Erhan Yurdayüksel: Prof. Dr. Engin Arık’ı unutmadık!..

BİLİMİN YARIM KALAN ÇIĞLIĞI VE SÖNMEYEN IŞIK: PROF. DR. ENGİN ARIK

 

Bugün 30 Kasım 2008.

Tam bir yıl önce bugün, Isparta’nın Süleyman Demirel Havalimanı’na doğru süzülen o uçak, sadece altı bilim insanımızı değil, bu toprakların geleceğe dair en parlak rüyalarını da karanlık bir dağın yamacına gömdü.

Kuş uçmaz, kervan geçmez bir tepede yankılanan o ölümcül sessizlik, aslında Türkiye’nin bilimsel bağımsızlığına indirilmiş en ağır darbelerden biriydi.

O uçakta, ömrünü evrenin sırlarını çözmeye adamış, Türkiye’yi nükleer ve yüksek enerji fiziğinde bir dünya devi yapmanın hayalini kuran bir cumhuriyet kadını vardı: Prof. Dr. Engin Arık.

1948 yılında İstanbul’da gözlerini açan, Atatürk Kız Lisesi’nin koridorlarından geçip İstanbul Üniversitesi’nde matematik ve fizik diplomalarıyla taçlanan o deha, bu ülkenin yetiştirdiği en kıymetli cevherlerden biriydi.

Pittsburgh’da doktorasını tamamlamış, Londra’da, Rutherford Laboratuvarları’nda atom altı parçacıkların izini sürmüş, ardından “Yuvam” dediği Boğaziçi Üniversitesi’ne dönerek ömrünü öğrencilerine ve bilime adamıştı.

CERN’de ATLAS ve CAST deneylerinde Türk bilim insanlarına liderlik ederken, dünyaya meydan okuyan bir Türk kadınının neleri başarabileceğini herkese kanıtlıyordu.

Bir ulusun kaderini değiştirecek “Toryum” rüyası

Engin Arık, sadece laboratuvarlara sıkışmış bir akademisyen değildi, o, vatansever bir vizyonerdi.

Türkiye’nin toprakları altında yatan toryum madeninin, bu ülkenin enerji bağımsızlığının anahtarı olduğunu haykırıyordu.

“Türkiye, toryum ile elektrik enerjisi üretebilme olanağına kavuştuğunda, trilyonlarca varil petrole eş değerde bir enerji kaynağının sahibi olacak” diyordu.

Bu cümle, sadece ekonomik bir tespit değil, küresel enerji baronlarına ve Türkiye’yi bağımlı kılmak isteyen odaklara karşı çekilmiş bir restti.

Türk Ulusal Hızlandırıcı Projesi’nin yürütücülüğünü üstlendiği, Türkiye’nin CERN’e tam üyeliği için gecesini gündüzüne kattığı o dönemde, nükleer enerjinin hararetle tartışıldığı günlerde, o yürek yakan gizemli kaza gerçekleşti.

Uçağın düşmesi miydi bu, yoksa MOSSAD ya da başka karanlık istihbarat teşkilatlarının eliyle yazılmış hain bir suikast senaryosu mu?

Bu sır perdesi belki hiçbir zaman tamamen aralanamayacak.

Ancak kesin olan bir şey var Engin Arık ve beraberindeki 5 bilim insanımız, Türkiye’nin nükleer ve teknolojik olarak şahlanacağı tam o kritik eşikte elimizden kopartıldılar.

Bayrak yerde kalmayacak

Bugün aradan geçen bir yıla rağmen, acımız hâlâ ilk günkü gibi taze ve yakıcı.

2014 yılında yayınlanması planlanan akademik başarı (Webometrics) raporlarında bile h-index sıralamasına göre Türkiye’deki bilim insanları arasında hâlâ zirvede yer alacağı düşünülen bu büyük dehanın fiziken aramızdan ayrılışı, onun yaktığı meşaleyi söndürmeye yetmedi, yetmeyecek.

Bu sır kazanın birinci yılında, hayatını kaybeden değerli bilim insanlarımızı saygı, özlem ve rahmetle anıyoruz. Onlara olan borcumuzu, yarım bıraktıkları o kutlu mirası devralarak ödemek zorundayız.

Dünya Kuantum Bilgi Teknolojileri ile yeniden şekillenecek, Yapay Zekâ, inovasyon, yenilenebilir enerji, yeşil dönüşüm ve sıfır karbon hedefleri geleceğin yeni cephe hatlarını belirliyor.

Engin Arık’ın toryum hayali, temiz ve yeşil enerjinin, sıfır karbon vizyonunun tam merkezindedir.

Şimdi bize düşen görev, yetiştireceğimiz yeni bilim insanlarımız eşliğinde bu ileri teknolojileri sahiplenmek, ülkemizi hak ettiği küresel zirveye taşımaktır.

Onların canı pahasına savunduğu ‘Bilim Bayrağımızı’ asla ama asla yere düşürmeyeceğiz.

Ruhları şad, mekanları cennet olsun.

Erhan Yurdayüksel

30 Kasım 2008