024x768.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3-768x576.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3-1536x1151.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3-570x427.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3-701x525.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-3-1067x800.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1653px) 100vw, 1653px" /></a></p>
<p>Bu yol öyle bir yol ki, insanı sürekli durup bakmaya zorluyor.Bir dönemeçten sonra aşağıda saklı bir koy beliriyor; suyun berraklığı, bakışı suyun içine çeken bir derinlik gibi. Bir başka kıvrımda dağlar daha da sertleşiyor, yol daralıyor ve dünya sanki sadece o anın içine sığacak kadar küçülüyordu. İlerledikçe zeytin ağaçları sessiz bir düzen içinde yol boyunca uzanıyor; rüzgâr estikçe yaprakları hafifçe kıpırdıyor, sanki yolculuğumuzu izliyorlardı.<br />
Küçük köyler, dağların yamacına tutunmuş halde ağır ağır akıp gidiyor. Acele etmeyi unutmuş bir hayat burada kendini hissettiriyor. Himara geride kalırken denizin rengi de değişiyor; açık maviden daha derin, daha ağır bir maviye geçiyor. Yol ise sadece bir geçiş olmaktan çıkıp, manzaranın kendisini anlatan sessiz bir hikâyeye dönüşüyor.</p>
<p>Saranda’ya yaklaştıkça ufukta şehir beliriyor. Kıyı çizgisi daha hareketli, deniz daha canlı bir hâl alıyor. Ama biz hâlâ yolun içindeyiz; çünkü burada varış değil, yolun kendisi anlatıyor her şeyi.<br />
Kısa bir süre sonra yol bizi Arnavutluk Rivierası’nın en etkileyici duraklarından biri olan Porto Palermo Körfezi’ne getiriyor. Bir virajı döner dönmez manzara ansızın karşımıza çıkıyor; çevresini saran tepeler sayesinde dış dünyadan saklanmış gibi görünen bu koy, ilk bakışta insana korunaklı bir liman hissi veriyor. Kendimizi adeta küçük ve kapalı bir deniz dünyasının içinde buluyoruz.<br />
Su öylesine berrak ki, kıyıya usulca ulaşan dalgaların altında taşların şekilleri ve renkleri tüm ayrıntılarıyla seçilebiliyor. Mavinin farklı tonları güneşin açısına göre sürekli değişirken, körfezin sakinliği çevredeki sessizlikle birleşerek manzaraya neredeyse zamansız bir atmosfer katıyor. Burada insanın ilk yaptığı şey yürümek değil, durup bir süre bu dinginliği seyretmek oluyor.</p>
<p>Körfezin çevresindeki yamaçlarda zeytin ağaçları ve Akdeniz’e özgü bitki örtüsü dikkat çekiyor. Hafifçe esen rüzgârla birlikte gümüşi yapraklar titreşiyor, koyun sakin manzarasına zarif bir hareket katıyor. Kıyıya usulca ulaşan dalgaların sesi dışında neredeyse hiçbir şey duyulmuyor.<br />
Bir süre manzarayı seyredince, yol boyunca taşınan telaşın ve hareketin geride kaldığı hissediliyor. Körfezin dinginliği yalnızca çevreyi değil, insanın iç dünyasını da etkiliyor. Zaman sanki biraz daha ağır akıyor; acele etmek için hiçbir neden kalmıyor. Porto Palermo’nun en büyük etkisi de belki burada ortaya çıkıyor: Yolculuğun hızını unutturup insanı bulunduğu ana bağlaması.<br />
Bir yanda suyun içinde neredeyse aynaya dönüşen bir berraklık, diğer yanda yüzyılların izini taşıyan kıyılar… Porto Palermo, sadece bir durak değil; yolun bir an için durup nefes aldığı bir boşluk gibi. İnsan burada, bir yere varmak yerine sadece “orada olmanın” ne demek olduğunu hatırlıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235340" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3.jpeg" alt="" width="1599" height="1204" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3.jpeg 1599w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3-300x226.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3-1024x771.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3-768x578.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3-1536x1157.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3-570x429.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3-701x528.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-3-1067x803.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1599px) 100vw, 1599px" /></a></p>
<p>Bu benzersiz koyun tam ortasında, küçük bir yarımada üzerine kurulmuş Ali Paşa Kalesi yükseliyor ve manzaraya yalnızca taş değil, tarih de ekliyor. Yol aşağıya doğru kıvrılıp körfeze yaklaştıkça kale birden görünür oluyor; sanki suyun ortasında sessizce bekleyen bir nöbetçi gibi.<br />
Tepedelenli Ali Paşa tarafından 19. yüzyılın başlarında yaptırıldığı bilinen bu yapı, dönemin en güçlü yerel yöneticilerinden birinin izini taşıyor. Yanya merkezli geniş bir bölgede etkili olan Ali Paşa, Osmanlı Devleti’ne bağlı olmakla birlikte zamanla kendi otoritesini güçlendirmiş, neredeyse bağımsız sayılabilecek bir yönetim kurmuş. Bu yüzden hem döneminde hem de sonrasında tartışmalı bir figür olarak anılılıyor; kimi zaman bir isyanın gölgesinde, kimi zaman güçlü bir idarenin temsilcisi olarak.<br />
Kale, bugün sessizliğe bırakılmış olsa da konumu hâlâ etkileyici. Bir tarafında derinleşen mavi deniz, diğer tarafında zeytin ağaçlarıyla yumuşayan kıyılar… Porto Palermo’nun dinginliği içinde kale, sanki geçmişten kalmış bir hikâyeyi hâlâ anlatmaya devam ediyor. Buradan bakınca zaman sadece yavaşlamıyor; neredeyse katman katman geriye doğru açılıyor gibi hissediliyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235338" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3.jpeg" alt="" width="1766" height="1348" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3.jpeg 1766w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3-300x229.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3-1024x782.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3-768x586.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3-1536x1172.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3-570x435.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3-701x535.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-3-1067x814.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1766px) 100vw, 1766px" /></a></p>
<p>Tepedelenli Ali Paşa’nın etkisi yalnızca siyasi tarihle sınırlı kalmamış, Avrupa edebiyatında da yankı bulmuş. Alexandre Dumas’nın 1844’te yayımlanan ünlü eseri Monte Kristo Kontunda, Doğu Akdeniz’in politik atmosferi ve Osmanlı coğrafyasındaki güçlü yerel figürler anlatılırken Ali Paşa’ya da dolaylı göndermeler yapılıyor. Onun adı, dönemin sert güç dengelerini temsil eden bir figür olarak Avrupa hayal gücüne taşınmış.<br />
Bu yüzden Porto Palermo’da dolaşırken insan yalnızca taş duvarlara değil, aynı zamanda edebiyatın kurduğu bir Doğu imgesine de bakıyor gibi. Kale, hem tarihin hem de romanların arasında asılı duran bir hatıra gibi sessizliğini koruyor.<br />
Durduğumuz noktadan Porto Palermo Tüneli net biçimde seçiliyor. Bu yapı, Arnavutluk Sosyalist Halk Cumhuriyeti döneminde, Enver Hoca yönetimi sırasında inşa edilen gizli askeri altyapıların bir parçası olarak biliniyor. Soğuk Savaş’ın gergin atmosferinde, olası denizden gelebilecek tehditlere karşı hazırlık amacıyla tasarlanmış bir denizaltı sığınağı olarak kullanıldığı anlatılıyor.<br />
Bugün işlevi değişmiş olsa da bölge hâlâ askeri hassasiyet taşıyor ve bu yüzden erişim büyük ölçüde kısıtlı. Kıyıya sessizce yaslanan bu tünel, Arnavutluk’un yakın tarihinde izole ve savunmacı döneminin somut bir izi gibi duruyor.</p>
<p>Mavi denizin ve güneşli kıyıların tam ortasında, bu karanlık giriş insanı bir anda geçmişe götürüyor; sahilin sakinliği ile tarihin sertliği yan yana duruyor. Porto Palermo’nun en çarpıcı yanı da belki tam olarak bu tezat oluyor.<br />
Yolun kara tarafında, kayalık yamaçlara tutunmuş agave bitkileri dikkat çekiyor. Akdeniz ikliminin sertliğine uyum sağlamış bu bitkiler, heykelsi duruşlarıyla kıyı şeridine yabani ama zarif bir karakter katıyor. Yol ilerledikçe manzara değişmiyor; sadece derinleşiyor.<br />
Saat 11.00 civarında Saranda’ya ulaşıyoruz. Şehir, dar bir kıyı şeridine sıkışmış yapısıyla ilk anda yoğun bir yerleşim hissi veriyor. Evler ve oteller yamaca doğru kat kat yükseliyor; coğrafyanın izin verdiği her boşluk yapılaşmayla doldurulmuş gibi. Bu sıkışık doku, Saranda’nın hem hızlı gelişen hem de sahil şehri olmanın sınırlarını zorlayan yapısını açıkça hissettiriyor.<br />
Deniz kıyısında modern oteller, eski yerleşim dokusuyla iç içe geçmiş durumda. Yeni yapılar cam ve beton yüzeyleriyle öne çıkarken, arka planda yükselen yamaçlar şehrin doğal sınırını belirliyor. Kısa süreli konaklayacağımız otel de bu yoğun siluetin içinde, sahile yakın konumuyla şehri gözlemlemek için bir durak noktası gibi yerini alıyor. Harbour Hotel’e yerleşiyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235339" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1.jpeg" alt="" width="1843" height="1340" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1.jpeg 1843w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1-300x218.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1-1024x745.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1-768x558.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1-1536x1117.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1-570x414.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1-701x510.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/01-1-1067x776.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1843px) 100vw, 1843px" /></a></p>
<p>Eşyalarımızı odaya bırakır bırakmaz kendimizi sokağa atıyoruz. Saranda gündüz vakti bile canlı, hareketli ve hiç durmayan bir ritme sahip. Sahil boyunca yürüyenler, kafelerde oturanlar, limana doğru akıp giden insanlar… Şehir, yazın etkisiyle sürekli nefes alıp veren bir sahil kalabalığına dönüşmüş durumda.<br />
Deniz Saranda’nın en baskın yüzü. Kıyıya yakın yerlerde açık turkuaz tonlar öne çıkarken, biraz açıldıkça İyon Denizi’nin koyu mavisi belirginleşiyor. Şehrin arkasında yükselen çıplak dağlar bu manzarayı çerçeveliyor; Saranda’yı hem sınırlıyor hem de ona sert ama karakterli bir arka plan veriyor.<br />
Yarın Korfu Adası’na geçeceğimiz için ilk işimiz limana gidip feribot biletlerimizi almak oluyor. Dar sokaklardan ilerleyerek kıyıya doğru yürürken, küçük dükkânların birbirine karıştığı bir hat boyunca şehir bizi limana doğru çekiyor. Yol üzerindeki vitrinler, hediyelik eşyalar ve renkli objelerle dolu; her biri kısa bir durup bakma hissi uyandırıyor.<br />
Bu küçük dükkânlardan birine girdiğimizde sohbet kendiliğinden başlıyor. Yaz aylarında memleketlerine dönen, aynı zamanda dükkânı işleten Arnavut bir çiftle konuşuyoruz. Yurt dışında kurdukları hayatı, yazın Saranda’ya dönüşlerini ve bu kıyı şehrinin onlar için taşıdığı anlamı anlatıyorlar. Sohbet uzadıkça, araya kahve ikramı da giriyor; konuşma daha da samimi bir hâl alıyor.<br />
Yolculuğun belki de en beklenmedik yanı burada kendini gösteriyor: Hiç tanımadığın insanların, kısa bir an için bile olsa sana tanıdık gelmesi. Saranda sokakları, sadece bir şehir değil; geçici karşılaşmaların ve küçük hikâyelerin birbirine karıştığı bir akış gibi ilerliyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235341" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2.jpeg" alt="" width="1436" height="1127" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2.jpeg 1436w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2-300x235.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2-1024x804.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2-768x603.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2-570x447.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2-701x550.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-2-1067x837.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1436px) 100vw, 1436px" /></a></p>
<p>Ardından Majestic Tur Acentesine uğrayarak Korfu biletlerimizi alıyoruz. Günün keyfi yerindeyken, dönüşte aracımıza park cezası kesildiğini fark edince moralimiz biraz bozuluyor. Bu küçük aksilik, ertesi sabah limana arabayla gitme konusunda bizi epey temkinli kılıyor. Yeni bir ceza ihtimalini göze alamayıp, sabah erkenden taksiyle limana inmeye karar veriyoruz.<br />
Ardından, Arnavutluk’un en popüler duraklarından biri olan ve “Gizli cennet” olarak anılan Milli Park’a, Mavi Göz’ü (Syri i Kaltër) görmek üzere yola koyuluyoruz. Şehirden uzaklaştıkça kıyı kalabalığı geride kalıyor ve yol bizi daha sessiz, daha doğal bir coğrafyaya taşıyor.<br />
Giriş kapısının önündeki otoparka ufak bir ücret karşılığında arabayı bırakıyoruz. Buradan sonra yaklaşık on beş dakika süren keyifli bir yürüyüş başlıyor. Yol boyunca hediyelik eşya tezgâhları, küçük yiyecek ve içecek dükkânları ve kalabalığın uğultusuna karışan sesler eşlik ediyor. Turist hareketliliği ile doğanın sessizliği burada yan yana akıyor.<br />
Yolun sonunda sevimli vagonlarıyla küçük bir tren karşılıyor bizi. Biletlerimizi alıp ormanlık alanın içine doğru ilerlerken Segway ve elektrikli araç kiralayanları da görüyoruz. Bölge oldukça kalabalık; herkes aynı noktaya ulaşma telaşı içinde ilerliyor. Bu yoğunluk, aslında birazdan karşılaşacağımız manzaranın habercisi gibi.<br />
Ahşap izleme platformuna çıktığımız anda kalabalığın nedeni yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bir adım daha atıp aşağıya baktığımızda, karşımızda koyu maviye çalan, neredeyse siyaha yakın bir merkezin gözbebeği gibi durduğu; çevresinin ise turkuaz ve açık mavi halkalarla genişleyerek açıldığı büyüleyici bir manzara beliriyor. Su, yalnızca bir yüzey değil; içine bakıldıkça derinleşen canlı bir boşluk gibi hissediliyor.<br />
Burası, Bistricë Nehri’nin kaynağı olan Mavi Göz. Yer altından güçlü bir akışla beslenen bu doğa oluşumunun derinliği kesin olarak bilinmiyor. Farklı kaynaklarda elli metrenin üzerinde olduğu belirtilse de, güçlü akıntı ve basınç nedeniyle bu derinliğin sonuna ulaşılamadığı anlatılıyor. Bu bilinmezlik, Mavi Göz’e gizemli bir karakter kazandırmış.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235342" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3.jpeg" alt="" width="1700" height="1337" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3.jpeg 1700w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3-300x236.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3-1024x805.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3-768x604.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3-1536x1208.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3-570x448.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3-701x551.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-3-1067x839.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1700px) 100vw, 1700px" /></a></p>
<p>Suya vuran ışık, suyun mineral yapısıyla birleşerek eşsiz turkuaz tonlarını oluşturuyor. Renkler sabit değil; bakış açısına ve ışığın gelişine göre sürekli değişiyor. Çevresini saran yoğun yeşillik ise bu görüntüyü doğal bir çerçeve gibi tamamlıyor. Eğreltiotları, yosunlar ve sık bitki örtüsü suyun kenarına kadar uzanarak manzarayı hem yakın hem de korunaklı kılıyor.<br />
Tüm bu görüntü karşısında kalabalık yavaşlıyor, sesler azalıyor. Herkes aynı noktaya bakıyor ama herkesin gördüğü şey biraz farklı olsa gerek. Mavi Göz, yalnızca bir su kaynağı değil; insanın bakışını içine çeken, zamanı unutturan güçlü bir doğa deneyimi olarak hafızada yer ediyor.<br />
Şöyle bir soluklanıp bir şeyler yiyelim diye oturduğumuz Syri i Kalter Restoran, tahta köprüleri, kırmızı beyaz kareli örtüler ile süslü minik ahşap masalarıyla şırıl şırıl akan suların ortasına kurulmuş yapısıyla adeta bir masal diyarını andırıyor. Suyun dingin sesi, yaprakların hışırtısına karışırken, zamanın akışı burada yavaşlıyor; insan kendini gerçek dünyadan kopmuş, düşsel bir sahnenin içinde buluyor.<br />
Şimdi rotamızı, Arnavutluk’un ilk UNESCO Dünya Mirası alanlarından biri olan Butrint’e çeviriyoruz. Uzun zamandır görmeyi istediğim bu antik kent, Butrint Millî Parkı (Parku Kombëtar i Butrintit) sınırları içinde yer alıyor ve yalnızca tarihiyle değil, doğasıyla da büyüleyici bir atmosfer sunuyor.<br />
Tatlı su gölleri, sulak alanlar, tuz bataklıkları, açık düzlükler, sazlıklar ve küçük adalarla örülü bu coğrafya, adeta yaşayan bir doğa müzesi gibi. Antik kent kalıntıları, bu zengin ekosistemin içine karışarak doğayla iç içe geçmiş bir tarih hissi yaratıyor.<br />
Parkta kayıt altına alınmış 1.200’den fazla bitki ve hayvan türü bulunduğu belirtiliyor. Bu çeşitlilik, Butrint’i yalnızca arkeolojik bir miras değil, aynı zamanda önemli bir doğal yaşam alanı hâline getiriyor.<br />
Beni en çok etkileyen ise, kökeni antik efsanelere dayandırılan bu kadim yerleşim oldu. Troya’dan gelen Aeneas ile ilişkilendirilen anlatılar, buraya mitolojik bir derinlik kazandırsa da Butrint’in asıl gücü, yüzyıllar boyunca farklı uygarlıkların izlerini taşıyan katmanlı tarihinden geliyor.<br />
Korfu Boğazı’na oldukça yakın bir noktada, Vivari Kanalı’nın Butrint Gölü’nü İyonya Denizi’ne bağladığı bu stratejik konumda yer alan kent, nehirlerin, lagünlerin ve göllerin oluşturduğu karmaşık hidrografik ağın tam merkezinde yükseliyor. Bu eşsiz coğrafya, Butrint’i yüzyıllar boyunca hem stratejik hem de ticari açıdan vazgeçilmez kılmış.<br />
Butrint’e giriş yaptığımız anda zamanın yönü değişmiş gibi hissediyoruz. Modern dünyanın sesi geride kalıyor; yerini rüzgârın taş duvarlara çarpıp geri döndüğü hafif bir uğultu alıyor. İlk adımlarımızla birlikte antik tiyatronun taş basamakları beliriyor. Yarım daire biçimindeki bu yapı, bir zamanlar kalabalıkların toplandığı bir sahne iken bugün sessizliğin içinde kendi hikâyesini koruyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235344" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14.jpeg" alt="" width="1638" height="1283" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14.jpeg 1638w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14-300x235.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14-1024x802.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14-768x602.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14-1536x1203.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14-570x446.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14-701x549.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/14-1067x836.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1638px) 100vw, 1638px" /></a></p>
<p>Tiyatronun hemen üstünde ve çevresinde yükselen surlar, kenti farklı dönemlerin katmanlarıyla çevreliyor. Dar geçitlerden ilerlerken taş duvarların yüzeyinde zamanın bıraktığı aşınmayı net bir şekilde görmek mümkün. Her köşe, başka bir döneme açılan kapı gibi hissediliyor.<br />
Yolumuz ilerledikçe Roma döneminden kalma yapılar beliriyor. Hamam kalıntıları ve sütun izleri, bir zamanlar burada güçlü bir şehir yaşamının var olduğunu hatırlatıyor. Biraz daha ileride Bizans dönemine ait bazilika kalıntıları karşılıyor bizi; taş zeminde hâlâ seçilebilen desenler, geçmişin dini ve kültürel izlerini taşıyor.<br />
Surların arasından yürürken deniz havası giderek daha fazla hissediliyor. Venedik döneminde güçlendirilen yapılar, kenti hem korumuş hem de stratejik bir noktaya dönüştürmüş. Taşların arasında ilerledikçe tarih tek bir çizgi gibi değil, üst üste binmiş katmanlar halinde açılıyor.<br />
Butrint’te her adım, farklı bir zamanın içinden geçmek gibi. Sessizlik, yalnızca bir boşluk değil; geçmişin hâlâ burada olduğunu hissettiren canlı bir alan gibi etrafı sarıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235345" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1.jpeg" alt="" width="1536" height="1274" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1-300x249.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1-1024x849.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1-768x637.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1-570x473.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1-701x581.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/11-1-1067x885.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Girişteki otoparka aracımızı bırakıyoruz. Anladığım kadarıyla erken saatlerde geldiğimiz için şanslıyız; ilerleyen saatlerde buranın dolup taştığını öğreniyoruz. Ulu ağaçların gölgesinde ağır ağır ilerlerken antik kentin dingin sessizliği insanı hemen içine çekiyor. Yapıların arasından süzülen yumuşak ışık, sanki bu kadim yerleşimin hâlâ soluk alıp verdiği hissini uyandırıyor.<br />
Tuzlu su lagününün durgun mavisi karşısında yükselen Venedik Kalesi, bütün görkemiyle ziyaretçilerini karşılıyor. Manzaranın dinginliği ile kalenin heybeti, birbirini tamamlayan iki güçlü unsur gibi duruyor. Kente adım attığımızda bizi ilk selamlayan da Venedik dönemine ait kule oluyor.<br />
Biraz ilerleyince küçük bir el işleri pazarına rastlıyoruz. Tezgâhlarda sergilenen el emeği göz nuru örtüler, takılar ve Butrint’e özgü simgelerin elde yapılmış örnekleri son derece zarif. Her bir parça yalnızca bir hatıra eşyası değil; bu toprakların kültürünü, sabrını ve inceliğini yansıtan küçük birer sanat eseri gibi. Tezgâhların önünde durup dokulara, desenlere ve renklerin uyumuna bakarken zamanın akışını unutuveriyoruz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235346" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1.jpeg" alt="" width="1681" height="1306" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1.jpeg 1681w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1-300x233.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1-1024x796.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1-768x597.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1-1536x1193.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1-570x443.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1-701x545.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/13-1-1067x829.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1681px) 100vw, 1681px" /></a></p>
<p>Ardından, tarih boyunca burada iz bırakmış uygarlıkların kalıntıları birer birer karşımıza çıkıyor: Asklepios’a adanmış kutsal alanın kalıntıları, antik tiyatro, Büyük Bazilika, Aslan Kapısı ve suya açılan Göl (Su) Kapısı… Her biri Butrint’in binlerce yıla yayılan geçmişinden süzülüp gelen, sessiz ama güçlü tanıklar gibi.<br />
Bu yapılar arasında ilerlerken kentin yalnızca bir arkeolojik alan değil, aynı zamanda doğayla iç içe geçmiş yaşayan bir tarih katmanı olduğu hissi belirginleşiyor. Lagünün sakin yüzeyi ile taşların ağır dili yan yana duruyor; geçmiş ile bugün aynı sessizlikte buluşuyor.<br />
Yapılarda kullanılan taşların boyutları özellikle dikkat çekici. Özenle yontulmuş, kimi zaman devasa bloklar hâlinde kesilmiş taşlar, kimi zaman ise daha küçük moloz taşlarla örülmüş duvarlar, dönemin mühendislik bilgisini ve ustalığını gözler önüne seriyor. Bazı yapılarda Roma ve Bizans dönemine özgü tuğla katmanları da taş örgüyle birlikte kullanılmış. Bu çeşitlilik, farklı dönemlerde yapılan eklemelerin ve yeniden inşaların izlerini açıkça hissettiriyor.<br />
Bu etkileyici işçilik, antik kentin yalnızca estetik açıdan değil, teknik bakımdan da ne kadar gelişmiş bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. Taşların düzeni ve dayanıklılığı, Butrint’in yüzyıllar boyunca ayakta kalabilmesinin de en somut nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235343" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1.jpeg" alt="" width="1588" height="1286" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1.jpeg 1588w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1-300x243.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1-1024x829.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1-768x622.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1-1536x1244.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1-570x462.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1-701x568.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/10-1-1067x864.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1588px) 100vw, 1588px" /></a></p>
<p>En ilgi çekici yapılardan biri, Erken Bizans dönemine tarihlenen Vaftizhane. Ortadaki vaftiz havuzunu çevreleyen, farklı uzunluklarda bir düzineden fazla taş sütun kalıntısı, yapının geçmişteki zarafetini hayal etmeyi kolaylaştırıyor.<br />
1928 yılında burada, Hristiyan vaftiz sahnelerini betimleyen olağanüstü bir yer mozaiği keşfedilmiş. Dairesel ve çok katmanlı bir kompozisyona sahip bu mozaik, aradan geçen uzun yıllara rağmen hâlâ dikkat çekici bir şekilde korunmuş durumda.<br />
Ne var ki ziyaretimiz sırasında bu eseri görme şansımız olmuyor; koruma amacıyla üzeri kapalı tutuluyor ve yalnızca sınırlı dönemlerde ziyarete açıldığı belirtiliyor.<br />
Yürüyüşümüz Triconch Sarayı kalıntılarıyla devam ediyor. Bu yapı, bölgede yer alan ve Roma dönemine tarihlenen en dikkat çekici villa komplekslerinden biri. Lagünün kıyısına yaslanan taş duvarlar, suya bu kadar yakın konumuyla Butrint’in yalnızca karada değil, suyun kıyısında da şekillenen hikâyeler taşıdığını hissettiriyor.<br />
Doğa ile tarihin iç içe geçtiği bu alan, kenti sıradan bir arkeolojik yer olmaktan çıkarıp yaşayan bir zaman kapsülüne dönüştürüyor.<br />
Belli ki böylesine suların içinde konumlanan bir yerleşimde yaşamak, sunduğu tüm güzelliklerle birlikte, aynı zamanda bu uygarlıkların kaderini de etkilemiş.<br />
Güneş yavaş yavaş batarken Saranda’ya doğru yola koyuluyoruz. Akşam yemeği için Bake’n Grill’de verdiğimiz mola, yemeğin ardından ikram edilen tarçınlı elma dilimleriyle tatlı bir kapanışa dönüşüyor. Günün yorgunluğunu üzerimizden atarken, ertesi gün planladığımız gezinin heyecanı da içimizi sarıyor: Komşuya geçip Korfu Adası’nı keşfedeceğiz.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-235347" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3.jpeg" alt="" width="1792" height="1357" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3.jpeg 1792w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3-300x227.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3-1024x775.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3-768x582.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3-1536x1163.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3-570x432.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3-701x531.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-3-1067x808.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1792px) 100vw, 1792px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beste Serim Erbak: İyon Denizi &#8211; Zdravo Albanija (Shqipëria)</title>
		<link>https://belgoturk.tv/belgoturk-yazarlari/beste-serim-erbak-iyon-denizi-zdravo-albanija-shqiperia/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[BTMagazin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Jun 2026 17:21:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Belgotürk Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Beste Serim Erbak]]></category>
		<category><![CDATA[BT|TATİL]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[gezgin]]></category>
		<category><![CDATA[gezi]]></category>
		<category><![CDATA[heykel]]></category>
		<category><![CDATA[Himare]]></category>
		<category><![CDATA[İyondenizi]]></category>
		<category><![CDATA[köy]]></category>
		<category><![CDATA[kültür]]></category>
		<category><![CDATA[mağara]]></category>
		<category><![CDATA[plaj]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[seyahat]]></category>
		<category><![CDATA[Tatil]]></category>
		<category><![CDATA[turist]]></category>
		<category><![CDATA[turizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://belgoturk.tv/?p=235325</guid>

					<description><![CDATA[İyon Denizi&#8217;nde&#8230; Zdravo Albanija (Shqipëria) Sabahın ilk ışıklarının denize vurmasıyla uyandık. Himare merkezine geçmeden önce, bu kıyıları denizden görebileceğimiz kısa bir tekne turu planladık. Güçlü bir kahvaltının ardından yola çıktık. Keravniya Dağları’nın eteklerinde, Arnavutluk Rivierası’nın en popüler sahil yerleşimlerinden biri olan Himare’nin Spile bölgesinde bulunan Antik Spila Mağarası bizi karşıladı. Demir parmaklıklarla kapatılmış olan mağara, [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İyon Denizi&#8217;nde&#8230;<br />
Zdravo Albanija (Shqipëria)</p>
<p>Sabahın ilk ışıklarının denize vurmasıyla uyandık. Himare merkezine geçmeden önce, bu kıyıları denizden görebileceğimiz kısa bir tekne turu planladık. Güçlü bir kahvaltının ardından yola çıktık. </p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2.jpeg" alt="" width="1690" height="1323" class="alignnone size-full wp-image-235326" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2.jpeg 1690w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2-300x235.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2-1024x802.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2-768x601.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2-1536x1202.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2-570x446.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2-701x549.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/07-2-1067x835.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1690px) 100vw, 1690px" /></a></p>
<p>Keravniya Dağları’nın eteklerinde, Arnavutluk Rivierası’nın en popüler sahil yerleşimlerinden biri olan Himare’nin Spile bölgesinde bulunan Antik Spila Mağarası bizi karşıladı. Demir parmaklıklarla kapatılmış olan mağara, halk arasında Odysseus Mağarası ya da Kiklop Mağarası olarak da biliniyor. Yerel efsanelere göre, Homeros’un Odysseia destanında anlatılan Odysseus ile Kiklop Polifemos’un karşılaşması bu mağarada gerçekleşmiş. Tarihle efsanenin iç içe geçtiği bu gizemli mağara, Himare’ye daha varmadan bölgenin mitolojik atmosferini hissettiriyor.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2.jpeg" alt="" width="1532" height="1124" class="alignnone size-full wp-image-235327" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2.jpeg 1532w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2-300x220.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2-1024x751.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2-768x563.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2-570x418.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2-701x514.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/08-2-1067x783.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1532px) 100vw, 1532px" /></a></p>
<p>Koyu çevreleyen plaj, berrak denizi ve sakin atmosferiyle adeta bize aitti. Sanki bütün dünya henüz uyanmamıştı. Dalgaların kıyıya ritmik vuruşları ve denizden esen hafif meltem dışında hiçbir ses duyulmuyordu. Sahil boyunca sıralanan şezlonglar boş, kafeler ise henüz hazırlık aşamasındaydı. Anlaşılan hem Himare halkı hem de tatilciler güne başlamamıştı. Bu huzurlu sessizliğin uzun sürmeyeceği ise belliydi. Nitekim tekne turundan döndüğümüzde plajın hızla dolduğunu, sahil boyunca restoranların açıldığını, müziğin yükseldiğini ve kıyının kısa sürede yaz mevsiminin canlı atmosferine kavuştuğunu görecektik.</p>
<p>Sahile inen yol boyunca sıralanmış tur şirketlerinin küçük stantları, yaklaşan hareketliliğin ilk habercileriydi. Biz de Himara kıyılarını denizden keşfetmek için Himara Seas The Day&#8217;den biletimizi aldık. Tur saatine kadar geçen zamanı değerlendirmek amacıyla sahil boyunca yürüyüp, dikkat çekici mavi cephesiyle öne çıkan Kafe Himara 1928&#8217;in gölgeli masalarından birine oturduk. Adını kuruluş yılından alan ve Himara&#8217;nın en eski kafelerinden biri olan bu mekân, nostaljik atmosferiyle geçmişin izlerini günümüze taşıyor. Denizle neredeyse iç içe olan konumu ve serin esintisi sayesinde, tekne turu öncesinde keyifli bir mola verme fırsatı bulduk. Kahvelerimizi yudumlarken bir yandan yavaş yavaş canlanmaya başlayan sahili, bir yandan da birazdan çıkacağımız yolculuğu izler gibi hayal ettik.</p>
<p>Saatler 11’e yaklaşırken, tekne kaptanının önderliğinde, arkamızda giderek kalabalıklaşan yolcu grubuyla birlikte rıhtıma doğru yürümeye başladık. Bizi bekleyenler klasik gezi tekneleri değil, kıyı boyunca hızla ilerleyebilen çevik şişme botlardı. İlk bakışta oldukça pratik görünseler de, özellikle yüzme molalarında bu botlara inip binmenin düşündüğümüz kadar kolay olmadığını sonradan anlayacaktık. Yine de önümüzde uzanan turkuaz koylar ve keşfedilmeyi bekleyen kıyılar, bu küçük zorlukları önemsiz kılıyordu. Deniz bizi çağırıyordu; biz de kendimizi onun ritmine bırakmaya hazırdık.<br />
Motorun uğultusu eşliğinde kıyıdan uzaklaşırken, altımızda uzanan berrak suların renkleri sürekli değişiyordu; açık turkuazdan derin laciverte, oradan zümrüt yeşiline uzanan tonlar adeta dev bir ressam paletini andırıyordu. Bot, kimi zaman yalnızca denizden ulaşılabilen bembeyaz çakıllı koylarda, kimi zaman da kayalıkların içine oyulmuş, karanlık girişleriyle merak uyandıran mağaraların önünde yavaşlıyordu. Her durak, Arnavutluk Rivierası&#8217;nın farklı bir yüzünü ortaya çıkarıyordu. Dalgalar zaman zaman sertleşiyor, bot suyun üzerinde sıçrayarak ilerliyordu. Bazı anlarda yükselen su zerrecikleri üzerimize yağmur gibi düşüyor, birkaç saniye içinde hepimizi sırılsıklam bırakıyordu. Yaz güneşinin altında bu serinlik ferahlatıcı olsa da, hızın ve dalgaların yarattığı hafif adrenalin duygusu yolculuğa ayrı bir heyecan katıyordu. Önümüzde uzanan her yeni koy, bir sonrakinin daha da güzel olacağı hissini uyandırıyordu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1.jpeg" alt="" width="1698" height="1382" class="alignnone size-full wp-image-235329" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1.jpeg 1698w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1-300x244.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1-1024x833.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1-768x625.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1-1536x1250.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1-570x464.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1-701x571.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/09-1-1067x868.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1698px) 100vw, 1698px" /></a></p>
<p>Kayalıkların neredeyse dikey biçimde denize indiği sarp kıyılar boyunca ilerlerken, zaman zaman beton askeri sığınaklar beliriyordu. Doğanın cömert güzelliğiyle sert tarihsel izlerin yan yana duruşu, insanı ister istemez düşündürüyordu. Masmavi bir denizin ortasında, geçmişin gölgesiyle karşılaşmak, bu coğrafyanın ne kadar katmanlı ve derin bir hikâyeye sahip olduğunu bir kez daha hatırlatıyordu.<br />
İner inmez Guma Restaurant’a oturduk. Ege ve Akdeniz etkilerini taşıyan, taze ve sade lezzetlerin öne çıktığı mutfağıyla bu küçük sahil kasabasında keyifli bir mola verdik. Denizden gelen hafif esinti ve öğle güneşinin yumuşak ışığı eşliğinde yaptığımız bu kısa durak, günün devamı için güzel bir başlangıç oldu.<br />
Ardından rotamızı, Himara’nın dağlara yaslanmış geleneksel köyleri Vuno ve Dhërmi’ye çevirdik. İnce ve kıvrımlı yol, iki köyü birbirine bağlarken, manzara her virajda biraz daha büyüleyici hâle geliyordu. Llogara Geçidi’ne giderken de aynı güzergâhı kullanmış, manzaranın etkisiyle “Mutlaka yeniden geleceğiz” demiştik. Şimdi bu sözü tutmanın verdiği mutlulukla, aynı yolun üzerinde yeniden ilerliyorduk.<br />
Ana yolun kenarından başlayan Arnavut kaldırımlı sokaklar, taş evler, incir ağaçları, çamlar, asmalar ve güllerle çevriliydi. Dağın eteklerine serpiştirilmiş beyaz yapılar, aşağıda uzanan masmavi İyon Denizi’ne doğru sessizce bakıyordu. Manzara öylesine etkileyiciydi ki, insan kendini zamanın yavaşladığı, gündelik telaşların geride kaldığı bambaşka bir dünyaya adım atmış gibi hissediyordu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2.jpeg" alt="" width="1558" height="1151" class="alignnone size-full wp-image-235330" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2.jpeg 1558w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2-300x222.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2-1024x756.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2-768x567.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2-1536x1135.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2-570x421.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2-701x518.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/06-2-1067x788.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1558px) 100vw, 1558px" /></a></p>
<p>Vuno ve Dhërmi gibi köylerin en belirgin yönlerinden biri, neredeyse her adımda karşınıza çıkan dik yokuşlardı. Ancak bu zorlu tırmanışlar, her defasında aşağıda uzanan Arnavutluk Rivierası manzarasıyla ödüllendiriliyordu; her viraj, biraz daha genişleyen bir ufuk açıyordu.<br />
Vuno’nun merkezinde, minik ve şirin bir kahve dükkânı olan Bar Lula’ya oturduk. Yeşillikler arasından yükselen beyaz evlerin oluşturduğu tabloyu seyre dalarken, köyün dingin ritmi yavaş yavaş içimize işledi. Zaman sanki ağırlaşmış, her şey olması gerektiği kadar sakin akıyordu.<br />
Meydanda yer alan ve şehitler anısına dikilmiş Vuno Şehitler Anıtı ise bu huzurlu atmosferin ortasında, geçmişin izlerini taşıyan sessiz bir tanık gibi duruyordu.</p>
<p>Gezilecek yerleri sorduğumuzda, köylüler hemen karşı yamaca bakan, eski ve büyük ölçüde harabe hâlindeki Kisha e Shën Kollit’i işaret ettiler. Taş merdivenlerden yukarı doğru ilerlerken, köyün derin sessizliği ve İyon Denizi’nden yükselen serin esinti yolumuza eşlik etti; bu tırmanış, yorgunluktan çok huzur veriyordu.<br />
Yükseklere çıktıkça, köyün taş dokusu ve çevredeki yerleşimlerin siluetleri giderek daha geniş bir panoramaya dönüşüyor, bölgenin katmanlı tarihi ve kültürel dokusu daha belirgin hissediliyordu. Her adımda farklı bir geçmiş izini taşıyan bu manzara, yolculuğun en dingin anlarından birini oluşturuyordu.<br />
Taş evlerin büyük bölümü bugün butik otel ya da pansiyon olarak hizmet veriyor. Aşağıda uzanan koylar ise Arnavutluk Rivierası boyunca yer alan ünlü plajlara açılan kıyı şeridine bağlanarak bu sakin dağ köylerini denizin cazibesiyle buluşturuyordu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2.jpeg" alt="" width="1536" height="1236" class="alignnone size-full wp-image-235328" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2-300x241.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2-1024x824.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2-768x618.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2-570x459.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2-701x564.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/03-2-1067x859.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a></p>
<p>Manzarayı seyretmek için uçurum kenarındaki cam korkuluklu seyir noktasına oturduk. Karşımızda uzanan İyon Denizi’nin mavisi, aşağıdaki kıyı hattıyla ufka doğru kesintisiz bir çizgide birleşiyordu.<br />
Tam o sırada yolun karşısındaki küçük dükkândan bir kadın, “Böreği yeni pişirdim,” diyerek el açması börek ikram etti. Tereyağının kokusu ve çıtır hamurun sıcaklığı eşliğinde, denize karşı yediğimiz bu börek, yolculuğun en unutulmaz anlarından biri olarak hafızamıza kazındı.<br />
Marco Restaurant’da oturup hem gün batımını izlemeye hem de akşam yemeğimizi burada yemeye karar verdik. Tepeden ufka doğru ağır ağır alçalan güneş, gökyüzünü turuncudan mora uzanan sayısız tona boyarken, manzaranın güzelliğini anlatmak kelimelerle zorlaşıyordu. Karşımızda uzanan İyon Denizi üzerine düşen altın ışık, günün bütün yorgunluğunu silip süpüren büyülü bir atmosfer yaratmıştı.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2.jpeg" alt="" width="1654" height="1228" class="alignnone size-full wp-image-235331" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2.jpeg 1654w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2-300x223.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2-1024x760.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2-768x570.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2-1536x1140.jpeg 1536w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2-119x89.jpeg 119w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2-570x423.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2-701x520.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/05-2-1067x792.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1654px) 100vw, 1654px" /></a></p>
<p>Burası da Akdeniz ve Ege mutfağı etkilerini taşıyan bir restorandı. Tepedeki konumuyla hem dağ siluetini hem de aşağıda uzanan denizi aynı anda izleme imkânı sunuyordu. Masamıza gelen taze ve sade lezzetlerle birlikte gün batımının eşsiz manzarası birleşince, keyfin aslında çoğu zaman sadelikte gizli olduğunu bir kez daha hissettik. “Yemek dediğin, tam da böyle bir ortamda anlam kazanıyor,” diye düşündük; manzara, tatlar ve dinginlik aynı sofrada buluşmuştu.</p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1.jpeg" alt="" width="1517" height="1190" class="alignnone size-full wp-image-235332" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1.jpeg 1517w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1-300x235.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1-1024x803.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1-768x602.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1-220x173.jpeg 220w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1-570x447.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1-701x550.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/04-1-1067x837.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1517px) 100vw, 1517px" /></a></p>
<p><a href="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" src="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2.jpeg" alt="" width="1441" height="1033" class="alignnone size-full wp-image-235334" srcset="https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2.jpeg 1441w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2-300x215.jpeg 300w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2-1024x734.jpeg 1024w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2-768x551.jpeg 768w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2-124x90.jpeg 124w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2-570x409.jpeg 570w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2-701x503.jpeg 701w, https://belgoturk.tv/wp-content/uploads/2026/06/02-2-1067x765.jpeg 1067w" sizes="auto, (max-width: 1441px) 100vw, 1441px" /></a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
