Erhan Yurdayüksel: AB’de Oyunun Kuralları Değişiyor

Avrupa Birliği ile Avustralya arasında resmen başlatılan Horizon Europe ortaklık müzakereleri, ilk bakışta teknik bir laboratuvar iş birliği ya da akademik bir protokol gibi görünebilir. Oysa bu adım, küresel güç dengelerinin kökten sarsıldığı ve “stratejik özerklik” kavramının merkezî hale geldiği bir dönemde, bilimin ve inovasyonun artık en etkili jeopolitik araçlardan biri haline geldiğini açık biçimde ortaya koyuyor. Bugün rekabet, yalnızca pazarlar ya da askeri kapasite üzerinden değil veri, teknoloji ve bilgi üretimi üzerinden şekilleniyor.

Bu bağlamda Avrupa’nın attığı adım, klasik bir iş birliği genişlemesinden çok daha fazlasını ifade ediyor: Bu, küresel ölçekte yeni bir “teknoloji jeopolitiği”nin inşasıdır.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Canberra ziyaretiyle ivme kazanan süreç, 2026 itibarıyla resmî müzakere aşamasına taşındı. Avrupa Komisyonu ile Avustralya hükümetinin masaya oturması, yalnızca fonların paylaşılması anlamına gelmiyor; iki farklı kıtada gelişmiş inovasyon ekosistemlerinin kurumsal, teknolojik ve hatta normatif düzeyde birbirine bağlanması anlamına geliyor.

Avrupa Komisyonu’nun araştırma ve inovasyondan sorumlu üyesi Ekaterina Zaharieva’nın dile getirdiği “benzer düşünceye sahip ülkeler” yaklaşımı, bu sürecin ideolojik ve stratejik çerçevesini çiziyor. Bu ifade, teknik bir diplomatik söylem olmanın ötesinde, küresel sistemde bir ayrışmaya işaret ediyor: Açık, şeffaf ve kurallara dayalı inovasyon modelleri ile daha kapalı ve devlet merkezli teknoloji ekosistemleri arasındaki rekabet.

Dolayısıyla burada hedef, yalnızca ortak projeler üretmek değil; yarı iletkenlerden yapay zekâya, kuantum teknolojilerinden biyoteknolojiye kadar kritik alanlarda ortak bir “teknolojik altyapı” ve hatta bir tür “bilimsel güvenlik şemsiyesi” oluşturmaktır.

Avustralya’nın hâlihazırda 200’den fazla Horizon Europe projesinde yer alıyor olması, bu ülkenin sistemin dışındaki bir aktör değil, fiilen parçası olduğunu gösteriyordu. Ancak “Ortak Ülke” statüsü, bu fiilî durumu hukuki ve kurumsal bir zemine taşıyarak oyunun kurallarını değiştiriyor.

Birincisi, finansal entegrasyon.
Avustralyalı araştırma kurumları ve şirketler, artık milyarlarca euroluk program bütçesine doğrudan erişim sağlayabilecek. Bu, sadece kaynak artışı değil; aynı zamanda küresel Ar-Ge rekabetinde eşitlik anlamına geliyor.

İkincisi, yönetişim katılımı.
Avustralya, yalnızca projelere katılan bir paydaş olmaktan çıkarak, Avrupa’nın bilimsel önceliklerini belirleyen mekanizmalara daha fazla dahil olacak. Bu da bilim politikasının uluslararasılaşmasında yeni bir aşamaya işaret ediyor.

Üçüncüsü, operasyonel hız ve ölçek.
Bürokratik engellerin azalmasıyla birlikte araştırma süreçleri hızlanacak, kıtalararası iş birlikleri daha sürdürülebilir ve ölçeklenebilir hale gelecek. Bu durum özellikle derin teknoloji (deep tech) alanlarında belirleyici olabilir.

Neden Şimdi? Jeopolitik Zorunluluklar

Bu hamlenin zamanlaması tesadüf değil. Küresel sistemde artan belirsizlikler, tedarik zinciri kırılmaları ve teknoloji rekabeti, ülkeleri daha sıkı ve güven temelli iş birliklerine yönlendiriyor.

Temiz enerji, yarı iletkenler, kritik hammaddeler ve sağlık teknolojileri artık yalnızca ekonomik büyümenin değil, ulusal güvenliğin de temel bileşenleri olarak görülüyor. Bu nedenle AB ile Avustralya arasındaki yakınlaşma, klasik bir bilim iş birliğinden çok, stratejik bir konumlanma olarak okunmalı.

Bu çerçevede ortaya çıkan tablo şudur: Taraflar, ticaret ve savunma alanlarında zaten güçlenen ilişkilerini, “bilim diplomasisi” ile derinleştiriyor. Böylece yalnızca bugünün değil, geleceğin rekabet alanları da birlikte şekillendiriliyor.

AB ile Avustralya arasındaki bilimsel iş birliği yeni değil; 1994 yılında imzalanan anlaşmaya kadar uzanan köklü bir geçmişe sahip. Ancak bugün gelinen nokta, bu ilişkinin nitelik değiştirdiğini gösteriyor.

Horizon Europe artık yalnızca bir Avrupa programı değil; Kanada’dan Birleşik Krallık’a, Türkiye’den Yeni Zelanda’ya kadar uzanan geniş bir uluslararası ağın merkezi. Japonya ile müzakerelerin tamamlanmış olması ve Hindistan ile yürütülen temaslar, bu ağın giderek daha küresel bir karakter kazandığını ortaya koyuyor.

Bu genişleme aynı zamanda önemli bir eğilime işaret ediyor: Bilimsel iş birlikleri, Atlantik merkezli yapıdan çıkarak Hint-Pasifik eksenine doğru genişliyor. Avustralya’nın bu denklemdeki rolü ise coğrafi olduğu kadar stratejik.

Finansal İrade: 175 Milyar Euroluk Mesaj

Avrupa Komisyonu’nun 2028–2034 dönemi için program bütçesini 175 milyar euroya çıkarma önerisi, bu stratejinin yalnızca söylem düzeyinde kalmadığını gösteriyor. Bu rakam, Avrupa’nın küresel teknoloji yarışında daha iddialı bir aktör olma niyetinin somut göstergesi.

Bu aynı zamanda ABD ve Çin ile süregelen rekabette, Avrupa’nın kendi modelini güçlendirme çabasıdır. Daha açık, daha kapsayıcı ve daha düzenleyici bir inovasyon yaklaşımının finansal teminatı olarak da okunabilir.

Bilim Diplomasisinin Yeni Yüzü Mü?

AB–Avustralya müzakereleri, dış politikanın doğasının değiştiğini net biçimde ortaya koyuyor. Artık uluslararası ilişkiler yalnızca diplomatik masalarda ya da askeri ittifaklarda şekillenmiyor; laboratuvarlarda, veri merkezlerinde ve araştırma ağlarında da yazılıyor.

Bu yeni dönemde ülkeler, sınırlarını korumak kadar, bilgi üretim kapasitesini güvence altına almak için de ittifaklar kuruyor. “Bilgi paktları” olarak adlandırılabilecek bu yapılar, geleceğin ekonomik ve politik gücünü belirleyecek.

Son tahlilde Horizon Europe, bir araştırma programının çok ötesine geçmiş durumda. Bu program, yalnızca bilimsel çıktılar üretmiyor, aynı zamanda değerler, normlar ve stratejik yönelimler etrafında şekillenen yeni bir küresel düzenin taşıyıcısı haline geliyor.

Sizce Avrupa dünya siyasetinin neresinde?

Görünen o ki, Avrupa’nın oluşturduğu bu yeni eksen, önümüzdeki yıllarda yalnızca genişlemekle kalmayacak aynı zamanda dünya siyasetinin merkezine daha da yerleşecek.

Erhan Yurdayüksel

11 Nisan 2026