Kül olurken seyrettiklerimiz: Avrupa’da yanan ormanların isyan çığlığı, insanlığın sessiz İntiharı
Çaresizlik çok zor! Binlerce canlı çığlıklar içinde yanıyor. Ağaçlar isyanlar içinde yanıyor. Ve bizler çaresizce seyrediyoruz.
Avrupa bugün sadece alevlerle değil, insanlığın doğaya yıllardır reva gördüğü zulmün en ağır faturasıyla yüzleşiyor. Belçika’dan Fransa’ya, İspanya’dan Hırvatistan’a kadar kıtanın dört bir yanında yükselen dumanlar, yalnızca yanan ormanların değil, sessizliğe gömülmüş bir medeniyetin tütmeyen vicdanının resmi.
Toprağın ve canın feryadı: Belçika tarihinin en karanlık günü
Belçika’nın doğusundaki High Fens doğa koruma alanı, pazar sabahına kadar geçen 24 saatte iki katından fazla büyüyerek yaklaşık 3 bin hektarlık bir alanı yuttu.
Ülkenin kayıtlı tarihindeki en büyük orman yangını olarak kayıtlara geçen bu felaket, uzun süren kavurucu sıcakların kuruttuğu turbalıklar ve çam ormanlarını birer baruta çevirdi.
Valonya bölgesinde 250’den fazla itfaiyeci ve acil durum görevlisi cansiperane bir mücadele verirken, Liege eyaletindeki sakinlerden evlerini terk etmeleri istendi.
Yaklaşık 600 insan yurdunu, yatağını, anılarını arkasında bırakarak Malmedy’deki bir spor salonuna sığındı.
Komşu Almanya ve Lüksemburg’dan gelen itfaiye ekipleri, yerel çiftçilerin traktörleriyle omuz verdiği bu umutsuz direnişte, AB Sivil Koruma Mekanizması’nın devreye sokulmasıyla İsveç, Hollanda ve Çekya’dan gönderilen helikopterler ve su atma uçakları gökyüzünden alevlerle boğuştu.
Sınır tanımayan bir vahşet: Fransa, Almanya ve İspanya yanıyor
Alevlerin dili, dini, sınırı yok.
Sınırın diğer tarafında, Almanya’nın Hürtgen Ormanı’nda yaşananlar Kuzey Ren-Vestfalya tarihinin en büyük orman yangınına sahne oldu.
1.400 itfaiyecinin canla başla direndiği bölgede en az 1.800 insan evlerinden tahliye edildi.
Evlerinden ayrılmak zorunda kalan binlerce insan, günün sonunda evlerine dönebilmenin tesellisini yaşasa da, geride kalan kül yığınları geleceğin ne kadar kırılgan olduğunu yüzümüze çarptı.
Fransa: Güneybatıdaki Landes bölgesinde, perşembe gününden beri çoğunluğu çam ormanlarından oluşan 1.700 hektardan fazla alan kül oldu.
Luglon kasabası çevresinden yüzlerce insan tahliye edilirken, 550 itfaiyeci, askeri personel ve altı yangın söndürme uçağı gece gündüz alevleri durdurmaya çalışıyor.
Ardennes bölgesinde ise itfaiye teşkilatı başkan yardımcısının “son yıllarda eşi benzeri görülmemiş” olarak nitelendirdiği kabus, doğanın direncini kırıyor.
İspanya: Huesca ilindeki Las Penas de Riglos belediyesinde bir haftadan uzun süredir sönmeyen yangın, yaklaşık 16.600 hektarlık devasa bir alanı yuttu.
Aragon bölgesinde ise 15 bin hektarı kül eden alevler binlerce kişiyi yollar düşürürken, şiddetli rüzgârlar felaketin boyutunu her geçen saat büyütüyor.
Doğu Avrupa ve Akdeniz: Hırvatistan sahil şeridinde ormanları ve zeytinlikleri yutan alevleri söndürmek için insanüstü bir çaba harcanırken, Dugi Otok Adası ve Peljesac Yarımadası’nda ekipler seferber oldu.
Sırbistan’da Belgrad yakınlarındaki Deliblatska millî parkı dahil 25 ayrı noktada birden yangınla boğuşuluyor.
Yunanistan’da Skyros Adası alevlere teslim olurken, son 24 saatte 50’den fazla tarım ve orman yangınının patlak vermesi sistemin ne denli alarm verdiğini gösteriyor.
“Yüksek alarm” seviyesi ve çaresizliğimizin aynası
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, kıtanın “yüksek alarm seviyesinde” olduğunu ve Doğu Avrupa ülkeleri üzerindeki baskının katlanarak arttığını açıkladı.
Copernicus Dünya gözlem uyduları haritalama desteği sunarken, ülkeler birbirine yardım eli uzatmaya çalışıyor.
Ancak asıl acı olan, gökyüzüne bakan o çaresiz gözler…
Yıllardır doğaya karşı işlediğimiz suçların, iklim krizine kulak tıkayışımızın, betona ve ranta kurban ettiğimiz yeşilin intikamıdır bu izlediklerimiz.
Belçika’da, Fransa’da, İspanya’da yanan sadece ağaçlar değil, geleceğimiz, nefesimiz, çocuklarımızın emanetidir.
Binlerce canlı çığlıklar içinde yanarken, ormanlar isyan bayrağını çekmişken, bizler ekranlar karşısında bu yıkımı izliyoruz.
Ve içimizdeki en ağır cümle yankılanıyor:
Çaresizlik çok zor!
Eğer doğanın bu çığlığını duymazsak, yarın yanacak olan yalnızca ormanlar değil, insanlığın ta kendisi olacak.
Söz sizde…
Yıllardır doğaya reva gördüğümüz bu vicdansızlığın faturasını daha ne kadar sessizce izlemeye devam edeceğiz?
Bu kül yığınları arasında kendi geleceğimizin de yandığını görmek için daha ne kadarımızın o alevlerin ortasında kalması gerekiyor?
Erhan Yurdayüksel
17 Ağustos 2026