Erhan Yurdayüksel: “Biz Ayrılamayız…”

İngiltere Avrupa’ya yeniden göz kırparken, Türkiye hangi kapının önünde bekliyor?

Fon müziği: “Biz Ayrılamayız…”

Bazı ayrılıklar büyük laflarla, meydanlardaki coşkulu alkışlarla ve sandık mühürleriyle başlar.

Ardından bayraklar sallanır, nutuklar atılır ve büyük bir zafer ilan edilir. Herkes kazandığını sanır.

Sonra takvim yaprakları düşer, zaman geçer ve gerçeğin soğuk yüzü kapıyı çalar.

Faturalar ödenemez hale gelir, raflardaki etiketler sürekli değişir, fabrikaların üretim maliyetleri tırmanır.

İşveren daha pahalıya üretmek zorunda kalırken tüketici her geçen gün artan pahallılığı yaşar.

Gençler başka ülkelerin konsolosluk kapılarında umut arar, şirketler yeni pazarların peşine düşer ve siyasetçiler bir zamanlar kesin hükümlerle kapattıkları kapıların önünde çaresizce yeniden düşünmeye başlar.

Bugün İngiltere ile Avrupa Birliği arasında yaşananlar tam da böyle dramatik ve ibretlik bir hikâyedir.

Arka fonda hala o eski ve tanıdık şarkı çalmaktadır: “Biz Ayrılamayız…”

Çünkü ülkeler kâğıt üstünde ayrılabilir, anlaşmalar feshedilebilir ve sınırlar kalın duvarlarla örülebilir, ancak coğrafyayı, ticaretin damarlarını ve insanın daha iyi bir yaşam arzusunu ortadan kaldırmak o kadar kolay değildir.

Brexit’in Onuncu Yılında Gelen İtirafın Bedeli

Takvimler 2016 yılını gösterdiğinde İngiltere, Avrupa Birliği’nden kopma kararını bir referandumla verdi.

Kampanyanın temel sloganı oldukça çekiciydi:

“Kontrolü geri alacağız.”

Brüksel’in katı kurallarından kurtulmak, ulusal egemenliği zirveye taşımak ve ülkenin geleceğini tamamen kendi ellerine almak milyonlarca seçmene cazip kılındı.

İngiltere 31 Ocak 2020’de resmen ayrıldı, serbest dolaşım bitti ve kurallar baştan yazıldı.

Peki, İngiltere Avrupa’dan ayrıldı da Avrupa İngiltere’nin hayatından tamamen çıktı mı?

Elbette hayır.

Avrupa, Manş Denizi’nin hemen ötesinde durmaya devam etti.

Tedarik zincirleri, enerji hatları ve devasa ticaret ortaklıkları yerli yerindeydi.

Coğrafya, siyasi kararları tanımayan tek mutlak gerçekti.

Şimdi, 2026 yılının sonbaharında, Başbakan Andy Burnham’ın serbest dolaşım meselesini yeniden dürüstçe tartışmaya açması, Brexit yarasının kabuk bağlamadığını gösteriyor.

Siyasette dün “hainlik” ilan edilen bir fikrin, bugün ekonomik bir mecburiyet olarak masaya konulması, hayatın sloganlardan çok daha güçlü olduğunun kanıtıdır.

Mutfağın ve Üretim Bandının Acımasız Dili

Seçim meydanlarında duygulara ve kimlik siyasetine yer vardır, fakat fabrikanın üretim bandında ya da mutfaktaki tencerede başka bir matematik konuşur.

İngiltere ile AB arasındaki ticaret ilişkileri Brexit sonrasında ağır bürokratik engellerle ve gümrük formaliteleriyle doldu.

İş gücü kıtlığı işletmelerin boynunu büktü.

Elbette yaşanan tüm ekonomik sarsıntıları sadece Brexit’e bağlamak haksızlık olur, küresel salgınlar ve enerji krizleri de dünyayı sarstı.

Lakin gerçeğin üzerini hiçbir siyasi söylem örtemez:

Avrupa ile ticaretin kurallarını değiştirmek, Avrupa ile ticaret yapma ihtiyacını asla ortadan kaldırmadı.

Aynı dram, çok daha derin bir ekonomik krizin eşiğindeki Türkiye için de geçerlidir.

Siyasi gerilimlerin hiç eksik olmadığı bir zeminde dahi, 2025 yılında Türkiye ile AB arasındaki mal ticareti 217,6 milyar avroyu aşmıştır.

İhracatımızın yüzde 42’sinden fazlası hâlâ o pazara gitmektedir.

Türkiye, siyasi olarak ayrı düşse de ekonomik omurga olarak Avrupa’ya göbekten bağlıdır.

Ancak içerideki tablo başka bir yangını işaret etmektedir.

Enflasyonun baskısı, fahiş kira artışları ve hayat pahalılığı vatandaşın belini bükmektedir.

Pazardan eli boş dönen annenin, geleceğini kendi ülkesinde göremeyen mühendisin hikâyesi, ekonomik bağımlılığın refaha dönüşemediği bir ülkenin acı tablosudur.

Gençlerin gözünü yurt dışına dikmesi, sadece bir beyin göçü değil, ülkenin geleceğine olan inancın erimesidir.

Biz Gerçekten Ayrılamayız…

Siyasetçiler sınırları yükseltebilir, vizeleri kalın duvarlara çevirebilir, kapılara kilit vurabilir.

Lakin ekonomi kapıyı er ya da geç tekrar çalar.

İnsanlar her zaman daha adil, daha refah bir yaşam için yollar arar.

İngiltere on yıllık ayrılığın ardından masaya dönerken, Türkiye de içeride hukuku, adaleti ve ekonomiyi düzeltmeden dışarıdaki hiçbir kördüğümü çözemeyeceğini anlamak zorundadır.

Ve hayat, bütün bu coğrafyanın yöneticilerine aynı sarsıcı soruyu sormaya devam eder:

Madem bağları kopardık, madem duvarları ördük…

Peki şimdi gerçekten daha mı mutluyuz?

Söz Sizde

Bu dramatik ekonomik tablo ve yarım kalmış Avrupa rüyası üzerine sizin düşünceleriniz neler? Yorumlarda buluşalım:

Sizce İngiltere’nin on yıl sonra serbest dolaşımı yeniden tartışmaya açması, ayrılık siyasetinin ekonomik gerçeğe yenildiğinin kesin kanıtı mı?

Türkiye’nin Avrupa ile devasa ticaret hacmine rağmen vatandaşlarına hak ettiği refahı üretememesinin arkasındaki en köklü sorun sizce nedir?

Gençlerin kendi ülkesinde umutla kalabilmesi için siyasetin ve ekonominin ilk olarak hangi acil adımı atması şarttır?

Erhan Yurdayüksel

27 Ekim 2026