Erhan Yurdayüksel: Son Viraj

Büyümenin Bedeli: Gezegenin bilançosunda son viraja göz atmaya ne dersiniz?

Ekonomi sayfaları genellikle soğuk rakamlarla, borsa grafiklerinin mekanik iniş çıkışlarıyla doludur.

Ancak bugün önümüzde duran bilanço, yalnızca şirketlerin kâr-zarar tablolarını anlatmaktan uzaktır, aksine insanlığın bu topraklardaki varoluş maliyetini gözler önüne sermektedir.

Bilim insanlarının son iklim projeksiyonları üzerinden yayınladığı güncel veriler, küresel ekonominin ve insanlığın geleceğinin ne denli trajik bir kumar masasında olduğunu kanıtlıyor.

Bu hikaye, kapitalizmin en karanlık kâbusunun kıyısından dönüp, yine de kendini kurtaramayan bir sistemin dramıdır.

Kıyamet Senaryosu Masadan Kalktı, Ama Teselliye Yer Yok

Yıllardır bir Demokles’in kılıcı gibi başımızın üzerinde sallanan o meşhur “en kötü durum senaryosu” (RCP 8.5) nihayet masadan kalktı.

Fosil yakıtların çılgınca tüketilmeye devam ettiği, küresel sıcaklıkların 2100 yılına kadar 3,5°C ila 5,5°C artacağını öngören o apokaliptik gelecek artık imkansız görünüyor.

Paris Anlaşması’nın ve yeşil teknoloji yatırımlarının bu cehennem senaryosunu engellemiş olması bir başarı hikayesi gibi sunulabilir.

Ancak madalyonun diğer yüzü tam bir trajedi.

Bilim insanları “en kötü” senaryoyu elerken, ne yazık ki Paris Anlaşması’nın kalbi olan “en iyi durum senaryosunu” da gerçek dışı bularak listeden çıkardılar.

Küresel ısınmayı 1,5°C sınırında tutma hayalimiz, yerini geçici unvanıyla bu eşiğin aşılacağı (overshoot) ve sıcaklıkların en iyimser ihtimalle 1,7°C’ye ulaşacağı bir geleceğe bıraktı.

Sistem, en kötüsünden kaçacak kadar refleks gösterdi ancak en iyisini başaracak fedakarlıktan kaçındı.

İlerlemenin hızı, doğanın yıkım hızının gerisinde kalıyor.

Milyarlarca Avroluk Sessiz İflaslar

Ekonomik açıdan bakıldığında, “eylemsizliğin” faturası soyut bir gelecek tehdidi olmaktan bütünüyle çıktı; bugünün soğuk gerçeğine dönüştü.

Avrupa Çevre Ajansı’nın verileri, bir kıtanın doğa karşısında nasıl her yıl milyarlarca avro eridiğini belgeliyor:

2022 Yılı: 58 milyar Avro kayıp

2023 Yılı: 45 milyar Avro kayıp

2024 Yılı: 40 milyar Avro kayıp

Ajansın en güncel değerlendirmelerine ve yayınlanan kapsamlı raporlara göre, iklim değişikliği ve çevre kirliliğinin Avrupa ekonomisinde yarattığı erime 2025 yılında da bu yüksek seyrini (yaklaşık 40-50 milyar avro bandında) korumuştur.

Bunlar yalın istatistikler olmaktan çok uzaktır.

Küle dönen ormanların, sular altında kalan fabrikaların, kuraklıktan kavrulan tarım arazilerinin ve kesilen tedarik zincirlerinin finansal çığlığıdır.

Daha da vahimi, Avrupa Komisyonu’nun projeksiyonlarında gizli.

Eğer mevcut yüksek emisyon rotasında yürümeye devam edersek, yüzyılın sonuna kadar AB’nin GSYİH’si (Gayri Safi Yurtiçi Hasılada) %7 daha düşük olacak.

Bu, önümüzdeki on yıllar boyunca trilyonlarca avroluk kümülatif bir erime, nesiller boyu sürecek bir yoksullaşma demektir.

Geleceğin İpotek Altındaki Altyapısı

Trajedi makroekonomik verilerle sınırlı kalmıyor, doğrudan hayatın damarlarına sızıyor.

Isınan bir gezegende iş gücü verimliliği düşüyor, aşırı hava olayları hastaneleri dolduruyor, limanlar, demiryolları ve enerji santralleri gibi hayati altyapılar doğanın öfkesi karşısında savunmasız kalıyor.

Avrupa İklim Riski Değerlendirmesi’nin (EUCRA) sunduğu tablo net:

Ekonomi, iklimden bağımsız bir yapı olamaz.

Doğa iflas ederse, piyasalar da çöker.

Karbonsuzlaşma Bir Tercih Sınırını Aşmıştır, Hayatta Kalma Mücadelesidir

Bugün bilim dünyasının RCP 8.5 senaryosunu rafa kaldırması, insanlığın tamamen karanlığa gömülmekten son anda saptığını gösteriyor.

Ancak mevcut en olası “yüksek emisyon” senaryosunun bile hâlâ 3,5°C ila 4°C’lik bir yıkım potansiyeli taşıdığını unutmak, bile bile intihara yürümektir.

Karbonsuzlaşma (dekarbonizasyon) lüks bir çevreci romantizm ya da basit bir maliyet kalemi sayılmamalıdır.

O, Avrupa ve dünya için: Enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmanın tek yolu,

Yeni nesil temiz teknoloji sektörlerinde rekabetçi kalabilmenin tek çaresi,

Hava kirliliğinden ölecek binlerce insanın hayatını kurtarmanın yegane formülüdür.

Gezegenin bilançosu kırmızı alarm vermeye devam ediyor.

En kötüsünden kurtulmuş olmak, iyiyi başardığımız anlamını taşımaz.

Ekonomi ve siyaset dünyası, büyüme hırsları ile gezegenin sınırları arasındaki bu dramatik savaşı ya acil eylemle kazanacak ya da kâr etmeye çalışırken üzerinde yaşayabileceği bir dünya bırakmayacaktır.

Söz Sizde

Kıyamet senaryolarından kaçmayı başaran ama “en iyiyi” hedefleme yeteneğini kaybeden bir küresel ekonomik sistem, sizce geleceğimizi gerçekten güvence altına alabilir mi?

Şirketlerin kısa vadeli kâr tabloları ile gezegenin uzun vadeli varoluş maliyeti arasındaki bu derin uçurumda, sizce faturayı ilk olarak kim ödeyecek: Bugünkü piyasalar mı, yoksa gelecekteki nesiller mi?

 

Erhan Yurdayüksel

08 Haziran 2026