Kuzey ile Güneyin Bilim Köprüsü: Bu gün geleceği tasarlamak ve sınırları aşan ortaklıkları paylaşalım.
Dünya ekonomisinin eksen değiştirdiği, iklim krizinden yapay zekâ devrimine kadar küresel meydan okumaların kapımızı çaldığı bir dönemden geçiyoruz.
Böylesi bir çağda, ülkelerin tek başına kurtuluş reçeteleri yazması artık imkânsız.
Geleceği şekillendirmenin tek bir yolu var: Bilgi paylaşımı ve sınırları aşan ortaklıklar.
Geçtiğimiz günlerde Brüksel, tam da bu felsefenin somutlaştığı çok kritik bir buluşmaya ev sahipliği yaptı.
Avrupa Birliği ve Güney Afrika, Ortak Bilim ve Teknoloji İş Birliği Komitesi’nin (JSTCC) 18. toplantısında bir araya geldi.
Bu buluşmayı sıradan bir diplomatik temas olmaktan çıkaran en önemli unsur ise iki kutup arasındaki bilimsel ortaklığın tam 30. yıl dönümüne denk gelmesiydi.
1996 yılında atılan o ilk imzaların, bugün ne denli köklü ve stratejik bir ağaç haline geldiğini görmek umut verici.
Fildişi Kulelerinden Toplumsal Adalete
Avrupa Komisyonu’ndan Maria Cristina Russo ve Güney Afrika Bilim, Teknoloji ve İnovasyon Bakanlığı’ndan Daan du Toit’in eş başkanlık ettiği zirvede, masadaki başlıklar sadece laboratuvar çalışmalarıyla sınırlı değildi.
Alınan kararların satır aralarını okuduğumuzda, bilimin toplumsal adaleti sağlama gücüne yapılan vurgu dikkat çekiyor.
Toplantıda, Güney Afrika’daki araştırma kurumlarının Horizon Europe (Ufuk Avrupa), Marie Skłodowska-Curie Eylemleri ve COST gibi dev bütçeli küresel programlara katılımının artırılması hedeflendi.
Ancak buradaki en can alıcı hamle, Güney Afrika’nın “Tarihsel Olarak Dezavantajlı Üniversiteleri”nin de bu sürece dahil edilmesi yönündeki ortak irade oldu.
Bilimsel fonların ve ortaklıkların sadece elit kurumlara sıkışıp kalmaması, fırsat eşitliğinin küresel ölçekte savunulması adına atılmış çok değerli bir adım.
Yapay Zekâ ve Yeşil Dönüşümün Jeopolitiği
Gündem, çağın ruhuna yakışır cinsten: Bilimde yapay zekâ kullanımı, biyolojik ekonomi, deniz araştırmaları ve yeşil enerji. AB ve Güney Afrika, sadece bugünün sorunlarını çözmekle kalmayıp geleceğin teknolojisinde de oyun kurucu olmak istiyorlar.
Özellikle önümüzdeki sonbahar takvimi oldukça yoğun görünüyor.
Ekim ayında Addis Ababa’da yapılacak olan AB-Afrika Birliği Bakanlar Toplantısı ve yapay zekâ zirvesi ile Kasım ayında İtalya’da düzenlenecek İnovasyon Fuarı, bu ortaklığın kağıt üstünde kalmayıp sahaya ineceğinin en net göstergesi. Üstelik bu etkinliklerin odağında gıda güvenliği ve sürdürülebilir tarım gibi insanlığın doğrudan hayatta kalma mücadelesi verdiği alanlar var.
Küresel Geçit (Global Gateway) Ne İfade Ediyor?
Avrupa Birliği, bir süredir Çin’in Kuşak ve Yol hamlesine karşı “Global Gateway” (Küresel Geçit) stratejisini parlatıyor.
Brüksel’deki toplantıda da bu yatırım paketinin, Horizon Europe programı ile entegre edilerek Güney Afrika’da sürdürülebilir ve kapsayıcı bir kalkınmayı desteklemek için kullanılacağı belirtildi.
Bu durum, AB’nin Afrika kıtasıyla ilişkilerini salt bir donör-alıcı ilişkisinden çıkarıp, eşit ortaklar düzeyinde stratejik bir iş birliğine dönüştürme arzusunu kanıtlıyor.
1997’de yürürlüğe giren bilimsel iş birliği anlaşması, otuz yıllık süreçte rüştünü fazlasıyla ispat etti.
Güney Afrika bugün AB’nin Afrika kıtasındaki en güçlü inovasyon partneri konumunda. Brüksel’den yükselen bu ortak ses bize şunu söylüyor:
Küresel krizlerin panzehri, ulusal içe kapanmalar değil; bilimin ışığında, kuzey ile güneyin, doğu ile batının kuracağı samimi köprülerdir.
Bilim diplomasisi, jeopolitik gerilimlerin gölgesinde dünyaya nefes aldırmaya devam ediyor.
Söz Sizde:
Sizce yapay zekâ ve yeşil enerji gibi geleceği şekillendirecek teknolojilerde, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin kurduğu bu tür “eşit ortaklıklar” küresel güç dengelerini nasıl etkileyecek?
Bilimin ve akademinin fildişi kulelerinden çıkarılarak tarihsel olarak dezavantajlı kurumlara yayılması, sadece bilimsel bir başarı mıdır yoksa küresel adaletin sağlanması adına gecikmiş bir adım mı?