KAAN’ın motor derdi, Netanyahu’nun dinmeyen sancısı: Milyar dolarlık hegemonya savaşı!..
Bir yanda yüksek enflasyonun, küresel borç krizlerinin ve ambargoların gölgesinde kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir Türkiye, diğer yanda ise bölgedeki mutlak askeri ve ekonomik üstünlüğünün sarsılmasından korkan, her fırsatta Washington’ın kapısını aşındıran bir İsrail…
Gündemin sıcak maddesi belli: KAAN’ın motor derdi ‘Yeteryahu’yu –pardon Netanyahu’yu neden bu kadar gerdi?
ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO Zirvesi için uçağa binmeye hazırlandığı o kritik dakikalarda, Tel Aviv’den yükselen feryat aslında siyasi bir serzenişten çok daha fazlası. Bu, Ortadoğu’nun milyar dolarlık savunma ekonomisinde dengelerin altüst olma korkusudur.
Netanyahu, Washington yönetimine açıkça yalvarıyor: “Ankara’ya o gelişmiş silah sistemlerini satmayın.” Özellikle de F-35 savaş uçaklarını ve milli muharip uçağımız KAAN’a can verecek olan F110 motorlarını…
Savaşın Ekonomisi ve Hava Üstünlüğü Kumarı
Ekonomi bilimi bize söyler ki güç, pazar payı ve tekel olmaktan geçer.
İsrail, bölgedeki kalıcı askeri üstünlüğünü (Qualitative Military Edge) sadece bir güvenlik politikası olarak görmüyor, bu üstünlük, küresel sermayenin İsrail’i güvenli bir liman olarak algılamasının da finansal garantisi.
Netanyahu’nun “Ortadoğu’daki güç dengesi bozulur” derken kastettiği tam olarak budur.
İsrail envanterinde onlarca F-35 keyifle uçarken, Türkiye’nin bu ligde yeniden milyarlarca dolarlık bir aktör olarak konumlanması, Tel Aviv’in bölgesel tekelini dramatik bir şekilde sarsıyor.
Unutulan Gerçek: F-35 sadece bir uçak değil, devasa bir küresel tedarik zinciridir.
Ve bu zincirin en kritik halkalarından biri, uçağın pilot kasklarını üreten İsrailli Elbit Systems ile ABD’li Rockwell Collins ortaklığıdır.
Yani Türkiye’ye satılacak her F-35, teknik olarak İsrail ekonomisinin de dolaylı olarak izlemek ve hazmetmek zorunda olduğu bir ekonomik denklemdir.
Trump’ın Pazarlığı: “Erdoğan’ı Çok Mutlu Edeceğim”
Olayın dramatik boyutu ise Washington-Ankara-Tel Aviv üçgenindeki paranın ve diplomasinin sert geçişlerinde saklı.
Trump, geçtiğimiz ay Türkiye’ye 700 milyon doların üzerinde savaş uçağı motoru satışı için Kongre’ye resmi bildirimi yaptı bile.
Siyaseti bir iş insanı mantığıyla, “al-ver” dengesiyle yöneten Trump’ın, “Erdoğan’ı çok mutlu edecek bir şey yapacağım” sözü, savunma sanayii koridorlarında milyarlarca dolarlık yeni kontratların, istihdamın ve ticaret hacminin habercisi.
Ancak madalyonun diğer yüzü buruk.
Türkiye, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri satın aldığı için 2019 yılında milyarlarca dolar yatırım yaptığı, parçasını ürettiği F-35 programından adeta aforoz edilmişti.
Milyar dolarlık yatırımlar askıya alınmış, Türk savunma bütçesi ciddi bir ambargo baskısıyla karşı karşıya kalmıştı.
İşte bu ekonomik ve askeri dramdan, küllerinden doğan bir KAAN projesi çıktı.
Ancak KAAN’ın gökyüzüyle güvenle buluşması, rüştünü ispatlaması için o meşhur F110 motorlarına ihtiyacı var.
Netanyahu’nun kabusu da burada başlıyor.
Türkiye’nin motor teknolojisine erişmesi, savunma sanayiinde milyarlarca dolarlık ithalat yükünden kurtulması ve ileride kendi motorunu üreterek küresel bir ihracat devine dönüşmesi demektir.
Atina ve Tel Aviv Hattında Ekonomik Panik
Sadece İsrail değil, Ege’nin karşı kıyısındaki Yunanistan da bu senaryodan mustarip. Türkiye’nin ekonomik olarak toparlanıp askeri teknolojide bağımsızlığını ilan etmesi, komşuların savunma bütçelerini dramatik bir şekilde artırmalarını zorunlu kılıyor.
Bu da zaten borç sarmalındaki ekonomiler için yeni birer kara delik demek.
ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Trump ile Erdoğan arasındaki yakın ilişki sayesinde son on yılın “en verimli görüşmelerinin” yapıldığını fısıldıyor kulislere.
Tabii ki ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in hatırlattığı gibi Kongre’nin sertifikasyon süreçleri ve Amerikan yasalarının S-400 konusundaki katı şartları hâlâ masada birer diplomatik kırbaç gibi duruyor.
Paranın ve Çeliğin Dansı
Netanyahu, Türkiye’yi “ideolojik bir tehdit” olarak nitelendirirken aslında bölgedeki Amerikan askeri varlığı ve İsrail’in hava üstünlüğü üzerine kurulmuş o eski, konforlu sömürü ve güç ekonomisini korumaya çalışıyor.
Ama unuttuğu bir şey var: Ekonomi ve jeopolitik, boşlukları affetmez.
Türkiye, maruz kaldığı tüm ekonomik manipülasyonlara ve ambargolara rağmen KAAN’ın motorunu çalıştırmak, o jetleri gökyüzüyle buluşturmak zorunda.
Çünkü bu sadece bir askeri güç gösterisi değil, Türkiye’nin küresel ligde “pazarın nesnesi” olmaktan çıkıp, “pazarın kurucusu” olma mücadelesidir.
Netanyahu ne kadar gerilirse gerilsin, paranın, çeliğin ve yerli aklın stratejik dansı, Ortadoğu’da kartların yeniden karılacağını sağır sultanlara bile ilan ediyor.
Söz sizde…
Sizce Türkiye, batıdan gelecek F110 motorlarına ve F-35 programına bel bağlamak yerine, maruz kaldığı bu ekonomik ve askeri şantajları tamamen yerli motor teknolojisini bitirmek için nihai bir kamçıya dönüştürebilecek mi?
Küresel finans ve savunma çarklarının bu kadar iç içe geçtiği bir düzende; Trump’ın “ticari” yaklaşımı mı, yoksa Netanyahu’nun “ideolojik” feryatları mı Washington’ın nihai kararında baskın gelecek?