Erhan Yurdayüksel: Sürdürülebilir umut

Baharın gölgesindeki büyük sermayemiz: Gençlik, alın teri ve sürdürülebilir umut

Takvimler Mayıs’ın son günlerini gösteriyor…

Doğa baharın en güzel renklerini cömertçe sunarken, sokaktaki vatandaşın gündeminde ne çiçeklerin açışı var ne de yaklaşan yaz mevsiminin heyecanı.

Çünkü sofraya oturulan her akşam, marketten çıkılan her gün, pazara gidilen her hafta aynı soru biraz daha ağırlaşıyor: “Bu hayat nereye gidiyor?”

Hayat pahalılığı artık yalnızca ekonomik bir kavram değil, evlerin içine kadar giren, umutları törpüleyen, aile bütçelerini zorlayan bir gerçeklik haline geldi.

Enflasyonun yükselişi, üretim maliyetlerindeki artış, enerji fiyatlarının küresel ölçekte ulaştığı seviyeler ve döviz piyasalarındaki hareketlilik, yalnızca rakamlara değil, vatandaşın psikolojisine de yansıyor.

Bugün milyonlarca insan cebindeki paranın her geçen gün biraz daha küçüldüğünü hissediyor.

İşte tam da böylesine zorlu dönemlerde ülkelerin gerçek zenginliği yeniden sorgulanmalıdır.

Bir milletin serveti yalnızca kasasındaki rezervler midir?

Yoksa geleceğini omuzlarında taşıyan genç nesilleri midir?

Çünkü sermaye zaman zaman değer kaybedebilir…

Piyasalar sert dalgalanabilir…

Ekonomik göstergeler inişli çıkışlı bir seyir izleyebilir.

Fakat iyi yetişmiş bir gençlik…

İnançla çalışan bir nesil…

Alın teriyle başarı üreten insanlar…

İşte onlar hiçbir ekonomik kriz karşısında değerini kaybetmeyen en büyük milli sermayedir.

Bugün Türkiye’nin en büyük yatırım kalemi belki de tam burada gizlidir.

Ekonomik zorlukların içinde umudu inşa etmek

Her ekonomik kriz yalnızca rakamlarla ölçülmez.

Toplumların moral gücü de ekonomik dayanıklılığın en önemli parçalarından biridir.

Tam da bu noktada Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu’nun uzun süredir üzerinde durduğu gençlik ve spor yatırımları farklı bir anlam kazanıyor.

Manisa’nın yetiştirdiği değerlerden biri olan, İzmir’in gururu Sayın Kasapoğlu, yalnızca spor tesisleri inşa etmiyor; geleceğe yatırım yapıyor.

Bizler yurt dışından memlekete baktığımızda ekonomik sıkıntıları elbette görüyoruz.

Fakat aynı zamanda Anadolu’nun dört bir yanında yükselen spor salonlarını, gençlik merkezlerini, yüzme havuzlarını ve mahallelere kadar ulaşan spor alanlarını da görüyoruz.

Çünkü kriz dönemlerinde yapılan en kıymetli yatırım beton değil, insandır.

Spor ise insanın kendisine yapılan en değerli yatırımlardan biridir.

Sayın Bakan’ın sık sık vurguladığı gibi:

“Hedefimiz her alanda olduğu gibi sporda da sürdürülebilir başarıyı yakalamak.”
Aslında bu cümle yalnızca sporun değil, kalkınmanın da özetidir.

Yokluklar içinden ‘Dünya’ şampiyonları çıkıyor

Ekonomik şartlar zor olabilir.

Ancak başarı için gerekli olan en önemli unsur çoğu zaman maddi imkân değil, fırsattır.

Bugün Anadolu’nun herhangi bir ilçesinde yaşayan bir genç, doğru imkân sağlandığında dünyanın zirvesine çıkabileceğini defalarca gösterdi.

Sayın Kasapoğlu’nun şu sözleri tam da bu nedenle üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir tespittir:

“Bir ülke gelişiyorsa; sporda, teknolojide, sanatta, bilimde ve sanayide ilerliyorsa bunun itici gücü mutlaka gençlerdir.”

Gerçekten de son haftalarda alınan sportif başarılar, ekonomik haberlerin oluşturduğu karamsar tablo içerisinde milletimize nefes aldıran gelişmeler oldu.

Dünya Kadınlar Boks Şampiyonası’nda kazanılan 5 altın ve 2 bronz madalya, Türkiye’nin takım halinde dünya şampiyonu olması…

Avrupa Şampiyonası’nda 19 madalya kazanan Taekwondo ve Para Taekwondo Milli Takımlarımız…

İtalya’dan iki Avrupa şampiyonluğu ile dönen kürekçilerimiz…

Ampute Futbol Şampiyonlar Ligi kupasını ülkemize getiren Etimesgut Belediyespor…

Namağlup finallere yürüyen genç voleybol milli takımlarımız…

Gymnasiade’da kazanılan 92 madalya…

Bunların her biri yalnızca spor haberi değildir.

Bunlar, “Bu ülke hâlâ başarabiliyor.” diyen güçlü mesajlardır.

Madalyaların ekonomik değeri ölçülemez belki…

Ama milletin moraline yaptığı katkının karşılığı hiçbir para birimiyle hesaplanamaz.

Asıl servet 12 milyon lisanslı sporcu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde son yirmi yılda gerçekleştirilen spor yatırımları bugün çok daha net görülmektedir.

Mahallelere kadar ulaşan tesisleşme sayesinde spor artık yalnızca büyük şehirlerin imkânı olmaktan çıkmıştır.

Bugün lisanslı sporcu sayısının 12 milyona yaklaşması, Avrupa’daki birçok ülkenin nüfusunu geride bırakan büyük bir potansiyelin göstergesidir.

Bu sayı yalnızca istatistik değildir.

Bu rakamın içerisinde sabah erken saatlerde antrenmana giden çocuklar vardır.

Çocuğunu servis ücretine rağmen idmana götüren fedakâr anne babalar vardır.

Maddi imkânları sınırlı olmasına rağmen çocuklarının hayallerinden vazgeçmeyen aileler vardır.

Her madalyanın arkasında görünmeyen binlerce alın teri bulunmaktadır.

Anadolu’nun kızları geleceği değiştiriyor

Belki de bugün üzerinde en fazla durulması gereken konu budur.

Ekonomik sıkıntılar arttığında ilk vazgeçilen alanlardan biri sosyal faaliyetler olur.

Ne yazık ki bundan en fazla etkilenen kesimlerin başında da kız çocukları gelir.

Tam da bu nedenle kadın sporuna yapılan yatırım yalnızca sportif bir tercih değil, toplumsal kalkınmanın temel taşlarından biridir.

Sayın Bakan Kasapoğlu’nun şu ifadeleri bu bakımdan büyük önem taşıyor:

“Bu başarılar, bizim hep savunduğumuz kadın temelli spor politikasının ne kadar önemli olduğunun ispatıdır.
Sporcularımıza desteğimiz devam edecek.

Bilhassa Anadolu’nun her köşesinde kız çocuklarını spora yönlendirmek konusunda üstün bir çaba sarf etmeyi sürdüreceğiz.”

Bu yaklaşım yalnızca bugünün başarısını değil, yarının güçlü Türkiye’sini inşa edecek vizyonun da ifadesidir.

Umudun enflasyonu yoktur

Bugün ekonomik göstergeler vatandaşı yoruyor olabilir.

Enflasyon yüksek seyredebilir.

Hayat pahalılığı can yakabilir.

Alım gücü düşebilir.

Bütün bunlar gerçektir.

Ancak bir başka gerçek daha vardır.

Spora yapılan yatırımın enflasyonu yoktur.

Gençliğe yapılan yatırım döviz kurundan etkilenmez.

İnsana yapılan yatırım faiz hesaplarıyla ölçülemez.

Çünkü güçlü ekonomilerin temelinde önce güçlü insan kaynağı vardır.

Bugün spor salonlarında ter döken çocuklar, yarın yalnızca dünya şampiyonu olmayacak; bilim insanı, mühendis, doktor, öğretmen, girişimci ve ülkesini geleceğe taşıyan bireyler olarak Türkiye’nin kalkınmasına yön vereceklerdir.

İşte bu yüzden, ekonomik sıkıntılar ne kadar ağır olursa olsun, umudumuzu gençlerimizden eksik etmemeliyiz.
Çünkü gerçek servet kasalarda değil, yetişen nesillerdedir.

Ve inanıyorum ki Türkiye’nin en büyük zenginliği; alın teriyle çalışan, vazgeçmeyen, üreten ve geleceğe inanan gençleridir.

Ekonomik fırtınalar bir gün mutlaka diner.

Fakat gençliğe yapılan yatırımın meyvesi, nesiller boyunca bu ülkenin en kıymetli sermayesi olarak yaşamaya devam eder.

Erhan Yurdayüksel

26 Mayıs 2022