Emin Çölaşan: Biraz olsun sus be kardeşim…

Emin Çölaşan-2Sevgili okuyucularım, malum şahıs büyük (!) bir performans sergiledi ve yüzde 51’le, kıl
payı cumhurbaşkanı seçilmeyi başardı.
Biz de dedik ki “Artık Çankaya’da yapacak işleri vardır, herhalde bir miktar susar!..”
Susmak ne kelime, coştukça coştu ve önüne gelen her yerde yeni kimliği ile nutuk atmaya başladı.
Aynı sözler, aynı laflar, aynı masallar…
Gördüğü her kürsüye zıplıyor, konuştukça konuşuyor, başkaları tarafından hazırlanan yazılı metinleri önündeki elektronik aygıttan okumaya devam ediyor!

* * * *

O konuştukça sadrazamı Davutoğlu Ahmet ikinci planda kalıyor, mutlaka bozuluyor,
fakat renk vermesi mümkün olmuyor.
Ama danışmanları onun için uygun düşecek sahneleri de hazırlıyor.
Geçenlerde Samsun’a gitmişti…
Kendisini o makama seçen şahıs gibi toplu açılış töreni (!) yapmasın mı!
Aylar ve yıllar önce hizmete giren tesisleri yeniden açtı!
Demek ki bu düzmece törenler devam edecek, Ahmet bu yutturmacanın figüranı olmayı sürdürecek.

* * * *

Danışmanları bir ara Ahmet’in yanına sokuldu:
“Sayın başbakanım sahilde bazı vatandaşlar balık tutuyor. Onların yanına gidip fotoğraf çektirsek iyi olur! Basına veririz, bizim yandaşlar kullanır…”
Hep birlikte sahile gittiler…
Ahmet eline bir olta aldı ve bol kepçe fotoğraflar çektirdi.
Ertesi gün yandaş-yalaka-yavşak-liboş medya bunları manşete taşıdı:
“Başbakan Samsun’da vatandaşlarla balık tuttu. Vatandaşlar kendisine sevgi gösterisinde bulundu!”
Evet, Ahmet ikinci planda kalmış olmanın, figüranlığın, gölge başbakanlığın acısını böyle ucuz numaralarla çıkarma peşinde.

* * * *

Öbürü ise eski alışkanlığından vazgeçemiyor. Bulduğu her kürsüye zıplayıp bir şeyler
geveliyor.
Şimdi sıra geldi okullarda din derslerini nasıl savunduğuna!..
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) geçtiğimiz günlerde karar almış ve bu
sürecin değişmesi gerektiğini vurgulamıştı.
AİHM kararları anayasa uyarınca, Türkiye’nin de uymak zorunda olduğu kararlar.
Tayyip’in bu konuda önceki gün ettiği laflar, 21. yüzyılın utanç belgesiydi:
“AİHM bir karar aldı. Zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinden öğrencilerin muaf sayılmasını öngördü. Bu karar yanlış. Batı’da bunun örneği yok…”
(Çünkü Batı dünyası böyle safsatalarla uğraşmakla zaman geçirmiyor.)
“Dünyanın hiçbir yerinde zorunlu fizik dersinin, zorunlu kimya dersinin, matematik dersinin tartışıldığını göremezsiniz. Ama ne hikmetse din dersinin tartışıldığını görürsünüz.
Din derslerini tartışmaya açarsanız, kaldırırsanız, çok tabii olarak uyuşturucu gelip onun yerini doldurur. Şiddet gelir, ırkçılık gelir, onun yerini doldurur.”

* * * *

Şu adamın mantığına, eğer varsa bilgisine ve kültür düzeyine bakar mısınız!
Çıkmış piyasaya, din dersleri ile müspet ilimleri-pozitif bilimleri kıyaslamaya kalkışıyor.
Bir yanda küçücük çocuklara din ticareti ve din sömürüsü için zorunlu olarak verilen din
dersleri, öte yanda fizik, kimya, matematik…
Tahmin ediyorum IŞİD’in yönetim kadrosu da ortaya çıkıp konuşsa, aynen bunları söyleyecektir.

* * * *

Sadece onlar değil, Tayyip’in hısım akrabası, yandaşı ve en büyük destekçisi olan Katar, Suudi Arabistan şeyhlerinin de fikirleri aynı doğrultuda olacaktır.
Din dersleri zorunlu olmazsa uyuşturucu devreye girermiş!
Bizim kuşaklar okullarda din dersi almamıştık ama dinimize olan saygımızı, Allah’ımıza olan inancımızı bir gün olsun yitirmedik.
Bizim zamanımızda sadece kız öğrenciler değil, hiç kimse adına türban denilen o üniformaya bürünmemişti.
Ama hiçbirimiz uyuşturucu kullanmadık, yanından bile geçmedik.
Bilmeden ve anlamadan ortaya saçtığı bu gibi zırvalarla milyonlarca öğrenciye, onların velilerine ve dolayısıyla Türk Milleti’ne açıkça hakaret ettiğinin belki farkında, belki değil.

* * * *

“Bak muhterem, şu geçtiğimiz ağustos ayında padişahlığa seçildin.
İstanbul’daki sarayların zaten hazır. Ankara’daki AKsaray ise bitmek üzere.
Yakında oralara taşınıp soyun ve sülalenle rahata ereceksin.
Senin gibi anasından saraylarda doğmuş olanlar için bu milletin katrilyonları o sarayların inşaatlarına saçıldı.
Bari bunun hatırına bir süre ağırdan al ve konuşma da, sinir sistemimiz yatışsın.
Söyleyeceklerini gölge sadrazam, emir kulun Ahmet’e bildir, o söylesin.
Senin konuşmaktan başka işin, başka görevin yok mu yahu?
Günün 24 saati papağan gibi konuşmaktan vazgeç artık.
Bize göstermiyorsun, bari Ahmet’e saygı göster.
Yeter be, biraz olsun sus.”

SÖZCÜ

Leave a Reply

Your email address will not be published.