Erhan Yurdayüksel: Küresel Ekonomi ve Siyasi Oyunlar

Küresel ekonomi, 2026 yılı itibarıyla hızla artan jeopolitik gerilimlerle büyük bir risk altına girmiş durumda. Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim, Orta Doğu’daki siyasi krizler, ABD ve İsrail’in bölgedeki çıkarlarına dayalı politikaları, dünya genelinde enerji güvenliği ve ekonomik istikrar için büyük tehditler oluşturuyor.

Küresel enerji krizi derinleşiyor, en büyük şok ise daha kapıda. Petrol fiyatları hızla yükselirken, Asya’da yakıt sıkıntıları baş gösterdi ve Avrupa için dizel kıtlığı riski gündeme geldi. Peki, bu derinleşen kriz küresel ekonomiye nasıl yansıyacak?

Hürmüz Boğazı, dünya enerji ticaretinin en kritik noktalarından biri olup, küresel petrol akışının yaklaşık günlük 11 milyon varil kadarını taşır. 2026 yılı itibarıyla, Hürmüz Boğazı’nın kapanması, sadece Orta Doğu’nun değil, tüm dünyanın enerji piyasalarını derinden sarsacak bir etkiye sahiptir. Bu gelişme, petrol arzında yaklaşık 9 milyon varillik bir açığa yol açtı ve Avrupa’nın önde gelen ekonomilerinin toplam tüketiminden daha büyük bir kayıp anlamına geliyor. Uzmanlar, Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmasıyla petrol fiyatlarının 200 dolara kadar yükselebileceğini öngörüyor. Enerji sektöründe yaşanacak bu tür şoklar, sadece fiyatları artırmakla kalmayacak, aynı zamanda dünya ekonomisinin temel taşlarından biri olan enerji arzını ciddi şekilde tehdit edecek.

Petrol fiyatlarının bu seviyelere ulaşması, 2026 yılında küresel stagflasyon riskini güçlendirebilir. 2026 yılı itibarıyla, IMF’nin güncel raporuna göre, dünya ekonomisi büyüme oranlarını yüzde 2.4 seviyesine revize etti. Ancak enerji fiyatlarının bu kadar yükselmesi, enflasyon oranlarını hızla yukarı çekecek ve ekonomik daralmayı daha da derinleştirecektir. Avrupa, Asya ve Afrika gibi gelişmekte olan bölgelerde, bu durum iş gücü kaybına ve üretim daralmalarına yol açacak. Küresel ticaretin daralması, büyüme beklentilerini daha da aşağıya çekecek ve enflasyonu hızla artıracak. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler, bu yükselen petrol fiyatları nedeniyle büyük bir baskı altında kalacak.

Hürmüz Boğazı’ndaki bu kriz, sadece petrol piyasasını etkilemekle kalmayıp, dünya genelinde büyük bir ekonomik istikrar riski yaratıyor. Trump ve İsrail’in çıkarları doğrultusunda şekillenen Orta Doğu politikaları, küresel enerji krizinin derinleşmesine yol açıyor. ABD ve İsrail’in bölgedeki petrol ve doğal gaz kaynaklarına yönelik izlediği agresif politikalar, sadece Orta Doğu’yu değil, tüm dünya ekonomisini tehdit ederken, bu gerilimlerin en büyük bedelini dünya halkları ödeyecek gibi görünüyor.

Küresel enerji güvenliği, artık jeopolitik manipülasyonların ve büyük güçlerin çıkarları doğrultusunda şekillenemez. Trump ve İsrail’in bölgedeki oyunları, dünya ekonomisini, özellikle de gelişmekte olan ülkeleri daha da kırılgan hale getirecek. Bu, sadece Orta Doğu’yu değil, Asya, Afrika ve Avrupa gibi farklı bölgeleri de içine alan geniş bir kriz alanına dönüşebilir. Küresel ekonominin temelleri, böylesine çıkar savaşlarının etkisiyle sarsılmakta ve bu, sadece enerji fiyatlarında değil, gıda, tarım ve üretim sektörlerinde de krizlere yol açacak.

Birçok ülke, enerji krizinin etkilerini her geçen gün daha yoğun bir şekilde hissediyor. 2026 yılı itibarıyla Asya’da, petrol ve gaz arzındaki daralma, ülkelerde kıtlıkların başlamasına yol açtı. Pakistan’da yakıt tasarrufu çağrıları yapılırken, Tayland’da istasyonlarda yakıt kıtlıkları baş göstermeye başladı. Avustralya’da ise, akaryakıt istasyonlarının büyük kısmı yetersiz tedarik nedeniyle kapanmak zorunda kaldı. Ancak bu etkiler, Avrupa’ya da sıçrayacak gibi görünüyor. Dizel yakıt arzı, önümüzdeki haftalarda ciddi şekilde sıkışabilir. Avrupa’nın bazı ülkelerinde ise, yüksek petrol fiyatlarının etkisiyle stagflasyon riski ortaya çıkabilir.

Özellikle, petrol fiyatları 170 dolara yükseldiğinde, gelişmiş ekonomilerde bile enflasyon hızla artacak ve bu durum, küresel çapta stagflasyon riskini tetikleyecek. Global stagflasyon durumunda, büyüme hızla düşerken, işsizlik oranları artacak ve ekonomik daralma derinleşecektir. Küresel ticaretin daralması, küresel büyüme beklentilerini de aşağıya çekecek. 2026 yılında, Dünya Bankası ve IMF tarafından yapılan güncellenmiş tahminlere göre, dünya genelinde ekonomik büyüme oranı yüzde 2.3’e kadar gerileyebilir.

Bütün bu yaşananlar, yalnızca geçici krizler değil, sürekli ekonomik dalgalanmalara yol açan derinleşen bir süreçtir. Trump ve İsrail’in jeopolitik hesapları, bölgesel istikrarsızlığı körüklerken, küresel enerji piyasasında yeni bir dönemin kapılarını aralamaktadır. Hürmüz Boğazı’nın kapanması gibi olaylar, yalnızca petrol ve doğal gaz arzını etkilemekle kalmaz, aynı zamanda global işbirliği ve sürdürülebilir enerji dönüşümünün gerekliliğini daha da önemli kılar. Bu geçişin hızlı ve acı verici olacağı kesin gibi görünüyor.

Küresel enerji güvenliği, sadece güçlü ülkelerin çıkarları doğrultusunda şekillenmemelidir. Dünya artık Trump ve İsrail’in oyuncağı olmamalıdır. Küresel işbirliği ve uzun vadeli sürdürülebilir çözümlerle, dünya ekonomisinin en büyük risklerinden biri olan enerji krizinin etkilerini hafifletmek mümkündür. Küresel enerji dönüşümü, sadece çevreyi korumakla kalmaz, aynı zamanda dünyanın geleceğini şekillendirebilir.

Dünyanın geleceği için daha sağlıklı, güvenli ve sürdürülebilir enerji çözümleri üzerinde küresel dayanışma ile çalışmak, Orta Doğu’daki çıkar hesaplarından daha önemli hale gelmiştir. Enerji güvenliği, ancak kolektif bir çaba ile sağlanabilir ve bu çaba, dünya halkları için daha adil bir ekonomi inşa etmek adına temel bir adım olabilir.

 

Erhan Yurdayüksel

31 Mart 2026