Erhan Yurdayüksel: Amerika ve İsrail’e Dur Demeli!..

Son yıllarda, Amerika ve İsrail’in Ortadoğu’daki müdahaleleri sadece bölgesel istikrarsızlığı artırmakla kalmamış, aynı zamanda küresel güvenlik ve barış için de ciddi tehditler oluşturmuştur. Bu müdahaleler, daha geniş bir coğrafyada sadece İran’ı değil, tüm Ortadoğu’yu etkileyen kaotik bir yapıyı beslemektedir. Özellikle İran’a yönelik ekonomik yaptırımlar ve askeri tehditler, bölgedeki gerginliği tırmandırmakla kalmıyor, aynı zamanda tüm dünyayı daha büyük bir çatışma ve istikrarsızlık riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Bu dış müdahaleler, özellikle Amerika’nın küresel hegemonik çıkarları doğrultusunda, barışçıl çözüm yollarını göz ardı ederken, bölgedeki halkları derin bir güvensizlik ve korku içinde bırakmaktadır.

Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik izlediği politika, aslında sadece bir ülkeyi değil, tüm Ortadoğu’yu daha büyük bir güvensizlik içine çekmektedir. Amerika, İran’a karşı uyguladığı ekonomik yaptırımlarla, sadece İran’ın ekonomik yapısını çökertmekle kalmıyor, aynı zamanda bölgedeki diğer ülkeleri de olumsuz yönde etkileyerek daha büyük bir ekonomik ve toplumsal kriz yaratıyor. Bu yaptırımlar, İran halkını doğrudan etkileyerek, sağlık hizmetlerinden eğitim sistemine kadar tüm kamu hizmetlerini zorluyor. Bu da sadece İran halkı için değil, bölgedeki diğer ülkelerdeki halklar için de büyük bir tehdit oluşturuyor. İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekiyor, işsizlik oranları artıyor, çocuklar eğitim alamıyor ve toplum, bir yıkım sürecine giriyor.

Amerika’nın yanı sıra, İsrail’in İran’a yönelik askeri tehditleri ve provokasyonları da bölgedeki tansiyonu sürekli olarak yükseltiyor. Bu tür müdahaleler, savaşın eşiğine gelmiş olan bir bölgeyi, daha da büyük bir çatışmanın içine sürüklüyor. Özellikle nükleer silahların devreye girebileceği bir ortamda, bu tür askeri tehditlerin devam etmesi, küresel güvenliği daha da riske atıyor. Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası aktörlerin yeterince etkili bir duruş sergilememesi, dünya çapında büyük bir felakete yol açabilir.

Amerika’nın İran üzerindeki ekonomik baskısı, dünya çapında enerji fiyatlarını doğrudan etkiliyor. Özellikle İran, Orta Doğu’nun önemli enerji üreticilerinden biri olduğu için, bu ülkeye uygulanan yaptırımlar dünya enerji piyasalarında büyük dalgalanmalara yol açmakta ve enerji fiyatlarının yükselmesine neden olmaktadır. Bu yükselme, sadece bölge ülkelerini değil, gelişmiş ekonomiler dahil dünya genelindeki tüm halkları etkiliyor. Aileler, artan enerji maliyetleri nedeniyle temel yaşam giderlerini karşılamakta zorlanırken, dünya genelindeki yoksulluk oranları giderek yükseliyor. Bu ekonomik dengesizlikler, yerel hükümetleri daha fazla borçlanmaya, toplumsal huzursuzlukları arttırmaya ve hatta yeni çatışmaların ortaya çıkmasına neden olabiliyor.

Üstelik, bu müdahalelerin ardında yalnızca ekonomik ve askeri tehditler yoktur; aynı zamanda insan hakları ihlalleri de ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Özellikle İran’a uygulanan yaptırımlar, halkın yaşam kalitesini düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda bölgedeki sağlık sistemlerinin çökmesine de yol açmaktadır. Tıbbi malzeme ve ilaç tedariği ciddi şekilde zorlaşırken, sağlık altyapısının yok olması, hastalıkların yayılmasına ve ölümlerin artmasına sebep oluyor. Her geçen gün daha fazla insan sağlık hizmetlerinden mahrum kalıyor, halkın temel sağlık hakları hiçe sayılıyor.

Bir diğer önemli konu ise, bu müdahalelerin mülteci krizini daha da derinleştiriyor olmasıdır. İran’daki ekonomik ve askeri krizler, milyonlarca insanın evini terk etmesine, bölgedeki diğer ülkelerde mülteci nüfusunun artmasına yol açmaktadır. Bu mülteciler, genellikle zorlu koşullarda, sağlık hizmetlerinden yoksun ve temel yaşam haklarından mahrum bir şekilde hayatta kalmaya çalışıyor. Mülteci kamplarındaki aşırı kalabalık, hijyen sorunları ve sağlık krizleri, dünya genelinde yeni insani felaketlerin habercisi olabilir.

Bütün bunlar gösteriyor ki, Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik müdahaleleri, yalnızca İran’ı değil, tüm Ortadoğu’yu, hatta küresel barışı tehdit etmektedir. Bu müdahalelere dur demek, yalnızca bu iki ülkenin savaşçı politikalarına karşı bir tepki değil, aynı zamanda küresel barış ve istikrar adına verilen bir mücadele olmalıdır. Küresel toplum, bu tür müdahalelere karşı daha güçlü bir duruş sergilemeli, diplomatik çözüm yollarını ön planda tutarak, savaşın yol açacağı yıkımı engellemelidir. Zira, savaşın yıkıcı etkilerinin yalnızca İran’la sınırlı kalmayacağı, tüm insanlık için derin yaralar açacağı açıktır.

Erhan Yurdayüksel

10. Ocak.2026