Beste Serim Erbak: Konuşan Heykeller – Kültür Yumağı – Eskişehir

Konuşan Heykeller – Kültür Yumağı
Eskişehir

Tarihi M.Ö.2000’li yıllara kadar uzanan, eski bir yerleşim merkezi, Eskişehir. Hititler, Frigler, Lidyalılar, Grekler, Romalılar, Persler, Osmanlılar ve Bizanslıların hüküm sürdüğü bu topraklar, Selçuklu Hükümdarı Alparslan’ın Bizans hükümdarı Romen Diyojen’i 1071 Malazgirt Savaşında yenmesinin ardından Anadolu’da ilerleyen Türk ordularının 1074’de Eskişehir’i almasıyla birlikte, doğudan devamlı gelen Türk boyları için şehir bir yerleşim noktası olmuş.

Eskişehir’i, Türkiye 1999- 2024 yılları arasında Belediye Başkanlığı yapan,1937 Eskişehir doğumlu Anadolu Üniversitesi Rektörü Profesör Dr. Yılmaz Büyükerşen’in kent için yaptığı çalışmalarla tanıyor.
Şehrin ortasından geçen Sakarya Nehrinin en önemli kolu Porsuk Çayının etrafı çok güzel düzenlenmiş. Uzun yıllar bu çay evsel ve endüstriyel atıkların döküldüğü bir yermiş. Ancak Yılmaz Büyükerşen tarafından yapılan projeyle 2000’li yıllarda tamamen temiz bir hale getirilerek şehre yeniden kazandırılmış.

Otelden çıkıp, Porsuk güzelliklerini görmek için çayın kıyısına varıyoruz. Yemyeşil ağaçların ortasından geçen suyun kenarında yürümek pek hoş. Çevresinde kafelerin, restoranların yürüyüş yollarının, üzerinde köprülerin yer aldığı Porsuk Çayı, şehrin sosyal hayatının kalbi. Şair Fuzuli Caddesi, Atatürk Caddesi ve Porsuk Nehri arasında bulunan bölgenin tamamı eskiden buranın tanınmış ailelerinden birine aitmiş ve “Yalaman Adası” olarak anılıyormuş. Porsuk kıyısı bir gezi ve eğlence bölgesine dönüşmeye başladıktan sonra da buralarının ismi “Adalar” olmuş.
Hemen karşı kıyıya bağlı nostaljik bir demir köprüde altın renkli sırtında ağı ile balıkçı heykelinin önünde poz veriyoruz. Çiçekler içindeki köprüden 1930’da açılan Büyük Porsuk Otel’i gözüküyor. Asırlık tarihe sahip olan yapı 2014 yılında Tarihi Kentler Birliği Proje, 2016 yılında ise Tarihî Kentler Birliği Başarı Ödülünü almış. Kentaş-Köprübaşı İskelesinde işin güzel tarafı Porsuk üzerinde adeta Venedik’teymişsiniz gibi gondol ve bot ile gezinti yapılabiliyor.

Akşam vakti geldiğimiz için son sefere gondol bileti bulamadık. Eskişehir’e ilk ziyaretimizde gondol sefası yapmıştık fakat bu kez ancak bot bileti alabildik. Kalkışa biraz daha zamanımız olduğu için oradaki kafelerden birine oturup bir şeyler içtik. Esbot Turu Bota binmek bizim için biraz zor, dar ve derin. Ama değdi mi; evet harika bir gezi. Akşam karanlığı tam çökmeden güneşin bitmekte olan ışıkları ile Porsuk Çayının her iki tarafından yer alan renkli binaların suya aksi, sanki bir masalda ilerliyormuş hissi veriyor. Eskişehir’in anlam yüklü heykelleri bizi oldukça etkiledi. Köprülerde, su kıyısında, parklarda, meydanlarda yer alan sosyal mesajlar veren yapıtlar. İki Eylül Köprüsünün balkon çıkıntısının korkuluğuna yerleşmiş küçük bir çocuğun kovasına tuttuğu balıkları boşaltan balıkçı heykeli, biraz ileride Şair Fuzili Köprüsün başlarında yine altın rengi Arslan heykelleri yerleşmiş. Beyaz demir işlemeleriyle Beyaz Köprü. Mavi demir işlemeleri ile Mavi Köprü. Porsuk Çayı kıyısında bir bankta oturup “Çekirdek çitleyen eşek heykeli”…Elinde oltasıyla önündeki su kovasından altın renkte balık tutan yaşlı adam heykeli “Porsuk’u temiz tutun ki, balığı kovadan avlamak zorunda kalmayın” mesajını veriyor. Kaidesinin üzerinde “Allah Rızası İçin Kirletmeyin ”yazan yapıt hem görsel hem de yazı ile halkı uyarıyor.
Porsuk kıyısında pırıl pırıl parlayan ışıklar, rengârenk çiçekler, mis gibi hava bu güzel gece unutulmaz.

Ertesi gün gezimize UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alan şehrin en eski yerleşim bölgesi kentsel sit alanı, Odunpazarı semtinde tarihi evlerin arasına yerleşmiş Kurşunlu Camisi ve Külliyesinden başlıyoruz.14.yüzyılda Osmanlının ilk yerleşim bölgesi burası. Camii adını kurşunla kaplı kubbesinden alıyor. Osmanlı zamanında 1493’te Mimar Sinan’dan önce mimarbaşı olan, Acem Ali tarafından yapılmış. Cami kahverengi motifleri, girişteki sütunları ve bahçede ulu ağaçlar altındaki şadırvanı ile çok güzel gözüküyor. Külliye içinde yer alan kervansarayda Sıcak Cam Üfleme Atölyesi ve Cam Sanatları Merkezi, birbirinden renkli hoş çalışmaları barındırıyor. Dünyada açılan ilk Lületaşı Müzesi, Medrese bölümünde yer alıyor. Ayrıca Osmanlı Döneminde Külliyede eğitim görenlerin konakladığı odalarda şimdi çeşitli atölyeler bulunuyor.

Dar sokaklardan geçerken pastel tonlarda boyanmış tarihi evleri hayranlıkla izleyerek, 29 Ekim 2016’da ziyarete açılan Eskişehir Kurtuluş Müzesine varıyoruz. Sağlı, sollu merdivenlerle çıkılan müzenin yer aldığı tarihi konağın ilk sahibi 1880 yılında vefat eden Eskişehir eşrafından Mestanoğlu Halil Beymiş. Bina 19. yüzyılın ikinci yarısında yapılmış. Genç kuşaklara kurtuluş mücadelesinin aktarılabilmesi için yapılan muhteşem çalışmalar insanı duygu içinde bırakıyor, gururlandırıyor. Konağın alt kat sofasının her iki duvarında çivit mavi zemin üzerinde bitkisel dekorlu kenar suları ilgi çekiyor. Karşılıklı duvarlarda iki kadın figürü resmedilmiş. Diğer duvar panolarında su kenarında ağaçlar, söğütler, suda yüzen ördekler ve çiçek desenleri gibi motifler çok güzel gözüküyor. Müze koleksiyonu içinde İstiklal Mücadelesi gazete kupürlerinin yanında, Atatürk ve bazı milletvekillerine ait şahsi eşyalar, etnografik malzemeler, istiklal madalyaları, savaş araç ve gereçleri, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun müsveddeleri, telefon ve mors, yazıcı gibi iletişim araçları, İnönü Savaşı’nın anlatıldığı ve Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen tarafından yapılmış olan İsmet İnönü, Fahrettin Altay ve Mehmetçik balmumu heykellerinin de bulunduğu “Strateji Odası” ve Milli Mücadele Döneminin anlatıldığı belgeselin bulunduğu “Gösterim Odası”yer alıyor.Çıkış bölümündeki “Özçekim” Odasında, Atatürk ve Milli Mücadele görseli ile birlikte fotoğraf çektirebiliyor. Bu inanılmaz güzel bir anı.

Biraz daha yürüyünce tam da Odunpazarı semtinin anlamına uygun, onun hafızasına muhteşem bir gönderme yapan, keresteden oluşturulmuş bir modern mimari şaheseri, yaşayan müze, OMM – Odunpazarı Modern Müzesi karşımıza çıkıveriyor. Yapı Dünyaca ünlü Japon mimarlık ofisi “Kengo Kuma and Associates” imzasını taşıyor. Eskişehirli mimar ve Koleksiyoner Erol Tabanca tarafından hayata geçirilmiş. Türkiye ve dünyadan modern ve çağdaş sanat eserlerinin sergilendiği bir buluşma noktası olarak hizmetini sürdüren müze harika bir ortama ev sahipliği yapıyor. Müze, Avrupa Konseyi himayesinde Avrupa Müze Forumu (EMF) tarafından her yıl verilen, Avrupa’nın en prestijli müzecilik ödülü “Avrupa’da Yılın Müzesi Ödülleri (EMYA) 2021” kapsamında Özel Takdir Ödülüyle onurlandırılmış. Ahşap blokların yerleştirildiği atriyum en yukarıdaki gökyüzü penceresinden gün ışığını içeriye alıyor. Binaya ilk bakıldığında görülen üst üste yığılmış kare formundaki tahta kutular içerde bu kadar güzel bir mimarinin olabileceği konusunda tam bir fikir vermiyor. Kapılarını Eylül 2019’da açan üç katlı eşsiz yapının açılış sergisinde Dünyaca ünlü yetenekli bambu ustası Tanabe Chikuunsai’nin müzeye özel ürettiği devasa enstalasyon çalışması insanı büyülüyor. Nadir bulunan “Kaplan Bambu” türünden yapılan bu eserde doğadaki dört element tema olarak alınmış. “Su, ateş, hava ve toprak. Beşinci element için ise kendisinin şöyle bir açıklaması var:“Beşinci element boşluk, ona kimimiz evren, kimimiz uzay diyoruz. Eskişehir’e seyahatlerimde ve burada geçirdiğimiz iki haftada boyunca karşılaştığım insanlar, onlarla etkileşimim, beşinci elementin bir parçası oldu”. Müzede usta isimlerin küratörlüğünde gerçekleşen sergiler, etkinlikler ve müze koleksiyonundan seçilen özel eserler gezenlerin beğenisine sunuluyor.

Bugün gezeceğimiz yerlerin en sonuncusu Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi. “Madame Tussauds” Müzesi’nin Türkiye’deki ilk örneği olan bu müze 19 Mayıs 2013 tarihinde ziyarete açılmış. Müzede tarihi kişiler ile yerli ve yabancı ünlülerin balmumu heykelleri Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen tarafından yapılmış. 200’den fazla heykel bulunuyor. Tekrar Odunpazarı sokaklarına dalarak Eskişehir’in meşhur odunda köftesinden tatmak için Köfteci Ahmet’e giriyoruz.1850’li yıllarda Takattin Bey tarafından çevre illerden gelenlerin ve hayvanlarının barınması için yaptırılan Atlıhan El Sanatları Çarşısını geziyoruz. Önceleri metruk halde iken şimdi el yapması ürünlerin satıldığı bir yer. Hediyelik birkaç eşya aldıktan sonra gördüğümüz rögar kapağından yarı gövdesini çıkarmış başında baret bir işçi heykeli, her yerinden sanat fışkıran şehrin bir başka güzelliği. Bu arada Met helvasından tatmayı da ihmal etmiyoruz. Artık Eskişehir’den ayrılıp, bir gece Bursa’da konakladıktan sonra ertesi gün İzmir ‘e doğru yola çıkıyoruz. Bu arada Bursa’ya gelirken İnegöl ‘de Zeynel Köfte ’de yediğim tadı çok az yerde alabildim, nefisti. Biraz yorucu ama muhteşem bir aile gezisi oldu.