Panteon, Roma Forumu
La città che profuma di storia
Sabah saat 8.00’de Piazza della Rotonda’ya vardığımızda, güzel bir kahvaltı yapmaya karar verdik. 1952 yılında kurulmuş olan Di Rienzo’nin açık havadaki masalarından birine oturduk. Pantheon’un nefes kesen manzarası eşliğinde, taze kahve ve leziz yiyeceklerle dolu keyifli bir sabahın tadını çıkardık.
İşlerine gitmeden önce uğrayan zarif İtalyan hanımlar ve takım elbiseli şık beyler, mekânın canlı ve sofistike atmosferini daha da güzelleştirdi.
Dikdörtgen meydanda, tapınağa yakın bir noktada yer alan Panteon Çeşmesi (Fontana del Pantheon), 1575 yılında Papa XIII. Gregory tarafından yaptırılmış. Ünlü mimar Giacomo Della Porta tarafından tasarlanan çeşmenin mermerleri ise heykeltıraş Leonardo Sormani’nin eseridir. Rönesans Roma’sında inşa edilen ilk çeşmelerden biri olma özelliğini taşıyor.
Çeşmenin ortasına daha sonradan eklenen karmaşık heykel kaidesi üzerinde, II. Ramses’in merkezi dikilitaşı yükseliyor. Yunus heykellerinin ağzından fışkıran su, meydanda dolaşanlara huzur veren bir ritim oluşturuyor.
Evet, artık Antik Roma’nın en iyi korunmuş yapılarından biri, başyapıt Panteon’u gezme vakti… Önceden aldığımız biletlerde giriş saati 9.30 yazıyordu, ancak kapıda küçük bir karışıklık çıktı. Rehberler ile görevliler bir türlü anlaşamayınca, biz de tartışmanın bitmesini beklemek zorunda kaldık.
Panteon’u diğer tapınaklardan ayıran en önemli özellik, tek bir tanrıya değil, tüm tanrılara adanmış bir ruhani yapı olması. 7. yüzyılda kiliseye dönüştürülmüş ve o zamandan beri kesintisiz olarak hizmet vermeye devam etmiş. Tapınağın ilk versiyonu, Augustus döneminde, MÖ 25–27 yılları arasında inşa edilmiş; tabii o zamanlar bugünkü görkeminden çok uzaktı.
Bugün gördüğümüz yapı ise Hadrian tarafından MS 126 civarında tamamlanmış. Etrafını çevreleyen, koruma altına alınmış ve büyük kısmı yıkılmış antik duvar kalıntıları, eserin ne kadar eski ve değerli olduğunu gözler önüne seriyor.
Yapı üç ana bölümden oluşuyor: Meydana bakan giriş portikosu, kubbeyle örtülü silindirik ana kütle ve en arkadaki bölüm. İçeri girmeden önce portikonun ön cephesinde yer alan üçgen alınlık hemen dikkat çekiyor: “LUCIUS’UN OĞLU MARCUS AGRIPPA BUNU 3. KONSÜLLÜĞÜ ZAMANINDA YAPTI.” Bu yazıt, önceki tapınağı yaptıranın adı ve yapım tarihini bizlere aktarıyor.
Girişte, Korint düzeninde 16 devasa sütun karşılıyor bizi; her biri 60 ton ağırlığında, 11,8 metre yüksekliğinde ve 1,5 metre çapında, Mısır’dan özel olarak getirilmiş. Bu sütunlar, burada gerçekten bir tapınakta olduğumuzu ilk anda hissettiriyor.
Oldukça büyük ve görkemli bronz kapıdan içeri adım attığımızda, dışardaki eski yapı ile tamamen zıt, renkli ve bambaşka bir ortamla karşılaşıyoruz. İşte o an başımızı kaldırıp kubbeye baktığımızda, Panteon’un neden mimarlık tarihinin en önemli yapılarından biri olduğunu bir kez daha anlıyoruz.
Burası bugün hâlâ Basilica di Santa Maria ad Martyres olarak hizmet veriyor. Pantheon, Roma’da patrikliğe ait kiliseler dışında, papazlar meclisinin toplandığı tek kilise olma özelliğini de koruyor.
Çapı 43,3 metre olan, dünyanın en büyük takviyesiz beton kubbesi, gökyüzüne açılan 9 metre çapındaki dairesel açıklığı —Oculus yani “göz deliği”— ile tam bir mühendislik harikası olarak kabul ediliyor. Güneş ışığı bu açıklıktan süzülerek içeri giriyor ve tüm mekânı bir ışık huzmesiyle dolduruyor.
Devasa kubbenin çapı ile yerden yüksekliği hemen hemen aynı; öyle ki kubbenin simetriği altına tam bir küre yerleştirilse, küre mekânın içine tam olarak sığacak biçimde tasarlanmış.
İçerideki duvarlar, kubbenin başlangıç hizasına kadar uzanan nişler ve geometrik desenli mermer döşemelerle tamamen kaplanmış. Nişlerin bazılarında, İtalya tarihinin önemli isimlerinin mezarları bulunuyor. Rönesans’ın ünlü sanatçısı Rafaello Sanzio, I. Umberto ve İtalya’nın ilk kralı II. Vittorio Emanuele’nin mezarları özellikle dikkat çekiyor.
Panteon aynı zamanda Hristiyan azizlerine adanmış çeşitli sunak ve şapellere de ev sahipliği yapıyor; resimler, heykeller ve detaylı süslemelerle her köşesi ayrı bir sanat eseri gibi.
Panteon’dan çıktıktan sonra, başka bir şaheseri keşfetmeye gidiyoruz: Sant’Ignazio Katolik Kilisesi. 17. yüzyılda inşa edilmiş bu kilise, Barok mimarinin en zarif örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Kubbesi olmayan kilise, özellikle tavan süslemeleriyle ziyaretçilere kubbe hissi veriyor. Freskler ve resimler, gökyüzüne açılan pencere gibi görünerek mekâna adeta ilahi bir derinlik katıyor. Renkler öylesine canlı ve uçuk ki, içeride dururken kendinizi neredeyse cennetteymiş gibi hissediyorsunuz.
Girişte bulunan ayna sayesinde, küçük bir ücret karşılığında tavanın detaylarını daha yakından incelemek mümkün; perspektif hilesi ile tavanın sanki gözlerinizin önünde yükseldiğini görmek gerçekten büyüleyici.
Panteon’dan çıktıktan sonra, başka bir şaheseri keşfetmeye gidiyoruz: Sant’Ignazio Katolik Kilisesi. 17. yüzyılda inşa edilmiş bu kilise, Barok mimarinin en zarif örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Kubbesi olmayan kilise, özellikle tavan süslemeleriyle ziyaretçilere kubbe hissi veriyor. Freskler ve resimler, gökyüzüne açılan pencere gibi görünerek mekâna adeta ilahi bir derinlik katıyor. Renkler öylesine canlı ve uçuk ki, içeride dururken kendinizi neredeyse cennetteymiş gibi hissediyorsunuz.
Girişte bulunan ayna sayesinde, küçük bir ücret karşılığında tavanın detaylarını daha yakından incelemek mümkün; perspektif hilesi ile tavanın sanki gözlerinizin önünde yükseldiğini görmek gerçekten büyüleyici.
Artık bir şeyler yemek vakti geldi diyerek Vivi Piazza Venezia’ya giriyoruz. Mekân oldukça sıra dışı; organik ürünlerin kullanıldığı, mavi tonların serpiştirildiği hoş ve ferah bir ortam sunuyor. Lezzetli bir öğün sonrası, tekrar yürüyüşe geçip Roma Forumu’na doğru ilerliyoruz. Aslında Kolezyum ve Roma Forumunu aynı gün gezmeyi planlamıştık, ama detayların çokluğu nedeniyle ikisine de yeterli zaman ayırmak gerekiyor.
Antik Roma’da halk kutlamaları, seçimler, dini ritüeller, mahkemeler, alışveriş, borsa ve oyunlar gibi günlük yaşamın tüm etkinlikleri, Roma Forumu’nda gerçekleşiyordu. Forum, Palatino Tepesi’nin hemen altında, MÖ 7. yüzyıldan MS 608 yılına kadar inşa edilmiş; Antik Roma’nın siyasi ve dini kültür merkezi olarak işlev görüyormuş.
Roma’nın kökleri, ilk yerleşim yeri olan Palatino Tepesi ile Forum arasındaki yaklaşık 40 metrelik gizli geçit aracılığıyla birbirine bağlanıyor. Palatino’daki saraylarında yaşayan İmparatorlar, bu tepe altındaki rampayı kullanarak güvenle Forum’a ulaşabiliyormuş.
Girişte herhangi bir sorun yaşamadan içeri girdik ve küçük bir kafeteryada biraz dinlendik. Ne var ki, tek bir tuvaletin olması uzun kuyruklara neden olmuş; bu kadar büyük bir arkeolojik alanda yeterli olmaması şaşırtıcı değil.
Tahta yürüyüş yollarından, zaman zaman patikalardan geçerek ilerliyoruz. Çoğunluğu otlarla kaplı arazide ulu ağaçlara da rastlamak mümkün. Bir zamanlar dünyaya hâkim olan bir imparatorluğun yaşam alanlarında dolaşmak, Sacra Via (Kutsal Yol) üzerinde yürümek insana bambaşka duygular yaşatıyor.
Roma Forumu’nun en eski tapınağı olan Satürn Tapınağı’nın sütunları özellikle muhteşem gözüküyor. Arkeolojik kalıntılar arasında neler yok ki: Regia (Kralın evi) Vesta Tapınağı (Tanrıça Vesta’nın kutsal bakire rahibelerinin yaşadığı tapınak) Rostra (Hatiplerin meydanlarda konuşma yaptığı kürsüler) Tabularium (Bronz levhalardan oluşan senet ve kontratların saklandığı yer) Septimius Severus Kemeri ve Titus Kemeri Antoninus ve Faustina Tapınağı
Maxentius Bazilikası Sezar Forumu ve Venus Genetrix Tapınağı Divus Julius Tapınağı (Sezar’ın mezarı olduğu söylenen tapınak) Sunak kalıntılarının altında ve toprak yığınlarının arasında çiçekler açmış, dilek paraları bırakılmış… Her adımda tarih ve insanların bıraktığı izler iç içe geçmiş, Roma’nın büyüsünü hissettiriyor.
Akşam, Otel Forum Roma’nın çatı terasında, Roma manzarası eşliğinde muhteşem bir yemek ile evlilik yıldönümümüzü kutladık. Gece ışıklandırılmış Roma Forumu adeta bambaşka bir büyüye bürünmüş, taşların ve sütunların silueti ışıkla daha da etkileyici hale gelmişti.
O sırada genç bir Türk çiftle yaptığımız keyifli sohbet, akşamı daha da özel ve unutulmaz kıldı. Hem şehir hem de kendi küçük kutlamamız bir araya gelmiş, Roma gecesini eşsiz bir hatıraya dönüştürmüştü.






