Erhan Yurdayüksel: Akdeniz’in Amiral Gemisi

Akdeniz Paktı’nın Amiral Gemisi Neden Olamadık?

Brüksel ve Kahire hattından gelen son haber, Akdeniz’in dalgalarında yankılanırken içimizde tanıdık bir sızı bırakıyor:

Mısır ve Avrupa Birliği, 690 milyon avroluk temiz enerji şebekesi yatırımı için el sıkıştı.

Trans-Akdeniz Yenilenebilir Enerji ve Temiz Teknoloji İşbirliği Girişimi (T-MED) kapsamındaki bu devasa paket, sadece bir enerji projesi değil, Akdeniz’in yeni ekonomik ve stratejik haritasının çizildiğinin resmi ilanıdır.

O haritaya bakıp şu can yakıcı soruyu sormak ise bizim payımıza düşüyor:

Coğrafi konumu, muazzam rüzgâr ve güneş potansiyeli, gelişmiş sanayi altyapısı ve dinamik iş gücüyle bu paktın doğal amiral gemisi olması gereken Türkiye, neden masanın dışındaki bir seyirciye dönüştü?

Kaçan Trenin Ekonomik Anatomisi

Ekonomi rakamlardan ibaret değildir, ekonomi, zamanı ve fırsatları yönetme sanatıdır.

Mısır’ın kaptığı bu paket, bizim sadece “yeşil dönüşüm” vizyonuyla izlediğimiz bir geleceği onların nasıl bugünden inşa ettiğini gösteriyor:

Finansmanın Gücü: 600 milyon avroluk EIB Global kredisi ve 90 milyon avroluk AB hibesi. Bu, küresel sermayenin ve kurumsal güvenin nereye aktığının açık bir göstergesidir.

2030 Hedefi: Şebekeye entegre edilecek 22 GW yenilenebilir enerji kapasitesi. Bu güç, 10 milyon hanenin elektriğini karşılamakla kalmayacak, Mısır’ı Avrupa’nın en kritik temiz enerji tedarikçisi yapacak.

Sistemik Dönüşüm: Yatırım sadece panelleri değil, şebekenin kendisini (trafo merkezleri, iletim hatları) modernize ediyor.

Yani geleceğin dijital ve yeşil ekonomisinin otobanını kuruyorlar.

Biz ise Anadolu’nun rüzgârını ve Akdeniz’in güneşiyle üretebileceğimiz milyarlarca dolarlık katma değeri, makroekonomik istikrarsızlıklar ve dış politikadaki yalnızlık sarmalında eritmekle meşgulüz.

“Mavi Vatan” Söyleminden Bölgesel Soyutlanmaya

Türkiye olarak yıllardır Akdeniz’deki haklarımızı haklı olarak askeri ve jeopolitik tezlerle savunuyoruz.

Ancak modern dünya, cephe hatlarından ziyade ekonomik entegrasyon hatlarıyla şekilleniyor.

AB’nin Global Gateway (Küresel Geçit) stratejisi çerçevesinde Akdeniz’in güneyini fonlaması, bölgedeki güç dengesini askeri gemilerle değil, yüksek gerilim hatlarıyla değiştiriyor.

Gerçek şu ki: Mısır Dışişleri Bakanı Abdelatty’nin “Bu anlaşma ortak kararlılığımızı yansıtıyor, ekonomimize gerçek faydalar sağlıyor” sözlerindeki o özgüven, aslında bizim olmalıydı.

Süveyş Körfezi’ndeki rüzgârı fona dönüştüren akıl, Ege ve Akdeniz kıyılarındaki Türk sanayicisinin küresel fonlara erişimini tıkayan vizyonsuzluğun aynasıdır.

Ekonomik güven ortamını tam anlamıyla tesis edemediğimiz, uluslararası finans kurumlarıyla ilişkileri stratejik bir zemine oturtamadığımız için, Avrupa Yatırım Bankası (EIB) gibi devasa kaldıraçlar yönünü güneye çeviriyor.

Biz kendi içimizde faiz, enflasyon ve kur sarmalında boğulurken, el alem 2030’un Akdeniz enerji pazarını parselliyor.

Kıyıda Bekleyen Dev

Türkiye, Akdeniz’in en uzun kıyı şeridine sahip, sanayisi en gelişmiş ülkesidir.

Ancak bu potansiyel, uluslararası işbirlikleri ve ucuz/uzun vadeli yeşil fonlarla taçlandırılmadığı sürece sadece bir “temenni” olarak kalmaya mahkumdur.

Mısır’ın imzaladığı bu 690 milyon avroluk mukavele, bize Akdeniz’de liderliğin sadece askeri güçle veya coğrafi büyüklükle değil, finansal diplomasi, kurumsal güvenilirlik ve yeşil dönüşüm hızıyla kazanıldığını dramatik bir şekilde hatırlatıyor.

Amiral gemisi olmak için önce rüzgârı doğru yönden alacak yelkenleri açmak, yani rasyonel ekonomi ve akılcı dış politika ligine geri dönmek gerekiyor.

Aksi takdirde, Akdeniz’in parlayan yeni yıldızlarını kıyıdan izlemeye devam edeceğiz.

Sizce Türkiye’nin bu milyar avroluk yeşil enerji fonlarından dışlanmasının arkasındaki temel sebep, uygulanan makroekonomik politikaların yarattığı risk algısı mı, yoksa AB ile olan dönemsel jeopolitik tıkanıklıklar mı?

Erhan Yurdayüksel

22 Haziran 2026