Erhan Yurdayüksel: Vicdan Fonu!..

Küresel sermayenin vicdan fonu: Bütçeler insanlığın kaderini yazarken çocuklar kimin savaşını ödüyor?

Bir Pazar sabahı daha…

Temmuz güneşi, pencerelerin ardından ağır ağır içeri süzülüyor.

Kahvemizden yükselen buhar, Anadolu’nun yorgun ama dirençli hikâyesini, bu toprakların acısını sazına, nefesine ve türküsüne emanet etmiş o gerçek halk sevgililerini, ustalarımızı hatırlatıyor.

Onları yad ederek fincanımıza sığınırken, kulaklarımızda o büyük ustanın, feryadı yankılanıyor:

“Uyan be kardeşim uyan… Uyan anam bacım uyan…”

Bugün uyanmamız gereken şey yalnızca kendi iç gündemimiz değil, küresel ekonominin o buz gibi, acımasız vicdan terazisidir.

Bizler bu topraklarda derin kaygılarla boğuşurken, sınırların ötesindeki kirli savaş senaryolarında, bombaların gölgesinde açlıktan ve kurşunlardan can veren, istatistiklere sadece birer “sayı” olarak gömülen masum çocukların ruhuna rahmet okuyoruz.

Siyasetin ve paranın yön verdiği bu dünyada, insan hayatının fiyatlandığı bir küresel ekonomi düzeninin tam ortasındayız.

Modern çağda dünya artık sadece silahlarla değil, bütçelerle de yönetiliyor.

Bombaların düştüğü şehirlerle, fonların dağıtıldığı parıltılı başkentler arasında görünmeyen ama son derece güçlü bir mali hat bulunuyor.

Şimdi buyurun, kahvenizden acı bir yudum alın ve insan hakları maskesi altında dönen o devasa bütçeli projelere, küresel durum değerlendirmesine birlikte göz atalım.

Milyon Avroluk Vicdan Muhasebesi: NERON Projesi

Avrupa Komisyonu, günümüz antisemitizmiyle mücadele etmek ve Avrupa’daki Yahudi yaşamına ilişkin akademik araştırmaları geliştirmek amacıyla yeni bir hamle yaptı.

Ufuk Avrupa (Horizon Europe) programı kapsamında finanse edilecek olan NERON (Avrupa Yahudi Yaşamı ve Antisemitizm Araştırmaları Ağı) projesinin resmi hibe sözleşmesi imzalandı.

Dünyanın bir ucunda çocuklar en temel gıdaya bile erişemezken, bu entelektüel ve finansal ağ için tek bir imzayla ne kadarlık bir kaynak ayrıldı biliyor musunuz?

Tam 3,4 milyon avro.

AB Start-up’lar, Araştırma ve İnovasyon Komiseri Ekaterina Zaharieva, bu yatırımı şu steril cümlelerle savunuyor:

“Antisemitizmle etkili bir şekilde mücadele etmek için modern ve ortak bir bilimsel temele ihtiyacımız var. Ufuk Avrupa aracılığıyla 3,4 milyon avro yatırım yaparak bu boşlukları kapatıyor; araştırmacıları gelişmiş veri araçları ve dijital metodolojilerle donatıyoruz.”

Hemen ardından AB İçişleri ve Göç Komiseri Magnus Brunner ekliyor:

“Mükemmel araştırmalara yatırım yaparak; akademisyenler, politika yapıcılar ve Yahudi toplulukları arasında daha yakın bir iş birliği sağlıyoruz. Yahudi yaşamının Avrupa genelinde gelişebilmesini sağlamakta kararlıyız.”

Tarihsel olarak bakıldığında antisemitizmle mücadele, Holokost’un bıraktığı ağır miras nedeniyle Avrupa açısından önemli bir kamu politikası alanıdır, bu gerçek tartışma dışıdır.

Ancak ekonomi-politik açısından asıl dram tam da burada başlamaktadır.

Çünkü ekonomi yalnızca para harcamak değil, hangi önceliğe kaynak ayrıldığının adıdır.

Fırsat Maliyeti ve Ahlaki Tercihler

Devletlerin ve uluslararası kurumların hazırladığı her bütçe, aslında görünmeyen bir değerler hiyerarşisini ortaya koyar.

Ekonomi biliminin en temel kavramlarından biri olan “fırsat maliyeti”, tam da bu noktada ahlaki bir sorgulamaya dönüşür:

Harcanan her bir avro, başka bir alanda kullanılamayan, feda edilen o tek avrodur.

Küresel finans sisteminin merkezleri koruma altına alınırken, fonlar milyar dolarlık endüstrilere dönüşen “araştırma merkezlerine” akıtılıyor.

NERON projesine ayrılan bu 3,4 milyon avro, kapitalizmin o çok sevdiği “sürdürülebilirlik” konseptiyle şu alanlara harcanacak:

Dijital Araştırma Arşivleri: Eksiklikleri ve güçlü yönleri haritalandırmak için devasa veri tabanlarının kurulması.

Pan-Avrupa Ağları ve Yaz Akademileri: Çalıştaylar ve staj programlarıyla araştırmacılar için küresel bir network yaratılması.

Yapay Zekâ ve Büyük Veri Analizi: “Avrupa Yahudi Paneli Anketi” gibi pilot çalışmalarla veri analitiği süzgecinden geçirilmiş istatistiksel raporlar üretilmesi.

Finansman ve Politika Rehberleri: Araştırma çıktılarının devletlerin karar alma mekanizmalarına entegre edilmesi için el kitapları hazırlanması.

Görsel Kimlik ve Halkla İlişkiler: Bulguların medyaya pazarlanması amacıyla özel web siteleri, bültenler ve tanıtım stratejileri finanse edilmesi.

Görüldüğü üzere bu sadece bir araştırma projesi değil, yıllar boyunca çalışacak kurumsal ve finansal bir bilgi ekosistemine yapılan yatırımdır.

Bugünün küresel ekonomisinde bilgi, en stratejik güç unsurlarından biridir.

Aynı Dünyada İki Ayrı Gerçeklik: Vicdanın Seçici Yatırımı

Bu projenin arkasında belirli bir güçle yürütülen ve 2030 yılına kadar uzanan “AB Antisemitizmle Mücadele Stratejisi” yer alıyor.

Demokratik yönetişimi ve kapsayıcı toplumu güçlendirme misyonu taşıyan “Ufuk Avrupa Küme 2” programı, bu araştırma merkezini ayağa kaldırmak için tüm keselerin ağzını açmış durumda.

Fakat madalyonun diğer yüzünde, dünyanın başka köşelerinde bambaşka bir bilanço yazılıyor. Gazze’de, Sudan’da, Yemen’de, Ukrayna’da ve daha birçok çatışma bölgesinde milyonlarca çocuk temiz suya, bir parça ekmeğe ve güvenli bir barınmaya erişemeden yaşam mücadelesi veriyor.

Küresel sistem, uzun vadeli kurumsal araştırma altyapıları oluşturma ve fonlama konusunda bu denli yüksek bir organizasyon kabiliyeti gösterebilirken, neden yanı başımızdaki savaşların insani maliyetini azaltmakta aynı ölçüde etkili olamıyor?

Bugün uluslararası ilişkilerde artık yalnızca enerji, savunma veya teknoloji birer yatırım alanı değildir.

İnsan hakları, demokrasi, akademik araştırmalar ve toplumsal hafıza da artık küresel fon mekanizmalarının ticari başlıkları hâline gelmiştir.

Bu durum şu ağır etik soruyu beraberinde getiriyor:

Dünyada acılar ve trajediler arasında görünmez bir öncelik sıralaması mı var?

Bazı acılar kapsamlı araştırma merkezlerine ve milyon avroluk fonlara kavuşurken, bazıları neden yalnızca birkaç günlük haber bültenlerinin ardından tarihin tozlu raflarına gömülüyor?

Son Yudum

Kahvemiz çoktan soğudu.

Temmuz güneşi hâlâ aynı yerinde duruyor ama dünya büyük bir çelişkiyle dönmeye devam ediyor.

Bir tarafta yapay zekâ destekli veri merkezleri yükselirken, diğer tarafta hayatta kalabilen çocuklar savaş enkazlarının arasında oyuncak arıyor.

Bir tarafta milyon avroluk hibe sözleşmelerine imzalar atılırken, diğer tarafta anneler bir litre süt, bir lokma ekmek ararken aç kalan çocuklarının isimlerini yardım listelerine yazdırabilmek için saatlerce kuyruk bekliyor.

Belki de sorun dünyanın yeterince zengin olmaması değildir.

Belki de asıl sorun, küresel ekonominin vicdanının hangi acıyı “fonlanabilir” ve öncelikli gördüğüdür.

Çünkü rakamlar hiçbir zaman yalnızca rakam değildir.

Her bütçe bir tercihtir, her tercih ise geleceğe bırakılan ahlaki bir imzadır.

Ve tarih, yalnızca savaşları değil, savaşlar sürerken paranın hangi yöne aktığını da en net haliyle kaydeder.

Söz Sizde…

Küresel güçler ve fon sağlayıcılar, kendi seçtikleri politik alanları korumak ve araştırmak için milyonlarca avroluk bütçeleri tek bir imzayla serbest bırakırken, savaş ortamlarında can veren, açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca çocuğun hayatı neden bu küresel bütçelerden hak ettiği payı alamıyor?

Geleceğin tarihçileri bugünün dünya düzenini yazarken, insanlığın en büyük başarısını teknolojik ilerleme ve yapay zekâ destekli veri analizleri olarak mı kaydedecek, yoksa savaşlar sürerken kaynaklarını insanlığı kurtarmak yerine steril projelere ayıran bir sistemin ahlaki çöküşü olarak mı hatırlayacak?

Erhan Yurdayüksel

05 Temmuz 2026