Beste Serim Erbak:Dünyanın En Eski Kentlerinden Biri – Çatalhöyük

Dünyanın En Eski Kentlerinden Biri: Çatalhöyük (9000 Yaşında)
Pamukkale’den ayrıldıktan sonra muhteşem yollar ve manzaralar eşliğinde ilerleyip güneşi saat 17.00 sularında uğurladık. Akşam 19.00’da Beyşehir’deki Ali Bilir Otel’e vardığımızda her yer bembeyazdı. Biz İzmirliler için alışılmadık bir manzara… Hava keskin bir soğuk taşıyordu; içimizi ısıtacak bir çorba için Çorbacı Muallim’e sığındık. Anadolu’da kışın hüküm sürdüğü coğrafyalara doğru ilerledikçe çorbanın neden bu kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anlıyor insan.

Ertesi sabah kısa bir yürüyüşle, 1908–1914 yılları arasında inşa edilen tarihi Beyşehir Taş Köprü’ye ulaştık. 14 sütun üzerine oturan ve 15 kemer gözünden oluşan bu zarif yapı, Osmanlı’nın ilk sulama projelerinden biri olarak biliniyor. Proje, Arnavut Osmanlı Sadrazamı Avlonyalı Mehmed Ferid Paşa tarafından başlatılmış. Beyşehir Gölü’nden düzenli boşaltılan sular, bir zamanlar kurak ve bataklık olan Konya Ovası’nı verimli bir tahıl ambarına dönüştürmüş. Korkuluklardan masmavi suyu seyrederken tarihin mühendislikle nasıl iç içe geçtiğini düşünüyoruz.

Konya’ya doğru yola koyulmadan önce, karla kaplı yollar arasında bir saatlik yolculukla Fasıllar Köyü’ne ulaştık. Yolumuzu kaybedip anıtı ararken bize rehberlik eden köylü sayesinde, toprağa uzanmış hâlde duran devasa Fasıllar Anıtı ile karşılaştık. Yaklaşık 3.500 yıllık geçmişi olan bu 72 tonluk bazalt kaya anıtının, Hitit Kralı II. Muwatalli tarafından yaptırıldığı düşünülüyor. Tanrı figürünün iki yanında aslan kabartmaları yer alıyor. Dikilememiş olsa da görkemiyle insanı hayrete düşürüyor. Anıtın bir kopyası ise Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergileniyor.
Öğleden sonra Meram’a bağlı Gökyurt Köyü’ndeki Kilistra Antik Kenti’ne vardık. Kapadokya’yı andıran tüf kayalıklar içine oyulmuş kiliseler, şapeller ve yaşam alanları; Geç Tunç Çağı’ndan Orta Çağ’a uzanan bir tarih sunuyor. Rivayete göre Hazreti İsa’nın havarilerinden Aziz Paul bir dönem burada yaşamış. Ancak bu değerli alanın bakımsız oluşu içimizi burktu.

Konya’da yaşadığımız küçük otel macerasının ardından ertesi sabah 52 km uzaklıktaki Çumra’ya doğru yola çıktık. Amacımız, 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Çatalhöyük’ü görmekti. 1958’de İngiliz arkeolog James Mellaart tarafından keşfedilen bu devasa Neolitik yerleşim, MÖ 6500’lerde 3.000–8.000 kişilik nüfusuyla dönemin en kalabalık merkezlerinden biriydi.
18 tabakadan oluşan ve Mısır piramitlerinden yaklaşık 4.500 yıl daha eski olan bu yerleşimde insanlar 1.500 yıl boyunca savaşsız, barış içinde yaşamış. Evler bitişik nizam, sokaksız ve çatıdan girişli… Günlük hayat damlarda sürüyor. Ölüler evlerin altına, cenin pozisyonunda gömülüyor. Duvarlarda av sahneleri, leoparlar, kuşlar ve geometrik desenler… Dünyanın en eski haritası olduğu düşünülen bir duvar resmi de burada bulunmuş.

Ziyaretçi merkezindeki model evler, boğa ve keçi kafatasları, obsidyen aynalar ve kırmızı aşı boyasıyla yapılmış el izleri dönemin inanç ve estetik anlayışını gözler önüne seriyor. 2016’da ünlü aktör Morgan Freeman, “The Story of God with Morgan Freeman” adlı belgesel serisinin bir bölümünü burada çekmiş.
Ahşap platform üzerinde Doğu Höyük’ü gezerken 9.000 yıl öncesinin yaşamını hayal etmek büyüleyici. Çıkışta, kazılarda çalışan genç arkeolog Numan Arslan ile sohbet etme fırsatı bulduk. Anlattıkları, taş ve toprak arasındaki insan hikâyesini daha da anlamlı kıldı.

Sonraki durağımız Selçuklu ilçesine bağlı Sille oldu. Frigyalılar’dan bu yana kesintisiz yaşamın sürdüğü bu kentsel sit alanı, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir dini merkezmiş. 1924 mübadelesine kadar Hristiyan nüfusun yoğun olduğu köyde 60’a yakın kilise bulunuyormuş. Bunların en bilineni, Hagios Khariton olarak da anılan Ak Manastır.
Köyün sonunda yükselen Archangelos Michael Kilisesi, MS 327’de İmparator Konstantin’in annesi Helena tarafından yaptırılmış. İçindeki freskler etkileyici bir restorasyonla günümüze ulaşmış.

Akşamüstü, Konya ile kardeş şehir olan Japonya’daki Kyoto’dan esinlenerek yapılan Kyoto Japon Parkı’na uğradık. Minik gölü ve Japon mimarisiyle huzurlu bir atmosfer sunuyor.
Gün, karanlık ve yol çalışmaları arasında biraz maceralı bir şekilde son buldu. Ama Anadolu’nun kalbinde, 9.000 yıl öncesinden bugüne uzanan bu yolculuk; tarihin, doğanın ve insanın birlikte yazdığı eşsiz bir hikâyeydi.
Çatalhöyük kazılarında çalışan Arkeolog Numan Arslan’a teşekkürlerimle… 🌿