Erhan Yurdayüksel: Kelimeler kifayetsiz…

Kelimelerin kifayetsiz kaldığı yer: Geleceğimizi hangi istasyonda unuttuk?

“Bilmezdim kelimelerin kifayetsiz olduğunu…”

Türk edebiyatının usta kalemi Orhan Veli, o ölümsüz satırları kaleme alırken şüphesiz bir hüznün, tarif edilemez bir duygusal tıkanmanın peşindeydi.

Ancak bugün, memleketin ekonomik gerçeklerine ve kaçırdığımız trenlerin arkasında bıraktığı o ıssız istasyonlara bakarken kendimi tam olarak bu noktada buluyorum:

Kelimeler gerçekten kifayetsiz kalıyor.”

Kaç defa yazdım, kaç defa daha yazacağım bilmiyorum.

Ama bıkmadan, usanmadan, sesim kısılana kadar aynı gerçeği satırlara dökmeye devam edeceğim. Anlatıncaya kadar bıkmadan, usanmadan!

Çünkü anlamak istemeyen bir anlayışa, gençlerin çığlığını görmezden gelen bir bürokrasiye ve öz evlatlarının geleceğini “ucuz iş gücü” masalarına kurban eden bir ekonomi yönetimine karşı susmak, bu sessiz yıkıma ortak olmaktır.

Israrla söylüyorum ki bu gerçekler iyi anlaşılmalı, ülkemizdeki kurum ve kuruluşlar da dünyadaki bu imkânlardan, vizyondan her yönüyle faydalanmalıdır.

Elde var beyin göçü, avuçta var yoksulluk

Bakın, yanı başımızda dünya geleceği nasıl bir hırs ve stratejiyle inşa ediyor…

Geçtiğimiz günlerde AB Startup’lar, Araştırma ve İnovasyondan Sorumlu Komiseri Ekaterina Zaharieva, Portekiz’e kritik bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyaretin, atılan imzaların, Lizbon sokaklarında yankılanan vaatlerin tek bir ana fikri vardı: “En parlak teknoloji yeteneklerini elde tutmak.”

Avrupa, devasa ekonomik cüssesine rağmen acı bir özeleştiri yapıyor.

Komiser Zaharieva çekinmeden haykırıyor:

“Avrupa bir şeyler icat etme konusunda inanılmaz, ancak bazen harika teknolojiler geliştiren parlak öğrenciler, Silikon Vadisi veya Asyalı yatırımcıların kendilerini satın almasını izlemek zorunda kalıyor. Dünyanın kuluçka merkezi olmaktan vazgeçmeliyiz!”

Adamlar teşhisi koymuş, reçeteyi de masaya sürmüşler. Sadece laf üretmiyorlar; 2026 fall döneminde faaliyete geçecek 5 milyar avroluk “Scaleup Europe” girişim sermayesi fonunu hazırlıyorlar.

Teknoloji kurucularının dijital prosedürlerle 48 saatten kısa sürede pan-Avrupa şirketi kurmasını sağlayacak “EU Inc.” rejimini hayata geçiriyorlar.

 Ufuk Avrupa (Horizon Europe) programıyla kendi yeteneklerine “ev sahibi avantajı” sunuyorlar. Küçük bir Güney Avrupa ülkesi olan Portekiz bile bu fondan şimdiden 1,3 milyar avro kaynağı kendi ekosistemine çekmeyi başarmış durumda.

Biz ne yapıyoruz?

Şimdi dönüp kendi memleketimize, canım ülkemizin kırık dökük gerçeklerine bakalım.

Avrupa parlak beyinleri kaptırmamak için milyar avroluk kalkanlar örerken, biz ne yapıyoruz?

En yetişkin mühendislerimizi, en üretken yazılımcılarımızı, tıp doktorlarımızı ve araştırmacılarımızı liyakatsizlikle, geleceksizlik hissiyle ve ekonomik darboğazla adeta sınır kapılarına sürüklüyoruz.

Avrupa, Ufuk Avrupa aracılığıyla yatırdığı her 1 avronun 2045 yılına kadar GSYİH’de 11 avro kazanç sağlayacağını hesaplayan çeyrek asırlık stratejiler yaparken, biz yarın sabah dövizin, enflasyonun ve zamların ne olacağını bilmeden, günübirlik pansuman tedbirlerle mucize bekliyoruz.

Biz beyin ihraç edip, katma değersiz yoksulluk ithal ediyoruz!

Portekiz, kurduğu “Unicorn Factory” ve desteklediği 17 unicorn şirketle küresel bir inovasyon merkezine dönüşüp 2026 hedeflerini kovalamakla meşgulken, bizim pırıl pırıl gençlerimiz sermayesizlikten, ağır vergi yüklerinden ve devasa bürokrasi çarklarından un ufak oluyor.

İcat çıkaranı cesaretlendirmek yerine kösteklemekten, hayal kuranın kanadını kırıp borç batağına saplamaktan ne zaman vazgeçeceğiz?

Söz Sizde

Bir ülkenin zenginliği, kasasındaki rezervden veya beton dökülmüş binalardan önce; yetişmiş insanının o toprakta yaşama ve üretme isteğiyle ölçülür.

Avrupa Birliği milyar avroları yeteneklerini korumak için sahaya sürerken, biz elimizdeki en değerli hazineyi ‘yetişmiş insanımızı’ sessiz sedasız uğurluyoruz.

Şimdi ben aradan çekiliyor, sözü ve vicdanı size bırakıyorum:

Gelişmiş ülkeler en parlak akıllarını kendi topraklarında tutmak için milyar avroluk fonlar açıp bürokrasiyi 48 saate indirirken, Türkiye’nin kendi genç beyinlerini adeta yurt dışına iten bu ekonomik ve sosyal iklimi ne zaman, nasıl değiştireceğiz?

Kendi insanımıza, araştırmacımıza ve girişimcimize hak ettiği değeri ve finansal imkânı vermediğimiz sürece; sadece “fason üretim merkezi” ve “ucuz iş gücü cenneti” olmaktan öteye geçip gerçek bir ekonomik bağımsızlığa ulaşmamız sizce mümkün mü?

Erkan Yurdayüksel

21 Temmuz 2026