Hafta başları her zaman bir değerlendirme vaktidir. Geleceğe dair kaygıların, “Acaba yarın ne olacak?” sorularının zihnimizi en çok kurcaladığı anlardır.
Bugün de masamda, eski kıtanın geleceğine, modern insanın en büyük korkularından birine ve o korkuyu yenme çabasına dair iki önemli dosya duruyor.
Gelin, ilk önce hepimizin içini kemiren, modern dünyanın o amansız sorusuyla başlayalım: “Avrupa’da bu yaz elektriğimiz kesilecek mi? Karanlıkta kalacak mıyız?”
Güneşin Gölgesindeki Kaygılar: 2026 Yaz Görünümü
Avrupa Komisyonu, ENTSO-E’nin (Avrupa Elektrik İletim Sistemi İşletmecileri Ağı) yayımladığı 2026 Yaz Görünümü (Summer Outlook 2026) raporunu büyük bir rahatlamayla karşıladı.
Raporun satır aralarını okurken, adeta bir gerilim filminin mutlu sonuna yaklaşmış gibi hissediyorsunuz.
Farklı kaynaklar, karmaşık senaryolar ve bilgisayar simülasyonları tek bir gerçeği haykırıyor: Avrupa bu yaz karanlığa teslim olmayacak.
Elektrik arz yeterliliği güçlü, sistem sağlam.
Ancak her zaman olduğu gibi, bu hikayede de “gölgede kalan” köşeler var.
Şebekeyle bağlantısı zayıf, sınırlı hareket kabiliyetine sahip az sayıdaki talihsiz piyasa, yazın kavurucu sıcaklarında, talebin zirve yaptığı o kritik saatlerde mercek altında olacak. Onlar için nöbet devam ediyor.
Rapordaki şu tezat ise tam bir modern zaman trajedisi ve dönüşümü:
Yükselen Umut: Geçen yaza kıyasla tam 90 GW’ın üzerinde devasa bir yenilenebilir enerji (özellikle güneş) kapasitesi sisteme eklendi. Batarya depolama kapasitesi ise tam iki katına çıktı.
Doğa, insanoğluna elini uzattı.
Geri Çekilen Eski Güçler: Öte yandan kömür ve gazla çalışan o yaşlı termik santraller, 12 GW’lık bir kayıpla sahneden çekiliyor.
Planlı kesintiler ve azalan hidroelektrik rezervleri, sistemin omuzlarındaki yükü artırıyor.
Üstelik her şey kendi içimizdeki dengelerle de sınırlı değil.
Orta Doğu’da bitmek bilmeyen, yürekleri dağlayan jeopolitik gerilimler, petrol ve gaz tedarikinin üzerine kara bir bulut gibi çöküyor.
Dünya o kadar küçüldü ki, binlerce kilometre ötedeki bir kıvılcım, Avrupa’daki bir fenerin sönmesine neden olabiliyor.
Yine de arkamızda bıraktığımız 2025/2026 kışının sorunsuz atlatılmış olması, bu yaz için yüreklere su serpiyor.
Cehalete Karşı Akıl İttifakı: Bilim Diplomasisi
Elektrik ağlarıyla birbirine bağlanan Avrupa, asıl büyük bağını bugün başka bir alanda, insanlığın ortak hafızasında kurdu.
Avrupa Birliği Konseyi, bilim diplomasisine yönelik ilk AB Çerçevesi hakkındaki tavsiye kararını kabul etti.
Bu sadece bürokratik bir metin değil, bilimin, cehalete ve kutuplaşmaya karşı bir kalkan olarak kuşanılmasıdır.
Toplantıda konuşan Komisyon Üyesi Ekaterina Zaharieva’nın sözleri, kulaklarımızda adeta bir manifesto gibi çınlıyor:
Dünyanın pek çok yerinde bilimsel ve akademik özgürlüklerin postalların, baskıların ve dogmaların altında ezildiğini gördükçe bu çerçevenin kıymeti daha iyi anlaşılıyor.
Avrupa, insanı insan yapan bu temel değerleri savunarak dünyaya şu mesajı veriyor: Biz hâlâ aklın ve özgürlüğün merkeziyiz.
İşte bu yüzden, dünyanın önde gelen devleri; Kanada, Güney Kore ve Japonya, AB’nin küresel bilim programı Ufuk Avrupa (Horizon Europe) çatısı altında birleşiyor.
Bu sadece bütçe ortaklığı değil,
demokrasiye, kurallara ve özgür dünyaya duyulan ortak inancın ilanıdır.
Küresel Krizle Randevu
Şubat 2025’te 130 uzmanın bir yıl boyunca adeta iğneyle kuyu kazarak hazırladığı rapordan doğan bu yeni strateji, aslında beş büyük cephede savaş veriyor:
Değerler ve Egemenlik: Teknolojik ve veri egemenliğini korumak.
Küresel Liderlik: Bilimsel iş birlikleriyle dünyaya yön vermek.
Bilime Güven: Karar alırken dogmalara değil, verilere dayanmak.
Barış ve İnsan Hakları: Araştırma potansiyelini barışın hizmetine sunmak.
Sürdürülebilirlik: İklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı ve kirlilikten oluşan o korkunç “üçlü küresel krizle” topyekûn mücadele etmek.
Netice itibariyle; evlerimizin ışıklarının yanıp yanmeyacağı korkusuyla başladığımız haftada, arkamıza bilimin ve ortak aklın gücünü alarak ilerliyoruz. Avrupa, şebekelerini güneşle tahkim ederken, geleceğini de bilimle aydınlatmaya çalışıyor. Çünkü biliyoruz ki en büyük karanlık elektriksizlik değil, bilimin ve özgürlüğün ışığından mahrum kalmaktır.
Söz Sizde
Ukrayna’dan Orta Doğu’ya uzanan jeopolitik krizlerin gölgesinde, yenilenebilir enerjinin bu hızlı yükselişi sizce bizi tamamen bağımsız ve güvenli bir geleceğe taşımaya yetecek mi, yoksa her an karanlıkta kalma riskini bir hayalet gibi taşımaya devam mı edeceğiz?
Küresel güç savaşlarının ve akademik baskıların tırmandığı bir çağda, “Bilim Diplomasisi” gerçekten devletler arasında kırılmaz barış köprüleri kurabilir mi, yoksa insanlığın ortak aklı da jeopolitik çıkarların gölgesinde kalmaya mahkûm mu?
Erhan Yurdayüksel
01 Haziran 2026