Erhan Yurdayüksel: “19 Mayıs Işığında”

19 Mayıs 1919… Samsun’da yakılan o ilk meşale, yalnızca bir milletin makûs talihini değiştirmedi aynı zamanda geleceğin öznesi olarak gençliği işaret etti.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bu günü gençlere armağan etmesi, bir bayram ilanından çok daha fazlasıydı.

Yarını kurma iradesinin, cesaretinin ve sorumluluğunun genç nesillere emanet edildiğinin açık beyanıydı.

“Bütün ümidim gençliktedir” sözü, yalnızca tarihî bir hitap değil; her döneme yön veren bir kalkınma ve toplumsal dönüşüm manifestosudur.

Bugün ise o büyük ideal ile günümüz gerçekliği arasında dikkat çekici bir mesafe bulunuyor.

Milyonlarca genç, üretimin, eğitimin ve sosyal yaşamın dışında, zamanla bağını zayıflatan bir döngünün içinde yaşam mücadelesi veriyor.

Hayata katılmak yerine beklemeye alışan, potansiyelini göstermek yerine fırsat kollayan geniş bir kuşak oluşuyor.

Bu durum bireysel değil ekonomik, toplumsal ve kültürel sonuçlar doğuran yapısal bir meseleye dönüşmüş durumda.

Bir Odaya Sığdırılan Potansiyel: “Ev Genci” Gerçeği

Türkiye’de ne eğitimde ne istihdamda bulunan ve uluslararası literatürde net olarak tanımlanan gençlerin sayısı her geçen yıl daha fazla dikkat çekiyor.

Bizde “ev genci” olarak ifade edilen bu kavram, yalnızca istatistiksel bir kategori değil; ertelenen hayatların, askıya alınmış hedeflerin ve giderek zayıflayan toplumsal aidiyet hissinin göstergesi.

En üretken çağında sosyal hayatın, çalışma yaşamının ve kamusal alanın dışında kalan gençler; uzun mülakat süreçleri, belirsiz kariyer yolları ve ekonomik baskılar arasında yön bulmaya çalışıyor.

Bir kahvenin, bir kitabın, bir konserin dahi hesap edilmek zorunda kaldığı ekonomik ortam gençliği üretimden ve keşiften uzaklaştırırken, içe kapanmayı ve yalnızlaşmayı artırıyor.

Kalabalıklar içinde bile büyüyen bir mesafe hissi oluşuyor.

Türkiye’den Dünyaya Bakınca

Dünyanın birçok ülkesinde gençler erken yaşta ekonomik ve sosyal bağımsızlığa hazırlanıyor.

Üniversite–iş dünyası iş birlikleri, staj ağları, burs sistemleri ve kariyer destek mekanizmaları; gençlerin hayata daha güçlü başlamasına yardımcı oluyor.

Bizde ise çoğu zaman diplomalar umutla birlikte beklemeye bırakılıyor.

Barınma maliyetleri, geçim baskısı, fırsat eşitsizliği ve liyakat konusundaki güvensizlik, gençlerin geleceğe dair aidiyet hissini zedeliyor.

“Yarın ne olacağım?” sorusu artık yalnız bireysel bir kaygı değil; ülkenin üretim kapasitesini, toplumsal dinamizmini ve demokratik canlılığını doğrudan ilgilendiren temel bir mesele hâline geliyor.

Çünkü gençliğin sisteme güvenini kaybettiği yerde, yalnız bireyler değil toplumun geleceği de yavaşlar.

Çözüm: Gençliği Hayatın Merkezine Taşımak

Samsun’da yakılan meşale, gençleri edilgen bir bekleyişe değil üretime, bilime, sanata, emeğe ve toplumsal hayata çağırıyordu.

Bu nedenle “ev genci” olgusunu kader gibi görmek yerine, çözülmesi gereken yapısal bir sorun olarak ele almak zorundayız.

Atılması gereken adımlar nettir:

Eğitim ile istihdam arasındaki kopukluk giderilmeli.

Üniversiteler yalnız diploma veren kurumlar değil; gerçek hayata hazırlayan merkezler hâline gelmeli.

Uzun dönem staj, uygulamalı eğitim ve sektör iş birlikleri genişletilmeli, yaygınlaştırılmalı.

Genç girişimcilik desteklenmeli.

Bürokratik engeller azaltılmalı, gençlere başlangıç sermayesi ve mentorluk desteği sağlanmalı.

Liyakat görünür hâle getirilmeli.

Şeffaf işe alım süreçleri ve fırsat eşitliği, gençlerin sisteme duyduğu güveni yeniden inşa eder.

Psikolojik ve sosyal destek mekanizmaları güçlendirilmeli.

Uzun süreli işsizlik yalnız ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir yıpranma oluşturur.

Barınma ve geçiş desteği sağlanmalı.

Uygun fiyatlı yurtlar, kiralık konut projeleri ve gençlere yönelik ulaşım, internet destekleri fırsat eşitliği açısından kritik önemdedir.

Anadolu’da yeni fırsat merkezleri oluşturulmalı.

Gençlerin yalnız büyükşehirlere sıkışmadığı, yerel kalkınma odaklı yeni üretim alanları kurulmalı.

Sanat, spor ve kültür gençlik politikalarının merkezine alınmalı.

Çünkü güçlü toplumlar yalnız ekonomiyle değil; kültürel üretimle de yükselir.

Bu başlıklar yalnızca iyi niyet önerileri değil; uzun vadeli toplumsal istikrarın temel şartlarıdır.

19 Mayıs’ın Asıl Mesajı
19 Mayıs yalnızca geçmişi anma günü değildir; geleceği kurma iradesinin simgesidir.

Bugün evlerine çekilen, üretimden uzaklaşan ve kendisini görünmez hisseden her genç; aslında ülkenin eksilen enerjisidir.

Bir toplum gençlerini ekonomik hayatın, kültürel üretimin ve kamusal yaşamın dışına ittiğinde  yalnız bireyler değil, kalkınma fikri de zayıflar.

Şimdi ihtiyaç duyulan şey, gençliği yeniden hayatın merkezine taşıyacak güçlü bir toplumsal iradedir.

Liyakati esas alan, fırsat eşitliği sunan, emeği görünür kılan ve umut duygusunu yeniden güçlendiren bir yaklaşım…

Çünkü bir ülkenin gerçek serveti doğal kaynakları ya da kasasındaki para değil, geleceğe inanmayı sürdüren gençleridir.

19 Mayıs’ın ışığı hâlâ yol gösteriyor.

Mesele artık o ışığın var olup olmadığı değil gençlerin önündeki engelleri kaldırıp o ışıkla yeniden yürüyebilecek bir ülke iklimi oluşturabilmektir.

Türkiye’nin yarınları, gençlerin bugünkü imkânlarında saklıdır.

Ve o yarını inşa etmek, hepimizin ortak sorumluluğudur.

Söz sizde

Peki sizce gençlerin ülkenin geleceğindeki en büyük gücü nedir?

Bugünün gençleri, Atatürk’ün emanet ettiği değerlere yeterince sahip çıkabiliyor mu?

“Bağımsızlık mücadelesinin eşsiz lideri, ileri görüşlü devlet adamı ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm kurtuluş kahramanlarını saygı, minnet ve rahmetle anıyor, gençliğe umut ve sorumluluk armağan eden bu anlamlı günde herkesin 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyorum.”

Erhan Yurdayüksel

19 Mayıs 2026