Bir süre önce gazetelerde çıkan haber üzerinde fazla durulmadı…
Bankalarda 1 milyon lira ve üzerinde parası bulunan kişilerin toplam sayısı 66 bin 846’ya yükselmiş…
Geçen yıl, 1 milyon liradan fazla hesabı bulunanların sayısı 52 bin civarındaydı…
Bu duruma göre Türkiye‘nin “Milyoner sayısı bir yılda 14 bin artmış!”
İyi bir haber gibi görünüyor ama gerçekte son derece kötü bir durum…
76 milyon insanın (küçük bir azınlık hariç) tamamına yakını sıkıntı ile becelleşirken, milyonerlerin artması hiç hayra alâmet değil!
Türkiye bankalarındaki bütün varlığın neredeyse yarısı (yüzde 46’sı) bu 66 bin milyonerin elinde…
Geri kalan 75 küsur milyon insan, onları besleyen, onlara çalışan figüranlar durumunda!
Sosyal bir devlette böylesine dengesizlik, böylesine gelir uçurumu olur mu?
* * *
Kazananlar o paraları alınlarının teriyle, bileklerinin gücüyle kazansalar helâl olsun…
Fakat, “AKP döneminin ihaleleri, kutu-kutu kutucukları, türlü-çeşitli cambazlıkları, çelik kasaları, para sayma makineleri, vakıfları, gemileri, havuzları, oğulları, yeğenleri, bacanakları, ahbap-çavuş ilişkileri, ihale skandalları” düşünülünce çarpık manzara hemen ortaya çıkıyor.
Bu gidiş, sağlıklı bir gidiş değil sevgili okurlar!
Çarpık, sakat, haksız bir gidiş!
Bu durum bana şu ünlü dizeleri hatırlatıyor:
* * *
Hasandağı arpalıktır,
eğer saban yürürse…
Her derede bir değirmen, eğer suyu gelirse…
Her kümeste bir tavuk, eğer köylü verirse…
Güzel gidiş bu gidiş, eğer sonu gelirse!
Cevap bekleyen sorular!
Günler lâf cambazlığıyla geçiyor… Ortaya çıkarılan rüşvet ve yolsuzluk olayları için “Darbe teşebbüsü”, İnternete düşen ses kayıtları için de “Montaj” deyip duruyorlar…
Fakat… Milletin kuşkularını, endişelerini giderecek inandırıcı bir açıklama yapılamıyor!
Kamuoyu şu soruların cevaplarını bekliyor:
* * *
– Banka genel müdürünün ayakkabı kutularına 4,5 milyon doları darbeciler mi
koydu?
– Tüm yolsuzluk iddialarından sonra “Bize darbe yapıldı” demek ne derece gerçekçi?
– 4 Bakan da darbeci miydi?
– 700 bin liralık kol saati nasıl alındı?
– 17 Aralık operasyonunda ortaya çıkan yolsuzluğun 247 milyar TL olduğu hesaplanıyor.
Bu parayı bir kişi çalamayacağına göre, diğer ortaklar kimlerdi?
– Bakan oğlunun evinde bulunan para sayma makinesi normal midir?
– Bakan oğullarının evlerindeki 7 adet kasada paradan başka neler saklanıyordu?
– Savcının çağrısına rağmen ifade vermeye gitmemek, savcı değiştirildikten sonra ifade vermek ne demek?
– Yargıya ve devlete meydan okumakla ne amaçlanıyor?
– “Orospuya ve memura bahşişini peşin vereceksin” diyen işadamı ile iktidarın bakanları arasında ne gibi bağ var?
– “Milletin a…. koyacağız” diyen işadamı hakkında neden işlem yapılmıyor?
– Hayırsever diye övülen adamın rüşvet dağıtıp ona buna kadın ayarladığı doğru mu?
– Kriptolu telefonda “Sıfırla oğlum paraları” diye yapılan ve montaj olduğu iddia edilen konuşmanın kayıtları neden bilimsel bir kuruluşa inceletilmiyor?
Tebessüm
Ne zaman akıllanırız?
İnsan kazığı bir defa yer…
İkincisinde uyanır…
“Kör bile aynı çukura iki defa düşmez” denir.
Adamın biri taşradan İstanbul‘a gelmiş… İstanbul’un taşı toprağı altın ya… O da altından kısmetini arıyormuş…
Eminönü‘nden geçerken çiroz satan bir işportacıya rastlayınca sormuş:
“Bu nedir?”
“Kurutulmuş balık… Çiroz derler buna dayı…”
“Neye yarar?”
Bıçkın bir adam olan satıcı dalga geçmiş:
“Bundan bir tane ye, zekân açılır!”
“Kaça?”
“Tanesi 10 lira!”
Adam on lirayı bastırıp, çirozu alarak çiğ çiğ yutmuş, bakmış bir şey yok!
Bir tane, bir tane daha… Beşinci onluğu verip çirozu yuttuktan sonra ayılmış:
“Bana bak! Sen galiba beni kazıklıyorsun”
Bıçkın satıcı kıs kıs gülmüş:
“Demedim mi ben sana zekân açılır diye? Bak, akıllandın işte…”
Bakalım biz bu iktidardan kaçıncı balığı yuttuktan sonra uyanacağız?
Günün Sözü
Para konuşunca, doğruluk susar!
