Erhan Yurdayüksel: Acil Durum Çağrısı

Küllerin altındaki ekonomi: Portekiz yanarken biz neden korkmalıyız?

Termometrelerin 44 dereceyi gösterdiği, gökyüzünün kızıl bir örtüyle kaplandığı, nefes almanın bile güçleştiği günlerden birini daha yaşıyoruz. Bu kez adres Portekiz.

Viseu bölgesindeki Vouzela’da başlayan yangınlar, yalnızca birkaç gün içinde 11 bin hektardan fazla ormanlık alanı küle çevirdi.

Binlerce canlının yaşam alanı, doğal zenginlikler ve geleceğe bırakılması gereken bir miras, alevlerin arasında yok olup gidiyor.

Portekiz Ulusal Sivil Koruma Kurumu (ANEPC) ülke genelinde alarm durumuna geçerken, İtalya’dan havalanan Canadair uçakları, İspanya’dan gelen itfaiye ekipleri ve Fas’ın gönderdiği personel adeta zamana karşı mücadele veriyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in “Portekiz’in yanındayız” mesajı, aslında yalnızca bir ülkeye değil, insanlığın ortak acısına verilen bir destek niteliğinde.

Fakat alevlerin görünmeyen bir yüzü daha var.

Bugün Portekiz’de yanan yalnızca ormanlar değil, milli servet, tarım arazileri, turizm gelirleri ve ekonomik istikrardır.

Yangın söndürme uçaklarının ve helikopterlerinin saatlik maliyetleri, binlerce personelin sahadaki operasyonları, bozulan tedarik zincirleri ve ardından gelecek uzun yıllara yayılan rehabilitasyon çalışmaları milyarlarca avroluk bir faturaya dönüşüyor.

İklim krizinin ekonomik bilançosu artık çevre raporlarının dipnotlarında değil; devlet bütçelerinde, market raflarında ve vatandaşın cebinde yazılıyor.

Çünkü ormanlarını kaybeden ülkeler yalnızca ağaçlarını kaybetmez.

Su kaynakları azalır, tarımsal üretim düşer, erozyon artar, biyolojik çeşitlilik yok olur.

Bunun doğal sonucu ise yükselen gıda fiyatları, artan sigorta maliyetleri, azalan turizm gelirleri ve büyüyen kamu harcamalarıdır.

Başka bir ifadeyle, yeşilin kaybı doğrudan ekonomik refahın kaybına dönüşür.

Tam da bu noktada aynayı kendimize çevirmek zorundayız.

Türkiye bu acıya yabancı değil. 2021 yılında Ege ve Akdeniz kıyılarında yaşanan büyük orman yangınları ve sonrasında yurdun cennet köşelerinde çıkan yangınların bıraktığı derin izler hâlâ hafızalarımızda tazeliğini koruyor.

Günlerce süren mücadele, kaybettiğimiz ormanlar ve ardından başlayan yeniden yapılanma tartışmaları, doğanın kaybettiklerini yerine koymanın ne kadar zor olduğunu hepimize gösterdi.

Elbette uluslararası dayanışma önemlidir.

Türkiye, 2016 yılından bu yana Avrupa Sivil Koruma Mekanizması’nın tam katılımcısıdır.

Geçmişte İspanya ve Hırvatistan’dan gelen yangın söndürme uçakları bize destek oldu, biz de ihtiyaç duyan komşu ülkelere yardım eli uzattık.

Bölgesel iş birlikleri ve ikili sivil koruma anlaşmaları kriz anlarında önemli avantajlar sağlıyor.

Ancak asıl soruyu kendimize sormadan rahatlayamayız:

Başkalarının yardımı, bizim ihmallerimizin bedelini ne kadar karşılayabilir?

Uluslararası ekipler alevleri söndürebilir.

Fakat yok olan ekosistemi, kaybedilen tarım alanlarını, tükenen su rezervlerini ve bunun ekonomiye vereceği uzun vadeli zararı hangi ülke telafi edebilir?

Yaz aylarında ormanlara girişin yasaklanması ya da kırsalda bazı faaliyetlerin sınırlandırılması elbette gereklidir.

Ancak bunlar kalıcı çözümler değildir.

Asıl ihtiyaç duyulan, yangın riskini azaltan ormancılık politikaları, güçlü erken uyarı sistemleri, etkin denetim, rantçılara dur diyebilen bilinçli toplum ve iklim değişikliğine uyum sağlayan uzun vadeli kamu politikalarıdır.

Çünkü doğanın muhasebesi son derece acımasızdır.

Ne taksit kabul eder ne de erteleme.

Kestiği faturayı mutlaka tahsil eder.

Bugün Portekiz’de yaşananlar bize yalnızca bir orman yangınını değil, iklim krizinin ekonomik sonuçlarını da gösteriyor.

Eğer doğayı yalnızca çevrecilerin meselesi olarak görmeye devam edersek, yarın bunun bedelini hep birlikte daha yüksek vergilerle, daha pahalı gıda fiyatlarıyla, daha ağır afet maliyetleriyle ve daha yoksul bir gelecekle ödeyebiliriz.

Şimdi kendimize şu soruyu sormanın tam zamanı:

Yarın benzer bir Vouzela felaketi bizim topraklarımızda yaşandığında, uluslararası uçakların gelmesini beklerken kaybedeceğimiz her dakikanın ekonomik ve insani maliyetine gerçekten hazır mıyız?

Ormanları bir çevre lüksü değil, ülkenin en stratejik ekonomik sermayesi olarak görmeyi ne zaman başaracağız?

Ve en önemlisi, her şey küle döndükten sonra mı, yoksa henüz zaman varken mi harekete geçeceğiz?

Acil Durum Çağrısı

Unutmayalım; orman yangınlarının büyük bölümü insan kaynaklıdır.

Yanan her ağaçla birlikte yalnızca oksijenimiz değil, geleceğimiz ve ekonomik güvenliğimiz de yok oluyor.

Ormanlık alanlarda ve yol kenarlarında kesinlikle ateş yakmayın, sigara izmariti atmayın, anız yakmayın.

En küçük bir dumanı ya da yangın belirtisini gördüğünüz anda vakit kaybetmeden Acil Çağrı Merkezi’ne haber verin.

Erken ihbar yalnızca ormanları değil, hayatları, ekonomiyi ve geleceğimizi de kurtarır.

Çünkü geleceğimiz gerçekten yanıyor.

Erhan Yurdayüksel

06 Temmuz 2026