Bugün Ocak ayının son günü ve benim doğum günüm.
Bu özel günü, Kafkas Sıradağları’nın eteklerinde, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Şəki’de kutlayacağız. Azerbaycan’a gelmeden önce Musa Travel’dan satın aldığımız turla yola çıkıyoruz. Şəki, Bakü’ye yaklaşık 370 kilometre uzaklıkta; geceyi de burada geçireceğiz.
Bakü’de şehirlerarası minibüslerin kalktığı alan, Gənclik Mall’ın hemen karşısında. Otelden kısa bir taksi yolculuğuyla buraya ulaşıyoruz. Aracımız sabah 07.30’da hareket ediyor. Gün henüz yeni ağarıyor. Güneşin kızıl tonları, sabahın serin maviliğiyle birbirine karışıyor; gökyüzü adeta pastel renklerle boyanmış bir tabloyu andırıyor.
Yol son derece düzgün. Şehirden uzaklaştıkça modern binaların yerini geniş ovalar, yapraklarını çoktan dökmüş ağaçlar ve uzakta siluet gibi yükselen dağlar alıyor. İçimde tatlı bir heyecan var. Yeni bir yaşa, yeni bir coğrafyada, kardeş bir ülkede girmek… Bundan daha anlamlı bir doğum günü hediyesi olabilir mi?
Zaman zaman sis bulutları yol kenarındaki tarlaların üzerine ince bir örtü gibi seriliyor. Köy evlerinin bacalarından yükselen dumanlar, sabahın sessizliğine karışıyor. Yol boyunca uzanan bu dingin manzara, Şəki’yə yaklaştığımızı hissettiriyor.
Genç rehberimiz Reşad Bey, yolculuk boyunca neşemizi hiç eksiltmiyor. Zaman zaman çeşitli oyunlar düzenliyor, küçük yarışmalar yapıyor; sorularıyla hepimizi eğlencenin içine katıyor. Otobüste Azeri müzikleri çalıyor, kahkahalar ve alkışlar yolculuğa ayrı bir renk katıyor. Tatlı bir rekabet içinde oyunlara katılıyor, zaman zaman müziğe eşlik edip yerimizde dans ediyoruz.
Hatta bir ara Reşad Bey aracı durduruyor, hep birlikte dışarı çıkıyoruz. Azeri müzikleri bu kez yol kenarında yankılanıyor; oyunlar oynuyor, dans ediyor, gülüşüyoruz. Kısacık bir mola, bir anda yolculuğun en neşeli ve unutulmaz anlarından birine dönüşüyor. Rehberimizin enerjisi sayesinde uzun yolculuğun nasıl geçtiğini anlamıyoruz bile. Bir yandan Şəki’nin tarihini ve İpek Yolu üzerindeki önemini dinliyor, bir yandan da yeni bir coğrafyaya doğru ilerlemenin heyecanını yaşıyoruz.
Kafkas Dağları’nın eteklerinde kurulmuş olan Şəki, Azerbaycan’ın tarihini ve geleneksel yaşamını en güzel şekilde koruyan şehirlerinden biri. Yüzyıllar boyunca İpek Yolu üzerinde önemli bir durak olmuş; tüccarların, zanaatkârların ve farklı kültürlerin buluştuğu bir merkez hâline gelmiş.
Doğum günümde varacağım bu yerde beni nelerin beklediğini henüz bilmiyorum. Ama içimde güçlü bir his var: Şəki, yalnızca bir gezi durağı olarak kalmayacak, hafızamda özel bir yer edinecek. Çünkü bazı şehirler insana yalnızca manzara sunmaz; insanda iz bırakır, bir anlam taşır. Bugün ben de Şəki’yə doğru ilerlerken, bilmediğim bu anlamın peşindeyim.
Kahvaltı ve Yol Arkadaşlığı
Saat 09.00’da Şamaxı yakınlarındaki Savalan Restaurant tesislerinde kahvaltı molası veriyoruz. Turumuz için ayrılmış özel bölümde masalar çoktan hazırlanmış. Sıcak tandır ekmeği, peynir, domates ve salatalık, bal, kaymak ve mis gibi demlenmiş çay… Uzun yolun sabah serinliğini dağıtan, içimizi ısıtan güzel bir kahvaltı oluyor.
Masaya oturur oturmaz yol arkadaşlarımızla tanışmaya başlıyoruz. Samimi sohbetler kısa sürede kahkahalara dönüşüyor. Benim doğum günümün yanı sıra, o akşam evlilik yıl dönümlerini kutlayacak bir çiftin daha olduğunu öğreniyoruz. Böylece Şəki yolculuğumuz, daha ilk saatlerden küçük bir kutlama grubuna dönüşüyor.
Turumuzun tamamı Azerbaycanlılardan oluşuyor. Türk olduğumuzu öğrenince yüzlerinde içten bir sevinç beliriyor. “Qardaş ölkə” diyerek bize gösterdikleri sıcaklığı hemen hissediyoruz. Azerbaycanlıların Türkiye’ye ve Türk halkına duyduğu sevgi yalnızca sözlerde değil, bakışlarında ve davranışlarında da kendini gösteriyor.
Kısa sürede yabancılık hissi ortadan kalkıyor. Dilimizin, kültürümüzün ve ortak değerlerimizin yarattığı yakınlıkla, sanki uzun zamandır tanışıyormuşuz gibi sohbet ediyoruz. Yolculuğun daha ilk durağında kendimizi misafir değil, aynı sofrayı paylaşan dostlar arasında hissediyoruz.
O sabah kahvaltı masasındaki en güzel lezzet, belki de bu kardeşlik duygusuydu. Yolculuğun daha ilk saatlerinde kalbimizi ısıtan bir bağ kurulmuştu. Şəki’ye doğru ilerlerken artık yalnızca bir tur grubunun parçası değil, ortak bir kültürün ve ortak bir sevincin yol arkadaşlarıydık.
Nohur Gölü ve Müzikli Sürpriz
Vandam ile Qəbələ arasında uzanan yol, bizi Kafkas Sıradağları’nın eteklerinde saklı, dingin bir güzelliğe taşıyor: Nohur Gölü.
Qəbələ şehir merkezinin yaklaşık 5 kilometre doğusunda, deniz seviyesinden 700 metre yüksekte yer alan göl, yemyeşil ormanlarla çevrili. Arka planda yükselen Kafkas Dağları’nın görüntüsü, gölün sakin sularına yansıyınca ortaya büyüleyici bir manzara çıkıyor. Nohur Gölü, doğal güzelliği ve huzurlu atmosferiyle bölgenin önemli turistik duraklarından biri. Göl kıyısında kısa bir mola verip bu eşsiz manzarayı seyrediyoruz. Şəki yolculuğumuzun daha başında doğanın bu sessiz güzelliğiyle karşılaşmak, içimizdeki heyecanı daha da artırıyor.
Göl kıyısına vardığımızda hava aydınlık ve berraktı. Sabahın yumuşak ışığı suyun üzerine ipek gibi seriliyordu. Bir zamanlar sazlıklarla çevrili olan bu dingin su aynasında, karşı kıyıdaki dağların silueti ve gökyüzünde ağır ağır süzülen bulutlar kusursuz bir yansıma oluşturuyordu. Sanki göl, gökyüzünü ödünç almış; maviyi ve beyazı kendi derinliğinde saklıyordu.
Doğa burada abartısız ama etkileyiciydi. Her yerde gösterişten uzak, dingin bir zarafet vardı. Gölün sessizliği, dağların heybeti ve suya düşen gökyüzü bir araya geldiğinde, Nohur Gölü’nün güzelliği insanın içine işliyordu.
Kıyıda yürürken içimde tarifsiz bir huzur hissediyorum. Yolculuğun heyecanı, yeni yaşın telaşı, sohbetler, kahkahalar… Hepsi bir anlığına geride kalıyor. Geriye yalnızca gölün sakinliği ve dağların ağırbaşlı duruşu kalıyor.
Nohur Gölü’nde zaman ağır akıyor sanki. İnsan böyle anlarda yalnızca manzarayı değil, kendi içini de seyrediyor. Gölün kıyısında biraz soluklanırken saz çalan birine rastlıyoruz. Yanına yaklaşıp adımızı söylüyoruz. O da hiç beklemediğimiz bir anda, sazının tellerine dokunarak adımızı ezgisine katıyor: “Beste Hanım hoş gelmiş!”
Bir anda gölün sessizliğine sazın sıcak sesi karışıyor. Gülümsüyor, bu güzel sürprizin tadını çıkarıyoruz. Şəki’ye doğru ilerlerken verdiğimiz bu kısa mola, yolculuğumuzun en renkli anlarından birine dönüşüyor. Bazı anılar yalnızca fotoğraflarla değil, bir ezginin içinden geçerek hafızamızda yer ediyor. Nohur Gölü de bize böyle, hem huzurlu hem de neşeli bir hatıra bırakıyor.
Tufandağ Kayak Merkezi ve Akşam Kutlaması
Yoldan geçerken evlerin yüksek beton duvarları dikkatimi çekiyor. Duvarlar estetik biçimde yapılmış olsa da ardındaki hayatı tam olarak göremiyorum. Yalnızca renkli çatılar ve çoğunlukla kare formda, düzenli sıralanmış evler görünüyor. Sanki her biri kendi içinde saklı, mahrem bir dünyanın parçası.
Kış mevsiminde olmama rağmen hava bir süre yüzümü okşayan yumuşaklığını koruyor. Ancak ülkenin en yüksek dağlarından biri olan Tufan Dağı’na doğru yaklaştıkça o ılık hava yerini keskin bir soğuğa bırakıyor. Nefes aldıkça ciğerlerimi dolduran buz gibi, kristal berraklığında tertemiz bir hava… Doğanın en saf hâlini hissettiriyor insana.
Tufandağ Kayak Merkezi, Azerbaycan’ın kış turizmi açısından önemli merkezlerinden biri. Teleferikle yukarı doğru yükselirken aşağıda kalan dünya yavaş yavaş küçülüyor. Zirveye yaklaştıkça beyazın hâkimiyeti artıyor; bembeyaz kar örtüsü dağları ve vadileri bütünüyle sarıp sarmalıyor.
Oldukça kalabalık bir atmosfer var. Kayak yapanlar, fotoğraf çekenler, karın tadını çıkaran aileler… Yukarıdan aşağıya baktığımda uzanan manzara adeta başka bir gezegene aitmiş gibi görünüyor. Sessiz, temiz ve kusursuz bir beyazlık… Sanki kirlenmemiş, yeni yaratılmış bir dünyayı seyrediyoruz. O an, insanın içini hem serinleten hem de huzurla dolduran derin bir dinginlik çöküyor.
Yavaş yavaş dağdan aşağı inerken yüzümüzde hâlâ soğuğun tazeliği var. Yol üzerinde Köşem Türk Restoranında mola veriyoruz. Sıcacık bir ortam, tanıdık lezzetler ve gün boyu içimize işleyen soğuğun ardından gelen keyifli bir rahatlama… Masada paylaşılan sohbetler, dağ manzarasının üzerimizde bıraktığı etkiyi tamamlıyor.
Artık otele gitme vakti. Güneş yavaş yavaş ufukta kaybolurken gökyüzü turuncudan mora çalan renklere bürünüyor. Günün hareketliliği yerini akşamın huzuruna bırakıyor.
Saat 19.00’u gösterdiğinde Qafqaz El Resort Hotel’e varıyoruz. Işıl ışıl lobiden geçerken içimde tatlı bir heyecan var. Akşam, otelin restoranında hazırlanan sürpriz pastayla Azeri arkadaşlarımızla birlikte yeni yaşımı kutluyorum. Restoranda sıcak ve neşeli bir atmosfer hâkim. Masalar sohbetlerle şenleniyor; bir yandan Azeri müzikleri yükseliyor, bir yandan kahkahalar birbirine karışıyor. Müzik hızlandıkça yerimizde duramıyor, hep birlikte dans etmeye başlıyoruz. Azeri ezgilerinin coşkusu salona yayılırken, gecenin neşesi giderek büyüyor.
Alkışlar, gülüşmeler, iyi dilekler… Başka bir ülkede, ama kendimi hiç yabancı hissetmediğim sıcacık bir dostluk ortamındayız. Müzik, dans ve sohbet içinde zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz.
Benim için unutulmaz bir gece bu. Bir doğum gününden çok daha fazlası; dostluğun, paylaşmanın ve kardeşliğin sınır tanımadığını hissettiğim özel bir an. Şəki yolculuğumuzun en güzel armağanı da belki tam olarak bu oluyor.






