Zorunlu din dersi hırsızlık ve rüşveti de önler mi?..
Ben zorunluluk sonucu yapılan şeylerin iyi sonuç vereceğine inanmam.
O nedenle okul hayatım boyunca zorunlu derslerden hiç mi hiç keyif almadım.
Örneğin müzik yeteneği bulunmayan, hatta nota bile okuyamayan biri olarak, zorunlu flüt derslerine girmek, benim için işkenceden farksızdı. Kulağımız var mı, hangi enstrümana daha yatkınız diye sorulmadan bütün sınıf, koro halinde flüt çalmaya zorlandık!..
Şimdilerde hatırlamak için kendimi ne kadar zorlasam da, zorunlu derslere dair hiçbir bilginin hafızamda yer etmediğini anlıyorum.
Ama sevdiğim derslerle ilgili en ufak ayrıntıyı bile sanki daha dün öğrenmişim gibi hatırlayabiliyorum.
* * * *
Bizim dönemimizde bugün tartıştığımız din dersleri de zorunluydu.
O yıllarım, Arapça bilmediğim için maneviyatını anlamaktan uzak olduğum duaları ezberlemeye çalışmakla geçti.
Duaları aklım erince, okudukça ve sordukça anladım ve içselleştirdim.
Bilinçle okumaya başladım.
Ama o gün gelinceye kadar ne uyuşturucu müptelası oldum ne de terörist!..
Hatta kendi çapımda “iyi bir insan” olmayı başardığımı da söyleyebilirim.
Çünkü benim “ahlak”tan anladığım, inanç olduğu kadar vicdandır.
Dua etmek, oruç tutmak kadar, yalan söylememek, kul hakkı yememektir.
Değerlerine sahip çıkmak kadar, senden olmayanı da ötekileştirmemektir.
Örtünme hakkı kadar, fikir bildirme hakkıdır.
Bu hakkın gaz fişekleriyle, tazyikli sularla, kurşunlarla bastırılmamasıdır.
Dilini, dinini, ırkını, fikrini alçak pusularla, suikastlarla ifade etmemektir.
Allah’ın adı ağzındayken, kafa kesmemek, minicik kız çocuklarına tecavüz etmemek, yakıp yıkmamaktır.
Masa başındaki menfaat hesaplaşmalarının sonucunda, eline silah almamış masum sivillere, şehirlere, hastanelere bombalar yağdırmamaktır.
Sokak ortasında karını öldürmemek, çocuğunu öldüresiye dövmemektir.
Yüzlerce yolcu taşıyan uçakların gelip geçtiği apronlara oluk oluk kan akıtarak deve kurban etmemektir.
* * * *
Milyar dolarlık ihalelerden milyonlarca liralık komisyonlar almamaktır.
Hırsızlıklar, yolsuzluklar, rüşvetler ortada çırılçıplak dururken bir nebze olsun utanmaktır.
400 bin liralık alışverişi gözümüze sokmamak, televizyonlarda arsızca “kakara kikiri” yapmamaktır.
Kendisi gibi düşünmeyenleri, kendisine biat etmeyenleri cezalandırıp zindanlara atmamaktır.
Yalanlarla iftiralarla onurlarını ayaklar altına aldığınız, yıllarını hatta ömürlerini çaldığınız insanların vebalini iki cihanda omuzlarında taşımaktır.
Paranız ve gücünüz ne kadar çok olursa olsun yerine yenisini koyamayacağınız doğaya saygı duymaktır.
Diktiğiniz gökdelenlerden, işçileri öldürerek açtığınız madenlerden, vahşi rant yağmalarından cebinize indirdiğiniz para kadar olmasa bile, “insan”a da değer vermektir.
Dahası insan hayatını en değersiz şey olmaktan kurtarmaktır.
Özetle bana göre dini, inancı ne olursa olsun “içindeki vicdan insanın Tanrı’ya en yakın olduğu” noktadır.
Belki de bu nedenle zor olandır ve de “diğerlerine” sığınmak hep daha kolaydır…
UĞUR DÜNDAR’IN NOTU: Değerli okurum-yazar Türkan Şanverdi Avcı, sanki içimden geçenleri okumuş da kaleme almış gibi, güzel mi güzel bir yazı göndermiş. Beni çok etkileyen ve esin kaynağım olan o yazıya kendimce bazı ilaveler-çıkarmalar yaptım. Sonuçta okuduğunuz satırlar ortaya çıktı. Umarım siz de beğenirsiniz. Çünkü içinden geçtiğimiz şu kapkaranlık süreçte ortak duygu ve paylaşımlara öylesine ihtiyacımız var ki…
SÖZCÜ