Güneşin parlak ışıklarına rağmen karanlık odada çay yudumlamak: Avrupa geleceği inşa ederken biz neredeyiz?
Hafta sonu yine usulca kapımızı çaldı…
Perdenin arasından süzülen güneş ışıkları, sanki her şey yolundaymış gibi odanın karanlığını dağıtmaya çalışıyor.
Mutfakta demlenen çayın kokusu çocukluğumuzdan kalan güven duygusunu hatırlatıyor.
Sıcak bardağı avuçlarımızın arasına alıyor, birkaç saatliğine hayatın yükünü unutmaya çalışıyoruz.
Ne var ki artık o çay, eskisi gibi huzur vermiyor.
Bardağın yükselen buğusunun arkasında görünmeyen başka bir sis var. Geleceğin belirsizliği…
Bugün kaç anne, kaç baba çocuklarının yüzüne bakarken içinden aynı cümleyi kurmuyor?
“Ben ona nasıl bir gelecek bırakıyorum?”
İşte asıl sessizlik burada başlıyor.
Çünkü bugün ülkemizde yalnızca ekonomi kötü değil; umut da enflasyona yeniliyor.
Gençler diplomalarını bavullara koyup başka ülkelerin yollarını arıyor.
Aileler çocuklarını okutabilmek için hayatlarının birikimini harcıyor.
Emekliler ay sonunu değil, haftayı çıkarabilmenin hesabını yapıyor.
Çalışan insanlar artık maaşlarının ne kadar olduğuna değil, kaç gün dayanacağına bakıyor.
Her ay gelen elektrik faturası sadece tüketilen enerjiyi göstermiyor, aynı zamanda kaybedilen planları, ertelenen hayalleri ve çalınan umutları da yazıyor.
Biz kendi içimizde hayat pahalılığıyla mücadele ederken, dünyanın başka bir köşesinde geleceğin temelleri sessizce atılıyor.
Tam da bu yüzden, bu hafta sonu gözlerimizi biraz uzağa çevirelim.
Avrupa’nın batısına…
Ve ardından kendimize rahatsız edici ama kaçınılmaz bir soruyu soralım:
Biz bu hikâyenin neresindeyiz?
Avrupa Sadece Elektrik Taşımıyor; Geleceği Birbirine Bağlıyor
Geçtiğimiz günlerde Avrupa Komisyonu önemli ama kamuoyunda yeterince konuşulmayan bir projeyi büyük bir memnuniyetle duyurdu.
İspanya ile Portekiz arasında yeni bir elektrik enterkonneksiyon hattı devreye alındı.
İlk bakışta teknik bir haber gibi görünebilir.
Oysa bu, yalnızca iki ülkeyi birbirine bağlayan kablolardan ibaret değil.
Bu proje, ortak aklın, uzun vadeli planlamanın ve geleceğe duyulan güvenin somut bir göstergesi.
Kuzey Portekiz ile İspanya’nın Galiçya bölgesi arasında kurulan yeni hat sayesinde sınır ötesi elektrik kapasitesi tam 1.000 MW artırıldı.
Elektrik akışı İspanya’dan Portekiz’e 4.200 MW, Portekiz’den İspanya’ya ise 3.500 MW seviyesine ulaştı.
Bu dev yatırım, İspanya’nın iletim sistemi operatörü Red Eléctrica ile Portekiz’in ulusal operatörü REN tarafından tam koordinasyon içerisinde gerçekleştirildi.
Ancak rakamlardan daha önemli olan, bu yatırımı mümkün kılan zihniyet.
Avrupa Birliği Enerji ve Konut Komiseri Dan Jørgensen’in şu sözleri aslında yalnızca enerji politikası değil, kalkınma vizyonunun da özeti niteliğinde:
“Sınır ötesi elektrik bağlantıları daha fazla yenilenebilir enerjiyi sisteme dahil etmenin ve enerji fiyatlarını düşürmenin anahtarıdır. Güçlü bir Avrupa, güçlü bir ortak elektrik piyasasına dayanmalıdır.”
İşte dramatik kırılma tam da burada yaşanıyor.
Onlar sınırları anlamsızlaştırıyor.
Biz ise kendi sınırlarımız içinde bile ortak akıl üretmekte zorlanıyoruz.
Onlar elektriği paylaşarak maliyetleri düşürüyor.
Biz yüksek faturaları kader gibi kabulleniyoruz.
Onlar 2030 hedeflerine doğru ilerliyor.
Biz hâlâ günü kurtarmaya çalışıyoruz.
Güneş Bizde, Rüzgâr Bizde… Peki Neden Gelecek Başkalarının?
Şimdi dönüp kendi ülkemize bakalım.
Türkiye…
Yılda binlerce saat güneş alan…
Avrupa’nın en güçlü rüzgâr koridorlarından birine sahip olan…
Jeotermalde dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer alan…
Üç kıtanın kavşağında bulunan…
Kısacası enerji bakımından son derece avantajlı bir coğrafya.
Peki bütün bu zenginliğe rağmen neden hâlâ enerjide dışa bağımlıyız?
Neden her enerji krizi ekonomimizi sarsıyor?
Neden vatandaş her ay elektrik ve doğal gaz faturalarını korkuyla bekliyor?
Çünkü sorun kaynak eksikliği değil.
Sorun vizyon eksikliği.
Bugün Türkiye’de güneş ve rüzgâr santralleri elbette kuruluyor.
Ancak üretmek tek başına yeterli değil.
Ürettiğiniz elektriği taşıyamazsanız, depolayamazsanız ve sisteme bağlayamazsanız yatırımın büyük bölümü kâğıt üzerinde kalıyor.
Şebeke Alarm Veriyor
Türkiye’nin en büyük darboğazlarından biri iletim altyapısı.
TEİAŞ’ın mevcut şebekesi birçok bölgede yeni yenilenebilir enerji yatırımlarını karşılayacak kapasiteden uzak.
Trafo yetersizlikleri…
İletim hatlarındaki sınırlamalar…
Uzayan bağlantı süreçleri…
Aylarca hatta yıllarca bekleyen yatırım dosyaları…
Bir tarafta yatırım yapmak isteyen girişimciler…
Diğer tarafta onları bekleten bir sistem.
Avrupa komşusuna binlerce megavatlık yeni hat kurarken, biz bazen kendi bölgelerimiz arasında elektriği verimli biçimde taşıyamıyoruz.
Bölgesel Güç Olma Fırsatı Kaçıyor
Türkiye yıllardır “enerji üssü olacağız” diyor.
Coğrafyamız gerçekten buna uygun.
Ancak enerji üssü olmak yalnızca boru hattı geçirmekle mümkün değil.
Elektrik ticareti…
Şebeke entegrasyonu…
Bölgesel iş birlikleri…
Karşılıklı güven…
Uzun vadeli diplomasi…
İşte bunlar olmadan enerji merkezi olunamıyor.
İspanya ile Portekiz ortak gelecek kurarken, Türkiye komşularıyla sahip olduğu potansiyelin çok altında elektrik ticareti yapabiliyor.
En Pahalı Fatura: Güvensizlik
Avrupa ortak projeler sayesinde düşük maliyetli yeşil finansmana ulaşabiliyor.
Türkiye ise yüksek risk primi nedeniyle çok daha pahalı finansman bulabiliyor.
Yüksek faiz…
Artan yatırım maliyetleri…
Yavaşlayan projeler…
Ve sonunda…
Yine aynı adres.
Vatandaşın cebi.
Her geciken yatırımın bedelini aslında markette, sanayide ve evimizde ödüyoruz.
Asıl Kayıp Elektrik Değil, Zamandır
Elektrik enterkonneksiyonları yalnızca enerji taşımaz.
Rekabet taşır.
İstihdam taşır.
Sanayi taşır.
İhracat taşır.
Ucuz üretim taşır.
Karbon salımını azaltır.
Çocuklara daha temiz bir dünya bırakır.
Biz ise çoğu zaman yalnızca faturaları konuşuyoruz.
Oysa mesele faturadan çok daha büyük.
Mesele, çocuklarımızın geleceği.
Bugün yüksek enerji maliyeti nedeniyle rekabet gücünü kaybeden her fabrika, yalnızca üretimini azaltmıyor.
Bir gencin iş umudunu da azaltıyor.
Ertelenen her yatırım, yalnızca ekonomik büyümeyi değil, bir çocuğun geleceğe olan inancını da erteliyor.
Ve belki de en acısı…
Biz bütün bunları yavaş yavaş normalleştiriyoruz.
Çayın Buharında Kaybolan Yarınlar
Şimdi yeniden elimizdeki çay bardağına bakalım.
Belki hâlâ sıcacık.
Belki hâlâ aynı kokuyu taşıyor.
Ama artık o bardakta yalnızca çay yok.
İçinde cevapsız sorular var.
Çocuklarımızın geleceği var.
Kaybettiğimiz yıllar var.
Ve geç kalma korkusu var.
Avrupa geleceği inşa ederken biz geçmişin sorunlarıyla boğuşmaya devam edecek miyiz?
Yoksa sahip olduğumuz güneşi, rüzgârı, insan kaynağını ve coğrafi avantajı nihayet ortak akılla buluşturup yeni bir kalkınma hikâyesi yazabilecek miyiz?
Çünkü mesele yalnızca elektriğin hangi hattan geçtiği değildir.
Mesele, umutlarımızın hangi yöne aktığıdır.
Bugün kurulacak doğru enerji politikaları, yalnızca elektrik üretmeyecek, güven üretecek, yatırım üretecek, refah üretecek ve çocuklarımızın yarınlarını aydınlatacaktır.
Bu nedenle çayımızdan son bir yudum daha alalım.
Fakat bu kez yalnızca dinlenmek için değil…
Kendimize şu soruyu sormak için:
Söz sizde
Dünya geleceği inşa ederken, biz daha ne kadar karanlık odalarda yalnızca faturaların konuşulduğu hafta sonlarına uyanacağız?