Bu adamların zihniyeti böyle işte…
9-10 yaşındaki kız çocuklarını bile türbana sokuyorlar!
Beşinci sınıftan itibaren devlet okullarında türban serbest bırakıldı. Özgürlükmüş!
Ne özgürlüğü bu? 9-10 yaşındaki küçük çocuklar kendi iradeleriyle seçim yapabilirler mi?
Bunların kafasına göre, bir kadının veya kızın (küçük yaşta olsa bile) her yanı kapalı olacak…
Zavallılar, kadının omzu göründü diye tahrik oluyorlar!
Kadın teni onları fena yapıyor!
Dekolte giyinen bir kadın sunucuyu bu yüzden televizyondaki işinden attırmadılar mı?
* * * *
Bir de ne diyorlar?
“Biz kimsenin kılığına kıyafetine, nasıl giyindiğine karışmayız!”
Sevsinler sizi…
İyi ki karışmıyorsunuz… Ya karışsaydınız kim bilir neler olacaktı?
Açıkta kadın eti görünce, ayranları kabarıyor, içleri bir tuhaf oluyor, mahvoluyorlar!
Peki, nasıl kadın istiyorlar?
* * * *
İstedikleri kadın modeli şöyle:
Sıkmabaş türbanlı…
Yerlere kadar uzanan kapalı giysili veya çarşaflı…
Erkeğinin birer adım arkalarından giden…
Evde saksı gibi duran, sokakta çanta gibi taşınan…
Kocasının kimliğini kabullenen, kendi kimliğini unutan…
Ayrı bir kişiliği olmayan, çalışmayan, kendi ayakları üzerinde duramayan…
Evde oturup kocasını bekleyen, evi temizleyen, kocasına sevdiği yemekleri yapan…
Erkeği eve kuma getirirse sesini çıkartmayan, sessiz, sakin, ezilmiş bir kadın tipi…
* * * *
Modelleri böyle… Ülkemizdeki kadınlarının yarısı da, ne yazık ki, modele uyuyor!
Fakat bu da onlara yetmiyor. Türk kadınlarının tamamını kapatmak istiyorlar!
İstiyorlar ama… Bakalım tüm kadınlarımızı o hale getirebilecekler mi?
Bu mümkün değil tabii ki…
Aydın Türk kadınlarının, onların ilkel dayatmasına boyun eğeceklerini hiç sanmıyorum!
Zorbalığın temel ilkesi korkudur!
Birçok entelektüel okurumdan mesajlar geldi:
“Kuvvetler ayrılığından şikâyet eden bu iktidarın, Montesquieu’den haberi yok mu?” diye soruyorlar.
Demokrasinin temeli olan “Kuvvetler ayrılığı” ilkesi, 1689-1755 yılları arasında yaşayan büyük Fransız düşünürü Montesquieu’nun felsefesidir.
Tüm dünyayı etkileyen Montesquieu şöyle diyor:
* * * *
“Zorbalık, kendini her şeyin sahibi sanan bir kişinin yasalara uymadan keyfî yönetimidir.
Zorbalığın temel ilkesi korkudur. Bu korku, cesareti kıran ve girişimi engelleyen bir korku olup, şan ve şerefe yönelirse, isyanlara sebep olabilir.
Bozulan her krallık, ister istemez zorbalığa yönelir.
Zorba yönetimlerde tartışmasız, özürsüz ve mutlak bir itaat zorunluluğu vardır. Buradaki mutlak itaat bireylerin bilgisizliğinden doğmuştur.”
* * * *
Montesquieu demek istiyor ki, bir ülkede bireylerin hak ve özgürlüğünü korumak, ancak kuvvetler ayrılığı prensibine uyularak sağlanabilir.
Yasama, yürütme ve yargı gücü bir elde toplanmışsa orada özgürlük de yoktur!
Demokraside, yargı bağımsız ve siyasetin dışında olacak, Başbakan ve Bakanlardan oluşan yürütme gücüyle meclisin yetkisinde bulunan yasama gücü ve yargıçlara tanınan yargılama yetkisi birbirlerinden mutlaka ayrılacak.
Bu güçlerin her biri kendi yetkilerini kullanarak birbirlerini denetleyecek.
Demokrasi, hak ve adalet, ancak böyle sağlanır!
Tebessüm
Haksız yere ölüm cezası!
Günümüzden 2500 yıl önce yaşayan ve tarihin en büyük filozoflarından biri kabul edilen Sokrates, hayatını geçirdiği Atina’da, tanrılara karşı geldiği iddiasıyla ölüm cezasına çarptırılmıştı.
Filozof “Baldıran zehiri” içirilerek idam edilecekti…
Atinalı yargıçların kararını çok haksız bulan karısı:
“Alçaklar, zalimler, seni nasıl da acımasızca ölüme mahkûm ettiler?” diye isyan etti.
Sokrates ölüm kararına rağmen sakin ve soğukkanlıydı. Tebessüm ederek:
“Tabiat da onları ölüme mahkûm etti!” dedi.
Karısı “İyi ama seni haksız yere ölüme mahkûm ettiler!” diye haykırınca cesur filozof yine bilgece gülümseyerek:
“İyi ya sevgili karıcığım” dedi “Ya haklı yere ölüme mahkûm etseler daha mı iyiydi?”
Günün Sözü
Hırsız bile işini on yılda öğrenir!

SÖZCÜ