Erhan Yurdayüksel: Zirve…

Paris’te yakılan ışık, Brüksel kapısındaki Türkiye ve enerjinin acı reçetesi. Nereden başlayalım?…

Bazı zirveler vardır, insanlığın ortak kaderine bir çentik atar, iz bırakır; bazı zirveler ise masada unutulan süslü kelimelerden, deyim yerindeyse “zırva” niteliğinden öteye geçemez.

 Çok yakın bir zamanda, Brüksel’de ülkemiz adına tarihi ve son derece kritik bir zirve gerçekleştirilecek. Uluslararası arenada çok ses getirecek bu büyük buluşmaya dair vizyonumuz net, adımlarımız kararlı ve en önemlisi bu zirve konusunda oldukça iddialıyız.

Brüksel’deki bu iddialı duruşumuzun ekonomimizin kılcal damarlarına nasıl etki edeceğini, detaylarıyla elbette burada konuşmaya devam edeceğiz.

Fakat gelin, bugün Paris’ten yükselen, tarihe not düşülecek cinsten iz bırakan bir zirve örneğinden yola çıkalım.

Ve modern dünyanın en acımasız gerçeğine, yani “enerjinin” soğuk ve sarsıcı yüzüne bir kez daha derinden bakalım.

Ekonomi, sadece rakamlardan ve grafiklerden ibaret ruhsuz bir disiplin değildir.

Ekonomi, kış ortasında doğalgaz faturasını düşünmekten yatağa üşüyerek giren bir annenin sessiz çığlığıdır.

Fabrikasında şalteri indirmemek için sermayesini eriten bir sanayicinin dökülen alın teridir.

İşte tam da bu insani ve dramatik gerçeklerin gölgesinde, Güney-Batı Avrupa Arasındaki Enerji Bağlantıları Paris’teki Bakanlar Toplantısının odak noktasıydı.

Güney-Batı Avrupa Enerji Bağlantıları Yüksek Düzeyli Grubu, bölgedeki kritik enerji damarlarını birbirine bağlamak amacıyla tarihinde ilk kez Bakanlar düzeyinde Paris’te bir araya geldi.

Fransa, İspanya ve Portekiz’in enerji bakanları ile Avrupa Komisyonu’nun Enerji ve Konuttan Sorumlu Komiseri Dan Jørgensen, aslında sadece bir masanın etrafında toplanmadılar, kıtanın karanlıkta kalma korkusunu, sanayinin durma riskini masaya yatırdılar.

Bu kritik zirve, Avrupa Komisyonu’nun kıta genelindeki kilit enerji altyapı projelerini ayağa kaldırma mücadelesini açıkça gözler önüne seriyor.

Bugün adına “Enerji Otobanları” dedikleri bu projeler, süslü birer mühendislik harikası değil, Avrupa’nın enerji güvenliği, küresel rekabetçiliği ve karbon pençesinden kurtulup nefes alabilmesi (karbonsuzlaşma) için adeta birer yaşam koridorudur.

Pirene dağlarının o soğuk ve aşılmaz zirvelerini aşması planlanan Fransa, İspanya ve Portekiz arasındaki elektrik hatları, okyanusun hırçın dalgalarından güç alacak açık deniz (offshore) yenilenebilir enerji yatırımları ve Güney-Batı Avrupa’da sıfırdan inşa edilecek bir hidrojen koridoru…

Bunların hepsi, ekonomik birer zorunluluğun doğurduğu hayatta kalma refleksidir.

Nitekim bu hayatta kalma refleksi sadece sözde de kalmıyor.

AB, Avrupa’yı Bağlama Aracı (Connecting Europe Facility) kasasından tam 11 milyon Avro’yu sadece Navarra-Landes projesinin can damarlarına şimdiden enjekte etti bile.

Devletler ve proje geliştiricileri, zamanın aleyhlerine işlediğini bilerek bu somut projeleri hızlandırmak için gece gündüz çalışıyor.

Komiser Dan Jørgensen’in zirve sonrası kurduğu şu cümleler, aslında küresel ekonominin can çekişen kalbine yapılmış bir teşhistir:

“Daha fazla enerji bağlantısı; artan enerji güvenliği ve tüketicilerimiz, işletmelerimiz ile hanehalklarımız için daha düşük enerji fiyatları sayesinde Avrupa’yı daha güçlü, daha rekabetçi ve daha dirençli kılmaktadır.”

Jørgensen haklı; çünkü enerjide dışa bağımlı olan, faturasını başkasının kestiği bir kıta ya da ülke, ne kadar zengin olursa olsun ekonomik olarak tutsak kalmaya mahkûmdur.

İber Yarımadası’nı Pirene’deki hatlarla Avrupa sistemine entegre etmek, sadece teknik bir bağ değil, ekonomik bir prangayı kırma girişimidir.

Temelleri 2015 yılındaki Madrid Zirvesi’ne dayanan ve o günden bu yana İber Yarımadası’nı ortak pazara bağlamak için çırpınan bu Yüksek Düzeyli Grup, 2023 Mutabakat Zaptı’ndan beri rotayı yeşil hidrojene ve deniz üstü altyapılara kırdı.

Çünkü biliyorlar ki, bugünün dünyasında enerjiyi kontrol edemeyen, yarının dünyasında finansı, üretimi ve en nihayetinde kendi halkının refahını kontrol edemez.

Gelişmiş ekonomiler kendi aralarında bu devasa enerji otobanlarını kurarken, Avrupa kendi iç bağlarını sıkılaştırırken; biz de tam bu dönemde Brüksel’e iddialı bir ajandayla çıkarma yapmaya hazırlanıyoruz.

Kendi coğrafyamızın ve küresel dengelerin merkezinde, bu acımasız ekonomik yarışta masaya yumruğumuzu vurmak için gün sayıyoruz.

Söz sizde:

Batı dünyası kendi içinde milyarlarca avroluk “Enerji Otobanları” kurarak korumacı bir ekonomik kalkan oluştururken, Brüksel’de ülkemiz adına yapılacak ve büyük bir iddiayla hazırlandığımız bu zirve, Türkiye’yi küresel enerji ve ekonomi haritasında nasıl bir stratejik merkeze taşıyacak?

Brüksel’deki o masada sergileyeceğimiz iddialı duruş ve sunacağımız projeler, Paris’tekine benzer şekilde kıta genelinde kalıcı, yapısal ve halkımızın refahına doğrudan yansıyacak derin bir ekonomik iz bırakması için neler yapabiliriz?

Erhan Yurdayüksel

07 Temmuz 2026