Erhan Yurdayüksel: Mercimek Fıranda!..

Mercimekten Gökyüzüne ve Gümrük Duvarlarına: Türkiye, Kanada ve Avrupa Üçgeninde Ekonomi Satrancı

Bugün hafta sonu…

İnce belli bardakta, demli çaylarımızı ellerimize alıp dünyayı ve ülkeyi şöyle bir okuma zamanı.

Hani derler ya, “mercimeği fırına verdik” diye, o samimi, o içten deyimi bugün bambaşka bir boyuta taşıyalım ve coğrafyaların kaderini değiştiren bir ironiyle başlayalım: Kanada mercimeğini fırına verdik!..

Gülümser gibi olduğunuzu hissedebiliyorum, ama ne yazık ki bu acı bir tebessümden öteye geçmiyor.

Çünkü bir zamanlar topraklarında bereket fışkıran, dünyanın en büyük kırmızı mercimek üreticisi ve ihracatçısı olan Türkiye’nin, bugün o aynı mercimeği okyanus ötesinden, Kanada’dan ithal eder hale gelmesi, tarım politikalarımızın, topraklarımızın ve emeğimizin dramıdır.

Toprağın Sessiz İsyanı: Nereden Nereye?

1980’li ve 1990’lı yıllarda dünya pazarlarında Türkiye rüzgârı eserdi.

Ülkemizde ki silolar dolup taşar, First Lady Semra Özal Hanımefendi tüketimi artırmak için televizyon ekranlarında mercimekli köfte tarifleri verirdi.

Türkiye de mercimeği fırına verme hikayeleri dillerden düşmezdi.

Kanada ise o devirde bu pazarda adı anılmayacak kadar küçük bir oyuncuydu.

Peki, ne oldu da rüzgâr tersine döndü?

Bunun yanıtı, planlı bir vizyon ile kaderine terk edilmiş bir tarım sektörünün çatışmasında saklı:

Kanada’nın Endüstriyel Hamlesi: Saskatchewan Üniversitesi başta olmak üzere bilim insanları iklime dirençli tohumlar geliştirdi.

Devasa araziler, en son teknoloji makinelerle sıfır hata ile işlendi.

Devlet, lojistikten pazarlamaya kadar üreticisinin arkasında dağ gibi durdu.

Türkiye’nin Yapısal Çıkmazı: Mazot, gübre, tohum ve ilaç maliyetleri tırmanırken çiftçinin beli büküldü.

Desteklemeler ya kuşa döndü ya da geç açıklandı. Miras yoluyla bölünen, parçalanan tarlalar mekanizasyona kapalı hale geldi.

Güneydoğu’nun kavurucu kuraklığı da eklenince, toprak adeta küstü.

Yerli mercimek dönemi doğum oranı: 2002 yılında doğurganlık hızı 2,17 civarındaydı.

Kanada mercimeği dönemi doğum oranı: 2002 sonrası yıllarda ise doğum oranı tarihin en düşük seviyelerinden biri olan 1,42 çocuk seviyesine geriledi.

Madalyonun bir de ticaretin o çarkları arasında dönen yüzü var:

Dahilde İşleme Rejimi (DİR). Türkiye, Kanada’dan ham mercimeği getiriyor, Mersin’deki modern tesislerde işleyip paketliyor ve Orta Doğu ile Kuzey Afrika’ya satıyor.

Bu ihracat rakamlarında bir başarı gibi görünse de, kendi insanının tabağındaki çorbaya kendi toprağının bereketini koyamaması gerçeğini değiştirmeyen, buruk bir ticari teselliden ibaret.

Mercimek Kanada’dan olunca fırın ilişkisi nasıl olacak?

Tarladan Savunma Sanayiine: Okyanus Ötesinde Değişen Dengeler

Ancak hayatın ve uluslararası ilişkilerin ironisi burada bitmiyor.

Tarımda yaşanan bu dramatik makas değişimi, sıra jeopolitik ve savunma sanayiine geldiğinde adeta tersine bir denge oyununa dönüşüyor.

Hatırlayın, geçmişte Türkiye ile Kanada arasında yaşanan ambargo krizlerini…

2019’da askıya alınan izinler, 2020’de İHA’larımızdaki Wescam kameraları üzerinden konulan kısıtlamalar iki ülke ilişkilerini buzdan bir duvara hapsetmişti.

Her ne kadar bu engeller Ocak 2024’te kademeli olarak yumuşatılsa da, asıl kırılma noktası bambaşka bir rüzgârla geldi.

Tarihler Ekim 2026‘yı gösterdiğinde, Ankara’da ve İstanbul’da masaya oturan iki ülke yepyeni bir dönemin kapısını araladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Türkiye’ye resmi bir ziyaret gerçekleştiren Kanada Başbakanı Mark Carney’nin zirvesi sonrasında, iki ülke arasında sadece savunma değil, Serbest Ticaret Anlaşması (STA) müzakerelerinin başlatılması ve Türk Eximbank ile Kanada İhracat Geliştirme Kurumu (EDC) arasında üçüncü ülkelerde ortak projeler yürütülmesine yönelik dev adımlar atıldı.

Avrupa Birliği, Kanada ve Türkiye: Küresel Ticaretin Üçgen Hattı

İşte tam bu noktada, masadaki pastayı büyüten ya da küçülten o devasa aktör devreye giriyor:

Avrupa Birliği (AB). Türkiye-Kanada yakınlaşmasını ve ekonomi eksenli bu dramı okurken, AB gerçeğini bir kenara koyamayız.

Türkiye’nin dış ticaretinde ve Gümrük Birliği mekanizmasında omurga konumunda olan AB, günümüzde tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi (friend-shoring) sürecinden geçiyor.

AB’nin Çekim Gücü ve Türkiye’nin Konumu: Türkiye, üstyapısı ve lojistik gücüyle AB’nin en kritik üretim üssü olmaya devam ederken, Amerikan kıtasının dev ülkesi Kanada da küresel tedarik zincirlerinde ABD’ye olan aşırı bağımlılığını kırmak istiyor.

İşte Başbakan Mark Carney’nin Türkiye’ye yönelmesinin temelinde yatan stratejik akıl, Türkiye’nin hem Orta Doğu/Kuzey Afrika’ya açılan kapı hem de Avrupa pazarlarıyla entegre olmuş güçlü sanayi altyapısıdır.

Tarım vs. Sanayi Paradoksu: Bir tarafta AB standartlarında gümrük ve sanayi entegrasyonu koşturan, Kanada ile serbest ticaret masasına oturup üçüncü ülkelerde ortak ortaklıklar kuran bir Türkiye var.

Diğer tarafta ise tarlada mercimeği Kanada’ya kaptıran, temel tarım girdilerinde dışa bağımlı hale gelen bir ekonomi…

Türkiye, sanayi ve savunma alanında Batı ile (AB ve Kanada ekseninde) entegrasyon derinleşirken, tarım ve gıda güvenliğinde aynı istikrarsızlığı yaşamanın çelişkisini en sert şekilde bu üçgen hat üzerinde hissediyor.

Çay Bardaklarının Arasındaki Büyük Tablo

Bugün hafta sonu çayımızı yudumlarken bu devasa ekonomik üçgeni alt alta koyup düşündüğümüzde, karşımıza çıkan tablo son derece çarpıcıdır.

Bir yanda, doğru planlanmadığında en stratejik tarım ürünlerinde dahi dışa bağımlı hale gelen, toprağın garipliğine mahkûm edilen bir tarım ekonomisi dramı…

Diğer yanda ise Gümrük Birliği’nin getirdiği sanayi birikimiyle, Kanada ile başlatılan serbest ticaret müzakereleriyle ve savunma sanayinde ki hamleleriyle dünyanın en sert ambargolarını bile masada eritip küresel tedarik zincirlerinin merkezine oturabilen jeo-ekonomik bir aktör.

Türkiye, Kanada ve Avrupa ilişkileri, tarladaki mercimekten Brüksel koridorlarına, oradan da okyanus ötesi stratejik ortaklıklara uzanan bu zıt ama bir o kadar da kader ortaklığı içeren çizgide yol alıyor.

Umarız ki gün gelir, Kanada’dan mercimek ithal etmek zorunda kaldığımız o acı tebessüm biter de, kendi toprağımızda yeniden o coşkulu hasat günlerine kavuşuruz.

Çayınız soğumasın, ama geleceğe dair “mercimeği fırına verme” umutlarımız da hiç tükenmesin.

Söz Sizde

Hafta sonu çayınızı yudumlarken, geleneksel çay sohbetimiz de bu zıtlıklar ve küresel ortaklıklarla dolu tabloyu biraz da sizlerin yorumlarıyla zenginleştirelim isterim.

Bakalım sizin bu hikâyedeki görüşleriniz neler?

Toprak ve İthalat: Bir zamanlar kendi kendine yeten ve dünyaya mercimek ihraç eden bir ülkenin, bugün Kanada’dan ithalat yapar hâle gelmesini tarım politikalarımızın neresinde konumlandırıyorsunuz?

Bu tabloyu tersine çevirmek için ilk olarak hangi adım atılmalı?

Sanayi ve Tarım Çelişkisi: Türkiye savunma ve sanayi alanında AB entegrasyonu ve Kanada ile yeni serbest ticaret masaları kurabilecek kadar küresel bir aktör olabilme yeteneği gösterirken, neden aynı başarıyı temel tarım ürünlerinde ve gıda arz güvenliğinde sürdürülebilir kılmakta zorlanıyor?

Küresel Üçgen (AB-Kanada-Türkiye): Kanada Başbakanı Mark Carney’nin ABD bağımlılığını kırmak için Türkiye’nin üretim ve savunma modeline yönelmesini, bunun AB ile olan Gümrük Birliği ve ticaret dinamiklerimizle nasıl harmanlanacağını gelecekte bizi hangi ekonomik düzleme taşıyacağı açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Erhan Yurdayüksel

24 Ekim 2026