Zirveler Yaklaşırken Sokağın Sesini Kim Duyacak?
İklim krizinin faturası emekçinin sofrasına, çiftçinin tarlasına, dar gelirlinin cebine yazılırken Antalya neyin zirvesi olacak?
Dünya liderleri iklim krizini konuşmak için yeniden bir araya gelmeye hazırlanıyor.
Diplomatik heyetler toplantı takvimlerini oluşturuyor, otellerde hazırlıklar yapılıyor, güvenlik önlemleri alınıyor, konuşma metinleri yazılıyor.
Büyük salonlarda hangi ülkenin hangi taahhütte bulunacağı, hangi bildirinin hangi ifadelerle tamamlanacağı hesaplanıyor.
Milyonlarca dolarlık organizasyon bütçeleri hazırlanırken dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan ise çok daha yalın, çok daha hayati bir soruyla baş başa kalıyor:
Bu krizin bedelini daha ne kadar biz ödeyeceğiz?
İşte yaklaşan Antalya COP31 İklim Zirvesi öncesinde Brüksel sokaklarından yükselen sesin anlamı tam da burada yatıyor.
Geçtiğimiz pazar günü on binlerce kişinin katıldığı iklim protestosu, yalnızca çevre duyarlılığının dışa vurumu değil, uluslararası iklim politikalarının sonuçlarını, ekonomik önceliklerini ve toplumsal adalet anlayışını sorgulayan bir itiraz olarak da okunmalı.
Çünkü iklim krizi artık bilim insanlarının raporlarında kalan uzak bir tehlike değil.
Pazardaki fiyat etiketinde, çiftçinin kuruyan tarlasında, işçinin kavurucu sıcakta sürdürdüğü mesaisinde, esnafın artan giderlerinde, emeklinin küçülen sofrasında ve ay sonunu getirmeye çalışan ailelerin hesaplarında kendisini gösteriyor.
Doğanın bozulan dengesi, ekonominin bütün damarlarına yayılıyor.
Vaatler Büyük, Faturalar Ağır!
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansları her yıl benzer umutlarla başlıyor.
Ülkeler bir araya geliyor, sera gazı emisyonlarını azaltma hedefleri açıklanıyor, iklim finansmanı konuşuluyor, yeni yol haritaları hazırlanıyor.
Zirveler sona erdiğinde ise geriye çoğu zaman uzun bildiriler, geleceğe bırakılmış hedefleri içeren metinler ve uygulanması yıllar alabilecek taahhütler kalıyor.
Oysa dünyanın beklemeye tahammülü giderek azalıyor.
Fosil yakıt bağımlılığı: Ne hızla azaltılıyor?
Yenilenebilir enerji: Yatırımlar ne ölçüde tabana yayılıyor?
Kırılgan ülkeler: Uyum kapasiteleri hangi somut kaynaklarla güçlendiriliyor?
Finansman vaatleri: Açıklanan tutarların ne kadarı doğrudan ihtiyaç sahiplerine ve üreticilere ulaşıyor?
Ülkelerin ekonomik yapıları, enerji ihtiyaçları ve tarihsel sorumlulukları elbette farklı.
Ancak bu gerekçeler, eylemsizliğin ekonomik ve toplumsal faturalarını ortadan kaldırmıyor.
Bugün ertelenen her iklim yatırımı, yarın gıda enflasyonu, altyapı zararları ve devasa afet onarım maliyetleri olarak önümüze geliyor.
Zirve salonlarında milyarlarca dolarlık bütçeler konuşulurken pazarda birkaç liranın hesabını yapan insanların yaşadığı ekonomik sıkışmışlık, iklim tartışmalarının dışında tutulamaz.
Asıl mesele, ekonominin kimin için ve hangi bedelle korunduğudur.
İklim Krizinin Faturası Kimin Cebinden Çıkıyor?
Ekonominin temel sorularından biri şudur:
Kaynaklar nasıl dağıtılıyor, riskler kimler tarafından üstleniliyor ve ortaya çıkan maliyetleri kim ödüyor?
İklim Şoku
Tarımsal Verim Kaybı
Lojistik & Girdi Maliyeti
Gıda Enflasyonu
Dar Gelirli Üzerinde Baskı
Çiftçi ve Tüketici: Kuraklıkla boğuşan çiftçi; yüksek gübre, mazot ve enerji maliyetleriyle mücadele ederken rekolte düşüyor. Tarladan sofraya uzanan tedarik zincirinde maliyetler arttıkça, faturanın son durağı pazar ve markette dar gelirli tüketici oluyor.
İşçi ve Esnaf: Açık alanda çalışan işçi için aşırı sıcaklar sağlık riski ve verim kaybı demek; küçük esnaf içinse artan elektrik faturaları ve baskın su baskınlarında sermaye kaybı anlamına geliyor.
Kırılganlık Farkı: Büyük sermaye risklerini sigorta veya coğrafi kaydırma ile yönetebilirken; küçük üreticinin, esnafın ve sabit gelirlinin riskleri absorbe edecek hiçbir koruma kalkanı bulunmuyor.
Antalya’nın Sınavı: Gösterişli Zirve mi, Ekonomik Dönüşüm mü?
Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31, özellikle Akdeniz Havzası’ndaki kuraklık, su stresi, orman yangınları ve tarımsal riskleri küresel gündeme taşımak için kritik bir fırsat.
Ancak organizasyonun başarısı kaç devlet başkanının ağırlandığıyla değil, alınan kararların reel ekonomide neyi değiştirdiğiyle ölçülecek.
Söz sizde…
Sizce Antalya COP31, iklim krizinin ekonomik yükünü hafifletecek ve bu faturanın toplum nezdinde daha adil paylaşılmasını sağlayacak somut kararların alındığı tarihi bir dönüm noktasına dönüşebilir mi?
Yaşadığınız şehirde kuraklık, aşırı sıcaklar veya altyapı yetersizlikleri gibi iklim kaynaklı sorunların doğrudan mutfak masraflarınıza ve hayat pahalılığınıza yansıdığını hissediyor musunuz?
Erhan Yurdayüksel
14 Ekim 2026