Bir Zeytin Ağacının Çığlığı: Esra’nın “Ömür” Nöbeti

Burası Ege. Toprağın güneşle öpüştüğü, zeytin ağacının insandan eski olduğu, köklerin sadece toprağa değil, tarihe ve haysiyete tutunduğu yer. Ama bugün o toprakların üzerinde kadim bir bereket değil, soğuk bir işgal gölgesi dolaşıyor.

Soru şu: 22 yaşındaki bir köylü kızı, Esra Işık, neden parmaklıklar ardında?

Cevabı basit olduğu kadar can yakıcı: Çünkü Esra, sayıları değil, hayatları saydı.

“Biz Sayıdan İbaret Değiliz”
Bir bilirkişi heyeti geliyor köye. Yanlarında jandarma, ellerinde listeler. Başlıyorlar saymaya: “100 zeytin, 200 ev, 500 dönüm…” İşte tam o an, İkizköy’ün muhtarı Nejla Işık’ın kızı Esra, bu mekanik hesaba ruhuyla karşı çıkıyor.

“Biz sayıdan ibaret değiliz. Sizin ‘100, 200’ diye yazdığınız zeytin ağaçlarına biz ömür verdik ömür!” Bu cümle, sadece bir itiraz değil; betonun yeşile, kâr hırsının yaşama karşı açtığı savaşta bir bayrak deklarasyonudur. Esra’yı tutuklayan irade, aslında o zeytin ağacının gölgesinden, toprağın sadakatinden korkuyor. Çünkü bir şirketin kömür sahası genişlesin diye bir gecede “acele kamulaştırılan” sadece 679 parsel arazi değil, bir halkın geçmişi, geleceği ve bir ülkenin nefesidir.

2025’te çıkarılan o meşhur maden yasası, onlarca köyü birer “koordinat” haline getirmişti. İkizköy de o koordinatlardan biri oldu. Ama unutulan bir şey vardı, harita üzerinde işaretlediğiniz o karelerin içinde insanlar yaşıyor. Esra, keşif heyetini “rahatsız ettiği” gerekçesiyle, apar topar gece vakti gözaltına alındı.

Şimdi Muğla Cezaevi’nin soğuk duvarları arasında. Suçu mu? Ağacına sarılmak. Toprağını sevmek. Bir şirketin kâr hanesi, bir genç kadının özgürlüğünden daha ağır basmış görünüyor.

Esra’nın cezaevinden gönderdiği mektup, aslında dışarıdaki hepimize bir ders niteliğinde:

“Ben bir köylü kızıyım. Mücadelemden gurur duyuyorum. Mücadelemizi de, onurumuzu da, haysiyetimizi de satmayacağız.”

Bu sözler, Akbelen’in sadece bir çevre direnişi olmadığını, aynı zamanda bir haysiyet sınavı olduğunu hatırlatıyor. Bugün Esra’yı susturmak, yarın her türlü haksızlığa karşı çıkacak olan sesi boğmak demektir.

Zeytin, Kur’an’da hem manevi değeri yüksek (kutsal) hem de biyolojik değeri (besleyicilik) vurgulanan bir bitkidir.

Evet, zeytin Kur’an-ı Kerim’de doğrudan zikredilen, üzerine yemin edilen ve “mübarek” olarak nitelendirilen özel bir meyvedir.

Nahl, Tin, Nur, En’am, Müminun ve Abese sureleri dahil olmak üzere 6 surede 7 ayette geçer.

Her bir zeytin ağacının, dalının, yaprağının vebali büyüktür. Yapmayın, etmeyin. Yazıktır, inananlar bilir ki günahtır!

Esra’nın annesinin adliye önündeki feryadı kulaklarımızda çınlamalı, “Toprağımız için adalet istiyorduk, şimdi evladımız için istiyoruz.” Esra içeride olabilir, ama onun savunduğu o zeytin ağaçlarının kökleri hala dışarıda ve derinde. Ve biliyoruz ki hiçbir demir parmaklık, toprağına sevdalı bir kalpten daha güçlü değildir.

Vazgeçmeyeceğiz, çünkü Milas da ve her nerede olursa olsun topraklarımızda hayat bulan her bir zeytin ağacı gözünü hırs bürümüş zeytin katliamcılarından büyüktür.

Erhan Yurdayüksel

03 Nisan 2026