Filler tepişir, karıncalar ezilir: Mutfaktaki sessiz yangın ve dayanışma koridorları
Tarih bazen tankların paletleriyle, bombaların gökyüzünü yaran sesiyle, savaş meydanlarının dumanıyla yazılır.
Ama bazen de tarihin en ağır cümleleri, bir mutfakta kurulur.
Bir annenin tencerenin kapağını açıp içindeki yemeği çocuklarına nasıl yetireceğini hesapladığı anda…
Bir babanın market rafında eline aldığı yağın fiyatına bakıp alışveriş listesinden bir ürünü daha sessizce çıkardığı anda…
Bir emeklinin kasada, aldığı birkaç temel gıdanın toplamını görünce cüzdanını yeniden kontrol ettiği anda…
Savaşın gerçek yüzü işte tam oradadır.
“Filler tepişir, karıncalar ezilir” derler.
Dünyanın güçlüleri birbirleriyle hesaplaşırken bedeli çoğu zaman güçsüzler öder.
24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgali başladığında da yalnızca Ukrayna’nın şehirleri, tarlaları ve limanları hedef olmadı.
Küresel ekonominin en hassas damarlarından biri de ağır bir baskı altına girdi.
Çünkü savaşın bir cephesi de mutfaklardı.
Bir bombanın yankısı market rafına nasıl ulaşır?
Ukrayna, dünyanın önemli tahıl ve yağlı tohum üreticilerinden biri.
Savaş öncesinde ülkenin tarımsal üretimi yalnızca kendi halkını değil, dünyanın farklı coğrafyalarındaki milyonlarca insanı da ilgilendiriyordu.
Karadeniz limanlarının savaş nedeniyle işlevsiz hale gelmesiyle mesele bir anda değişti.
Liman kapanırsa ihracat durur.
İhracat durursa arz azalır.
Arz azalırsa fiyat yükselir.
Fiyat yükselirse bunun faturası önce en yoksul sofralara kesilir.
Ekonominin dili soğuktur. Arz, talep, lojistik, navlun, sigorta, emtia fiyatları…
Oysa bu kelimelerin her birinin arkasında gerçek insanlar vardır.
Bir ton buğdayın fiyatındaki artış, kimi zaman başka bir ülkede ekmeğin fiyatına dönüşür.
Ayçiçeği tohumundaki arz sıkıntısı, başka bir coğrafyada yağ şişesinin etiketine yansır.
Gübre fiyatındaki sıçrama, çiftçinin gelecek sezon ne ekeceğini belirler.
Enerji maliyetlerindeki yükseliş ise tarladan fabrikaya, fabrikadan markete kadar bütün zinciri sarsar.
Yani savaş meydanından binlerce kilometre uzakta yaşayan bir insan bile savaşın ekonomik etkisini mutfağında hissedebilir.
İşte bu nedenle Ukrayna savaşı, yalnızca bir jeopolitik çatışma değildir.
Aynı zamanda küresel gıda güvenliği ve enerji fiyatları açısından devasa bir ekonomik şoktur.
Karadeniz kapanınca dünya neden tedirgin oldu?
Savaşın ilk dönemlerinde dünyanın gözü Karadeniz’e çevrildi.
Çünkü Ukrayna’nın ürünlerinin dünya pazarlarına ulaşmasında limanlar hayati önem taşıyordu.
Ancak limanların savaş koşullarında kullanılamaması, milyonlarca ton tarım ürününün ülke içinde sıkışması riskini doğurdu.
Savaş yalnızca üretimi değil, üretilen malın pazara ulaşmasını da tehdit ediyordu.
Tam burada, savaşın gölgesinde başka bir mücadele başladı:
Lojistik mücadelesi.
Avrupa Birliği, Ukrayna ve Moldova’nın geliştirdiği Dayanışma Koridorları, Karadeniz limanlarına alternatif kara, demir yolu ve iç su yolları üzerinden yeni ticaret damarları oluşturdu.
Mayıs 2022’den Temmuz 2026’ya kadar bu güzergâhlardan yaklaşık 230 milyon ton malın taşınmış olması, aslında tek başına olağanüstü bir ekonomik hikâyedir.
Bu miktarın yaklaşık 103 milyon tonu tarım ürünü, yaklaşık 95 milyon tonu ise tahıl ve yağlı tohumlardan oluşuyor.
Rakamlar büyük.
Fakat asıl büyük olan, bu rakamların arkasındaki ihtiyacın kendisi.
Çünkü o ürünler yalnızca istatistik değildir.
Onlar ekmektir.
Un’dur.
Yağdır.
Yemdir.
Çiftçinin üretim maliyetidir.
Fırıncının hesabıdır.
Marketin rafıdır.
Ve nihayetinde sofradaki yemektir.
Ya o koridorlar olmasaydı?
Şimdi biraz durup daha ürkütücü bir soru soralım:
Dayanışma Koridorları hiç kurulmamış olsaydı ne olurdu?
Ukrayna’nın tarımsal ürünleri ülke içinde birikseydi…
Karadeniz’deki ihracat kanalları uzun süre kapalı kalsaydı…
Demiryolları, karayolları ve nehir taşımacılığı devreye girmeseydi…
Dünyanın zaten pandemi sonrası tedarik zinciri sorunları, enerji şoku ve yüksek enflasyonla boğuştuğu bir dönemde küresel gıda arzı daha da daralsaydı?
Muhtemelen bugün çok daha ağır bir tabloyu konuşuyor olurduk.
Çünkü ekonomi bazen matematik kadar acımasızdır.
Arz azalır.
Talep aynı kalır.
Fiyat yükselir.
Ama fiyat artışı herkesi aynı şekilde vurmaz.
Zengin için pahalılaşan ekmek, yoksul için sofradan çıkan ekmektir.
İşte ekonomik krizlerin en büyük adaletsizliği de budur.
Enflasyon yalnızca fiyatların yükselmesi değildir. Enflasyon, insanların hayatlarından bir şeylerin eksilmesidir.
Birinin daha az et alması…
Bir diğerinin meyveyi çocuklarına ayırıp kendisinin yememesi…
Bir başkasının ısınma ile gıda arasında seçim yapması…
Bir öğrencinin öğün atlaması…
İstatistik tablolarında bunların hiçbiri görünmez.
Ama mutfakta görünür.
304 Milyar euroluk sessiz bir ekonomik koridor
Dayanışma Koridorları’nın hikâyesi yalnızca gıda taşımacılığından ibaret de değil.
Mayıs 2022’den Temmuz 2026’ya kadar bu güzergâhlardan gerçekleşen ticaret hacminin yaklaşık 304 milyar euroya ulaşması, söz konusu koridorların Ukrayna ekonomisi açısından ne kadar yaşamsal olduğunu gösteriyor.
Yaklaşık 78 milyar euroluk Ukrayna ihracatı, ülkenin savaş koşullarında ekonomik faaliyetini sürdürebilmesine katkı sağlarken, 220 milyar euroyu aşan ithalat da ülkeye akmaya devam eden ekonomik can damarını oluşturdu.
Yakıt…
Gübre…
İnsani yardım…
Sanayi girdileri…
Ve savaşın sürdüğü bir ülkede hayati önem taşıyan diğer ürünler…
Ekonomiler savaş zamanında yalnızca fabrikalarla ayakta kalmaz.
Ulaşım hatlarıyla, finansmanla, enerjiyle, lojistikle ve dış ticaret kanallarıyla ayakta kalır.
Bir ülkenin limanlarını kapatırsanız, yalnızca gemileri durdurmazsınız.
Üretimi yavaşlatırsınız.
İhracatı düşürürsünüz.
Döviz gelirini azaltırsınız.
İthalatı pahalılaştırırsınız.
İşletmeleri zorlarsınız.
İstihdamı baskılarsınız.
Ve sonunda savaşın maliyetini doğrudan savaş meydanında olmayan insanlara da ödetirsiniz.
Karadaki raylar, denizlerdeki gemiler kadar önemli
Ukrayna, Temmuz 2023 sonrasında kendi riskli Karadeniz koridorunu da devreye soktu.
Temmuz 2026 itibarıyla bu güzergâhtan yaklaşık 2,4 milyon ton ürünün çıkmış olması, ülkenin deniz ticaretini yeniden canlandırma çabasının boyutunu gösteriyor.
Fakat karadaki Dayanışma Koridorları hâlâ ekonomik sigortanın en önemli parçalarından biri.
Bugün Ukrayna ithalatının yaklaşık yüzde 90’ının, tarım dışı ihracatının ise yaklaşık yüzde 95’inin alternatif güzergâhlardan taşınması, savaş dönemlerinde lojistiğin ne kadar stratejik hale geldiğini ortaya koyuyor.
Eskiden savaş denildiğinde akla tanklar, uçaklar ve askerler gelirdi.
Şimdi savaşın başka bir gerçeğini de görmek zorundayız:
Lojistik de bir savaş alanıdır.
Bir trenin sınırı geçmesi…
Bir kamyonun gümrük kapısından çıkması…
Bir yük gemisinin limana ulaşması…
Bir çiftçinin gübresini zamanında alabilmesi…
Bunların her biri ekonomik hayatın devam edebilmesi için en az silahlar kadar kritik hale gelebiliyor.
Fillerin kavgası, karıncanın mutfağı
Büyük güçler enerji yollarını, ticaret rotalarını, nüfuz alanlarını ve jeopolitik üstünlüklerini tartışırken dünyanın sıradan insanı çoğu zaman çok daha basit bir soru soruyor:
“Yarın bu ürünün fiyatı ne olacak?”
İşte savaşın en acı ekonomik paradoksu burada ortaya çıkıyor.
Savaşı başlatanlar başka yerlerde karar verir.
Savaştan etkilenenler başka yerlerde yaşar.
Bir petrol fiyatındaki artış Avrupa’daki fabrikayı etkiler.
Bir gübre krizinin etkisi Afrika’daki çiftçiye ulaşır.
Bir tahıl arzındaki daralma Ortadoğu’daki ekmek fiyatını yükseltir.
Bir lojistik zincirindeki kırılma, binlerce kilometre uzaktaki tüketicinin bütçesini bozar.
Dünya ekonomisi artık birbirine öylesine bağlı ki bir ülkedeki savaşın yankısı, başka bir ülkede pazar filesinin içine kadar girebiliyor.
Bu nedenle “filler tepişir, karıncalar ezilir” sözü bugün hiç olmadığı kadar ekonomik bir anlam taşıyor.
Dayanışma, ekonominin görünmeyen sigortasıdır
Dayanışma Koridorları’nın belki de en önemli dersi burada yatıyor.
Kriz dönemlerinde ülkeler yalnızca kendi sınırlarının içine kapanarak ayakta kalamaz.
Bir yerde üretim aksıyorsa başka bir yerde lojistik çözüm gerekir.
Bir liman kapanıyorsa demiryolu devreye girmelidir.
Bir ticaret rotası tehlikeye giriyorsa alternatif rota kurulmalıdır.
Bir ülke ekonomik olarak boğuluyorsa uluslararası iş birliği nefes borusu olabilir.
Bu açıdan Dayanışma Koridorları, yalnızca Ukrayna’nın değil, küresel ekonominin de dayanıklılık testlerinden biri oldu.
Çünkü mesele Ukrayna’nın ürünlerini taşımaktan çok daha büyüktü.
Mesele, savaşın küresel gıda sisteminde yaratabileceği zincirleme şoku sınırlamaktı.
Mesele, milyonlarca insanın sofrasına ulaşan ürünlerin dünya pazarlarından tamamen kaybolmasını önlemekti.
Mesele, savaşın ekonomik bedelinin daha da büyümesini engellemekti.
Ve yine mutfak…
Bütün bu devasa rakamların sonunda insan yine mutfağa dönüyor.
Çünkü ekonomi kitaplarında “gıda güvenliği” diye geçen şey, bir annenin çocuğuna hazırladığı akşam yemeğidir.
“Enflasyon” denilen şey, kasada ödenen paradır.
“Arz zinciri” denilen şey, market rafında bulunabilen üründür.
“Jeopolitik risk” denilen şey, bazen pazara giderken insanın cebinde kalan paranın yetmemesidir.
Dünya liderleri masalarda haritalar açarken, sıradan insanlar kendi mutfaklarında hesap makineleri açıyor.
Biri sınır çiziyor.
Diğeri alışveriş listesi.
Biri savaşın süresini hesaplıyor.
Diğeri ay sonuna kaç gün kaldığını.
Ve işte bu nedenle savaşın gerçek ekonomik bilançosunu yalnızca milyarlarca euroyla ölçmek mümkün değil.
Bazen gerçek bilanço, sofradan eksilen bir tabaktır.
Bazen alınamayan bir kilo ettir.
Bazen çocuğun beslenme çantasına konulamayan bir meyvedir.
Bazen de tencerede daha fazla su kullanmak zorunda kalmaktır.
Karıncalar ne zaman nefes alacak?
Dayanışma Koridorları bize önemli bir gerçeği gösterdi:
Dünyanın en büyük krizleri karşısında insanlığın elindeki en güçlü araçlardan biri hâlâ dayanışmadır.
Bir tren hattı, bir liman kadar stratejik olabilir.
Bir kamyon konvoyu, bir ekonomik hayatın devamını sağlayabilir.
Bir ülkenin başka bir ülkeye açtığı ticaret kapısı, milyonlarca insanın sofrasına uzanan görünmez bir köprüye dönüşebilir.
Ama bütün bunlar bize başka bir soruyu da sorduruyor:
Fillerin tepişmesi ne zaman bitecek?
Savaşlar ne zaman sona erecek?
Enerji ve gıda, jeopolitik hesapların birer silahı olmaktan ne zaman çıkacak?
Ve en önemlisi…
Karıncalar ne zaman yalnızca hayatta kalmaya değil, hak ettikleri gibi yaşamaya başlayacak?
Belki de tarihin en büyük ekonomik başarısı, milyarlarca euro kazanmak değildir.
Belki gerçek başarı, bir çocuğun akşam sofrasındaki ekmeğin eksilmemesidir.
Çünkü dünyanın büyük güçleri haritalar üzerinde hesap yaparken, hayatın gerçek sınavı hâlâ mutfakta veriliyor.
Ve o mutfakta, savaşın bütün gürültüsüne rağmen, hâlâ aynı umut var:
Tencere kaynasın. Ekmek bölünsün.
Sofra kurulabilsin.
Filler tepişirken karıncaların ezilmediği bir dünya için belki de en büyük dayanışma koridoru, tam olarak buradan geçiyor.
Söz sizde…
Sizce savaşların, enerji krizlerinin ve küresel ekonomik hesaplaşmaların bedelini neden en ağır biçimde sıradan insanlar ödüyor, soframızdaki yangını söndürmek için ülkeler ve toplumlar daha ne kadar bekleyebilir?
Ve asıl soru şu: Filler tepişmeye devam ederken, karıncaların ezilmemesi ve her evde tencerenin kaynamaya devam etmesi için biz, yani toplum olarak ne yapabiliriz?
Erhan Yurdayüksel
25 Ağustos 2026