Beste Serim Erbak: Bakü 2026 I Qardaş Azərbaycan

29 Ocak 2026 sabahı, eşimle birlikte yönümüzü kardeş ülke Azerbaycan’a çeviriyoruz.

Türkçenin konuşulduğu, sözcüklerin kulağımıza yabancı gelmediği bu topraklara doğru yol alırken içimizde hem yeni bir coğrafyayı keşfetmenin heyecanı hem de tuhaf bir aşinalık duygusu var.

Uçağımız Hazar Denizi’nin kıyısındaki Bakü’ye doğru alçalırken aşağıda uzanan topraklara bakıyor, kadim bir coğrafyanın üzerinde süzüldüğümüzü düşünüyoruz.

Daha ilk andan itibaren bu yolculuğun bizim için sıradan bir gezi olmayacağını hissediyoruz.

Tarihi, kültürü ve diliyle bize bu kadar yakın bir ülkeye doğru ilerlemek, yolculuğumuza ayrı bir anlam katıyor.

Azerbaycan’ın yakın tarihindeki en önemli dönüm noktalarından biri, 1918’de kurulan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti.

Müslüman Doğu’nun ilk demokratik ve parlamenter cumhuriyeti olarak kabul edilen bu genç devlet, yalnızca iki yıl yaşayabilmesine rağmen bağımsızlık ve modernleşme yolunda önemli bir iz bırakmış.

Cumhuriyetin önde gelen isimlerinden Mehmed Emin Resulzâde, “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” sözüyle Azerbaycan’ın bağımsızlık idealinin simgelerinden biri olmuş.

Ancak 1920’de Kızıl Ordu’nun Bakü’ye girmesiyle cumhuriyet sona eriyor ve Azerbaycan uzun Sovyet dönemine giriyor.

1936’dan itibaren Sovyetler Birliği’nin 11 birlik cumhuriyetinden biri olan ülke, 1991’de yeniden bağımsızlığını kazanıyor.

Hazar kıyısındaki Bakü’nün tarihinde petrolün de özel bir yeri var.

19. yüzyılın sonlarında dünyanın önemli petrol merkezlerinden birine dönüşen şehir, bugün modern mimarisinin yanı sıra bu enerji zenginliğinin izlerini de taşıyor.

Günümüzde Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, 2003 yılından bu yana ülkeyi yönetiyor. Haydar Aliyev’in oğlu olan İlham Aliyev, babasının 2003’teki ölümünün ardından cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmiş.

Bakü’yü gezerken yalnızca taş binaları, geniş bulvarları ve Hazar’ın serin rüzgârını değil; bağımsızlık mücadelesinin, Sovyet yıllarının ve yeniden kurulan devletin izlerini de hissediyorsunuz.

Eski taş yapılarla modern gökdelenlerin yan yana yükseldiği şehir, geçmiş ile geleceği aynı manzarada buluşturan canlı bir hafıza gibi karşımıza çıkıyor.

Arkeolojik bulgular, Azerbaycan coğrafyasındaki insan yerleşiminin çok eski dönemlere uzandığını gösteriyor. Tarih boyunca farklı toplulukların, devletlerin ve kültürlerin buluşma noktası olan bu topraklar; çeşitli hanlıklara, imparatorluklara ve medeniyetlere ev sahipliği yapıyor.

Her dönem kendi izini bırakırken kültüre yeni renkler, mimariye farklı üsluplar, gündelik yaşama ise yeni alışkanlıklar katıyor.

Bu zengin tarihsel birikim, Azerbaycan’ın bugünkü kültürel dokusunun temelini oluşturuyor.

Azerbaycan, Avrupa ile Asya arasında, Kafkasya’nın önemli bir geçiş noktasında yer alıyor.

Yüzyıllar boyunca farklı kültürlerin, dillerin ve inançların buluştuğu bu topraklar, Doğu ile Batı arasında önemli bir köprü oluşturuyor.

Belki de bu yüzden Bakü’ye vardığımızda kendimizi ne bütünüyle yabancı ne de tamamen evimizde hissediyoruz. Tanıdık bir dilin sıcaklığı, farklı bir coğrafyayı keşfetmenin merakıyla iç içe geçiyor.

Türk topluluklarının Azerbaycan coğrafyasıyla ilişkisi oldukça eski dönemlere uzanır. Sakalar ve İskitler gibi bozkır topluluklarının ardından Hunlar ve diğer Türk toplulukları da bölgenin tarihî ve kültürel gelişiminde rol oynar.

Büyük Selçuklu Devleti döneminde Oğuz boylarının bölgeye yerleşmesiyle Türk nüfusu belirgin biçimde artıyor.

Selçuklularla başlayan bu süreç, sonraki yüzyıllarda Türk devletlerinin ve topluluklarının bölgedeki varlığının güçlenmesiyle devam ediyor. Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletleri dönemlerinde ise Türk siyasi ve kültürel hâkimiyeti Azerbaycan coğrafyasında daha da belirginleşir.

Yüzyıllar boyunca süren göçler, yerleşimler ve siyasi hâkimiyetler, Azerbaycan’ın bugünkü kültürel dokusunun şekillenmesinde önemli rol oynayan güçlü bir Türk-İslam mirası bırakmış.

Bu yolculuk bizim için yalnızca yeni bir ülke görmek değil; ortak tarihimizin, kültürümüzün ve gönül bağımızın izlerini sürmek anlamına geliyor. Bakü’de geçireceğimiz günlerin, geçmişin derinliğiyle modern bir şehrin dinamizmini bir arada yaşatacağını düşünüyoruz.

Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye adımımızı Haydar Aliyev Uluslararası Havalimanı’nda atıyoruz. Geniş cam yüzeyleri ve çağdaş mimarisiyle daha ilk anda şehrin modern yüzüyle karşılaşıyoruz.

Pasaport kontrolünden neredeyse hiç beklemeden geçmemiz ise yolculuğumuzun ilk hoş sürprizi oluyor.

Bir taksiye binip konaklayacağımız otele doğru yola çıkıyoruz.

Yaklaşık yarım saat süren yolculuk boyunca Bakü’yü ilk kez dışarıdan gözlemliyoruz.

Geniş bulvarlar, Sovyet döneminin şehircilik anlayışından kalan izler ve son yıllarda yükselen modern yapılar aynı manzarada buluşuyor.

Gece ışıkları altında Bakü, köklü geçmişiyle modern yüzünü yan yana sergiliyor.

Otele vardığımızda sıcak bir karşılamayla karşılaşıyoruz.

Kısa bir dinlenmenin ardından merak ağır basıyor; valizleri odaya bırakıp kendimizi yeniden sokağa atıyoruz.

Bir şehri tanımanın en güzel yollarından biri de gecenin sessizliğinde sokaklarına karışmak.

Gündüzün telaşı çekildiğinde, şehir başka bir yüzünü gösteriyor; ışıklar altında Bakü’yü keşfetmeye başlıyoruz.

Yolda karşılaştığımız bir delikanlıya Nizami Caddesi’ne nasıl ulaşabileceğimizi soruyoruz.

Üniversitede okuduğunu söylüyor.

Üstelik yalnızca tarif etmekle kalmıyor; bizimle birlikte yürümeyi de teklif ediyor.

Bu küçük nezaket, Kafkas şehirlerinde hâlâ yaşayan o eski misafirperverlik geleneğinin güzel bir örneği.

Alt geçitlerden geçerek nihayet Nizami Caddesi’ne ulaşıyoruz.

Burası Bakü’nün en hareketli yürüyüş akslarından biri.

Cadde boyunca sıralanan binaların cephelerinde Avrupa mimarisinin izleri belirgin biçimde görülüyor;

19. yüzyılın petrol zenginliğiyle şekillenen şehir dokusunun içinde yürüyoruz.

Işıklar, vitrinler ve kalabalık, Bakü’nün genç ve canlı yüzünü ortaya çıkarıyor.

İnsan burada yürürken kendini bir Kafkas şehrinde mi, yoksa Avrupa’nın bir kentinde mi hissettiğini kısa bir an için sorguluyor.

Gece ilerledikçe kalabalık daha da artıyor.

Nizami Caddesi ışıkları, mağazaları, kafeleri ve hareketli insanlarıyla gecenin canlılığını taşıyor. Bakü’nün ritmini burada daha yakından hissediyoruz.

Akşam yemeği için yer altındaki otantik atmosferiyle dikkat çeken Firuze Restorana giriyoruz.

Geleneksel motiflerle süslü mekânda Azerbaycan mutfağının lezzetleriyle ilk buluşmamızı yaparken, seyahatimizin başladığını artık tüm hücrelerimizde hissediyoruz.

Bakü, daha ilk geceden hem tanıdık hem de keşfedilmeyi bekleyen bir şehir olduğunu fısıldıyor.

Seyahatimizi gerçekleştirmeden evvel, Türkiye’de yaşayan Bakülü arkadaşım Vefa bize hem gezeceğimiz yerler hem de ülkesi hakkında kıymetli bilgiler verdi.

Üstelik çok istediğimiz için bizim adımıza Azerbaycan Devlet Akademik Müzik Tiyatrosu’ndan yer de ayırttı. Biz Bakü’deyken o da birkaç günlüğüne şehre gelmişti.

Ertesi gün onunla buluşup birlikte Arşın Mal Alan operetine gidecek olmanın heyecanını yaşıyoruz.

Tiyatroya girmeden önce arka sokakta, Neftçiler Bulvarı ile Aziz Aliyev Caddesi’nin kesiştiği noktadaki küçük parka uğruyoruz.

Beyaz zambakları andıran metal süslemelerle çevrili havuzun etrafı yemyeşil. Sabahın ilk ışıkları banklarda oturan insanları yumuşak bir sessizliğe sarıyor; Bakü güne ağır ağır uyanıyor.

Parkın karşısındaki Novikov Cafe’ye oturup kahvelerimizi yudumlarken çevredeki binaları inceliyoruz.

Klasik Yunan ve Roma etkileri taşıyan cepheler, Art Nouveau ayrıntılarıyla zarifleşiyor; Sovyet döneminin görkemli mimarisiyle yan yana duruyor.

Apartmanların duvarlarında Azerbaycan’ın kültür ve sanat dünyasından önemli isimlere ait anma plaketleri ve kabartma büstler dikkat çekiyor.

Besteci Fikret Emirov ve Halk Şairi Samed Vurgun’un yanı sıra, dönemin önemli sanatçı ve mimarlarına ait izlerle de karşılaşıyoruz.

Sanatın ve tarihin gündelik hayatın içine bu kadar doğal ve zarif biçimde yerleşmiş olması, Bakü’yü yalnızca bir başkent değil, yaşayan bir kültür sahnesi hâline getiriyor.

Tiyatronun geçmişi de en az sahnelenecek eser kadar etkileyici.

1882’de hayırsever iş insanı Hacı Zeynelabidin Tağıyev’in girişimiyle kendi arazisi üzerinde bir tiyatro binasının yapımına başlanıyor; yapı 1883’te hizmete açılıyor.

Uzun yıllar Bakü’nün kültür hayatının önemli merkezlerinden biri olan tiyatro, şehrin hızla gelişen sanat yaşamında özel bir yer ediniyor.

Yangınlar ve zamanın yıpratıcı etkileriyle çeşitli değişimler geçiren yapı ve çevresindeki tiyatro geleneği, bugün de Bakü’nün kültürel kimliğinin önemli parçalarından biri olarak yaşamaya devam ediyor.

Neftçiler Bulvarı üzerindeki bu görkemli yapı, yalnızca bir sanat mekânı değil, Bakü’nün kültürel hafızasının da güçlü bir simgesi.

Azerbaycan müzik tarihinin en sevilen eserlerinden biri olan Arşın Mal Alan, ünlü besteci Üzeyir Hacıbeyli’nin kaleme aldığı iki perdelik bir operet.

Aşkı, gelenekleri ve mizahı bir araya getiren eser, 1913’teki ilk sahnelenişinden bu yana hem Azerbaycan’da hem de dünyanın farklı ülkelerinde ilgi görmeye devam ediyor.

Sahne tasarımı, kostümler, müzik ve oyuncuların enerjisi tek kelimeyle büyüleyici.

Azerbaycan Devlet Akademik Müzik Tiyatrosu’nda geleneksel bir hikâyenin çağdaş bir yorumla sahneye taşınışını izlemek, Bakü gezimize unutulmaz bir anı katıyor.

Salondaki alkışlar yalnızca sanatçılara değil, Azerbaycan’ın köklü sanat birikimine de yükseliyor.

Oyun sonrasında yetkili Vəfa Mühacirova Hanım’a Türkiye’den geldiğimizi ve sanatçılarla tanışmak istediğimizi söyleyince bizi hemen kulise götürüyor.

Naidə Orucova, Nərgiz Kərimova, Əkbər Əlizadə, Səidə Şərifəliyeva, Nadir Xasıyev, Ülviyyə Əliyeva, Rauf Babayev ve Ruslan Mürsəlov ile tanışıp sohbet ediyor, birlikte fotoğraf çektiriyoruz.

Sahnedeki disiplinlerinin ardında içten, mütevazı ve sıcak insanlar buluyoruz.

O gün Bakü’de yalnızca bir operet izlemiyoruz. Dostluğun, kültürün ve ortak tarihimizin sahneye yansıyan zarafetini yaşıyoruz.

Şehrin rüzgârı, o akşamı hafızamızın en özel köşelerinden birine usulca bırakıyor.

Vəfa ve oğluyla vedalaşıp ayrılıyoruz. Onlar Türkiye’ye dönecek, biz ise Bakü sokaklarını keşfetmeye devam edeceğiz.

Aziz Aliyev Caddesi’nde, Karabağ Hanlığının son hükümdarı Mehdigulu Han Cavanşir’in kızı, ünlü şair Hurşidbanu Natavan’ın heykelinin önünde duruyoruz.

Azerbaycan edebiyatının önemli kadın şairlerinden biri olan Natavan’ın heykeli, Karabağ’ın kültürel mirasını simgeleyen değerli eserlerden biri.

Bir süre sonra yer altında, samimi bir mekân olan Dolma Restaurant’a oturuyoruz.

Yaprak sarması bizim mutfağımıza o kadar benziyor ki sofrada yabancılık hissimiz bir anda kayboluyor. Tanıdık tatlar, uzaklarda olmanın duygusunu yumuşatıyor.

Şehrin kalbi sayılan Nizami Street (Nizami küçəsi) ve meydanına vardığımızda ise adeta başka bir atmosfere geçiyoruz.

Diğer adıyla Torgovaya… 1864’ten bu yana Bakü’nün ticaretine, kültürüne ve gündelik yaşamına tanıklık eden bu cadde; ışıkları, mağazaları ve sokak müzisyenleriyle yaşayan bir açık hava sahnesi gibi.

Kalabalığın içinde yürürken yalnızca bir şehri değil, kardeş bir kültürün ritmini hissediyoruz.

Her adımda tanıdık bir kelime, her köşede ortak bir geçmiş… Bakü, rüzgârıyla olduğu kadar kalbiyle de sarıyor insanı.

Yerdeki parke taşları öylesine düzgün döşenmiş ki, üzerinde yürürken balıksırtında kayıyor hissine kapılıyorsunuz. Sokak boyunca ilerlerken bronz bir şemsiyeli kadın heykeli dikkat çekiyor; zarif duruşuyla gelip geçenlere sessizce eşlik ediyor.

Cadde adını ünlü Azerbaycanlı şair Nizâmî-i Gencevî’den alıyor. Onun şiirlerindeki zarafet sanki bu caddenin ruhuna sinmiş.

Günü, Üzeyir Hacıbəyli Caddesi üzerindeki Bakü Kitap Merkezi’ne uğrayarak kapatıyoruz.

Kitapseverler için adeta bir sığınak olan merkez, zarif mimarisi ve ferah atmosferiyle daha kapısından girer girmez insanı etkiliyor.

Raflarda Azerbaycan edebiyatından dünya klasiklerine uzanan geniş bir seçki bulunuyor.

Sessiz salonları, kitapların arasında dolaşan ziyaretçileriyle günün telaşından uzak, huzurlu bir ortam sunuyor.

İçerideki kafe ise mekâna ayrı bir sıcaklık katıyor. Kahvelerimizi yudumlarken akşam ışıkları altında Bakü’yü izliyor, günün yorgunluğunu geride bırakıyoruz.

Bakü’deki ilk günümüzü sanat, edebiyat ve şehir hayatının iç içe geçtiği bu güzel mekânda tamamlıyoruz.

Beste Serim Erbak