Kültür Mirası Yolculuğu
Taşkale Tahıl Ambarları – 2024
Sabah Konya’dan yola çıktığımızda kışın ayazı henüz tam çözülmemişti. İç Anadolu’nun bozkırına düşen ilk ışıklar, ufuk çizgisini pembemsi bir tül gibi sararken iki saat sonra Mersin Mut–Ermenek yolu üzerindeki Yerköprü Şelalesi’ne vardığımızı bizi uzaktan karşılayan serinlikten anladık.
Ahşap yürüyüş yollarından ilerleyerek ulaştığımız şelale, 110 milyon yıllık karstik kayalıklardan fışkıran sularıyla adeta gizli bir cennet. Yaklaşık 30 metre yükseklikten dökülen su, aşağıda beyaz bir köpük yumağına dönüşüyor. Kayalardaki yosunlar, minik bitkiler ve kanyonun derinliğinde kaybolan mağara görüntüsü insanı tropikal bir ülkeye götürüyor. Ayrılmak zor… Doğa bazen insana zamanın dışına çıkmış hissi veriyor.
Öğle saatlerinde Karaman’a vardık. Kısa bir molanın ardından Yeşildere (İbrala Deresi) Vadisi boyunca Taşkale’ye doğru ilerledik. Yolun iki yanındaki sarı, kızıl ve kahverengi tonlarında yükselen volkanik kayalar, sanki başka bir gezegendeymişiz hissi uyandırıyordu. Her virajda manzara biraz daha çarpıcı hâle geliyordu.
Taşkale, tarihi antik çağlara uzanan küçük ama köklü bir yerleşim. Bir dönem “Kızıllar” adıyla anılan köyün adı 1960 yılında değiştirilmiş. Buranın önemini artıran bir başka gerçek ise Mustafa Kemal Atatürk’ün baba soyunun bu topraklardan çıkmış olması. Atatürk’ün dedesi Kızıl Hafız Ahmet Efendi’nin anayurdu Taşkale. Bu bilgi köy halkının hafızasında bir gurur nişanı gibi yaşıyor.
Köyün simgesi hâline gelen Taşkale Tahıl Ambarları, 40 metre yüksekliğindeki killi kireç taşı kayalığa oyulmuş yaklaşık 250’den fazla depodan oluşuyor. En eskisinin bin yıl öncesine uzandığı tahmin ediliyor. Tek ya da iki odalı olarak tasarlanan bu ambarlara, ana kaya yüzeyine oyulmuş basamaklardan çıkılıyor. Kapı üstlerindeki makaralara bağlanan halatlarla tahıl çuvalları yukarı çekiliyor.
Killi kireç taşının ısı ve nemi sabit tutma özelliği sayesinde buğday ve arpa gibi ürünler yıllarca bozulmadan saklanabiliyor. Adeta doğal birer buzdolabı… Ardıç ağacından yapılmış küçük kapılar, sarı kayalık üzerinde kahverengi tonlarıyla büyüleyici bir görüntü oluşturuyor. Ambarların üzerine yerleştirilmiş Atatürk fotoğrafı ise geçmişle bugün arasında kurulan sembolik bir köprü gibi.
Günün sonuna doğru, sora sora bulduğumuz İvriz Kaya Anıtı’na ulaştık. Yaklaşık 3000 yıllık Geç Hitit dönemi eseri olan bu kabartma, dünyanın ilk yazılı tarım anıtı kabul ediliyor. Fırtına Tanrısı Tarhundas bir elinde buğday başağı, diğerinde üzüm salkımı tutarken; karşısındaki Tuvana Kralı Varpalavas dua eder biçimde tasvir edilmiş. Tanrının önündeki Luvi hiyeroglif yazıt, tarihin kayaya düşülmüş imzası gibi.
Akşam Niğde’ye vardığımızda kar iyice bastırmıştı. Ertesi sabah rotamız, Bizans döneminin önemli kaya yapılarından biri olan Gümüşler Manastırı idi. Dışarıdan bakıldığında sade görünen bu yapı, tüf kayaya oyulmuş devasa bir kompleks. Avlu, kilise, keşiş hücreleri ve fresklerle süslü mekânlarıyla Kapadokya’nın en iyi korunmuş manastırlarından biri. Özellikle “Gülümseyen Meryem Ana” freski, ince bir tebessümle yüzyılların içinden bakıyor insana.
Ardından Bor ilçesi Kemerhisar’daki Tyana Antik Kenti’ne geçtik. Roma İmparatorları Traianus ve Hadrianus dönemlerinde inşa edilen su kemerleri, Bahçeli’deki kaynaktan gelen suyu kilometrelerce öteden kente taşıyormuş. Bugün ayakta kalan kemerler hâlâ görkemli. Roma Havuzu’nda kaynayan suyu görünce, antik mühendisliğin gücüne bir kez daha hayran kalıyoruz.
Dönüş yolunda beyaz örtü altındaki bozkır bize eşlik ediyor. Gün batımına doğru Tuz Gölü’ne vardık. %32’yi aşan tuz oranıyla dünyanın en tuzlu göllerinden biri olan Tuz Gölü, flamingoların zarif adımlarıyla başka bir güzelliğe bürünüyor. Sonsuz beyazlık, gökyüzünün pastel renkleriyle birleşince zaman yine yavaşlıyor.
Akşam Konya’ya döndüğümüzde şehrin simgesi Mevlana Türbesi’ni gece ışıkları altında görmek yolculuğumuzu huzurla tamamladı.
Bu rota, Anadolu’nun hem doğasını hem de binlerce yıllık kültür mirasını bir arada sunuyor. Taşkale’nin kayalara oyulmuş ambarlarından İvriz’in kutsal kabartmasına, Gümüşler ’in gizemli fresklerinden Tuz Gölü’nün beyaz sonsuzluğuna uzanan bu yolculuk; geçmişle bugün arasında kurulmuş güçlü bir köprü gibi hafızamızda yer ediyor.



