Mustafa Balbay: Yargıdaki Çöküş ve Çıkış Yolu…

Mustafa Balbay-Kılıçdaroğlu-Meclis-102008-2011 yılları arasındaki tüm tartışmalı operasyonların iktidar koalisyonunun iki tarafının ortaklaşa girişimi ile gerçekleştirildiği bir tahmin ya da duyumdan öte kesin bilgi olarak siyasi davalar dosyasındaki yerini aldı.
Son günlerde art arda yapılan açıklamalar, devlet çarkının genel işleyişi dışında, AKP dönemine özgü bir icraat yönteminin oluşturulduğunu gösteriyor. Bu, paralel yapı tanımını aşacak bir boyut içeriyor.
Tablo gösteriyor ki; Başbakan kendisine Bakanlar Kurulu’nu rutin, fazla işlevi olmayan bir mekanizma haline getirmiş. Bunun dışında tamamen kendi kontrolünde, kamuoyu tarafından bilinmeyen ayrı bir yapı devreye girmiş. Polis-yargı başta olmak üzere kimi operasyonel kurumlardaki önemli adımlar için de doğrudan Başbakan’la temas kurularak düğmeye basılmış.
Tartışmalı, siyasal-toplumsal sonuçları olan davaların tümünde kilit rol oynayan emekli İstihbarat Müdürü Ali Fuat Yılmazer’in önceki gece yaptığı açıklamalar, dalgalı operasyonların her aşamasının Başbakan onaylı olduğunu gizli değil, açık tanığıyla gösterdi.
***
Yılmazer’in açıklamalarına göre, Başbakan’ın bir başka unvanı da şu:
Başyargıç!
Bu unvanı polisin ve yargının kilit isimleri de aynen kabul etmiş ve ona uygun davranmış.
Örneğin; başlayan bir operasyonun devamında kimlerin hemen tutuklanması gerektiğine Başyargıç karar veriyor. Ankara kulislerinde bu konuda pek çok bilgi dolaşıyor. Yılmazer’in açıklamaları bunları doğruladığı gibi daha ötesinin de olabileceğini ortaya koyuyor. Zira bir iddiaya göre, İlker Başbuğ’un tutuklanması “gecikiyor”, Başyargıç kızgın bir ifade ile bu gecikmenin nedenini soruyor! Sonunda amacına ulaşınca da kamuoyu önünde yine kızgın bir ifade ile tutuklamaların yanlışlığından dem vuruyor! Aksaklık olduğunda, kararlar istediği gibi çıkmadığında da adeta çılgına dönüyor, derhal düzeltilmesini istiyor…
Konunun iki boyutu var; birincisi, Başyargıç’ın mübaşir bile kullanmadan, tüm işlemleri doğrudan yaptırması… İkincisi, devlet katlarında herkesin bu yapıyı kabul etmesi…
***
Anadolu gezilerinde sık sık karşılaştığım sorulardan biri şu oluyor:
İktidar içindeki çatlakta siz hangi tarafın haklı olduğunu düşünüyorsunuz, hangi tarafa yakınsınız?
Yukarıda özetlediğimiz durum gösteriyor ki; iktidar bir bütün olarak muhalefetin tasfiyesi için düğmeye basmış, her türlü suçlama yöntemini meşru sayıp davaların açılmasını, onlarca insanın tutuklanmasını sağlamış.
Bu değerlendirme ışığında yanıtım şu oluyor:
Hak vermem bir tekine, al birini vur ötekine!
Asıl soru şu:
Bu aşamadan sonra hukukun gerçekten tesisi için, Türkiye’nin yeniden hukuk devleti olabilmesi için ne yapmalı?
Kısa yanıt şudur:
Yeni bir iktidar hedeflemeli.
Çünkü bu yapıdan beslenenler bu yapıyı değiştirmezler.
Başbakan’ın, “Bugüne kadar fark edememişiz, paralel yapı her yere sızmış, temizleyeceğiz” söylemini Türkçeye şöyle çevirebiliriz:
Biz bugüne kadar tüm yargı işlerini onlarla birlikte yaptık, ama onlar bizim kontrolümüzden çıktılar, hatta bize de yöneldiler. Şimdi yargıyı tümüyle bizim kontrol edeceğimiz bir yapı kuracağız!
Bu anlayış da bugüne kadar yapılan hukuksuzlukları sürdürmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Hukuktan, adaletten yana olan herkesi kucaklayacak bir süreç bugünkü iktidarı süpürecektir.

CUMHURİYET

Leave a Reply

Your email address will not be published.