Erhan Yurdayüksel: Büyük hesaplaşma

Dijital sokağa çıkma yasağı ve yeni Dünya ekonomisi…Ne söylesem?

Bir zamanlar çocuklar hava kararmadan eve çağrılırdı.

Bugün ise dünya, çocuklarını sokaktan değil, ekranlardan geri çağırıyor.

Bu kez yasaklanan parklar değil, algoritmalar…

Bu kez kapatılan kapılar mahalle araları değil, sosyal medya platformları…

Ve belki de ilk kez insanlık, dijital çağın en büyük ekonomik savaşlarından birine tanıklık ediyor.

Fransa, parlamentonun her iki kanadında da kabul edilen tarihi kararla 15 yaş altındaki çocuklara sosyal medya kullanımını yasaklayan ilk Avrupa Birliği ülkesi oldu.

Emmanuel Macron yönetiminin belki de görev süresi sona ermeden önceki en iddialı hamlelerinden biri olan bu düzenleme, liselerde cep telefonu kullanımına da ciddi sınırlamalar getiriyor.

Üstelik rüzgâr yalnızca Paris’te esmiyor.

Yunanistan, Slovenya ve İsveç benzer adımları değerlendirirken; İspanya 16, Avusturya ise 14 yaş sınırını tartışıyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in yaz sonrasında açıklaması beklenen “kademeli erişim” modeli ve küçük çocuklara yönelik sıfır ekran yaklaşımı ise Avrupa’nın bu konuda ortak bir politika geliştirme arayışında olduğuna işaret ediyor.

İlk bakışta bütün bunlar, çocukları dijital bağımlılıktan korumaya yönelik sosyal bir reform gibi görünebilir.

Oysa ekonomik tabloya baktığımızda, sahnede çok daha büyük bir hesaplaşma var.

Çünkü burada sınırlandırılan yalnızca sosyal medya değil…

Küresel teknoloji devlerinin en değerli hammaddesi olan insan dikkati.

Dikkat ekonomisinin çatırdayan temelleri

Son yirmi yılın en büyük ekonomik modeli tek bir ilkeye dayanıyordu:

Ekranda geçirilen süre.

Bir çocuk ekran karşısında ne kadar uzun kalırsa;

Hakkında o kadar fazla veri toplanıyor,

Dijital profili daha ayrıntılı oluşturuluyor,

Tüketim davranışları daha isabetli tahmin ediliyor,

Reklam gelirleri katlanarak büyüyor.

Bugün Meta, TikTok, X ve benzeri platformların gerçek sermayesi yazılım kadar, kullanıcıların dikkatidir.

Özellikle de çocukların…

Çünkü teknoloji şirketleri için Z Kuşağı ve Alpha Kuşağı yalnızca bugünün kullanıcıları değil, onlarca yıl sürecek bir “ömür boyu müşteri değeri” anlamına geliyor.

İşte bu nedenle Fransa’nın attığı adım, yalnızca pedagojik bir tercih değil; Silikon Vadisi’nin gelir modeline yönelmiş stratejik bir müdahale olarak da okunabilir.

Eğer benzer düzenlemeler Avrupa genelinde yaygınlaşırsa, kullanıcı edinme maliyetleri yükselebilir, genç kullanıcı sayılarında azalma görülebilir ve dijital reklam ekonomisinin bugünkü dengeleri yeniden şekillenebilir.

Asıl mücadele algoritmalarla

Kararın ardından Fransa’da başlayan siyasi tartışmalar da bunun yalnızca bir çocuk koruma politikası olmadığını gösteriyor.

Muhalefetin yönelttiği temel soru oldukça dikkat çekici:

“Reşit olmayanlar için tüm sosyal medyayı mı yasaklayacağız, yoksa yalnızca bağımlılık oluşturan özellikleri mi sınırlandıracağız?”

İşte tam da bu soru, Avrupa ile Amerika arasındaki dijital ekonomi anlayışını birbirinden ayırıyor.

ABD uzun yıllardır algoritmaları serbest piyasanın doğal bir ürünü olarak değerlendirmeyi tercih ederken, Avrupa giderek artan biçimde onları kamu sağlığı, eğitim ve ekonomik verimlilik açısından düzenlenmesi gereken alanlar arasında görüyor.

Sonsuz kaydırma…

Bitmeyen bildirimler…

Kumar psikolojisini andıran ödül mekanizmaları…

Artık bunlar yalnızca yazılım tasarımı değil, ekonomik maliyet üreten sistemler olarak değerlendiriliyor.

Görünmeyen ekonomik fatura

Her ekonomik büyümenin görünmeyen bir maliyeti vardır.

Teknoloji şirketleri milyarlarca dolar kazanırken devletlerin önüne farklı bir bilanço geliyor.

Dikkat dağınıklığı…

Artan ruh sağlığı sorunları…

Azalan eğitim performansı…

İş gücü verimliliğindeki düşüş…

Yükselen sağlık harcamaları…

Ve giderek zayıflayan beşeri sermaye…

Bugün birçok gelişmiş ülke tam da bu maliyetleri hesaplıyor.

Çünkü dijital bağımlılığın oluşturduğu sosyal yükün, bazı alanlarda teknoloji şirketlerinin sağladığı ekonomik katkıyı gölgelemeye başladığı yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

Ekonominin diliyle ifade edersek tablo şöyle özetlenebilir:

Dijital bağımlılık, beşeri sermaye kaybı, sağlık harcamaları, kamu maliyeti

İşte Avrupa’nın sertleşen tutumunun temelinde de bu uzun vadeli maliyet hesabı yatıyor.

Dijital korumacılık çağı

Henüz Fransız Anayasa Konseyi’nin vereceği nihai karar bekleniyor.

Yaş doğrulama teknolojilerinin yeterliliği de ayrı bir tartışma konusu.

Ancak yön değişmiş görünüyor.

Artık ülkeler yalnızca çeliği, enerjiyi ya da otomotiv sektörünü korumuyor.

Yeni korumacılık,

Veriyi koruyor.

Algoritmaları düzenliyor.

İnsan dikkatini stratejik bir kaynak olarak görüyor.

Eğer Avrupa Komisyonu hazırladığı düzenlemeleri birlik genelinde ortak bir standarda dönüştürebilirse, önümüzdeki yıllarda dijital platformların büyüme stratejileri, reklam gelirleri ve şirket değerlemeleri yeniden şekillenebilir.

Belki de dijital kapitalizm ilk kez, sınırsız kullanıcı büyümesinin doğal kabul edilmediği yeni bir döneme giriyor.

Çünkü artık dünyanın en değerli kaynağı petrol değil…

Altın değil…

Veri de tek başına değil…

En değerli sermaye, insanın dikkati.

Ve onu koruyabilen toplumlar, belki de geleceğin en güçlü ekonomilerini inşa edecek.

Söz  sizde…

Peki sizce devletler bu düzenlemelerle gerçekten çocukları mı koruyor, yoksa dijital ekonominin kontrolünü yeniden ele geçirmek için yeni bir ekonomik düzen mi kuruyor?

Ve geleceğin en stratejik sermayesi insanın dikkati olacaksa, bu sermayenin sahibi bireyler mi olacak, yoksa görünmez algoritmalar mı?

Teknoloji şirketlerinin cazibesi Z Kuşağı ve Alpha Kuşağında aldı başını gitti…

Erhan Yurdayüksel

23 Temmuz 2026