Türkiye kifayetsiz muhterislerin Ortadoğu’da göz göre göre çuvallaması sonucu karanlık bir açmaza düştü!..
Dün desteklediklerini, ülkenin başına bela ettiler!..
ABD Başkan Yardımcısı Biden’ın sözlerinde bir yanlışlık var mıydı?..
Bunlar, “Esad’ı devirmek saplantısıyla düşmanımın düşmanı dostumdur” hesabıyla hareket etmediler mi?..
Biden özür dilemiş!..
Gerçekten mi?!.
* * * *
ABD Başkan Yardımcısı Biden, Harvard Üniversitesi’nde başta Türkiye olmak üzere bazı Arap ülkelerini kast ederek çok net konuştu:
“Esad’ı devirme, bir Sünni-Şii vekalet savaşı çıkartmada çok kararlıydılar. Esad’la savaşacak herkese yüz milyonlarca dolar para ve on binlerce ton silah akıttılar. El Nusra, El Kaide için destek olacak dünyanın diğer yerlerinden gelen cihadistlerin aşırı unsurlarını kabul ettiler”
Biden şimdi “Bu sözleri ben söylemedim” veya “Söyledim ama hepsi uydurmaydı” mı diyor?..
Bugüne kadar “Biden özür diledi” denilmiyor, sadece “Özür dilendi” deniliyor!..
Kim kime demiş ve nasıl demiş?..
* * * *
ABD böyle kritik bir dönemde istediği her şeyi yaptırabileceği bir iktidarı küstürmek veya nazlanmasına sebep olmak istemez derhal manevraya geçer…
Bu manevra, ABD’nin 2 numarasının sözlerindeki gerçekliği değiştirmez!..
Türkiye’deki kifayetsiz muhterisler, Tayyip’in bir zamanlar canciğer kuzu sarması olduğu eski arkadaşı Esad’ı devirme takıntısıyla Özgür Suriye Ordusu denilen toplama bir ordu müsveddesini, içinde hangi terörist unsurların bulunduğuna bakmadan desteklemedi mi?..
Türkiye’deki kamplarda kalmalarını, eğitim almalarını sağlamadı mı?..
Paraysa para, silahsa silah, yaralılarına tedaviyse tedavi…
Bunlar arasında IŞİD’in, El Nusra’nın olduğu bilinmiyor muydu?..
* * * *
Yandaş gazetelerin “Biden özür diledi”, “24 saatte gelen özür” gibi kendi kendilerini aldatan, iktidarın koltuklarını kabartan manşetlerle çıkması ve “Tayyip sert çıktı, Biden tırstı” yollu yorumlar hiçbir şey ifade etmez!..
Kifayetsiz muhterislerin “Kendim ettim kendim buldum” gerçeğini değiştirmez!..
Sadece kendileri edip kendileri bulsa mesele yok!..
Türkiye’nin bir bataklığa doğru çekilmesine ve Türk halkına ait milyarlarca doların heba edilmesine sebep oldular!..
Tarih, bu çapsız siyasetçileri, bu kifayetsiz muhterisleri asla affetmeyecek!..
Gazeteci direniyor!..
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Türkiye’de bir “korku ikliminin oluştuğunu” söyledi!..
Çok doğru, tam 10 yıldır!..
Ve gazetecilere “Direnin, pes etmeyin” dedi!..
Elbette, emriniz olur!..
Direnelim, pes etmeyelim!..
Ancak…
Bu “korku ikliminin” oluşmasında yargının, muhalefet partilerinin, sivil toplum örgütlerinin hiç mi suçu yok?..
Gazetecilerin eti ne, budu ne?!.
Medyanın 10’da 9’u iktidar tarafından ele geçirilmiş durumda…
Geriye kalan 10’da 1’inin üzerinde açılan ceza ve tazminat davaları karabasan gibi duruyor!..
Gazeteciler işsiz!..
Yargı 4-5 parçaya bölünmüş, hangisinden ne karar çıkacağı belli değil!..
Gazeteci dirensin, pes etmesin de, arkasına dönüp baktığında kimseyi bulamıyor!..
Yargı direnemiyor, muhalefet partileri, sendikalar, diğer sivil toplum örgütleri direnmiyor, arkasında kimse kalmayan gazeteci direniyor!..
İşsiz kalma uğruna, açılan davalara, tehditlere rağmen direniyor!..
Bu mu demokrasi, bu mu basın özgürlüğü, bu mu adalet?!.
SÖZCÜ