Erhan Yurdayüksel: Emperyalizmin rüyası

Son Kalenin Direnişi: Emperyalizmin Gölgesinde Orta Doğu’nun Kırılma Anı

“İran son kale, dayan İran!.. BOB (Büyük Orta Doğu Projesi) hayaldi, emperyalizmin rüyası gerçek olmasın…”

Tahran’ın kadim sokaklarında sabahın ilk ışıkları, patlama seslerinin yarattığı ağır bir barut kokusundan geçilmiyordu.

Yıllardır sinsi bir kördüğüm gibi büyüyen, etrafındaki halkaları yavaş yavaş daraltan o büyük hesaplaşma nihayet kapıdaydı.

Bu sadece iki ülkenin, Tahran ile Tel Aviv’in sınır çatışması değildi, yüzyıllardır bu coğrafyanın kaderini çizenler ile o kadim kaderi kendi elleriyle yazmak isteyenlerin onur savaşıydı.

İran, emperyalizmin haritaları yeniden biçimlendirme ihtirasları karşısında diz çökmeyen son büyük surdu.

Şimdi o surlar, batıdan gelen modern cephanelerin ve sinsi istihbarat ağlarının gölgesinde ağır bir sınavdan geçiyordu.

Karanlıkta Başlayan Savaş: Nükleer Tartışmalar ve Siber Sabotajlar (2010–2020)

İran ile İsrail ve müttefiki ABD arasındaki gerilimin kökleri, 2010’lu yılların başına, siber uzayın ve gölge savaşlarının en karanlık günlerine dayanıyor. O dönemde nükleer program, Tahran’ın varoluş mücadelesi, Washington ve Tel Aviv için ise ortadan kaldırılması gereken stratejik bir tehditti.

2010 (Stuxnet Virüsü): ABD ve İsrail ortak yapımı olduğu bilinen siber solucan Stuxnet, İran’ın Natanz’daki santrifüjlerini hedef aldı. Zenginleştirilmiş uranyumu işlemek için kurulan makineler içeriden sabote edilerek parçalandı.

2018 (Mossad Operasyonları): İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Tahran’ın gizli kasalarından binlerce sayfalık nükleer veri ele geçirdiklerini iddia ederek uluslararası kamuoyunu manipüle etmeye başladı.

2020 (Suikastlar ve Patlamalar): Washington yönetimi nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilince, gölge savaşları açık bir cinayet zincirine dönüştü. Temmuz 2020’de Natanz’daki tesis gizemli bir patlamayla sarsıldı. Aynı yılın Kasım ayında ise İran’ın askeri nükleer programının mimarı Muhsin Fahrizade, uzaktan kumandalı silahlarla, otoyol ortasında pusuya düşürülerek şehit edildi.

İran, maruz kaldığı tüm ekonomik ambargolara ve suikast dalgalarına rağmen uranyumu yüzde 60 saflığa ulaştırmayı başardı; ancak bu direnç, karşısındaki blokun öfkesini daha da biledi.

Kanlı Eşik: 7 Ekim Sonrası Çözülmeyen Zincir (2023–2025)

7 Ekim 2023’te Hamas’ın başlattığı sarsıcı baskın, Orta Doğu’nun tüm dengelerini altüst eden büyük bir domino taşını devirdi. Gazze’de elli binden fazla masum insanın hayatını kaybettiği o insanlık trajedisi, doğrudan Tahran’ın kurduğu “Direniş Ekseni”ni hedef alan bir bölge savaşına evrildi.

Şubat – Nisan 2024: İsrail saboteörleri İran’ın doğalgaz boru hatlarını havaya uçurdu. Ardından Şam’daki İran Konsolosluğu’na düzenlenen hava saldırısında üst düzey generaller katledildi. Tahran, tarihindeki ilk doğrudan misillemeyi gerçekleştirerek yüzlerce füze ve dronu İsrail sahnelerine fırlattı.

Yaz ve Sonbahar 2024: Gölge savaşları liderler katliamına dönüştü. Hamas lideri İsmail Haniye, Tahran’ın kalbinde misafir olduğu bir gecede hain bir suikastla öldürüldü. Kısa süre sonra Lübnan’da Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ve ardından Yahya Sinvar peş peşe hedef alındı.

2025’e Doğru: İran, İsrail istihbaratına çalıştığı tespit edilen casusları idam ederken, iki cephe arasındaki tırmanış artık geri dönüşü olmayan bir mecraya girmişti. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) 20 yıl aradan sonra İran’ı kınayan o siyasi kararı, gelecek fırtınanın habercisiydi.

“Yükselen Aslan” ve “Gerçek Söz 3”: Karşılıklı Kıyamet Gecesi

Cuma gününün ilk saatlerinde gökyüzü, İsrail savaş uçaklarının kükremesiyle yarıldı.

Yaklaşık 200 uçakla gerçekleştirilen ve Netanyahu’nun “Yükselen Aslan Operasyonu” adını verdiği bu devasa hava taarruzu, Tahran’ın stratejik ve nükleer tesislerini doğrudan hedef aldı.

Patlama sesleri başkentin dört bir yanında yankılanırken, üst düzey komutanlar ve bilim insanları bu kanlı gecenin kurbanı oldu.

Batı cephesinden gelen diplomatik açıklamalar iki yüzlü bir tiyatroyu andırıyordu:

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio saldırılarda rolleri olmadığını savunurken, Başkan Donald Trump Tahran’a yeni ve daha acımasız tehditler savuruyordu.

Ancak İran pes etmeyecekti. Aynı günün akşamında, topraklarına yapılan bu kalleş saldırıya karşı Tahran’dan devasa bir çelik fırtınası koptu.

İsrail Savunma Kuvvetleri ve Tel Aviv sokakları siren sesleriyle sarsılırken, İran resmi haber ajansı IRNA kararlı duruşu dünyaya duyurdu:

“Birkaç dakika önce işgal altındaki topraklara yüzlerce çeşitli balistik füzenin fırlatılmasıyla, siyonist rejimin vahşi saldırısına kararlı bir yanıt operasyonu başladı.”

İran ordusu, bu üçüncü dalga misillemeye “Gerçek Söz 3” adını vermişti. Tel Aviv ve Kudüs’ün üzerinde yükselen dumanlar, emperyalist rüyaların bu coğrafyada ne kadar büyük bir direniş duvarına çarptığının acı ve gurur dolu kanıtıydı.

Tarihin bu en keskin virajında, onurunu ve bağımsızlığını korumak için toprağa düşenlerin gölgesinde soru ortadadır:

Emperyalizmin Orta Doğu’yu tek tip bir sömürgeye çevirme hayali bu kalede mi son bulacak, yoksa direniş tarihi yeni bir destan daha mı yazacak?

Erhan Yurdayüksel

13 Haziran 2025