Erhan Yurdayüksel: Karanlığın Eşiğinde

Bu pazar sabahı masamda her zamankinden biraz daha acı bir sade kahve var. Camdan dışarı bakıyorum; huzurlu görünen bir gökyüzü, sakin bir cadde…

Oysa çok uzağımızda, haritaların kanla çizildiği topraklarda bir dünya can çekişiyor. Tam da bu yüzden, bugün burjuva rehavetiyle geçiştirilecek bir pazar yazısı yazmak gelmedi içimden.

Sizinle, hepimizin evindeki o görünmez ama hayati damarı; yani enerjiyi ve geçtiğimiz günlerde Kopenhag’da düzenlenen o sarsıcı forumun perde arkasını konuşmak istedim.

Çünkü dünya artık eski dünya değil.

Ve biz, soğuk odalarda ısınmaya çalışırken ya da bir lambayı açarken aslında küresel bir satranç tahtasının tam ortasında duruyoruz.

Savaşın Gölgesinde Bir Çığlık: Kopenhag’da Ne Oldu?

21-22 Mayıs tarihlerinde Danimarka’da, Avrupa Komisyonu’ndan Dan Jørgensen ve Christian Stenberg’in öncülüğünde 12. Enerji Altyapısı Forumu toplandı.

Takım elbiseli bürokratların, soğuk salonlarda yaptığı o konuşmalar bu kez alışılmışın dışındaydı. Sahnede bu defa sadece “rakamlar” yoktu; koridorlara sinmiş derin bir korku ve belirsizlik vardı.

Orta Doğu’da dinmeyen feryatlar, Ukrayna’da bombalanan enerji santralleri ve karanlığa gömülen şehirler…

Forumdaki her katılımcının yüzünde aynı donuk gerçeklik okunuyordu: Enerji altyapısı artık sadece teknik bir mesele değil; bir varoluş, bir hayatta kalma mücadelesidir.

Konuşmacılar kürsüye çıktıklarında, enerji ağlarının sadece binaları değil, koca bir medeniyetin dönüşümünü sırtında taşıyan birer “belkemiği” olduğunu hatırlattılar.

Artık mesele sadece yeni borular döşemek, teller çekmek değil.

Mesele; sınırların anlamsızlaştığı, jeopolitik dengelerin pamuk ipliğine bağlı olduğu bu vahşi çağda, dirençli ve ayakta kalabilen bir dünya inşa edebilmek.

Çevrecilik Bir Lükstü, Artık Bir Zorunluluk

Yıllarca temiz enerjiyi, doğayı korumayı romantik birer temenni gibi dinledik. Ne acı ki insanoğlu, bir şeyi kaybetme korkusu yaşamadan onun değerini anlamıyor.

Kopenhag’da yükselen ortak ses tam olarak buydu: Enerji dönüşümü artık çevresel bir vicdan muhasebesi değil; ekonomik ve yaşamsal bir kırılma noktasıdır.

Savaşlar bize gösterdi ki, enerjide bir başkasına bağımlı olmak, geleceğini o ülkenin insafına bırakmaktır.

Küresel rakipler temiz teknoloji yarışında dev adımlarla ilerlerken, ellerindeki o görünmez vanalarla dünyayı tehdit edenlere karşı tek bir silah var: Kendi kendine yetebilmek.

Şebekelerin Anatomisi: Gelecek mi, Yoksa Büyük Bir Karanlık mı?

Forumda elektrik altyapısı konuşulurken içimi bir ürperti kapladı. Sunulan çözümler akıllıca; dijitalleşme, “Capacitypedia” gibi şebeke şeffaflığı sağlayan platformlar, maliyetleri düşürecek teknolojiler…

Hepsi masada. Ancak madalyonun diğer yüzü oldukça karanlık:

Finansman Krizi: Bu devasa sistemleri yenilemek için milyarlarca euro gerekiyor. Kamu destekleri yetersiz, özel sektör tedirgin.

Adalet Sorunu: Maliyetlerin ülkeler arasında nasıl bölüşüleceği büyük bir muamma. Zengin ülkeler kendilerini kurtarırken, geride kalanların kaderi ne olacak?

Zaman Yarışı: Gelecekteki enerji talebini karşılamak için zaman daralıyor. Şebekeler bugün çökerse, yarın sadece fabrikalar değil, hastaneler de duracak.

Aynı çaresizlik hissi hidrojen altyapısı konuşulurken de hissedildi. Kağıt üzerinde harika duran yasalar, ne yazık ki bürokrasinin hantal çarkları arasında eziliyor.

AB Hidrojen Mekanizması gibi araçlarla pazarın risklerini azaltmaya çalışıyorlar ancak zaman, siyasetçilerin vaatlerinden çok daha hızlı akıyor.

Çözüm Belli, Peki Ya Cesaret?

Forum büyük bir gerçekle noktalandı: Çözümleri biliyoruz, eksik olan tek şey hızlı eylem ve gerçek bir samimiyet.

Avrupa Komisyonu ve Danimarka İklim Bakanlığı’nın ortaklaşa düzenlediği bu forum, Ortak Çıkar Projeleri (PCI) adı altında bir umut ışığı yakmaya çalıştı.

Ancak sivil toplumdan sanayiye, hükümetlerden finansörlere kadar herkes elini taşın altına koymazsa, bu raporlar sadece arşivlerde birer tozlu sayfa olarak kalacak.

Kahvem bitti. Fincanın dibindeki telveye bakarken şunu düşünüyorum: Gelecek kış, ya da ondan sonraki kış evlerimizin ne kadar ısınacağı, bugün o soğuk salonlarda alınan kararların ne kadar hayata geçebileceğine bağlı. Dileğim, insanlığın bir kez daha karanlığa gömülmeden uyanması…

Söz Sizde:

Sizce küresel güçlerin gölgesinde verilen bu varoluş mücadelesinde, bireysel olarak kendi geleceğimizi ve enerji bağımsızlığımızı korumak için ne kadar hazırlıklıyız?

Liderlerin kağıt üstündeki taahhütleri mi galip gelecek, yoksa kapımızdaki o büyük karanlık bizi daha radikal adımlar atmaya mı zorlayacak?

Erhan Yurdayüksel

24 Mayıs 2026