Doğu Akdeniz’in Kül Rengi Suları ve Ankara’nın Jeopolitik Hamlesi
Akdeniz’in dalgaları, tarih boyunca imparatorlukların kaderini tayin eden sert ve acımasız bir ritimle kıyılara vurur.
Ancak son günlerde bu suların altındaki derin akıntılar, sadece jeopolitik haritaları değil, bölgedeki tüm ekonomik ve enerji dengelerini sarsacak bir fırtınanın habercisi.
Libya’nın doğusundaki Temsilciler Meclisi’nin, 20 Ekim’de Türkiye ile 2019 yılında imzalanan deniz yetki alanları mutabakatını onaylaması, Akdeniz’in sarı taşlı kıyılarında yankılanan, Atina’dan Brüksel’e kadar uzanan geniş bir coğrafyada gerilimi tırmandıran dramatik bir kırılma noktası oldu.
Bu karar, yalnızca diplomatik bir imza metni değil, yıllardır sıkıştırılmak istenen Türkiye’nin, Akdeniz’in ekonomik damarlarında elini güçlendiren tarihi bir hamledir.
Mavi Vatan’ın Sınırlarında “Dramatik” Bir Eşik
Yıllarca “geçersiz” ve “hükümsüz” damgası vurulmak istenen 2019 mutabakatı, bugün Libya’nın kendi iç bölünmüşlüğünü aşarak kurumsal bir iradeyle bu anlaşmaya sahip çıkmasıyla yepyeni bir boyuta taşındı.
Meşruiyet Tartışmalarının Sonu: Bugüne kadar Atina ve Kahire ekseninin en büyük argümanı, anlaşmanın Libya’nın seçilmiş parlamentosu tarafından onaylanmadığı iddiasıydı.
Halife Hafter’e yakınlığıyla bilinen Temsilciler Meclisi’nin bu hamlesiyle o kalkan düştü.
Hafter Cephesinin Saf Değiştirmesi: Saddam Hafter’in ekonomik ve stratejik çıkarlarını korumak adına Türkiye ile kurduğu bu temas, Mısır’a yönelik ağır bir siyasi darbe niteliği taşırken, Yunanistan’ın Libya’daki bölünmüşlükten beslenen stratejisine de indirilmiş bir balyoz darbesi oldu.
“Coğrafya kaderdir, ancak o kaderi akılcı hamlelerle jeopolitik bir avantaja dönüştürmek, devlet aklının en sert sınavıdır.”
Ekonomik Savaş Alanı: Enerji Hatları ve Sondajın Gizli Maliyeti
Doğu Akdeniz mücadelesi, kâğıt üstündeki harita sınırlarından ibaret değil.
Bu işin arkasında milyarlarca dolarlık enerji projeleri, deniz altı kabloları ve küresel sermayenin risk hesapları yatıyor.
Great Sea Interconnector (GSI) ve Hukuki Gerilim
Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İsrail’in elektrik şebekelerini birbirine bağlamayı hedefleyen GSI projesi, Türkiye-Libya mutabakatının çizdiği hat üzerinden geçmek zorunda.
Ankara’nın kıta sahanlığından geçecek her kablo ve boru hattı için izin alınması gerektiği tezi, yatırımcılar ve sigortacılar için büyük bir “risk” faktörüne dönüşmüş durumda.
Uzmanların belirttiği gibi, uluslararası mahkemeler net bir karar verene dek, şirketler ve sermaye sahipleri bu jeopolitik riskle yüzleşmek zorunda.
Türkiye, bu hamleyle sadece siyasi bir zafer kazanmıyor, aynı zamanda bölgedeki enerji projelerinin masasında kilit bir aktör olarak varlığını veto yetkisiyle tahkim ediyor.
Avrupa’nın Çaresizliği ve Atina’nın Sıkışmışlığı
Brüksel’den gelen tepkiler gecikmedi.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Yunanistan Dışişleri Bakanlığı, kararı “derin bir pişmanlık” ve “uluslararası deniz hukukuna aykırı” olarak nitelendirdi.
Ancak bu sert diplomatik ret cümlelerinin gerisinde, Avrupa’nın sahadaki çaresizliği yatıyor:
Sınırlı Etki: AB, Libya’daki iki kutuplu gerçeklikle yüzleşmek zorunda kalırken, Türkiye’nin hem Trablus’la hem de doğudaki aktörlerle ilişki kurabilme esnekliği karşısında açıklamaların ötesine geçemiyor.
Girit’in Güneyi: Girit’in güneyinde Yunanistan’ın tek taraflı arama ruhsatı verdiği alanların Libya’nın hak iddia ettiği sahalarla çakışması, gelecekteki olası krizler için adeta bir “barut fıçısı” yaratıyor.
Diplomasi Fiilî Varlıkla Taçlandırılmalıdır
Libya Temsilciler Meclisi’nin bu onayı, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki tezlerine hukuki ve siyasi bir rüzgâr kazandırmıştır.
Ancak diplomasi masasındaki bu zafer sahada fiilî varlıkla tamamlanmadıkça eksik kalacaktır.
Ankara; 18 Mart 2020’de Birleşmiş Milletler’e bildirdiği kıta sahanlığı sınırlarının arkasında durarak, ihtilaflı sahalarda sismik araştırma ve sondaj faaliyetlerini kararlılıkla yeniden başlatmalıdır.
Doğu Akdeniz’in sert dalgaları arasında Türkiye, ekonomik çıkarlarından ve Mavi Vatan vizyonundan taviz vermeyeceğini bir kez daha kanıtlamıştır, çünkü bu denizde geri adım atmak, geleceğin enerji koridorlarında sessizliğe mahkûm olmak demektir.
Söz Sizde
Sizce Türkiye, Doğu Akdeniz’deki bu stratejik diplomatik üstünlüğünü sahada sismik ve sondaj faaliyetleriyle ne kadar hızlı somutlaştırmalı, yoksa mevcut hukuki ve siyasi zemin diplomatik bir uzlaşı için yeterli bir baskı unsuru mu?
Avrupa Birliği ve Yunanistan’ın, Libya’nın iç dinamiklerini ve bu kurumsal kararı göz ardı eden “geçersizdir” söylemi, Akdeniz’deki enerji projelerini (GSI gibi) maliyet ve risk açısından ne kadar sürdürülebilir kılabilir?
Mavi Vatan vizyonunun ekonomik bağımsızlık ve enerji güvenliği açısından taşıdığı bu kritik eşikte, Türkiye’nin hem Libya’nın batısıyla hem de doğusuyla aynı anda diyalog kurabilmesi bölgesel dengeleri kökten değiştirecek kalıcı bir barışın kapısını aralayabilir mi?
Erhan Yurdayüksel
23 Ekim 2026