Erhan Yurdayüksel: “Robot Eşek”

Küresel Rekabetin “Fosil” Çarkları: Robot Eşekten Gümrük Vergilerine Ekonomi-Politik Bir Bakış

Semer değişiyor, eşek değişiyor, hatta eşeğin yerini robot alıyor.

Ancak dünyayı yönetme iddiasındaki büyük güçlerin ezberleri değişmiyor:

İşlerine gelince hukuk evrensel, gelmeyince yaptırım şahsi, başkası kopyalayınca hırsızlık, kendileri yapınca “serbest piyasa rekabeti”!

Bugün, geleneksel ekonomik modellerin miadını doldurduğu, ticaret savaşlarının maske indirdiği ve teknolojinin vicdanı saf dışı bırakmak için hızla güncellendiği bir kavşaktayız.

Gelin, mayına sürülen canlı eşekten Çin’in ürettiği robotik alternatife, otomotivdeki nostalji savaşlarından uluslararası hukukun dolarla terbiye edilmesine kadar uzanan bu çelişkiler coğrafyasını ekonomi ağırlıklı bir lensle masaya yatıralım.

Küresel Tedarik Zincirinden Savaş Meydanlarına: “Robot Eşek” ve Maliyet Optimizasyonu

“Bu da nereden çıktı şimdi?” demeyin, piyasada talep öyle bir noktaya geldi ki, bir dönem lojistik ve askeri operasyonlar için “mayına sürülecek eşek kalmayacak” endişesi yaşanıyordu.

Tam da bu noktada imdada Çin’in endüstriyel refleksleri yetişti: Eşeğin robotu üretildi!

Ekonomik rasyonalite açısından bakıldığında bu hamle, sermayenin “risk ve maliyet minimizasyonu” arayışının kusursuz bir tezahürüdür:

Canlı eşeğin beslenme masrafı, veteriner gideri, psikolojik sınırları (korkma, kaçma) ve en önemlisi operasyonel verimsizlikleri vardır.

Robot eşek ise yazılımla çalışır, şarjla yaşar, fazla mesai talep etmez ve en önemlisi, sahada zayiat verdiğinde bilanço dışı bir amortisman kalemi olarak yazılır.

İnsanlığın, kendi icat ettiği teknolojiyi kullanarak vicdanını devre dışı bırakma konusunda ne denli mahir olduğu bir kez daha tescillendi.

Atalarımızın “Eşeğe altın semer vursalar, eşek yine eşektir” sözü de bu dönüşüm karşısında tarihe karışıyor.

Artık semer kalktı, yazılım geldi.

Yük yine garibin, yani üreticinin ve tüketicinin sırtında kalırken, sermaye sahipleri riski minimize etmenin yollarını arıyor.

Otomotivde Nostalji, Fikrî Mülkiyet ve Çin Modeli

Mesele yalnızca lojistikte robotlaşma değil, katma değerli üretim ve endüstriyel casusluk-kopyalama tartışmalarının eksen değiştirdiği otomotiv sektöründe düğümleniyor.

Alman otomobil tarihinin simgesi Volkswagen Beetle (Kaplumbağa), Çinli Great Wall Motor’un ORA Ballet Cat modeliyle elektrikli çağda yeniden doğdu. Retro tasarımı, kadınlara yönelik “Lady Driving Mode” ve regl dönemindeki konforu hedefleyen “Isıtıcı Adam” modu gibi detaylarla pazarlanmaya çalışılan bu araç, ticari olarak sınırlı bir başarı (2022-2026 arası toplam 8.523 teslimat) elde etse de bize çok şey söylüyor:

Kopyalama ile Geliştirme Arasındaki İnce Çizgi: Batı, Çin’in tasarım benzerliklerinden ve fikrî mülkiyet ihlallerinden şikâyetçi.

Ancak sanayi tarihi boyunca her ülkenin bir diğerinden teknoloji transfer ettiğini, uyarladığını ve dönüştürdüğünü unutmamak gerekir.

Bir ürünü taklit etmekle, o teknolojiyi domine edip çok daha düşük maliyetle ölçeklemek aynı ekonomik anlama gelmez.

Pazarlama Klişeleri: Çinli üreticiler, otomobili cinsiyet kalıplarına hapsetme stratejisiyle Batılı pazarlama departmanlarının onlarca yıldır kullandığı enstrümanları devraldı.

Ancak pazarın acı gerçeği karşısında nostalji ve yüzeysel donanımlar tek başına satış rakamlarını yukarı taşıyamıyor.

Kabuğu taşımak, geleceğin küresel pazarında lider olmak için yetmiyor.

Hukukun Çift Dikişli Tarifesi: Dolar, Yaptırımlar ve Uluslararası Sistem

Otomobilden çok daha ciddi bir kriz alanı ise finansal ve hukuki mimaride yaşanıyor.

Avrupa Parlamentosu’ndan 58 milletvekilinin, ABD’nin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yönelik yaptırımlarına karşı Avrupa Komisyonu’nu göreve çağırması, küresel iktisadın en kırılgan noktasını gözler önüne seriyor:

Hukuk terazisinin bir kefesinde adalet, diğer kefesinde ise dolar bazlı banka hesapları var.

ABD yönetiminin UCM’ye yönelik yaptırım kararları (özellikle İsrail Başbakanı Netanyahu ve Afganistan’daki ABD askerleri soruşturmaları bağlamında), küresel finans sisteminin ağırlık merkezini bir baskı aracı olarak kullanıyor.

ABD bankaları ve yazılım devlerinin mahkemeyle iş yapmasının kısıtlanması riski, Avrupalı finans kurumlarını ikincil yaptırım tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor.

Burada devreye giren AB Engelleme Tüzüğü, Avrupalı şirketleri korumayı amaçlasa da, diplomatik reaksiyonlar ile somut ekonomik adımlar arasındaki uçurum hâlâ çok derin.

Soru şudur: Küresel ticaret kuralları ve uluslararası hukuk, yalnızca zayıf ekonomilerin hizaya getirilmesi için mi yazılmıştır?

Güçlü devletler, kendi ekonomik çıkarlarıyla uluslararası sözleşmeler çatıştığında hukuku bir kenara atabiliyorsa, geriye kalan “serbest piyasa ve evrensel hukuk” söylemi yalnızca birer makyaj malzemesinden ibarettir.

Fosil Çalışan Çifte Standartlar

Bugün Çin elektrikli otomobil üretiyor,

ABD yaptırım düğmesine basıyor, Avrupa hukuku korumak için zirveler düzenliyor.

Herkes kendi rasyonel çıkarları çerçevesinde hareket ettiğini iddia ediyor.

Ancak dönüp dolaştığımız nokta aynı:

Semer değişebilir, eşek robotlaşabilir, otomobiller bataryayla çalışabilir, teknoloji ilerleyebilir, üretim biçimleri dönüşebilir ve dünya daha önce hayal bile edilemeyen bir hızla değişebilir.

Ancak bütün bu dönüşümlere rağmen küresel ekonomiyi ve siyaseti başkasının sırtına binerek yönetme alışkanlığı varlığını sürdürdüğü sürece, değişen yalnızca sömürünün biçimi olur, özü değil.

Güçlü olanın zayıf olanın emeği, kaynakları ve imkânları üzerinden kendi refahını büyütmeye çalıştığı, maliyetleri başkalarına yüklerken kazançları kendine ayırdığı bir düzende, teknolojik ilerleme insanlığın ortak refahını güvence altına almaya yetmez.

Aksine, bu ilerleme mevcut eşitsizlikleri derinleştiren, bağımlılık ilişkilerini yeniden üreten ve güç mücadelelerini daha karmaşık hâle getiren bir araca dönüşebilir.

Çünkü ekonomik ve siyasi sistemler, kullandıkları araçlardan çok, dayandıkları anlayışla şekillenir.

Adaletsizliğin üzerine inşa edilen bir düzen, en modern teknolojilerle donatılsa bile adil hâle gelmez.

Başkasının emeği üzerinden zenginleşme, başkasının kaynakları üzerinden güç kazanma ve başkasının geleceği pahasına kendi çıkarlarını koruma anlayışı terk edilmedikçe, krizler yalnızca biçim değiştirerek yeniden karşımıza çıkar.

Dolayısıyla asıl mesele semerin, eşeğin ya da otomobilin değişmesi değil, kimin yük taşıdığı, kimin kazanç sağladığı ve bu ilişkinin hangi adalet anlayışı üzerine kurulduğudur.

Küresel ekonomide ve siyasette kalıcı istikrarın yolu, teknolojik dönüşümden önce zihniyet dönüşümünden, tahakkümün yerine iş birliğini, sömürünün yerine adil paylaşımı ve tek taraflı çıkarların yerine ortak sorumluluğu koymaktan geçer.

Aksi hâlde insanlık, bir yandan geleceğin teknolojilerini üretirken diğer yandan geçmişin adaletsizliklerini kullanmaya devam edecektir.

Söz sizde…

Robot eşek kendi yazılımındaki hatayı güncellemelerle giderebiliyor.

Acaba küresel sermaye ve siyaset mekanizmaları, yüzyıllardır sisteme entegre ettikleri bu “çifte standart” kodunu ne zaman güncellemeyi seçecek?

Sizce küresel tedarik zincirinde ve teknoloji savaşlarında Türkiye, bu robotik ve korumacı dönüşümün neresinde konumlanmalı?

Erhan Yurdayüksel

15 Ekim 2026