Emin Çölaşan: Memleketimden tatil manzaraları

Emin Çölaşan-2Sevgili okuyucularım, dört buçuk günlük bir tatile girdik. Yanlış anlamayın, gazetecilerin çoğu tatilde değil. Ben de tatil boyunca çalışıp yazılarımla size hizmet sunacağım.
Şimdi ben burada “Kurban Bayramınız kutlu olsun” desem olmayacak…
Çünkü böyle zamanlarda esas olan bayram falan değil, yapılacak tatilin gün sayısıdır!
O halde ne demeli!
“Tatiliniz hayırlı olsun!..”
Şu anda tatil sonuna kadar milyonlarca araç özellikle şehirler arasındaki yollarda seyir halinde. Allah korusun ama yüzlerce kaza olacak, çok sayıda insanımız yaralanacak veya can verecek.
Dikkatli olun.

* * * *

İşin bir de acemi kasaplar boyutu var ki, çok önemli.
Kurbanlık hayvanı kesmeye soyunan yüzlerce kasap kendini kesecek, yaralayacak…
Kurbanın kanı yerine kendi kanını akıtacak.
Birkaç tanesi kan kaybından ölecek.
İrili ufaklı yerleşim birimlerinde kesim yapılırken mide bulandırıcı manzaralar sergilenecek, kurbanlar küçük çocukların gözleri önünde kesilecek, ortalık kan gölüne dönecek, ortalığı vahşi görüntüler kaplayacak.
Korkunç bir çevre kirliliği yaratılacak.
Acemi kasapların haberlerini yarından başlayarak izlersiniz!
Yılın 365 günü insanları kandıran, her türlü fenalığı yapan, rüşvete ve yolsuzluğa bulaşan bir sürü insan ve özellikle siyasetçiler Allah’ı kandırmaya yeltenip, kurban kestirdiği takdirde günahlarının affedileceğini zannedecek.
İş bu kadar ucuz mu!

* * * *

Her tatilde olduğu gibi bu sefer de Yunan adaları Türk işgali altına girmiş durumda. Yaklaşık 400 bin vatandaşımız şu anda Yunan adalarında dolanıyor, Yunanistan ekonomisine katkıda bulunuyor.
Kuzeyde Midilli’den başlayan, Sakız, İstanköy, Simi, Sisam ve en güneyde Meis dahil devam eden bütün adaları artık biz kalkındırıyoruz.
Yurt dışına düzenlenen turlara ise en az 200 bin kişi katılıyor.
Bu tatil aslında orta boy!..
Bunun en güzeli, arefe günü pazartesine denk gelse muhteşem olurdu! Yarım gün tatili de hükümet verirdi, al sana tam dokuz günlük inanılmaz bir bayram tatili!..
Bu seferki kesmedi ama idare eder!
Aman sayın sürücüler gidişte ve dönüşte dikkatli olun, kaza yapmayın.
Aman sayın kasaplar kurbanı keserken siz de dikkatli olun, kendinizi kesmeyin.
İyi tatiller olsun.

Memleketimden plaj manzaraları

Sevgili okuyucularım, iki haftalık iznimin çoğunu Çeşme’nin muhteşem plajında geçirdim. Böyle bir deniz dünyada azdır.
Her yıl olduğu gibi bu kez de dikkatimi bir şey çekti:
Binlerce normal mayolu insanın dışında bir de denize acayip kıyafetlerle giren bazı kadınlar…
Kafa yine örtülü, alınlarına bant çekilmiş.
Üzerlerinde ayak bileklerine kadar inen tulum gibi bir şey.
Sadece elleri, ayakları ve yüzleri açık.
Bunların denize girip çıkması da ayrı bir alem! Denize girip çıkarken tulum şişiyor, yerli ve yabancılar, ama özellikle de yabancılar bu tuhaf görüntüleri dehşet ve hayretle izliyor.

* * * *

Birkaç metre ötemde tanık olduğum görüntüleri kısaca anlatayım:
Örtülü kadının yanındaki adamın üzerinde normal bir mayo. Kadın ise yukarıda anlattığım gibi…
Her ikisi de şezlonga uzanmışlar. Adam güzelce güneşleniyor, zavallı kadın o halde, üzerinde ıslak tulumla yatıyor.
Tulumunun su geçirip geçirmediğini bilmiyorum. Üzeri ıslak ama içerisi yaş mı kuru mu!
Erkek egemen toplum kadını aşağılamış, onu plajda bile böyle giyinmek zorunda bırakmış. Erkek mutlu, onun keyfi yerinde.
Gülmek mi gerek, yoksa ağlamak mı?

* * * *

Bir terslik olmayacağını bilsem o kadınlara seslenecektim:
“Bak kardeşim, bunlar seni dibine kadar sömürüyor. Yanındaki adamın tenine deniz suyu değiyor, vücudu güneş ve D vitamini alıyor. Ya senin durumun?.. Seni bu acayip nesnenin içine sokmuşlar. Nasıl horlandığının farkında mısın?”
Belki diyecekti ki “Ben böyle örtünüp Allah’ın emrini yerine getiriyorum…”
O halde soracaktım:
“Madem öyledir, bunca yarı çıplak adamın ve kadının arasında ne işin var? Git evinde otur, ya da denize tenha bir yerden gir.”

* * * *

Ünlü yazarımız Refik Halit Karay (1888-1965) adına İnkılap Yayınevi tarafından derlenen “Hep İstanbul” isimli kitapta onun yazılarından örnekler veriliyor.
Karay 1954 yılındaki bir yazısında, geçmiş yıllarda denize nasıl girildiğini anlatırken özetle şöyle diyor:
“Kütüphanemde 50-60 yıl önce yayınlanmış Fransız kitapları var. Kitaplar zamanın plaj kıyafetlerini gösteriyor. Erkekler gırtlaklarına kadar kapalı ve kollu deniz fanilaları giymişler, pantolonları diz kapağının aşağısında.
Kadınlar ise adeta elbiseli, ayaklarında çoraplar bile duruyor. Şimdi o kıyafette şehirde dolaşan bile kalmamıştır.
Ben o zamanın muşambadan yapılmış kadın mayolarına yetişmiştim. Mayolar bütün vücudu örterdi. Deniz suyu ancak aradan girip vücudu ıslatırdı. Başa da gene muşambadan bir kukuleta geçirilirdi. (Şimdi kukuletanın yerini türban almış.)
Ayrıca endam meydana çıkmasın diye mayo her tarafından farforalı idi. Bu şekilde denize girenler hep tazeler, alafranga meşrep olanlardı.
Öbürleri peştemallı idi.
İçine hava dolup peştemalların balon gibi şişmesi beni pek eğlendirirdi!”
Bazı kadınlarımızın (mayo diyemiyorum) deniz giysileri yaklaşık 150 yıl sonra işte böyle olmuş, 150 yıl öncesindeki Avrupa’ya benzemiş! O yıllarda peştemal denizde şişiyor, günümüzde ise adına mayo denmesi mümkün olmayan, kadını saçı dahil topuğuna kadar örten acayip ve sağlıksız giysiler balon gibi şişiyor.
Tatil boyunca inşallah olmaz ama- çevrenizde böylelerini görürseniz izleyin.
Ülkemizin nerelere getirildiğini, saçından topuğa kadar kapalı tutulan kadınlarımızın, erkeklerinin emri ve mahalle baskısıyla denizde bile nasıl horlanıp sömürüldüğünü bir kez daha görmüş olacaksınız.
Tek tesellimiz, iyi ki denize eskiden Avrupa’da olduğu gibi çorapla girmiyorlar!

SÖZCÜ

Leave a Reply

Your email address will not be published.